Bizi Takip Edin

Ortadoğu

NYT: ABD’nin Suriye’deki askeri varlığı azalıyor: 3 üssünü kapattı

Yayınlanma

Gazetenin iki üst düzey yetkiliye dayandırdığı habere göre, ABD’nin Suriye’deki askeri varlığı 2 bin askerden bin 400’e düşürülüyor.

New York Times gazetesi (NYT), ABD ordusunun Suriye’nin kuzeyindeki 8 askeri üssünden 3’ünü kapatarak yüzlerce askerini geri çekmeye başladığını iddia etti.

Üst düzey iki ABD’li yetkilinin verdiği bilgiye göre, ABD ordusu ülkenin kuzeydoğusundaki sekiz küçük operasyon üssünden üçünü kapatıyor. Bu üsler; Görev Destek Sitesi Yeşil Köy, M.S.S. Fırat ve daha küçük çaplı üçüncü bir tesisi kapsıyor. Asker sayısının da yaklaşık iki binden bin 400’e düşürülmesi bekleniyor.

“ABD’nin Suriye’deki askeri varlığı en az 500 olmalı”

Yetkililer, 60 günün sonunda Amerikalı komutanların daha fazla asker çekip çekmemeye karar vereceğini belirtti. Bir yetkili, komutanların Suriye’de en az 500 ABD askerinin kalmasını önerdiğini söyledi.

“ABD’nin Suriye’den çekilme kararı İsrail’i harekete geçirdi”

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, ülkede hiçbir Amerikan askerinin kalmasına sıcak bakmadığını defalarca dile getirmişti. Şimdilik yapılan bu azaltmanın, sahadaki komutanların üsleri kapatma ve birleştirme tavsiyeleri doğrultusunda yapıldığı, Pentagon ve Merkez Komutanlık tarafından onaylandığı kaydedildi.

Öte yandan haberde, ABD’nin IŞİD ile mücadele gerekçesiyle destek verdiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) HTŞ liderliğindeki yeni Şam hükümeti ile entegrasyon anlaşması imzaladığı hatırlatıldı ve şöyle denildi:

“Anlaşma kapsamında, ABD destekli SDG’nin yıl sonuna kadar tüm sivil ve askeri kurumları yeni Suriye devletine entegre etmesi öngörülüyor. Bu kurumlar arasında ülkenin en önemli petrol ve doğal gaz sahaları da bulunuyor. Uzun yıllar boyunca Kürt güçleri, ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelesindeki en önemli ortağıydı. İç savaş süresince büyük toprak kazanımları elde eden bu grup, kuzeydoğuda fiili bir devlet kurmuş durumda. Yetkililer, azalan asker sayısına rağmen ABD’nin hem konvansiyonel hem özel kuvvet personeliyle SDG’ye terörle mücadele desteği vermeye ve bazı tutuklu kamplarının işletilmesine yardımcı olmaya devam edeceğini söyledi.”

“ABD, Suriye’deki askerlerini sessizce Irak’a çekiyor”

Trump yönetiminin Suriye politikasını kapsamlı şekilde gözden geçirmesinin beklendiği belirtilen haberde, “Bazı yetkililer, asker sayısının yarıdan fazla azaltılabileceğini ya da tamamen çekilebileceğini öne sürüyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi, Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon’da Orta Doğu politikalarıyla ilgili önemli görevlerin hâlâ boş olması, kapsamlı bir Suriye politikasının oluşturulmasını yavaşlatıyor” denildi.

Ortadoğu

Reuters: İran’daki düğüne düzenlenen ölümcül saldırı ABD mühimmatının doğrudan isabetiydi

Yayınlanma

Salı günü İran’ın güneyindeki bir düğün kutlamasını vuran, dört kişinin ölümüne ve en az 68 kişinin yaralanmasına yol açan patlamanın, başka bir hedefe çarpıp sekerek gelen bir mühimmattan değil, büyük olasılıkla bir ABD mühimmatının doğrudan isabetinden kaynaklandığı belirlendi. Reuters tarafından doğrulanan görüntü ve videoları inceleyen silah uzmanlarının analizi bu yönde.

Küçük Kuhestak kasabasında meydana gelen olay, ABD’nin İran’la savaşında sivillerin ödediği bedele ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi. Olay, şubat ayında bir Amerikan füzesinin İran’daki bir ilkokula isabet ederek içerideki çoğu çocuk olmak üzere 175’i aşkın insanı katletmesinden bu yana yaşanan en çarpıcı vaka oldu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), güçlerinin 1 Eylül’de İran’ın güneyinde, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait hava savunma tesislerini, radar sistemlerini ve iletişim altyapısını hedef alan çok sayıda saldırı gerçekleştirdiğini açıklamıştı.

Reuters, olaya ilişkin video ve görüntüleri dört askeri silah uzmanıyla paylaştı. Uzmanlar, hasarın başka bir hedefe çarpan mühimmatın sekmesi sonucu oluşan ikincil bir hasardan ziyade doğrudan isabetle uyumlu olduğunu söyledi. Uzmanlardan üçü, mühimmatın rotasından çıkan bir İran hava savunma füzesi değil, büyük olasılıkla bir ABD silahı olduğunu belirtti.

Uzmanlardan biri, silahın hedefini basitçe ıskalamış olabileceğini söyledi.

Terörle mücadele kapsamında bomba imha konusunda uzmanlaşmış, patlayıcı mühendisliği alanında doktora sahibi emekli İngiliz Tuğgeneral Gareth Collett, “Atılan bomba sayısı göz önüne alındığında, en gelişmiş güdüm sistemlerinde bile zaman zaman bu tür olaylar yaşanabiliyor,” dedi.

Görüntülerde, saldırının ardından enkazın arasında kanlı ayakkabıların bulunduğu ve İran’ın bu bölgesinde yaygın olarak kullanılan düğün süslemelerinin etrafa saçıldığı görülüyor.

Bir görgü tanığı saldırıdan hemen sonra Reuters’a gönderdiği sesli mesajda şöyle dedi:

“Kuhestak yerle bir oldu. Dört, beş, on ev yıkıldı. Çok sayıda insan enkaz altında. Allah yardımcımız olsun.”

Bölge sakinleri isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

ABD’li iki yetkili de isimlerinin açıklanmaması koşuluyla Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD ordusunun 1 Eylül’de Kuhestak bölgesinde saldırılar düzenlediğini ve özellikle kasabanın telekomünikasyon kulesini hedef aldığını savundu.

Uydu görüntülerine göre söz konusu kule, düğün kutlamasının yapıldığı yerden yaklaşık 135 metre uzakta bulunuyor. İran medyasına göre kule yerel saatle yaklaşık 21.30’da vuruldu.

ABD’li yetkililerden biri, hükümetin düğündeki can kayıplarına ilişkin çeşitli senaryoları incelediğini söyledi. Bunlar arasında kayıpların bir ABD saldırısından, İran hava savunma füzesinin sekmesinden veya hedefinden sapan bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimalleri bulunuyor. Ancak Reuters görüntüleri ve uzmanlar saldırının ABD mühimmatına ait olduğunu tespit etti.

Dört kişinin öldüğü ve 68 kişinin yaralandığı bilgisi, insan hakları ihlallerini izleyen ve belgeleyen Balochestan Human Rights Documentation Network ile Haalvsh adlı kuruluşlardan geldi.

Gruplara göre hayatını kaybedenlerden üçü düğün davetlileriydi: 43 yaşındaki Kolsoom Mollahi Najhandania, 50 yaşındaki Zarkhatoon Taheri ve dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi. Dördüncü kişi olan 16 yaşındaki Mohammad Mallahi ise telekomünikasyon kulesinin yakınında motosikletiyle giderken öldürüldü.

İsimler İran medyası tarafından da doğrulandı.

Olay, 28 Şubat’ta Minab’daki bir ilkokulun füze saldırısıyla yıkılmasından altı aydan uzun bir süre sonra meydana geldi. Saldırı, mevcut çatışmayı başlatan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından saatler sonra gerçekleşmişti. İranlı yetkililere göre saldırıda 175’ten fazla çocuk ve öğretmen hayatını kaybetmişti.

Pentagon, ABD ordusunun onlarca yıldır yol açtığı en büyük sivil kayıp vakası olan Minab saldırısına ilişkin soruşturmasının bulgularını kamuoyuna açıklamadı. Ancak Reuters, 5 Mart’ta yayımladığı haberinde, ABD ordusunun ilk iç soruşturmasının, İran’la savaşın ilk gününde gerçekleştirilen bu saldırıdan ABD güçlerinin sorumlu olduğunu gösterdiğini bildirmişti.

1 Eylül günü yerel saatle yaklaşık 21.30’da sosyal medyada yerel bir düğüne saldırı düzenlendiğine ilişkin paylaşımlar dolaşıma girmeye başladı.

Reuters, bölge sakinleriyle aracılar üzerinden görüştü.

Bir bölge sakini, düğünün vurulmasının hemen ardından gönderdiği sesli mesajda, “Düğünde çok sayıda insan vardı. Çok sayıda [yaralı] götürüldü, şu anda çok daha fazla [yaralı] götürülüyor,” dedi.

İran devlet medyası, Hürmüzgan’daki telekomünikasyon yetkililerine dayandırdığı haberinde, kulenin çevredeki Sirik ilçesinde yaşayanlara mobil iletişim, telefon ve internet hizmeti sağlayan sivil bir yapı olduğunu bildirdi.

İran’da altı aydır devam eden savaş sırasında ABD ordusu, İran ordusunun stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğini engellemek amacıyla boğaz yakınlarındaki İran radar ve iletişim tesislerini defalarca vurdu.

İran, boğazdaki enerji sevkiyatını kısıtlama kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Bu durum küresel enerji maliyetlerini yükseltirken, ABD’deki ara dönem Kongre seçimleri öncesinde Trump yönetimi açısından siyasi bir sorun yarattı.

ABD ordusunda eski bir patlayıcı mühimmat imha teknisyeni olan ve halen Armament Research Services’ta silah teknik analisti olarak çalışan Trevor Ball, Reuters’ın talebi üzerine fotoğraf ve videoları inceleyen uzmanlar arasındaydı.

Ball, “Görülen hasar, çatıya temas ettiği anda ya da çatının hemen üzerinde infilak eden bir mühimmattan kaynaklanmış gibi görünüyor,” diyerek bunun görünüşe göre doğrudan bir isabet olduğunu belirtti.

“Görülebilen patlama hasarının, yakındaki telekomünikasyon kulesine yapılan saldırıdan kopan parçaların bu bölgeye isabet etmesiyle oluşması mümkün değil.”

Ball, kullanılan silahın büyük olasılıkla ABD’ye ait olduğunu söyledi.

Collett de Ball’un analizine katıldı.

“Kanıtların ağırlığı, İran hava savunma füzesinden ziyade ABD’ye ait, havadan bırakılan 500 librelik bir mühimmata işaret ediyor,” dedi.

Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırma profesörü olan Sebastian Schutte de görsel materyalleri inceledi. Schutte, mevcut kanıtlara dayanarak çatıdaki deliğin telekomünikasyon kulesinden seken bir mühimmat sonucu oluşmadığı görüşüne katıldı.

Üç uzman da hedefinden sapan bir İran füzesinin evi yıkmış olmasının düşük ihtimal olduğunu söyledi.

Schutte, isabet açısının bir hava savunma füzesiyle uyumlu olmadığını belirtirken, Collett ise bir hava savunma füzesinin harp başlığında normalde görülmesi beklenen türden parçalanmaya ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını söyledi.

İran medyasında çeşitli silah parçalarının görüntüleri de yayımlandı. Ball, “bu kalıntılardan bazılarının”, ABD ordusu tarafından yaygın olarak kullanılan bir tür süzülen bomba olan Joint Standoff Weapon’a (JSOW) ait olduğunu tespit etti.

3 Eylül’de Hürmüzgan eyaletinin Sirik kasabasında, dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi için düzenlenen cenaze töreninde yas tutanlar son görevlerini yerine getirmek üzere bir araya geldi.

Perşembe günü Kuhestak sakinleri saldırıda hayatını kaybedenler için cenaze töreni düzenledi. Cenaze duası okunurken kalabalık korteji doldurdu; insanlar tabutu taşıdı ve ellerinde posterler tuttu.

Bir görgü tanığı, “Sirik’te durum hüzünlü ve matem havası hâkim. İnsanlar hâlâ şok içinde,” dedi.

Tahran’dan BM’ye çağrı: ABD’nin eylemleri savaş suçudur

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Ben-Gvir’den Gazze’de etnik temizlik planı

Yayınlanma

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, “gönüllü göç” olarak adlandırdığı süreç yoluyla Gazze’deki nüfusun büyük çoğunluğunu bölgeden uzaklaştırmayı amaçlayan bir plan açıkladı.

Sağcı bakanın bu planı, konuyla ilgili özel bir bakanlığın kurulmasını da içeriyor.

Hem İsrail’in 2005’teki Gazze’den çekilmesine hem de İsrail sağındaki pek çok kişinin kısmen bu çekilmeden sorumlu tuttuğu 7 Ekim 2023 tarihli Aksa Tufanı operasyonuna atıfta bulunan ve “İlişik Kesme 710” olarak adlandırılan plan, ilk yıl içinde 250.000 Gazze sakininin, üç yıl içinde 1,11 milyonun ve yedi yıl içinde 1,86 milyonun bölge dışına çıkarılmasını hedefliyor.

Ben Gvir, “Şu anda barış hayalleri kurmak yerine, göç ettirme eylemlerine ihtiyacımız var. Tünel kazmak yerine, artık valizleri toplama zamanı,” dedi.

Bakan, “Göç Bakanlığı”nın kurulması ve bu bakanlığın liderliğinin Otzma Yehudit’in (Yahudi Gücü) bir sonraki hükümete katılmak için öne süreceği en önemli taleplerden biri olacağını da ekledi.

Ben Gvir; Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilerin etnik temizliğine ve nüfus nakline destek veren, suikasta kurban giden aşırı sağcı bakan Rehavam Ze’evi’ye atıfta bulunarak, “Gandhi’yi dinlememeleri ne yazık. Artık bunu kabul etmenin zamanı geldi: Gandhi haklıydı!” dedi.

Parti, göçmenlere “seyahat yardımı, ilk konut, mesleki eğitim, istihdam ve 24 aya kadar destek” içeren bir “yerleşim paketi” vaat ediyor.

Ayrıca, kabul ettikleri Gazze sakinlerinin sayısına göre ev sahibi ülkelere ödeme yapılacağını da taahhüt ediyor.

Partiye göre, Türkiye, Etiyopya, Kongo ve adı belirtilmeyen bazı Arap ülkeleri potansiyel varış noktaları olarak değerlendiriliyor.

Otzma Yehudit, önerinin İsrail’den 10 milyar NIS (3 milyar dolar) tutarında bir başlangıç yatırımı gerektirdiğini, ardından uluslararası katılım düzeyine bağlı olarak 50 milyar NIS’ye (15,2 milyar dolar) kadar eş finansman sağlanacağını belirtiyor.

Ben-Gvir şöyle devam etti:

“İlk başta bana hayalperest bir aşırılıkçı muamelesi yapıldı. Sonra bir gün her şey değişti: Başkan Trump, göçü teşvik etmenin Gazze sorununa bir çözüm olduğunu kamuoyuna açıkladı. Birdenbire Ben Gvir’in planı meşru hale geldi. Birdenbire herkes Ben Gvir oldu.”

Bu öneri, Savunma Bakanı İsrail Katz’ın, Gazze’den kitlesel göçü kolaylaştırma planlarının hâlâ tartışılmakta olduğunu ve bu planların, Şubat 2025’te Gazze’nin yaklaşık 2,3 milyon sakininin başka yerlere yerleştirilmesini ilk olarak öneren Trump tarafından yalnızca “dondurulduğunu” açıklamasından bir gün sonra geldi.

Bu öneri, yetkililerin “gönüllü göç” olarak adlandırdıkları süreci kolaylaştırmakla görevli bir Savunma Bakanlığı müdürlüğünün kurulmasına yol açmıştı.

Katz daha sonra, uluslararası muhalefet ve göçü kabul etmeye istekli ülkelerin bulunmaması nedeniyle bu öneriden vazgeçmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Hürmüz Boğazı’ndaki ticaret kesintisi İran’ı frenleyebilir

Yayınlanma

Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerinin çatışmalar nedeniyle neredeyse sekiz kat azalması ve Dubai’deki Cebel Ali Limanı’ndaki sevkiyatın yüzde 90’dan fazla düşmesi, İran ticaretini ciddi risklerle karşı karşıya bıraktı. Financial Times, Tahran’ın bölgedeki ticaret hatlarına ve Dubai’ye olan ekonomik bağımlılığının Ortadoğu’daki gerilimin daha fazla tırmanmasını engelleyebilecek bir faktör haline geldiğini yazdı.

