Diplomasi
‘Netanyahu İran’a karşı koymak için ABD’ye taviz vermek zorunda’

“Netanyahu, ABD desteğini istiyorsa, kendi politikalarını Washington’un çıkarları ve değerleriyle uyumlu hale getirmek zorunda kalacağını bilmeli.”
İsrail’in eski Washington Savunma Ateşesi ve eski Askeri İstihbarat Başkanı Amos Yadlin, Tel Aviv’in dış politika öncelikleri ve ABD-İsrail ilişkilerine dair bir makale kaleme aldı. Washington’un dış politikasına etkileriyle öne çıkan ABD Dış İlişkiler Konseyi’nin (Council on Foreign Relations-CFR) yayın organı Foreign Affairs‘te yayınlanan makale, İsrail’in ulusal güvenliği için Netanyahu’nun “politikalarını Washington’un çıkarları ve değerleriyle uyumlu hale getirmek zorunda” olduğunu söylüyor.
İsrail’in önde gelen ve askeri bürokrasinin görüşlerini yansıtan Tel Aviv Merkezli Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün eski İcra Direktörü de olan Yadlin’e göre Netanyahu’nun iki dış politika önceliği İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek ve Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleştirmek. Bu iki politikasını hayata geçirebilmek için ABD desteğine ihtiyaç duyuyor. Ancak bu desteği alabilmek için Netanyahu’nun Çin ile ekonomik ilişkiler, Rusya-Ukrayna savaşındaki tutumu ve Filistin politikasında bazı tavizler vermesi gerekecek. Bu tavizlerden Filistin başlığı, hükümet koalisyonundaki aşırı sağcıların tepkisiyle karşılaşabilir ancak bu tavizler verilmezse de bu kez İsrail ile ABD arasındaki bağlar kopabilir ve bu da “ülkenin ulusal direncini ve güvenliğini baltalayabilir.”
1981’de Irak’ın Osirak nükleer reaktörüne yönelik saldırıda görev alan sekiz pilottan biri olan Amos Yadlin’in makalesi, politikalarını Washington’a yaklaştırmak için Netanyahu’nun adım adım izlemesi gereken rotayı çiziyor, bu rota üzerindeki riskleri ve kazanımları açıklıyor.
***
Netanyahu Her Şeye Sahip Olamaz
İsrail’in Ulusal Güvenliğini Korumak İçin Uzlaşması Gerekecek
Bu günler, ABD hükümetinin genellikle sert olarak tanımladığı ABD-İsrail ilişkileri için zorlu zamanlar. Binyamin Netanyahu, İsrail’in tarihindeki en sağcı ve dindar hükümet koalisyonunda başbakan olarak yeniden iktidara geldi. Netanyahu, İsrail’in gerçek dostu olmasına rağmen eski ABD Başkanı Barack Obama ile gergin ilişkilerini hatırlatan Demokrat bir ABD başkanı olan Joe Biden ile karşı karşıya. Kendi ülkesinde Netanyahu, Batı Şeria’daki ileri karakolları yasallaştırıyor, (yasadışı) yerleşim yerlerini inşa ediyor ve İsrail’in bağımsız yargısının altını oyuyor, bu eylemler Biden yönetiminin şiddetle eleştirdiği eylemler. Uluslararası alanda Netanyahu, ABD yetkililerinin şaşkınlığına rağmen, Rusya’ya karşı mücadelesinde Ukrayna’yı açıkça desteklemekte tereddüt etti. Ve önceki dönemlerinde, Çin-İsrail ilişkilerini daha da güçlendirdi.
Netanyahu’nun göreve gelmesinin ilk ayında İsrail, ABD-İsrail ilişkisinin önemini yeniden teyit eden bir dizi üst düzey ABD yetkilisini ağırladı. Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, İran’a karşı politikanın nasıl koordine edileceği gibi, iki ülkenin ortak gündemindeki başlıkları görüşmek üzere 18 Ocak’ta İsrail’i ziyaret etti. Merkezi İstihbarat Teşkilatı Başkanı (CIA) William Burns, büyük olasılıkla İran ve Filistinlilerle ilgili operasyonel konuları görüşmek üzere 26 Ocak’ta İsrail’e geldi. Sadece dört gün sonra bu ziyareti, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın ziyareti izledi. Yani Netanyahu, en önemli iki uluslararası önceliğini geliştirmek amacıyla Washington’dan yardım almak için birçok fırsata sahip oldu: İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek ve Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleştirmek.
