Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

Önce Filistin Yönetimi sonra İsrail ordusu saldırdı: İsrail’in Batı Şeria stratejisi değişiyor mu?

Yayınlanma

Batı Şeria

Filistin Yönetimi’nin bu ay başında Hamas ve İslami Cihad militanlarını etkisiz hale getirme bahanesiyle saldırdığı Cenin, şimdi İsrail’in kuşatması altında. İsrail, Hamas ile varılan ateşkesten sonra Cenin Mülteci Kampı’na saldırı başlattı. Savunma Bakanı, “Demir Sur” adı verilen saldırının İsrail’in Batı Şeria stratejisinde bir değişime işaret edeceğini söyledi.

İsrail, Gazze’ye 15 aydır devam eden saldırılarının ardından ülkedeki aşırı sağcı kesimlerin tepkisine rağmen Hamas ile ateşkes anlaşması imzalamasından sonra Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik saldırılarını artırdı.

Gazze’de ateşkes ve esir takası anlaşmasının müzakere edildiği süreçten bugüne İsrail’de karar alıcıların Batı Şeria’da tansiyonun yükseleceğine işaret eden açıklamalar peş peşe geldi.

Filistinlilerin topraklarını gasp eden İsrailliler, Batı Şeria’nın bazı bölgelerinde Filistinlilere saldırdı, evleri ve araçları kundakladı. İsrail ordusunun Batı Şeria’da çok sayıda kontrol noktası kurması ve buralardaki kısıtlamaları artırması Filistinlilerin hareket özgürlüğünü azalttı, hayatlarını zorlaştırdı.

İsrail ordusu da dün sabah saatlerinden itibaren Cenin’e günlerce sürebilecek “Demir Sur” adı verilen kapsamlı bir saldırı başlattığını duyurdu. Zırhlı araçlar Cenin Mülteci Kampı’nı kuşattı.

İsrail Başbakanlık Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Cenin’e saldırıların, İsrail “güvenlik kabinesi”nin kararıyla başlatıldığı belirtildi.  Cenin’deki Filistinlilerin sosyal medya hesaplarından paylaştığı görüntülere göre, saldırılara askeri birliklerin eşliğinde paletli buldozerler de katılıyor.

Yetkililerin açıklamasına göre saldırılarda biri çocuk olmak üzere 10 Filistinli hayatını kaybetti, 40 kişi de yaralandı.

Cenin Belediyesinin Halkla İlişkiler Sorumlusu Beşir Metahin, saldırılar nedeniyle kampta yaşayan 600’den fazla Filistinlinin yerlerinden edildiğini söyledi. İnsani açıdan zor durumda olan yerinden edilmiş kişilerin, hastane çevresindeki sokaklara ve hastanenin bölümlerine dağıldığını, bir kısmının ise barınak veya çadır olmaksızın açık alanda yaşadığını ifade eden Metahin, Cenin Belediyesinin de bu kişileri kabul etmek için belediyeye ait binaları açtığını söyledi.

Filistin Kızılayına ait ambulans ekiplerinin, anaokulunda mahsur kalan 4-5 yaşlarındaki 20 çocuğu tahliye etmeyi başardığını belirten Metahin, İsrail’in saldırılarında iki çocuk, üç doktor ve iki hemşirenin yaralandığını söyledi.

Metahin, kente düzenlenen saldırı sırasında hayatını kaybedenlerin tamamının sivil olduğunu vurguladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, durdurulmaması halinde İsrail’in Gazze Şeridi’nde yaptığı soykırımı işgal altındaki Batı Şeria’ya da taşıyabileceği uyarısında bulundu.

Savunma Bakanı Israel Katz, Batı Şeria’da Filistinlilerin topraklarını gasp eden İsrailliler ve İsrail’e zarar gelmemesi için bölgeyi “kuvvetle vuracaklarını” söyledi.

Katz, Gazze’de yaşananlardan ders aldıklarını öne sürerek İsrail ordusunun Cenin Mülteci Kampı’na yönelik başlattığı saldırının, “güvenlik stratejisinde” bir değişikliğe işaret ettiğini aktardı. Katz, saldırıların amacının Batı Şeria’da “terörist altyapıyı ortadan kaldırmaya yönelik” olduğunu iddia etti.

İsrail basını, Gazze’de ateşkes ve esir takası anlaşmasının müzakereleri yürütülürken anlaşmanın yapılmaması yönünde fikir beyan ederek hükümetten çekilme tehdidinde bulunan aşırı sağcılarla “Batı Şeria pazarlığı” yapıldığını öne sürmüştü.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle istifa eden aşırı sağcı eski Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının devreye girmesiyle hükümetten istifa edeceğini açıklayan İsrail Maliye Bakanı aşırı sağcı Bezalel Smotrich ile kendisine işgal altındaki Batı Şeria’da Filistin topraklarından gasp edilen yerlere daha fazla İsrail yerleşimi kurulmasını teklif ettiğini itiraf etmişti.

Bu arada Smotrich Cenin saldırılarıyla ilgili X hesabından yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze ve Lübnan’dan sonra Batı Şeria’da “güvenlik konseptini” değiştirmeye başladığını ve bunun, “dindar Siyonistlerin savaş hedeflerinin” bir parçası olduğunu kaydetti.

İsrail ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde Batı Şeria’yı yöneten Filistin Yönetimi bu ay başında Cenin’de Hamas ve müttefiki İslami Cihad’a karşı saldırı başlatmıştı. Batı Şeria’da Filistinli gruplar arasındaki son yılların en ciddi çatışmalarının ardından İsrail’in Cenin’i hedef alması dikkat çekti. Filistin Yönetimi’nin üst düzey yetkilileri, İsrail basınına İsrail ordusu Cenin’e girmeden önce herhangi bir koordinasyon olmadığını söylüyor. Yetkililer İsrail’i, ateşkes nedeniyle öfkelenen aşırı sağcıları yatıştırmak için Cenin’e siyasi amaçlı operasyon başlatmakla suçluyor.

ORTADOĞU

İsrail ordusunda “yedek” krizi derinleşiyor

Yayınlanma

İsrail ordusu, Gazze’deki saldırıları yoğunlaştırmaya hazırlanırken “ordunun bel kemiği” yedek kuvvetlerde yaşanan kriz büyüyor.

Haaretz’de yer alan habere göre Gazze’de saldırılarını yoğunlaştırmaya hazırlanan İsrail’de on binlerce yedek askerin yeniden göreve çağrılması bekleniyor. Ancak ordu yetkilileri, motivasyonun giderek azaldığını ve her geçen gün daha fazla yedek askerin göreve katılmayacağını beyan ettiğini bildiriyor. Yetkililere göre bu motivasyon düşüklüğünün nedenleri arasında savaş yorgunluğu, devam eden çatışmaların net bir hedefinin olmaması ve hükümetin politikalarına yönelik öfke öne çıkıyor.

Üst düzey bir yedek komutanın Haaretz’e verdiği bilgiye göre, tugay ve tabur komutanları, göreve katılmayı reddeden yedek askerlerle ilgili çok sayıda vakayla ilgileniyor. En sık dile getirilen gerekçe, hükümetin rehinelerin kurtarılması konusunda yeterli çabayı göstermemesi. Bunu, ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlikten muaf tutulmasını öngören yasa tasarısına tepki ve yargı reformu planlarına karşı duyulan rahatsızlık izliyor.

Bir başka yedek subay ise, askerler ve komutanların son bir yılda yüzlerce gün görev yaptıktan sonra ciddi bir tükenmişlik yaşadığını aktardı. Sadece siyasi nedenlerle değil, fiziksel ve psikolojik yorgunluk sebebiyle de yeni görevlere katılmakta zorlandıklarını ifade etti.

Göreve katılmayı reddedenler arasında, 16 yıllık hizmetin ardından geçen hafta istifasını kamuoyuna duyuran savaş pilotu Alon Gur da bulunuyor. Hava Kuvvetleri’nden ayrıldığını açıklayan Gur, sosyal medyada yaptığı paylaşımda “Çizgi aşıldı” diyerek hükümeti “insan hayatından çok siyaseti öncelemekle” suçladı. Gur’un görevden alınmasının ardından, başka yedek askerler de benzer adımlar atmaya başladı. Bu durum, ordu komutanlığı içinde ciddi endişelere yol açtı.

İsrail ordusunun verilerine göre, şubat ayı itibarıyla yedek askerlerin göreve katılım oranı yüzde 85 seviyesinde. Oysa savaşın başlangıcında, çağrılan yedeklerin neredeyse tamamı göreve katılmış; bu da İsrail tarihinde yedek askerlerin en fazla çağrıldığı dönem olarak kayıtlara geçmişti.

Nüfusu görece az olan İsrail, uzun süreli çatışmalarda orduyu ayakta tutabilmek için yedek kuvvet sistemini kullanıyor. Zorunlu askerlik sonrası sivil yaşama dönen bireylerin gerektiğinde yeniden göreve çağrılmasına dayanan bu sistem İsrail güvenlik doktrininin temel taşlarından biri olarak görülüyor. Bu sistem sayesinde, savaş veya kriz anlarında on binlerce tecrübeli asker kısa sürede cepheye sevk edilebiliyor.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Muhalefeti “sokaklara anarşi tohumları ekmekle” suçladı

Yayınlanma

Netanyahu

Netanyahu, Mecliste yaptığı konuşmada, hükümetinin hukukun üstünlüğünü sistematik olarak zayıflattığı iddialarıyla ilgili “Demokrasi tehdit altında değil, derin devlet tehdit altında” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mecliste muhalefetin düzenlediği ve başbakanın yasal olarak katılmak zorunda olduğu “40-imzalı tartışma” oturumunda yaptığı konuşmada, hükümetinin hukukun üstünlüğünü sistematik olarak zayıflattığı iddialarına yanıt verdi.

İsrail hükümetinin son haftalarda üst düzey yetkilileri görevden alma ve yargı üzerinde daha fazla kontrol sağlama yönünde attığı ve anti-demokratik olarak nitelendirilen adımları İsrail Meclisi’nde sert tartışmaların yaşanmasına yol açtı.

Düzenleme gereği oturumda konuşmak zorunda olan Netanyahu kürsüye çıktığı sırada muhalefet milletvekillerin yoğun tepkisiyle karşılaştı. Netanyahu yumruğunu kürsüye vurarak “zorbalığı”, “kışkırtmayı” ve “seçilmiş yetkililere yönelik şiddeti” kınadı. Netanyahu, İsrail’de demokrasinin tehdit altında olduğu iddialarına yanıt verirken konuşması muhalif milletvekillerinin protestolarıyla sık sık kesildi.

Netanyahu, son dönemde sıkça dile getirdiği “derin devlet” iddialarını tekrarlayarak, “Demokrasi tehdit altında değil, bürokratların yönetimi tehdit altında. Derin devlet tehdit altında” dedi.

Halkın sandıkta verdiği oyların “kararlara, atamalara ve politikalara” yansıması gerektiğini savunan Netanyahu, “Hükümetin sınırsız bir gücü olmayabilir, ancak hiç gücü olmaması da kabul edilemez. Yönetim erkleri arasında bir denge olmalı” dedi.

Muhalefet ise Netanyahu’yu, demokratik denetim mekanizmalarını zayıflatmaya çalışmakla itham etti.

İsrail Başbakanı, konuşmasının devamında git gide kalabalıklaşan hükümet karşıtı protesto hareketleriyle ilgili muhalefeti suçladı, “sokaklarda anarşi tohumları ektiklerini” söyledi. Netanyahu, gösterilere izin verildiğini ancak “gösterilerinizi, barikatlarınızı, ateş yakmalarınızı, polis memurlarına saldırılarınızı… seçilmiş yetkililere yönelik şiddeti görüyoruz, başbakana, ailesine ve diğer seçilmiş yetkililere yönelik açık cinayet tehditlerinden bahsetmiyorum bile” dedi.

Netanyahu’nun konuşması, hükümetin yargı atamaları üzerindeki siyasi denetimi önemli ölçüde artıracak tartışmalı yasa tasarısının nihai oylaması öncesinde geldi.

Hükümet ayrıca Başsavcı Gali Baharav-Miara’yı görevden almaya yönelik adımlar attığı için eleştiriliyor. Baharav-Miara, hükümetin yasa tasarıları ve atamalarına karşı çıkarak, bu adımların hukukun üstünlüğünü baltaladığını söylüyor. Netanyahu ve bakanları ise başsavcıyı, hükümetin çalışmalarını engellemekle suçluyor.

Gazze’de ilhak tehdidi

Netanyahu, Hamas’ın rehineleri serbest bırakmaması halinde İsrail’in baskıyı artıracağını ve bunun “Gazze’de ilhakı da kapsayabileceğini” söyledi.

İsrail’in “tam zafer” yolunda ilerlediğini öne süren Netanyahu’nun konuşması sırasında Gazze’den atılan roket nedeniyle bazı yerleşim birimlerinde sirenler çaldı.

Muhalefet lideri Yair Lapid ise Netanyahu’yu, 7 Ekim’de yaşanan güvenlik zafiyeti nedeniyle sert bir dille eleştirerek, “Tarihte 7 Ekim Başbakanı olarak hatırlanacaksınız” dedi.

Lapid, Netanyahu hükümetinin 2025 bütçesiyle ilgili de eleştirilerde bulunarak, Netanyahu’yu siyasi olarak ayakta kalabilmek için orta sınıfın omzuna daha fazla ekonomik yük bindirmekle suçladı. Lapid, “7 Ekim’de güvenliği sağlayamadınız, şimdi de ekonomiyi yönetemiyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Ulusal Birlik Partisi lideri Benny Gantz da Netanyahu’ya sert eleştiriler yöneltti. “Bir yalanı tekrar etmek onu doğru yapmaz” diyen Gantz, Netanyahu’nun “derin devlet” iddialarının ve savaş yönetiminin gerçeği gizleyemeyeceğini söyledi.

7 Ekim saldırıları ve sonrasında yaşananlar nedeniyle Netanyahu’nun yönetimini sorgulayan Gantz, “Bir devlet soruşturma komisyonundan neden bu kadar korktuğunuzu biliyoruz. Çünkü sadece katliam öncesi başarısızlıklarınızı değil, savaşın başındaki yönetim zafiyetinizi de ortaya çıkaracak” dedi.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

ABD istihbarat raporu: Hamas ve Hizbullah İsrail için hâlâ tehdit

Yayınlanma

ABD’deki istihbarat faaliyetlerini yürüten 18 ayrı kurumun çatı kuruluşu konumundaki ABD İstihbarat Topluluğu’nun 2025 için hazırladığı Tehdit Değerlendirme Raporu’na göre Hamas düşük yoğunluklu gerilla savaşını sürdürme kapasitesini koruyor ve Gazze’de ana siyasi aktör olmaya devam ediyor. Lübnan’da ise savaş sonrası zayıfladığı belirtilen Hizbullah’ın hâlâ İsrail ve ABD için bir tehdit oluşturduğu ifade ediliyor.

Haaretz’de yer alan habere göre rapor, “Gazze’deki durumun yanı sıra İsrail-Hizbullah ve İsrail-İran dinamiklerinde gerginliğin süreceği” öngörüsünde bulundu ve Hamas’ın “zayıflamış haliyle bile İsrail’in güvenliği için bir tehdit oluşturmaya devam edeceğini” belirtti.

Rapor ayrıca, 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısının, İbrahim Anlaşmaları sayesinde sağlanan diplomatik ilerlemeleri ve Orta Doğu’daki istikrar eğilimini sekteye uğrattığını ifade etti.

Hamas’ın binlerce savaşçısını ve yeraltı altyapısının büyük bir bölümünü koruduğuna dikkat çekilen raporda, örgütün “muhtemelen ateşkesi askerî kapasitesini güçlendirmek ve mühimmat stoklarını yenilemek için kullandığı” uyarısı yapıldı.

Raporda “Hamas, düşük yoğunluklu gerilla direnişini yeniden başlatabilecek kapasitede ve öngörülebilir gelecekte Gazze’de baskın siyasi aktör olmaya devam edecek. Tarafların kalıcı bir ateşkes konusunda beklentilerinin düşük olması ve savaş sonrası siyasi ve yeniden yapılanma planının bulunmaması, yıllarca sürebilecek istikrarsızlığa işaret ediyor” ifadeleri yer aldı.

Batı Şeria’daki Filistinliler arasında Hamas’a yönelik desteğin, Filistin Yönetimi’ne kıyasla daha yüksek olduğuna dikkat çeken rapor, “İsrail-Filistin ilişkilerinin uzun vadeli gidişatı, giderek daha istikrarsız hale gelen Batı Şeria’daki gelişmelere bağlı olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Raporda ayrıca, Filistin Yönetimi’nin Batı Şeria’da güvenlik ve kamu hizmetlerini sağlama kapasitesinin giderek zayıfladığı, İsrail’in Batı Şeria’daki operasyonları, Yahudi yerleşimcilerin saldırıları ve Hamas dâhil Filistinli silahlı grupların faaliyetlerinin yönetim krizini daha da derinleştirebileceği vurgulandı.

“Filistin Yönetimi’nde olası bir liderlik değişimi yönetim zorluklarını artırabilir. Ayrıca İsrail’in savaş sonrası Gazze’yi nasıl yöneteceği ve Batı Şeria’daki operasyonlarının Filistin Yönetimi’ni zayıflatıp zayıflatmayacağı da belirleyici olacak” ifadelerine yer verildi.

Rapor, İsrail ile Lübnan arasındaki kırılgan dengelere de dikkat çekerek, İsrail’in Lübnan’da geniş çaplı operasyonlara yeniden başlamasının mezhepsel gerilimi artırabileceği, Lübnan güvenlik güçlerini zayıflatabileceği ve insani krizi daha da kötüleştirebileceği konusunda uyardı.

Raporda “Zayıflamış olmasına rağmen Hizbullah, ABD’lileri ve ABD çıkarlarını bölgesel ve küresel ölçekte, hatta sınırlı da olsa ABD topraklarında hedef alma kapasitesini koruyor” ifadelerine yer verildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English