Asya
İsrail-İran savaşı, Çin’in enerji güvenliği ve diplomasisi için bir sınav olabilir

İsrail-İran savaşı dünya çapında şok dalgaları yarattı ve Çin’in enerji güvenliği, Orta Doğu’daki etkisi ve insansız hava aracı savaşlarının yeni gerçekleri konusunda birçok acil soruyu gündeme getirdi.
Salı günü, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakun, yetkililerin İran ve İsrail’den “hızlı bir şekilde tahliye organize etmek” için çalıştıklarını söyledi. Daha önce Trump, “Herkes Tahran’ı derhal terk etsin!” diye bir mesaj yayınlarken, Çin vatandaşlarına “mümkün olan en kısa sürede” kara sınırlarından İsrail’i terk etmeleri çağrısında bulundu.
Bu açıklamalar ve Trump’ın Kanada’daki G7 toplantısından erken ayrılması, çatışmanın yeniden tırmanabileceği ve müzakere umutlarının azalabileceği endişelerini artırdı.
Guo pazartesi günü, Çin’in “İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından derin endişe duyduğunu” ve “diyalog ve müzakere yoluyla sorunların çözülmesi” için geri dönülmesini istediğini söylemişti.
Salı günü yaptığı açıklamada ise, tüm tarafların, “özellikle İsrail üzerinde özel etkisi olanların”, gerilimi yatıştırmak için acil çaba göstermesi gerektiğini söyledi.
İsrail’in geçen hafta İran’ın nükleer tesislerine ve diğer hedeflere saldırmaya başlamasından bu yana, İran ile Umman arasında, Basra Körfezi’ni Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan önemli bir su yolu olan Hürmüz Boğazı’nın kaderi gündemin odak noktası oldu. Haberlere göre Tahran, İsrail’in saldırılarına yanıt olarak bu enerji ticaretinin geçtiği boğazı kapatmayı “düşünüyor”, ancak boğaz halen açık.
Dünyanın petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazının önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. S&P Global’in, kesintiler olması durumunda “Çinli alıcıların gerekli tedarikleri sağlamak için spot piyasaya girmek zorunda kalabileceği” uyarısında bulunduğu bir notuna göre, Çin’in LNG alımlarının yaklaşık dörtte biri Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden geliyor. Olası kesintiler Çin’in enerji güvenliği için tehdit oluşturacaktır.
Deniz taşımacılığı izleme şirketi Lloyd’s List, gerçek sahiplik ülkelerine göre, 2025’in ilk çeyreğinde Japonya ve Çin’in boğazdan 1.000’den fazla gemisinin geçtiğini ve bu sayının Yunanistan’dan sonra en yüksek rakam olduğunu belirtti.
Kapatma tehlikesine ilişkin değerlendirmeler karışık. Lloyds, veri sağlayıcı BIMCO’nun güvenlik ve emniyet sorumlusu Jakob Larsen’in, ABD ve İsrail ile İran arasında tam ölçekli bir çatışmanın boğazın “fiilen kapatılması” ile sonuçlanabileceği uyarısını aktardı.
Doğrudan Amerikan müdahalesi olmadığı sürece, diğer uzmanlar bu konuda şüpheciydi. Singapur Ulusal Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi olan Jean-Loup Samaan, “Şu aşamada, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma olasılığı boş bir tehdit olmaya devam ediyor” dedi. Nikkei Asia’ya konuşan Samaan, böyle bir hareketin Arap komşularına ve İran’ın kendisine zarar vereceğini, ABD Donanması’nın müdahalesine yol açacağını ve “bölgedeki ülkeleri İran’a karşı birleştireceğini” savundu.
Anonim kalmak koşuluyla konuşan Pekin’den uluslararası ilişkiler profesörü, Çin’in enerji güvenliği ve ulusal güvenliği bağlantısına dikkat çekerek, “ABD ordusu müdahale etmezse, İran muhtemelen [boğazı kapatmayacaktır], çünkü Çin dahil birçok ülkeden sert uyarılar alacaktır. Çin de kesinlikle onları uyaracaktır” dedi.
İran’ın bazı enerji altyapılarına yönelik çatışma ve saldırılar, referans petrol fiyatlarını yükseltti, ancak pazartesi günü müzakere umutlarıyla kısa süreli bir düşüş yaşandı. Bu dalgalanma tek başına Pekin’i alarma geçirmek için yeterli olabilir. Profesör, “Bu durumun Çin için en büyük etkisi petrol fiyatlarıdır. Çin, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı son derece duyarlıdır. Ekonomik açıdan, dünyanın en büyük petrol tüketicisi olan Çin için petrol fiyatlarındaki artış çok kötüdür” dedi.
Ticaret istihbarat şirketi Kpler’e göre, Çin’in İran’dan petrol ithalatı mart ayında günde 1,8 milyon varile ulaştı, ancak “ABD’nin yaptırımlarının sıkılaştırılması ve hammadde stoklarının artması nedeniyle nisan ayında zirveden düştü.”
Samaan, “İran savaşı kaybederse, petrol fiyatlarının seyri ve enerji arzının kesintiye uğrama olasılığına bağlı olarak, bu durum Çin’i gerçekten olumsuz etkileyebilir” dedi. Yine de, “Çin petrol ithalatında sadece İran’a değil, Suudi Arabistan ve BAE’ye de bağımlı olduğu için, Tahran’dan gelen eksiklikleri hızla telafi edebilir” diye ekledi.
Yakıt akışı neredeyse kesintiye uğramasa bile, son yıllarda kendini Orta Doğu’da arabulucu ve barış yapıcı olarak konumlandırmaya çalışan Çin için bu çatışma başka sınavlar da beraberinde getiriyor.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, İsrailli mevkidaşı Gideon Sa’ar’a, İran’a yönelik saldırının “kabul edilemez” olduğunu, özellikle de uluslararası toplumun “İran’ın nükleer sorununa siyasi bir çözüm ararken” böyle bir saldırının kabul edilemez olduğunu söyledi.
Wang, Çin’in müzakereleri kolaylaştırmada “yapıcı bir rol oynamaya” hazır olduğunu belirtti.
Çinli akademisyen İsrail-İran savaşını Harici’ye değerlendirdi: İran, Çin için stratejik öneme sahip
Güney Kaliforniya Üniversitesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Derek Grossman, Çin’in kınamalarının, Pekin’in 7 Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü “İsrail karşıtı politika”nın devamı olduğunu söyledi.
Nikkei’ye konuşan Grossman, Pekin’in İran çatışmasına tepkisinin “birkaç faktöre bağlı olduğunu, en önemlilerinin Çin’in enerji konusundaki kaygıları, Orta Doğu’daki Arap devletleriyle ilişkileri ve Tahran’ın Pekin’in uluslararası sistemde ABD ve Batı hegemonyasından kurtulma hedefine ne ölçüde yardımcı olabileceği” olduğunu söyledi.
Buna rağmen Grossman, Çin’in İran’a desteğinin “doğası gereği sınırlı olduğunu, çünkü Pekin’in Tayvan meselesi gibi kendi temel ulusal çıkarlarıyla doğrudan ilgisi olmayan bir çatışmaya çekilmek istemediğini” söyledi.
Çin’in izleyebileceği bir yaklaşım, “Ukrayna savaşında Rusya’nın yaptığı gibi İran’a çift kullanımlı ekipman sağlamak ve aynı zamanda Tahran’ın İsrail saldırılarını püskürtme, egemenliğini savunma ve rejimi koruma hedeflerini destekleme sözü vermek” olabilir.
Pekin’deki profesör, Çin’in “doğrudan olmasa da şüphesiz İran’ı perde arkasından desteklediğini” düşünüyor.
Akademisyen, Çin’in “zor seçimler” ile karşı karşıya olduğunu ve İran ile ilişkilerinin “dışarıdan göründüğü kadar güçlü olmadığını” belirtti. Bununla birlikte, “Savaş devam ederse, Çin-İsrail ilişkileri önemli ölçüde zarar görebilir, ancak İran’ın mevcut koşullar altında Çin’e yakınlaşmaktan başka seçeneği olmadığını açıkça gördüğü için Çin-İran ilişkileri biraz güçlenebilir.”
NUS’tan Samaan, Çin’in “İran ile ortaklığının herhangi bir güvenlik yardımı veya karşılıklı savunma taahhüdü içermediğini” söyledi. Bunun, “Çin’in Orta Doğu’daki hırslarının sınırlarını” vurguladığını belirtti: “Çin, ana konu enerji ve ticaret olduğu sürece merkezi bir aktördür, ancak çatışma yönetimine odaklandığında bu rolünün önemi azalır.”
