Asya
İsrail-İran savaşı, Çin’in enerji güvenliği ve diplomasisi için bir sınav olabilir

İsrail-İran savaşı dünya çapında şok dalgaları yarattı ve Çin’in enerji güvenliği, Orta Doğu’daki etkisi ve insansız hava aracı savaşlarının yeni gerçekleri konusunda birçok acil soruyu gündeme getirdi.
Salı günü, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakun, yetkililerin İran ve İsrail’den “hızlı bir şekilde tahliye organize etmek” için çalıştıklarını söyledi. Daha önce Trump, “Herkes Tahran’ı derhal terk etsin!” diye bir mesaj yayınlarken, Çin vatandaşlarına “mümkün olan en kısa sürede” kara sınırlarından İsrail’i terk etmeleri çağrısında bulundu.
Bu açıklamalar ve Trump’ın Kanada’daki G7 toplantısından erken ayrılması, çatışmanın yeniden tırmanabileceği ve müzakere umutlarının azalabileceği endişelerini artırdı.
Guo pazartesi günü, Çin’in “İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından derin endişe duyduğunu” ve “diyalog ve müzakere yoluyla sorunların çözülmesi” için geri dönülmesini istediğini söylemişti.
Salı günü yaptığı açıklamada ise, tüm tarafların, “özellikle İsrail üzerinde özel etkisi olanların”, gerilimi yatıştırmak için acil çaba göstermesi gerektiğini söyledi.
İsrail’in geçen hafta İran’ın nükleer tesislerine ve diğer hedeflere saldırmaya başlamasından bu yana, İran ile Umman arasında, Basra Körfezi’ni Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan önemli bir su yolu olan Hürmüz Boğazı’nın kaderi gündemin odak noktası oldu. Haberlere göre Tahran, İsrail’in saldırılarına yanıt olarak bu enerji ticaretinin geçtiği boğazı kapatmayı “düşünüyor”, ancak boğaz halen açık.
Dünyanın petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazının önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. S&P Global’in, kesintiler olması durumunda “Çinli alıcıların gerekli tedarikleri sağlamak için spot piyasaya girmek zorunda kalabileceği” uyarısında bulunduğu bir notuna göre, Çin’in LNG alımlarının yaklaşık dörtte biri Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden geliyor. Olası kesintiler Çin’in enerji güvenliği için tehdit oluşturacaktır.
Deniz taşımacılığı izleme şirketi Lloyd’s List, gerçek sahiplik ülkelerine göre, 2025’in ilk çeyreğinde Japonya ve Çin’in boğazdan 1.000’den fazla gemisinin geçtiğini ve bu sayının Yunanistan’dan sonra en yüksek rakam olduğunu belirtti.
Kapatma tehlikesine ilişkin değerlendirmeler karışık. Lloyds, veri sağlayıcı BIMCO’nun güvenlik ve emniyet sorumlusu Jakob Larsen’in, ABD ve İsrail ile İran arasında tam ölçekli bir çatışmanın boğazın “fiilen kapatılması” ile sonuçlanabileceği uyarısını aktardı.
Doğrudan Amerikan müdahalesi olmadığı sürece, diğer uzmanlar bu konuda şüpheciydi. Singapur Ulusal Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi olan Jean-Loup Samaan, “Şu aşamada, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma olasılığı boş bir tehdit olmaya devam ediyor” dedi. Nikkei Asia’ya konuşan Samaan, böyle bir hareketin Arap komşularına ve İran’ın kendisine zarar vereceğini, ABD Donanması’nın müdahalesine yol açacağını ve “bölgedeki ülkeleri İran’a karşı birleştireceğini” savundu.
Anonim kalmak koşuluyla konuşan Pekin’den uluslararası ilişkiler profesörü, Çin’in enerji güvenliği ve ulusal güvenliği bağlantısına dikkat çekerek, “ABD ordusu müdahale etmezse, İran muhtemelen [boğazı kapatmayacaktır], çünkü Çin dahil birçok ülkeden sert uyarılar alacaktır. Çin de kesinlikle onları uyaracaktır” dedi.
İran’ın bazı enerji altyapılarına yönelik çatışma ve saldırılar, referans petrol fiyatlarını yükseltti, ancak pazartesi günü müzakere umutlarıyla kısa süreli bir düşüş yaşandı. Bu dalgalanma tek başına Pekin’i alarma geçirmek için yeterli olabilir. Profesör, “Bu durumun Çin için en büyük etkisi petrol fiyatlarıdır. Çin, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı son derece duyarlıdır. Ekonomik açıdan, dünyanın en büyük petrol tüketicisi olan Çin için petrol fiyatlarındaki artış çok kötüdür” dedi.
Ticaret istihbarat şirketi Kpler’e göre, Çin’in İran’dan petrol ithalatı mart ayında günde 1,8 milyon varile ulaştı, ancak “ABD’nin yaptırımlarının sıkılaştırılması ve hammadde stoklarının artması nedeniyle nisan ayında zirveden düştü.”
Samaan, “İran savaşı kaybederse, petrol fiyatlarının seyri ve enerji arzının kesintiye uğrama olasılığına bağlı olarak, bu durum Çin’i gerçekten olumsuz etkileyebilir” dedi. Yine de, “Çin petrol ithalatında sadece İran’a değil, Suudi Arabistan ve BAE’ye de bağımlı olduğu için, Tahran’dan gelen eksiklikleri hızla telafi edebilir” diye ekledi.
Yakıt akışı neredeyse kesintiye uğramasa bile, son yıllarda kendini Orta Doğu’da arabulucu ve barış yapıcı olarak konumlandırmaya çalışan Çin için bu çatışma başka sınavlar da beraberinde getiriyor.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, İsrailli mevkidaşı Gideon Sa’ar’a, İran’a yönelik saldırının “kabul edilemez” olduğunu, özellikle de uluslararası toplumun “İran’ın nükleer sorununa siyasi bir çözüm ararken” böyle bir saldırının kabul edilemez olduğunu söyledi.
Wang, Çin’in müzakereleri kolaylaştırmada “yapıcı bir rol oynamaya” hazır olduğunu belirtti.
Çinli akademisyen İsrail-İran savaşını Harici’ye değerlendirdi: İran, Çin için stratejik öneme sahip
Güney Kaliforniya Üniversitesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Derek Grossman, Çin’in kınamalarının, Pekin’in 7 Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü “İsrail karşıtı politika”nın devamı olduğunu söyledi.
Nikkei’ye konuşan Grossman, Pekin’in İran çatışmasına tepkisinin “birkaç faktöre bağlı olduğunu, en önemlilerinin Çin’in enerji konusundaki kaygıları, Orta Doğu’daki Arap devletleriyle ilişkileri ve Tahran’ın Pekin’in uluslararası sistemde ABD ve Batı hegemonyasından kurtulma hedefine ne ölçüde yardımcı olabileceği” olduğunu söyledi.
Buna rağmen Grossman, Çin’in İran’a desteğinin “doğası gereği sınırlı olduğunu, çünkü Pekin’in Tayvan meselesi gibi kendi temel ulusal çıkarlarıyla doğrudan ilgisi olmayan bir çatışmaya çekilmek istemediğini” söyledi.
Çin’in izleyebileceği bir yaklaşım, “Ukrayna savaşında Rusya’nın yaptığı gibi İran’a çift kullanımlı ekipman sağlamak ve aynı zamanda Tahran’ın İsrail saldırılarını püskürtme, egemenliğini savunma ve rejimi koruma hedeflerini destekleme sözü vermek” olabilir.
Pekin’deki profesör, Çin’in “doğrudan olmasa da şüphesiz İran’ı perde arkasından desteklediğini” düşünüyor.
