Bizi Takip Edin

Avrupa

Malumatname: AB’nin askeri lojistiği sil baştan kurduğu ‘Askeri Schengen’ planında neler var?

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, kıta genelinde askeri hareketliliği artırmayı amaçlayan yeni yol haritasını (Military Mobility Package) 19 Kasım’da kamuoyuna sundu. Askeri Schengen olarak da geçen bu planın ayrıntılarına bakalım.

Toplam 115 sayfadan oluşan belge, askeri yüklerin ve birliklerin Avrupa Birliği (AB) sınırları içinde geçişinin basitleştirilmesini, lojistik alandaki “bürokratik ve altyapısal engellerin” kaldırılmasını öngörüyor.

Belgede, askeri hareketliliğin Avrupa’nın savunma stratejisi için kritik bir unsur olduğu belirtiliyor ve bu kabiliyetin, rakipleri caydırmak ve krizlere yanıt vermek adına zorunlu kılındığı ifade ediliyor.

Planın merkezinde, “Avrupa Askeri Güçlendirilmiş Müdahale Sistemi” (EMERS) yer alıyor. Bu yeni mekanizma, üye ülkelere veya Avrupa Komisyonu’na, olağanüstü durumlarda mal ve insan taşımacılığına ilişkin standart kuralları geçici olarak askıya alma yetkisi tanıyacak.

EMERS devreye girdiğinde, askeri unsurlar ulaşım altyapısına öncelikli erişim hakkı kazanacak. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Henna Virkkunen, proje sunumu sırasında bu girişimi fiilen bir “Askeri Schengen” yaratılması olarak tanımladı.

Bürokratik engeller kalkıyor, altyapı yenileniyor

Brüksel’in nihai hedefi; askerlerin, teknik ekipmanın ve destek personelinin Avrupa genelinde kara, demir, hava ve deniz yoluyla hızlı ve kesintisiz biçimde sevk edilmesini sağlamak. Belgeye göre AB ülkeleri, 2026 yılının ilk yarısına kadar ilgili ulaşım koridorlarının organizasyonu için somut öneriler geliştirecek.

Ayrıca askeri amaçlarla kullanılabilecek kritik öneme sahip 500 altyapı tesisi modernize edilecek.

Fransız Le Monde gazetesinin aktardığına göre AB, uzun yıllar boyunca askeri hareketliliğe yatırım yapmayı ihmal etti.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Avrupa devletleri, denizaşırı operasyonlar için gerekli olan zırhlı araç, fırkateyn ve savaş uçağı alımlarına odaklandı; bölgesel lojistik ve askeri altyapı ise ikinci planda kaldı.

AB ülkelerindeki kilit lojistik merkezlerinin bugün askeri ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğu belirtiliyor.

Farklı gümrük ve idari kurallar sahadaki işleyişi zorlaştırıyor. Le Monde, 2022 yılında NATO’nun doğu kanadını güçlendirmek amacıyla Romanya’ya gönderilen Fransız Leclerc tanklarının yaşadığı soruna dikkat çekiyor.

Tankların sevkiyatı, Almanya’nın karayolu trenlerinin maksimum ağırlığını sınırlayan ulaştırma normları nedeniyle haftalarca sürdü.

Avrupa Komisyonu’nun yol haritasında da bu sorun, “AB içinde etkili askeri hareketliliğin önünde önemli engeller var; ulusal kurallar genellikle farklı, parçalı ve uyumsuz” ifadeleriyle kabul edildi.

Sevkiyat süresi 45 günden 5 güne inecek

Mevcut şartlarda, birliklerin kilit batı limanlarından Ukrayna veya Rusya sınırındaki ülkelere sevk edilmesi yaklaşık 45 gün sürüyor.

Fransız Operasyonel Destek ve Lojistik Merkezi Komutanı General Fabrice Feola, geçe ay Defense News dergisine verdiği mülakatta, bu sürenin “Rusya’nın güç gösterisi yapması durumunda” Baltık ülkelerine destek vermek için çok uzun olduğunu vurguladı. Bloğun hedefi bu süreyi beş güne indirmek.

Avrupa diplomasisinin başındaki isim Kaja Kallas, yol haritasının tanıtımında hızın önemine değindi.

Kallas, “Birlikleri ne kadar hızlı hareket ettirebilirsek, caydırıcılığımız ve savunmamız o kadar güçlü olur. Avrupa’ya güç kaydırmak için haftalardan değil günlerden bahsetmeliyiz. Örneğin bazı devletler, tatbikat için diğer ülkelerin birliklerinin geçişinde hâlâ 45 gün önceden bildirim talep ediyor” diye konuştu.