Analistler, insansız hava araçlarının rolüne de dikkat çekti.
Çok sayıda rapora göre, İsrail’in istihbaratı Mossad’dan ajanlar, İran’ın içine patlayıcı yüklü insansız hava araçları yerleştirdi ve bunları İsrail savaş uçaklarının savunmasını temizlemek için etkinleştirdi. Bu, ayın başında Ukrayna’nın Rusya’ya kaçırılan insansız hava araçlarını kullanarak askeri uçakları havaya uçurmasıyla gerçekleştirilen çarpıcı operasyona benziyor. Her ikisi de, küçük ülkelerin insansız hava araçlarını kullanarak daha büyük ülkeleri hazırlıksız yakalamaya çalıştığı örnekler olarak öne çıktı.
Samaan, “Düşmanlarının topraklarının derinliklerinde sabotaj ve insansız hava aracı saldırılarını birleştiren İsrail ve Ukrayna’nın son operasyonları arasındaki benzerlikler, muhtemelen önümüzdeki yıllarda savaş okullarında vaka çalışması olarak ele alınacaktır” dedi.
Grossman, “Pekin’in, Tayvan’ın bu potansiyel — belki de artık olası — asimetrik hamlelerine karşı koymak için düşünmesi gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. En büyük vurgu, önceden konumlandırılmış tehditleri ortadan kaldırmak için, önce Çin içindeki tüm yabancı faaliyetleri daha da sıkı bir şekilde denetlemek ve incelemek olacaktır” dedi.
Asya
Güney Kore, yapay zekâ patlamasından yararlanmak için rekor bütçe artışı açıkladı

Güney Kore hükümeti harcama planıyla, bellek çiplerinden elde edilen gelir patlamasını büyüme döngüsünü hızlandıracak yeni teknoloji yatırımlarına yönlendirmeyi amaçlıyor.
Güney Kore, yapay zekâ kaynaklı yarı iletken patlamasından doğan vergi gelirlerini yeniden yapay zekâya ve diğer geleceğin sektörlerine aktarmayı planladığını açıkladı. Devlet Başkanı Lee Jae Myung böylece ülke tarihindeki en büyük bütçe artışını başlattı.
Lee hükümeti salı günü, bir önceki yıla göre yüzde 12,8 artışla 820,9 trilyon wonluk (598 milyar dolar) 2027 bütçesini açıkladı. Bütçe kapsamında, büyük ölçüde Samsung Electronics ve SK Hynix gibi çip üreticilerinden gelen hızla yükselen vergi gelirleriyle finanse edilecek, vakıf fonu benzeri 162,3 trilyon wonluk bir “Geleceğe Yanıt Fonu” da yer alıyor.
Bu rakam, Seul’ün küresel mali krize karşı harcamalarını yüzde 10,6 artırdığı 2009’dan bu yana bütçedeki ilk çift haneli artış anlamına geliyor.
Bütçe Bakanı Park Hong-geun, hükümetin kamu harcamalarının ekonomik büyümeyi harekete geçirecek bir “ilk su” işlevi gördüğü, büyümenin de buna karşılık kamu maliyesini güçlendirdiği “büyüme öncülüğünde erdemli bir döngü” hedeflediğini söyledi.
Güney Kore, küresel yapay zekâ patlaması sayesinde ekonomik açıdan oldukça elverişli bir dönemden geçiyor. Yapay zekâ sektörü, ülkenin bellek çiplerine yönelik talepte büyük bir patlama yaratırken, en büyük çip üreticilerinin kârlarını artırdı ve ülke piyasalarında baş döndürücü yükselişlere yol açtı. Bu gelirlerin bir bölümü, yarı iletken sektöründeki çalışanlara verilen yüksek ikramiyeler yoluyla çalışanlara da yansımaya başladı.
Yeni bütçede çip sektörüne 2,6 trilyon won (1,9 milyar dolar) ayrılacak. Veri merkezleri ve robotik sektörüne de finansman sağlanacak. Nükleer enerjili denizaltı programı da dahil olmak üzere stratejik silahlara ise 3,4 trilyon won (2,5 milyar dolar) tahsis edilecek. “Geleceğe Yanıt Fonu” gelecek yıl ilk aşamada 45,4 trilyon wonluk (33,1 milyar dolar) kaynak kullanmaya başlayacak.
