Bizi Takip Edin

Avrupa

Nigel Farage: Donald Trump benden öğrendi

Yayınlanma

Birleşik Krallık’ta erken seçimler yaklaşırken adından söz ettiren Reform UK lideri Nigel Farage, eski ABD Başkanı Donald Trump hakkında açıklamalarda bulundu.

Farage ITV’ye verdiği bir mülakatta, “Benden çok şey öğrendi. Bence bu her iki taraf için de geçerli,” dedi.

Farage Trump için, “Aday olmaya karar vermeden önce uzun yıllar boyunca Avrupa Parlamentosu’nda yaptığım konuşmaları izliyordu,” iddiasında bulundu.

Trump’ın bunu kendisine açıkça söyleyip söylemediği sorulduğunda Farage, “Bunun doğru olduğunu biliyorum,” cevabını verdi.

Birleşik Krallık’taki genel seçimlerde parlamentoya adaylığını koyan ve Reform UK lideri olarak iktidardaki Muhafazakârlara sağdan meydan okumayı uman Farage, Brüksel’de uzun ve tartışmalı bir dönem geçirmişti.

1999 ile Britanya’nın AB’den ayrıldığı 2020 yılları arasında AP üyesi olarak görev yapan Farage, “Avrupa şüphecisi” görüşlerini kürsüden yayarken, YouTube’da sık sık büyük izlenme oranlarına ulaşmış ve Brüksel’daki birçok ismi kızdırmıştı.

Farage ve Trump’ın geçmişi de eskiye dayanıyor. Reform UK lideri, Trump’ın 2016’daki ABD seçim zaferinden sonra onunla görüşen ilk İngiliz siyasetçiydi ve birçok kez kendisiyle röportaj yaptı. Farage bu yıl Trump’ın yeniden seçilmesi için kampanya yürütmek üzere ABD’ye gitmeyi düşünmüştü fakat bunun yerine Britanya siyasetine odaklanıyor.

ITV’ye konuşan ve Muhafazakârların yerine sağda yeni bir güç olma arzusundan söz eden Reform UK lideri, kendisinin “Trump’ın Britanya versiyonu” olduğu iddialarını ise reddetti.

Farage, “Bence biz çok farklıyız. Bence pek çok konuda aynı düşünüyoruz,” dedi.

Reform UK lideri Farage: Ukrayna’daki savaşı biz kışkırttık

Boris Johnson’dan Farage’a tepki

Öte yandan Farage’ın Ukrayna konusunda yaptığı açıklamalar Muhafazakâr Parti’deki “şahinleri” kızdırdı.

Farage ile birlikte Brexit kampanyasının önde gelen isimlerinden olan eski Başbakan Boris Johnson, Reform UK liderinin “Ukrayna savaşına Batı neden oldu,” sözlerini “mide bulandırıcı tarih dışı saçmalıklar ve Kremlin propagandası” olarak nitelendirdi.

Johnson pazar günü geç saatlerde sosyal medyada, “Kimse Putin’i kışkırtmadı. Kimse ‘ayıyı sopayla dürtmedi.’ Ukrayna halkı 1991 yılında ezici bir çoğunlukla egemen ve bağımsız bir ülke olmak için oy verdi. Hem NATO hem de AB üyeliğini talep etme hakları vardı,” dedi.

Rusya’nın hem 2014 hem de 2022’de “Ukrayna’ya yönelik saldırganlığının” tek bir sorumlusunun Putin olduğunu savunan İngiliz siyasetçi, “Suçu yaymaya çalışmak ahlaken iğrençtir ve Putin’in yalanlarını papağan gibi tekrarlamaktır,” ifadelerini kullandı.

Pazartesi günü Maidstone kentinde düzenlenen bir kampanya mitinginde konuşan Farage, Johnson’ı “modern zamanların en kötü başbakanı” olarak nitelendirdi.

Farage, partisi tarafından 2022’de görevden alınan Muhafazakâr eski liderin “Muhafazakâr gibi davrandığını ama bir Yeşil olarak yönettiğini” söyledi.

Avrupa

AB Komisyonundan İspanya ve Macaristan’a reform çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Birliği Komisyonu, yıllık Hukukun Üstünlüğü raporunda İspanya ve Macaristan’ı yargı, şeffaflık ile yolsuzlukla mücadele güvencelerini güçlendirmeye çağıracak. AB yürütme organı, İspanya’yı üst düzey kamu görevlilerinin mal bildirimleri ile çıkar çatışması kurallarını sıkılaştırma konusunda yetersiz kalması nedeniyle eleştiriyor.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, hazırladığı yıllık Hukukun Üstünlüğü raporunda İspanya ve Macaristan’a yargı, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele mekanizmalarını güçlendirecek reformları hızlandırma çağrısı yapacak.

AB yürütme organının cuma günü yayımlanması planlanan yıllık raporunun Politico’nun ulaştığı kısmına göre, Madrid yönetiminin üst düzey kamu görevlilerine yönelik çıkar çatışması kuralları ve mal beyanı yükümlülüklerini sıkılaştırma konusunda yalnızca sınırlı ilerleme kaydettiği belirtiliyor.

Madrid hükümetinin Kamu Dürüstlüğü Yasası taslağı hazırladığını ve Devlet Yolsuzlukla Mücadele Planı’nı kabul ettiğini belirten AB Komisyonu, buna karşın mevcut kuralların fiili uygulamasında iyileşme kaydedilmediğini aktardı.

Komisyon, etkili soruşturma ve yaptırım yetkilerine sahip bağımsız bir denetim mekanizmasının kurulması da dahil olmak üzere mevcut kuralların daha sıkı uygulanmasını talep etti.

Söz konusu rapor, AB üyesi 27 ülkenin hukukun üstünlüğü ilkelerine uyumunu değerlendirmek ve bu doğrultuda tavsiyelerde bulunmak amacıyla yılda bir kez yayımlanıyor.

Raporun İspanya ile ilgili bölümleri, İspanya mahkemesinin, Başbakan Pedro Sánchez’in kardeşi David Sánchez için usulsüz şekilde kamu sektörü kadrosu oluşturulduğuna karar vermesinden birkaç gün sonra gündeme geldi.

İspanya Başbakanı Sánchez, kendisinin ve ailesinin siyasi amaçlı hukuki süreçlerin hedefi olduğunu savunarak muhafazakar yargıçları yargıyı siyasi araç olarak kullanmakla suçluyor.

AB Komisyonu ayrıca İspanya’nın lobicilik faaliyetlerine yönelik reformlarında da sınırlı ilerleme sağlandığını tespit etti.

Lobicilik faaliyetlerinde şeffaflığı artırmayı amaçlayan yasa taslağının henüz parlamentoda onaylanmadığına işaret eden Komisyon, İspanya’ya lobiciler için zorunlu bir kamu sicili oluşturulmasını da içeren bu mevzuatı tamamlama çağrısı yaptı.

Macaristan’daki eksiklikler

Raporda Macaristan da çeşitli eleştirilerle karşı karşıya kaldı. AB Komisyonu, Macaristan’da alt derece mahkemelerindeki dava dağılımının daha şeffaf hale getirilmesi konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmediğini belirtti.

Raporda ayrıca hakim, savcı ve adliye personelinin maaş artışlarının yapısal bir düzende uygulanmasını sağlayacak adımlarda yeni bir ilerleme olmadığı bilgisi yer aldı.

Macaristan’da yeni lobicilik kurallarının ve kamu görevlilerinin özel sektöre geçişine ilişkin düzenlemelerin bulunmamasını da eleştiren Komisyon, Budapeşte yönetimine dürüstlük çerçevesini güçlendirecek kapsamlı bir yasayı kabul etme çağrısında bulundu.

Bu tespitler, Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın göreve gelmesinin ardından hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme ve Macaristan’ın AB ile gerilen ilişkilerini düzeltme sözü verdiği bir dönemde yapıldı.

AB Komisyonu, mal beyanı sistemi reformları ve sivil toplumu etkileyen bazı önlemler dahil olmak üzere belirli alanlardaki ilerlemeleri kabul etmekle birlikte, önemli eksikliklerin devam ettiğini vurgulayarak yeni hükümeti yargı ve yolsuzlukla mücadele reformlarını kararlılıkla sürdürmeye çağırdı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB genişlemesinde Batı Balkanlar için kademeli geçiş formülü

Yayınlanma

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Karadağ’da düzenlenen Avrupa Birliği-Batı Balkanlar Zirvesi’nde bölge ülkelerinin birliğe hızlı katılımı için ortak destek verdi. Tivat kentindeki zirvede iki lider, 13 yıldır yeni üye kabul etmeyen birliğin de bu gecikmede sorumluluğu olduğunu belirterek müzakereleri hızlandıracak kademeli bir entegrasyon modeli önerdi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Karadağ’da gerçekleştirilen AB-Batı Balkan Zirvesi’nde hızlı genişleme çağrısı yaparken, Batı Balkan devletlerinin henüz birliğe katılamamış olmasında Avrupa Birliğinin de sorumluluğu olduğunu belirtti.

Almanya Başbakanı Merz, “Eğer 13 yıldır yeni üye kabul etmediysek, bu durum Avrupa Birliği tarafındaki eksiklikleri de gösterir. Bugün bunları aşmak istiyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Merz, birliğin genişleme kapasitesini ve bu yöndeki iradesini ortaya koyması gerektiğini dile getirdi.

Batı Balkan bölgesinde Karadağ’ın yanı sıra Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan yer alıyor. Söz konusu altı ülkenin tamamı uzun yıllardır birliğe üye olmak amacıyla resmi başvuruda bulunmuş durumda.

“Hafifletilmiş üyelik” modeli gündemde

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bölgenin AB için taşıdığı önemi vurguladı. Enerji, güvenlik ve göç rotaları gibi başlıkları işaret eden Macron, Avrupa’nın bağımsızlığının da Batı Balkanlar’da belirleneceğini, bu nedenle bölgenin jeopolitik açıdan kritik önemde olduğunu söyledi.

Merz ve Macron, Adriyatik kıyısındaki Tivat kentinde düzenlenen zirveye, aday ülkeleri birliğe daha hızlı yakınlaştırmak amacıyla hazırladıkları ortak taslakla katıldı.

İki liderin önerdiği modele göre, aday ülkelere AB kurumlarında gözlemci statüsü verilecek. Bu ülkelerin karar alma süreçlerine daha yakın katılım sağlaması ve kademeli entegrasyon yoluyla AB iç pazarına ayrıcalıklı erişim elde etmesi amaçlanıyor. Bu adımlarla aynı zamanda reform sürecinin de hızlandırılması hedefleniyor.

Ortak belgede, “aşırı bürokratik ve formalist prosedürlerin” basitleştirilmesi ve müzakere sürecinin hızlandırılması gerektiği kaydedildi.

Metinde, “gerçek bir Avrupa birliği” inşa etmek için başarı odaklı, kademeli bir entegrasyon çerçevesinde ek teşvikler sunulması gerektiği vurgulandı. Ancak iki lider de nihai hedefin daha hızlı bir tempoda tam üyelik olduğunu belirtti.

Zirveye farklı tepkiler

Aday ülkeler arasında üyelik sürecinde en ileri aşamada olan ülke Karadağ, ikinci sırada ise Arnavutluk yer alıyor. AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, Karadağ’ın 2028 yılı sonunda birliğin 28. üyesi olarak kabul edilebileceğini bildirdi.

Balkan ülkelerinden girişime yönelik farklı tepkiler geldi. Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatovic, zirveyi bir “dönüm noktası” olarak nitelendirerek, “Toplantımız tüm Batı Balkan ülkeleri için yeni bir umut ve taze bir enerji sunuyor” ifadesini kullandı.