Ancak ABD’li yetkililer, Biden’ın; Netanyahu’nun Filistin, İsrail iç siyaseti ve Ukrayna konusundaki tutumlarına katılmadığını açıkça belirtti. Gerçekten de Blinken, başkanın itirazlarını iletmeyi ziyaretinin merkezi bir parçası haline getirdi. Bu tür anlaşmazlıklar Netanyahu’nun hayatını büyük ölçüde karmaşıklaştırabilir. Biden, İran’ın nükleer silaha kavuşmasını engelleyecek adımları atabilecek ve İsrail’le ilişkileri normalleştirmek için Suudilerin talep ettikleri güvenlik garantilerini verebilecek tek dünya lideri. Ancak ABD Başkanı, Filistin alevler içindeyken bu iki konuya önemli bir zaman ayıramayacak ve İsrail kendini Batı’dan uzaklaştırırken (Ukrayna’yı sıkı bir şekilde desteklemeyerek) ve demokrasisini zayıflatırken (yargıyı siyasallaştıracak ve hukukun üstünlüğünü baltalayacak yargı reformlarını geçirerek) İsrail hükümetine yardım etmesi için ABD yönetimini ikna etmeye çalışacak.
‘ABD bu 3 garantiyi verirse Suudiler gelecek ay İsrail’le el sıkışır’
O halde Netanyahu, önemli güvenlik ve dış politika hedeflerinde ilerleme kaydetmek için ödün vermek zorunda kalacak. Biden’ın tam ortaklığını elde etmek için İsrail’in iç ve dış politikasının bazı yönlerinden taviz vermesi ve iyi niyet jestleri yapması gerekecek.
Engeller ve fırsatlar
Netanyahu yaptığı konuşmalarda uluslararası önceliklerini açıkça ortaya koydu. Başbakan, nükleer programından taviz vermeye ve bölgesel saldırganlığını azaltmaya zorlamak için İran üzerinde elinden geldiğince baskı oluşturmak istiyor. Ayrıca, 2020’de imzaladığı Bahreyn, Fas ve Birleşik Arap Emirlikleri ile diplomatik ilişkiler kuran İbrahim Anlaşmalarına dayanarak Suudi Arabistan ile ilişkileri tamamen normalleştirmek istiyor.
Sadece iki yıl önce Netanyahu, özellikle İran gündemini ilerletmek için mücadele etmiş olabilir. Biden göreve geldiğinde, yaptırımların gevşetilmesini gerektirecek bir adım olan İran nükleer anlaşmasını canlandırmaya kararlıydı. Ama zaman değişti. İran’ın nükleer anlaşmaya geri dönmeyi reddetmesi, Rusya’ya silah sağlaması ve hükümet karşıtı protestoları şiddetle bastırması göz önüne alındığında, Biden İran’a karşı daha sert bir tavır almaya istekli. Netanyahu bunu biliyor ve Tahran’a karşı gerçekçi bir askeri harekât tehdidi de dahil Biden’ı maksimum baskı politikasına yardım etmesi için ikna edebileceğini umuyor.
Netanyahu’nun ABD’nin desteğini almak için neden bu kadar hevesli olduğunu anlamak kolay. Her iki devlet de nükleer anlaşmanın öldüğünü ve daha güçlü cezaların geleceğini resmen ilan ederse, İran’ı nükleer programını geliştirmeyi bırakmaya ve Blinken’a göre yönetimin istediği “daha uzun ve daha güçlü” bir anlaşmaya ikna edebilirler.
Örneğin, Tahran uranyum zenginleştirme oranını yüzde 90’a çıkarma, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’ndan çekilme veya nükleer programını militarize etme benzeri kırmızı çizgileri aşan adımlar atarsa askeri güç kullanacaklarını ilan ederek İran’ı gerilimi tırmandırmaktan caydırabilirler. Washington ayrıca, mevcut yaptırımları önemli ölçüde artırmak da dahil İran’a daha fazla ekonomik baskı uygulayarak Tahran’ın hesabını değiştirebilir.
