Bizi Takip Edin

Amerika

Ödenek Komisyonu Demokratların eline geçiyor: İran savaşı ve ICE denetime girecek

Yayınlanma

ABD’de Demokratlar kasımda Temsilciler Meclisi çoğunluğunu kazanırsa Ödenek Komisyonu’nun başkanlığı Rosa DeLauro’ya geçecek ve federal kurumların bütçeleri Demokratların denetimine girecek. Komisyon üyeleri İran savaşının maliyetini, ICE’a yönelik sınırlamaları, Adalet Bakanlığı kesintilerini ve milli park fonlarının yönlendirilmesini inceleyeceklerini söyledi.

ABD’de kasım ayındaki seçimlerde Meclis çoğunluğunu geri alırsa Demokrat Parti, federal harcamalar üzerindeki yetkisini Başkan Donald Trump’ın gündemine karşı en güçlü araçlarından biri olarak kullanmayı hedefliyor.

Çoğunluk Demokratlara geçerse Temsilciler Meclisi Ödenek Komisyonu’nun başkanlığı Rosa DeLauro’ya (Connecticut) kalacak. Komisyon, federal kurumları ve programları finanse eden yıllık harcama yasalarını yazıyor.

Demokratlar bu süreçle Trump’ın harcama önceliklerini sınırlamayı, kurumların bütçelerine kısıtlamalar eklemeyi ve yönetimin vergi mükelleflerinin parasını nasıl kullandığını denetlemeyi planlıyor.

Strateji, Demokratları Beyaz Saray ve Kongre’deki Cumhuriyetçilerle karşı karşıya getirebilir. Bu risk, çoğunluğun çok dar olması durumunda daha da büyük.

Harcama yasalarının Senato’daki filibuster engelini aşacak desteği bulması ve sonunda Trump’ın imzasını alması gerekiyor. Cumhuriyetçilerin desteği olmadan Demokratların ne kadar ileri gidebileceği bu yüzden sınırlı.

Yine de ödenek süreci, Demokratlara yönetimi müzakere masasına çekme fırsatı veriyor.

Pingree: Milli parklardan Washington’a kaydırılan para incelenecek

Çevre ve İçişleri Alt Komisyonu’nun en üst düzey Demokrat üyesi Chellie Pingree (Maine), The Hill’e yaptığı açıklamada daha fazla kamuya açık duruşma düzenlemeyi planladığını söyledi.

Pingree, milli parklara ayrılan fonun bir bölümünün Washington’daki projelere yönlendirilmesini ve Çevre Koruma Ajansı’ndaki (EPA) personel kesintilerini inceleyecek.

Kesintilerin ajansın araştırma yapma, çevre yasalarını uygulama ve zehirli kimyasalları düzenleme kapasitesine dair kaygı yarattığını belirtti.

Alt komisyonun sanat alanındaki kurumları da denetlediğini hatırlatan Pingree, bu kurumların “kesinlikle saldırı altında” olduğunu savundu.

Pingree, Kennedy Center’ı örnek gösterdi: “Başkanın yönetim kurulunu ele geçirdiği, binaya kendi adını koymaya çalışmak dahil büyük değişiklikler yaptığı, ayrıca Kongre’nin tahsis ettiği fonların kullanımında tam bir şeffaflık eksikliği olan yer burası.”

Pingree, komisyon duruşmaları ve soruşturmalar için çok sayıda fırsat gördüğünü belirtti. Paranın Orman Hizmeti ve milli parklar gibi amaçlandığı yere gitmesini sağlamak istediklerini söyleyerek “Önümüzde epey iş var” dedi.

McCollum: Savunma harcaması diğer bütçeleri sıkıştırdı

Savunma Alt Komisyonu’nun en üst düzey Demokrat üyesi Betty McCollum (Minnesota) için öncelik savunma harcamaları. İran savaşı ABD’ye milyarlarca dolara mal oldu.

McCollum, Kongre’nin savunma dışı harcamalarla savunma harcamaları arasında yeniden denge kurması gerektiğini söyledi.

McCollum, savunma bütçesinin diğer ödenek yasalarının aleyhine şiştiğini savundu. Bu yasaların savunma için de önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Nitelikli K-12 eğitimimiz yoksa sorun var, çünkü ordu askerini oradan alıyor. Yollarımız, köprülerimiz ve ulaşım altyapımız yoksa sorun var, çünkü malzemeyi üslere ve tersanelere ulaştıramıyoruz.”

Yönetimi İran savaşı konusunda hesap vermeye zorlamak için “çok sıkı” çalışacağını söyleyen McCollum, savaşın hükümete maliyetinin ve verdiği zararın tam bir dökümünün çıkarılması gerektiğini savundu.

Mühimmatla ilgili gizli bilgi istediklerinde geç yanıt aldıklarını, bazen hiç bilgi alamadıklarını anlattı.

McCollum, askerlerin ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerinin ve haklarının da güvence altına alınması gerektiğini söyledi. Savaşta ölen askerlere ölüm tazminatının bile ödenmediğini öne sürdü.

Meng ve Cuellar: Adalet Bakanlığı kesintileri ile ICE denetimi öne çıkıyor

Ticaret, Bilim ve Adalet Alt Komisyonu’nun en üst düzey Demokrat üyesi Grace Meng (New York), Adalet Bakanlığı’na bağlı birimlerdeki kesintileri inceleyeceğini belirtti. Kamu Bütünlüğü Bölümü ve Sivil Haklar Bölümü bu kesintilerin kapsamında.

Meng, kaynak ve personelin yanlış kullanıldığını da savundu. Bir zamanlar milli güvenlik ve kamu güvenliğiyle ilgilenen istihbarat analistlerinin şimdi seçmen kayıtlarını incelediğini söyledi. Meng, “Kurumlarımızı yeniden yoluna sokmak istiyoruz” dedi.

İç Güvenlik Alt Komisyonu’nun en üst düzey Demokrat üyesi Henry Cuellar (Teksas) ise Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nun (ICE) daha sıkı denetlenmesi ve sınırlandırılması gerektiğini söyledi.

ICE, birkaç ABD vatandaşının ve göçmenin göçmenlik görevlilerinin elinde ölmesinin ardından Demokratların artan gözetimi altına girmişti. Cuellar’a göre önerilen sınırlar arasında daha iyi eğitim, vücut kamerası ve gerilimi azaltma yöntemleri var.

Cuellar ayrıca bütçe uzlaştırma yasalarıyla ayrılan paranın Kongre denetimine tabi olması gerektiğini savundu. Bunlar arasında Kongre’nin geçen yıl kabul ettiği One Big Beautiful Bill Act ile ICE’ı ve Sınır Devriyesi’ni finanse eden küçük kapsamlı yasa var.

DeLauro: Hedef, Kongre’nin harcama yetkisini geri almak

Trump yönetimi, yürütme yetkisinin sınırlarını defalarca zorladı ve federal harcamalar üzerinde daha fazla denetim kurmaya çalıştı. Bu da Kongre’nin anayasal harcama yetkisini sorguya açıyor. Demokratlar için sürecin Beyaz Saray’a baş ağrısı olacağı belirtiliyor.

Cuellar, Ödenek Komisyonu’nun çok önemli bir rol oynayacağını söyledi. Yürütmenin geleneksel rolüne bağlı kalmasını sağlayacaklarını belirtti.

DeLauro yaptığı yazılı açıklamada, Demokratların birinci önceliğinin ülke genelinde çalışan insanlar için hayat pahalılığını düşürmek olacağını söyledi.

Bunun, Trump yönetiminin ve Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB) Başkanı Russ Vought’un Kongre’nin ödediği parayı tek taraflı ve çoğu kez yasa dışı biçimde alıkoymasını önlemek anlamına geldiğini kaydetti.

DeLauro, konut programlarının budanmasının, enerji verimliliği projelerinin iptalinin ve gıda yardımının alıkonmasının Amerikan ailelerinin maliyetlerini artırdığını savundu.

Azınlıktayken Kongre’nin harcama yetkisini yeniden kullanma yolunda ilerleme kaydettiklerini belirten DeLauro, çoğunlukta bu ilerlemeyi büyük ölçüde artırmak istediğini söyledi.

Demokratlar geçici ödenek yerine 12 yasanın tamamını geçirmek istiyor

Birçok Demokrat milletvekili, geçici ödenek yasalarıyla (CR) yetinmeyip 12 yıllık ödenek yasasının tamamını geçirmek istediklerini belirtiyor. Komisyon üyesi Adriano Espaillat (New York), sorunun zamanlama olduğunu, sürecin yorucu olduğunu ve tamamlanması gerektiğini söyledi. Uzlaşı kurmanın da çok önemli olduğunu ekledi.

Kongre, hükümetin 11 Aralık’a kadar işlemesini sağlayacak geçici bir ödenek yasası kabul etti. Bu, seçim sonrası dönemde büyük bir bütçe kavgasının zeminini hazırlıyor.

Demokratlar Meclis’i kazanırsa bu dönem, ödenek sürecinin yeni siyasi dengede nasıl işleyeceğinin ilk sınavı olabilir. Demokratlar çoğunluğu Ocak’ta devralmadan önce harcama önceliklerini ilerletmeye çalışacak.

Komisyon üyesi Josh Harder (Kaliforniya), Cumhuriyetçi Meclis’in yönetme yetersizliğini kanıtladığını savundu. Seçimden sonra çok fazla sorun yaşanacağını sanmadığını belirten Harder, “Bir grup ödenek uzmanını bir odaya koyarsanız güçlü bir anlaşmayla çıkabiliriz” dedi.

Geçici ödenek yasalarının sıradanlaştığını kabul eden Harder, daha önce görülen yıllık kapsamdaki geçici ödenekleri kabul edemeyeceklerini söyledi.

Ivey: İki partiyi yakınlaştıran bir hedef var

Bazı Demokratlar ise harcama yasalarını Cumhuriyetçilerle birlikte, iki partinin desteğiyle ilerletebileceklerini düşünüyor. Komisyon üyesi Glenn Ivey (Maryland), Ödenek Komisyonu’nun görev yaptığı diğer komisyonlara göre daha az partizan olduğunu söyledi.

Ivey, Trump yönetiminden, özellikle de OMB’den harcama yetkisini geri alma isteğinin giderek güçlendiğini belirtti. Bunun komisyondaki Demokratlarla Cumhuriyetçileri bir araya getiren türden bir konu olduğunu söyledi.

Amerika

ABD, “uyuşturucuyla mücadele” için Panama’ya 600 asker konuşlandırıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD, Latin Amerika’da genişleyen uyuşturucu operasyonları kapsamında 10’uncu Dağ Tümeni’nden yaklaşık 600 askeri Panama’ya sevk etmeye başladı. Tabur birliklerinin eğitimlerin ardından Kolombiya ve Honduras’taki ortak görevlere katılması planlanıyor.

ABD, Latin Amerika’da uyuşturucu kaçakçılığına karşı yürüttüğü operasyonları genişletme kararı doğrultusunda Panama’ya yüzlerce asker sevk etmeye başladı.

The New York Times gazetesinin ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre sevkiyat, New York eyaletindeki Fort Drum üssünde konuşlu Kara Kuvvetleri 10’uncu Dağ Tümeni bünyesindeki yaklaşık 600 kişilik bir taburun ilk birliklerini kapsıyor.

Askerler, Pentagon’un bölgedeki uyuşturucu trafiğine yönelik harekat alanı genişlerken Panama’da kurulan yeni bir orman eğitim tesisine intikal ediyor.

Tatbikatlar Kolombiya ve Honduras hattına yayılacak

Panama’daki hazırlık evresini tamamlayacak personelin daha sonra Kolombiya ve Honduras’taki yerel askeri unsurlarla ortak eğitim faaliyetlerine katılması planlanıyor.

ABD birlikleri, Kolombiya’da ekim ayı sonunda başlaması öngörülen “Southern Vanguard” (Güney’in Öncüsü) tatbikatında görev alacak.

Görevlendirilen personelin bir bölümünün Amerikan helikopterlerine ek güvenlik sağlaması ve yerel ordulara danışmanlık hizmeti sunan ABD Özel Harekat kuvvetlerini desteklemesi bekleniyor.

Rotasyonların geçici nitelik taşıdığı, fakat ilerleyen süreçte ABD’nin bölgedeki askeri varlığının kalıcı parçası haline gelebileceği kaydediliyor.

Plana paralel biçimde, 10’uncu Dağ Tümeni’nden yüzlerce askerin de Miami merkezli yeni Batı Yarımküre Operasyonları Komutanlığı bünyesinde görevlendirilmesi hedefleniyor.

The Wall Street Journal ise Washington yönetiminin uyuşturucu kartellerine karşı MQ-9 Reaper tipi insansız hava araçlarını devreye almayı planladığını yazdı.

“İstila ve afetler haricinde benzer bir sevkiyat hatırlamıyorum”

Latin Amerika İnsan Hakları Washington Ofisi (WOLA) Savunma Gözlem Direktörü Adam Isacson, sevkiyatın alışılagelmiş sınırları aştığına işaret etti.

Isacson, “Bölgeye yapılan ve sayıca 600’e yaklaşan tek bir askeri intikal bile hatırlamıyorum; istilalar veya doğal afetler gibi istisnalar hariç” değerlendirmesini yaptı.

Panama, Kolombiya ve Honduras makamları, Washington’ın planlarına yönelik soruları yanıtsız bıraktı. ABD Güney Komutanlığı yöneltilen sorular için Pentagon’u adres gösterirken, Savunma Bakanlığı sevkiyat hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ekim ayı başında Ekvador, Honduras, Guatemala ve Panama ortaklığıyla Orta ve Güney Amerika’daki askeri varlığı genişleteceklerini duyurmuş, Avrupa’daki birliklerin bir bölümünün bu coğrafyaya kaydırılabileceğini belirtmişti.

ABD ile Ekvador mart ayında ülke topraklarında uyuşturucu kartellerine karşı ortak kara harekatı başlatmış, bu adım söz konusu sahada ilk müşterek kara operasyonu olarak kayıtlara geçmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

JPMorgan CEO’su Dimon: Rus ordusu isterse bugün doğrudan Paris’e yürüyebilir

Yayınlanma

JPMorgan Chase Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi Jamie Dimon, Ukrayna savaşında cepheye sürülen Rus askerlerinin ortalama ömrünün 28 dakikaya indiğini belirterek Avrupa’nın savunma zaafının Rus ordusunun Paris’e yürümesine dahi engel olamayacak boyuta ulaştığını söyledi.

Küresel finans sisteminin en köklü kurumlarından JPMorgan Chase Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi Jamie Dimon, Chicago Ekonomi Kulübü bünyesinde düzenlenen toplantıda uluslararası güvenlik mimarisi, jeopolitik riskler, küresel borç krizi, bankacılık ve yapay zeka alanlarına dair değerlendirmelerde bulundu.

Chicago Ekonomi Kulübü ev sahipliğindeki oturumda, JPMorgan Chase bünyesinde 300 bini aşkın çalışanın görev yaptığını hatırlatan sunucu, Dimon’un kariyer basamaklarını ve bankacılık sektöründeki geçmişini özetledi.

Toplantıda konuşan Dimon, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın küresel güç dengelerini temelinden sarstığını ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen uluslararası düzeni doğrudan tehdit ettiğini vurguladı.

“Rus ordusu isterse bugün doğrudan Paris’e yürüyebilir”

Dimon, Rusya’nın askeri yayılmacılığı ve Avrupa’nın savunma zaafı konusundaki tehlikelere dikkat çekerek Batı dünyasının büyük bir güvenlik açığıyla karşı karşıya kaldığını belirtti.

Dimon, “Batı dünyası açısından diğer büyük risk ise Avrupa’nın kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasılamızın yüzde 90’ından yüzde 70’ine gerilemiş olmasıdır. Askeri harcamalarını karşılayamıyorlar, sosyal güvenlik ağlarını dahi zorlukla finanse edebiliyorlar. Rus ordusu isterse bugün doğrudan Paris’e yürüyebilir ve Avrupalılar oldukça derin bir sorun içindeler” ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın içinde bulunduğu yapısal krizin uzun vadeli jeopolitik fay hatlarını tetiklediğini dile getiren Dimon, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunu söylerken gelecek yılı kastetmiyorum, tektonik plakalardan bahsediyorum. Bu durumdan çıkmak zorundalar ve onlara yardım etmeliyiz. Onları doğru adımları atmaya teşvik etmeli, daha fazla ticaret anlaşması yapmalıyız. Kesinlikle yapmamamız gereken şey ise Batı dünyasını parçalamaktır.”

“2050 yılında Batı’nın nasıl kaybedildiğini okumak istemiyorum”

Batı ittifakının bölünmesi halinde küresel düzenin çökeceğini ifade eden Dimon, ülkelerin münferit çıkarlar peşinde koşmasının felaket getireceği uyarısında bulundu.

Dimon, “Batı dünyasının parçalanmasına ortak olursak, herkes kiminle ve nasıl iş yapacağını tek başına düşünmek zorunda kalır. Kaleme aldığım görüş yazısının ilk cümlesi şuydu: 2050 yılında Batı’nın nasıl kaybedildiğini anlatan kitabı okumak istemiyorum. Batı dünyası parçalanırsa kayıp kaçınılmaz olur; herkes kendi başına kalır, ‘benim Rus gazına ihtiyacım var’, ‘senin Çin pazarına ihtiyacın var’ demeye başlar” dedi.

Dimon, Çin’in küresel ticaretteki agresif üretim politikalarının da Avrupa sanayisini çöküşe sürüklediğini aktardı.

Dimon, “Bugün Almanya’ya giderseniz düzgün bir savunma sanayi altyapısına sahip olmadıklarını görürsünüz, oysa otomobiller, takım tezgahları ve gelişmiş ekipmanlarla kurdukları reel sanayi temelleri olağanüstüydü. Ticaretle uğraşıyorsanız tesislerinizde bu ekipmanlardan çokça vardır. Şimdi o sanayi Çinlilerin doğrudan saldırısı altında, ürünleri gayet kaliteli ve Almanlar kaybedecek” şeklinde konuştu.

“Rus askerinin ön cephedeki ortalama ömrü 28 dakika”

Ukrayna topraklarındaki çatışmaların boyutuna ve Rusya’nın askeri kayıplarına değinen Dimon, savaşın acımasız tablosunun Birinci ve İkinci Dünya Savaşı dönemlerini aratmadığını kaydetti.

Dimon, “Ukrayna yaklaşık beş yıl önce devasa bir Rus ordusu tarafından işgal edildiğinde hiçbir şey değişmedi denemez. Bu durum insanlara dünyanın ne kadar tehlikeli bir yer olduğunu hatırlatmalıydı. Barışın hemen yanı başımızda olduğu ve herkesin silahsızlanacağı beklentisi tamamen gerçek dışıydı, hiçbir zaman da doğru olmadı; insanlar sadece sahte bir güvenlik hissine kapıldı. Şimdi 500 bin ölü var ve bana aktarıldığına göre ön cepheye sürülen bir Rus askerinin ortalama ömrü 28 dakika” değerlendirmesinde bulundu.

Çatışmanın küresel boyut kazandığını belirten Dimon, nükleer şantaj ve kurulan ittifaklar hakkında konuştu.

Dimon, “Savaşın yıkıcılığına baktığınızda Birinci ve İkinci Dünya Savaşı manzaralarını görüyorsunuz. Karşımızdaki lider bir aşamada nükleer silah tehdidinde bulundu; üstelik İran ve Kuzey Kore tarafından destekleniyor. Çin bu desteğe yardım ve yataklık ettiği sürece önümüzdeki dönem çetin geçecek” dedi.

“Yılanın başına gitmeliydik, nükleer silah en büyük tehlikedir”

Ortadoğu’daki gerilimler ve nükleer silahların yayılması tehdidine değinen Dimon, nükleer silahlanmanın insanlık için nihai bir felaket anlamına geleceğini söyledi.

Dimon, “Batı dünyası olarak vekil güçlerin saldırısına uğradık ve biz de gidip vekile saldırdık; belki de doğrudan yılanın başına gitmeliydik. Onların nükleer silah edinmesi insanlığın başına gelebilecek en kötü şeydir; o takdirde torunlarınız hayatta dahi kalamayabilir. Nükleer silahların yayılması gezegen üzerinde hayal edebileceğiniz tüm felaketlerden çok daha tehlikelidir” ifadelerini kullandı.

Dimon, küresel barışın Amerikan askeri ve ticari ittifakları sayesinde ayakta kaldığını belirtti.

Dimon, “Amerika’nın askeri ittifaklarını düşünün; NATO ile birlikte 40’a yakın müttefikimiz var. Avustralya, Filipinler, Güney Kore ve daha birçok ülke bu yapının içinde yer alıyor. Dünyayı bir arada tutan ve Amerikan Barışı dönemini kuran işte bu ittifaklardır. Amerika büyük hatalar yaptı ancak bunlar asla başkalarının petrolünü ya da altınını ele geçirmek gibi bencil çıkarlarla yapılmadı. NATO’dan ayrılmadık, müttefiklerimizi bu konuda biraz zorlasak da ittifaklarımızı koruyoruz” dedi.

“Kendi gücümüzü kötüye kullandığımızda dolardan kaçış başlar”

Amerikan dolarının küresel rezerv para statüsünün sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları yanıtlayan Dimon, bu durumun doğrudan askeri ve ekonomik üstünlüğe bağlı olduğunu açıkladı.

Dimon, “Bu mesele doğrudan iki faktörle bağlantılıdır: Dünyanın en güçlü ordusuna ve en güçlü ekonomisine sahip olduğumuz sürece tartışmasız rezerv para birimi biz oluruz. Size bir dolar verdiğimde ve biz onun değerini koruduğumuzda, o parayla istediğinizi yapabilirsiniz; şirket kurabilir, şirket satın alabilir, her şeyi kontrol edebilirsiniz. Başka ülkelere gittiğinizde ise canınızın istediğini yapamazsınız, yatırım için izin almanız gerekir” diye konuştu.

Dimon, küresel sermaye hareketleri ve rezerv politikasında son dönemde yaşanan gelişmeleri örneklendirdi.

Dimon, “Ortadoğu’da ve Avrupa’da bulunduğum bir ülkede yetkililer New York’taki kasalardan altınlarını çekip kendi ülkelerine taşıdıklarını söylediler. Onlara, ‘Gerçekten mi? 400 mil yakınınızda gelip altınınızı alabilecek üç farklı ordu varken mi bunu yapıyorsunuz?’ dedim. Gerçek dünya budur. ‘Amerika’ya kızdım, altınımı orada bırakmayacağım’ yaklaşımı güvenlik gerçeğini kavramamaktan kaynaklanıyor. O altın Atlas Okyanusu, Pasifik Okyanusu, Amerikan ordusu ve hukuk devleti ilkesiyle korunuyor” dedi.

Ekonomik gücün kötüye kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Dimon, şu ifadeleri kullandı:

“Dünyanın en üstün askeri ve ekonomik gücü olmaktan çıkarsak rezerv para statümüz geriler. Dünya parçalanır; biz yine en iyi ekonomilerden biri olarak kalabiliriz ancak eski durumdan çok farklı bir tablo ortaya çıkar. Amerika parasal yaptırımları ve ekonomik gücünü kötüye kullandığında birçok aktör işlerini dolarla yürütmek istemediğini belirtiyor; onların yerinde olsaydım ben de aynısını yapardım. Gücümüzü doğru şekilde kullanmak zorundayız.”

“Devlet harcamaları eroin gibidir, kârları geçici besler”

Küresel ekonomideki belirsizlikleri, devasa bütçe açıklarını ve para politikalarını değerlendiren Dimon, hükümetlerin kontrolsüz borçlanmasının enflasyonist baskıyı kalıcı hale getirdiğini kaydetti.

Dimon, “Dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük küresel bütçe açıklarını veriyoruz ve bunu işlerin iyi gittiği dönemde yapıyoruz. Amerika için de Avrupa’nın geneli, Çin ve gelişmekte olan ülkeler için de bu durum geçerli. 2020 yılından bu yana 12 trilyon dolar borçlandık ve harcadık; parasal genişleme adımları ise 8 trilyon dolara ulaştı. Hükümetlerin borcunun milli gelire oranı ortalama yüzde 100 seviyesinde bulunuyor” dedi.

Kamu harcamalarının şirketler üzerinde yarattığı yanılsamaya işaret eden Dimon, değerlendirmesini şu sözlerle derinleştirdi:

“Devlet harcamaları enflasyonisttir ve herkese kendini harika hissettiren inanılmaz bir etki yaratır. Şirket kârlarını besleyen bir eroin gibidir. İlave kamu harcamaları ile şirket kârları arasında doğrudan bir korelasyon vardır. Hükümetler 1 trilyon dolar harcadığında bu para piyasaya akar; takım tezgahlarına, hamburgerlere, yüzme havuzlarına, konutlara gider. Çok para kazandığımız için hepimiz kendimizi iyi hissederiz ancak bu durum sahtedir çünkü enflasyon yaratır.”

“Yüzde 8 faiz ve yüzde 40 borsa düşüşüne hazırlıklıyız”

JPMorgan Chase olarak ekonomik tahminlerle kumar oynamadıklarını vurgulayan Dimon, her türlü olumsuz finansal senaryoya karşı dirençli bir bilanço yönettiklerini söyledi.

Dimon, “Biz tahmin yürütmeyiz. Düşük faize, yüksek faize, hisse senedi fiyatlarının yüzde 40 düşmesine, kredi marjlarının açılmasına, tahvil faizlerinin yüzde 8’e ve yüksek getirili tahvillerin yüzde 15’e çıkmasına göre hazırlık yaparız. Kurumu bu senaryoların tamamını kaldırabilecek güçte tutuyoruz; amacımız hem iyi hem kötü günde müşterilerimize kesintisiz hizmet vermektir” dedi.

Yüksek borçla çalışan şirketlere yönelik risk uyarısında bulunan Dimon, finansal disiplinin hayati önem taşıdığını belirtti.

Dimon, “Borçlu bir yapınız varsa 10 yıllık vadede yüzde 7 faizle borçlanmak zorunda kalabilirsiniz ve kredi marjları 400-500 baz puan yükselebilir. Bu tablo çok sayıda şirketi iflasa sürükler ve bu gayet olası bir ihtimaldir. İnsanlar bunu söylediğimde yüzüme sanki şeytanmışım gibi bakıyor. Oysa iktisat tarihini okuyun; piyasalar her zaman dalgalanır. 1972’deki zirvenin ardından 1974’te yüzde 45 düşüş yaşandı; 1980 zirvesinden sonra 1982’de yine benzer kayıplar görüldü. Şirket yönetirken bu gerçeklere hazırlıklı olmak zorundasınız” ifadelerini kullandı.

“Simpson-Bowles anlaşması yapılsaydı ülke için zafer olurdu”

ABD’nin yıllık 2 trilyon doları bulan borç artışına dikkat çeken Dimon, bütçe açığının krize girmeden çözülmesi için Kongre bünyesinde gerçek bir uzlaşma komisyonu kurulması gerektiğini dile getirdi.

Dimon, geçmişteki mali müzakereleri hatırlatarak şunları söyledi:

“Kongre’nin gerçek bir komisyon kurmasını ve bu sorunu çözeceğini ilan etmesini dilerdim. Simpson-Bowles Komisyonu ile bu çözüme çok yaklaşmışlardı ve o anlaşma mutlaka imzalanmalıydı. Masadaki taraflardan biri olsaydım elde edebileceğim en iyi uzlaşmayı kabul ederdim; bu ABD için büyük bir zafer olurdu. Ancak Barack Obama ile Paul Ryan 10 yıllık vadede 800 milyar dolarlık bir fark yüzünden anlamsız bir tartışmaya girdiler.”

Siyasi uzlaşma sağlanamadığı takdirde piyasa dinamiklerinin devreye gireceğini belirten Dimon, tahvil piyasasında dalgalanma beklediğini kaydetti.

Dimon, “Sorun bu yöntemle çözülemezse tahvil piyasasında sert dalgalanmalar yaşanacak. İnsanlar paniğe kapılacak, faizler hızla tırmanacak, kredi marjları açılacak ve tahvil piyasası muhafızları geri dönerek siyasetçileri adım atmaya mecbur bırakacak. İnsanlar enflasyondan korktukları için Hazine tahvili tutmak istemeyecek ve faizler fırlayacak. Bu senaryonun gerçekleşmeyeceğini söyleyemem ancak kurum olarak buna tümüyle hazırız” dedi.

“Yapay zeka bir tsunami gibi geliyor, durduramazsınız”

Teknolojik dönüşümün boyutlarına değinen Dimon, yapay zekanın basit bir yenilik dalgası olmadığını, sanayi devrimi ölçeğinde devasa bir kırılma yarattığını ifade etti.

Dimon, “Yapay zeka kesinlikle sanayi devrimine eşdeğer bir gelişmedir, hatta kıyaslanamaz bile; çünkü çok hızlı ilerliyor. Elektrik, buhar makinesi ve otomobillerin yaygınlaşması yıllar aldı. Akıllı telefonların icadı dahi uzun bir zaman gerektirdi. Yapay zeka ise beş hafta önce hayal dahi edilemeyen işleri bugün başarıyor. Adeta tüm sistemi etkisi altına alan bir tsunami gibi ilerliyor ve bunu durdurmanın imkanı yok” dedi.

Yapay zekanın insan hayatını dönüştürecek olumlu potansiyelini aktaran Dimon, gelecek nesillerin yaşam standardına dair öngörülerini paylaştı.

Dimon, “Gelecek 10-15 yıl içinde kanser dahil birçok hastalığın tedavisinde çığır açacak; uçak motorlarından yeni kompozit malzemelere kadar her alanda devrim yapacak. Yılda 45 bin kişinin öldüğü ve 150 bin kişinin yaralandığı trafik kazaları yüzde 80 oranında azalabilir. Bundan 30 yıl sonraki nesil muhtemelen haftada üç buçuk ya da dört gün çalışacak, kişi başına 300 bin dolar gelir elde edecek ve harika bir yaşam sürecek” şeklinde konuştu.

“Kritik altyapılarda siber güvenlik açığı sıfır koruma düzeyinde”

Teknolojinin barındırdığı karanlık yönlere ve siber güvenlik açıklarına işaret eden Dimon, birçok sektörün saldırılara karşı tamamen savunmasız durumda olduğunu dile getirdi.

Dimon, “JPMorgan bünyesinde 7 bin uygulama kullanıyoruz ve siber güvenliğe devasa bütçeler ayırıyoruz. Dünyanın en iyi korunan kurumlarından biriyiz ancak tamamen korumasız sektörler var. Su şebekeleri sıfır korumaya sahip, bazı kamu kurumları sıfır düzeyinde, kimi hastaneler tamamen korumasız. Dolayısıyla devlet destekli aktörlere, teröristlere ve organize suç şebekelerine karşı olağanüstü açıklar barındırıyorlar” uyarısını yaptı.

Siber savunmanın yalnızca kamu eliyle yürütülemeyeceğini kaydeden Dimon, özel sektör iş birliğinin zorunlu olduğunu vurguladı.

Dimon, “Devlet bu risklerin farkında ancak tek başına tüm bu endüstrileri koruyamaz, sektörler kendi savunmalarını kendileri inşa etmek zorunda. United Airlines Üst Yöneticisi Scott Kirby ile birlikte Kritik Altyapı İttifakı bünyesinde çalışıyoruz; 20 temel sektörü aşamalı olarak güvenli hale getirmeyi hedefliyoruz. Çin dahi bu konuda ortak bir kaygı taşıyor çünkü bu yapay zeka ajanları kontrolsüz şekilde herkese karşı kullanılabilir” ifadelerini kullandı.

“Şirketi güvenlik görevlilerinin sırtından büyütemeyiz”

Yöneticilik felsefesi ve kurum kültürü hakkında konuşan Dimon, çalışan haklarına ve kurum içi adalete verdiği önemi geçmişte yaşadığı somut bir olayla aktardı.

Dimon, “JPMorgan’a ilk geldiğim dönemde New York’taki temizlik ve güvenlik personelinin taşerona devredildiğini öğrendim. Bir sendika lideri yanıma gelip yapılanın haksızlık olduğunu söyledi. İncelediğimde aynı personelin aynı binada aynı maaşla çalıştırıldığını ancak sağlık ve emeklilik haklarının yarı yarıya tırpanlandığını gördüm; şirket bu yolla 75 bin dolar tasarruf etmişti. Bu kararı alan üst düzey yöneticinin yanına gidip ‘Bunu bir daha yaparsan seni kovarım; harika bir şirketi güvenlik görevlilerinin ve temizlikçilerin sırtından inşa edemeyiz’ dedim ve herkesi derhal şirket bordrosuna geri aldırdım” şeklinde konuştu.

Toplumdaki gelir adaletsizliğine ve terk edilmiş kesimlerin sorunlarına da değinen Dimon, orta sınıf söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını ancak en alttaki kesimin durumunun vahim olduğunu belirtti.

Dimon, “Orta sınıfın küçüldüğü veya yoksullaştığı iddiası doğru değil. Ancak toplumun en alttaki yüzde 20 veya 25’lik kesimi son 30 yıldır yerinde sayıyor. Gelirleri artmadı, sağlık güvenceleri yok, mahallelerinde suç kol geziyor ve okulları son derece yetersiz. Hem Demokratları hem Cumhuriyetçileri suçluyorum çünkü iki tarafın politikaları da sonuç vermedi. Bu insanları geride bırakıp zenginlerin daha da zenginleşmesini izlemelerine izin veremeyiz; bu meseleyi çözmek iş dünyasının da asli görevidir” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, Latin Amerika’ya yüzlerce asker gönderiyor

Yayınlanma

ABD, Latin Amerika’daki yerel güçlerle eğitim ve tatbikatlar gerçekleştirmek üzere yüzlerce askerini bölgeye gönderiyor.

New York Times’a konuşan isimsiz yetkililer, New York eyaletindeki Fort Drum’da bulunan 10. Dağ Tümenine bağlı 600 kişilik taburun ilk birimlerinin Panama’daki yeni orman eğitim tesisine konuşlandırılmaya başladığını belirtti.

Yetkililer, birliklerin nihayetinde Kolombiya ve Honduras’taki yerel güçlerle eğitim yapacağını ve ayrıca, uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlanan kişilere yönelik baskınlar düzenleyen ordulara danışmanlık yapan ABD Özel Harekat birliklerine destek verebileceğini belirtti.

Orta ve Güney Amerika’ya yapılan konuşlandırmaların yanı sıra, yetkililer, 10. Dağ Tümeninden birkaç yüz askerin, Miami’de bulunan “Batı Yarımküre operasyonları” için yeni bir komutanlığın kadrosuna katılmasının planlandığını da ifade etti.

Savunma Bakanı Pete Hegseth, ordunun uyuşturucu kartellerine karşı faaliyetlerini denetlemek üzere yakın zamanda Pentagon bünyesinde bir ofis kurdu.

Daha önce haber yapılmamış olan bu konuşlandırmalar ve genişleyen karargah, Pentagon’un son dönemde birkaç MQ-9 Reaper insansız hava aracını Afrika’dan Kolombiya ve Ekvador’a nakletmesiyle birlikte, Savunma Bakanlığı’nın bölgedeki uyuşturucu kaçakçılarına karşı mücadelesinin en son genişlemesini işaret ediyor.

Araştırma grubu Washington Office on Latin America’nın Savunma Denetimi Direktörü Adam Isacson, “işgal veya doğal afetler gibi olağanüstü durumlar hariç, 600’e yaklaşan herhangi bir ABD askerinin bölgeye konuşlandırılmasını” hatırlamadığını söyledi.

Bu hamleler, Trump yönetiminin bölge genelindeki liderleri uyuşturucu kaçakçılığı gruplarına karşı askeri operasyonlarını artırmaya ve ABD ile ortak operasyonlara izin vermeye çağırdığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Latin Amerika’nın büyük bir kısmından sorumlu en üst düzey ABD askeri komutanı General Francis L. Donovan, ABD’nin operasyonlarını teknelere yönelik saldırılardan karada gerçekleştirilen saldırılara doğru genişletmeyi planladığını belirtti.

ABD’nin Latin Amerika topraklarında operasyon düzenleme olasılığı, egemenlik konusunda endişelere yol açarken, bölgedeki uzun ve kanlı ABD müdahalesi tarihini de akıllara getirdi.

Birçok Latin Amerika ülkesi, suç örgütleriyle mücadele etmek amacıyla ABD öncülüğündeki yeni bir siyasi ve askeri ittifaka katılmış olsa da, Kolombiya ve Honduras dahil olmak üzere sadece birkaçı sınırları içinde ortak operasyonlara izin vermeyi resmi olarak kabul etti.

Her iki ülke de Başkan Donald Trump tarafından desteklenen ve yeni seçilmiş başkanlar tarafından yönetiliyor.

Bu konuşlandırmalar, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın, savaş uçakları ve uçak gemilerinden gözetleme insansız hava araçları ve yakıt ikmal uçaklarına kadar tüm askeri gücü zorladığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Savaş ayrıca Pentagon’un kritik mühimmat stoklarını da tüketmiş durumda.

Ordunun Güney Komutanlığı (SOUTHCOM), yeni konuşlandırmalarla ilgili soruları Pentagon’a yönlendirdi.

Pentagon ise yaptığı açıklamada, bu hamleler hakkında yorum yapmaktan kaçındı fakat bakanlığın “işbirliğini derinleştirmek ve yarımküredeki tehdit ağlarına karşı sürekli baskı uygulamak için yetkin müttefikler ve ortaklarla çalışma yaklaşımına” bağlı olduğunu belirtti.

Trump yönetimi, Latin Amerika’da daha fazla etki yaratmayı bir öncelik haline getirdi.

Yönetim, kartellerin çökertilmesine yardım etme sözü veren, ABD’nin de dahil olduğu 19 bölgesel ortaktan oluşan bir askeri koalisyon kurdu.

Grubun resmi sloganı, “Kötü insanlara kötü şeyler yaparız.”

Bu haftanın başlarında, Kara Kuvvetleri’nin Batı Yarımküre Komutanlığı’nın başındaki General Joseph A. Ryan, ABD ordusunun on yıllardır ana odak noktası olmayan bir bölgeye geri dönerken karşı karşıya kaldığı ciddi zorlukları anlattı.

General Ryan, bu bölgenin Çin’in iktisadi etkisinin giderek arttığı ve uyuşturucu kartellerinin yasadışı ürünlerini satmak için sofistike küresel ağlar kurduğu bir bölge olduğunu ileri sürdü.

General Ryan, pazartesi günü Washington’da düzenlenen ABD Ordusu Derneği’nin yıllık konferansında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Bölgedeki iktisadi hakimiyeti bir rakibe kaptırdık ve bu bir gerçek. Şu anda, daha önce vazgeçtiğimiz birçok alanda —deniz ve kara, insani alan, bilişsel alan— kontrolü geri kazanmak için mücadele ediyoruz.”

General Ryan, ABD Güney Komutanlığı’nın kartellerden kaynaklanan en acil tehditlere karşı koymak için bölgedeki ordularla yapılan eğitim ve tatbikatları güçlendirdiğini belirtti.

Yetkililer, 10. Dağ Piyade Tümeni askerlerinin konuşlandırılmasının Trump yönetiminin yeni odak noktasıyla uyumlu olduğunu belirtti.

Yetkililer, askerlerin ilk olarak Panama’ya gideceklerini ve burada orman eğitim tatbikatlarına katılacaklarını söyledi.

Oradan Kolombiya’ya geçecekler ve yetkililerin “Southern Vanguard” olarak adlandırdığı, bu ayın sonlarında başlaması planlanan tatbikata katılacaklar.

Diğer rotasyon grupları ise yerel ortaklarla eğitim yapmak üzere Honduras’a gidecek.

Askerlerin bir kısmı, bölgedeki ABD helikopterlerine ek güvenlik sağlamak için görevlendirilebilir. 

Bu helikopterler, ABD Özel Harekat güçlerine destek sağlıyor.

Yetkililer, 10. Dağ Piyade Tümeni askerlerinin, yerel ortak ordulara danışmanlık yapan Özel Harekat güçlerinin başı belaya girmesi durumunda müdahale etmek için de kullanılabileceğini belirtti.

Bu rotasyonlar geçici nitelikte olmakla birlikte, ABD ordusunun bölgedeki varlığının daha kalıcı bir parçası haline gelebilir.

Hegseth, ABD Güney Komutanlığı’nın bölgede daha saldırgan bir tutum sergilemesi için baskı yaparken, bazı üst düzey ABD’li yetkililer, kendisinin ve Trump yönetiminin diğer liderlerinin operasyon için net bir hedef ortaya koymadıkları konusunda endişelerini dile getirdiler.

Silahlı gruplar ABD askerlerine saldırırsa, Trump yönetimi durumu tırmandırmak zorunda kalabilir.

Bir yetkili, İran savaşı ve Avrupa ile Asya’daki yükümlülükler nedeniyle zaten zor durumda olan ABD kuvvetlerinin, oradan çekilmeye yönelik net bir plan olmaksızın dünyanın başka bir bölgesinde yaşanan çatışmaya daha da derin bir şekilde sürüklenebileceğini belirtti.

Ağustos ayında, ordunun Güney Komutanlığı, Batı Yarımküre Müşterek Görev Gücü’nü duyurarak, bölgesel müttefiklerle işbirliği içinde uyuşturucuya karşı mücadelesini genişletmek için gerekli altyapıyı oluşturdu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English