Ortadoğu
Operasyon açığa çıkmak üzereydi: İsrail saldırıyı öne çekti

Lübnan’da salı ve çarşamba günleri çağrı cihazları ve telsizlerde meydana gelen patlamalar, 8 Ekim’den bu yana devam eden İsrail-Hizbullah gerilimini yeni bir aşamaya taşıdı. Saldırının gerçekleşme biçimi uzun bir planlama ve hazırlık sürecini işaret ediyor. Peki İsrail bu saldırıyı neden şimdi düzenledi?
Hizbullah mensuplarının kullandığı çağrı cihazları ve telsizlerin patlatılmasıyla onlarca kişinin ölümüne ve binlercesinin yaralanmasına neden olması birçok soru işareti yarattı. Uzmanlar İsrail ajanlarının cihazlara tedarik aşamasında eriştiği ve patlayıcılar yerleştirdiğini öne sürerken New York Times gazetesi ise cihazları İsrail’in kendisinin ürettiğini iddia etti. Habere göre Hizbullah, İsrail’in akıllı telefonlara erişim sağlayan teknolojiye sahip olduğu gerekçesiyle düşük teknolojili cihazlarla iletişime geçmeye karar verince Mossad da harekete geçiyor ve Macaristan, Bulgaristan ve Norveç’te paravan olduğu değerlendirilen firmalar üzerinden sevkiyata dahil oluyor ve İsrail’de üretilen içine patlayıcı yerleştirilmiş cihazlar Lübnan’a sokuluyor.
The National: İsrail dijital dünyanın silahlandırılmasına öncülük ediyor
The National’a konuşan bir güvenlik yetkilisi, “Lübnan güvenlik birimlerinin değerlendirmesi, çağrı cihazlarının ve telsizlerin aynı sevkiyattan geldiği ve aynı komisyoncu aracılığıyla karaborsadan satın alındığı yönünde. Ancak bu komisyoncunun kim olduğunu bilmiyoruz. Kimliğini tespit etmek bizim için çok zor çünkü ilgili taraf [Hizbullah] kimliğini kimseye açıklamıyor” dedi.
Cihazlara yerleştirilen madde: PETN
Gizli soruşturmalara erişimi olan kaynağa göre, Lübnan güvenlik birimlerinin ortak değerlendirmesi, cihazların “Budapeşte’deki depoda ya da İsrail’de az miktarda bilinmeyen türde patlayıcılarla” donatıldığı yönünde. Kaynak, “Daha büyük olasılık, cihazları İsrail’e götürdükleri, patlayıcılarla donattıkları ve daha sonra Hizbullah’ın Lübnan’a göndermeden önce depoya geri gönderdikleri yönünde” diye ekledi.
Güvenlik yetkilisi patlayıcıların niteliğinin tam olarak bilinmediğini belirtirken, Sky News Arabia’nın aktardığı kaynaklara göre bu madde genellikle askeri fünyelerde bulunan yüksek patlayıcılığa sahip pentaeritritol tetranitrat (PETN).
“Hizbullah soruşturmak üzereydi”
Cihazların neden şimdi patlatıldığı da yanıt bekleyen önemli bir soru. The National’da yer alan habere göre İsrail, bu saldırıyı kara saldırısıyla eş zamanlı planlamıştı ancak cihazların hata vermesi ve aşırı ısınması gibi teknik sorunlar operasyonun açığa çıkma tehlikesini doğurunca İsrail saldırıları planlanandan önce gerçekleştirdi.
Resmi bir soruşturmada yer alan üst düzey bir kaynak şunları söyledi: “Güvenlik değerlendirmesine göre bu operasyon İsrail’in kara harekatıyla birlikte planlanmıştı ama bunu yapmak zorundaydılar çünkü her şeyin yakında ortaya çıkacağına dair işaretler aldılar. Bazı cihazlar düzenli olarak hata veriyor ve ısınıyordu ve batarya çok daha fazla, belki 10 saat dayanması gerekirken bir saatten fazla dayanmıyordu. Bu sıkıntılar artıyordu ve Hizbullah tarafından bunların araştırılması için bir karar alınmak üzereydi. İşte patlama o zaman gerçekleşti.”
