Bizi Takip Edin

Avrupa

Merz, Almanları daha fazla çalışmaya çağırıyor

Yayınlanma

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Almanya’nın yaklaşık 46 milyonluk işgücüyle riskli bir siyasi mücadeleye girişti ve daha fazla çalışma mesajı verdi.

Merz, son haftalarda Almanların yeterince çalışmadığını ve çok fazla hastalık izni kullandığını, bunun da iktisadi büyümeyi engellediğini savundu.

POLITICO’ya göre Merz’in insanlara daha çok çalışmaları için yaptığı çağrı, Almanya’nın uzun süredir durgun olan ekonomisini canlandırmak ve rekabet gücünü artırmak için piyasa odaklı politikalar uygulamak için çabalarken geliyor. 

Fakat bu çağrı, ulusal ruh halinin önemli bir testi olarak görülen bir dizi eyalet seçimleri öncesinde, siyasi açıdan hassas bir dönemde geliyor. Merz’in partisi CDU, AfD ile başa baş seçimlere hazırlanıyor.

Bu durum, şansölyenin Almanlara daha fazla ve daha çok çalışmadıkları için neredeyse azarlayıcı bir tonla seslenmesini engellemedi.

Alman patronlar “rekabet” için çözümü buldu: İşçilerin hastalık izinlerini topun ağzında

Merz, Doğu Almanya’da endüstri gruplarına yaptığı son konuşmada şunları söyledi:

“Ulusal ekonomimizin genel verimliliği yeterince yüksek değil. Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse: İş-yaşam dengesi ve dört günlük çalışma haftası, ülkemizin mevcut refah düzeyini gelecekte korumak için yeterli olmayacak, bu yüzden daha çok çalışmamız gerekiyor.”

8 Mart seçimleri öncesinde muhafazakârların tek haneli bir farkla önde olduğu güneybatı eyaleti Baden-Württemberg’de yakın zamanda düzenlenen bir kampanya etkinliğinde Merz, Almanların ortalama hastalık izni gün sayısını eleştirerek, bu sayının yıllık yaklaşık üç hafta olduğunu ve AB ortalamasının oldukça üzerinde olduğunu söyledi:

“Bu gerçekten doğru mu? Bu gerçekten gerekli mi? İnsanları hasta olduklarında hastalık izni almak yerine çalışmaya teşvik etmek için nasıl daha iyi teşvikler yaratabileceğimizi konuşabilir miyiz? Bu Federal Almanya Cumhuriyeti’nde, şu anda elde ettiğimizden daha yüksek bir ekonomik performans elde etmeliyiz.”

Almanya İstatistik Kurumu’nun derlediği son rakamlara göre, Almanlar haftalık ortalama çalışma saati açısından AB’de en alt sıralarda, sondan üçüncü sırada yer alıyor.

Bunun nedeninin büyük bir kısmı, yarı zamanlı istihdamı tercih eden Alman işçilerin oranının rekor seviyede olması.

CDU/CSU, çocuk bakımı yükümlülükleri veya sürekli eğitim gibi özel bir nedeni olmayan çalışanların yarı zamanlı çalışmaya “yasal hakkı”nı sona erdirerek toplam çalışma saatlerini artırmak için yakın zamanda bir önlem önerdi.

Almanya Ekonomi Bakanı Reiche: Almanlar daha uzun süre çalışmalı

“Yarı zamanlı yaşam tarzına yasal hak yok” başlıklı öneri, birçok Almanı kızdırdı. Erkeklerden çok daha sık yarı zamanlı çalışan birçok Alman kadın, özellikle hedef alındıklarını hissetti.

22 Mart’ta seçimlerin yapılacağı Batı Almanya eyaleti Rheinland-Pfalz’da yarı zamanlı çalışan bir kadın, Alman kamu televizyonuna verdiği röportajda, “Bu benim seçtiğim bir yaşam tarzı değil,” diyerek, oğluna ve annesine baktığını açıkladı.

Merz’in yarı zamanlı çalışma ve hastalık izinleri hakkındaki açıklamaları sosyal medyada da alay konusu oldu ve Almanlar “yarı zamanlı yaşam tarzı” ifadesini çeşitli memlere dönüştürdü.

1975 yapımı komedi filmi “Monty Python ve Kutsal Kase”den bir sahneyi anlatan bir çevrimiçi videoda, savaşta uzuvlarını kaybetmiş bir şövalyenin hâlâ savaşmak istediğini ilan ettiği seslendirme şöyle diyor: “Hala çalışabilirim!” Seslendirme şöyle devam ediyor: “Hadi, bana bir e-posta gönderin! Bana yazdırmam için bir şey verin!”

Merz ve muhafazakârlarına verilen siyasi zarar önemli görünüyor. Almanya’nın referans ARD-DeutschlandTrend anketine göre, Almanların üçte ikisi, Hristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) yarı zamanlı çalışmayı zorlaştırma önerisine karşı çıkıyor.

Merz için daha da önemli olan, muhafazakârlarının temel konuları olan ekonomide puan kaybetmeleri.

Ankete katılan Almanların sadece yüzde 31’i, CDU’nun ekonomiyi iyileştireceğine güvendiklerini söyledi. Bu oran diğer partilere göre hâlâ yüksek olsa da, geçen yıla göre 6 puan düşüş gösterdi.

Bu nedenle, Merz’in partisi, şubat ayı sonunda parti konferansında görüşülecek olan çalışma saatlerinin artırılması önerisinden “yarı zamanlı yaşam tarzı” ifadesini çıkardı.

Alman patronlar hükümete isyan etti: Rekabet gücümüzü yitirdik

AB’de en fazla çalışma saatine sahip ülke, on yıl önce Avrupa borç krizi sırasında birçok Alman muhafazakârın “tembel” olarak nitelendirdiği Yunanistan.

Merz, Almanya’nın işgücü verimliliği çok daha yüksek olmasına rağmen, Yunanistan’ı bir model olarak gösteriyor.

Geçen yıl Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis’in Berlin’i ziyareti sırasında Merz, Atina’yı işgücü piyasasını serbestleştirerek altı günlük çalışma haftasını mümkün kıldığı için övmüştü.

Merz, Mitsotakis’in yanında, “Haftada 40 saat çalışmanın korkunç ve mantıksız olduğunu düşünen Almanya’daki herkese Yunanistan’a bakmalarını tavsiye ederim. Bu konuda Yunanistan’dan kesinlikle bir şeyler öğrenebiliriz,” demişti.

Fakat Almanya’nın bu tür önerilere karşı şiddetli direnişi ve Merz’in mevcut işgücü piyasası düzenlemelerini koruyan Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile koalisyon halinde yönetmesi göz önüne alındığında, şansölyenin Almanya’nın kronik vasıflı işgücü eksikliği ve durgun üretkenlik sorununa acil bir çözümü yok.

Aslında, Merz’in daha acil sorunu, çalışmaktan kaçınan seçmenler değil, uzun süredir ülkenin ihracat odaklı ekonomisini sürükleyen endüstriyel sektördeki istihdamın giderek azalması olabilir.

Almanya’nın işsizlik oranı kısa süre önce 3 milyonu aşarak 12 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Avrupa

Radev: Bulgaristan Ukrayna koalisyonunda yer almayacak

Yayınlanma

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna için kurulan “gönüllüler koalisyonuna” katılmayacağını açıkladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan şahsen davet aldığını belirten Radev, Ukrayna’ya mali ve askeri yardımın sürdürülmesini savunan bir yapıda yer almayacaklarını ifade etti.

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna’ya yönelik destek kapsamında oluşturulan “gönüllüler koalisyonunda” yer almayacağını duyurdu.

Fransa’nın milli günü vesilesiyle Paris’te düzenlenen askeri geçit töreni öncesinde Bulgaristan Ulusal Radyosuna (BNR) açıklamalarda bulunan Radev, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan bu yapıya katılmaları için şahsi davet aldığını aktardı.

Radev, “Ukrayna’ya yönelik mali ve askeri yardımın devam etmesi konusunda ısrarcı olan bir koalisyonda yer almıyoruz” dedi.

Ukrayna’daki çatışmanın askeri araçlarla uzatılmasını doğru bulmadığını ifade eden Radev, çözümün askeri yöntemlerle süreci uzatmak değil, tansiyonun yükselmesini nihayet nihayete erdirecek “güçlü bir diplomatik misyon” yürütmek olduğunu kaydetti.

Bulgaristan, Paris’te düzenlenen “gönüllüler koalisyonu” toplantısına katılım göstermedi.

