Bizi Takip Edin

Rusya

Patruşev: Bu savaş, küresel ticari ve iktisadi ilişkiler sistemini yıllarca geriye götürecektir

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel lojistik ve ekonomik nizamı kökten sarstığını, “denizlerin serbestliği” ilkesinin yerini bir “kaos ve terör” iklimine bıraktığını vurguluyor. Rusya’nın önde gelen ekonomi gazetelerinden Kommersant‘a mülakat veren Patruşev, Batı’nın Rus denizciliğine yönelik “gölge filo” operasyonlarını ve Akdeniz’deki sabotajları “uluslararası terör” olarak niteleyerek, Rusya’nın buna mukabil askeri konvoy ve insansız deniz sistemleriyle yanıt vereceğini ilan ediyor. Kuzey-Güney Koridoru gibi projelerin bu krizden etkilenmeyeceğine dair iyimser bir tablo çizen Patruşev, asıl hedefin Batı’nın finansal ve teknolojik tahakkümünden azade, “ithalata bağımsız” bir deniz ekonomisi inşa etmek olduğunu belirtiyor. ABD’nin yeni deniz doktrinini hem bir tehdit hem de “ucuz kredi ve bürokrasisiz üretim” bağlamında ders çıkarılması gereken bir model olarak sunan Patruşev; Rus denizaltı filosunun 120 yıllık mirasını, 90’lı yılların “yeis” döneminden çıkarıp yeniden küresel bir güç odağı haline getirdiklerinin altını çiziyor.


“Bu savaş, küresel ticari ve iktisadi ilişkiler sistemini yıllarca geriye götürecektir”

Yelena Çernenko
Kommersant
18 Mart 2026

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in topyekûn bir savaşa tutuştuğu İran eksenindeki vaziyet, had safhada gerginliğini korumaktadır. Bu cepheleşmenin sarsıntıları, Orta Doğu sınırlarının çok ötelerinde dahi hissediliyor. Kommersant Özel Muhabiri Yelena Çernenko, bu bölgedeki ve diğer kriz noktalarındaki durumu, Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu[1] Başkanı Nikolay Patruşev’e[2] sordu.

ABD Başkanı’nın Ekonomi Danışmanı Kevin Hassett geçtiğimiz günlerde petrol tankerlerinin yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladığını duyurdu; ancak boğazdaki deniz trafiği, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş öncesindeki hacmine yaklaşabilmiş dahi değil. Başta Hürmüz Boğazı olmak üzere bölgedeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hürmüz Boğazı yıllar boyunca küresel lojistik zincirlerinin ana halkasıydı; şimdiyse bu zincirler büyük ölçüde darmadağın olmuş durumda. Boğaz, denizcilik için tehlike arz eden bir çatışma alanına dönüşüyor. Görünen o ki, mevcut kriz, inşa edilmiş küresel ticari ve ekonomik ilişkiler sistemini yıllarca geriye götürecektir. Esasen Destansı Öfke harekâtı, küresel enerji pazarının yeniden paylaşılmasına ve deniz lojistiğinin çökmesine ivme kazandıran bir katalizör işlevi görmüştür. Üstelik bu “öfkede” zerre kadar “destansı” bir yan da yoktur; dünya bunun yerine, öngörülemez insani ve ekonomik sonuçları olan bir trajediye tanıklık etmektedir. Petrol ve doğalgaz tesisleri hasar görmüş, Basra Körfezi sularında muazzam bir ekolojik tahribat yaratılmış, liman altyapıları yerle bir edilmekte, sivil halk acı çekmekte ve kültürel, tarihi miras yok edilmektedir. Çatışmalar yüzünden pek çok farklı ülkeye ait ticari gemiler hasar almış ve batırılmıştır. Enerji fiyatları, en büyük deniz konteyner hatlarının navlun tarifeleri ve sigorta maliyetleri fırlamıştır. Asya, Afrika ve Avrupa’daki tarımsal sanayi kompleksini derinden sarsacak şekilde küresel gübre ihracatı daralmaktadır.

Pek çok Batılı siyasetçi ve uzman, artan petrol fiyatları sebebiyle sözde Rusya’nın bu çatışmadan kazançlı çıktığını iddia ediyor.

Bu savaş hiçbir tarafın lehine değildir. Ne bir haklılık payı ne de nesnel bir gerekçesi vardır. Amerikalılar kendi elleriyle, dünya çapındaki müttefikleri için bir güvenlik garantörü olma statülerini yok ettikleri için, bu savaş ABD’nin bizzat kendisi için de yıkıcıdır. Batılı askeri üslerin, bulundukları ülkelerin güvenliğini sağlayabileceğine dair inanç gözlerimizin önünde buharlaşıp kayboluyor. Tıpkı Amerika ile kurulan müttefiklik ilişkilerinin ekonomik krizden kurtaracağına dair inancın kaybolduğu gibi… Enerji tedarikindeki kısıtlamalar, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Avrupa Birliği ülkelerindeki enerji yoğun üretimlerin durmasına kaçınılmaz olarak yol açacaktır.

Evet, hidrokarbon fiyatları artıyor ancak bu, durumun hep böyle süreceği anlamına gelmez. Savaştan etkilenen ülkelerin her biriyle Rusya’nın on yıllardır denizcilik de dahil olmak üzere sıkı ticari, ekonomik, bilimsel ve teknik bağları bulunmaktadır. Bu sebeple tırmanan olayları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Ve elbette, aralarında şahsen de tanıdığım İran’ın üst düzey yöneticilerinin bulunduğu hiçbir haklı gerekçesi olmayan can kayıplarından ötürü samimi bir teessür duyuyor; bu ülkenin ve bize dost Basra Körfezi devletlerinin katledilen sivil vatandaşları ile çeşitli ülkelerden hayatını kaybeden denizciler için derin bir yas tutuyoruz. Tüm bu ölümlerin önüne geçilebilirdi.

Kuzey-Güney Koridoru kapsamında Reşt-Astara demiryolu hattının inşasına 1 Nisan’da başlanması öngörülüyordu. Mevcut şartlar altında bu projenin geleceği nedir?

İran, Rusya’nın stratejik partneridir; bizi uzun yıllara dayanan bir dostluk ve verimli bir işbirliği birbirimize bağlamaktadır. Çatışmanın çözüme kavuşacağına ve İran halkının kendi egemen rotasında ilerlemeye devam edeceğine inancım tamdır.

Kuzey-Güney Koridoru’na gelince; bu katiyen sadece Rusya ve İran’ın projesi değildir. Hayata geçirilmesi, Orta Doğu, Güney ve Güneydoğu Asya ile Afrika’daki pek çok diğer ülkenin menfaatinedir. Malların Rusya’nın Avrupa yakasından Hindistan’a ulaştırılmasındaki en kısa güzergâh olarak bu proje, onlarca devletin ticaret hacmini artırmasına imkân tanıyacak, deniz limanlarının ve gemicilik şirketlerinin gelişimine ivme kazandıracaktır. Kanaatimce bu projenin önü açıktır.

İran eksenindeki çatışma durmadan yeni aktörleri içine çekiyor: Denizlerdeki stratejik dengenin temel prensipleri sadece Basra Körfezi’nde değil, Akdeniz ve Hint Okyanusu’nda da ihlal edilmiş durumda. Bunun ne gibi sonuçları olabilir?