AB, “Askeri Schengen” fikrini yaklaşık on yıldır tartışıyor ve bu süre zarfında onlarca proje geliştirildi; ancak blok bu projeleri finanse etmeye yalnızca 2021 yılında başladı.

Ukrayna’daki çatışmalar bu alandaki çalışmaları hızlandırdı. Avrupa Komisyonu’nun Savunmadan Sorumlu Üyesi Andrius Kubilius’a göre önceki bütçe yaklaşık 1,7 milyar avro ile sınırlıydı.

Çarşamba günü sunulan plana göre AB, 2028-2034 bütçesi kapsamında “Avrupa’yı Birleştirme Fonu”ndan (CEF) askeri hareketlilik için ek 17,7 milyar avro ayırmayı hedefliyor.

Bu bütçenin aralık ayındaki AB liderler zirvesinde onaylanması bekleniyor.

Lojistik açıklar

Askeri hareketliliğin iyileştirilmesi süreci NATO ile yakın koordinasyon içinde yürütülecek. Le Monde’un haberine göre, Ukrayna’daki çatışmaların başlamasının ardından ABD, üsleri ile Avrupa’daki kilit askeri lojistik noktaları arasında hava köprüleri kurdu.

Her hafta onlarca C-5M Super Galaxy ve C-17 Globemaster uçağı İngiltere, Polonya ve Almanya’ya silah, mühimmat ve zırhlı araç taşıyor.

Bu malzemelerin bir kısmı kara veya demir yoluyla Ukrayna’ya gönderilirken, bir kısmı olası bir operasyonel konuşlanma için depolarda tutuluyor.

ABD, Avrupa genelinde NATO’nun doğu kanadındaki bir gerilime müdahale süresini kısaltmak amacıyla altı lojistik merkezinden oluşan bir ağ kurdu.

Bu merkezlerin en yenisi, 2024 yılından bu yana Ukrayna sınırının yaklaşık 400 km batısında, Polonya’nın Powidz kentinde faaliyet gösteriyor. Bu nokta, bir zırhlı tugayı bir hafta içinde tamamen donatabilecek kapasiteye sahip. Avrupalıların elinde ise buna eşdeğer bir altyapı bulunmuyor; Le Monde, AB ülkelerinin yalnızca Baltık ülkeleri ve Romanya’da birkaç noktaya sahip olduğunu belirtiyor.

2030 savunma vizyonu

AB, 2030 yılına kadar kolektif savunmasındaki eksiklikleri gidermeyi amaçlıyor. Avrupalı yetkililer, birliğin bu tarihe kadar Rusya ile olası bir askeri çatışmaya hazır olması gerektiği görüşünde. Bu tarih, AB’nin savunma konulu “Beyaz Kitap“ında da yer alıyor.

Belgede Avrupa kıtasında “yüksek yoğunluklu savaş” senaryosu tarif edilirken Rusya “temel tehdit” olarak nitelendiriliyor.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, geçtiğimiz günlerde Rusya’nın 2028-2029 yıllarında bir NATO ülkesine saldırabileceğini öne sürmüştü.

Milyarlarca avroluk silahlanma projeleri

Avrupa Komisyonu, mart ayında toplam maliyeti 800 milyar avroyu bulan “Avrupa’yı Yeniden Silahlandırma” (ReArm Europe) planını tanıtmıştı.

Plan, AB mali kurallarının esnetilmesini, üye ülkelerin savunma harcamalarının GSYİH’nin yüzde 1,5 oranında artırılmasını ve silah üretimine 650 milyar avro yatırım yapılmasını öngörüyor.

Bu kapsamda, ortak savunma alımlarının artırılması için 150 milyar avroluk SAFE (Security Action for Europe) kredi mekanizması üzerinde anlaşmaya varıldı.

Bu fonların hava savunma sistemleri, füzeler, topçu ve insansız hava araçlarının satın alınmasında kullanılması ve Ukrayna’nın muharebe hazırlığını güçlendirmesi bekleniyor.

AB liderleri, ekim ayında “Beyaz Kitap”ta (White Paper) belirlenen savunma açıklarını kapatmak amacıyla çeşitli koalisyonlar kurma konusunda mutabakata vardı.

Avrupa Konseyi’nin son açıklamalarına göre, bu koalisyonlar üzerindeki somut çalışmalar 2026 yılının ilk yarısında başlayacak. Ardından Avrupa Komisyonu, endüstriyel kapasitenin ne kadar artırılması gerektiğini analiz edecek.