Kararların alınacağı yerler AB ve NATO

Paris’te gündeme gelen “anti-balistik koalisyon” oluşturulması yönündeki kararı da değerlendiren Radev, “Kolektif güvenliğimizi ilgilendiren tüm kararlar farklı bir formatta ve başka yerlerde alınıyor. Çok sayıda öneri ve fikirle karşılaştık. Bulgaristan karar alma süreçlerinde aktif olarak rol alıyor. Bu kararlar, Bulgaristan’ın da ağırlığa sahip olduğu ve aktif temsil edildiği AB ve NATO çerçevesinde alınıyor” ifadelerini kullandı.

Bulgaristan Başbakanı, geçen hafta yaptığı açıklamada ise Sofya’nın Kiev’e yardımlarını kendi imkanları sınırında tutacağını belirtmişti.

Radev bu sınırın, vatandaşlara yönelik sosyal yükümlülükler ve önceki hükümetlerin geride bıraktığı yüksek bütçe açığı gözetilerek belirleneceğini vurgulamıştı. Bulgaristan Başbakanı haziran ayında da Ukrayna’ya silah sevkıyatını durduracaklarını açıklamıştı.

Dolaylı mühimmat tedariki sürüyor

Bloomberg’in verilerine göre Bulgaristan, Avrupa Birliği bünyesinde Sovyet dönemi standartlarındaki mühimmatın en büyük üreticileri arasında yer alıyor.

Ukrayna ordusunun çatışmaların ilk aşamasında bu mühimmatlara önemli ölçüde bağımlı olduğu biliniyor. Sofya yönetiminin doğrudan sevkıyat yapmayı reddetmesine rağmen, Bulgar üretimi askeri malzemelerin üçüncü ülkeler üzerinden Ukrayna’ya ulaştığı belirtiliyor.

Bulgaristan, 2022 yılından bu yana Kiev’e 13 askeri yardım paketi gönderdi ancak bu yardımların hacmi ve mali değeri hakkında resmi bir açıklama yapmadı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Paris’teki “gönüllüler koalisyonu” toplantısına tepki gösterdi.

Bu oluşumu “savaş kışkırtıcıları koalisyonu” olarak nitelendiren Peskov, “Bu yapı, barış istemeyen, savaşın sürmesini arzulayan ve ülkemizi stratejik bir yenilgiye uğratabilecekleri yönündeki derin bir yanılgıya kapılan ülkeler grubudur” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiliz savunma şirketlerine AB fonundan pay yolu açıldı

Yayınlanma

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İngiliz savunma şirketlerinin Avrupa Birliği’nin Ukrayna’yı desteklemek amacıyla oluşturduğu 90 milyar euroluk program kapsamındaki ihalelere katılabileceğini duyurdu. İngiltere hükümetinin basın servisinden yapılan açıklamaya göre bu anlaşma, Londra ile Brüksel arasında savunma ve güvenlik alanındaki işbirliğini geliştirmek adına önemli bir adım niteliği taşıyor.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesindeki savunma sanayisi şirketlerinin Avrupa Birliği (AB) tarafından Ukrayna’ya destek amacıyla yürütülen 90 milyar euro (yaklaşık 102,6 milyar dolar) hacimli program kapsamındaki sözleşme ihalelerine katılabileceğini açıkladı.

İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlanan basın açıklamasında, bu uzlaşmanın mayıs ayında düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nin ardından Londra ile Brüksel arasında başlatılan müzakerelerin bir sonucu olduğu belirtildi.

İngiliz hükümeti, varılan anlaşmayı Londra ve Brüksel’in savunma ile güvenlik alanlarındaki işbirliğinde ileriye dönük önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Başbakan Starmer, sağlanan mutabakatın İngiliz savunma işletmelerine yeni siparişler garanti edeceğini, istihdam olanakları yaratacağını ve ülkenin savunma sanayi kompleksini tahkim edeceğini kaydetti. İngiltere’nin bu programa yapacağı mali katkının boyutu, İngiliz şirketlerinin kazanacağı sözleşmelerin toplam değerine göre belirlenecek.

Londra yönetimi, bu yıl Ukrayna’ya hali hazırda 3,75 milyar sterlin (yaklaşık 4,8 milyar dolar) tutarında askeri yardım sağladığını hatırlattı.

Yapılan açıklamada ayrıca, Kiev’e her yıl 3 milyar sterlin (yaklaşık 3,8 milyar dolar) değerinde askeri destek sağlama taahhüdünün “gerektiği sürece” yürürlükte kalacağı vurgulandı.

Bloomberg’ün konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı daha önceki haberinde, AB’nin Ukrayna’ya İngiliz şirketlerinden silah satın alabilmesi için 60 milyar euro (yaklaşık 69 milyar dolar) tutarındaki kredi imkanını kullanma izni vermeye hazırlandığı belirtilmişti.

Habere göre anlaşma, Ukrayna tarafının İngiliz savunma üreticileriyle imzalayacağı sözleşmelerin maliyetinin İngiltere tarafından tazmin edilmesini öngörüyor.

Haberde paylaşılan diğer ayrıntılara göre bu mutabakat, tarafların İngiltere’nin Avrupa savunma fonu SAFE programına katılımı konusunda ortak bir paydada buluşamaması üzerine geliştirilen bir uzlaşı formülü niteliği taşıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Estonya, Rusya sınırına yeni askeri üs kuruyor

Yayınlanma

Estonya, Rusya sınırındaki Narva kentinde 15 milyon euro bütçeyle askeri üs inşa etmeye hazırlanıyor. Kamu yayıncısı ERR’nin aktardığına göre, İvangorod kentinin karşısında yer alacak üssün 2028 yazında tamamlanması planlanıyor. Savunma Bakanı Hanno Pevkur, projenin ulusal güvenlik için stratejik bir karar olduğunu iddia etti.

Estonya, Rusya sınırındaki Narva kentinde askeri altyapı kurma çalışmalarına başlıyor. Rusya’nın İvangorod kentinin karşısında ve St. Petersburg’a en yakın sınır noktalarından birinde yer alacak üs için Estonya Savunma Yatırımları Devlet Merkezi, 15 milyon euro değerinde tasarım ve inşaat ihalesi açtı.

Estonya kamu yayıncısı ERR’nin haberine göre proje, 7 bin 500 metrekareden geniş bir alanda 12 binanın ve mühendislik altyapısının inşasını kapsıyor.

Ana tesislerin 2028 yazında faaliyete geçmesi planlanıyor. İlk etapta 150 askerin 2027 yılının başında yerleştirileceği üs, tamamlandığında Estonya Savunma Kuvvetleri 1. Piyade Tugayı’na bağlı yaklaşık 200 askere ev sahipliği yapacak.

Ancak tesis, ihtiyaç duyulması halinde NATO müttefiklerinin askeri birimlerini de ağırlayacak şekilde 1000 kişi kapasiteli olarak tasarlanıyor.

Estonya Savunma Bakanı Hanno Pevkur, daha önce yaptığı açıklamada Narva’da bir üs kurulmasını ulusal güvenlik alanında “stratejik bir karar” olarak nitelendirmişti.

Geçen yıl onaylanan projenin hayata geçirilmesi, arazi mülkiyeti meseleleri ve yerel halkla yürütülen görüşmeler nedeniyle gecikti. Üs fikri, Estonya’da Rusça konuşan nüfusun en yoğun olduğu Narva kentinde bazı yerel sakinlerin tepkisini çekti.

Sakinlerden bazıları, olası bir çatışma durumunda askeri tesisin hedef haline gelebileceği yönünde endişelerini dile getirdi.

Estonya Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Vahur Karus ise ordunun varlığının yerel halk için bir tehdit değil, aksine güvenlik garantisi olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Yeni üssün inşası, Estonya ve NATO’nun doğu kanadını güçlendirme programının bir parçasını oluşturuyor. Rusya sınırı boyunca Baltık Savunma Hattı’nın yapımı devam ederken, 1. Piyade Tugayı Karargahı da Narva yakınlarındaki modernize edilmiş Jõhvi üssüne taşınıyor.

Ayrıca tanksavar hendeklerinin yapımına başlanırken, Estonya’nın sınır hattına yaklaşık 600 sığınak ve diğer mühendislik engelleri inşa etmeyi planladığı belirtiliyor.

Bu önlemler alınırken Tallinn yönetimi askeri harcamalarını artırmayı sürdürüyor. Estonya Savunma Bakanlığı verilerine göre, ülkenin savunma bütçesi 2026 yılında yüzde 42 artışla 1,7 milyar eurodan 2,4 milyar euroya yükselecek ve askeri harcamalar gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5,4’üne ulaşacak.

Yetkililer, savunma harcamalarını en az 2029 yılına kadar GSYH’nin yüzde 5’inin altında tutmamayı planlıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English