Bizi Takip Edin

Avrupa

Orbán, seçim kampanyasında “milli-muhafazakâr enternasyonal”i arkasına aldı

Yayınlanma

Macaristan lideri Viktor Orbán, seçim kampanyasını sürdürürken ABD ve Avrupa’dan “milli-muhafazakâr” güçlerin desteğini almak için çabalıyor.

Muhafazakâr Siyasi Eylem Komitesi (CPAC) Macaristan 2026 etkinliğinin Avrupa ve ABD’nin dört bir yanından muhafazakâr çevreleri Budapeşte’ye çekmesinden sadece birkaç gün sonra, Macaristan’ın başkenti Avrupa sağının bir başka önemli buluşmasına daha ev sahipliği yaptı.

23 Mart Pazartesi günü, Marine Le Pen, Geert Wilders, Matteo Salvini, André Ventura ve Santiago Abascal’ın da aralarında bulunduğu Avrupa için Vatanseverler (PfE) grubunun liderleri, kıtadaki belirleyici seçimler öncesinde hem bir birlik gösterisi hem de stratejik bir başlangıç noktası olarak tasarlanan ilk Vatanseverler Büyük Meclisi toplantısı için bir araya geldi.

Toplantı kısa sürede Macaristan Başbakanı Viktor Orbán için bir seçim mitingi havasına büründü; konuşmacılar birbiri ardına Macaristan’ı, Avrupa’nın geleceği üzerine süren daha geniş bir ideolojik mücadelenin ön cephesindeki bir devlet olarak tasvir ettiler.

Estonya Muhafazakar Halk Partisi (EKRE) lideri Martin Helme, Orbán’ı “küreselci elitler uluslarımızı saldırdığında muhafazakâr hareketin dayandığı kaya” olarak tanımladı ve “tüm AB’nin kaderi Macarların seçimde nasıl oy kullanacağına bağlı” uyarısında bulundu.

Helme, seçmenleri, “yalan ve aldatma yoluyla” iktidara gelebileceğini iddia ettiği muhalifler tarafından yanıltılmamaları konusunda uyardı.

Sağın küresel yeni biçimi: Milli muhafazakârlık

Macaristan seçimleri Avrupa sağı için kritik önemde

Benzer temalar, Letonya eski başbakan yardımcısı ve Letonya Önce Partisi lideri Ainārs Šlesers tarafından da yankı buldu. Šlesers de bu anı “sadece Macaristan için değil, tüm Avrupa için belirleyici” olarak nitelendirdi.

Göçün “Avrupa değerlerini tehlikeye attığı” uyarısında bulunan Šlesers, vatansever güçlerin birleşerek Avrupa Birliği’ni “muhafazakâr çizgide” yeniden şekillendirmesi gerektiğini savundu.

Flaman Vlaams Belang partisinin lideri Tom Van Grieken, Budapeşte’yi “Avrupa’daki her vatansever için bir sembol” olarak nitelendirdi ve 2015 göç krizi sırasındaki Orbán’ın tutumunu, “direnmenin mümkün olduğu”nun kanıtı olarak hatırlattı.

Orta Avrupalı konuşmacılar, ortak tarihsel deneyimlere ve egemenliğe özellikle vurgu yaptılar.

Çek Dışişleri Bakanı Petr Macinka, Macaristan’ın tutumunun 1848’den 1956’ya ve 1989’a uzanan tarihsel mücadelelerine dayandığını savunarak, “Bugün egemenlik, Orta Avrupa’nın ortak tutumudur; fakat Macaristan olmasaydı bu durum söz konusu olmazdı,” dedi.

Polonya Konfederacja (Konfederasyon) partisinin lideri Krzysztof Bosak, bu toplantıyı Polonya-Macaristan Dostluk Günü ile ilişkilendirerek, Avrupa’nın “kendi sesiyle konuşan güçlü ve gururlu bir Macaristan’a ihtiyacı olduğunu” vurguladı.

Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek

Wilders için Orbán, “koyunların yönettiği kıtada bir aslan”

Mitingin en enerjik konuşmaları önde gelen Batı Avrupalı siyasetçilerden geldi. Hollanda Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, konuşmasına Macarca “Szia Magyarország, hogy vagyunk?” (“Selam Macaristan, nasıl gidiyor?”) diyerek başladı ve ardından Orbán’ı “koyunların yönettiği bir kıtada bir aslan” olarak övdü.

Wilders, Macaristan’da “uysal” bir liderlik kurmaya yönelik dış girişimlere karşı uyarıda bulunarak, “Macaristan boyun eğmez, Macaristan asla boyun eğmeyecek,” dedi.

Wilders Macaristan’ın, kendilerini “koruyan ve hizmet eden” bir lider arayan Avrupa’daki milyonlarca insan için “bir umut ışığı” olduğunu savundu.

İspanyol parisi Vox’un lideri Santiago Abascal da benzer bir üslup kullanarak Orbán’ı, “Avrupa Komisyonu’nun birçok çılgın önerisini” engelleyerek sadece Macarları değil tüm Avrupa’yı koruyan “Avrupa’nın gerçek savunucusu” olarak nitelendirdi.

Abascal, Macaristan’ın güvenliği ve sosyal istikrarının ülkeyi kıtada “kıskançlık” nesnesi haline getirdiğini savunurken, yaklaşan seçimleri sadece milli değil, aynı zamanda Avrupa çapında öneme sahip bir mesele olarak değerlendirdi.

Le Pen: Macaristan egemen bir devletin sembolü

İtalya Başbakan Yardımcısı ve Lega lideri Matteo Salvini de Macaristan’daki oylamayı “egemenlik referandumu” olarak nitelendirerek, Budapeşte’nin “Brüksel’e itaat eden bir ileri karakol” haline getirilmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Orbán’ı “gerçek bir kahraman” olarak nitelendiren Salvini, “Macar ulusunun özgür iradesinin, Soros’un milyararlarından ya da Kiev’den gelen tehditlerden çok daha değerli olduğunu” ekledi.

Pazar günü yapılan belediye seçimlerinde partisinin önemli kazanımlar elde etmesinin ardından Budapeşte’ye giden Fransız Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen, günün en stratejik konuşmalarından birini yaptı ve Macaristan’ı, on yılın sonuna kadar Avrupa’yı yeniden şekillendirebilecek daha geniş bir seçim periyoduna yerleştirdi.

Le Pen, Macaristan’ın “baskıya direnen gururlu, egemen bir devletin sembolü” haline geldiğini savundu ve Orbán’ı hem “olağanüstü bir lider” hem de kişisel bir müttefik olarak nitelendirdi.

‘Milli Muhafazakâr Enternasyonal’den İsrail’e destek

Orbán, “vatanseverleri” AB’yi “ele geçirmeye” çağırdı

Orbán ise gelecek yıl Fransa, İspanya, İtalya ve Polonya’da yapılacak seçimlere değindiği ve “vatansever sağ”ın Brüksel’de “engelleyici azınlık” konumundan “nitelikli çoğunluk” konumuna geçebileceğini savundu.

Dinleyicilere “Avrupa’yı dönüştürecek dalganın ilk oylarını siz vereceksiniz” diyen Orbán, Macaristan seçimlerinin “Brüksel’in yorgun teknokratlarına umut ve güç mesajı” göndereceğini de sözlerine ekledi.

Etkinliği kapatırken Viktor Orbán, PfE’yi bir protesto hareketi değil, yükselen bir iktidar gücü olarak tanımladı.

Federalist emelleri reddederek bunun yerine “egemen, gururlu Avrupa devletlerinin ittifakı” çağrısında bulunan Orbán, “Avrupa ulusları ve özgürlüğünü” savunmak için ortak bir bildiri yayınladığını duyurdu.

Macaristan Başbakanı, AB’nin şu anda “siyasi bir çıkmaza” girdiğini ve göçten enerjiye ve Ukrayna’ya kadar uzanan politikalarının “tam bir başarısızlık” olduğunu savundu.

Orbán, PfE’nin siyasi stratejisini özetleyerek, hedefinin “Avrupa Birliği’ni ele geçirmek” ve “Brüksel’i işgal edip dönüştürmek” olduğunu belirtti.

Hatta daha da ileri giderek, “bugün burada gördükleriniz üç yıl içinde Avrupa’nın liderleri olacak” diye tahminde bulundu.

Aynı zamanda, mücadeleyi daha geniş bir medeniyet perspektifine oturtarak, “Kiliselerde, sendikalarda, topluluklarda ve üniversitelerde Avrupa’nın ruhu için savaşıyoruz,” dedi.

Avrupa sağına “küreselcilere karşı örgütlenme” teklifi

Hareketin ideolojik bütünlüğünü vurgulayan Orbán, vatansever liderlerin “kendi uluslarına ve halklarına güvenen siyasetçiler” olduğunu savundu.

Geçmişte tarihsel deneyim ve coğrafi farklılıkların Avrupa’nın sağcıları arasındaki işbirliğini engellediğini kabul eden Orbán, “Bir zamanlar bunun bizi böldüğüne, vatanseverleri Avrupa düzeyinde örgütlemenin bir anlamı olmadığına inanıyorduk. Küreselcileri yenmek istiyorsak, biz de örgütlenmeliyiz,” dedi.

Ulusal farklılıklara rağmen Orbán, hareketi birleştiren ortak bir temel inancı vurguladı:

“Avrupa Birliği’nin ancak egemen uluslar arasındaki işbirliği olarak başarılı olabileceği inancı bizi birbirimize bağlıyor.”

Vatansever güçlerin Orta ve Güney Avrupa’da en güçlü olduğunu kabul ederken, Le Pen gibi liderleri iktidardan uzak tutmak için kullanılan ve kendisinin “anti-demokratik araçlar” olarak tanımladığı şeylere rağmen, bu güçlerin etkisinin kıta genelinde arttığını iddia etti.

Orbán, “On yılın sonuna kadar, tüm Avrupa Birliği milli-muhafazakâr tonlarla renklenecek” diyerek, “AB tarihindeki en büyük siyasi dönüşüm”ü öngördü.

Konuşmasını, Macaristan seçimlerini bu daha geniş projeyle ilişkilendirerek sonlandırdı ve “vatansever kamp”ın bu ivmeyi bir sonraki Avrupa Parlamentosu dönemine taşıyacağını vurguladı.

“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde

Trump’tan Macar lidere “tam destek”

ABD Başkanı Donald Trump ise CPAC Macaristan 2026 konferansına gönderdiği mesajında Orbán’a “tam ve eksiksiz desteğini” açıkladı.

Başbakan Orbán’ın konuşmasından önce, özel video mesajı dev ekranda gösterilen Başkan, Macaristan’ı “harika bir yer, harika bir ülke” olarak nitelendirdi.

Başbakan Orbán’ın yeniden seçilme çabalarına verdiği desteği yineleyen Trump ayrıca, Macaristan hükümetini etkili sınır kontrolü ve bunun sonucunda ülkedeki düşük suç oranı nedeniyle övdü.

Macar lideri “fantastik bir adam” diye nitelendiren Trump, geçen ay sosyal medyadan yaptığı bir paylaşımda da Orbán’ın “sınırlarını, kültürünü, mirasını, egemenliğini ve değerlerini savunduğunda neler başarılabileceğini tüm dünyaya gösteren” güçlü bir lider olduğunu söylemiş ve “Umarım [seçimleri] kazanır, hem de büyük bir farkla kazanır,” demişti.

Orbán: Batının ruhu için savaşıyoruz

Konferansta kürsüye çıkan Orbán’a göre, “woke” ideolojisi ve cinsiyet teorisi geri plana çekildikçe, insanlar Hristiyanlık inancını yeniden gururla ifade edebilir hale geldi, enerji politikasındaki “yeşil çılgınlık” durduruldu ve insanlar dünyanın her yerinde kitlesel göçe hayır deme özgürlüğüne kavuştu.

Başbakan, ABD-Macaristan ilişkilerinin “altın çağında” olduğunu belirtti ve Güney Amerika ülkeleri, yani Şili, Bolivya ve Arjantin’de sağ partilerin son zamanlarda elde ettiği zaferlere dikkat çekti.

Başbakan Orbán, Arjantin’e özel bir önem verdi, zira bu Güney Amerika ülkesinin Cumhurbaşkanı Javier Milei, CPAC Macaristan 2026’nın seçkin konuklarından biriydi.

Macar lidere göre, Başkan Milei görev süresi boyunca enflasyonu ve yoksulluğu azalttı; bunun karşılığında seçmenler, Ekim 2025’te La Libertad Avanza partisinin ara seçim zaferiyle onu ödüllendirdi.

Avrupa meselelerine gelince, Başbakan dinleyicilere “Vişegrad Dörtlüsü’nün üç buçuğunun zaten burada” olduğunu söyledi.

Bu açıklamayla, Slovakya Başbakanı Robert Fico ve Çekya lideri Andrej Babiš’in hükümetlerine atıfta bulundu; Polonya’da ise şu anda Karol Nawrocki gibi muhafazakâr bir Cumhurbaşkanı varken, Donald Tusk gibi AB yanlısı, merkez sol bir Başbakan bulunuyor.

Ayrıca, “Batı dünyasının ruhu için mücadele ediyoruz,” dedi ve bunun sadece siyasi arenada değil, akademi ve dini kuruluşlarda da süren bir mücadele olduğunu belirtti.

Macaristan’ın bu mücadelede hayati bir savaş alanı olduğunu belirten Orbán, nisan ayında yapılacak bir sonraki Macaristan seçimlerinde Budapeşte’nin “düşmesinin” “küreselci-ilerici güçler” için en büyük başarı olacağını söyledi.

Başbakan Orbán, Ukrayna’nın Drujba boru hattını yeniden faaliyete geçirmeyi reddetmesi ve Brüksel’in Macaristan’a AB fonlarını kesmesi nedeniyle hükümetinin şu anda Doğu ve Batı’dan baskı altında olduğunu belirtti.

Macar lider ayrıca Brüksel’i “uluslararası küreselci-ilerici” hareketin “son kalesi” olarak nitelendirdi.

Trump, MAGA dostu Avrupalı düşünce kuruluşlarını fonlayacak

Yair Netanyahu: Macaristan’da çok güvende hissediyoruz, burası ikinci yuvam

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu, cumartesi günü (21 Mart) Budapeşte’de, CPAC Macaristan 2026 konferansı kapsamında bir konuşma yaptı.

Netanyahu sahnede ev sahiplerini övmekten geri durmadı ve şunları söyledi:

“Başbakan Orbán ve Macaristan’ın dostluğuna ve desteğine derinden minnettarız. Avrupa’da daha iyi dostlarımız yok. Bence Macaristan’ın da Orta Doğu’da daha iyi dostları yok.”

Netanyahu, Macaristan’ı Yahudiler ve İsrailliler için özellikle güvenli bir ülke olarak tanımladı ve tüm İsraillilerin burada “kendilerini çok güvende” hissettiklerini, Macaristan’ın kendisi için “neredeyse ikinci bir yuva gibi” olduğunu söyledi.

Netanyahu, Orbán’ın özellikle göç ve güvenlikle ilgili politikalarını överek, “Macaristan’da terör yok. Toplum daha homojen, zayıf liderlikten muzdarip Batı Avrupa’ya kıyasla sosyal uyum var,” iddiasında bulundu.

Yair, Batı ülkelerindeki göçmenlik politikalarının “halk arasında huzursuzluğa” ve güvenlik sorunlarına yol açtığını savundu.

Konuşmasının büyük bir kısmında İran ile savaşa odaklanan oğul Netanyahu, İran’ı “Ortadoğu’daki terör ve kaosun ana kaynağı” olarak nitelendirdi ve bu ülkenin “Batı medeniyetini yok etmeyi” amaçlayan “fanatik ve mantıksız bir rejim” olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Netanyahu’ya göre İran, Hizbullah, Hamas ve Husi gibi vekil gruplar aracılığıyla faaliyet gösterirken, Avrupa’ya ve hatta ABD’ye ulaşabilecek nükleer ve balistik füze programlarını da sürdürüyor.

Bunun ötesinde Netanyahu, daha geniş kapsamlı ideolojik mücadeleye değinerek, “radikal İslam’ın İsrail’i, ABD’yi ve Avrupa’yı yok etmek istediğini” öne sürdü ve İsrail’i “Hıristiyan nüfusun azalmak yerine arttığı Ortadoğu’daki tek ülke” olarak tanıttı.

Binyamin Netanyahu, seçimlerde Orbán’a desteğini ilan etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Macaristan’da gelecek ay yapılacak seçimlerde Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ı fiilen destekleyerek, bu güçlü liderin “bir kaya gibi sağlam” olduğunu söyledi.

Netanyahu, CPAC konferansına gönderdiği video mesajında şunları söyledi:

“Bu yükselen [İslamcı terör] dalgasına karşı koruma sağlayabilecek ve kendi ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını temin edebilecek liderlere ihtiyacınız var. Viktor Orbán’da bu özellikler bolca mevcut. Viktor Orbán, emniyet, güvenlik ve istikrar demektir.”

Orbán ile uzun süredir dostane ilişkiler içinde olan Netanyahu, konferansa bizzat katılmayı planlıyordu fakat İran’a karşı devam eden savaş nedeniyle İsrail’de kalmaya karar verdi.

İsrail Başbakanı, konferansa gönderdiği mesajda, “Radikal ve fanatik Müslümanların bu dalgasına karşı Batı medeniyetini savunmanız için teşekkür ederim,” dedi.

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.

“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.

Merz şunları söyledi:

“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”

Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.

Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.

Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.

Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.

Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.

Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.

Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.

“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Yayınlanma

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.

Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.

Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.

Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.

Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.

AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.

Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.

Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.

Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.

Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.

Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.

AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.

Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.

Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.

AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English