Brüksel, savunma harcamalarının büyük kısmının birlik içinde kalmasını hedefliyor. “AB Savunma Hazırlığı Yol Haritası”na (Defence Readiness Roadmap 2030) göre, 2027 sonuna kadar tüm savunma alımlarının yüzde 40’ının birlik içinden yapılması şart koşuluyor.

Euractiv, 2030 hedeflerine ulaşılabilmesi için ilgili tüm savunma sözleşmelerinin 2028 yılı sonuna kadar imzalanmış olması gerektiğini not ediyor.

‘Dron duvarı’ projesi ne durumda?

Geçen ayın ortasında tanıtılan amiral gemisi projeler arasında “Avrupa İnsansız Hava Araçları Savunma Girişimi” (EDDI) ve “Doğu Gözcüsü” (Eastern Flank Watch) öne çıkıyor.

AB liderleri bu projelerin hayata geçirilmesini henüz resmen onaylamasa da anlaşmanın en geç 2026 baharında sağlanması bekleniyor.

EDDI, insansız hava araçlarının (İHA) tespiti, takibi ve etkisiz hale getirilmesi için modern teknolojileri kullanan çok katmanlı bir savunma sistemi olarak tasarlandı.

Sistem aynı zamanda dronları kullanarak kara hedeflerine yüksek hassasiyetli vuruşlar yapma kapasitesine de sahip olacak. AB ayrıca Ukrayna ile güçlerini birleştirerek bir “Dron İttifakı” kurmayı planlıyor.

Söz konusu girişimin, G7’nin Ukrayna’yı desteklemek amacıyla oluşturduğu Olağanüstü Gelir Hızlandırma (ERA) programı kapsamındaki 6 milyar avroluk krediyle finanse edilmesi öngörülüyor.

“Doğu Gözcüsü” projesi ise NATO ile yakın koordinasyon içinde, hibrit operasyonlar, Rusya’nın “gölge filosunun” faaliyetleri ve silahlı saldırı riski gibi geniş bir tehdit yelpazesine karşı kapsamlı bir bölgesel savunma sistemi kurmayı hedefliyor.

Proje; çok katmanlı gözetleme ağlarının, İHA-savar teknolojilerinin, elektronik harp araçlarının ve nokta atışı sistemlerinin devreye alınmasını içeriyor.

Girişim, AB’nin kara, hava ve denizdeki doğu sınırlarını güçlendirmeyi amaçlıyor ve tüm sınır ülkelerinde konuşlandırılacak. “Doğu Gözcüsü”nün 2028 sonuna kadar operasyonel hale gelmesi bekleniyor.

Avrupa

AB, “Made in Europe” konseptini yeniden düzenleyecek

Yayınlanma

AB hükümetleri, Sanayi Hızlandırıcı Yasası’nın (IAA) siyasi açıdan en tartışmalı fikirlerinden biri olan “Made in Europe” konseptini yeniden düzenlemeye çalışıyor.

Bu kapsamda, Avrupa Komisyonu tarafından önerilen geniş kapsamlı “Made in Europe” konseptini, ticaret anlaşmalarına ve ürüne özgü pazar erişimine dayanan, hukuki açıdan daha kesin bir sistemle değiştirmeyi hedefliyorlar.

Geçen hafta İrlanda başkanlığı tarafından dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen en son AB Konseyi uzlaşısı, kamu alımları ve destek programlarında üçüncü ülkelerden gelen ürünlerin ne zaman AB ürünleriyle eşdeğer olarak değerlendirileceğini belirleyecek yeni bir “ortak menşe” kategorisi getiriyor.

Teklif, tüm serbest ticaret ortaklarının aynı statüye sahip olduğunu varsaymak yerine, Dünya Ticaret Örgütü Kamu İhale Anlaşması kapsamındaki ürünlerle, AB’nin müstakil serbest ticaret veya gümrük birliği anlaşmaları kapsamındaki ürünler arasında ayrım yapıyor.

Bir ürünün bu kategoriye girip girmeyeceği, sadece bir ticaret anlaşmasının varlığına değil, bloğun o ürünle ilgili fiili ihale taahhütlerine bağlı olacak.

Konsey uzlaşması, AB ile kamu alımları ve serbest ticaret anlaşmaları olan ülkelerin uygun olup olmayacağına karar verme konusunda Komisyon’a geniş bir takdir yetkisi veren Komisyon’un ikili yaklaşımını yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor.

Bu geniş yorum, 80’e yakın ülkenin uygun hale gelebileceği anlamına gelecek ve Fransa gibi AB üye ülkelerinde bu kapsamın genişliği konusunda endişelere yol açacaktı. 

Fakat Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné, “Made in Europe” kulübünün sadece 20 ülkeyle sınırlı olabileceğini belirtmişti.

Konsey uzlaşısı, delege yasalar yerine uygulama yasalarının kullanılmasını öngörüyor. Bu sayede AB üyeleri, üçüncü ülkelerin AB ürünlerine karşılıklı muamele uygulayıp uygulamadıklarına veya bağımlılık ve tedarik güvenliği konusundaki endişelere dayanarak, bu ülkelerin programa dahil edilmesi veya çıkarılması konusunda resmi söz hakkına sahip olacak.

IAA’nın genel amacı, kamu kaynaklarından yararlanarak ve tek pazara erişim imkânını kullanarak enerji yoğun sanayileri, net sıfır teknolojilerini ve otomotiv endüstrisini “haksız dış rekabet”ten korumak.

Buna, yerel içerik gerekliliklerini karşılayan veya “Made in Europe” tercihinden yararlanmaya hak kazanan ürünleri desteklemek amacıyla kamu alımlarının kullanılması da dahil.

Sistemin pratikte işler hale gelmesi için, Komisyon’un Access2Markets portalı aracılığıyla “ortak menşe muamelesi”ne hak kazanan ülkeler için ürüne özgü listeler tutması gerekecek.

Konsey, kapsamı belirlemek için bu araca güvenen ihale makamlarının, kamuya açık veritabanında yanlış bilgiler bulunması nedeniyle tek başına AB hukukunu ihlal etmiş sayılmayacağını öneriyor.

AB menşeini tanımlayan IAA’nın son derece önemli III. Bölümü’ne yapılan bir başka değişiklikle, Konsey ayrıca çelik ürünlerinin menşeini belirlemede “eritme ve dökme” kavramını getiriyor.

Bu da önlemi, geçen ay yürürlüğe giren daha sıkı AB çelik ithalat kotaları da dahil olmak üzere mevcut kurallarla uyumlu hale getiriyor.

Tasarıya ekli II. Ek’te Konsey, çelik, çimento ve alüminyum için zorunlu Avrupa menşeli içerik eşiklerini korurken, ilgili yetki devri kararları ve teknik şartnamelerin altı ay öncesinden yürürlükte olmaması durumunda bu eşiklerin 2029’da yürürlüğe girmesinin ertelenmesine izin veriyor.

Bu, IAA’nın uygulanmasına ilişkin zaman çizelgelerinin kayabileceği anlamına gelirken, taslak yönetmeliğin diğer unsurları zorunlu olmaktan çıkıp isteğe bağlı hale geldi.

Bu durum, Avrupa Parlamentosu ile müzakereler öncesinde Konsey’in Komisyon’un orijinal teklifinden ne kadar uzaklaştığını gösteriyor.

Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, yönetmeliğin yıl sonuna kadar kabul edilmesini istiyor. 

Fakat Komisyon’un önerisi, yeniden yazımlar ve gecikmelerin ardından ancak mart ayında ortaya çıkmışken, Konsey hâlâ önemli değişiklikler yapıyor ve Parlamento’nun da eylül ayına kadar tutumunu kesinleştirmesi beklenmediğinden, zaman çizelgesi oldukça sıkışık görünüyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

The Economist: AB Ukrayna’ya kapalı kapılar ardında baskı uyguluyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği’ne katılmak isteyen Ukrayna, üyelik için gerekli olan reformların uygulanmasını geciktiriyor. The Economist dergisinin haberine göre Avrupa Birliği yönetimi kamusal alanda bu duruma göz yumarken Kiev yönetimine yönelik baskısını kapalı kapılar ardında sürdürüyor. Haberde, AB’nin gösterdiği diplomatik nezaketin reform sürecinde gerçek bir ilerleme sağlanmasını engelleyebileceği vurgulanıyor.

Avrupa Birliği’ne (AB) katılmayı hedefleyen Ukrayna, üyelik süreci kapsamında hayata geçirmesi gereken reformları geciktiriyor.

The Economist dergisinin aktardığına göre, AB yönetimi kamusal alanda bu duruma göz yumarken diplomatik baskıyı kapalı kapılar ardında yürütüyor.

