Diplomasi
Mısır’ın ateşkes girişimi: Taraflar ne kazanacak ne kaybedecek

Mısır’ın başkenti Kahire bir süredir Filistin meselesinin taraflarının üst düzey ziyaretlerine tanık oluyor. Kalıcı ateşkes için yürütülen müzakerelerin temeli Gazze’nin ekonomik koşullarının iyileştirilmesi. Siyasi konuların açıktan görüşülmediği yani Filistin içi uzlaşı ya da İsrail-Filistin arasında kalıcı barış gibi konuların masaya yatırılmadığı müzakerelerin ana fikri Gazze’nin ekonomik koşullarının iyileştirilmesinin tarafları kalıcı bir uzlaşıya götüreceğine olan yaygın inanca dayanıyor. Müzakerelerin somut çıktılarından biri olarak Gazze Marine gaz sahasında çalışma yapılmasına tarafların onay verdiğine dair haberler basına yansımıştı.
Peki müzakere edilen diğer başlıklar neler ve bu başlıklar taraflara ne kazandırıyor ne kaybettiriyor? Söz konusu başlıklar kalıcı bir ateşkesin kapısını aralayabilir mi?
İsrail’in yarı-resmi düşünce kuruluşu Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) Mısır öncülüğünde yürütülen ateşkes görüşmelerini inceledi:
***
Mısır’ın Hudna Girişimi: İsrail’i Bypass Etmek
Mısır, Gazze’de uzun vadeli bir ateşkes için Hamas ve İslami Cihad ile bir girişim yürütüyor; İsrail bu görüşmelere doğrudan dahil değil. Her ne kadar hudna (ateşkes) ihtimali zayıf olsa da İsrail’in Mısır’ın girişimini reddetmemesi ve bunun yerine içerdiği ekonomik projelere olanak sağlaması iyi olacaktır
4-6 Haziran 2023 tarihlerinde üst düzey Hamas ve İslami Cihad liderleri, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Abbas Kamil’in daveti üzerine Kahire’yi ziyaret etti. Filistin heyetine Hamas lideri İsmail Haniye (yardımcısı Salih el-Aruri ve örgütün dış büro şefi Halid Meşal de eşlik etti) ve İslami Cihad lideri Ziyad en-Nahale başkanlık etti. Toplantıda Mısırlılar Gazze Şeridi’nde uzun vadeli ateşkes – hudna – için bir girişim sundular. Görüşmelerde İsrail’in hedefe yönelik öldürme operasyonları gerçekleştirme kapasitesini ortaya koyan Kalkan ve Ok Operasyonu’nun sonuçlarının yanı sıra Orta Doğu’da son dönemde gerginlik ve şiddetin azalmasına yol açan anlaşmaların yarattığı atmosfer de etkili oldu. Görüşmelerin temelinde uzun vadeli bir ateşkes önerisi ile Kahire’nin Gazze cephesindeki güvenlik durumunun yatıştırılmasına yardımcı olma ve ABD’nin siyasi desteği ve Katar’ın mali yardımıyla bölgenin yeniden inşasına katılma isteği vardı.
Kahire’nin Gazze’ye daha fazla müdahil olma motivasyonu, bu bağlamda elde edeceği ekonomik ve siyasi kazanımların yanı sıra yerel altyapı projelerini başlatmadaki başarısında yatıyor. Örneğin, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cebaliye ve Beyt Lahya’da Mısır tarafından inşa edilen üç yüksek katlı konut projesi ileri bir aşamaya ulaşmış ve neredeyse kullanıma hazır hale gelmiş durumda. Benzer şekilde, Gazze’nin kuzeyinde denize paralel uzanan Raşid sahil yolunun geliştirilmesi planlanıyor.
Mısır Girişimi şu projeleri içeriyor:
- Kuzey Sina Yarımadası’ndaki el-Ariş limanının genişletilerek tüm Gazze Şeridi için bir kargo limanı haline getirilmesi; kamyonların Gazze’ye girmesi için asfalt bir otoyol; ve Selahaddin (Refah) Sınır Kapısı üzerinden Mısır ve Gazze arasındaki ticaretin genişletilmesi.
- Mısır’dan gelen elektriği Gazze Şeridi’ne dağıtacak elektrik sistemlerinin birbirine bağlanması.
- Gazze Şeridi açıklarında bulunan Gazze Marine doğal gaz sahasının geliştirilmesi. Filistin Yönetimi, gaz rezervleri üzerinde hak sahibi olan Filistin hükümeti olarak tanındığı için bu, Filistin Yönetimi’nin katılımını gerektirecektir. Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye’nin Hamas ve İslami Cihad heyetlerinden bir hafta önce Kahire’yi ziyaret etmesinin nedeni de bu olabilir.
- Kuzey Sina ile Gazze Şeridi arasında bir serbest ticaret bölgesi kurulması.
- Mısır Hamas yönetimindeki Gazze ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın dört yıl öncesine kadar olduğu gibi Filistin tarafından kontrolünü yeniden tesis ederek Filistin Yönetimi’nin resmin içinde kalmasında ısrar ediyor.
Ayrıca Gazze’de uzun vadeli ateşkes koşullarını sağlamak için Mısır’ın İran’la yaptığı görüşmelerde Tahran’dan, başta Filistin İslami Cihadı olmak üzere vekillerini kullanmaktan kaçınmasını ve Kahire ile İslam Cumhuriyeti’nin etkisi altındaki Filistinli gruplar arasında yeni oluşmakta olan anlaşmayı baltalayacak hiçbir şey yapmamasını talep ettiği bildirildi.
Bu aşamada görüşmelere doğrudan müdahil olmamakla birlikte İsrail’in görüşmeler hakkında bilgilendirildiği anlaşılıyor. Mısır’ın önerisinin bir parçası olarak İsrail’in uzun vadeli ateşkese bağlı kalması, Filistinli üst düzey komutanlara karşı hedef gözeterek öldürme operasyonları düzenlemekten kaçınması, Gazze’den İsrail’e insan ve mal geçişi üzerindeki kısıtlamaların daha da hafifletilmesi ve Gazze’nin münhasır ekonomik bölgesinden gaz üretimi konusunda anlaşmaya varılması gibi bazı taahhütlerde bulunması gerekecek.
Perspektifler
Gazze Şeridi’ndeki Hamas lideri Yahya Sinvar ve Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas gibi iki önemli Filistinli liderin Kahire’deki toplantıya katılmaması, Mısır’ın Filistinlilere iç uzlaşma ya da seçimler konusunda hiçbir baskı uygulamadığını gösteriyor. Sinvar için Hamas’ın dış liderliğinin müzakerelerin ön saflarında yer alması çok daha uygun, böylece İsrail’in elindeki Filistinli mahkumların serbest bırakılması ve Gazze’deki İsrail kuşatmasının tamamen kaldırılması da dahil ateşkes anlaşmasındaki eksik unsurları açıklamak zorunda kalmayacak. Mevcut durumda Abbas, gaz üretimine ilişkin anlaşmalar dışında Gazze cephesinde önemli bir aktör değil ve hatta Kahire’nin Filistin içi uzlaşıyı teşvik etmesi için Abbas’ı ikna etme çabalarından vazgeçtiği görülüyor.
Mısır’ın girişimi, Gazze Şeridi’nde Mısır’ın ekonomik projelerinin teşvik edilmesini içeriyor ki bu da Kahire’ye büyük fayda sağlayacak (El-Ariş havaalanının ve Refah ile el-Ariş’teki elektrik altyapısının genişletilmesi, mallara hızlı erişim sağlamak için bir otoyol inşa edilmesi ve Gazze Marine gaz sahasının geliştirilmesi). Buna ek olarak, mayıs ayında İsrail ile İslami Cihad arasında yaşanan ve Ramazan ayına denk gelen son çatışmalar, Mısır’a, bazıları Gazze Şeridi dışında bulunan ve İran ile Hizbullah’ın etkisi altında olan çok sayıda aktör ve adresin bulunduğu bir olayda arabuluculuk yapmanın ne kadar zor olduğunu açıkça gösterdi. Bu nedenle Mısır oyunun kurallarını bir kez daha netleştirmek istiyor: Kendisi açısından Gazze Şeridi’nde yaşananlardan sorumlu olan tek bir Filistinli aktör var, o da Hamas. Dahası, İsrail ile arabulucu olarak özel rolünü korumak istiyor.