Ortadoğu
Pakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak

Pakistan’a Katar’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatını taşıyan tanker, büyük ölçüde kapalı olan Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bu, İslamabad Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasından bu yana boğaz üzerinden yapılan ikinci LNG sevkiyatı olacak.
Batı medyasının aktardığı gemi takip verilerine göre LNG taşıyan tanker, Hürmüz Boğazı’nı geçerek Pakistan’a doğru ilerliyor.
Bloomberg, sevkiyatın Pakistan’ın Tahran ile yürüttüğü görüşmeler ve sağlanan koordinasyon sonucunda mümkün olduğunu bildirdi.
Haberde, “Haziran ayının sonunda Katar’ın Ras Laffan tesisinden LNG yükleyen tanker, hafta sonu boğazdan geçti. Geminin salı gününe kadar Pakistan’daki ithalat terminaline ulaşması bekleniyor” denildi.
Geçiş iki ülke arasında müzakere edildi
Ras Laffan, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ilk döneminde Tahran’ın yoğun biçimde hedef aldığı tesisler arasındaydı. Saldırılar, Katar’ın LNG ihracat kapasitesini ciddi ölçüde etkiledi.
Konuya yakın kaynaklar Bloomberg’e, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin İran ve Pakistanlı hükümet yetkilileri arasında müzakere edildiğini söyledi.
Pakistan Enerji Bakanlığı ise konu hakkında henüz açıklama yapmadı.
Haber, Katar’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yalnızca çok sınırlı miktarda petrol ihraç edebildiğini açıklamasından bir gün sonra geldi.
Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı
Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde durdurulmuş durumda. ABD ve müttefikleriyle bağlantılı gemilerin boğaza girişine izin verilmezken son aylarda çok sayıda tanker hedef alınarak ateşe verildi.
Bazı Çin ve Hindistan gemilerinin yanı sıra diğer ülkelere ait kimi gemiler de İran deniz kuvvetleriyle koordinasyon kurarak boğazdan geçebildi.
Tahran, İran donanmasıyla koordinasyon kurmadan ve yapılan uyarıları dikkate almadan boğazdan geçmeye çalışan gemilerin hedef alınabileceğini belirtiyor.
Hürmüz Boğazı, Washington ve Tel Aviv’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaşın ardından büyük ölçüde deniz trafiğine kapatılmıştı.
İran ve Umman deniz trafiği konusunda anlaştı
İran, haziran ayında imzalanan mutabakat kapsamında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin ABD müdahalesi olmadan, Umman ile işbirliği içinde yürütülmesini talep ediyor.
Bununla birlikte Tahran, diğer bölge ülkelerinin sürece katılmasını memnuniyetle karşılayacağını defalarca açıkladı.
İranlı yetkililerin son açıklamalarına göre Tahran ile Maskat, deniz trafiğinin yönetimi konusunda anlaşmaya vardı.
İran ve Umman öncülüğünde Arap ülkelerinin katılımıyla düzenlenmesi planlanan zirvede, stratejik su yolundaki trafiğin yeniden başlatılmasına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması hedefleniyordu.
Fakat zirve, Umman’ın taraflar arasında “uzlaşı sağlanamadığını” açıklamasının ardından eylül ayı başında ertelendi.
Tahran, ertelemeden Suudi Arabistan’ı sorumlu tuttu ve Riyad’ın zirvenin ileri bir tarihe bırakılmasını istediğini açıkladı.
Ortadoğu
Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor

Başta BAE ve Katar olmak üzere Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) “yeni bir zihniyet” çağrısında bulunurken, Katar ise savaşın İran saldırılarına karşı savunmasızlıklarını ortaya çıkarması ve ABD’nin bölgedeki itibarını zedelemesinin ardından Tahran ile bölgesel bir “güvenlik çerçevesi” kurulmasını savundu.
BM Genel Kurulu’nun yan etkinliklerinden birinde konuşan Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, ABD ve İsrail’in Şubat ayında başlattığı İran’a karşı savaşı bir “uyarı sinyali” olarak nitelendirdi.