Ukrayna’nın AB’ye katılım yolculuğunda altı müzakere başlığından (klasöründen) ilki haziran ayında açılmıştı. Bu başlık özellikle hukukun üstünlüğü, yargı reformu, yolsuzlukla mücadele ve kamu yönetimi reformunu kapsıyor. Kiev yönetiminin ilgili kanun tasarılarını altı ay önce kabul etmiş olması gerekiyordu.

Ancak Ukrayna hükümeti parlamentoya sadece dört tasarı sundu ve Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) bunlardan yalnızca ikisini kabul etti.

Ukrayna merkezli Yevropeyska Pravda gazetesinin haberine göre, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, haziran ayında parlamentodan geçen ve yargıçların dürüstlük denetimi prosedürlerinde değişiklik öngören tartışmalı yasayı imzalayarak yürürlüğe soktu.

The Economist, yaz aylarında eski başkan Vsevolod Knyazev’in rüşvet davasında beş yıl hapis cezasına çarptırıldığı Yargıtay reformu ile Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı gibi kurumların yetkilerini kısıtlamaya çalışan Başsavcılık reformuna ilişkin tasarılar üzerinde neredeyse hiçbir ilerleme sağlanamadığını kaydetti.

Haberde, AB’nin bu sorunlara göz yumduğu ifade edildi.

Yargı reformunun mali yardımın devamı için temel şartlardan biri olması gerekmesine rağmen, hiçbir ilerleme kaydedilmemesine bakılmaksızın 8 Haziran’da 2,8 milyar euro tutarındaki yedinci kredi diliminin serbest bırakıldığı aktarıldı.

AB baskısını kamuoyuna yansıtmıyor

Dergi, Avrupa Birliği için Ukrayna’yı açıkça eleştirmenin kolay bir görev olmadığını vurguladı. Avrupa Komisyonu temsilcisinin aktardığına göre, Kiev yönetimine yönelik baskı kapalı kapılar ardında yürütülüyor.

Ancak The Economist, bu tür bir diplomatik çekingenliğin gerçek bir ilerlemenin sağlanamaması anlamına gelebileceğini yazdı.

Ukraynalı bir milletvekilinin değerlendirmesine göre, hükümet kanadında “kriterlerin yeniden gözden geçirilebileceği veya gündemden tamamen kaldırılabileceği izlenimi oluşuyor.”

Yargıçların dürüstlük ve akrabalık bağları beyanlarına ilişkin yasa tasarısının ardından AB’nin “Pandora’nın kutusunu açtığını” belirten milletvekili, hassas konuları ilgilendiren her yasa tasarısında artık bu durumun yaşanacağını ifade etti.

The Economist, parlamentodaki milletvekillerinin, siyasileşmekle eleştirilen Devlet Soruşturma Bürosu’nun reformuna ilişkin “içi boşaltılmış” bir yasayı da aynı kolaylıkla geçirebileceklerine karar verebileceklerini kaydetti.

Öte yandan Polonya makamları, Ukraynalı oligarkların AB’ye katılmak istemediğini öne sürdü.

AB, Ukrayna ile üyelik müzakerelerini 2024 yazında başlattı. Avrupa Birliği, ülkeye adaylık statüsünü ise 2022 yazında vermişti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin ülkelerin kendi liyakatine dayalı olacağını ve bu süreçte hiçbir “kestirme yol” bulunmadığını vurgulamıştı.

AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada, birliğin aday ülkelerle etkileşimine ilişkin teorik olarak üç senaryo bulunduğunu açıkladı:

  • Ülkelerin tam üyelik sağlandıktan sonra AB entegrasyonuna dahil olduğu mevcut kurallar çerçevesindeki senaryo,
  • Ülkenin gerekli şartları yerine getirmesinin ardından belirli bir alandaki AB politikalarına katıldığı, halen Norveç ve İsviçre için geçerli olan kısmi sektörel entegrasyon senaryosu,
  • Ülkenin “avans olarak” AB’ye alındığı tersine üyelik senaryosu.

Kos, tersine üyelik fikrinin reddedildiğini ve AB ile Ukrayna’nın ikinci senaryo üzerinde çalıştığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Danimarka, Grönland’a ilk kez zorunlu asker konuşlandırıyor

Yayınlanma

Danimarka, Kuzey Kutbu’nda olası güvenlik tehditleri ve Ukrayna’daki savaş gerekçesiyle uyguladığı yeni zorunlu askerlik sistemi kapsamında yaklaşık 1,600 yeni erin 11 aylık hizmet süresini başlattı. Yeni askerlik döneminde erlerin ilk kez Grönland’a sevk edilerek profesyonel ordudan operasyonel görevleri devralması planlanıyor.