Seul ayrıca özellikle gençler ve ailelere yönelik sosyal harcamaları artıracak ve Seul metropol alanının dışındaki ekonomik sıkıntı yaşayan bölgelere daha fazla kaynak ayıracak. Lee, ülkenin düşen doğum oranı nedeniyle kriz yaşayan bölgesel üniversitelere yapılan yatırımları artırma sözü verdi.
Bütçe Bakanlığı, 2027 yılı için devlet gelirlerinin 880,8 trilyon wonla rekor seviyeye ulaşacağını ve planlanan harcamaları yaklaşık 60 trilyon won aşacağını öngördü. Kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının ise 2026’daki yüzde 51,6 seviyesinden gelecek yıl yüzde 48,3’e gerilemesi bekleniyor.
Standard Chartered’ın Seul’deki araştırma biriminin başkanı Chong Hoon Park, Financial Times’a, “Kore’nin borç seviyesi diğer gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında görece düşük olduğu için, demografik kriz gibi yapısal sorunlarla mücadele etmek amacıyla potansiyel büyümeyi artırmaya çalışmak kötü bir fikir olmayacaktır” dedi.
Kamu harcamalarındaki bu hızlı artış, merkez bankasının kısmen çip sektöründeki patlamanın tetiklediği enflasyonist baskıyı yatıştırmak amacıyla para politikasını sıkılaştırdığı bir döneme denk geliyor. Kore Merkez Bankası (BoK) geçen hafta politika faizini üst üste ikinci kez artırarak yüzde 3’e çıkardı.
Lee salı günü, daha yüksek faiz oranlarının “kaçınılmaz” olduğunu söyledi ancak “maliye politikasının, yüksek faizlerin kırılgan gruplar üzerindeki yükünü en aza indirmek ve büyüme potansiyelinin zarar görmemesini sağlamak amacıyla dikkatle ayarlanmış bir rol oynaması gerektiğini” de sözlerine ekledi.
BoK ayrıca büyüme tahminlerini 2026 için yüzde 3,3’e, 2027 için ise yüzde 2,9’a yükseltti.
Ancak bazı analistler, enflasyonun BoK’un hedefinin üzerinde seyrettiği, Seul’de konut fiyatlarının yüksek olduğu ve hanehalkı borçlarının arttığı bir ortamda bu ölçekte geniş kapsamlı bir mali genişlemenin ne kadar doğru olduğunu sorguladı.
Seul Üniversitesi Vergilendirme Profesörü Kim Woo-chul, “Ekonomi şu anda yalnızca sıcak değil; kaynıyor. Bu ölçekte bir mali genişleme mevcut koşullarda kesinlikle uygun değil” dedi.
Myongji Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Shin Yul ise, “Yarı iletken sektöründeki bu patlamanın ne kadar süreceğini kimse bilmiyor” ifadelerini kullandı.
Lee aynı zamanda gerileyen halk desteğini yeniden yükseltmeye çalışıyor. Pazartesi günü yayımlanan bir ankete göre Lee’nin görev onayı oranı, temmuz ayının ikinci haftasındaki yüzde 48,9 seviyesinden yüzde 38,9’a geriledi.
Üst düzey politika danışmanı Kim Yong-beom da hafta sonu yapılan ve yeni maliye ve savunma bakanlarının göreve getirildiği kabine değişikliğinin ardından salı günü istifa etti.
Bütçe tasarısının parlamentonun onayından geçmesi gerekiyor. Lee’nin Demokratik Partisi, 300 sandalyeli Ulusal Meclis’te 161 sandalyeye sahip olduğu için diğer partilerin desteğine ihtiyaç duymadan bütçeyi geçirebilecek çoğunluğa sahip.
Asya
ABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında

ABD Hazine Bakanı Bessent büyük teşvik döneminin sona erdiğini söylerken Japonya Merkez Bankası kritik bir politika hesaplaşmasıyla karşı karşıya.
ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Bu hafta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent şartları açıkça ortaya koydu: Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin.
ABD ile Japonya’nın yeni desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği nadir ortak müdahaleden bir ay sonra Bessent, Reuters’a yaptığı açıklamada yendeki son hareketlerin düzensiz olmadığını söyleyerek piyasalara yeni bir müdahaleye pek istekli olmadığını gösterdi.
Bunun yerine, Japonya Merkez Bankası (BOJ) Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu ifade etti.
Enflasyon baskılarının artmasıyla birlikte BOJ’un eylül ayında faiz artırması zaten geniş ölçüde bekleniyordu. Ancak Bessent’ın açıklamaları, bankayı fiilen bunu yapmaya mecbur bırakırken, önümüzdeki dönemde faiz artırımlarının hızlandırılması yönündeki baskıyı da artırdı.
Totan Research baş ekonomisti ve deneyimli bir BOJ gözlemcisi olan Izuru Kato, “Temmuz ayındaki ortak müdahale, Bessent’ın Japonya’ya enflasyon konusunda artık kendine çeki düzen vermesi gerektiği yönündeki mesajıydı” dedi.
Kato, “Japonya, ABD’nin yardımı olmadan kontrol edilmesi giderek zorlaşan bir kur kriziyle karşı karşıya. Böyle bir ülke için üç ayda bir faiz artırmak bile fazla yavaş olabilir” ifadelerini kullandı.
Zayıf yen, ithalat fiyatlarını ve genel enflasyonu yukarı çekerek hanehalkının yaşam maliyetlerini artırdı ve Japon politika yapıcıların başını ağrıtmaya başladı.
Washington açısından da BOJ’un faiz artırımlarında çok yavaş davranması ve gevşek maliye politikası, yende ve Japon devlet tahvillerinde satış dalgasını tetikleyebilir. Bu durum, ABD Hazine tahvili getirilerine de sıçrayabilecek etkilerle finans piyasalarını altüst edebilir; Washington ise bundan kaçınmak istiyor.
Piyasalar, Japonya Merkez Bankası Başkanı Ueda’nın Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen ve salı günü sona erecek iki günlük G20 maliye liderleri toplantısına katılmasının ardından yapabileceği açıklamalara odaklanmış durumda. Bir ABD Hazine Bakanlığı yetkilisi Japon kamu yayıncısı NHK’ye, Bessent’ın pazar günü Ueda ile görüştüğünü ve faiz artırımlarının gerekli olduğunu dile getirdiğini söyledi.
EKONOMİ VE SİYASET ARASINDA SIKIŞTI
ABD’nin baskısı olmasa bile BOJ’un son dönemdeki şahin iletişimi, yaygınlaşan enflasyon baskıları karşısında yakın vadede bir faiz artırımına hazırlandığını gösteriyor.
Bankanın düşünce tarzına aşina bir kaynak, “Üretici fiyatlarından gelen tüm baskılar göz önüne alındığında tüketici enflasyonunun muhtemelen hızlanması bekleniyor. Eğer böyle olursa BOJ harekete geçmek zorunda” dedi.
Ancak eylül ayındaki faiz artırımı halihazırda piyasa fiyatlamalarına dahil edilmiş durumda. Bu nedenle BOJ’un yen üzerindeki aşağı yönlü baskıyı hafifletmek için daha hızlı faiz artırımları yapacağı taahhüdünde bulunması gerekebilir.
Japonya’nın eski en üst düzey döviz yetkilisi Naoyuki Shinohara, “Japonya’nın reel faiz oranları açıkça çok düşük. Bir veya iki faiz artırımı daha yenin düşüş eğilimini tersine çevirmeye yetmeyecek” dedi.
Oxford Economics artık BOJ’un bu yıl eylül ve aralık aylarında faiz artırmasını, ardından Nisan 2027’de üçüncü bir faiz artırımına gitmesini beklediğini açıkladı. Bu, kurumun başlangıçta öngördüğünden daha hızlı bir artış temposu anlamına geliyor.
Oxford Economics Japonya ekonomisi birimi başkanı Shigeto Nagai, pazartesi günü yayımlanan bir raporda, “Piyasaları ve ABD’yi hayal kırıklığına uğratmanın ekonomik ve siyasi maliyeti, BOJ ve hükümetin görmezden gelemeyeceği kadar büyüdü” dedi.
TAKAICHI’YE MESAJ
Güvercin Başbakan Sanae Takaichi açısından en sert mesaj, Bessent’ın Abenomics döneminin sona erdiğini ilan etmesi olabilir. Abenomics, uzun süren deflasyonu sona erdirmek amacıyla 2013 yılında uygulamaya konulan kapsamlı parasal teşvik, yüksek kamu harcamaları ve büyüme stratejisinin birleşiminden oluşuyordu.
Bessent, ülkenin maliye politikasına ilişkin Reuters’a yaptığı açıklamada, Japonya’nın deflasyonu yenilgiye uğrattığını belirterek artık “arkasına yaslanıp Abenomics’in başarısının tadını çıkarması ve bunun kendi seyrinde ilerlemesine izin vermesi” gerektiğini söyledi. Bazı analistler bu ifadeleri Takaichi’nin genişlemeci maliye politikası yaklaşımına yönelik bir eleştiri olarak değerlendirdi.
Bir Japon hükümet yetkilisi Bessent’ın açıklamalarına ilişkin, “Bu, Takaichi yönetimine aşırı genişlemeci maliye politikasından kaçınması yönünde verilmiş bir mesaj” dedi.
İktidar partisinden üst düzey bir yetkili ise “Bu açıklamalar, ABD’nin Japonya’nın politikalarına yönelik taleplerini artırdığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Her iki yetkili de konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Abenomics’in destekçilerinden olan Takaichi, büyüme alanlarına yatırımları artırmayı ve yükselen yaşam maliyetlerinin hanehalkı üzerindeki etkisini hafifletmeyi amaçlayan iddialı bir harcama planı ortaya koydu.
Takaichi’nin temel büyüme alanlarındaki harcama tavanlarını kaldırma taahhüdünün ardından, Japon basınında çıkan haberlere göre bakanlıklar ve kamu kurumları gelecek mali yıl için muhtemelen şimdiye kadarki en yüksek ilk bütçe talebinde bulundu.
Büyük ölçekli harcamalara odaklanılması yatırımcıları tedirgin etti ve Japon devlet tahvillerinin getirilerini son 30 yılın en yüksek seviyelerine çıkardı. Bunun ABD Hazine tahvili getirileri üzerinde de zincirleme etkileri olabilir.
Maliye Bakanlığı’ndaki görevinin ardından Uluslararası Para Fonu’nda (IMF) genel müdür yardımcılığı yapan Shinohara, “Yeni desteklemenin en iyi yolu, Takaichi yönetiminin mali reform taahhüdü içeren güvenilir bir mesaj vermesi olacaktır” dedi.
Shinohara, “Ancak bunun gerçekleşme ihtimali çok düşük” diye ekledi.
Nikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi
Asya
Hindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi

Hindistan ekonomisinin geçen çeyrekte yüzde 7’nin üzerinde büyümesine rağmen, Başbakan Narendra Modi’nin 2047 yılına kadar gelişmiş ülke olma hedefine ulaşmasının zor olabileceği belirtildi. Bloomberg, bağımsızlığın 100’üncü yılı hedefleri için ekonominin önümüzdeki 21 yıl boyunca her yıl yaklaşık yüzde 9,25 oranında büyümesi gerektiğine işaret ediyor.
Hindistan ekonomisi geçen çeyrekte yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme kaydetti, ancak Bloomberg’in analizine göre bu oran Başbakan Narendra Modi’nin 2047 yılına kadar gelişmiş bir ülke olma hedefini gerçekleştirmek için yetersiz kalabilir.
Modi, ülkenin İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasının 100’üncü yılı olan 2047’ye kadar Hindistan’ın gelişmiş bir ekonomi statüsü kazanmasını amaçlıyor.
Bir kamu düşünce kuruluşunun temsilcisi olan Ashok Lahiri, bu hedefe ulaşılabilmesi için ülke gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) önümüzdeki 21 yıl boyunca her yıl yaklaşık yüzde 9,25 oranında büyümesi gerektiğini savunuyor.
“Viksit Bharat” ya da “Gelişmiş Hindistan” olarak adlandırılan bu program, Modi’nin üçüncü başbakanlık döneminin en önemli önceliklerinden biri haline geldi.
Ancak bazı ekonomistler, mevcut büyüme hızlarıyla Hindistan’ın belirlenen bu hedefe ulaşabileceğinden şüphe duyuyor.
Tarihsel büyüme oranları hedeflerin gerisinde
Ekonomik büyüme hızı 2000 ile 2024 yılları arasında ortalama yüzde 6,3 seviyesinde kaldı. Bu oran, ülkenin şu anki potansiyel seviyesi olan yüzde 7,5 ila yüzde 8’in bile oldukça altında.
Haberde, son 50 yılda ülke ekonomisinin yüzde 9,25 veya üzerinde bir büyümeyi yalnızca üç kez; 1975, 1988 ve 2021 yıllarında kaydettiğine dikkat çekildi.
Hindistan ekonomisinin yılda yüzde 8’in altında büyümesi durumunda ülkenin “orta gelir tuzağı” olarak bilinen sürece girebileceği değerlendiriliyor.
Bu kavram; ücretlerin ve maliyetlerin yükselmesiyle ucuz iş gücü avantajının zayıfladığı, ancak işçilerin verimliliği ve niteliklerinin gelişmiş ekonomilerle başarılı bir şekilde rekabet edecek düzeye henüz ulaşamadığı ekonomik durumu ifade ediyor.
Haberde, yüksek gelirli ülke statüsüne ulaşmanın da oldukça uzak bir ihtimal olduğu kaydedildi. 2025 yılı itibarıyla ülkede kişi başına düşen gelir 2 bin 813 dolar düzeyinde seyrediyor.
Ülkenin 2047 yılına kadar yüksek gelir eşiğini aşabilmesi için bu rakamın altı kattan fazla artarak yaklaşık 18 bin dolara ulaşması gerekiyor.
Sanayi ve yatırımlarda hedefler tutturulamıyor
Ekonomistler, Hindistan’ın büyümesini hızlandırmak için imalat sanayisinin geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Modi hükümeti de bu sektöre ağırlık veriyor ancak sektörün GSYİH içindeki payı on yılı aşkın süredir yaklaşık yüzde 16 ila yüzde 17 seviyesinde kalmaya devam ediyor. Bu oran, Modi’nin belirlediği yüzde 25’lik hedefin oldukça altında bulunuyor.
Ekonomistler ayrıca ileri teknoloji ürünleri ihracatının artırılmasının, özel sektör yatırımlarının yükseltilmesinin ve enerji ithalatına olan bağımlılığın azaltılmasının ekonomik büyümeyi hızlandırabileceğini vurguluyor.
Ülkenin üretim alanına daha fazla yabancı yatırım çekmesi gerektiği de ifade ediliyor. Doğrudan yabancı yatırımlardaki rekor seviyelere rağmen Hindistan’ın bu sermayeyi içeride tutmakta zorlandığı belirtiliyor.
Hint şirketleri yurt dışındaki yatırımlarını giderek artırırken, yabancı yatırımcılar ise yerel girişimlere sağladıkları fonları azaltıyor.
Hindistan’ın ekonomik büyümesi için yüksek yurt içi tasarruf oranı da önem taşıyor.
Tasarruflar, fabrika ve altyapı inşasının yüksek maliyetli borçlanmaya ve yabancı sermayeye aşırı bağımlı kalınmadan finanse edilmesine imkan tanıyor. Ancak Hint hanelerinin tasarruf yapma kapasitesi, görece düşük gelir seviyeleri nedeniyle sınırlı kalıyor.
NITI Aayog’un 2021 tarihli raporuna göre, Hindistan’da 15 ile 29 yaş arasındaki yaklaşık 87 milyon kişi ne bir işte çalışıyor, ne eğitim görüyor ne de mesleki bir eğitim alıyor.
İş imkanlarının yetersizliği nedeniyle çalışan nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı kendi hesabına çalışıyor ve bu kesimin büyük kısmı düşük gelirli tarım sektöründe yer alıyor.
GlobalDataTS Lombard Başekonomisti Shumita Deveshwar, özel sektör yatırımları artmadan ve istihdam yaratma süreci hızlanmadan, Hindistan’ın gelişmiş bir ekonomi statüsü kazanmak için gereken yüzde 8’in üzerindeki büyüme temposu bir yana, yüzde 6’nın üzerinde bir GSYİH büyümesini dahi sürdürmekte zorlanacağını kaydetti.
Ülke yönetimi, 1 Nisan’da başlayacak mali yıl içinde 17,2 trilyon rupi (yaklaşık 187 milyar dolar) tutarında rekor düzeyde borçlanmaya gitmeyi planlıyor. Bu miktar, cari yıla kıyasla yüzde 18’lik bir artışa karşılık geliyor ve Bloomberg’in daha önce yayımladığı 16,5 trilyon rupilik tahmini aşıyor.
Hükümet, cari dönemde yüzde 4,4 olan bütçe açığının GSYİH’ye oranının bir sonraki mali yılda yüzde 4,3’e gerileyeceğini öngörüyor.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını7 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı









