Bizi Takip Edin

Avrupa

‘Milli-muhafazakâr’ CPAC Budapeşte’de toplanıyor

Yayınlanma

Küresel “milli-muhafazakâr” hareketin taşıyıcısı konumundaki Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC) yarın Budapeşte’de bir araya geliyor.

CPAC Macaristan etkinliği, Avrupa sağının “aktivizm ve proaktiviteye geçişini” işaret etmeyi amaçlıyor. Bu açıklama, CPAC Macaristan’ın organizatörü “Temel Haklar Merkezi”nin direktörü tarafından yapıldı.

2022 yılında ABD’deki CPAC’nin bir uzantısı olarak kurulan etkinliğin konuşmacıları arasında, şu anda Avrupa Parlamentosu’nun üçüncü büyük grubunu oluşturan ve Fransız Ulusal Birlik (RN), Avusturyalı Özgürlük Partisi (FPÖ), İtalyan Lega ve Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın partisi Fidesz’in de dahil olduğu sağ ittifak Avrupa için Vatanseverler (PfE) liderleri yer alıyor.

Etkinliğe ayrıca  Kuzey ve Güney Amerika, Avustralya ve İsrail’den sağcı politikacıların da katılması bekleniyor. Amaçlar arasında küresel bir ağ oluşturmak olduğu gibi, bu yılki CPAC, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü ile birlikte daha iddialı bir konuma geldi ve hedefinin Beyaz Saray’dan sonra “Brüksel’i de fethetmek” olduğunu açıkladı.

CPAC: Marjinal bir Cumhuriyetçi örgütten küresel bir şebekeye

CPAC, 1974 yılından bu yana ABD’de Cumhuriyetç bir grup tarafından düzenleniyor.

Başlangıçta sınırlı sayıda katılımcının yer aldığı bir şebeke oluşturma toplantısı olarak tasarlanan konferans, 2000’li yıllardan itibaren binlerce konuğun katıldığı büyük bir etkinliğe dönüştü.

On yılı aşkın bir süredir Trumpçı Cumhuriyetçilerle aynı çizgide olan konferans, aktivistlerine ve destekçilerine bir araya gelme, fikir alışverişinde bulunma ve ilişkilerini geliştirme fırsatı sunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev döneminin başladığı 2017 yılından bu yana, etkinliğin organizatörleri yapılarını dünya çapında genişletmek için çalışıyor.

2017’de  Japonya’da, 2019’da  Güney Kore, Avustralya ve Brezilya’da, 2022’de Meksika ve İsrail’de, 2024’te ise Arjantin’de CPAC kuruldu.

2019 yılında, orijinal CPAC’ın organizatörleri, Avrupa’da bir etki oluşturmak amacıyla Budapeşte’yi araştırmaya başladılar ve ilk CPAC Macaristan nihayet 2022’de gerçekleşti.

Budapeşte’deki Temel Haklar Merkezi (Alapogokért Központ) tarafından düzenlenen etkinlik her yıl gerçekleştiriliyor. 2013 yılında kurulan Temel Haklar Merkezi, “ulusal kimlik, egemenlik ve Hıristiyan gelenekleri” temelinde faaliyet gösteriyor ve Başbakan Viktor Orbán’a yakın bir kuruluş.

CPAC zirvesinde “milli muhafazakâr enternasyonal” bir aradaydı

Beyaz Saray’dan sonra Brüksel’in fethi

CPAC Macaristan, öncelikle dünyanın dört bir yanından sağcı aktivistleri, yayıncıları ve politikacıları bir araya getirmeye odaklanırken, işler biraz değişmeye başlamış gibi görünüyor.

2022 ve 2023’teki etkinlikler öncelikle kendi yapılarını güçlendirmeyi ve birbirine bağlamayı amaçlarken (2023’ün sloganı “Birlikte güçlüyüz” idi), CPAC 2024 temkinli bir şekilde saldırıya geçme işaretleri veriyor.

CPAC Macaristan’ın organizatörü Temel Haklar Merkezi’nin direktörü Miklós Szánthó, “Woke avcıları – bataklığı kurutalım” sloganı altında örgütün “biraz daha mücadeleci” hale geldiğini ve odak noktasının “aktivizm ve proaktifliğe geçiş”e kaydığını açıklıyor.

Szánthó, “Öncülük etmeliyiz… . Liberallerin planlarını bozmalıyız,” diyor. Bu yılki CPAC ve sloganı (“Vatanseverlerin Çağı”) ile ilgili olarak ise Szánthó, “vatanseverlerin çağını getirmeleri gerektiğini ve bunu ancak birlikte yapabileceklerini” savunuyor.

Atlantik’in öte tarafında kendilerinin de inandığı bir sosyal konseptin Beyaz Saray’a kadar ulaştığına işaret eden Macar organizatör, Avrupa’da da artık “küçük ya da hatta parçalanmış partilerle” sınırlı olmayan “çok belirgin bir sağcı hareket” olduğuna işaret ediyor.