ABD İran’ı uluslararası alanda izole etmek için İsrail ile de çalışabilir. Örneğin İsrail ve ABD, Avrupa Birliği’nin İran’a yönelik konvansiyonel silah ambargosunu uzatmasını sağlamak için İran’ın Rusya ile işbirliğine işaret edebilir. İki müttefik, İran’daki protestolara yardım etmek ve teşvik için geniş bir devletler koalisyonu da kurabilir. İsrail ve ABD, seyrüsefer özgürlüğünü korumak ve Tahran’a karşı ek adımları koordine etmek için istihbarat, hava savunması, lojistik ve diğer kaynakların paylaşıldığı yeni bir Orta Doğu güvenlik mimarisinin temellerini bile atabilir.
Biden yönetimi kısa süre önce İran’a karşı daha sert bir tavır benimsemeye istekli olduğunun sinyallerini verdi ki bu, Netanyahu’nun vizyonuyla örtüşüyor: Her ikisi de İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme isteği ve onu bundan caydırma gerektiği konusunda hemfikir. Örneğin İsrail ve ABD, bu yılın başlarında ortak askeri tatbikatlar düzenleyerek kararlılıklarını gösterdiler. Ancak Washington, İsrail’in stratejisini açıkça benimsemekten hala uzak duruyor. ABD, Ocak ayı sonlarında İran’ın İsfahan’daki bir İHA fabrikasına veya Irak-Suriye sınırındaki silah konvoyuna yapılan İHA saldırılarına karıştığı iddialarını reddetti. Açıkça, İran’ın olası misillemesinden kaygı ve endişe duyuyor ve bu kaygı Washington’un İran’ı ABD güçlerine, ortaklarına ve müttefiklerine saldırmaktan ve nükleer silah aramaktan caydırma yeteneğini baltalıyor.
Washington, İsrail-Suudi ilişkilerini geliştirme konusunda eskisi kadar endişeli değil. Ancak orada bile Biden yönetiminin pozisyonları Netanyahu’nun çabalarını zorlaştırabilir. Biden ile onun bir zamanlar ‘parya’ olarak gördüğü Suudi Arabistan’ın fiili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Salman arasından önemli ve artan gerilimler var. İmzacı ülkelerin İsrail’le ilişki kurmasını sağlayan İbrahim Anlaşmaları, ABD’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ne F-35 jetleri gibi gelişmiş silahlar sağlamasına (Biden yönetimi, BAE’nin Çin ile ilişkileri nedeniyle bu anlaşmayı durdurdu) ve Batı Sahra (Fas’ın iddia ettiği kendi kendini yöneten bölge) politikasını değiştirmesine istekli olan Washington’un desteğine bağlıydı.
Soğuk ABD-Suudi ilişkileri, Riyad ile normalleşmeye giden yolu zorlaştıracak ve belki de ulaşılmaz hale getirecek. Örneğin, Suudiler, İsrail ile herhangi bir anlaşmayı imzalamadan önce muhtemelen Biden yönetimden sağlam güvenlik garantileri, gelişmiş silah tedariki ve ülkenin sivil nükleer altyapısının inşasına yardımcı olacak bir anlaşma isteyeceklerdir. Netanyahu daha esnek hale gelmedikçe ve Biden’la birlikte iyi niyet geliştirmedikçe, Washington’un bu tür sözler verdiğini görmek zor.
İhtiyaç duyulan arkadaş
Netanyahu, nükleere sahip bir İran’ı önlemenin Amerikan desteğini gerektiren muazzam bir görev olduğunu anlıyor. Ayrıca İsrail-Suudi ilişkilerine giden en net yolun Washington’dan geçtiğinin de gayet farkında. Bu nedenle Netanyahu, politikalarını desteklemek için ABD sermayesini istiyorsa, kendi politikalarını Washington’un çıkarları ve değerleriyle uyumlu hale getirmek zorunda kalacağını bilmeli.
Çin ile başlayabilir. ABD’nin Pekin ile büyük güç rekabeti, Biden’ın dış politika gündeminin ilk sırasında alıyor ve ABD’nin iki partisinin de üzerinde mutabakata vardığı nadir konulardan biri. Netanyahu, son on yılda Çin yanlısı ekonomi politikaları geliştirmesine rağmen, Aralık 2022’de İsrail’in Pekin ile ekonomik ilişkilerinin ulusal güvenlik konularına tabi olduğunu açıkladı. Bu, ABD’nin endişelerini daha çok göz önünde bulundurmak için İsrail’in Çin ile ilişkilerini kısıtlamaya istekli olabileceğini gösteren bir açıklama. Gerçekten de, İsrail’in ekonomi politikaları, ülkenin Pekin’in teknolojisine maruz kalma riskini azaltmak yabancı yatırım için bir gözetim mekanizması oluşturmak ve Çinli kuruluşlarla çalışmanın riskleri konusunda kamuoyu farkındalığını artırmak da dahil şimdiden daha Batı yanlısı bir yönde ilerliyor.
Netanyahu, özellikle İsrail’in kendi ulusal güvenlik kaygıları ve benzersiz özellikleri göz önüne alındığında, Çin ile verimli ekonomik bağlarını sürdürmeye devam etmelidir. Ancak Netanyahu, ABD’nin Batı’daki ve Asya’daki dostlarıyla özellikle de Hindistan, Japonya ve Güney Kore ile daha iyi ortaklıklar kurabilir ve kurmalı. Bu hükümetlerle ilişkilerini derinleştirmeli ve bu ülkelerdeki işletmelerin İsrail firmalarıyla daha yakın çalışması için teşvikler sunmalı.
Netanyahu, (Washington’un) diğer ana dış politika önceliği olan Rusya ile savaşında, Ukrayna’yı destekleme konusunda Washington ile uyum sağlamakta daha çok zorlanacak. İsrail; İran’a ve (Rusya’nın aktif olduğu) onun Suriye’deki vekillerine karşı askeri harekatının devamını sağlamak için İsrail, Moskova’yla karşı karşıya gelmekten kaçınmaya çalıştı. Aynı zamanda Rusya’nın İran ordusunu desteklemesini engellemekle de meşgul. Ve Rus Yahudilerinin İsrail’e gelmesine izin verme çabaları da dahil olmak üzere İsrail’in Rusya’daki faaliyetleri için Yahudi Ajansını korumak istiyor.
ABD, İsrail’den ‘Hawk’ füzelerini Ukrayna’ya vermesini istedi
Ancak tarafsız kalmanın sözde politik faydaları, maliyetlere değmez. İsrail, Ukrayna’nın sivilleri ve altyapısını İran İHA’larından korumasına yardım etse bile Moskova, Suriye’deki İsrail uçaklarına saldıramayacak kadar Ukrayna’yla meşgul. Ukrayna’daki yüksek çatışma temposu göz önüne alındığında, Rusya’nın Tahran’a satabileceği çok fazla silahı yok. Ve Moskova, Yahudi Ajansı’nın yaptığı işi sekteye uğratsa da, bu kayıp İsrail’in itibar kazancıyla fazlasıyla telafi edilecek. Netanyahu işgali kınar ve Ukrayna’ya savunma silahları sağlamaya başlarsa, Biden yönetiminden bir miktar sermaye edinebilir ve bu sermayeyi çok daha önemli önceliklerini ilerletmek için kullanabilir.
Yine de İsrail, Washington’dan yeniden destek istiyorsa, Çin ve Ukrayna konusunda işbirliğinden daha fazlasını yapmak zorunda kalabilir. İsrail ziyareti sırasında Blinken, İsrail’in Filistinlilere karşı tutumunun ABD-İsrail ilişkisine yönelik en büyük tehdit olduğunu açıkça belirtti. Netanyahu’nun bu iğneye iplik geçirmesi son derece zor olacak. Başbakan, selefleri gibi İsrail’i terörden koruma görevi var ve Filistin topraklarındaki terörizm düzeyi Mart 2022’den bu yana artıyor. Netanyahu hükümeti ayrıca daha fazla Filistin toprağını ilhak etmek, Yahudiye ve Samiriye’deki Yahudi yerleşimlerini genişletmek, Filistin otoritesini çökertmek ve Filistin düşmanına karşı kesin bir zafer kazanmak isteyen aşırı sağcı bakanlarla da dolup taşıyor.
