Bizi Takip Edin

Avrupa

Polexit kapıda mı?

Yayınlanma

Polonya’nın Almanya ve Brüksel ile arasındaki çekişme, daha geniş ölçekte Brexit Britanyasının Avrupa’ya açtığı savaşın bir tezahürü.

Nazi işgali altındaki Polonya topraklarında işlenen suçların büyüklüğü göz önüne alındığında II. Dünya Savaşı’nın hatırası Polonya için hâlâ canlı. Savaş sonrasında Polonya-Almanya ilişkilerinin şekillenişi, savaş dönemine dair tartışmaların ve aynı zamanda savaşın sona ermesinden sonraki ilk yıllarda meydana gelen değişikliklerin gölgesinde gerçekleşti.

Sınır konusu geçen yüzyılda tartışmalıydı. Başlangıçta Oder ve Nysa Łużycka’yı esas alan sınır, Sovyetler Birliği’nin kurgusuydu. Alman Demokratik Cumhuriyeti (Doğu Almanya), Polonya’nın batı sınırının dokunulmazlığını 1950’ye kadar garanti altına almıştı, ancak 1991’e kadar bu muhafaza edildi.

Mesele Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra yeniden gündeme geldi. Aralık 1991’de Alman parlamentosu, iki ülke arasındaki sınırın kalıcılığını ve dokunulmazlığını onaylayan düzenlemeleri kabul etti.

Almanya tarafından Sovyetler Birliği’ne ve dolaylı olarak Polonya’ya ödenecek savaş tazminatı konusu, son yıllarda tekrar gündeme getirildi. Hasarın büyüklüğü göz önüne alındığında tazminatın toplamı, savaş ve işgal sırasında Polonya’ya verilen tahmini zarardan çok daha düşüktü.

Nitekim Polonya, Nazilerin imha politikasından en çok zarar gören ülke olmuştu. 1939 ve 1945 yılları arasında yaklaşık 6 milyon Polonya vatandaşı öldü, Nazilerin harap ettiği başkent Varşova başta olmak üzere birçok şehir neredeyse tamamen yerle bir oldu.

Almanya aleyhine bugün ortaya çıkan iddialar, ödenmemiş faturaların bir tezahürü olarak öne çıkıyor.

Tazminat konusu

Son aylarda Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki ve iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Almanya’dan İkinci Savaş’ın tazminatını istiyor.

Morawiecki, 10 Eylül’de Der Spiegel’e verdiği mülakatta talebin gerekçesini şöyle detaylandırdı: “6,2 trilyon zloti o kadar da fantastik bir miktar değil. Tüm Federal Almanya Cumhuriyeti’nin bütçesi, yani federal hükümetin bütçesi ile eyaletlerin bütçesiyle neredeyse aynı büyüklükte. Polonya, İkinci Dünya Savaşı’nda en çok ıstırap çeken ama zararı tazmin edilmemiş tek ülkedir. Önce Berlin hükümetine diplomatik bir nota ile hitap edeceğiz. […] Almanların, Polonya’nın 1953’te Doğu Almanya ile yaptığı anlaşmada tazminat talebinden caydığı yönündeki analizlerinin de yanlış olduğu kanaatindeyiz. Bir kere Polonya’yı bunu yapmaya zorlayan Sovyetler Birliği’ydi. Polonyalılar sosyalistlerden tazminat talep edemediler. Moskova, Varşova’daki sırdaşı Bolesław Bierut’u anlaşmaya zorladı ve konu Polonya parlamentosunun önüne bile gelmedi. Birleşmiş Milletler’e (BM) herhangi bir onay belgesi sunulmadı. Anlaşmayı tanımıyoruz. Polonya’daki kurbanların yarısının Yahudi kökenli vatandaşlar olması nedeniyle görüşmeleri Berlin’de yapmak ve İsrailli temsilcileri de davet etmek istiyoruz. Daha sonraki bir aşamada iddialarımızı uluslararası mahkemelere de taşımamız mümkün.”

Temmuz ayında ise Polonya Başbakan Yardımcısı ve PiS lideri Jaroslaw Kaczynski, Polonya’daki birçok insanın Almanya’ya karşı “Stockholm sendromundan” mustarip olduğunu söyledi. Gruetz kentinde seçmenlerle bir araya gelen Kaczynski, “Birçok Polonyalı, Stockholm sendromu denen şeyden, yani kurbanın cellada olan aşkından mustarip. Bundan kurtulmamız gerek. Ders çıkarmamız gerek” ifadelerini kullandı.

Almanya’nın Varşova ile hesaplaşmadığına işaret eden Kaczynski, konunun sadece İkinci Dünya Savaşı’nda işlenen suçlardan tazminat almakla ilgili olmadığını belirtti. Savaştan sonra yüz binlerce savaş suçlusunun Almanya’da hüküm giymediğini ve hatta birçoğunun makam sahibi olduğunu dile getiren Kaczynski, “Burada manevi tazminattan da söz ediyoruz” diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı, Berlin’in savaştan sonra 70 ayrı ülkeye tazminat ödediğini anımsatarak, “Mesela Meksika. Hiçbir zarar görmemiş olan bu tür ülkeler bile cüzi de olsa tazminat aldılar. İtalya tazminat aldı ama biz alamadık. Bu burada kalmaz” dedi.

Varşova ya da sağcı PiS hükümeti, tazminat konusunu özünde Almanya ile yaşadığı jeopolitik çekişmede bir kart olarak kullanıyor. Nitekim Almanya da geçmiş travmaların üzerine giderek yakın zaman önce Adolf Hitler’in yardımcılarından Bernd Freytag von Loringhoven’in oğlu Arndt von Loringhoven’i Polonya’ya büyükelçi olarak atamıştı.

Polexit mi?

Almanya’nın lokomotifi olduğu Avrupa Birliği, Polonya’yı Anayasa Mahkemesi yargıçlarının seçilmesi sürecinde haddinden fazla etkisi olduğunu ve dolayısıyla mahkemenin aldığı kararların hukuka değil, hükümetin siyasi iradesine dayandığı gerekçesiyle Varşova’yı “hukukun üstünlüğünün altını oymakla” suçluyor.

7 Ekim 2021’de Polonya Anayasa Mahkemesi, Brüksel’i kızdıran bir karar çıkardı. AB’nin bazı yasalarının Polonya Anayasası ile çeliştiğine karar veren mahkeme, gerekçeli kararda, artık ülkenin AB üyeliğinin ve imzalanan anlaşmaların, en yüksek hukuki yetkinin AB mahkemelerine devredilmesi gerektiği anlamına gelmediğini belirtti.

AB Komisyonu’nun Adaletten Sorumlu Üyesi Didier Reynders, aynı gün “Brüksel, Polonya’da AB hukukuna saygı gösterilmesini sağlamak için tüm araçları kullanacaktır. AB hukukunun ulusal hukuktan önce gelmesi ilkesi ve AB yargısı tarafından alınan kararların bağlayıcı niteliği, devletler konfederasyonunun merkezinde yer alır” açıklamasını yaptı.

Şu anda AB fonlarını kaybetmek istemeyen Varşova da Brexit’e şahit olan Brüksel de Polonya’nın AB’den ayrılmasını istemiyor. Ancak Berlin ve Brüksel, durumu kendi lehine çevirmek için önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerde eski AB Komisyonu Başkanı Donald Tusk’ı destekliyor.

Diğer yandan sonra aylarda hem Avrupa Parlamentosu hem de Varşova, ilk önce ödemelerin yapılacağı ve bunun yargı reformundan bağımsız bir süreç olduğu taahhüdünü verdi.

Fakat daha sonra Varşova ve Brüksel arasında uyum fonlarına ilişkin görüşmelerin sürdüğü teyit edildi. Polonya’nın AB Daimî Temsilcisi Andrzej Sadoś, PAP ajansına verdiği demeçte şunları söyledi: “Fonlar ve Bölgesel Politikalar Bakanı Grzegorz Puda’nın daha ileri programların kabul edildiğini ve Varşova’nın düzenlemelere uygun olarak bir sonraki programlar için uygun ilerlemeleri sağlayacağına söz verdiğini teyit edebilirim. Görüşmelerin birkaç ay içinde neticelendirilmesi bekleniyor.”

Bunun yanında Cumhurbaşkanı Andrzej Duda daha temkinli davrandı. TVP Info’ya mülakat veren Duda, şu ifadeleri kullandı: “Bu basında çıkan haberler doğrulanırsa AB kurumlarının Polonya siyasetine müdahale ettiği ve Polonya toplumunu, ülke yetkililerini koltuklarından etmeye zorladığı açığa çıkacaktır.”

Polonya Başsavcısı Zbigniew Ziobro ise daha açık konuşarak “AB fonlarının bloke edilmesinden sorumlu olanlar Platforma Obywatelska [Sivil Platform] ve Donald Tusk ve onlara Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de dahil olmak üzere büyük destek veren Alman politikacılardır” dedi.

Hem muhalefet hem de Avrupa Komisyonu, fonların Donald Tusk ve ekibi seçimleri kazanır kazanmaz verileceğini ima ediyor. Ayrıca ülkede gayri resmi seçim kampanyası halihazırda devam ediyor ve Berlin ve Brüksel’in desteklediği Donald Tusk’ın eli şimdilik güçlü görünüyor.

Brexit Britanyası ve Polonya

Varşova ile Brüksel arasındaki çekişme daha geniş ölçekte Brexit Britanyasının Avrupa’ya açtığı savaşın bir tezahürü.

Polonya, şu anda Litvanya, Letonya ve Estonya’nın yer aldığı Üç Deniz Girişimi’ne liderlik ediyor. İstihbarat bağlantılı Rus think-tank kuruluşu Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nden akademisyen Vladimir Kozin, Üç Deniz projesinin ana sponsorlarının ABD ve Büyük Britanya olduğuna vurgu yapıyor.

AB’den ayrılmasından bu yana Britanya, AB’ye alternatif olarak hem Polonya’yı hem de Ukrayna’yı içerecek yeni bir siyasi, ekonomik ve askeri ittifak kurmayı teklif ediyor…

Avrupa

Seçimi kaybeden Vučić’e Novi Sad faciası için sorgu talebi

Yayınlanma

Sırbistan’da erken genel seçimleri Öğrenci Listesi hareketinin kazanmasının ardından, 16 kişinin öldüğü Novi Sad tren garı faciası ve demiryolu projesindeki olası yolsuzluk soruşturması kapsamında eski Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in sorgulanması istendi.

Sırbistan’da Öğrenci Listesi hareketinin genel seçimleri kazanmasının ardından, eski Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in Novi Sad tren garındaki sundurma çökmesiyle ilgili sorgulanması yönünde talepler yükseldi.

Vučić’in istifası sonrasında Cumhurbaşkanı Vekili olarak görev yapan ve onun kurduğu Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) başkanlık divanı üyesi olan Ana Brnabić, bu çağrıları “cadı avı” diye niteledi.

Brnabić, asıl hedefin eski cumhurbaşkanını siyaset sahnesinden silmek olduğunu savundu. Bu çıkıştan kısa süre sonra Vučić de SNS meclis grubunun adını geçici olarak “Teröre Karşı Sırbistan” şeklinde değiştireceklerini duyurdu.

Tartışmayı ateşleyen yazı, seçimlerden üç gün bile geçmeden, 28 Ekim sabahı Forbes Serbia’da yayımlandı.

İvan Radak imzalı ve “Reddedilemeyecek teklif: Savcılar sundurma çökmesiyle ilgili neden Vučić’i sorgulamalı” başlıklı makalede, eski cumhurbaşkanının hem çökme soruşturmasında hem de Macaristan yönündeki demiryolu hattının modernizasyonunda olası yolsuzluk incelemesinde ifade vermesi gerektiği savunuluyor.

Dergi bu iddiasını yayımlanmış belgelere, basındaki haberlere ve soruşturma komisyonunun bulgularına dayandırıyor.

Forbes Serbia’nın değerlendirmesine göre bu veriler, Vučić’in projenin gidişatından haberdar olduğuna ve kabine üyelerinin de bilgilendirildiğine işaret ediyor.

Soruşturma komisyonu üyeleri Vesna Rakić-Vodinelić ile Jovan Rajić de eski cumhurbaşkanının özellikle organize suçlarla mücadele savcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında sorgulanması gerektiği görüşünde.

Brnabić ve Vučić’ten “devrimci terör” suçlaması geldi

Forbes Serbia’daki yazıyı X hesabından yorumlayan Ana Brnabić, muhalifleri sert sözlerle hedef aldı.

Brnabić paylaşımında, “Devrimci terör vaat ettiler ve devrimci terör görüyoruz. Seçim kampanyası sırasında Aleksandar Vučić’in konuşmasına izin vermediler. Seçim yasakları döneminde ise ülke yasalarına uyduğumuz için ne onun ne de içimizden birinin cevap veremeyeceğini bilerek kendisine saldırdılar, onun ve ailesinin hakkında yalanlar yaydılar. Şimdi, seçim zaferlerinden 72 saat bile geçmeden, Aleksandar Vučić’i tutuklatmak amacıyla ‘cadı avı’ başlattılar” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Vekili, eski cumhurbaşkanının sorgulanması için öne sürülen gerekçeleri de sorguladı.

“Bir düşünün; ülkenin cumhurbaşkanı en büyük ulusal projelerden birinin yürütülmesi hakkında bilgilendirilmiş ve onlara göre bu durum, Novi Sad’daki sundurma çökmesiyle bağlantılı olarak onu şüpheli yapıp sorguya çağırmak için yeterli bir gerekçe oluşturuyor?!” diye yazdı.

Projeyi denetleyen ve ek kontroller yapmadan onaylayan uzman komisyonu üyelerinin sorumluluğunun neden gündeme gelmediğini soran Brnabić, 2004 yılında Fransa’daki Charles de Gaulle Havalimanı’nda terminal çatısının bir kısmının çökmesini örnek gösterdi.

Dört kişinin öldüğü o faciadan sonra Fransız savcıların Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı baş şüpheli sıfatıyla sorgulayıp sorgulamayacağını sordu. Brnabić, “Burada amaç adaleti sağlamak değil, Aleksandar Vučić’i susturmak ve ortadan kaldırmaktır” dedi.

Vučić ise Brnabić’in açıklamasından hemen sonra partisinin meclis grubundaki isim değişikliğini ilan etti ve bu kararı ülkede yaşanan “devrimci teröre” bağladı.

Eski cumhurbaşkanı; Informer televizyonuna yapılan baskının ardından medyanın baskı altına alındığını, Kutsal Cuma günündeki dini törenlerin engellendiğini ve Novi Sad’daki lisenin müdürü Radivoje Stojković’in gözaltına alındığını belirterek muhaliflerini şiddet uygulamakla suçladı.

Şiddet olarak nitelediği bu olaylar sürdükçe meclis grubunun “Teröre Karşı Sırbistan” adını koruyacağını söyledi.

Euronews’ün aktardığına göre Vučić, “Her halükarda güçlü, ateşli ama adil, sorumlu ve ciddi bir muhalefet olacağız. Onların yaptığı gibi mecliste kadınları döveceksek, onlara maytap ve sis bombası atacaksak, bunu asla yapmayacağız” diye konuştu.

Sırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı

Novi Sad faciasından erken seçime uzanan kriz

Sırbistan’da siyasi dengeleri değiştiren süreç, 1 Kasım 2024 sabahı Novi Sad tren garında binanın bir bölümünün çökmesiyle başladı.

Blic gazetesinin verilerine göre çöken yapı 60 yılı aşkın geçmişe sahipti.

İlk aşamada 15 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Ancak yaralılardan 2006 doğumlu bir hastanın daha sonra Sırbistan Askeri Tıp Akademisi’nde yaşamını yitirmesiyle can kaybı 16’ya yükseldi.

Facianın ardından başlayan hükümet karşıtı kitlesel protestolar 2025 baharında da sürdü ve 15 Mart’ta Belgrad’ın merkezinde toplanan göstericiler, Cumhurbaşkanı Vučić’e yönelik taleplerini “Onun işi bitti!” yazılı pankartlarla dile getirdi.

Ülke genelindeki bu gösterilerin sonucunda muhalif sivil hareket Öğrenci Listesi doğdu.

Uzun süreli kitlesel eylemlerin tetiklediği siyasi kriz, eylül ayında Vučić’in parlamentoyu feshedip istifa etmesiyle erken seçime taşındı.

Seçime “sıradan bir vatandaş olarak” katılmak için görevini bıraktığını söyleyen Vučić, aynı ay iktidardaki Sırp İlerleme Partisi’nin resmi başbakan adayı gösterildi.

25 Ekim’de yapılan erken genel seçimlerde, Seçim Komisyonu’nun 8 bin 155 sandıktan çıkan sonuçlara göre Öğrenci Listesi yüzde 52,73 oy alırken, Vučić’in Birleşik Sırbistan koalisyonu yüzde 39,15’te kaldı.

Kesin sonuçlar açıklanmadan yenilgiyi kabul eden Vučić, “Bu seçimleri kaybettiğimiz ortada. Öğrenci Listesi kazandı” dedi. Rakiplerinin başarısını Avrupa ülkelerinin ve Amerikan “derin devletinin” desteğine bağlayan eski cumhurbaşkanı, siyasi mücadeleyi sürdüreceğine söz verdi.

Ayrıca, kazanan hareketin temsilcileri tam tersini söylese de yeni yönetimin Mart veya Nisan 2027’ye kadar Rusya’ya yaptırım uygulayacağını ileri sürdü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

ECB Başkanı Lagarde görevi bırakıyor

Yayınlanma

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, görev süresinin dolmasına sekiz ay kala, 7 Şubat 2027’de görevinden ayrılacağını açıkladı. Kararını Avrupa Konseyine resmen ileten Lagarde’ın yerine geçecek ismi belirlemek üzere liderler düzeyinde istişare süreci başlatıldı.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, görevinden planlanandan erken ayrılıyor.

Bankanın basın biriminden yapılan duyuruya göre Lagarde, 7 Şubat 2027 tarihinde başkanlık koltuğunu devredecek.

Normal şartlarda sekiz yıllık görev süresi Ekim 2027’de dolacak olan Lagarde, bu kararla görevini yaklaşık sekiz ay önce bırakmış olacak.

Lagarde, ayrılık kararını ECB Yönetim Konseyi üyelerine ve Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’ne başkanlık eden Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya resmen bildirdi.

Yönetim Konseyi toplantısında üyeler Lagarde’a hizmetleri için teşekkür etti ve karar uzun süre ayakta alkışlandı.

Banka basın sözcülüğü, yeni başkanın Avrupa Birliğinin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 283. maddesinde belirtilen aday belirleme sürecine göre atanacağını açıkladı. Adayın kim olacağına ve nihai karara Avrupa Konseyi yön verecek.

Kararın ardından sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama yapan Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, yeni başkan arayışının hemen başlayacağını duyurdu.

Costa, kurum içindeki devir sürecinin pürüzsüz ilerlemesi amacıyla halef belirleme takviminin gecikmeden işletileceğini ve liderlerin zamanında karar vermesi için adımların süratle atılacağını vurguladı.

Avro Bölgesi’nin para politikasını yönetmek üzere kurulan Avrupa Merkez Bankası, temel misyon olarak fiyat istikrarını ve avronun alım gücünü koruma görevini yürütüyor.

Kurum aynı zamanda bölgedeki ticari bankaların doğrudan denetim mekanizmasında da merkezi bir rol üstleniyor.

Lagarde’ın erken vedasına dair ilk işaretler daha önce basına yansımıştı. Reuters, 16 Ekim tarihli haberinde Dünya Ekonomi Forumu’nun (WEF) Lagarde’ı kasım ayı gibi erken bir tarihte başkanlık görevine getirmeyi planladığını ve bu durumun ECB’deki görevinden vaktinden önce ayrılmasına yol açabileceğini aktarmıştı.

Banka yönetiminde boşalacak bu kritik koltuk için kulislerde konuşulan isimler de netleşmeye başladı.

Reuters’ın aktardığı kulis bilgilerine göre olası adaylar arasında Hollanda Merkez Bankasının eski başkanı Klaas Knot ile İspanya Merkez Bankasının eski yöneticisi Pablo Hernández de Cos öne çıkıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB kapıyı kapattı: Savaş bitse de Kuzey Akım açılmayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Ukrayna’daki savaş sona erse dahi Kuzey Akım boru hatlarından Rus gazı almayacağını duyurdu. Brüksel, mevcut mevzuat uyarınca Rusya ile LNG sözleşmelerinin Ocak 2027’de, boru hattı gazı anlaşmalarının ise Eylül 2027’de tamamen sonlandırılacağını bildirdi.

Avrupa Birliği, Ukrayna’daki savaş sona erse dahi Kuzey Akım boru hatları üzerinden Rus gazı alımına yeniden başlamayacağını duyurdu.

Euronews’in aktardığına göre Avrupa Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho, Rusya’dan fosil yakıt tedarik etmenin gizli maliyetini çok iyi bildiklerini vurgulayarak enerji kaynaklarının bir silah gibi kullanıldığını ve Avrupa’nın bunun bedelini ödediğini söyledi.

Pinho’nun bu çıkışıyla Brüksel, Rusya ile ABD arasında boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesine dönük ortak girişimlere kapıyı kapatmış oldu.

Komisyon yetkilileri, Ukrayna’daki savaşın ardından sevkiyatın yeniden başlama ihtimaline ilişkin soruları yanıtlarken AB’nin mevcut mevzuatına işaret etti.

Birlik kuralları, gelecek yılın sonuna kadar Rus gazı ithalatının tamamen sona erdirilmesini öngörüyor.

Onaylanan takvime göre Rusya ile yapılan uzun vadeli sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sözleşmeleri Ocak 2027’de, boru hattı gazı sözleşmeleri ise aynı yılın eylül ayında geçerliliğini yitirecek.

Basın toplantısında söz alan Avrupa Komisyonu Enerji Sözcüsü Anna-Kaisa Itkonen de yürürlükteki mevzuatın yaptırımlarla veya herhangi bir jeopolitik gelişmeyle bağlantılı olmadığını belirtti.

Itkonen, sahada ne yaşanırsa yaşansın Avrupa pazarının Rus gazından ve LNG’sinden kademeli olarak tamamen çıkacağını kaydetti.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, haziran ayında yaptığı açıklamada, Kuzey Akım-2’nin hasar görmeyen tek hattı üzerinden gaz sevkiyatının Almanya’nın onay vermesi durumunda her an başlayabileceğini dile getirmişti.

Putin, “Kuzey Akım’ın sağlam kalan hattından yarın bile gaz akışı sağlanabilir, tek bir düğmeye basmak yeterli” diyerek gerekli altyapının korunduğunu ve bu adımın önünde ciddi bir siyasi engel görmediğini savunmuştu.

Almanya iç siyasetinde de hatların akıbetine dair zıt sesler yükseliyor. Ülkenin önde gelen partilerinden Almanya için Alternatif (AfD), Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki seçimleri kazanması halinde boru hatlarını tamir edip yeniden devreye sokma niyetini açıkladı.

AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel, partisinin eylül ayındaki seçim başarısının ardından Rus gazına dönülmesi ve Kuzey Akım hatlarının onarılması çağrısında bulundu.

Başbakan Friedrich Merz ise bu çağrılara karşı çıkarak Almanya’nın Rus enerji kaynaklarına bağımlı hale gelmesine izin vermeyeceğini duyurdu.

Diğer yandan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’nın Kuzey Akım projelerinden vazgeçmeyeceğini açıklamıştı.

Reuters’ın ekim ayı başında beş kaynağa dayandırdığı haberine göre Rus ve Amerikalı üst düzey yetkililer, Kuzey Akım boru hatlarına ABD’li bir yatırımcı çekilmesi konusunda görüşmeler yürüttü. Ancak mülkiyet yapısı bu müzakereleri zorlaştırıyor; zira hatların işletmecisi olan şirketin yüzde 51 hissesi Gazprom’a, toplam yüzde 31 hissesi iki Alman ortağa, kalan paylar ise Fransız ve Hollandalı şirketlere ait.

Ajansın bir kaynağı, Alman ortakların, Gazprom hisselerinin satılması halinde projedeki etkilerini korumak amacıyla paylarını ellerinde tutmak istediklerini aktardı.

Kuzey Akım hatları, 2022 yılındaki patlamaların ardından tamamen devre dışı kaldı. Saldırılarda ilk projenin her iki borusu ile ikinci projenin iki hattından biri ağır hasar gördü.

Rusya ile Almanya’yı birbirine bağlayan Kuzey Akım, yılda 55 milyar metreküp gaz taşıma kapasitesine sahipti.

Aynı kapasitede inşa edilen Kuzey Akım-2 ise Alman makamlarından gerekli sertifikaları alamadığı için hiçbir zaman ticari faaliyete geçemedi.

Putin ekim ayı sonunda patlamaları doğrudan terör eylemi olarak nitelendirdi ve olaydan “Anglosaksonları” sorumlu tuttu. Washington ve Londra yönetimleri ise iddiaları reddetti.

Olayla ilgili soruşturmada, aralarında Bornholm Adası yakınlarında boru hatlarına patlayıcı yerleştiren grupta yer aldığı öne sürülen profesyonel dalgıç Vladimir Juravlyov’un da bulunduğu Ukrayna vatandaşları gözaltına alındı.

Alman savcılığı tarafından sabotajcı grubun lideri olmakla suçlanan Sergey Kuznetsov da tutuklanan isimler arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English