Bizi Takip Edin

Avrupa

Orbán, seçim kampanyasında “milli-muhafazakâr enternasyonal”i arkasına aldı

Yayınlanma

Macaristan lideri Viktor Orbán, seçim kampanyasını sürdürürken ABD ve Avrupa’dan “milli-muhafazakâr” güçlerin desteğini almak için çabalıyor.

Muhafazakâr Siyasi Eylem Komitesi (CPAC) Macaristan 2026 etkinliğinin Avrupa ve ABD’nin dört bir yanından muhafazakâr çevreleri Budapeşte’ye çekmesinden sadece birkaç gün sonra, Macaristan’ın başkenti Avrupa sağının bir başka önemli buluşmasına daha ev sahipliği yaptı.

23 Mart Pazartesi günü, Marine Le Pen, Geert Wilders, Matteo Salvini, André Ventura ve Santiago Abascal’ın da aralarında bulunduğu Avrupa için Vatanseverler (PfE) grubunun liderleri, kıtadaki belirleyici seçimler öncesinde hem bir birlik gösterisi hem de stratejik bir başlangıç noktası olarak tasarlanan ilk Vatanseverler Büyük Meclisi toplantısı için bir araya geldi.

Toplantı kısa sürede Macaristan Başbakanı Viktor Orbán için bir seçim mitingi havasına büründü; konuşmacılar birbiri ardına Macaristan’ı, Avrupa’nın geleceği üzerine süren daha geniş bir ideolojik mücadelenin ön cephesindeki bir devlet olarak tasvir ettiler.

Estonya Muhafazakar Halk Partisi (EKRE) lideri Martin Helme, Orbán’ı “küreselci elitler uluslarımızı saldırdığında muhafazakâr hareketin dayandığı kaya” olarak tanımladı ve “tüm AB’nin kaderi Macarların seçimde nasıl oy kullanacağına bağlı” uyarısında bulundu.

Helme, seçmenleri, “yalan ve aldatma yoluyla” iktidara gelebileceğini iddia ettiği muhalifler tarafından yanıltılmamaları konusunda uyardı.

Sağın küresel yeni biçimi: Milli muhafazakârlık

Macaristan seçimleri Avrupa sağı için kritik önemde

Benzer temalar, Letonya eski başbakan yardımcısı ve Letonya Önce Partisi lideri Ainārs Šlesers tarafından da yankı buldu. Šlesers de bu anı “sadece Macaristan için değil, tüm Avrupa için belirleyici” olarak nitelendirdi.

Göçün “Avrupa değerlerini tehlikeye attığı” uyarısında bulunan Šlesers, vatansever güçlerin birleşerek Avrupa Birliği’ni “muhafazakâr çizgide” yeniden şekillendirmesi gerektiğini savundu.

Flaman Vlaams Belang partisinin lideri Tom Van Grieken, Budapeşte’yi “Avrupa’daki her vatansever için bir sembol” olarak nitelendirdi ve 2015 göç krizi sırasındaki Orbán’ın tutumunu, “direnmenin mümkün olduğu”nun kanıtı olarak hatırlattı.

Orta Avrupalı konuşmacılar, ortak tarihsel deneyimlere ve egemenliğe özellikle vurgu yaptılar.

Çek Dışişleri Bakanı Petr Macinka, Macaristan’ın tutumunun 1848’den 1956’ya ve 1989’a uzanan tarihsel mücadelelerine dayandığını savunarak, “Bugün egemenlik, Orta Avrupa’nın ortak tutumudur; fakat Macaristan olmasaydı bu durum söz konusu olmazdı,” dedi.

Polonya Konfederacja (Konfederasyon) partisinin lideri Krzysztof Bosak, bu toplantıyı Polonya-Macaristan Dostluk Günü ile ilişkilendirerek, Avrupa’nın “kendi sesiyle konuşan güçlü ve gururlu bir Macaristan’a ihtiyacı olduğunu” vurguladı.

Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek

Wilders için Orbán, “koyunların yönettiği kıtada bir aslan”

Mitingin en enerjik konuşmaları önde gelen Batı Avrupalı siyasetçilerden geldi. Hollanda Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, konuşmasına Macarca “Szia Magyarország, hogy vagyunk?” (“Selam Macaristan, nasıl gidiyor?”) diyerek başladı ve ardından Orbán’ı “koyunların yönettiği bir kıtada bir aslan” olarak övdü.

Wilders, Macaristan’da “uysal” bir liderlik kurmaya yönelik dış girişimlere karşı uyarıda bulunarak, “Macaristan boyun eğmez, Macaristan asla boyun eğmeyecek,” dedi.

Wilders Macaristan’ın, kendilerini “koruyan ve hizmet eden” bir lider arayan Avrupa’daki milyonlarca insan için “bir umut ışığı” olduğunu savundu.

İspanyol parisi Vox’un lideri Santiago Abascal da benzer bir üslup kullanarak Orbán’ı, “Avrupa Komisyonu’nun birçok çılgın önerisini” engelleyerek sadece Macarları değil tüm Avrupa’yı koruyan “Avrupa’nın gerçek savunucusu” olarak nitelendirdi.

Abascal, Macaristan’ın güvenliği ve sosyal istikrarının ülkeyi kıtada “kıskançlık” nesnesi haline getirdiğini savunurken, yaklaşan seçimleri sadece milli değil, aynı zamanda Avrupa çapında öneme sahip bir mesele olarak değerlendirdi.

Le Pen: Macaristan egemen bir devletin sembolü

İtalya Başbakan Yardımcısı ve Lega lideri Matteo Salvini de Macaristan’daki oylamayı “egemenlik referandumu” olarak nitelendirerek, Budapeşte’nin “Brüksel’e itaat eden bir ileri karakol” haline getirilmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Orbán’ı “gerçek bir kahraman” olarak nitelendiren Salvini, “Macar ulusunun özgür iradesinin, Soros’un milyararlarından ya da Kiev’den gelen tehditlerden çok daha değerli olduğunu” ekledi.

Pazar günü yapılan belediye seçimlerinde partisinin önemli kazanımlar elde etmesinin ardından Budapeşte’ye giden Fransız Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen, günün en stratejik konuşmalarından birini yaptı ve Macaristan’ı, on yılın sonuna kadar Avrupa’yı yeniden şekillendirebilecek daha geniş bir seçim periyoduna yerleştirdi.

Le Pen, Macaristan’ın “baskıya direnen gururlu, egemen bir devletin sembolü” haline geldiğini savundu ve Orbán’ı hem “olağanüstü bir lider” hem de kişisel bir müttefik olarak nitelendirdi.

‘Milli Muhafazakâr Enternasyonal’den İsrail’e destek

Orbán, “vatanseverleri” AB’yi “ele geçirmeye” çağırdı

Orbán ise gelecek yıl Fransa, İspanya, İtalya ve Polonya’da yapılacak seçimlere değindiği ve “vatansever sağ”ın Brüksel’de “engelleyici azınlık” konumundan “nitelikli çoğunluk” konumuna geçebileceğini savundu.

Dinleyicilere “Avrupa’yı dönüştürecek dalganın ilk oylarını siz vereceksiniz” diyen Orbán, Macaristan seçimlerinin “Brüksel’in yorgun teknokratlarına umut ve güç mesajı” göndereceğini de sözlerine ekledi.

Etkinliği kapatırken Viktor Orbán, PfE’yi bir protesto hareketi değil, yükselen bir iktidar gücü olarak tanımladı.

Federalist emelleri reddederek bunun yerine “egemen, gururlu Avrupa devletlerinin ittifakı” çağrısında bulunan Orbán, “Avrupa ulusları ve özgürlüğünü” savunmak için ortak bir bildiri yayınladığını duyurdu.

Macaristan Başbakanı, AB’nin şu anda “siyasi bir çıkmaza” girdiğini ve göçten enerjiye ve Ukrayna’ya kadar uzanan politikalarının “tam bir başarısızlık” olduğunu savundu.

Orbán, PfE’nin siyasi stratejisini özetleyerek, hedefinin “Avrupa Birliği’ni ele geçirmek” ve “Brüksel’i işgal edip dönüştürmek” olduğunu belirtti.

Hatta daha da ileri giderek, “bugün burada gördükleriniz üç yıl içinde Avrupa’nın liderleri olacak” diye tahminde bulundu.

Aynı zamanda, mücadeleyi daha geniş bir medeniyet perspektifine oturtarak, “Kiliselerde, sendikalarda, topluluklarda ve üniversitelerde Avrupa’nın ruhu için savaşıyoruz,” dedi.

Avrupa sağına “küreselcilere karşı örgütlenme” teklifi

Hareketin ideolojik bütünlüğünü vurgulayan Orbán, vatansever liderlerin “kendi uluslarına ve halklarına güvenen siyasetçiler” olduğunu savundu.

Geçmişte tarihsel deneyim ve coğrafi farklılıkların Avrupa’nın sağcıları arasındaki işbirliğini engellediğini kabul eden Orbán, “Bir zamanlar bunun bizi böldüğüne, vatanseverleri Avrupa düzeyinde örgütlemenin bir anlamı olmadığına inanıyorduk. Küreselcileri yenmek istiyorsak, biz de örgütlenmeliyiz,” dedi.

Ulusal farklılıklara rağmen Orbán, hareketi birleştiren ortak bir temel inancı vurguladı:

“Avrupa Birliği’nin ancak egemen uluslar arasındaki işbirliği olarak başarılı olabileceği inancı bizi birbirimize bağlıyor.”

Vatansever güçlerin Orta ve Güney Avrupa’da en güçlü olduğunu kabul ederken, Le Pen gibi liderleri iktidardan uzak tutmak için kullanılan ve kendisinin “anti-demokratik araçlar” olarak tanımladığı şeylere rağmen, bu güçlerin etkisinin kıta genelinde arttığını iddia etti.

Orbán, “On yılın sonuna kadar, tüm Avrupa Birliği milli-muhafazakâr tonlarla renklenecek” diyerek, “AB tarihindeki en büyük siyasi dönüşüm”ü öngördü.

Konuşmasını, Macaristan seçimlerini bu daha geniş projeyle ilişkilendirerek sonlandırdı ve “vatansever kamp”ın bu ivmeyi bir sonraki Avrupa Parlamentosu dönemine taşıyacağını vurguladı.

“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde

Trump’tan Macar lidere “tam destek”

ABD Başkanı Donald Trump ise CPAC Macaristan 2026 konferansına gönderdiği mesajında Orbán’a “tam ve eksiksiz desteğini” açıkladı.

Başbakan Orbán’ın konuşmasından önce, özel video mesajı dev ekranda gösterilen Başkan, Macaristan’ı “harika bir yer, harika bir ülke” olarak nitelendirdi.

Başbakan Orbán’ın yeniden seçilme çabalarına verdiği desteği yineleyen Trump ayrıca, Macaristan hükümetini etkili sınır kontrolü ve bunun sonucunda ülkedeki düşük suç oranı nedeniyle övdü.

Macar lideri “fantastik bir adam” diye nitelendiren Trump, geçen ay sosyal medyadan yaptığı bir paylaşımda da Orbán’ın “sınırlarını, kültürünü, mirasını, egemenliğini ve değerlerini savunduğunda neler başarılabileceğini tüm dünyaya gösteren” güçlü bir lider olduğunu söylemiş ve “Umarım [seçimleri] kazanır, hem de büyük bir farkla kazanır,” demişti.

Orbán: Batının ruhu için savaşıyoruz

Konferansta kürsüye çıkan Orbán’a göre, “woke” ideolojisi ve cinsiyet teorisi geri plana çekildikçe, insanlar Hristiyanlık inancını yeniden gururla ifade edebilir hale geldi, enerji politikasındaki “yeşil çılgınlık” durduruldu ve insanlar dünyanın her yerinde kitlesel göçe hayır deme özgürlüğüne kavuştu.

Başbakan, ABD-Macaristan ilişkilerinin “altın çağında” olduğunu belirtti ve Güney Amerika ülkeleri, yani Şili, Bolivya ve Arjantin’de sağ partilerin son zamanlarda elde ettiği zaferlere dikkat çekti.

Başbakan Orbán, Arjantin’e özel bir önem verdi, zira bu Güney Amerika ülkesinin Cumhurbaşkanı Javier Milei, CPAC Macaristan 2026’nın seçkin konuklarından biriydi.

Macar lidere göre, Başkan Milei görev süresi boyunca enflasyonu ve yoksulluğu azalttı; bunun karşılığında seçmenler, Ekim 2025’te La Libertad Avanza partisinin ara seçim zaferiyle onu ödüllendirdi.

Avrupa meselelerine gelince, Başbakan dinleyicilere “Vişegrad Dörtlüsü’nün üç buçuğunun zaten burada” olduğunu söyledi.

Bu açıklamayla, Slovakya Başbakanı Robert Fico ve Çekya lideri Andrej Babiš’in hükümetlerine atıfta bulundu; Polonya’da ise şu anda Karol Nawrocki gibi muhafazakâr bir Cumhurbaşkanı varken, Donald Tusk gibi AB yanlısı, merkez sol bir Başbakan bulunuyor.

Ayrıca, “Batı dünyasının ruhu için mücadele ediyoruz,” dedi ve bunun sadece siyasi arenada değil, akademi ve dini kuruluşlarda da süren bir mücadele olduğunu belirtti.

Macaristan’ın bu mücadelede hayati bir savaş alanı olduğunu belirten Orbán, nisan ayında yapılacak bir sonraki Macaristan seçimlerinde Budapeşte’nin “düşmesinin” “küreselci-ilerici güçler” için en büyük başarı olacağını söyledi.

Başbakan Orbán, Ukrayna’nın Drujba boru hattını yeniden faaliyete geçirmeyi reddetmesi ve Brüksel’in Macaristan’a AB fonlarını kesmesi nedeniyle hükümetinin şu anda Doğu ve Batı’dan baskı altında olduğunu belirtti.

Macar lider ayrıca Brüksel’i “uluslararası küreselci-ilerici” hareketin “son kalesi” olarak nitelendirdi.

Trump, MAGA dostu Avrupalı düşünce kuruluşlarını fonlayacak

Yair Netanyahu: Macaristan’da çok güvende hissediyoruz, burası ikinci yuvam

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu, cumartesi günü (21 Mart) Budapeşte’de, CPAC Macaristan 2026 konferansı kapsamında bir konuşma yaptı.

Netanyahu sahnede ev sahiplerini övmekten geri durmadı ve şunları söyledi:

“Başbakan Orbán ve Macaristan’ın dostluğuna ve desteğine derinden minnettarız. Avrupa’da daha iyi dostlarımız yok. Bence Macaristan’ın da Orta Doğu’da daha iyi dostları yok.”

Netanyahu, Macaristan’ı Yahudiler ve İsrailliler için özellikle güvenli bir ülke olarak tanımladı ve tüm İsraillilerin burada “kendilerini çok güvende” hissettiklerini, Macaristan’ın kendisi için “neredeyse ikinci bir yuva gibi” olduğunu söyledi.

Netanyahu, Orbán’ın özellikle göç ve güvenlikle ilgili politikalarını överek, “Macaristan’da terör yok. Toplum daha homojen, zayıf liderlikten muzdarip Batı Avrupa’ya kıyasla sosyal uyum var,” iddiasında bulundu.

Yair, Batı ülkelerindeki göçmenlik politikalarının “halk arasında huzursuzluğa” ve güvenlik sorunlarına yol açtığını savundu.

Konuşmasının büyük bir kısmında İran ile savaşa odaklanan oğul Netanyahu, İran’ı “Ortadoğu’daki terör ve kaosun ana kaynağı” olarak nitelendirdi ve bu ülkenin “Batı medeniyetini yok etmeyi” amaçlayan “fanatik ve mantıksız bir rejim” olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Netanyahu’ya göre İran, Hizbullah, Hamas ve Husi gibi vekil gruplar aracılığıyla faaliyet gösterirken, Avrupa’ya ve hatta ABD’ye ulaşabilecek nükleer ve balistik füze programlarını da sürdürüyor.

Bunun ötesinde Netanyahu, daha geniş kapsamlı ideolojik mücadeleye değinerek, “radikal İslam’ın İsrail’i, ABD’yi ve Avrupa’yı yok etmek istediğini” öne sürdü ve İsrail’i “Hıristiyan nüfusun azalmak yerine arttığı Ortadoğu’daki tek ülke” olarak tanıttı.

Binyamin Netanyahu, seçimlerde Orbán’a desteğini ilan etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Macaristan’da gelecek ay yapılacak seçimlerde Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ı fiilen destekleyerek, bu güçlü liderin “bir kaya gibi sağlam” olduğunu söyledi.

Netanyahu, CPAC konferansına gönderdiği video mesajında şunları söyledi:

“Bu yükselen [İslamcı terör] dalgasına karşı koruma sağlayabilecek ve kendi ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını temin edebilecek liderlere ihtiyacınız var. Viktor Orbán’da bu özellikler bolca mevcut. Viktor Orbán, emniyet, güvenlik ve istikrar demektir.”

Orbán ile uzun süredir dostane ilişkiler içinde olan Netanyahu, konferansa bizzat katılmayı planlıyordu fakat İran’a karşı devam eden savaş nedeniyle İsrail’de kalmaya karar verdi.

İsrail Başbakanı, konferansa gönderdiği mesajda, “Radikal ve fanatik Müslümanların bu dalgasına karşı Batı medeniyetini savunmanız için teşekkür ederim,” dedi.

Avrupa

Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.

Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.

Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.

Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.

Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.

Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor

Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.

Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.

Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.

Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.

Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.

Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.

Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.

Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.

Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi

Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.

Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.

Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.

LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.

Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor

St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.

Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.

Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.

Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.

Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.

Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Yayınlanma

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.

Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.

Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.

Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.

Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.

Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”

Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.

Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.

Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.

Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.

Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.

Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.

İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar

İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.

Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.

Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.

Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.

Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.

88 milyon avroluk ganimetten düşen taç

Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.

Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.

Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.

Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.

Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.

Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.

Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.

Tarihi eserler otoparkta teslim edildi

Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.

Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.

Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.

Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.

Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.

Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.

Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.

Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.

Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.

Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.

Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.

Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”

Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.

Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.

Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.

Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.

Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.

Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.

Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.

Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.

Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.

Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English