Danimarka, Kuzey Kutbu bölgesinde ABD ve Rusya kaynaklı güvenlik riskleri ile Ukrayna’daki savaşın yarattığı ortam gerekçesiyle askeri kapasitesini artırma adımlarını hızlandırdı.

Reuters’ın aktardığına göre ülke, yeni zorunlu askerlik düzenlemesi kapsamında yaklaşık 1,600 yeni eri 11 aylık hizmet süresi için silah altına aldı.

Yeni hizmet dönemi, Danimarka tarihinde ilk kez zorunlu askerlik kapsamındaki erlerin Grönland’a gönderilmesi hazırlıklarıyla eş zamanlı yürütülüyor.

Planlama çerçevesinde 100’den fazla erin Grönland’daki profesyonel askerlerden operasyonel görevleri devralacağı belirtildi.

Yeni silah altına alınan askerler, beş aylık temel eğitimin ardından altı ay boyunca operasyonel hizmet verecek.

Danimarka’da zorunlu askerlik prosedürü, 18 yaşına gelmiş ve sağlık şartlarını taşıyan tüm genç erkekler arasında çekilen kura yöntemiyle yürütülüyor.

Ancak Danimarka ordusunun insan kaynağı büyük oranda gönüllülerden oluşuyor.

Danimarka yönetimi 2024 yılında aldığı kararla dört ay olan askerlik süresini 11 aya çıkardı ve zorunlu askerlik uygulamasını ilk kez kadınları da kapsayacak şekilde genişletti.

Reuters’ın aktardığına göre Kopenhag, 2033 yılına kadar yıllık asker sayısını 5 bin seviyesinden 7 bin 500’e yükseltmeyi hedefliyor.

Zorunlu askerlik uygulaması Danimarka’nın yanı sıra bölge ülkeleri İsveç, Finlandiya ve Norveç ile Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya’da da yürürlükte bulunuyor.

Grönland’a yönelik askeri planlama, ABD Başkanı Donald Trump’ın adaya ilişkin açıklamalarının ardından şekillendi. Trump’ın adayı ilhak etme yönündeki ifadeleri Kopenhag ve Nuuk yönetimleri tarafından reddedilmişti.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde ülkesinin “kendi toprakları dahil” ittifakın her karışını savunmaya hazır olduğunu bildirdi.

Trump’ın Grönland’a yönelik söylemleri bu yılın kış aylarında yeniden yoğunlaştı.

Danimarka’nın Danimarka Krallığı bünyesinde özerk bir bölge olan Grönland’ın güvenliğini sağlayamadığını savunan Trump, adanın ABD’nin ulusal savunması için gerekli olduğunu ileri sürdü.

Trump ayrıca adanın Rus ve Çin gemileriyle çevrili olduğunu iddia etti.

ABD’nin Kopenhag Büyükelçisi Kenneth Howery Mayıs ayında yaptığı açıklamada ABD Başkanı’nın adayı askeri güç kullanarak ele geçirme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.

Fakat Trump Temmuz ayında adaya yönelik talebini yineleyerek Washington’ın Grönland’a ihtiyacı olduğunu ifade etti.

Trump daha sonra Grönland’ın ikinci başkanlık döneminin sonu olan Ocak 2029’a kadar ABD kontrolüne geçebileceğini iddia etti.

Öte yandan Danimarka’nın Grönland’daki Birleşik Arktik Kuvvetleri Komutanı Søren Andersen Ocak ayında yaptığı açıklamada, adadaki Danimarka askeri varlığının ABD’den gelebilecek bir askeri tehdide karşı değil, Rusya’nın olası faaliyetlerine karşı odaklandığını belirtti.

Andersen, Avrupalı NATO müttefiklerinin Grönland’daki misyonunun uzun vadeli amacının “Rusya’yı uzak tutmak” olduğunu ekledi.

Andersen’in işaret ettiği “Arctic Sentinel” (Arktik Muhafızı) adlı NATO misyonu, ittifakın Kuzey Kutup bölgesindeki askeri varlığını güçlendirmeyi, deniz devriyelerini genişletmeyi ve Rusya ile Çin’in bölgedeki faaliyetlerine karşı koymayı amaçlıyor. Daimi nitelikteki operasyonun başlatıldığı 11 Şubat 2026 tarihinde resmen duyurulmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English