İsrail’in oyunu: İsrail’in müzakerelerin -tabii ki açık görüşmelerin- dışında kalması kendi tercihi olsa da olmasa da işine geliyor. Böylece Başbakan Binyamin Netanyahu, koalisyondaki radikal sağ ortaklarına İsrail’in neden Hamas’la anlaşma yaptığını ve anlaşmanın neden esir İsraillilerin ve Hamas’ın elindeki İsrail askerlerinin cenazelerinin iadesini içermediğini açıklamak zorunda kalmıyor. Buna ek olarak, anlaşmanın tüm başlangıç ilkelerinden Mısır sorumlu olduğundan, İsrail kendisinden istenen tavizlerin (şu anda var olan mutabakatların dışında, özellikle sınır geçişleri ve 18.500 Gazzeli işçinin İsrail’e girişine izin verilmesi konusundaki politikası) önemini küçümseyebilir. İsrail’den Tapınak Tepesi ya da Kudüs’teki politikasını değiştirmesi ya da terörle mücadele kapsamında kendi operasyon özgürlüğünü kısıtlaması istenmiyor.
Mısır Hudna’da Başarılı Olursa Ortaya Çıkabilecek Sonuçlar
1-) Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki rolünün güçlendirilmesi: İslami Cihad’ı etkisiz hale getirirken İsrail’in Gazze’de uzun vadeli bir ateşkesi ilerletmesi gereken güç faktörü Hamas’tır. Hamas, Kudüs’te, Batı Şeria’da, İsrail içinde ve güney Lübnan’da terörizmi desteklemekten kaçınacağına dair İsrail’e herhangi bir taahhütte bulunmadan, Gazze ablukasının hafifletilmesi ve bölgede altyapı ve ekonomik projelerin hayata geçirilmesiyle bu anlaşmadan fayda sağlayacaktır. Salih el-Aruri önümüzdeki yıl Ramazan ayında terör saldırıları düzenlemeye ve yeni şiddet eylemleri için hazırlık yapmaya devam etmekte özgür olacak. Aynı zamanda Hamas pazarlık kozlarını – kayıp İsrailliler ve ölen askerlerin cenazeleri – elinde tutacaktır. Benzer şekilde, bu tür bir anlaşma özellikle de ABD düşük profilli de olsa işin içindeyse Hamas’ın meşruiyetini ve uluslararası tanınırlığını artıracaktır.
2-) Mısır’ın Gazze’ye daha fazla müdahil olması ve Kahire’nin Gazze bataklığına girmeye istekli olması: Gazze Mısır’a ne kadar bağımlı olursa İsrail’e o kadar az bel bağlayacak. Aynı zamanda Mısır, Sina üzerinden Gazze’ye silah kaçakçılığının önlenmesi konusunda da pek etkili olamadı. Sina’dan ticaretin ve mal hareketinin genişlemesinin kaçakçılar için daha fazla fırsat yaratması, İsrail’in ise Mısır’a olan bağımlılığı ve Kahire ile özel ilişkisini sürdürme arzusu nedeniyle bu tür olaylara karşılık verme kabiliyetinin sınırlı kalma olasılığı endişe yaratıyor.
3-) İsrail’in beklediği faydalar ile ödemesi istenecek bedel arasındaki gerilim: Bir yandan İsrail, Gazze’de uzun vadeli bir ateşkes sağlanmasını ve Şerit’teki sorumluluğunun azaltılmasını bir başarı olarak görecektir. Öte yandan bu durum Gazze’nin İsrail’e olan bağımlılığını azaltacak ve İsrail Gazze’deki olaylar üzerinde etkisini kaybedecektir. Buna ek olarak, İsrail’deki yaygın kanı Hamas’ı dizginlemenin yolunun Gazze’deki ekonomik koşulları iyileştirmekten geçtiği yönünde ve bu nedenle Gazze’nin sivil meseleler için ablukanın hafifletilmesini ve Gazze’nin yeniden inşasının devam etmesini destekliyor. Ancak Mısır’ın önerdiği ateşkes kabul edilirse, Netanyahu hükümetindeki aşırı sağcı unsurlar, kayıp ve ölmüş İsraillileri de kapsayan bir anlaşma olmaksızın, İsrail’in ablukanın kapsamlı bir şekilde hafifletilmesi ya da Filistin gaz sahasına onay vermesi gibi herhangi bir tavizine karşı çıkacaktır.
4-)Başıbozuk gruplar kontrol altına alınabilir mi? Uzun vadeli bir ateşkesin uygulanmasının ön koşullarından biri İslami Cihad’ın Hamas’ın otoritesini kabul etmesi ve Tahran’ın da bunu en azından zımnen kabul etmesi. Ancak Kahire ve Tahran arasında gelişen ikili ilişkiler ışığında İran’ın İslami Cihad üzerindeki etkisinin ne ölçüde azaltılabileceği açık değil.
5-) Filistin Yönetimi’nin giderek önemini kaybetmesinin başka bir aşaması: Gazze cephesinde müzakere edilmiş bir ateşkes, Filistin Yönetimi’nin tabutuna yeni bir çivi olacaktır ve ateşkes yürürlüğe girerse Hamas’ın elde edeceği ekonomik kazanımlara kıyasla kontrolü altındaki topraklarda Filistin Yönetimi’nin herhangi bir önemli ekonomik veya siyasi fayda elde edemeyecek. Bu çerçevede Hamas’ın, Abbas’ın iktidarda olmadığı günün ertesinde Filistin Yönetimi’nin kontrolünü ele geçirme çabalarını yoğunlaştırması muhtemeldir.
Sonuç ve Öneriler
Mısır’ın Gazze’deki ateşkes girişimi Hamas’ın güçlenmesini engelleyecek ya da diğer cephelerdeki operasyon özgürlüğünü kısıtlayacak herhangi bir tedbir içermediği gibi kayıp İsraillilerin ve ölen askerlerin naaşlarının iadesi için de bir anlaşma öngörmüyor. Dahası, ateşkes İslami Cihad ve Gazze Şeridi’ndeki diğer terörist grupların hayatta kalmasını sağlayacak. İslami Cihad’ın Kalkan ve Ok Operasyonu’nu sona erdiren 13 Mayıs ateşkesini kabul etmeden önce öne sürdüğü temel taleplerden biri İsrail’in üst düzey militan komutanlarına yönelik hedef gözeterek öldürme politikasına sona erdirilmesiydi ki İsrail buna “Sessizliğe sessizlikle karşılık verilecektir” yanıtını verdi. Eğer bir ateşkes sağlanırsa, İslami Cihad da Hamas gibi saflarını ve askeri yeteneklerini yeniden inşa etme özgürlüğüne sahip olacak.
Mısır’ın uzun vadeli bir ateşkese aracılık etmesi, özellikle de Hamas’ın bunu reddetme olasılığı göz önüne alındığında, şüpheli görünüyor. Ateşkesin Hamas’a sağlayacağı faydalar bir yana, örgüt İsrail karşısında daha üstün bir konumda olduğunu hissetseydi bunu kabul edilebilir bulabilirdi ancak bugün durum böyle değil. Hamas liderliği, örgütün Filistin ve bölge cephelerindeki gücünün arttığına, İsrail’in ise gücünün azaldığına ve uluslararası ve bölgesel etkisinin zayıfladığına inanıyor. Bu nedenle Hamas muhtemelen Gazze Şeridi’ni yeniden inşaya devam etmesine, kendi askeri gücünü artırmasına ve siyasi konumunu sağlamlaştırmasına izin verecek bazı süslemelerle “sessiz” statükoyu korumayı tercih edecektir ancak herhangi bir ideolojik taviz ya da İsrail veya Filistin Yönetimi’ne (örneğin gaz sahası) dolaylı bile olsa herhangi bir ödül vermesi istenmediği takdirde.
Mısır’ın ateşkes girişiminin meyve verme ihtimali düşük olsa da İsrail buna karşı çıkmaktan kaçınmalı ve aynı şekilde Mısır’ın Gazze’deki altyapı ve ekonomik projelerini genişletmesini desteklemeli. Gazze Şeridi’ndeki yaşam koşullarının iyileşmesi ve Mısır’ın artan katılımı İsrail’in uzun vadeli sessizlik sağlamak ve Gazze ile Batı Şeria arasındaki uçurumu derinleştirmek gibi stratejik hedeflerini ilerletecektir. Mısır’ın girişimine desteğin sürmesi İsrail’in; Hamas’ın Gazze’deki “başıbozuk” terör örgütlerini özellikle de İslami Cihad’ı kontrol etmek için yeterince motive olup olmadığını ve Sinvar’ın uzun vadede sükuneti sağlamaya ne ölçüde kararlı olduğunu görmesine olanak tanıyacak. Aynı zamanda, ateşkesin geçersiz kılınmaması için İsrail’in şu noktalarda uzlaşmak zorunda kalacak: Hamas ve İslami Cihad’ın diğer cephelerde terör saldırıları düzenlemek için operasyon özgürlüğünün devam etmesi; kayıp ve ölü İsrailliler konusu çözülmeden Gazze’de Hamas için iyileştirmeler yapılması; Hamas ve İslami Cihad’ın artan askeri gücüne karşı etkili bir çözüm bulunmaması.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları











