Bizi Takip Edin

Amerika

Trump, MAGA dostu Avrupalı düşünce kuruluşlarını fonlayacak

Yayınlanma

ABD, MAGA ideolojisini Avrupa’ya ihraç etmek için dış finansman programını yeniden yönlendiriyor.

POLITICO’nun aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, MAGA’yı (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) destekleyen yeni Fransız düşünce kuruluşu Western Arc ve İngiliz savunma grubu Free Speech Union’ın temsilcileriyle hükümet finansmanı konusunda ilk görüşmeleri gerçekleştirdi.

Bu girişimler, Washington merkezli Heritage Vakfı’nın MAGA ile aynı çizgide olan düşünce kuruluşuna “aynı görüşte” olarak tanımladığı grupların ABD’li yetkililere verdiği bir listeye dayanıyor.

İtalya ve Brüksel’deki diğer sağcı ve muhafazakâr gruplar da POLITICO’ya, müttefik olarak gördükleri ABD yönetiminin desteğiyle ilgilendiklerini söylediler.

Sağın küresel yeni biçimi: Milli muhafazakârlık

“Liberalizmin müjdesi” yerine “medeniyet ittifakı”

POLITICO, hepsi bir şekilde aşırı sağcı siyasetle bağlantılı 10 Avrupa düşünce kuruluşu ve politika grubunun temsilcileriyle görüştü.

Temsilciler, son yıllarda hızla profesyonelleşen ve Atlantik’in diğer yakasındaki benzer gruplarla işbirliği kurmak için çalışan, ideolojik olarak aynı görüşte olan kuruluşların hızla gelişen ekosistemini anlattılar.

ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlığı, Avrupalı milliyetçilere ve muhafazakârlara dünyanın en büyük iktisadi ve askeri gücünün başında bir destekçi kazandırırken, Atlantik’in her iki yakasındaki gruplar bu fırsatı değerlendirmek istiyor.

Hedefleri, Amerika’nın bir zamanlar “liberalizmin müjdesini” yaymak için kullandığı yumuşak güç araçlarını yeniden kullanarak, erişimlerini ve güçlerini genişletmek ve nihayetinde Batıyı kendi imajlarına göre yeniden inşa etmek.

Her iki taraf da bu projeye “medeniyet ittifakı” diyor.

“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde

Fransız bağlantısı: Western Arc

Republicans Overseas France’in eski medya direktörü Nicolas Conquer, aralık ayında Paris’te “MAGA’dan ilham alan” bir düşünce kuruluşu olan Western Arc’ı kurdu.

Fransız-Amerikan vatandaşı olan Conquer, ABD Dışişleri Bakanlığından birkaç yetkiliyle finansman alabilecek belirli projeler hakkında görüştüğünü söyledi.

Western Arc, “Batı medeniyetinin yenilenmesini organize etmek” için Atlantik’in iki yakasındaki “fikirleri, insanları ve projeleri” birbirine bağlamayı taahhüt ediyor.

Misyon beyanı, yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinin (NSS) diline ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey danışmanı Samuel Samson’un daha önceki bir makalesine çok benziyor.

Conquer, son birkaç aydır Samson ve ABD Dışişleri Bakanlığındaki diğer yetkililerle temas halinde olduğunu ve “paydaş haritalama” veya “hedef gruplar için transatlantik geziler” gibi karşılıklı çıkarları olan projeler için fikirler araştırdığını söyledi.

Bu projeler arasında, bu yılın temmuz ayında ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümü kutlamaları da yer alıyor.

Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek

İngiliz bağlantısı: CFABB

The Centre for a Better Britain (CFABB), eski Reform UK yöneticisi Jonathan Brown tarafından kuruldu.

CFABB, açıkça Trumpist bir iktisat politikası önererek, Birleşik Krallık’ın çok fazla borçlandığını ve yakında bir borç krizine sürükleneceğini öne sürüyor.

Farage’ın danışman kadrosuna girmeden önce CFABB liderliini yürüten Cambridge’li ilahiyatçı James Orr, “milli muhafazakârlık” hareketinin önde gelen isimlerinden biri.

Orr, CFABB’yi “Brexit sonrası, ulus yanlısı, egemenlik yanlısı, Britanya yanlısı” bir proje olarak tanımlıyor.

JD Vance’in “entelektüel akıl hocası” olarak tanınan Orr, geçen yaz aylarında ABD Başkan Yardımcısı’nın ev sahipliğinde düzenlenen Cotswolds toplantısına konuk olarak katılmıştı.

Vance’in yakın arkadaşı olan Orr, daha önce Ocak 2021’deki ABD Kongre Binası baskınının “küresel sol” tarafından abartıldığını söylemişti.

CFABB’nin misyonu, web sitesinde belirtildiği üzere, “İngiltere’nin tamamen çökmüş durumda” olduğu iddiasına yaslanıyor ve  ülkenin “hızlı, radikal bir reforma” ihtiyaç duyduğunu öne sürüyor.

En önemli öncelikleri arasında, “2029’da kurulacak yeni hükümetin hazırlıklarına yardımcı olmak” için anayasa reformu ve yeni politika seçenekleri geliştirmek yer alıyor. Think-tank’in planı açıkça Heritage’ın “Project 2025″inden ilham alıyor.

CFABB, Oval Ofis’teki başkanlık masasının yapımında kullanılan HMS Resolute Kraliyet Donanması gemisine atfen Resolute 1850 adıyla kurulmuştu.

Bu gemi, 1880 yılında Kraliçe Victoria tarafından minnettarlık ve dostluğun sembolü olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne hediye edildi.

Grup, ABD’de de varlığını hissettirmeye başladı ve Donald Trump’ı iki kez Beyaz Saray’a taşıyan MAGA hareketinden ilham almak ve milyonlarca dolar toplamak için Teksas eyaletinin Dallas kentinde bir şirket kurdu.

Financial Times‘ın (FT) geçen mart ayında gördüğü sunuma göre grup, Donald Trump’ı destekleyen Center for Renewing America ve America First Policy Institute gibi bağımsız olarak finanse edilen fakat siyasi partileri açıkça destekleyen Amerikan kuruluşları örnek alınarak oluşturuldu.

Sunumda, ilk fonların İngiltere’den ve “MAGA, teknoloji ve dindar muhafazakâr kesimden [gelen] ABD’li bağışçılardan” sağlanacağı belirtiliyordu.

Amerikan dışişlerindeki bağlantı memuru: Samuel Samson

Conquer, “Proje bazlı finansman konusunda çok sağlıklı olduğunu düşündüğüm bir mantık var,” dedi.

ABD’nin Avrupa kuruluşlarına sağladığı finansmanla ilgili bir soruya yanıt olarak, bir dışişleri sözcüsü, “Bu, ABD’nin yurtdışındaki çıkarlarını ve değerlerini ilerletmek için kaynakların şeffaf ve yasal bir şekilde kullanılması,” dedi.

Samson, geçen yıl Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen’i desteklemek için Amerikan vergi mükelleflerinin fonlarının kullanılmasını önermesiyle gündem olmuştu.

Geçen mayıs ayında, STK’lar ve sivil toplum gruplarıyla görüşmek üzere Avrupa başkentlerini ziyaret etti.

Heritage Vakfı’na liste hazırlama görevi

Heritage Vakfı Kıdemli Araştırma Görevlisi Paul McCarthy, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin geçen yılın ikinci yarısında Heritage Vakfı’na başvurarak Avrupa’da hangi kuruluşların fonlama için uygun hedefler olabileceğini sorduklarını söyledi:

“Yaz sonu, sonbahar başında bazı kurumlar, birkaç kuruluşun adını önerdik. Belki de bu, bunun temelini oluşturdu.”

O zaman tartışılan para miktarı “çok azdı.” Bu, NSS’in Avrupa’da “direnişi teşvik etme” ve “kıtayı dönüştüren ve çatışmalar yaratan” solcuların “sansür” ve göç politikalarına karşı çıkan kuruluşları destekleme politikasını ortaya koymasından önceydi.

McCarthy, “Ulusal stratejide onay aldıklarında, şu anda gerçekten hızla ilerliyor,” dedi ve Dışişleri Bakanlığı’nın son planları hakkında içeriden bilgi sahibi olmadığını vurguladı.

Geçen hafta Financial Times, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sarah Rogers’ın Londra, Brüksel, Paris ve Berlin’e odaklanan düşünce kuruluşları ve enstitüler için bir finansman programı yürüttüğünü bildirdi.

Aralık ayında, İngiliz yorumcu ve Free Speech Union’ın (FSU) kurucusu Toby Young ile bir araya geldi.

Young şunları söyledi:

“Dışişleri Bakanlığı’nın dünyanın diğer bölgelerindeki FSU’nun kardeş kuruluşlarına finansman sağlama olasılığını tartıştık, fakat benim yönettiğim kuruluş dahil değil.”

Hangi kuruluşları kastettiği konusunda net bir açıklama yapmadı, fakat İngiliz FSU Avustralya, Kanada, Güney Afrika ve Yeni Zelanda’daki benzer kuruluşlarla bağlantılı; bu da ABD Dışişleri Bakanlığı’nın planlarının Avrupa ile sınırlı olmayabileceğini gösteriyor.

ABD’nin Avrupa’yı fonlama stratejisi değişiyor

ABD hükümetinin Avrupa kurumlarına sağladığı finansman yeni bir olgu değil: Savaş sonrası dönem boyunca ABD, “demokratik” idealleri ve “Amerikan tarzı” liberalizmi teşvik eden projeleri desteklemişti.

1950’lerden bu yana, Radio Free Europe, komünizme ve Sovyetler Birliği’ne karşı “kapitalist özgürlüğün” sesini Doğu Avrupa’ya yaymıştı.

Bu, ABD’nin “hayırseverlik” fonlarıyla birlikte, Avrupa’da ana akım liberal değerlere dayanan birçok düşünce kuruluşu ve diğer kuruluşların gelişmesine yardımcı oldu.

“Avrupa’yı Yeniden Büyük Yap” koalisyonu hızla ilerliyor

Birçoğu, bakanlık bildirilerine dönüştürülebilecek raporlar ve yasalar hazırlayan, görünürde “kamu hizmeti” görevi gören, geniş ağlara sahip politika merkezleri haline geldi.

Şimdi Amerika ve Avrupa sağı da bu stratejiyi gündemine almış görünüyor.

Macaristan’da Trump’ın müttefiki Viktor Orbán hükümetiyle yakın bağları olan özel bir eğitim enstitüsü tarafından finanse edilen düşünce kuruluşu MCC Brussels’in (Mathias Corvinus Collegium) iletişim başkanı John O’Brien, “Bir zamanlar sağ inanılmaz derecede profesyonelce davranmıyordu, bağlantıları yoktu ve kendi ulusal meseleleriyle o kadar meşguldü ki, bunun ötesini görmekte zorlanıyordu,” dedi.

O’Brien, bunun hızla değiştiğini söyledi. Artık sağcı aktivistler ve düşünürler, Muhafazakâr Siyasi Eylem Komitesi (CPAC) ve Milli Muhafazakârlık (NatCon) konferansları serisi gibi büyük etkinliklerde düzenli olarak bir araya geliyor.

Ayrıca birbirlerini toplantılara ortak ev sahipliği yapmak veya panelist olarak etkinliklere katılmak için davet ediyorlar.

Avrupa federalizmine, yeşil dönüşüme, LGBT aktivizmine karşı

ABD tarafından, Trump’ın hükümet için hazırladığı Project 2025 planının yazarı olan Heritage Vakfı, Avrupa sağının sık sık konuğu oluyor.

Örneğin salı günü, Heritage’dan McCarthy, Fondazione Machiavelli ile ortaklaşa düzenlenen bir panelde Roma’da göründü.

McCarthy, Heritage’ın ortak zirve düzenleme ve araştırma yoluyla Avrupa’daki gruplarla bağları güçlendirdiğini söyledi.

Amaçları, “Avrupa federalizmi”ne ve “yeşil dönüşüm çılgınlığına” karşı çıkarken, eşcinsel çiftleri ve trans haklarını dışlayan ve daha yüksek doğum oranlarını teşvik eden bir aile vizyonunu desteklemek.

CPAC zirvesinde “milli muhafazakâr enternasyonal” bir aradaydı

Küresel “milli-muhafazakâr” şebeke büyüyor

Fondazione Machiavelli Başkanı Scalea, bu tür gruplar arasındaki işbirliğinin “giderek arttığını” söyledi.

Merkez, web sitesinde, bir dizi diğer sağcı grupla resmi ortaklıklar veya imzalanmış mutabakatlar duyuruyor: Heritage Vakfı, Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü (JISS), Macaristan’dan Oeconomus Ekonomik Araştırma Vakfı ve CPAC’yi düzenleyen Temel Haklar Merkezi.

Scalea şunları söyledi:

“Ama bu daha çok bir dostluk gibi. Ortak misyonlarımız olduğu için, ortak değerlerimiz ve ortak gelecek görüşlerimiz var… Resmi olarak birbirimize bağlı değiliz, kurumsal bir bağımız ve bağlantımız yok, para veya kaynak alışverişinde bulunmuyoruz… Sadece birlikte çalışıyoruz çünkü bu, herkes için daha etkili oluyor.”

Scalea, enstitüsünün “Trump yönetimi ile birçok ortak noktası” olduğunu da ekledi.

Şu ana kadar ABD hükümetinden, onun gibi kuruluşlara fon sağlanacağına dair doğrudan bir haber almadı, fakat herhangi bir fon teklifini değerlendireceğini söyledi.

Yetkili, “Göreceğiz. Ama şimdilik, somut bir fırsat veya değerlendirilecek bir şey yok,” dedi.

Likud’un Avrupa sağı ile ilişkileri derinleşiyor

Trumpist Avrupa sağında “Batının birliği” heyecanı

Bu yıl Trump, Danimarka’ya dünyanın en büyük adası olan Grönland’ın kontrolünü devretmesi için baskı yaparak Avrupa ile ABD arasındaki mevcut gerilimi daha da tırmandırdı.

Bu durum, birçok sağcı grubu Avrupa’nın egemenliğini savunmak ile Beyaz Saray ile ideolojik ittifaklarını sürdürmek arasında ince bir çizgide yürümek zorunda bıraktı.

Öte yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen gibi liderlerin “Avrupa’nın bağımsızlığı” çağrıları, sağcı gruplara kendilerini Batı ittifakının gerçek savunucuları olarak konumlandırma fırsatı sundu.

Örneğin Heritage Vakfı ile ortaklık yapan bir başka İtalyan düşünce kuruluşu olan Nazione Futura’nın başkanı Francesco Giubilei şunları söyledi:

“Özellikle şu anda Batı dünyasında birliği korumak oldukça önemli. Bu kolay değil. Trump’ın tutumunun bazen Avrupa’nın tutumundan farklı olduğunu anlıyoruz. Ama şu anda ABD ile Avrupa arasında bir bölünme yaratırsak, Çin’e ve Rusya’ya iyilik yapmış olacağımızı düşünüyoruz.”

POLITICO’nun temas kurduğu bazı kuruluşlar, yabancı bir hükümetten finansman almaya ilgi duymadıklarını söyledi. Fakat Avrupa yasaları siyasi partilere doğrudan yabancı finansman sağlanmasını engellediğinden, bazıları başka işbirliği yolları buluyor.

Macaristan, AB’yi “ulus-devlet odaklı hale” getirmek isteyen ABD stratejisi için kritik

AfD, Beyaz Saray’ın gediklilerinden oldu

Almanya için Alternatif (AfD) partisinden milletvekili Gerald Otten, ocak ayında Alman Federal Meclisi heyetinin bir parçası olarak Washington’a gitmişti.

Ziyaretinden önce, ABD büyükelçiliği tarafından olası ortak çalışmalar hakkında görüşmek üzere davet edilmişti.

AfD yetkilileri, Cumhuriyetçi Kongre üyesi Anna Paulina Luna tarafından “karşı Davos” olarak adlandırılan bir etkinlik için mart ayında ABD’ye gitmeyi planlıyor.

AfD’nin önde gelen dış politika milletvekili ve eş başkan Alice Weidel’in vekili Markus Frohnmaier da bugün başlayacak Münih Güvenlik Konferansı’nın marjlarında Rogers ile görüşecek.

Fondazione Machiavelli’den Scalea, Trump’ın Beyaz Saray’da olmasıyla Avrupa’daki grupların artık marjinal olmadıklarını hissettiklerini söylüyor:

“Bir müttefikimiz, güçlü bir sesimiz var. Kitlesel göçün bizi bir ulus olarak zayıflattığını söylememiz sadece bir komplo teorisi değil, aynı zamanda ittifakımızın lideri tarafından da söylenen bir şey. Bu bizim için açıkça yararlı.”

‘Milli Muhafazakâr Enternasyonal’den İsrail’e destek

CPAC, Macaristan’da toplanmaya hazırlanıyor

CPAC’nin Macaristan ayağı 21 Mart’ta Budapeşte’de toplanacak. Konferans, yukarıda adı geçen Budapeşte merkezli muhafazakâr düşünce kuruluşu Temel Haklar Merkezi tarafından düzenleniyor.

Etkinliğin tarihi, ülkede parlamento seçimlerinin yapılmasından bir ay sonra, Macaristan siyasetinde oldukça gergin bir dönem olacak.

Hungarian Conservative‘de yer alan habere göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahuda CPAC Macaristan 2026’da öne çıkan konuşmacılardan biri olacak.

Orbán’ın desteklediği en önemli düşünce kuruluşlarından MCC Brussels’in milyonlarca avroluk fon aldığı ortaya çıkmıştı.

MCC Brüksel tarafından geçen eylülde sunulan şeffaflık kaydı, düşünce kuruluşunun geçen yıl “Avrupalı politika yapıcıları, günümüzün siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlarına yönelik kendine özgü yaklaşımıyla tanıştırmak ve etkilemek” amacıyla 6 milyon avrodan fazla fon aldığını doğruladı.

Bu fonların yüzde 99’undan fazlası, yani grubun tüm işletme bütçesi, Orbán’ın yakın siyasi müttefikleri tarafından kontrol edilen Budapeşte merkezli bir eğitim kurumu olan Mathias Corvinus Collegium Alapítvány’ın verdiği hibe kapsamında sağlandı.

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Yayınlanma

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.

ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.

Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.

Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.

Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.

Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.

Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.

Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.

Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.

Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.

Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı

Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.

Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.

Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.

Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.

Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.

Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English