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise daha temkinli bir yaklaşım sergileyerek, bu girişimle birlikte “tartışmanın derinleştiğini” kaydetti.

Merz ve Macron’u hızlı genişleme için daha fazla çaba göstermeye çağıran Rama, Arnavutluk’un katılım tarihi hakkında ise öngörüde bulunmaktan kaçındı. Rama, “Arnavutluk’un ne zaman üye olacağını tahmin etmek imkansız. Dünyada tahmin edilemeyecek üç şey vardır: Tanrı, seks ve AB” dedi.

Brüksel yönetimi, bazı aday ülkelerin, özellikle de Sırbistan’ın Rusya ile geliştirdiği yakın ilişkileri eleştirel bir yaklaşımla izliyor. AB, Belgrad yönetimine Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılması yönünde düzenli olarak çağrı yapıyor.

Gözlemcilere göre, 2020 yılından bu yana NATO üyesi olan Kuzey Makedonya ise Sırbistan ve Çin’in nüfuz alanına girme riskiyle karşı karşıya.

Bununla birlikte bölge ülkeleri arasında, özellikle Sırbistan ile Kosova ve Sırbistan ile Karadağ arasında zaman zaman yüksek gerilimler yaşanıyor.

Kosova, 2008 yılında Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan etmiş ancak Belgrad bu bağımsızlık kararını tanımamıştı. Karadağ ise 2006 yılında Sırbistan ile olan devlet birliğinden ayrılarak bağımsız bir devlet olmuştu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Macaristan AB fonları için anayasayı değiştiriyor

Yayınlanma

Macaristan’da iktidardaki Tisza partisi lideri Başbakan Péter Magyar öncülüğünde hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un yetkilerini sonlandıran 17. Anayasa Değişikliği paketi Ulusal Meclis’te kabul edildi. Viktor Orbán döneminin devlet kurumlarını tasfiye etmeyi ve yolsuzlukla mücadeleyi amaçlayan reform, Avrupa Birliği’nin dondurduğu fonları serbest bırakması için kritik bir adım.

Macaristan’da nisan ayında yapılan parlamento seçimleriyle 16 yıllık Viktor Orbán ve Fidesz iktidarının sona ermesinin ardından, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki yeni hükümet anayasal sistemi dönüştürmek için adımlarını hızlandırdı.

Macaristan Ulusal Meclisi, 13 Temmuz cumartesi günü yapılan oylamada, Orbán döneminde kurulan devlet mekanizmasını tasfiye etmeyi ve yolsuzluğu önlemeyi amaçlayan “Ateşle Temizlik” (Tűzzel tisztítás) kampanyası kapsamında hazırlanan 17. Anayasa Değişikliği paketini kabul etti.

Meclisteki oylamada 139 milletvekili kabul, 6 milletvekili ret oyu verirken, 54 milletvekili oylamaya katılmadı.

Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un 17 Temmuz çarşamba gününe kadar önündeki anayasa değişikliğini imzalaması ya da veto etmesi gerekiyor.

Değişiklik, doğrudan cumhurbaşkanının görev süresini de sonlandırıyor. Parlamento tarafından gizli oyla seçilen ve resmi olarak siyasi tarafsızlığı bulunan cumhurbaşkanı için Başbakan Magyar, “Orbán’ın kuklası” nitelemesini yaparak Sulyok’un tarafsız bir lider olmadığını belirtiyor.

Magyar oylama öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu anayasayı değiştirmemek Macar milletine ihanet olurdu. Halk, Tisza’ya bu sistemi tasfiye etme yetkisi verdi” ifadesini kullandı.

Tisza hükümeti, bu değişikliğin ardından yeni bir anayasa taslağı hazırlayarak 2027 yılının yaz aylarında ulusal referanduma sunmayı planlıyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok değişikliğe karşı çıkıyor

Yürürlükteki Macaristan Anayasası’na göre cumhurbaşkanı yalnızca anayasayı veya yasaları kasten ihlal ettiği ya da suç işlediği iddiasıyla parlamento tarafından başlatılan ve nihai kararı Anayasa Mahkemesinin verdiği bir azil süreciyle görevden alınabiliyor.

Yeni kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği ise mevcut cumhurbaşkanının yetkilerini derhal sonlandırırken, parlamentoya 30 gün içinde “yeni anayasa yürürlüğe girene kadar en fazla beş yıl süreyle görev yapacak” yeni bir cumhurbaşkanı seçme yetkisi tanıyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok’un yasayı beş gün içinde imzalamayı reddetmesi veya veto etmesi durumunda değişiklik otomatik olarak yürürlüğe girecek ve parlamento, cumhurbaşkanına anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle azil süreci başlatabilecek.

Daha önce görevinden kendi isteğiyle istifa etmeyeceğini defalarca açıklayan Sulyok, 17. Anayasa Değişikliği’ni “anayasaya aykırı” olarak nitelendirdi ve bu düzenlemenin cumhurbaşkanlığı makamını değil, doğrudan kendisini hedef aldığını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı makamının resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Devlet başkanı, cumhurbaşkanlığı yetkilerine hile, tehdit veya başka yollarla müdahale etmeye yönelik her türlü girişimin, yürütme organı temsilcileri tarafından anayasal düzenin ciddi bir ihlali olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır” ifadesine yer verildi.

Sulyok, temmuz ayı başında Avrupa Konseyi Venedik Komisyonuna başvurarak değişikliğin hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı ilkelerine uygunluğunun incelenmesini talep etti.

Macaristan Anayasa Mahkemesine de başvuran Sulyok, Tisza partisinin meclis çoğunluğunu kullanarak gelecekte genel düzenlemeler yerine kişiye özel durumları hedef alan başka değişiklikler de yapabileceği uyarısında bulundu.

Ancak Anayasa Mahkemesindeki yedi yargıcın davadan çekilmesi üzerine Mahkeme Başkanı Péter Polt konuyu gündemden çıkardı.

Yargı ve meclis üyeliklerine yeni sınırlar getirildi

Kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği sadece cumhurbaşkanlığı makamını değil, yüksek yargı organlarını da kapsıyor. Değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi 12 yıldan dokuz yıla indirilirken, yargıçlar için 70 yaş sınırı getiriliyor.

Ulusal Yargı Ofisi Başkanı ile Yargıtay Başkanı’nın görev süreleri de dokuz yıldan altı yıla düşürülüyor. Ayrıca, usulsüz kullanılan kamu fonlarını tespit edip devlet hazinesine geri kazandırmak amacıyla “Devlet Varlıklarını Koruma ve İade Ulusal Ofisi” adıyla yeni bir kurum oluşturuluyor.

Değişikliğin en çok tartışılan maddelerinden biri de milletvekillerinin toplam görev süresinin 12 yılla (üç parlamento dönemi) sınırlandırılması oldu.

Telex’in analizine göre, bu kuralın bir sonraki seçimlerde uygulanması halinde Orbán koalisyonu meclis grubunun yaklaşık yarısını kaybedecek ve Fidesz-KDNP ittifakından yaklaşık 25 ila 30 milletvekili yeniden seçilme hakkını yitirecek.

Fidesz partisi yetkilileri bu düzenlemeyi “anayasal demokrasinin sonu ve Macaristan’da otokrasinin başlangıcı” olarak nitelendirdi.

Tisza partisi haziran ayında da başbakanlık görevini bir kişi için her biri dörder yıllık iki dönemle sınırlayan 16. Anayasa Değişikliği’ni meclisten geçirmişti.

1990 yılından bu yana yapılan başbakanlık sürelerini de kapsayan bu düzenleme, Orbán’ın yeniden başbakan olmasını hukuken imkansız hale getiriyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok, başbakanlık süresine sınır getirilmesinin parlamentonun serbest seçim iradesiyle tam olarak bağdaşmadığını belirtse de bu değişikliği imzalamıştı.

AB fonlarının serbest bırakılması süreci

Tisza hükümetinin gerçekleştirdiği anayasa reformu, büyük ölçüde Avrupa Komisyonunun taleplerini karşılamaya yönelik adımlardan oluşuyor.

Avrupa Komisyonu, Orbán iktidarı döneminde hukukun üstünlüğü ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Macaristan için ayrılan AB fonlarını dondurmuştu.

17. Anayasa Değişikliği ile Başbakan Magyar, Brüksel’e AB şartlarını kabul ettiği mesajını veriyor; zira değişiklikler doğrudan birliğin eleştiri odağında olan Anayasa Mahkemesi, yargı yönetimi ve kamusal denetim mekanizmalarını hedef alıyor.

Bu adımların ardından AB Konseyi, 10 Temmuz çarşamba günü Macaristan’ın Salgın Sonrası Toparlanma ve Dayanıklılık Fonu (RRF) kapsamındaki planını onaylayarak dondurulan fonların 10 milyar avroya kadar olan kısmının serbest bırakılmasını kararlaştırdı.

Bu kapsamda Budapeşte yönetimi 6,5 milyar avro hibe ve 3,5 milyar avro uygun koşullu kredi alacak.

AB, Macaristan için planlanan yaklaşık 35 milyar avroluk fonu dondurmuştu. Macaristan hükümeti ile Avrupa Komisyonu arasındaki görüşmelerin ardından mayıs ayı sonunda Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Macar yasalarındaki “belirgin ilerlemeyi” gerekçe göstererek yaklaşık 16 milyar avronun serbest bırakılmasına karar verdiklerini açıklamıştı.

Bu doğrultuda Macaristan, RRF kapsamındaki 10 milyar avronun yanı sıra Uyum Fonu’ndan da 4,2 milyar avro alacak.

Uyum Fonu’ndaki diğer 2,2 milyar avroluk kısım ise Budapeşte’nin 31 Ağustos perşembe gününe kadar taahhüt ettiği sonraki reformları tamamlaması halinde ödenecek.

Yolsuzlukla mücadele kapsamında Magyar hükümeti, kamu varlıklarını koruma ofisinin yanı sıra Orbán döneminde kurulan ve AB fonlarının harcanmasını denetleyen Dürüstlük Ofisi’nin yetkilerini de genişletti.

Ayrıca Magyar, Fidesz’in propaganda aracı olduğunu belirttiği devlet medyasının yayınını durdurma vaadini de yerine getirdi.

7 Temmuz pazar günü devlet yayıncısı MTVA’nın haber yayınları kısa süreliğine kesilerek ekranda geçmişteki yayın politikası için özür metni yayımlandı.

Diğer yandan, bazı Avrupalı insan hakları örgütleri milletvekilliği süresine sınır getirilmesini siyasi amaçlı bir adım olarak eleştiriyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Macar iş dünyası da yeni başbakanın ekonomik krizle mücadele etmek yerine mesaisini Orbán’ı eleştirmeye ve yakın çevresindeki yolsuzlukları ortaya çıkarmaya harcamasından endişe duyuyor.

Yeni hükümetin verilerine göre bütçe açığı şimdiden GSYH’nin yüzde 8’ini aşmış durumda.

Başbakan Magyar bazı dış politika konularında ise Orbán’ın çizgisine yakın bir tutum sergiliyor. Magyar, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın AB katılım müzakerelerini yavaşlatarak AB Komisyonu ve AB Konseyinin bu ülkelerle ilgili ortak mektubuna karşı çıkmıştı.

Müzakerelerin başlamasını engellemeyen Magyar, yeni üyelerin birliğe hızlı kabul edilmesine karşı olduğunu belirterek “Bu durum, üyelik için yıllardır çalışan Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi Batı Balkan ülkelerine yanlış bir mesaj gönderiyor” açıklamasını yaptı.

Macaristan ayrıca, Ankara’daki NATO zirvesinde kararlaştırılan Ukrayna’ya yönelik 70 milyar avroluk askeri yardım programına katılmayı da reddetti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English