Savaş halihazırda Basra Körfezi sınırlarını aşmış durumda. Hint Okyanusu’nda bir Amerikan denizaltısının bir İran fırkateynini torpidolaması bunun en bariz örneğidir. Bu, Falkland Savaşı’ndan bu yana, kırk yılı aşkın süredir yaşanan ilk vakadır. Şunu bilmek mühimdir: İran gemisinde silah dahi yoktu ve 51 ülkenin gemilerinin insani misyonlarda ortak katılım provaları yaptığı uluslararası çok taraflı Milan deniz tatbikatından dönerken kendisini tamamen güvende hissediyordu. Bu esnada dikkat ediniz, ABD kendisini Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği güvenliği sorununun bizzat kendisinden soyutlamaktadır. Amerikalılar bunun yerine, sorumluluk yükünü başkalarına yıkmak amacıyla NATO üyelerini ve diğer ülkeleri kendi donanmalarını bu bölgeye göndermeye çağırdılar. NATO ülkeleri ise Washington’a olan tüm bağımlılıklarına rağmen, bu bölgedeki askeri eylemlere dahil olmaktan imtina etmektedirler.

Fakat Avrupa deniz kuvvetleri bunun yerine, sözde Rus “gölge filosunu”[3] avlamaya devam ediyor.

Rus limanlarından yük taşıyan filoya karşı gerçekten de emsalsiz bir kampanya başlatıldı; üstelik görünüşe göre üçüncü sınıf deniz devletleri bile buna dahil ediliyor. Bazı ülkeler, tankerleri, kuru yük gemilerini ve konteyner gemilerini avlama işinde ipin ucunu fena halde kaçırdılar.

Rus sıvılaştırılmış doğalgaz tankeri Arktik Metagaz’a Akdeniz’de düzenlenen saldırı, tarafımızca uluslararası bir terör eylemi olarak değerlendirilen son derece vahim ve çirkin bir vakadır. Elimizdeki bilgilere göre, Rus limanlarına seyreden gemilere yönelik terör ve sabotaj tehdidi riski azalmış değil. Bu bağlamda, deniz seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla tarafımızca kapsamlı bir tedbirler paketi geliştirilmiş ve uygulamaya konulmuştur.

Bu tedbirler neleri kapsıyor?

Yurtdışından gelen gemilerin denetimi gerçekleştirilmekte, armatörlerin deniz limanı idareleriyle operasyonel etkileşim usulleri belirlenmekte ve Rusya menfaatine yük taşımacılığı yapan gemiler üzerindeki denetim sıkılaştırılmaktadır. Üslere, limanlara, askeri ve ticari gemilere yönelik ani saldırı tehditlerini bertaraf etmek amacıyla, ekonomik faaliyet yürüten tüm deniz unsurlarına dair bilgiler gerçek zamanlı olarak işlenmektedir.

Liman başkanlıkları aracılığıyla Rus bayraklı gemilere mobil ateş grupları tarafından eskortluk talep etme imkânı değerlendirilmektedir. Şu anda gemilere özel savunma teçhizatlarının yerleştirilmesi üzerine de çalışmalar yürütülüyor. Ticaret filosunun Deniz Kuvvetleri gemileri tarafından konvoy halinde korunmasına yönelik tedbirler öngörülmektedir. Batı’nın Rus denizciliğine karşı başlattığı kampanyaya mukabele etmede, siyasi-diplomatik ve hukuki adımların çoğu zaman işe yaramadığını giderek daha sık müşahede ediyoruz. Avrupa ülkeleri tarafından denizde yeni tehditlerin ortaya çıkması halinde, tarafımızca ilave tedbirler de geliştirilecektir.

Amerika’nın planı, özellikle stratejik rakiplerinin sayısal üstünlüğünü dengelemek adına devasa otonom deniz sistemlerinin konuşlandırılmasına ve ucuz insansız su üstü ve su altı platformlarının üretimine ağırlık veriyor. Amerika’nın bu tür sistemlerden oluşan filolara sahip olması Rusya’yı tehdit edebilir mi?

Klasik donanma inşası konseptinin çağdaş gereksinimleri karşılamadığını düşünen pek çok ülke, deniz robotik sistemlerinin konuşlandırılmasına ihtimam göstermektedir. Örneğin Hindistan’da, hem deniz kuvvetleri hem de sivil donanma için gelişmiş insansız platformların tasarlanıp üretileceği ülkenin ilk merkezinin inşasına geçtiğimiz günlerde başlandı.

Rusya’da ise otonom, mürettebatsız ve uzaktan kumandalı su altı araçları halihazırda kullanılmaktadır; bilimsel enstitülerimiz ve tasarım bürolarımız bu tür teçhizatların yeni neslini geliştirmektedir. Bu alanda askeri bilimimiz yabancı muadillerinin gerisinde kalmamakta, aksine pek çok açıdan onların önünde gitmektedir. Şu anda deniz dronlarının yapımında uygulanabilecek en istikbal vaat eden çözümleri tespit etmek için yerli pazar analizi yapılmaktadır.[4] Kendi inisiyatifleriyle yabancı muadillerinden aşağı kalmayan prototipler üreten küçük özel şirketlere de bilhassa dikkat çekilmektedir.

Rusya’nın uzun bir süre daha deniz ticaretini korumak zorunda kalacağını mı öngörüyorsunuz?

Batılı stratejistler şu gerçeği uzun zaman önce idrak ettiler: Bir devlete kritik bir hasar vermenin yollarından biri, onun dış ticaret operasyonlarını abluka altına almaktır. ABD, İngiltere, Fransa ve bir dizi müttefikinin kilit deniz yolları üzerinde doğrudan siyasi, askeri ve finansal kontrol kurmayı hedeflemesi tesadüf değildir. Bu yüzden, deniz ticaretinin güvenliğini her daim temin etmek elzemdir. Her şeyden evvel Rusya için kendi deniz taşımacılığı potansiyeline -filoya, gemi inşa ve onarım tesislerine, liman kapasitelerine, operatörlere, sigortacılara vb.- sahip olmak hayati önem taşımaktadır. En yıkıcı yanılgılardan biri, ulusal bir ticaret filosuna sahip olmanın şart olmadığına ve şüpheli bir tasarruf uğruna yük taşımak için her zaman “kolay bir bayrak” (elverişli bayrak) bulunabileceğine dair inançtı.[5] Günümüzde ithalata bağımlı olmayan bir deniz ekonomisi modeli inşa etmeliyiz. Bu, diğer büyük deniz güçleriyle işbirliğini reddederek kendimizi dış dünyaya kapatacağımız anlamına gelmez. Tam aksine, küresel deniz ekonomisine entegre olmaya devam edecek ve ilgili ortaklarla etkileşim halinde olacağız. Ancak bu, sadece karşılıklı menfaat temelinde gerçekleşecektir.

Yakın zamanda onaylanan Amerikan Denizcilik Eylem Planı, esasen uzun bir aradan sonra ABD’nin ilk bütüncül denizcilik doktrini oldu. Size göre bu belge, Rusya için herhangi bir risk faktörü barındırıyor mu?

Belge şüphesiz oldukça ilgi çekici; biz de onu detaylı bir şekilde etüt ettik. Elbette belirli risklerden söz etmek mümkün; örneğin bu “Plan”da ilan edilen, Kuzey Kutbu’na yönelik daha aktif bir yayılmacılık ile Amerikan kutup denizciliğinin ve altyapısının geliştirilmesi bağlamında. Ancak bu doktrinin genel tonunu incelemenin ve ondan ne gibi dersler çıkarabileceğimizi düşünmenin çok daha ilginç olacağı kanaatindeyim.

Dikkat çeken bir husus var: Trump yönetimi göreve geldiği ilk aylardan itibaren, kapsamlı bir deniz gücünü istikrarlı bir şekilde inşa etme rotasını benimsedi. Sadece donanma potansiyelinden değil, bilhassa denizcilik faaliyetlerinin tüm yelpazesindeki kabiliyetlerden bahsediyorum. “Eylem Planı”nda gemi inşası ve yan sanayilerde teknolojik egemenliğin sağlanması, bu alanlara ucuz kredi akışının temin edilmesi, kıyı bölgelerinin kalkındırılması ve özel ekonomik bölgeler kurulması gibi hedefler belirlenmiştir. Gemi ve tekne inşasının daha sorumlu bir yaklaşımla yürütülmesinden, devasa boyuttaki bürokratik prosedürlerin ve proje dokümantasyonlarındaki bitmek bilmeyen değişiklik ve yeniden onaylama pratiklerinin ortadan kaldırılmasından, ayrıca gemi tasarımına yapay zekânın entegre edilmesinden söz ediliyor.[6] Bahsi geçen “Plan”da ABD denizcilik sektörünün modernizasyonunun büyük ölçüde, bilhassa gemi inşasında oldukça başarılı olan Japonya ve Güney Kore gibi stratejik ortakları üzerinden gerçekleştirilmesinin öngörüldüğünü belirtmekte fayda var. Nitekim Seul, ABD gemi inşasına yönelik 150 milyar dolarlık bir yatırım tasarısını şimdiden onayladı. Borçlanma fonlarını çekmek için devlet himayesinde mekanizmalar oluşturma fikri oldukça enteresan. Amerikan planının mantığı son derece yalın: Güçlü bir deniz ekonomisi yaratmak için ucuz paraya ve yüksek yetkinliklere ihtiyaç vardır; bu da kaçınılmaz olarak eğitime, ileri teknolojilere ve elbette üretim kapasitelerine odaklanmayı gerektirir.

Bunlardan herhangi biri Rusya için faydalı olabilir mi?

Evet, özünde Amerikalıların işaret ettiği reçetelerin birçoğu ülkemiz için de gerekli; nitekim bunların hatırı sayılır bir kısmı yıllardır yerli tersanelerimizde ve limanlarımızda uygulanmaktadır. Şu sıralar Denizcilik Kurulu bünyesinde, pek çok benzer tedbiri ihtiva edecek olan gemi inşasına dair federal bir yasa tasarısı hazırlanıyor.

19 Mart, Rusya’da Denizaltıcılar Günü[7] olarak kutlanıyor ve bu yıl aynı zamanda denizaltı filosunun 120. yıldönümüne denk geliyor.

Denizaltıcılar Günü, 1906 yılında denizaltıların muharip gemi sınıfı olarak donanma envanterine dâhil edildiği tarihe atfedilmiştir. Oysa daha 19. yüzyılda, bu yıl aynı zamanda 240. doğum yıldönümü kutlanan seçkin mühendis Karl Şilder[8] tarafından tasarlanan dünyanın ilk tamamen metal denizaltısının testleri Proletarya Fabrikası’nda yapılmıştı.

İki binli yılların başında Kamçatka, Primorye ve Murmansk bölgelerindeki denizaltı üslerinin yakınındaki askeri yerleşkeleri ziyaret etmiştim. Denizaltıcıların aileleriyle birlikte yaşadıkları o yerlerde gördüğüm tek şey yıkım ve yeisti[9]. Batılı danışmanlar ise hükümetin ekonomi blokundaki liberalleri, denizaltı filosunu tamamen hurdaya çıkarmaları için kışkırtıyorlardı. Devlet Başkanımızın kararları sayesinde denizaltı filosu korunmuş ve gücüne güç katılmıştır. Devlet Başkanı (Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin – ed. n.) gemi inşa bilimine, mühendislik eğitimine ve askeri personelin ailelerinin sosyal güvencesine özel bir ihtimam göstermektedir. Konut inşaları yeniden başlamış; kültür ve spor tesisleri, yeni okullar ve kreşler inşa edilmiştir.

Bugün denizaltıcıların profesyonelliği ve muharebe kabiliyeti, en modern teçhizatlarla birleşerek Rus Donanması’nı dünyanın en güçlü donanmalarından biri haline getirmektedir. Sevmaş Gemi İnşa Fabrikası’nın, Amirallik Tersanelerinin, Zvyozdoçka Gemi Onarım Tesisi’nin, Rubin ve Malahit Tasarım Büroları ile Krılov Bilimsel Merkezi’nin katkılarını bilhassa vurgulamak isterim. Denizaltı filosunun gerçek vatanseverleri tasarım bürolarında, fabrikalarda, denizde ve karada görev yapmaktadır. Onların arasında denizaltıcıları destekleyen aileleri, denizciliği romantize edip bunun hayalini kuran genç delikanlıları ve elbette Vatan’a olan sadakatleri yeni nesil subay ve erlere emsal teşkil eden donanma gazilerini de saymalıyız. Bayramlarını en içten dileklerimle kutluyorum.[10]


[1] Denizcilik Kurulu: Orijinal: Морская коллегия (Morskaya kollegiya): Çar I. Petro (Deli Petro) tarafından 18. yüzyılda kurulan “Admiralty Board”un (Amirallik Kurulu) modern bir yansımasıdır. Rusya’nın deniz jeopolitiğini, liman altyapılarını ve donanma stratejilerini sivil-askeri bir çatı altında birleştiren üst düzey bir devlet organıdır. Patruşev’in bu kurulun başında olması, Rusya’nın deniz jeopolitiğini bir “güvenlik” ve “beka” meselesi olarak gördüğünün ispatı gibidir. (ç.n.)

[2] Nikolay Patruşev: Eski FSB (Federal Güvenlik Teşkilatı) Direktörü ve Rusya Güvenlik Konseyi eski Başkanı. Rus devlet yapısındaki “Siloviki” (güvenlik bürokrasisinden gelen, şahin, güvenlikçi elitler) kanadının ideolojik mimarlarından biridir. (ç.n.)

[3] Gölge Filo: Orijinal: Теневой флот (Tenevoy flot): 2022 sonrası Batı yaptırımları ve petrol fiyat tavanı uygulamalarına karşı Rusya’nın oluşturduğu devasa, sicili ve mülkiyeti paravan şirketler (çoğunlukla üçüncü ülkeler) ardına gizlenmiş yaşlı petrol tankerleri filosunu ifade eder. Batı medyası bunu yasadışı bir kaçakçılık ağı olarak (”Dark Fleet”) etiketlerken, Rus söyleminde bu kavram devletin beka mücadelesinin ve ticari bağımsızlığının bir aracı olarak nötralize edilir. (ç.n.)

[4] Bu ifade, Rusya’nın askeri-sınai kompleksindeki paradigma değişimine de işaret eder. Sovyet döneminin devasa, hantal fabrikaları yerine, Ukrayna savaşıyla (veya 2026’daki bu fiktif krizle) önemi anlaşılan “garaj üretimi” dron teknolojilerine atıf yapar. Patruşev gibi bir Silovik’in özel teşebbüsü övmesi, devletin artık inovasyonu sadece emir-komuta zincirinde değil, “sivil vatanseverlikte” aradığını gösterir. (ç.n.)

[5] Elverişli Bayrak: Orijinal: Удобный флаг (Udobnıy flag): Denizcilik literatüründe gemilerin vergi ve denetim avantajı için Panama, Liberya gibi ülkelerin bayrağı altında yüzdürülmesini ifade eder. Ancak Patruşev’in buradaki tonu siyasidir. O, 1990’ların “liberal iktisat” anlayışını, Rus milli kimliğini yabancı bayraklar arkasına saklayarak “vatansızlaştırmakla” suçlar. Bu ifadeyle, sermayenin vatanı olduğunu ve “milli bayrağın” (stratejik özerkliğin) her türlü kâr marjından üstün olduğunu hatırlatır. (ç.n.)

[6] Rütbeler Tablosu ve Bürokrasi Geleneği (Çinoviçestvo): Orijinal: Чиновничество / Бюрократические процедуры: Patruşev’in “bürokratik prosedürlerin ortadan kaldırılması” vurgusu, Rusya’nın kadim Çinovnik (memur) çıkmazına bir göndermedir. Rusya tarihinde “Kâğıt üzerinde kalan donanmalar” (Potyomkin Köyleri misali), her zaman Rus askeri dehasının önündeki en büyük engel görülmüştür. Patruşev burada, Çarlık’tan miras kalan hantal yapının modern teknolojiyle (Yapay Zekâ) kırılması gerektiğini savunarak bir nevi “Teknokratik Çar” vizyonu çiziyor. (ç.n.)

[7] Denizaltıcılar Günü: Orijinal: День моряка-подводника (Den moryaka-podvodnika): Çar II. Nikolay’ın 19 Mart 1906 tarihli kararnamesiyle denizaltıların resmi bir gemi sınıfı olarak kabul edilmesinin anısına kutlanır. Rus askeri mitolojisinde Podvodnik (Denizaltıcı), en ağır fiziki ve psikolojik şartlara (denizin derinliklerindeki klostrofobi ve Toska’ya) dayanan, nükleer caydırıcılığın belkemiğini oluşturan sessiz ve elit bir kahraman figürüdür. 2000’deki Kursk denizaltısı faciası, bu asker sınıfına yönelik Rus toplumundaki trajik ve derin saygıyı pekiştirmiştir. (ç.n.)

[8] Karl Şilder (Rus Mühendislik Dehası): Patruşev’in mülakatta özellikle adını andığı Şilder (1785-1854), sadece bir mühendis değil, Rusya’nın Batı ile teknolojik yarışındaki sembol isimlerden biridir. İlk metal gövdeli denizaltıyı tasarlaması, Rusya’nın denizlerdeki “ilklerin öncüsü” olduğu iddiasını güçlendirir. Bu isimle okura şu mesaj verilir: “Denizaltı teknolojisi bize Batı’dan ihraç edilmedi; bu bizim genetik mühendislik mirasımızdır.” (ç.n.)

[9] Yıkım ve Yeis: Orijinal: Разруха и уныние (Razruha i unıniye): “Razruha”, sadece fiziksel bir yıkımı değil, Mihail Bulgakov’un Köpek Kalbi kitabında anlattığı gibi zihinlerdeki ve sistemdeki kaosu, çürümeyi de ifade eder. “Unıniye” ise Ortodoks teolojisinde yedi ölümcül günahtan biridir; derin, umutsuz bir keder, melankoli ve ataleti imler. Türkçede sıradan bir “çöküntü ve üzüntü” kelimeleri bu ağırlığı taşıyamazdı. Bu nedenle, 90’lı yılların (Yeltsin dönemi) travmasını ve ordunun hissettiği terkedilmişliği yansıtır. (ç.n.)

[10] “Gereksiz Adam”dan “Vatansever Mühendis”e: Rus edebiyatındaki Lişniy Çelovek (Gereksiz Adam) tipi, hayatın anlamını bulamayan, toplumdan kopuk aristokrattır. Patruşev’in mülakatın sonundaki “denizciliği romantize eden genç delikanlılar” ve “vatansever mühendisler” vurgusu, Rus toplumuna yeni bir kahraman prototipi sunmaktadır: Bir yere ait olan, üreten ve derinliklerde görev yapan “Lüzumlu Adam”. (ç.n.)

Patruşev’den seyrüsefer güvenliği ve Rusya Federasyonu’nun deniz sınırları üzerine

Rusya

Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.

Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.

Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.

Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.

Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.

Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.

İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.

Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.

Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.

Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.

Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.

Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.

Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.

Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.

Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.

Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.

Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.

Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.

Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.

Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bir komplonun anatomisi

Yayınlanma

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.


Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?

Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026

Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.

Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.

Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.

Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.

Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).

İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.

Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.

Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.

2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.

Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.

Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.

Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.

İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.

Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.

İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Yayınlanma

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.

Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.

FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.

FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.

Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.

Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.

Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.

Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.

Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.

Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.

Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English