Körfez ülkelerinin “bölge olarak sorumlu bir şekilde birlikte hareket etmesi ve İran ile iyi ilişkiler kurduğumuzdan emin olması” gerektiğini söyleyen Başbakan, “Bu yönde çalışıyoruz. Bölgesel ortaklarımız buna inanıyor,” dedi.
Ayrı bir etkinlikte konuşan BAE Cumhurbaşkanı’nın diplomatik danışmanı Enver Gergeş, Arap devletlerinin İran’la diyalog kurması yönündeki çağrılara katılarak, Tahran’ın Washington’la yürüttüğü görüşmelerin “gerçek anlamda ilerlemediğini” ekledi.
Gergeş, “Hepimizin nasıl bir bölge istediğimize dair bu tür tartışmalarda yeni bir zihniyete ihtiyacımız var,” dedi.
Bölgenin gelecekteki istikrarı konusunda ABD ile İran arasında görüşmeler yapılabilse de, Gergeş bu görüşmelerin “İran-Arap düzeyinde de gerçekleştirilmesi gerektiğini” belirtti.
Bu açıklamalar, Körfez bölgesinde, ABD’yi savaşa girmemesi için uyarmış olan bölgesel devletlerin, Washington’un çatışmada çıkmaza girmesinin ardından Tahran ile ilişkileri yönetmek zorunda kalacağına dair artan bir farkındalığı yansıtıyor.
Şeyh Muhammed, “Körfez ülkeleri olarak bizi İran’la bir araya getirecek ve hiçbirimizin diğerine tehdit oluşturmadığından emin olacak bir güvenlik çerçevesi olmadan, bu bölge eskisi gibi devam edemeyecek,” dedi.
Bu ay yaptığı başka bir konuşmada Gergeş de şunları söylemişti:
“İran hâlâ komşumuz ve bir noktada geri kazanılabilecek olanı geri kazanmanın bir yolunu bulmak zorunda kalacağız . . . Coğrafya, bize ilişki kurmaktan başka bir seçenek bırakmıyor.”
Diplomatlar ve analistler, savaşın patlak vermesinden bu yana Suudi Arabistan’ın da, çatışma sona erdiğinde bölgesel gerilimlerin nasıl yönetileceğine dair müttefiklerle yapılan görüşmelerin bir parçası olarak, Orta Doğu ülkeleri ile İran arasında bir saldırmazlık paktı fikrini tartıştığını belirtti.
Financial Times’a (FT) konuşan Chatham House’tan Sanam Vakil şu yorumları yaptı:
“Savaşın ertesi günü hakkında düşünürken Körfez liderleri, dış garantörlerinin eskisi kadar güvenilir olmadığını, İran ile gergin bir ilişki içinde olduklarını ve güvenilir bir ABD dayanağının yokluğunda kendi güvenliklerini kendileri yönetmeleri gerektiğini kabul ediyorlar. Bu bir zorunluluk ama aynı zamanda bir fırsat da; çünkü İran zayıfladı ve Orta Doğu ülkeleri kendi güvenlik düzenlemeleri üzerinde inisiyatif alabilirler.”
Yemen direnişinin son haftalarda Suudi Arabistan ile on yılı aşkın süredir devam eden çatışmayı yeniden alevlendirmesi ve krallığa neredeyse her gün füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemesi üzerine Riyad yeni bir krizin ortasında kaldı.
ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Ensarullah’a (Husiler) karşı saldırılar düzenlemek üzere Amerikan kuvvetlerinin Riyad’a katılması yönündeki çağrılarına şu ana kadar direndi.
Savaşın ilk aylarında İran’ın Arap komşularına yönelik saldırılarının en ağır yükünü BAE üstlendi.
Körfez devletine yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı fırlatıldı. BAE, Körfez güçleri arasında en şahin tutumu benimsedi ve İran’a onlarca hava saldırısıyla misilleme yaptı.
Fakat o zamandan beri, bölgenin önde gelen finans, ticaret ve turizm merkezi konumunu korumak amacıyla gerilimi azaltmaya çalışıyor.
Bu ay, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed el-Nahyan, Hindistan’da düzenlenen BRICS ülkeleri zirvesi kapsamında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya geldi.
Arap devletleri için daha geniş kapsamlı endişe, zayıflamış ama hâlâ bir tehdit oluşturduğu öne sürülen savaş sonrası İran’ı yönetmek zorunda olmaları.
Tahran, bölge genelinde saldırı düzenleyebilme ve Körfez’in ihracat ve ithalatı için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını kesintiye uğratabilme yeteneğini kanıtladı.
Katar, ABD-İran savaşını durdurmaya yönelik diplomatik çabalarda merkezi bir rol oynuyor.
Washington ile Tahran arasında doğrudan görüşmeler yapılmasa da, arabulucular gizli kanalları açık tutuyor.
Arap liderlerin, krizi görüşmek üzere bu hafta New York’ta düzenlenecek BM zirvesi sırasında Trump ile görüşmeler yapması bekleniyor.
Pezeşkiyan ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’nın de BM zirvesine katılması planlanıyor.
Trump, hafta sonu Fox News’e yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanı ile görüşmeye “muhtemelen” açık olacağını söyledi.
ABD’li haber kanalının aktardığına göre, Trump “karar verme aşamasında” olduğunu ve seçeneklerinin “İran’ı ortadan kaldırmak”, “iktisadi olarak çürümeye terk etmek” ya da bir anlaşma yapmak olduğunu belirtti.
Ortadoğu
Ensarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’

Ensarullah lideri Abdülmelik Husi, Yemen güçlerinin Mekke şehrine SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi iddiasını kesin biçimde reddetti.
Husi, Riyad’ın Mekke’nin kutsallığını Yemen’e yönelik saldırı ve ablukayı meşrulaştırmak için istismar ettiğini söyledi.
Yemen’deki Ensarullah hareketinin lideri Abdülmelik Husi, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Mekke’ye SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi Arabistan iddiasını “büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirerek reddetti.
Perşembe akşamı El-Mesire televizyonunda yayımlanan konuşmasında Husi, Riyad’ın bu suçlamayı Yemen’e yönelik saldırılarını ve ablukayı meşrulaştırmak amacıyla ortaya attığını söyledi.
“Halkımıza yönelik yalanlarla başkalarını kandırmak amacıyla Mekke’nin kutsallığını istismar ettiklerinde, onun kutsallığına saygı göstermemiş olurlar” diyen Husi, Müslümanların Mekke’nin kutsallığının bu şekilde kullanılmasını kınaması gerektiğini belirtti.
Husi, “Suudi Arabistan, Müslüman halkımıza yönelik saldırganlığını ve haksız ablukasını meşrulaştırmak için Mekke ile bağlantılı asılsız suçlamalara başvuruyor” dedi.
“Mekke uğruna her şeyimizi feda etmeye hazırız”
Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin İslam’ın kutsal mekânlarına derin bir saygı beslediğini vurgulayan Husi, Suudi Arabistan’ın suçlamasının Yemen halkının İslami, insani ve ahlaki onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.
Husi şöyle devam etti:
“Kutsal mekânlara en derin saygıyı besleyen, Mekke’yi korumaya en bağlı ve kutsal mekânlar tehlikeyle karşılaştığında harekete geçmeye en hazır halklardan biriyiz. Canlarımız, ruhlarımız, mallarımız ve sahip olduğumuz her şey Mekke ve bütün İslami kutsal mekânlar uğruna feda edilmeye hazırdır.”
İslami kimliğine saygı duyan hiçbir Müslümanın, Hz. Muhammed’in “iman ve hikmet ehli” olarak nitelendirdiği Yemen halkına yöneltilen bu suçlamayı kabul edemeyeceğini söyleyen Husi, Yemenlilerin İslam’a, Kur’an’a ve kutsal mekânlara yönelik saldırılar karşısında daima ilk harekete geçen halklardan biri olduğunu hatırlattı.
Husi, “Bu asılsız suçlamayı kendine bayrak edinen Suudi rejimi, fitne ve yalanın kaynağıdır. Mekke’nin kutsallığına hakaret eden büyük yalanları ve uydurmaları istismar edecek kadar alçalmıştır”, ifadelerini kullandı.
Yemen halkına yöneltilen suçlamanın “asrın yalanı” olarak nitelenmeyi hak ettiğini belirten Husi, Suudi Arabistan’ın iddialarının doğrulanmadan kabul edilmemesi gerektiğini söyledi.
“Suudi Arabistan, insanların hemen inanması gereken bir kaynak değildir. Tüm İslam dünyasında ve küresel ölçekte yolsuzluk, adaletsizlik ve suçlulukla tanınmaktadır” diyen Husi, Riyad’ı Yemen halkına karşı suç işlemek, “eğlence adı altında yozlaşmayı yaymak” ve Siyonizmle ittifakı çerçevesinde İslam dünyasında bölünmeyi körüklemekle suçladı.
Doğrulamadan kınayanlara tepki
Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın iddiasını araştırmadan kınama açıklaması yayımlayan hükümetler, devlet başkanları, din adamları ve siyasi şahsiyetlere de sert tepki gösterdi.
Husi, “Bu tür vahim suçlamalar karşısında takınılması gereken doğru tavır; doğrulamak, araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır,” dedi.
Kur’an’ın güvenilir olmayan kaynaklardan gelen haberlerin araştırılmasını emrettiğini hatırlatan Husi, “Suudi Arabistan’ın iddialarını reddetmeli ya da en azından kabul etmeden önce doğrulamalıydılar. Suudi rejimi asılsız bir haber ve büyük bir iftira ortaya attı. Asgari yükümlülük, yalancıyla birlikte yalancı durumuna düşmemek için bu iddiayı doğrulamaktı,” ifadelerini kullandı.
Husi, suçlamayı araştırmadan tekrarlayanların “yalana ve ahlaki çöküşe ortak olduğunu” belirterek şunları söyledi:
“Halkımıza yönelik bu iftirayı benimseyenler, Allah katında Suudi Arabistan’la birlikte bütün sorumluluğu taşımaktadır. Halkımıza iftira atmak, İslam’daki en büyük suçlardan biridir. Bu suçlamayı dillendiren devlet başkanları, krallar, prensler, hükümetler, din adamları ve siyasi şahsiyetler rezilliği, utancı ve kınanmayı hak ediyor. Batıla kulak verip yalancı şahitlik yaptılar.”
“Petrodolar ve mali çıkarlar”
Bazı devletlerin Suudi Arabistan’la mali ilişkilerinin tepkilerinde belirleyici olduğunu savunan Husi, “Onlar için önemli olan petrodolarlar ve mali çıkarlardır,” dedi.
Bazı hükümetlerin İslam’ın kutsal mekânlarını ve ümmeti yüzüstü bırakmalarına rağmen kutsal mekânları savunduklarını ileri sürdüğünü söyleyen Husi, bu çevrelerin tepkilerini “gerçek ve açık düşmana” yöneltmesi gerektiğini belirtti.
Siyonist rejimin açıklama, yayın ve siyasi planlarında Mescid-i Aksa, Mekke ve Medine’ye yönelik tehditlerin açıkça yer aldığını kaydeden Husi, İslam dünyasına Suudi Arabistan’ın anlatılarına kapılmak yerine bu tehditle mücadele etme çağrısı yaptı.
Husi, Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin kendilerine yöneltilen iftiraya ve süregelen haksızlıklara karşılık verme konusunda hukuki, ahlaki ve dini haklarını saklı tuttuğunu vurguladı.
Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik askeri harekâtın başladığı 2015’ten bu yana Yemen Silahlı Kuvvetlerini çeşitli dönemlerde Mekke’ye ve diğer Suudi kentlerine balistik füze ve SİHA göndermekle suçladı.
Yemenli yetkililer ise askeri operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu; Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu saldırılarını durdurmaya, Yemen’in egemenliğine saygı göstermeye ve ülkeye uygulanan kara, deniz ve hava ablukasını kaldırmaya zorlamayı hedeflediğini belirtiyor.
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor