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yürüttüğü ticarete olan bağımlılığı, Ortadoğu’daki çatışmaların daha fazla tırmanmasını önleyebilecek temel unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Financial Times gazetesinin aktardığına göre, su yolundaki güvenlik riskleri ve limanlardaki sert düşüşler Tahran yönetiminin ekonomik hareket alanını daraltıyor.

Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 135 gemi geçiş yapıyordu. Gemi komisyonculuğu şirketi Clarksons verilerine göre, 28 Ağustos ile biten haftada bu sayı günde 17 gemiye kadar geriledi.

Haberde, çatışmaların yeniden alevlenmesinin deniz taşımacılığını daha da kısıtlama tehdidi taşıdığı kaydedildi.

Birleşik Arap Emirlikleri merkezli lojistik şirketi DP World verileri de Hürmüz Boğazı’ndaki ciddi aksamalar nedeniyle Dubai’de bulunan Cebel Ali Limanı’ndaki taşımacılık hacminin çatışmanın ilk haftalarında yüzde 90’dan fazla azaldığını ortaya koydu.

Cebel Ali, Ortadoğu’nun en büyük deniz taşımacılığı merkezi ve İran için kritik bir ticaret kavşağı konumunda bulunuyor. Liman ve bitişiğindeki serbest ekonomik bölge, tek başına Dubai’nin gayrisafi yurt içi hasılasının beşte birinden fazlasını karşılıyor.

Çatışmalardan önce, 110’u aşkın vinçle donatılmış dört konteyner terminaline sahip olan liman, günde yaklaşık 40 bin TEU yük işliyordu.

Etrafında gelişmiş bir işletme ağı ve ulaşım bağlantıları oluştuğu için Cebel Ali’ye tam anlamıyla bir alternatif oluşturmanın son derece zor olduğu vurgulanıyor.

Ticaret rotalarının kırılganlaşması, ekonomik modelini ticaretin geliştirilmesi ve petrol sektörüne bağımlılığın azaltılması üzerine kuran Dubai için de riskler yaratıyor.

Haberde, İran’ın doğrudan Dubai’ye ve bölgeden geçen ticaret akışına bağımlı olmasının, krizin daha geniş çaplı bir savaşa dönüşmesini sınırlandırabilecek başlıca etkenler arasında yer aldığı belirtiliyor.

El-Cezire’nin denizcilik sektörü verilerine dayandırdığı haberine göre ise 29 ve 30 Ağustos tarihlerinde Hürmüz Boğazı’ndan yük taşıyan gemi sayısı günde beşe kadar geriledi.

Bazı gemilerin saldırılardan korunmak amacıyla otomatik tanımlama sistemlerini kapattığı, bu nedenle fiili gemi sayısının kayıtlardakinden daha yüksek olabileceği ifade ediliyor.

ABD ile İran, 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Anlaşmaya göre Tahran’ın boğazdaki engellemeleri kaldırması ve 60 gün içinde Basra Körfezi ile Umman Körfezi arasında ticari gemilerin güvenli geçişini sağlaması öngörülüyordu.

Deniz trafiğinin ise mayın temizleme faaliyetlerinin ardından 30 gün içinde tamamen normale dönmesi planlanmıştı.

Ancak kısa süre sonra taraflar yeniden karşılıklı saldırılara başladı. Tahran, Washington’ın bölgedeki müdahalesi sona erene kadar boğazın kapatıldığını 12 Temmuz’da duyurdu.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise 15 Temmuz’da İran’a yönelik deniz ablukasını yeniden başlattığını açıkladı.

Amerikalı yetkililer, çatışmalar sürecinde ordunun İran’ın boğazı kontrol etme kabiliyetini önemli ölçüde zayıflattığı görüşünü taşıyor.

Yetkililer, Tahran’ın gemileri hedef almaya devam ettiğini ancak bu hedeflere yönelik hassas vuruş kapasitesinin sınırlı kaldığını öne sürüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English