Bizi Takip Edin

Avrupa

NATO, özel sektörü Rusya ile savaşa hazırlıyor

Yayınlanma

NATO, sabotajdan insansız hava aracı saldırılarına kadar her türlü tehdide karşı koymak için özel şirketleri ve askeri kaynakları devreye sokarak, Rusya’nın “hibrit saldırılarını” henüz gerçekleşmeden engellemeye çalışıyor.

NATO’nun inovasyon, hibrit ve siber konulardan sorumlu genel sekreter yardımcısı James Appathurai, POLITICO’ya verdiği röportajda şunları söyledi:

“Bunun amacı, artık ‘köstebek avı’ oynamaktan vazgeçmek. Rusya’nın hibrit kampanyası önemli boyutta, giderek büyüyor ve Ukrayna’da ne olursa olsun durmayacak.”

Avrupa, Batılı güvenlik yetkililerinin Moskova tarafından koordine edildiği öne sürülen bir “hibrit savaş” olarak tanımladıkları süreçte yıllardır siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları, sabotaj ve kesintiye uğratma eylemleriyle karşı karşıya.

Avrupa’nın doğu sınırında son zamanlarda yaşanan drone saldırıları ve GPS sinyal bozma olayları, Kıta hükümetlerini daha güçlü bir yanıt vermeye itti.

İttifak, geçen yıl kabul edilen bir hibrit stratejiyi uygulamaya koyuyor. Orduların hibrit tehditleri daha iyi izleyebilmesi için siber güvenlik şirketlerinden kamu hizmet sağlayıcılarına kadar özel şirketlerle ortaklıklar kuruyor.

Hibrit tehditlere yönelik daha kapsamlı tepki, liderlerin gelecek ay Ankara’da yıllık NATO Zirvesi için bir araya geldiğinde tartışma gündeminde yer alacak.

Yetkililer, Rusya’nın Avrupa’yı hedef alma konusunda giderek daha cüretkar hale geldiği konusunda uyarıda bulundu.

Appathurai, Moskova’nın “vatandaşlarımızın hayatını riske atmaya hazır olduğunu” belirterek, Aralık 2025’te Polonya’da 30’dan fazla rüzgar ve güneş enerjisi santralini ve yaklaşık yarım milyon kişiye hizmet veren büyük bir ısı ve elektrik santralini hedef alan bir siber saldırıya atıfta bulundu.

NATO jetleri kısa süre önce Letonya hava sahasına giren bir drone’u düşürdü. İttifak ayrıca geçen ay, ağlarını hackerlara karşı korumak amacıyla siber güvenlik liderleri Microsoft, Palo Alto Networks ve ESET ile ortaklıklar kurdu. 

Ayrıca geçen yıl, denizaltı kablolarına yönelik bir dizi şüpheli saldırının ardından NATO, “Baltic Sentry” operasyonu adı altında Baltık Denizine savaş gemileri ve uçaklar gönderdi.

Appathurai, ittifakın enerji sektörüne de daha fazla girerek, açık deniz enerji altyapısı çevresindeki insansız hava aracı saldırıları devam ederken petrol ve gaz şirketleriyle tehdit istihbaratını paylaştığını söyledi.

NATO yetkilisi, “Sensörlerini zaten askeri karargahımıza bağlıyoruz, birlikte tatbikatlar yapıyoruz… ve güvenlikleriyle ilgili uzun vadeli planlar üzerinde anlaşıyoruz,” dedi.

Aynı durum veri merkezleri için de geçerli. NATO, kendi güvenli, hava boşluklu bulut ağını kurarken kritik dijital altyapıyı korumaya yardımcı olmak için büyük ABD’li bulut sağlayıcılarıyla birlikte çalışıyor.

Appathurai, amacın basit olduğunu söyledi: Kritik bir sistem çökse bile veya ABD’den gelen desteğe güvenmek zorlaşsa bile NATO’nun çalışmaya devam edebilmesini sağlamak:

“İşler zorlaşsa bile… herhangi bir nedenle ABD’den gelen destek azalsa bile, sistemi yeterli yedekliliğe sahip olacak şekilde tasarlayabilirsiniz.”

Yıllar boyunca, Batılı hükümetlerin hibrit tehditlere karşı tepkisi caydırıcılığa dayanıyordu. Buradaki mantık, siber saldırıların kaynağını kamuoyuna açıklamak, yaptırımlar uygulamak ve kolektif direnci güçlendirmenin, düşmanları tırmanıştan vazgeçireceği yönündeydi. 

Fakat Rusya ile bağlantılı olduğu varsayılan ve tekrarlanan siber saldırılar, altyapı sabotajları ve etki kampanyaları bu mantığı sorgulatmış ve hükümetler giderek aktif savunma önlemlerine yöneltti.

Karada, denizde veya havada gerçekleştirilen geleneksel askeri operasyonların aksine, hibrit saldırılar genellikle gölgede gerçekleşir; bu da bunların arkasında kimin olduğunu ve neyi amaçladıklarını kanıtlamayı çok daha zor hale getirir.

NATO daha önce bu saldırıları belirli ülkelere atfetmekten kaçınmış, bunun yerine üye ülkeler kesintileri Rusya ve Çin devlet destekli aktörlerle ilişkilendirdiğinde destek vermişti.

Appathurai, ittifakın hibrit stratejisinin, NATO ve özel sektör ortaklarının krizden krize savrulmak yerine, kendi topraklarındaki hibrit faaliyetlerin tam kapsamını bir araya getirmelerine yardımcı olacağını söyledi:

“Hollanda’da bir trenin raydan çıkması veya bir fabrikaya yönelik bir kundaklama saldırısı olursa, bu sadece bir kundaklama veya raydan çıkma olayı olabilir. Fakat [bunlardan] yedi tane görürseniz ve bunların hepsi Ukrayna’ya verilen destekle ilgiliyse, o zaman bunun arkasında kimin olduğunu anlarsınız.”

Avrupa

AB, ABD-İran anlaşmasını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Üst düzey AB yetkilileri, ABD ile İran arasında Orta Doğu savaşını sona erdirmeye yönelik anlaşmayı memnuniyetle karşılayarak, Avrupa’nın “kalıcı bir barışa” katkıda bulunmaya hazır olduğunu belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “Şu anda öncelik, anlaşmanın hızlı ve tam olarak uygulanmasıdır” diye vurguladı ve “tüm tarafları Lübnan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye ve gerçek bir ateşkes uygulamaya” çağırdı.

Üye ülkeleri temsil eden Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, X’teki paylaşımında şunları söyledi:

“Bu ağır bedelli savaşın sona ermesini ve Hürmüz Boğazı’nda deniz seyrüsefer özgürlüğünün tam olarak yeniden tesis edilmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Silahlar artık susmalı. Avrupa Birliği, Orta Doğu’da kalıcı barış için kapsamlı bir stratejinin geliştirilmesine katkıda bulunmaya hazır.”

ABD ve İran, Lübnan dahil tüm cephelerde Orta Doğu savaşını sona erdirmek ve hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için bir anlaşmaya vardıklarını açıkladı fakat Tahran’ın nükleer programı gibi çetrefilli bir konu hakkında pek bir ipucu vermediler.

İran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı

“Lübnan alevler içindeyken Orta Doğu’da barış olamaz,” diye uyaran von der Leyen, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının “bölgesel istikrar ve küresel ekonomi için hayati önem taşıdığını” ve nihai anlaşmanın “İran’ın nükleer ve balistik programlarını ve bölgedeki istikrarı bozucu faaliyetlerini sona erdirmesi gerektiğini” ekledi.

AB’nin dışişleri bakanlarıyla görüşmeye giden birliğin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, bakanların pazartesi günü “AB’nin bir sonraki aşamaya nasıl yakından dahil olabileceğini” tartışacaklarını söyledi.

Pazartesi günü geç saatlerde G7 toplantısı için ABD’li mevkidaşı Donald Trump’ı ağırlayacak olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere-Fransa misyonunun “kaynaklarının hazır ve konuşlandırılmaya hazır” olduğunu söyledi.

Macron, X’te yaptığı bir paylaşımda, “Kısıtlama veya geçiş ücreti olmaksızın deniz trafiğinin yeniden başlaması, bölgesel istikrar ve küresel ekonomi için vazgeçilmez bir koşul,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Ukrayna’nın AB müzakerelerinde Macar azınlığı şartı

Yayınlanma

Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban, Kiev yönetiminin Zakarpatya’daki Macar azınlığın haklarını iade etmeye yönelik anlaşmaya uymaması halinde, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin durdurulabileceğini açıkladı. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de genişleme sürecinin zorluğuna işaret ederek her iki tarafın da hazır olması gerektiğini belirtti.

Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne (AB) katılım müzakereleri, Kiev yönetiminin Zakarpatya bölgesindeki Macar ulusal azınlığının haklarının iade edilmesine yönelik Budapeşte ile vardığı anlaşmaları yerine getirmemesi halinde durdurulabilir.

Açıklama, Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban’dan geldi.

Budapeşte ile Kiev’in 3 Haziran’da Zakarpatya’daki etnik Macarların siyasi, idari, kültürel ve eğitim alanlarındaki haklarının genişletilmesi konusunda bir anlaşmaya vardığını hatırlatan Orban, bu yükümlülüklerin Ukrayna’nın AB ile yürüttüğü müzakere çerçevesine halihazırda dahil edildiğini belirtti.

Orban, “Ukrayna bu anlaşmayı yerine getirmezse, münferit fasıllar kapsamındaki katılım süreci otomatik olarak askıya alınacaktır” dedi.

Macaristan’ın Ukrayna’nın AB üyeliğini ancak gerekli tüm şartların yerine getirilmesi koşuluyla desteklediğini vurgulayan Bakan, mevcut kurallardan herhangi bir istisna yapılmasına rıza göstermeyeceklerini ifade etti.

Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de Lüksemburg’daki toplantı öncesinde TVP info’ya yaptığı açıklamada, AB müktesebatının hacmi ve entegrasyon düzeyinin sürekli artması nedeniyle genişleme sürecinin zamanla daha da karmaşık hale geldiğini belirterek tüm üyelik kriterlerine uyulması gerektiğini hatırlattı.

Kendi üyelik süreçlerine atıfta bulunan Sikorski, “Sadece teknik müzakerelerimiz bile yaklaşık yedi yıl sürdü. Ukrayna’nın hazır olduğundan, bizim hazır olduğumuzdan ve bu genişlemenin her iki taraf için de başarılı olacağından emin olmalıyız” diye konuştu.

AB, Ukrayna ile katılım müzakerelerini resmi olarak Haziran 2024’te Lüksemburg’da düzenlenen hükümetlerarası konferansla başlattı.

Ülkenin mevzuatını ve devlet kurumlarını AB standartlarıyla uyumlu hale getirmeyi öngören bu adım Brüksel tarafından tarihi bir gelişme olarak nitelendirilmiş, ancak üyeliğe giden yolun uzun yıllar alabileceği vurgulanmıştı.

Müzakerelerin yeni aşaması, AB ülkelerinin hukukun üstünlüğü, demokrasi, devlet kurumlarının işleyişi ve temel hakların korunması konularını içeren ilk müzakere faslının açılması konusunda uzlaşmasıyla başladı.

Bu blok, aday ülkenin üyelik yolundaki ilerlemeye hazır olup olmadığını değerlendiren en kritik aşamalardan biri olarak kabul ediliyor.

Müzakerelerin önündeki Macaristan engeli

Müzakere sürecindeki en büyük engellerden birini Macaristan’ın tutumu oluşturuyordu. Budapeşte, uzun süredir Kiev’i Zakarpatya’daki Macar azınlığın eğitim, kültür ve ana dil kullanımı başta olmak üzere haklarını kısıtlamakla suçluyordu.

Yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Macaristan, AB ve NATO’nun Ukrayna ile ilgili kararlarını defalarca bloke etmişti.

Kiev ve Budapeşte’nin haziran başında etnik Macarların haklarının korunması konusunda anlaşmaya varmasının ardından Macaristan, ilk müzakere faslının açılmasına onay vermişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman sivil kurumları savaşa hazırlanıyor

Yayınlanma

Almanya’da, itfaiye birimlerinden afet örgütlerine kadar birçok sivil kurum Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlanıyor.

German Foreign Policy’de yer alan habere göre savaş durumunda vicdani retçiler, birlik hareketlerinin ve diğer askeri operasyonların desteklenmesinde sivil olarak görevlendirilecek.

Bu durum, Alman İtfaiyeciler Birliği’nin bir görüş belgesinde ortaya konan taleplerden kaynaklanıyor.

Bu belgede, halkın “aşırı veya uzun süreli afet durumlarını” bağımsız olarak yönetebilmesi için yetkilendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Federal hükümet ayrıca, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik gelecek planlamalarına sivil afet ve sivil koruma örgütlerini daha da yakından dahil etmeyi planlıyor.

Bu durum, Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ve kısa süre önce kamuoyuna açıklanan sivil koruma konulu yeni bir anahtar noktalar belgesinde görülüyor.

Savunma Bakanı Boris Pistorius ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’e göre, belge “son on yılların en büyük sivil koruma ve sivil savunma modernizasyon hamlesinden başka bir şey değil.”

Uygulama için 10 milyar avro ayrıldı. Bu nedenle sivil afet müdahale ekipleri, gelecekte Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) tarafından destek sağlamak üzere çağrılma olasılığına hazırlıklı olmak zorunda.

Alman ordusu ekonomiyi askerileştirme adımları atmaya başladı

Federal hükümet, “Sivil Savunma Komutanlığı” kuracak

İçişleri Bakanlığı tarafından yakın zamanda yayınlanan kriz ve savaş zamanlarında sivil savunmaya ilişkin yeni bir politika belgesinde belirtildiği üzere, Almanya’da gelecekte “sivil ve askeri planlama arasında daha fazla entegrasyon” gerekli olacak.

Bu amaçla İçişleri Bakanlığı, özellikle “Almanya Operasyon Planı”nın uygulanması amacıyla kendi “yönlendirme komitesi” olan “Sivil Savunma Komutanlığı”nı kuracak.

Bu plan, savaş durumunda, yabancı birliklerin yeni bir doğu cephesine geçişinden altyapının güvenliğinin sağlanmasına ve sayısız yaralının bakımına kadar Almanya’da yürütülecek tüm faaliyetleri düzenliyor.

İçişleri Bakanı Dobrindt, askeri ve sivil savunmanın “sıkı bir şekilde birbirine bağlı” olması gerektiğini söyledi ve Bundeswehr ile sivil korumanın, “aynı madalyonun iki yüzü” olduğunu savundu.

Bakana göre “kapsamlı savunmayı” genişletmek isteyenler, sadece orduyu güçlendirmekle kalmamalı, her şeyden önce sivil korumayı ve sivil savunmayı da güçlendirmeli.

“Sivil Koruma Paktı” başlıklı yeni politika belgesi, Federal Cumhuriyet’in güvenlik politikası mimarisinin “yeni, temel bir direği” olarak sunuluyor.

Federal Savunma Bakanlığı’na göre, acil bir durumda Bundeswehr artık sivil koruma için hazır bulunamayacak, çünkü “NATO’nun kuzeydoğu kanadında tamamen farklı işler yapıyor olacak.”

Bakanlık bu nedenle “Almanya’nın bu duruma hazırlanması gerektiğini” vurguluyor.

WSJ, Almanya’nın Rusya’ya karşı gizli savaş planını yazdı

Sivil koruma askerileştiriliyor

Bu kapsamda THW, itfaiye veya DLRG gibi resmi olarak sivil yardım kuruluşları ile askeri yedek kuvvetler, sivil koruma planlamasına entegre ediliyor.

Savunma ve içişleri bakanlıkları, yeni fonlar tahsis etmenin yanı sıra yapısal destek tedbirleri de kararlaştırdı.

Örneğin, sivil korumanın büyük ölçüde dayandığı gönüllü çalışmanın çerçeve koşulları iyileştirilecek.

Merkezi hükümetin uyarı uygulaması NINA (“Acil Durum Bilgileri ve Haberler Uygulaması”), ülke genelinde kamuya açık sığınaklar için tavsiyeler içerecek şekilde genişletilecek.

Ayrıca, “gerginlik veya savunma durumları” halinde “kitlesel yaralanma olayı” meydana gelmesi durumunda görevlendirilebilecek bir tıbbi görev gücü kuruluyor.

Federal hükümet, görev gücünü sadece “kimyasal, biyolojik ve radyoaktif durumlar için on binlerce modern koruyucu giysi” ile donatmakla kalmayıp, patlamalardan kaynaklanabilecek ağır yaralanmalarda uzuvlarda ağır kanamayı durdurmak için kullanılacak yeterli sayıda turnike ile de donatmayı planlıyor.

“Çocukların acil durumlarda nasıl davranacaklarını erken yaşta öğrenmelerini sağlamak, bu bilginin aileler içinde de aktarılmasını ve gönüllü çalışmaya ilginin uyandırılmasını” sağlamak amacıyla Berlin, “sivil savunmanın okul müfredatına giderek daha fazla entegre edilmesi” için çalışmayı planlıyor.

Son olarak, “hibrit saldırılar” gibi gerginlik ve savunma durumları dışındaki krizlerde bile tüm kurumlara, acil durumlarda sorunsuz işleyişi bugündem hazırlamak için yetki veren bir “yeni yasal çerçeve taslağı” duyuruldu.

Wolfgang Streeck: Kapitalizmin kendisini savaş yoluyla yeniden organize etmesinden korkuyorum

İtfaiyeciler ordu ile daha sıkı işbirliği istiyor

Bu talepler ve sivil savunmanın savaş hazırlıklarına entegre edilme çabaları, hiçbir şekilde sadece devlet aygıtından gelmiyor.

Daha mart ayında, Alman İtfaiyeciler Birliği, “özellikle […] Ukrayna’dan gelen güncel bilgiler”i de dikkate alarak, sivil savunmanın Rusya ile askeri bir çatışmaya hazırlıklı olması çağrısında bulunan bir görüş belgesi yayınladı.

Belgede gönüllü çalışmanın teşvik edilmesi isteniyor; zira yedek askerlerin “vatan savunması” için çağrılmasının “itfaiye teşkilatlarının ve yardım kuruluşlarının operasyonel hazırlık durumuna doğrudan etki edecek […] önemli personel eksikliklerine” yol açması bekleniyor.

Sağlık sistemi de “askeri operasyonlardan yaralanan personelin artan nakli ve tedavisi” nedeniyle büyük bir baskı altında kalacak.

Buna ek olarak, Almanya üzerinden Doğu Cephesi’ne giden NATO birliklerinin hareketlerini desteklemek için kapsamlı görevler de eklenecek.

Barıştan öte, savaştan beri: Hibrit savaş da yasal çerçeveye kavuşabilir

Bunu gidermek için “askerlik yerine geçecek bir modelin yeniden getirilmesi” amaçlanıyor, yani, gelecekteki vicdani retçilerin militarize sivil savunmaya entegre edilmesi.

Alman halkının “aşırı veya uzun süreli afet durumlarıyla başa çıkabilmesi” için “bağımsız hareket edebilmesi, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve temel koruma önlemlerini uygulayabilmesi” sağlanacak.

Diğer şeylerin yanı sıra, sivillerin birkaç gün boyunca kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri sağlanacak. Temel kendini koruma önlemleri ve ilk yardım bilgisi edinmeleri ve “doğal afetler, teknik arızalar ve silahlı çatışma senaryolarıyla başa çıkma konusunda risk yeterliliği” geliştirmeleri gerekecek.

Buna göre “yetenekli bir nüfus, savaş veya kriz durumunda Almanya’da toplumun işleyişini sürdürmek” için bir ön koşul.

Ayrıca, İtfaiyeciler Birliği, “hibrit tehdit durumları” için ayrı bir yasal statü, yani savaş ve barış arasındaki geçiş aşaması için ayrı bir yasal çerçeve talep ediyor.

Bu, olağanüstü hal ilan edilmeden önce bile, özellikle devletin baskı uygulamaları konusunda yasal hareket alanının genişletilmesini ima ediyor.

Alman medyasında “seferberlik” tartışmaları

Silahlı kuvvetlere sivil destek

Alman İtfaiyeciler Birliği’nin talepleri ile Sivil Koruma Paktı’nın içeriği sadece birbirine çok benzemekle kalmıyor; her ikisi de daha önce yayınlanan Sivil-Askeri İşbirliği 4.0 Yeşil Kitabı’nı yansıtıyor.

Bu kitapta, ordu, iç istihbarat, İçişleri Bakanlığı, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi ile danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers’tan oluşan bir uzmanlar heyeti, sivil toplumun savaş hazırlıklarına entegre edilmesini talep etmişti. 

Raporda, Almanya’nın Rusya ile “henüz savaşta olmadığı” ama zaten bir “gri bölgede” bulunduğu belirtilmişti.

Bu bağlamda, Yeşil Kitap’ın yazarları “askeri bir kriz durumunda etkili işbirliği için önlemler” önermişti.

Odak noktası, “savaş zamanında silahlı kuvvetlere sivil destek veya barış zamanında olası tırmanma eşikleri” idi, bunu “Almanya Operasyon Planı”nın uygulanmasıyla ilgili olarak da açıkça belirtmişlerdi.

Barış zamanında sıkıyönetim

“Sivil-Askeri İşbirliği 4.0” Yeşil Kitabı’nın yazarları, Doğu’dan gelen bir tehdit uydurarak ulusal bir “safların sıkılaştırılması” çağrısında bulunmuşlardı.

Buna göre tüm vatandaşlar ve kurumlar kendi rollerini bilmeli, ulusal savunma ve ittifak savunması, öngörülebilir gelecekte sadece tatbik edilmekle kalmayıp, aynı zamanda uygulanmalıydı.

Ayrıca, “hibrit tehdit” senaryosuna yönelik yeni yasalara ihtiyaç olduğu da vurgulanıyordu: Askeri polis, barış zamanında, yani olağanüstü hal ilan edilmeden önce bile yurt içinde zorlayıcı polis tedbirleri uygulama yetkisine sahip olmalıydı.

Ayrıca, Bundeswehr’in nispeten yeni iç güvenlik güçlerinin yetkileri, “polisle ayrım gözetilerek” netleştirilmeliydi.

Askerlik ve zorunlu askerlik çerçevesinde, “askerlik süresine uyarlanmış, tamamen sivil/afet yardımı görevleri için birkaç yıllık bir hizmet süresi” mümkün kılınmalıydı.

Son olarak, “olağanüstü hal kanunları” da barış zamanına genişletilmeliydi.

Tüm bunlar, savaş zamanı hazırlığı için mümkün olan en kapsamlı sivil kapasiteleri harekete geçirmeyi amaçlıyor.

Alman ordusu ve istihbaratından sivilleri savaşa hazırlama raporu – 2

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English