Bu partilerin İtalya’da zaten iktidarda olduğunu hatırlatan Szánthó, bunun yanı sıra İspanya, Fransa ve Almanya’da da güçlü bir sağ akım görüldüğünü vurguluyor ve hedeflerinin “Brüksel’in fethi” olduğunun altını çiziyor.

Statüko çökerken sağın zaferini garanti altına almak

Szánthó, Avrupa ve diğer Batı ülkelerinde sağın yükselişine atıfta bulunarak, bu yılki CPAC Macaristan’ın “yeni bir durumda” gerçekleştiğini açıklıyor.

“Statüko çöküyor,” diyen Macar yetkili, bu durumun açıkça “Trump tsunamisinden” kaynaklandığını savunuyor.

“Amerikalı dostlarımız şu anda statükoyu değiştirmenin ön saflarında yer alıyor,” diyen Szánthó, bununla birlikte Amerikalıların da Avrupa sağının kendileriyle ittifak halinde güçlenmesinin kendi çıkarlarına olduğunu “anlamalarının önemine işaret ediyor.

Szánthó’ya göre Avrupa sağının zaferi, aynı zamanda Amerikan sağının başarısını da garanti ediyor.

“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde

Avrupa’nın yeni sağı buluşuyor

AB içindeki sağcı güçler arasında CPAC Macaristan, özellikle Avrupa için Vatanseverler (PfE) partisine yakın. PfE, 84 üyeyle Avrupa Parlamentosu’nun üçüncü büyük fraksiyonu.

PfE üyesi çeşitli partilerin politikacıları CPAC Macaristan’da konuşmacı olarak duyuruldu. Bunlar arasında Fransız RN’ye üye olan eski Frontex başkanı Fabrice Leggeri, Avusturyalı sağcı FPÖ’nün başkanı Herbert Kickl, İspanya’nın Vox partisinden Santiago Abascal ve Yunanistan’ın Foní Logikís partisinden Afrodíti Latinopoúlou yer alıyor.

Eski Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki (PiS) ve eski Çekya Başbakanı Andrej Babiš (ANO) da konferansa katılacak. Ayrıca, Polonya’nın Konfederacja (Konfederasyon) partisinden Sejm Başkan Yardımcısı Krzysztof Bosak da konferansta yer alacak.

Macaristan, Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó da dahil olmak üzere birçok hükümet üyesi ile temsil edilecek. Cumhuriyetçi birçok siyasetçi de ABD’den konferansa katılacak. ABD’liler arasında Ben Shapiro gibi ünlü yayıncılar da bulunuyor.

İsrail’i temsilen Likud partisi Budapeşte’de olacak

İsrailli politikacıların da CPAC Macaristan’da konuşma yapacağı duyuruldu. Şubat ayında yapılan PfE zirvesinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun partisi Likud, PfE’de resmi gözlemci statüsü almıştı.

CPAC’a göre, İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli Budapeşte’ye gidecek. Chikli, Temmuz 2024’te Fransa parlamento seçimleri öncesinde Marine Le Pen ve partisi RN lehine konuşarak Avrupa’da protestolara neden olmuştu.

Aralık ayı başında, Romanya’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun ardından, kazanması halinde ülkesinin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını açıklayan sağcı aday Călin Georgescu’ya sempati duyduğunu ifade ederek de büyük öfkeye neden olmuştu.

Georgescu, Romanya faşistlerinin tarihi lideri Corneliu Zelea Codreanu’yu bir “kahraman” olarak övmüştü; Codreanu’nun Lejyoner Hareketi, Romanyalı Yahudilerin katledilmesi de dahil olmak üzere çok sayıda cinayete karışmıştı.

Diğer konuşmacılar arasında başbakanın oğlu Jair Netanyahu ve Likud milletvekili Ariel Kallner de yer alıyor.

7 Ekim Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından Kallner, “48 Nakba’sını gölgede bırakacak” bir “Gazze Nakba’sı” çağrısında bulunmuştu. 

Latin Amerika’nın diktatörlük sempatizanları da Avrupa’ya geliyor

Etkinliğe başka namlı sağcılar da katılıyor. Şilili “aşırı sağcı” Partido Republicano de Chile’den José António Kast’ın da katılımı açıklandı.

Kast, Brezilyalı Jair Bolsonaro ve Arjantinli Javier Milei’nin Şili’deki siyasi muadili olarak kabul ediliyor. Şilili sağcı, geçmişte eski diktatör Augusto Pinochet’e sempati duyduğunu ifade etmiş ve 2021’de Şili’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oyların yüzde 44’ünden fazlasını almıştı.

Kast, bu yılın sonunda yapılacak bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olacak.

Budapeşte’ye katılmayı planlayanlar arasında Paraguay Temsilciler Meclisi Başkanı ve muhafazakâr Partido Colorado üyesi Raúl Latorre ile Milei’ye yakın sağcı Arjantinli gazeteci Agustín Laje de bulunuyor.

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English