Yine de Netanyahu, Filistin topraklarında ve İsrail’de yükselen terörizmle mücadeleye devam ederken, Beyaz Saray ile halkın gözünden uzak; politikalarını açıklığa kavuşturduğu, bakanlarının gücünün sınırlarını açıkladığı ve gelişmeye istekli olduğunu gösterdiği sessiz bir diyaloga girerek Washington ile bağları geliştirmeye yardımcı olabilir.
Ve nihayetinde Netanyahu, Tapınak Dağı’nda Yahudilerin dua etmesine izin vermek, yeni toprakların fiilen ilhakını desteklemek ve Yahudiye ve Samiriye’deki ileri karakolları yasallaştırmak ve buralarda yeni yerleşim yerleri kurmak gibi aşırı sağcı müttefiklerinin savunduğu pek çok adımdan kaçınmalı. Bu adımlardan kaçınmak Netanyahu’nun koalisyonunu kışkırtabilir, ancak bunlara izin vermek Filistinlileri kızdırıyor ve böylece uluslararası ilgiyi, ve ABD-İsrail kaynaklarını en önemli dış politika hedeflerinden uzaklaştırıyor. Örneğin, geçen ay, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı İran’da nükleer silah üretiminin yolunu açan yüzde 84’e oranında zenginleştirilmiş uranyum bulduğunu bildirdiğinde, İsrail ve ABD, İsrail’in Batı Şeria’daki dokuz karakolunu yasallaştırma kararına karşı BM Güvenlik Konseyi kararının nasıl önleneceğini tartışmak zorunda kaldılar.
Sonraki haftalarda Mısır, Ürdün ve ABD, daha fazla gerilimi önlemek için İsrail ve Filistin Yönetimi ile bir araya geldi, ancak İsraillilere yönelik ölümcül terör saldırılarını, yerleşimcilerin Filistin’in Hawara bölgesindeki sivillere yönelik saldırıları izledi. İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, bölgeyi yerle bir etme çağrılarını destekledi, ancak daha sonra geri aldı. ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Mart ayı başlarında İsrail’e gitti ve gerilimin nasıl önlenebileceğini tartıştı. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin de aynı şeyi yapıyor. Açıkçası, Netanyahu hem İsrail’in hem de ABD’nin dikkatini İran’a odaklamak istiyorsa, sağcı ortaklarının Filistin arenasındaki yangını körüklemesine izin vermemeli.
Sağcı, provokatif ve gerilimi artırıcı adımların peşinden gitmek Batılı liderleri de çileden çıkarır. Biden, bu adımları kişisel bir hakaret olarak bile yorumlayabilir ki bu da İsrail’i eleştiren Amerikalılara karşı koyma taahhüdünü zedeleyebilir. Böyle bir öfke, İsrail parlamentosunun Yüksek Mahkeme kararlarını geçersiz kılarak Netanyahu’nun gücü üzerindeki denetimi ortadan kaldırmasına olanak sağlayan yargı reformuna karşı Biden’ın mevcut hoşnutsuzluğuna dayanacaktır. Biden, New York Times köşe yazarı Thomas Friedman’a yaptığı açıklamada değişikliklere karşı olduğunu ifade etti ve Blinken, Kudüs ziyareti sırasında İsrailli mevkidaşını reformların ABD-İsrail ilişkilerinin dayandığı ortak demokratik değerleri baltalayacağı konusunda uyardı.
Önde gelen kredi derecelendirme kuruluşlarının yakın zamanda uyardığı gibi, yargı sistemini zayıflatmak aynı zamanda Amerikalı ve İsrailli Yahudiler arasındaki zaten gergin olan ilişkiyi daha da bozacak, İsrail’den göçü teşvik edecek ve İsrail’in kredi notuna zarar verecek. Netanyahu, en azından, herhangi bir yargı reformunun İsrail içinde geniş bir mutabakat ve İsrail parlamentosunda (muhalefet dahil) yaygın bir desteğe sahip olmasını ve İsrail’in demokratik doğasını tehlikeye atmamasını sağlamalı. Aksi takdirde, değişiklikler İsrail ile ABD arasındaki bağları koparabilir ve İsrail toplumunu kutuplaştırarak ülkenin ulusal direncini ve güvenliğini baltalayabilir.
Netanyahu’nun rubik küpü
Netanyahu, her konuda Biden’a katılmak zorunda değil. İki politikacı, farklı çıkarları olan farklı ülkelere liderlik ediyor, bazen yolları farklılaşacak. Yine de bu tür farklılıklar, ortak değerlere dayalı hemen her ittifakta görülür ve bunlar genellikle yakın işbirliğini engellemez. Netanyahu, Washington’a bazı ödünler verirse, Biden’la aralarındaki anlaşmazlıklar ortaklıklarını engellemek zorunda değil.
Bu ödünlerden bazıları karşılıklı olabilir. Örneğin Netanyahu hükümeti, kendisi Çin ile rekabet etmeye başlamasa bile ABD’nin inovasyon üssüne katkısını artırmaya karar vererek Washington’un Pekin’e karşı teknolojik rekabetindeki konumunu iyileştirebilir. İsrail ayrıca Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayabilir ve Ukrayna’nın Rus saldırıları ve İran silahlarından korunmasına yardım edebilir. Buna karşılık ABD ve İsrail, caydırıcılığın başarısız olması durumunda bir askeri harekat planı oluşturmak da dahil Tahran’ın bölgesel saldırganlığına ve silahların yayılmasına karşı ortaklaşa çalışabilir. Çin ile ekonomik ilişkilerini ve Suriye ve başka yerlerdeki çıkarlarını korumak için İsrail’in Pekin ve Moskova’ya yönelik yeni politikalarının dikkatli bir şekilde yürütmesi gerekecek. Yine de bu rota düzeltmesi, Washington’un yardımı ile sonuçlanırsa buna değecektir.
Ve çoğu durumda, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmalar karşılıklı olarak faydalı olacak. Washington, İbrahim Anlaşmalarını Suudi Arabistan’ı içerecek şekilde genişleterek ve daha kalıcı hale getirerek bölgesel güvenliği iyileştirebilir. Aynı zamanda Orta Doğu’da Çin ve Rusya etkisine daha az teşne Amerikan yanlısı bir koalisyonu teşvik edebilir. Netanyahu, Filistinlilerle daha fazla gerilimi önlemekle İsrail halkına yönelik tehlikeyi azaltabilir ve Washington’un (ve diğer ülkelerin) Filistin yerine İran’a odaklanmasına yardımcı olabilir.
Bunların hiçbiri kolay olmayacak. Netanyahu, siyasi ve stratejik bir Rubik küpüyle karşı karşıya. İran’ı içeren ve Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleştiren dış politika hedeflerine ulaşmak için Washington’dan güçlü destek ve uzlaşıya ihtiyacı olacak, bu da hem yurtiçinde hem de Filistin cephesinde radikal koalisyon ortaklarının karşı çıktığı adımları atmayı gerektiriyor. Ancak nihayetinde, küpün en kritik yüzünü çözmek için Netanyahu’nun ABD ile uzlaşmaya öncelik vermesi gerekiyor. İsrailli yetkililer, Washington’un İran’a yönelik tavırlarına veya İsrail’in iç politikasına yönelik eleştirilerine ne kadar kızarlarsa kızsınlar, ABD İsrail’in emniyeti ve güvenliği için vazgeçilmezdir.
Diplomasi
Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.
İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.
Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.
Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.
Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Iconic British band Massive Attack is under police investigation in Singapore for displaying a Palestinian flag at their July 29 concert. Videos show members holding the flag on stage, prompting "Free Palestine" chants from the crowd. The band, known for their outspoken activism… pic.twitter.com/8vu7jRa3Ne
— Eye on Palestine (@EyeonPalestine) July 31, 2026
Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.
Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.
Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.
Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.
Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.
Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.
Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.
Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.
Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.
Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.
İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.
Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.
İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.
Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.
Diplomasi
Infantino üzerindeki baskı artıyor

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.
Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.
Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.
The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.
Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.
Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.
Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.
Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.
Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.
Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.
FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.
FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.
Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.
Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.
Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.
Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.
Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.
FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.
“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.
Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.
Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı.
Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.
FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.
Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.
Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.
Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.
Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.
Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.
Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.
Diplomasi
Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.
Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.
Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.
Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.
Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”
BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.
Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.
FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.
Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.
Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.
Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı










