Bizi Takip Edin

Avrupa

Orbán, seçim kampanyasında “milli-muhafazakâr enternasyonal”i arkasına aldı

Yayınlanma

Macaristan lideri Viktor Orbán, seçim kampanyasını sürdürürken ABD ve Avrupa’dan “milli-muhafazakâr” güçlerin desteğini almak için çabalıyor.

Muhafazakâr Siyasi Eylem Komitesi (CPAC) Macaristan 2026 etkinliğinin Avrupa ve ABD’nin dört bir yanından muhafazakâr çevreleri Budapeşte’ye çekmesinden sadece birkaç gün sonra, Macaristan’ın başkenti Avrupa sağının bir başka önemli buluşmasına daha ev sahipliği yaptı.

23 Mart Pazartesi günü, Marine Le Pen, Geert Wilders, Matteo Salvini, André Ventura ve Santiago Abascal’ın da aralarında bulunduğu Avrupa için Vatanseverler (PfE) grubunun liderleri, kıtadaki belirleyici seçimler öncesinde hem bir birlik gösterisi hem de stratejik bir başlangıç noktası olarak tasarlanan ilk Vatanseverler Büyük Meclisi toplantısı için bir araya geldi.

Toplantı kısa sürede Macaristan Başbakanı Viktor Orbán için bir seçim mitingi havasına büründü; konuşmacılar birbiri ardına Macaristan’ı, Avrupa’nın geleceği üzerine süren daha geniş bir ideolojik mücadelenin ön cephesindeki bir devlet olarak tasvir ettiler.

Estonya Muhafazakar Halk Partisi (EKRE) lideri Martin Helme, Orbán’ı “küreselci elitler uluslarımızı saldırdığında muhafazakâr hareketin dayandığı kaya” olarak tanımladı ve “tüm AB’nin kaderi Macarların seçimde nasıl oy kullanacağına bağlı” uyarısında bulundu.

Helme, seçmenleri, “yalan ve aldatma yoluyla” iktidara gelebileceğini iddia ettiği muhalifler tarafından yanıltılmamaları konusunda uyardı.

Sağın küresel yeni biçimi: Milli muhafazakârlık

Macaristan seçimleri Avrupa sağı için kritik önemde

Benzer temalar, Letonya eski başbakan yardımcısı ve Letonya Önce Partisi lideri Ainārs Šlesers tarafından da yankı buldu. Šlesers de bu anı “sadece Macaristan için değil, tüm Avrupa için belirleyici” olarak nitelendirdi.

Göçün “Avrupa değerlerini tehlikeye attığı” uyarısında bulunan Šlesers, vatansever güçlerin birleşerek Avrupa Birliği’ni “muhafazakâr çizgide” yeniden şekillendirmesi gerektiğini savundu.

Flaman Vlaams Belang partisinin lideri Tom Van Grieken, Budapeşte’yi “Avrupa’daki her vatansever için bir sembol” olarak nitelendirdi ve 2015 göç krizi sırasındaki Orbán’ın tutumunu, “direnmenin mümkün olduğu”nun kanıtı olarak hatırlattı.

Orta Avrupalı konuşmacılar, ortak tarihsel deneyimlere ve egemenliğe özellikle vurgu yaptılar.

Çek Dışişleri Bakanı Petr Macinka, Macaristan’ın tutumunun 1848’den 1956’ya ve 1989’a uzanan tarihsel mücadelelerine dayandığını savunarak, “Bugün egemenlik, Orta Avrupa’nın ortak tutumudur; fakat Macaristan olmasaydı bu durum söz konusu olmazdı,” dedi.

Polonya Konfederacja (Konfederasyon) partisinin lideri Krzysztof Bosak, bu toplantıyı Polonya-Macaristan Dostluk Günü ile ilişkilendirerek, Avrupa’nın “kendi sesiyle konuşan güçlü ve gururlu bir Macaristan’a ihtiyacı olduğunu” vurguladı.

Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek

Wilders için Orbán, “koyunların yönettiği kıtada bir aslan”

Mitingin en enerjik konuşmaları önde gelen Batı Avrupalı siyasetçilerden geldi. Hollanda Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, konuşmasına Macarca “Szia Magyarország, hogy vagyunk?” (“Selam Macaristan, nasıl gidiyor?”) diyerek başladı ve ardından Orbán’ı “koyunların yönettiği bir kıtada bir aslan” olarak övdü.

Wilders, Macaristan’da “uysal” bir liderlik kurmaya yönelik dış girişimlere karşı uyarıda bulunarak, “Macaristan boyun eğmez, Macaristan asla boyun eğmeyecek,” dedi.

Wilders Macaristan’ın, kendilerini “koruyan ve hizmet eden” bir lider arayan Avrupa’daki milyonlarca insan için “bir umut ışığı” olduğunu savundu.

İspanyol parisi Vox’un lideri Santiago Abascal da benzer bir üslup kullanarak Orbán’ı, “Avrupa Komisyonu’nun birçok çılgın önerisini” engelleyerek sadece Macarları değil tüm Avrupa’yı koruyan “Avrupa’nın gerçek savunucusu” olarak nitelendirdi.

Abascal, Macaristan’ın güvenliği ve sosyal istikrarının ülkeyi kıtada “kıskançlık” nesnesi haline getirdiğini savunurken, yaklaşan seçimleri sadece milli değil, aynı zamanda Avrupa çapında öneme sahip bir mesele olarak değerlendirdi.

Le Pen: Macaristan egemen bir devletin sembolü

İtalya Başbakan Yardımcısı ve Lega lideri Matteo Salvini de Macaristan’daki oylamayı “egemenlik referandumu” olarak nitelendirerek, Budapeşte’nin “Brüksel’e itaat eden bir ileri karakol” haline getirilmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Orbán’ı “gerçek bir kahraman” olarak nitelendiren Salvini, “Macar ulusunun özgür iradesinin, Soros’un milyararlarından ya da Kiev’den gelen tehditlerden çok daha değerli olduğunu” ekledi.

Pazar günü yapılan belediye seçimlerinde partisinin önemli kazanımlar elde etmesinin ardından Budapeşte’ye giden Fransız Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen, günün en stratejik konuşmalarından birini yaptı ve Macaristan’ı, on yılın sonuna kadar Avrupa’yı yeniden şekillendirebilecek daha geniş bir seçim periyoduna yerleştirdi.

Le Pen, Macaristan’ın “baskıya direnen gururlu, egemen bir devletin sembolü” haline geldiğini savundu ve Orbán’ı hem “olağanüstü bir lider” hem de kişisel bir müttefik olarak nitelendirdi.

‘Milli Muhafazakâr Enternasyonal’den İsrail’e destek

Orbán, “vatanseverleri” AB’yi “ele geçirmeye” çağırdı

Orbán ise gelecek yıl Fransa, İspanya, İtalya ve Polonya’da yapılacak seçimlere değindiği ve “vatansever sağ”ın Brüksel’de “engelleyici azınlık” konumundan “nitelikli çoğunluk” konumuna geçebileceğini savundu.

Dinleyicilere “Avrupa’yı dönüştürecek dalganın ilk oylarını siz vereceksiniz” diyen Orbán, Macaristan seçimlerinin “Brüksel’in yorgun teknokratlarına umut ve güç mesajı” göndereceğini de sözlerine ekledi.

Etkinliği kapatırken Viktor Orbán, PfE’yi bir protesto hareketi değil, yükselen bir iktidar gücü olarak tanımladı.

Federalist emelleri reddederek bunun yerine “egemen, gururlu Avrupa devletlerinin ittifakı” çağrısında bulunan Orbán, “Avrupa ulusları ve özgürlüğünü” savunmak için ortak bir bildiri yayınladığını duyurdu.

Macaristan Başbakanı, AB’nin şu anda “siyasi bir çıkmaza” girdiğini ve göçten enerjiye ve Ukrayna’ya kadar uzanan politikalarının “tam bir başarısızlık” olduğunu savundu.

Orbán, PfE’nin siyasi stratejisini özetleyerek, hedefinin “Avrupa Birliği’ni ele geçirmek” ve “Brüksel’i işgal edip dönüştürmek” olduğunu belirtti.

Hatta daha da ileri giderek, “bugün burada gördükleriniz üç yıl içinde Avrupa’nın liderleri olacak” diye tahminde bulundu.

Aynı zamanda, mücadeleyi daha geniş bir medeniyet perspektifine oturtarak, “Kiliselerde, sendikalarda, topluluklarda ve üniversitelerde Avrupa’nın ruhu için savaşıyoruz,” dedi.

Avrupa sağına “küreselcilere karşı örgütlenme” teklifi

Hareketin ideolojik bütünlüğünü vurgulayan Orbán, vatansever liderlerin “kendi uluslarına ve halklarına güvenen siyasetçiler” olduğunu savundu.

Geçmişte tarihsel deneyim ve coğrafi farklılıkların Avrupa’nın sağcıları arasındaki işbirliğini engellediğini kabul eden Orbán, “Bir zamanlar bunun bizi böldüğüne, vatanseverleri Avrupa düzeyinde örgütlemenin bir anlamı olmadığına inanıyorduk. Küreselcileri yenmek istiyorsak, biz de örgütlenmeliyiz,” dedi.

Ulusal farklılıklara rağmen Orbán, hareketi birleştiren ortak bir temel inancı vurguladı:

“Avrupa Birliği’nin ancak egemen uluslar arasındaki işbirliği olarak başarılı olabileceği inancı bizi birbirimize bağlıyor.”

Vatansever güçlerin Orta ve Güney Avrupa’da en güçlü olduğunu kabul ederken, Le Pen gibi liderleri iktidardan uzak tutmak için kullanılan ve kendisinin “anti-demokratik araçlar” olarak tanımladığı şeylere rağmen, bu güçlerin etkisinin kıta genelinde arttığını iddia etti.

Orbán, “On yılın sonuna kadar, tüm Avrupa Birliği milli-muhafazakâr tonlarla renklenecek” diyerek, “AB tarihindeki en büyük siyasi dönüşüm”ü öngördü.

Konuşmasını, Macaristan seçimlerini bu daha geniş projeyle ilişkilendirerek sonlandırdı ve “vatansever kamp”ın bu ivmeyi bir sonraki Avrupa Parlamentosu dönemine taşıyacağını vurguladı.

“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde

Trump’tan Macar lidere “tam destek”

ABD Başkanı Donald Trump ise CPAC Macaristan 2026 konferansına gönderdiği mesajında Orbán’a “tam ve eksiksiz desteğini” açıkladı.

Başbakan Orbán’ın konuşmasından önce, özel video mesajı dev ekranda gösterilen Başkan, Macaristan’ı “harika bir yer, harika bir ülke” olarak nitelendirdi.

Başbakan Orbán’ın yeniden seçilme çabalarına verdiği desteği yineleyen Trump ayrıca, Macaristan hükümetini etkili sınır kontrolü ve bunun sonucunda ülkedeki düşük suç oranı nedeniyle övdü.

Macar lideri “fantastik bir adam” diye nitelendiren Trump, geçen ay sosyal medyadan yaptığı bir paylaşımda da Orbán’ın “sınırlarını, kültürünü, mirasını, egemenliğini ve değerlerini savunduğunda neler başarılabileceğini tüm dünyaya gösteren” güçlü bir lider olduğunu söylemiş ve “Umarım [seçimleri] kazanır, hem de büyük bir farkla kazanır,” demişti.

Orbán: Batının ruhu için savaşıyoruz

Konferansta kürsüye çıkan Orbán’a göre, “woke” ideolojisi ve cinsiyet teorisi geri plana çekildikçe, insanlar Hristiyanlık inancını yeniden gururla ifade edebilir hale geldi, enerji politikasındaki “yeşil çılgınlık” durduruldu ve insanlar dünyanın her yerinde kitlesel göçe hayır deme özgürlüğüne kavuştu.

Başbakan, ABD-Macaristan ilişkilerinin “altın çağında” olduğunu belirtti ve Güney Amerika ülkeleri, yani Şili, Bolivya ve Arjantin’de sağ partilerin son zamanlarda elde ettiği zaferlere dikkat çekti.

Başbakan Orbán, Arjantin’e özel bir önem verdi, zira bu Güney Amerika ülkesinin Cumhurbaşkanı Javier Milei, CPAC Macaristan 2026’nın seçkin konuklarından biriydi.

Macar lidere göre, Başkan Milei görev süresi boyunca enflasyonu ve yoksulluğu azalttı; bunun karşılığında seçmenler, Ekim 2025’te La Libertad Avanza partisinin ara seçim zaferiyle onu ödüllendirdi.

Avrupa meselelerine gelince, Başbakan dinleyicilere “Vişegrad Dörtlüsü’nün üç buçuğunun zaten burada” olduğunu söyledi.

Bu açıklamayla, Slovakya Başbakanı Robert Fico ve Çekya lideri Andrej Babiš’in hükümetlerine atıfta bulundu; Polonya’da ise şu anda Karol Nawrocki gibi muhafazakâr bir Cumhurbaşkanı varken, Donald Tusk gibi AB yanlısı, merkez sol bir Başbakan bulunuyor.

Ayrıca, “Batı dünyasının ruhu için mücadele ediyoruz,” dedi ve bunun sadece siyasi arenada değil, akademi ve dini kuruluşlarda da süren bir mücadele olduğunu belirtti.

Macaristan’ın bu mücadelede hayati bir savaş alanı olduğunu belirten Orbán, nisan ayında yapılacak bir sonraki Macaristan seçimlerinde Budapeşte’nin “düşmesinin” “küreselci-ilerici güçler” için en büyük başarı olacağını söyledi.

Başbakan Orbán, Ukrayna’nın Drujba boru hattını yeniden faaliyete geçirmeyi reddetmesi ve Brüksel’in Macaristan’a AB fonlarını kesmesi nedeniyle hükümetinin şu anda Doğu ve Batı’dan baskı altında olduğunu belirtti.

Macar lider ayrıca Brüksel’i “uluslararası küreselci-ilerici” hareketin “son kalesi” olarak nitelendirdi.

Trump, MAGA dostu Avrupalı düşünce kuruluşlarını fonlayacak

Yair Netanyahu: Macaristan’da çok güvende hissediyoruz, burası ikinci yuvam

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu, cumartesi günü (21 Mart) Budapeşte’de, CPAC Macaristan 2026 konferansı kapsamında bir konuşma yaptı.

Netanyahu sahnede ev sahiplerini övmekten geri durmadı ve şunları söyledi:

“Başbakan Orbán ve Macaristan’ın dostluğuna ve desteğine derinden minnettarız. Avrupa’da daha iyi dostlarımız yok. Bence Macaristan’ın da Orta Doğu’da daha iyi dostları yok.”

Netanyahu, Macaristan’ı Yahudiler ve İsrailliler için özellikle güvenli bir ülke olarak tanımladı ve tüm İsraillilerin burada “kendilerini çok güvende” hissettiklerini, Macaristan’ın kendisi için “neredeyse ikinci bir yuva gibi” olduğunu söyledi.

Netanyahu, Orbán’ın özellikle göç ve güvenlikle ilgili politikalarını överek, “Macaristan’da terör yok. Toplum daha homojen, zayıf liderlikten muzdarip Batı Avrupa’ya kıyasla sosyal uyum var,” iddiasında bulundu.

Yair, Batı ülkelerindeki göçmenlik politikalarının “halk arasında huzursuzluğa” ve güvenlik sorunlarına yol açtığını savundu.

Konuşmasının büyük bir kısmında İran ile savaşa odaklanan oğul Netanyahu, İran’ı “Ortadoğu’daki terör ve kaosun ana kaynağı” olarak nitelendirdi ve bu ülkenin “Batı medeniyetini yok etmeyi” amaçlayan “fanatik ve mantıksız bir rejim” olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Netanyahu’ya göre İran, Hizbullah, Hamas ve Husi gibi vekil gruplar aracılığıyla faaliyet gösterirken, Avrupa’ya ve hatta ABD’ye ulaşabilecek nükleer ve balistik füze programlarını da sürdürüyor.

Bunun ötesinde Netanyahu, daha geniş kapsamlı ideolojik mücadeleye değinerek, “radikal İslam’ın İsrail’i, ABD’yi ve Avrupa’yı yok etmek istediğini” öne sürdü ve İsrail’i “Hıristiyan nüfusun azalmak yerine arttığı Ortadoğu’daki tek ülke” olarak tanıttı.

Binyamin Netanyahu, seçimlerde Orbán’a desteğini ilan etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Macaristan’da gelecek ay yapılacak seçimlerde Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ı fiilen destekleyerek, bu güçlü liderin “bir kaya gibi sağlam” olduğunu söyledi.

Netanyahu, CPAC konferansına gönderdiği video mesajında şunları söyledi:

“Bu yükselen [İslamcı terör] dalgasına karşı koruma sağlayabilecek ve kendi ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını temin edebilecek liderlere ihtiyacınız var. Viktor Orbán’da bu özellikler bolca mevcut. Viktor Orbán, emniyet, güvenlik ve istikrar demektir.”

Orbán ile uzun süredir dostane ilişkiler içinde olan Netanyahu, konferansa bizzat katılmayı planlıyordu fakat İran’a karşı devam eden savaş nedeniyle İsrail’de kalmaya karar verdi.

İsrail Başbakanı, konferansa gönderdiği mesajda, “Radikal ve fanatik Müslümanların bu dalgasına karşı Batı medeniyetini savunmanız için teşekkür ederim,” dedi.

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English