Akademisyen, Çin’in “zor seçimler” ile karşı karşıya olduğunu ve İran ile ilişkilerinin “dışarıdan göründüğü kadar güçlü olmadığını” belirtti. Bununla birlikte, “Savaş devam ederse, Çin-İsrail ilişkileri önemli ölçüde zarar görebilir, ancak İran’ın mevcut koşullar altında Çin’e yakınlaşmaktan başka seçeneği olmadığını açıkça gördüğü için Çin-İran ilişkileri biraz güçlenebilir.”
NUS’tan Samaan, Çin’in “İran ile ortaklığının herhangi bir güvenlik yardımı veya karşılıklı savunma taahhüdü içermediğini” söyledi. Bunun, “Çin’in Orta Doğu’daki hırslarının sınırlarını” vurguladığını belirtti: “Çin, ana konu enerji ve ticaret olduğu sürece merkezi bir aktördür, ancak çatışma yönetimine odaklandığında bu rolünün önemi azalır.”
Analistler, insansız hava araçlarının rolüne de dikkat çekti.
Çok sayıda rapora göre, İsrail’in istihbaratı Mossad’dan ajanlar, İran’ın içine patlayıcı yüklü insansız hava araçları yerleştirdi ve bunları İsrail savaş uçaklarının savunmasını temizlemek için etkinleştirdi. Bu, ayın başında Ukrayna’nın Rusya’ya kaçırılan insansız hava araçlarını kullanarak askeri uçakları havaya uçurmasıyla gerçekleştirilen çarpıcı operasyona benziyor. Her ikisi de, küçük ülkelerin insansız hava araçlarını kullanarak daha büyük ülkeleri hazırlıksız yakalamaya çalıştığı örnekler olarak öne çıktı.
Samaan, “Düşmanlarının topraklarının derinliklerinde sabotaj ve insansız hava aracı saldırılarını birleştiren İsrail ve Ukrayna’nın son operasyonları arasındaki benzerlikler, muhtemelen önümüzdeki yıllarda savaş okullarında vaka çalışması olarak ele alınacaktır” dedi.
Grossman, “Pekin’in, Tayvan’ın bu potansiyel — belki de artık olası — asimetrik hamlelerine karşı koymak için düşünmesi gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. En büyük vurgu, önceden konumlandırılmış tehditleri ortadan kaldırmak için, önce Çin içindeki tüm yabancı faaliyetleri daha da sıkı bir şekilde denetlemek ve incelemek olacaktır” dedi.
Asya
Güney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı

Güney Kore, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin iki Kuzey Koreli esirin teslimini açıklaması üzerine Kiev Büyükelçisini geri çağırma kararı aldı. Seul gizlilik kuralının ihlal edildiğini savunurken Kiev yönetimi esirlerin teslimini iyi niyet adımı olarak nitelendiriyor.
Güney Kore, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna açıklamasının ardından Kiev’deki büyükelçisini geri çağırma kararı aldı.
Yonhap ajansının aktardığı karara rağmen Seul yönetiminin Kiev ile diplomatik temasları sürdüreceği ve mevcut anlaşmazlığı çözmeyi hedeflediği belirtildi.
İki ülke arasındaki gerginlik, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada esir takasına dair bilgileri paylaşmasıyla başladı.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Kiev yönetimini gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlayarak bilginin ifşa edilmesinin esirlerin ailelerinin güvenliğini ve Kore Yarımadası’ndaki istikrarı tehlikeye attığını vurguladı.
2 Ekim’de açıklama yapan Lee, anlaşma ihlalinin kabul edilmemesi ve özür dilenmemesi halinde ek adımlar atılacağı uyarısında bulunurken, gizlilik şartını başlangıçta bizzat Ukrayna’nın talep ettiğini ifade etti.
Seul özrü yetersiz buldu, Kiev iyi niyet vurgusu yaptı
Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, parlamentodaki oturumda büyükelçinin geri çağrılması da dahil olmak üzere çeşitli tedbirlerin değerlendirildiğini dile getirdi.
NewsPim ajansının haberine göre Cho, Ukrayna tarafından bir özür iletildiğini doğruladı ancak bu adımın Seul’ün beklentilerini karşılamadığını kaydetti.
Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heorhii Tykhyi ise 7 Ekim’de yaptığı açıklamada, yaşanan krizi esir teslimine ilişkin gizlilik mutabakatının farklı yorumlanmasına bağladı.
Detayların önceden kararlaştırıldığını belirten Tykhyi, tartışmanın patlak vermesiyle kapalı kanallardan kamuoyuna kapalı müzakerelere başladıklarını aktardı.
Tykhyi, teslim talebinin esirleri kendi vatandaşı kabul eden Seul’den geldiğini bildirdi.
Güney Kore tarafının bu talebi, cumhuriyet sınırlarının tüm yarımadayı kapsadığını öngören anayasa maddesine dayandırdığını kaydeden sözcü, askerlerin teslim edilmesini Kiev’in iyi niyet göstergesi olarak nitelendirdi.
Kuzey Kore askerlerinin Kursk’taki varlığı
Kuzey Koreli askerler, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında girdiği Rusya’nın Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer almıştı. Rusya ile Kuzey Kore aynı yıl Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı.
Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölgenin 2025 baharında Ukrayna güçlerinden tamamen temizlendiğini duyururken Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Kuzey Kore birliklerinin Rus askerleriyle birlikte direnç ve kahramanlık sergilediğini öne sürdü.
Nisan ayında Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang’da Kursk bölgesindeki çatışmalara katılan Koreli askerler anısına açılan müze kompleksinin törenine katıldı.
Asya
Endonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi

Endonezya’nın yeni iş yasası sonrası sendikalar temel düzenlemeleri “zafer” olarak nitelendirirken, yatırımcılar “belirsizlik” ve artan risklere dikkat çekiyor.
Endonezya parlamentosunun salı günü kabul ettiği yeni iş yasası, ülkedeki işçi örgütlerinin takdirini kazanırken, artan istihdam maliyetleri iş dünyasında kaygıya yol açtı.
Temsilciler Meclisi, işçilerin korunmasına yönelik yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Yasa, tartışmalı 2020 tarihli “istihdam yaratma omnibus yasası” kapsamında kaldırılan bazı düzenlemeleri yeniden yürürlüğe sokuyor. Bunlar arasında hangi tür işlerin taşerona verilebileceğine ilişkin sınırlamalar ile şirketlerin çalışanları işten çıkarmadan önce yerine getirmesi gereken prosedürler de bulunuyor.
Çalışma Bakanı Yassierli, yeni yasanın belirli süreli iş sözleşmeleri için azami süreyi dört yıl olarak belirlediğini ve teknoloji şirketlerindeki gig ekonomisi çalışanlarını tek taraflı işten çıkarmalara karşı korumayı amaçlayan hükümler getirdiğini söyledi. Yassierli, salı günkü parlamento oturumunda tasarının temel maddelerini açıkladı.
Yassierli, “[Yasa], istihdamın tüm alanlarında fırsat eşitliğini ve eşit muameleyi güvence altına alarak işçi haklarının korunmasını güçlendiriyor,” dedi.
Yasanın nihai metni henüz kamuoyuna açıklanmadı ancak işçi örgütleri kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı.
Tüm Endonezya İşçileri Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Andi Gani, yasanın işçilere daha güçlü güvenceler sağladığını belirterek, personel temin şirketlerinin taşeron işçileri daimi çalışan statüsüne geçirmesine yönelik zorunlulukları, kıdem tazminatı güvence fonunun oluşturulmasını ve ücret hesaplamalarındaki iyileştirmeleri örnek gösterdi.
Gani gazetecilere yaptığı açıklamada, “İşverenler artık işçileri keyfi olarak işten çıkaramayacak,” dedi. “Parlamentoya ve hükümete sunduğumuz taslağın yüzde 90’ı işçilerin korunması yasasına dahil edildi” diye ekledi.
Endonezya İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Said Iqbal da yeni yasanın, omnibus yasasındaki ve daha önce yürürlükte olan 2003 tarihli işgücü yasasındaki hükümlere kıyasla işçilere çok daha güçlü koruma sağladığını söyledi.
Endonezya İşçileri Derneği ise yeni yasayı işçi hakları açısından bir “zafer” olarak nitelendirdi. Dernek Başkanı Mirah Sumirat yaptığı açıklamada, “Bugün müteşekkiriz ancak eleştirel tutumumuzu kaybetmeyeceğiz,” dedi. “Bütün hükümleri tek tek inceleyecek ve uygulama yönetmeliklerinin tamamını denetleyeceğiz” diye vurguladı.
Yeni yasa, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun halk desteğinin hızla düştüğü bir dönemde yürürlüğe giriyor. Son birkaç ay içinde yayımlanan iki kamuoyu araştırması, kamuoyunda tepki çeken politikalar ve ekonomiye yönelik olumsuz algılar nedeniyle devlet başkanının onay oranlarının gerilediğini gösterdi. Temsilciler Meclisi’ndeki partilerin neredeyse tamamı iktidar koalisyonunda yer alıyor.
Ancak iş dünyası yasal değişiklikler konusunda kaygılı.
Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erwin Aksa, yeni düzenlemelerin eski Devlet Başkanı Joko Widodo döneminde çıkarılan ve genel olarak iş dünyası dostu kabul edilen 2020 tarihli omnibus yasasının sağladığı esnekliğin bir bölümünü ortadan kaldırdığını söyledi.
Aksa, işgücü maliyetleri ile işe alım esnekliğinin yatırımcıların dikkate aldığı unsurlar arasında olduğunu ve şirketlerin yükümlülükleri konusunda kesinliğe ihtiyaç duyduğunu belirtti.
“İşgücü düzenlemeleri çok hızlı değişirse ya da uygulama yönetmelikleri belirsizlik yaratırsa, yatırımcılar bu riskleri hesaplarına dahil eder,” diyen Aksa, uygulamaya ilişkin teknik yönergelerin hazırlanmasında hükümet, işçiler ve işverenler arasında daha iyi bir diyalog kurulması çağrısında bulundu.
Aksa, “Şirketlerin maliyet yapılarını, iş sözleşmelerini ve işgücü planlamalarını uyarlayabilmeleri için yeterli geçiş süreleri de tanınmalı,” dedi.
Endonezya Tekstil Derneği İcra Direktörü Danang Girindrawardana ise yeni yasanın işletmeler açısından riskleri artırabileceği uyarısında bulundu. Girindrawardana, eski yasaya kıyasla idari ihlaller için cezai yaptırım öngören çok daha fazla hüküm bulunduğuna dikkat çekti.
Girindrawardana, “Aşırı katı düzenlemeler şirketleri insan emeği kullanımını azaltmaya ve teknolojiye yönelmeye teşvik edebilir,” dedi. “Önümüzdeki bir ila iki yıl içinde pek çok fabrika kesinlikle çökecek; üstelik piyasa koşullarının da yeterince iyileşmesi beklenmiyor” diye ekledi.
Stratejik danışmanlık şirketi FGS Global’in Direktör Yardımcısı Dedi Dinarto, daha yüksek kıdem tazminatı maliyetleri ve işten çıkarmalara getirilen daha sıkı kısıtlamaların, özellikle emek yoğun sektörlerde işverenleri işe alım ve genişleme konusunda daha temkinli davranmaya yöneltebileceğini söyledi.
Endonezya Amerikan Ticaret Odası Genel Müdürü Donna Priadi de dijital platformlarda çalışan gig ekonomisi çalışanlarının işçi statüsünde değerlendirilip değerlendirilmemesi gibi yeni yasanın birçok boyutunun daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi.
Örneğin Singapur merkezli Grab ve Endonezyalı rakibi Gojek gibi araç çağırma şirketleri, sürücülerini “ortak” olarak tanımlıyor. Şirketler yeni yasayı incelemekte olduklarını açıkladı.
Priadi, birçok işletmenin henüz yasanın bir kopyasını bile almadığını ve yasanın nasıl uygulanacağı konusunda endişeli olduklarını söyledi. Endonezya’ya yatırım yapan ABD şirketlerinin, her iki tarafın da kazanacağı bir çözüm bulunması amacıyla hükümetle görüşmelerini sürdüreceğini belirtti. Priadi gazetecilere yaptığı açıklamada, “Hükümleri sindirmek ve işletmeler üzerindeki etkilerini hesaplamak için zamana ihtiyacımız var,” dedi.
Yogyakarta’daki Gadjah Mada Üniversitesi’nde iş hukuku öğretim görevlisi olan Nabiyla Risfa ise kayıt dışı çalışanların yeni yasayla birlikte “daha açık ve belirgin bir koruma” kazandığını, ancak uygulamaya ilişkin ayrıntıların “halen belirsiz” olduğunu söyledi.
İşçi hakları alanında faaliyet gösteren BPJS Watch kuruluşundan savunucu Timboel Siregar da yasanın yatırımlar üzerindeki etkisinin başka önlemlere bağlı olacağını belirtti. Siregar, daha güçlü işçi korumalarının verimliliği ve işletmelerin sürekliliğini desteklemek için daha basit yatırım prosedürleri ve daha güçlü hukuki öngörülebilirlikle birlikte uygulanması gerektiğini savundu.
Siregar, “İşletmeleri yatırım yapmaya teşvik etmek için yolsuzluk, yasa dışı harç ve ödemeler ile bürokratik engeller de ele alınmalı,” dedi.
Asya
Hindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü liste güncellemesiyle 130 milyondan fazla seçmenin kaydı düşürüldü. Milyonlarca kişinin itirazı sonuçlanmazken, aralarında 20 milyon vefat ve 90 milyon adres değişikliği gerekçeli silme kararının bulunduğu uygulama geniş çaplı protestolara yol açtı.
Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü kapsamlı seçmen kütüğü güncellemesi kapsamında 130 milyondan fazla kişinin kaydı silindi.
Yaklaşık 1 milyar kayıtlı seçmenin oy hakkını korumak için vatandaşlık ve kimlik belgeleri sunmaya zorlandığı süreç, ülke genelinde kitlesel protestolara ve Seçim Komisyonu Başkanı Gyanesh Kumar’ın istifası yönünde çağrılara yol açtı.
Muhalefet partileri, insan hakları savunucuları ve analistler, Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisinin (BJP) bağımsız kurumları kendi siyasi üstünlüğünü kalıcı kılmak amacıyla kullandığını savunuyor.
Sayıca Meksika nüfusunu aşan seçmen kaydının silinmesi, ülke genelinde yaklaşık 200 milyonluk nüfusa sahip Müslüman azınlığın siyasal haklarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki çekiyor.
Milyonlarca itiraz karara bağlanmayı bekliyor
“Özel Yoğun Revizyon” (SIR) adı verilen uygulama kapsamında yetkililer, mükerrer, sahte veya şartları taşımayan kayıtları temizlemeyi amaçladıklarını öne sürüyor.
Ancak eski seçim yetkilileri ve uzmanlar, önceki dönemlerde görevlilerin kapı kapı dolaşarak seçmen kütüğünün kapsayıcılığını korumaya çalıştığını, mevcut sistemde ise ispat yükümlülüğünün tamamen vatandaşa yüklendiğini belirtiyor.
Eski Seçim Komiseri Ashok Lavasa, kurumsal yaklaşımın seçmenleri listeye dahil etmekten çıkarak onları en küçük bahaneyle sistem dışına itmeye dönüştüğünü kaydetti.
Lavasa, isimlerdeki yazım hataları veya eski arşivlerdeki kâtip yanlışlıkları gibi teknik ayrıntıların algoritmalar tarafından “mantıksal uyumsuzluk” olarak işaretlendiğini ve yurttaşların mağdur edildiğini dile getirdi.
Süreçte 20 milyondan fazla kişinin “vefat ettiği”, 90 milyon kişinin ise “adreste bulunmadığı veya taşındığı” gerekçesiyle kaydı düşürüldü.
Silinme kararına karşı resmi itirazda bulunan milyonlarca yurttaşın başvurusu inceleme aşamasında bekletilirken, hayatta olduğu halde ölü kaydı düşülen bazı seçmenler de haklarını geri almaya çalışıyor.
Eski Hindistan Başsavcısı ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Rohinton Nariman, oy hakkının büyük bir tehlike altında olduğunu vurguladı.
Müslüman nüfus ve yoksul kesimler hedefte
Yönetici partinin stratejisine aşina iki üst düzey yetkili, The New York Times’a yaptıkları açıklamada, sürecin siyasi ve ideolojik hedefler taşıdığını aktardı.
Yetkililerden biri, yerel parti teşkilatlarının itiraz formları aracılığıyla muhalif görülen isimleri sistemden sildirmeye çalıştığını ifade etti.
İkinci yetkili ise 2019 yılındaki vatandaşlık testlerinde çok sayıda Hindunun belgesiz çıkması üzerine durdurulan girişimin, şimdi Seçim Komisyonu eliyle Müslümanları siyaset dışına itmek amacıyla yürütüldüğünü söyledi.
BJP yetkilileri süreci Bangladeşli “sızmaları” temizleme argümanıyla savunurken, partinin sözcüsü Pratyush Kanth siyasi partilerin geçmişte mükerrer ve sahte kayıtların temizlenmesini talep ettiğini, yapılan işlemin şüpheli gösterilmemesi gerektiğini öne sürdü.
Buna karşılık ülkedeki kayıt sisteminin yetersizliği nedeniyle doğum belgesi dahi bulunmayan yoksul vatandaşlar, oy merkezleri ile günlük çalışma mesaileri arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
BJP yöneticileri ayrıca kaydı silinen kişilerin vatandaşlara sağlanan sosyal yardımlardan mahrum bırakılacağını ilan etti.
Güneydeki Karnataka eyaletinde tek bir günde verilen yaklaşık 2 bin silme başvurusunun neredeyse yarısının yalnızca beş kişi tarafından yapıldığı ve hedef alınan isimlerin ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu belirlendi.
Batı Bengal seçimleri tartışmaları büyüttü
Seçim kütüğü revizyonunun sonuçları eyalet düzeyinde belirleyici hale geldi.
BJP’nin onlarca yıldır parlamento çoğunluğunu elde edemediği Batı Bengal’de, yaklaşık 9 milyon seçmenin kaydının silinmesinin ardından mayıs ayında yapılan seçimleri ilk kez iktidar partisi kazandı.
Yüksek Mahkemenin itirazlar sonuçlanmadan seçimlerin yapılmasına izin vermesi tepkileri artırdı.
Mahkeme tarafından görevlendirilen yetkililer 1,6 milyon seçmenin listeye geri alınmasını onaylasa da Seçim Komisyonu bu karara itiraz ederek yurttaşların kaydını engelledi.
Muhalefet partileri, silinen seçmen sayısının BJP’nin kazandığı 207 sandalyenin 82’sindeki zafer farkından daha yüksek olduğuna dikkat çekerek mahkemeye başvurdu.
Seçim Komisyonu bünyesindeki üç komiserden ikisinin de bu engelleme girişimine kurum içinde itiraz ettiği bildirildi.
Modi hükümeti, 2023 yılında seçim komiserlerini atayan kurulun yapısını iktidar lehine değiştirmiş ve komiserlere yasal dokunulmazlık tanıyan yasayı kabul etmişti.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını7 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor









