Bizi Takip Edin

AVRUPA

Polonya Başbakanı, idam cezasının geri getirilmesini destekliyor

Yayınlanma

Polonya Başbakanı, iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nden (PiS) Mateusz Morawiecki, 1990’larda ‘zamanından önce’ kaldırılan idam cezasının yeniden düşünülmesi gerektiğini söyledi.

Başbakan, dini inançlarının gereğini yerine getiren bir katolik olmasına rağmen, idam  cezası konusunda kilise ile aynı fikirde olmadığını kaydetti.

Başbakan, seri katillik veya savaş suçu gibi ağır suçlar için idam cezasının olması gerektiğini savundu.

PiS geçmişte de idam cezasının geri gelmesine yönelik söylemlerde bulunmuştu. 2004 yılında, o zamanlar muhalefette bulunan PiS, verdiği kanun teklifiyle katiller için asılarak idamın yeniden getirilmesini istemiş, meclis çoğunluğu bu talebi reddetmişti.

Morawiecki’nin sözlerinin ardından konu hakkında açıklama yapan hükümet sözcüsü Piotr Müller, hükümetin gündeminde şu anda böyle bir mesele olmadığını söyledi.

Polonya tarihindeki son idam cezası, 1988 yılında bir kadına tecavüz edip öldüren 28 yaşındaki biri için uygulanmıştı.

Sosyalist hükümet bu olaydan birkaç ay sonra idam cezalarında erteleme (moratoryum, pratikte ortadan kaldırma) kararı almıştı. Polonya’nın 1997’deki yeni ceza yasasında idam cezası yer almamıştı. 2013’te ise Avrupa Konseyi’nin hiçbir koşulda idam cezası uygulanmayacağı yönündeki hükmüne Polonya da imza atmıştı.

AVRUPA

İsveç, 64 bin nükleer sığınak hazırlıyor

Yayınlanma

İsveç, Avrupa’daki artan savaş tehdidi gerekçesiyle 64 bin sivil savunma sığınağını nükleer, kimyasal ve biyolojik saldırılara karşı modernize etmek üzere 100 milyon kronluk (9,2 milyon avro) yatırım başlattı. İsveç Acil Durumlar Teşkilatı (MSB), çalışmaların 2-3 yıl süreceğini belirtirken, Başbakan Ulf Kristersson da ‘Rusya tehdidinin’ uzun vadeli olduğunu iddia ederek savunma harcamalarının artırılacağını açıkladı.

İsveç, Avrupa’daki savaş tehdidi gerekçesiyle sivil savunma sığınaklarını yenilemek için 100 milyon kron (9,2 milyon avro) yatırım yapacak.

İsveç Acil Durumlar Teşkilatı (MSB), yetkililerin planına göre ülkedeki 64 bin sığınağın tamamının vatandaşları olası bir nükleer saldırı ile kimyasal ve biyolojik silahlara karşı koruyacak şekilde modernize edileceğini bildirdi.

MSB, çalışmaların iki ila üç yıl süreceğini öngörüyor.

Ülkenin sığınak ağı, dünyadaki en büyüklerden biri olarak kabul ediliyor ve ülke nüfusunun yaklaşık üçte ikisine denk gelen 7 milyon kişiyi barındırma kapasitesine sahip.

Hâlihazırda, her biri birkaç bin kişi kapasiteli 25 büyük sığınağın yenilenme çalışmalarına başlandı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, mart ayı sonunda yaptığı açıklamada, savunma harcamalarını Soğuk Savaş döneminden bu yana rekor seviyeye çıkarma niyetinde olduklarını belirtti.

Başbakan Kristersson, yeni strateji çerçevesinde harcamaların 2030 yılına kadar Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 3,5’ine yükseltileceğini ifade etti.

Kristersson’a göre, ordunun modernizasyonu hazineye yaklaşık 300 milyar krona (yaklaşık 28 milyar avro) mal olacak.

İsveç, Rusya’nın Ukrayna’ya dönük askeri müdahalesinin ardından silahlı kuvvetlerini yenileme ve sivil savunmasını güçlendirme çalışmalarına hız verdi.

Bu dönemde ülke, 200 yılı aşkın süredir devam eden tarafsızlık politikasına son vererek NATO’ya üyelik başvurusunda bulundu ve 7 Mart 2024 tarihinde ittifaka resmen katıldı.

İsveç hükümeti ve Genelkurmay Başkanı, vatandaşlara olası bir savaşa hazırlıklı olmaları yönünde çağrılar yaptı.

İsveç, Kırım’ın Rusya Federasyonu’na bağlanması sonrasında zorunlu askerlik hizmetini yeniden yürürlüğe koymuş ve Baltık Denizi’ndeki Gotland Adası’nı yeniden askerîleştirmişti.

Ülke, şimdi de savunma harcamalarını istikrarlı bir şekilde artırıyor.

Harcamaların 2025 yılında 138 milyar krona (GSYİH’nin yüzde 2,4’ü) ulaşması hedefleniyor.

MSB, kasım ayında halka savaş ve diğer acil durumlara yönelik tavsiyeler içeren broşürler dağıttı.

Broşürde, “Güvenli olmayan bir dünya, hazırlık seviyesinin artırılmasını gerektiriyor. İsveç’e yönelik askeri tehdit arttı ve en kötüsüne, yani silahlı bir saldırıya hazırlıklı olmalıyız,” ifadeleri yer aldı.

Başbakan Kristersson, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı bir açıklamada, İsveç’in “savaşta olmadığını ancak barış içinde de sayılamayacağını,” zira ülkenin “bilgisayar korsanları, para, dezenformasyon ve sabotaj kullanılarak” yürütülen hibrit saldırılara maruz kaldığını belirtti.

Kristersson, “Görünen o ki Rusya tehdidi uzun vadeli. Savunmamız da buna göre şekillenmeli,” diye vurguladı.

İsveç’te halka ‘savaşa hazırlık’ broşürü dağıtıldı: Sivillere ne öğretiliyor?

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Almanya’daki Porsche fabrikaları tank üretmeye başlayacak

Yayınlanma

Alman lüks otomobil üreticisi Porsche, otomotiv sektöründeki sıkıntılar ve Alman hükümetinin savunma harcamalarını artırma planları doğrultusunda tank ve silah üretimine başlayabilir. Şirketin, 2024’teki 20 milyar avroluk zararın ardından yeni iş kolları aradığı ve savunma projelerine 2 milyar avroya kadar yatırım yapmayı değerlendirdiği belirtiliyor.

ESuT portalının haberine göre lüks otomobil üreticisi Porsche, Almanya’daki otomotiv endüstrisinin karşılaştığı sorunlar ve hükümetin savunma harcamalarını artırma planları nedeniyle tank ve silah üretimine başlayabilir.

Haberde, şirketin geçen sene 20 milyar avro zarar etmesinin ardından yönetimin katı tasarruf tedbirleri üzerinde durduğu ve yeni iş kolları aradığı belirtildi.

Porsche’nin savunma projelerine 2 milyar avroya kadar yatırım yapabileceği ve halihazırda insansız hava aracı (İHA) geliştiren Quantum Systems adlı startup’a yatırım yaptığı da ifade edildi.

Askeri ürünlerin üretimi, şirket için adeta “köklerine dönüş” anlamına gelecek.

1931 yılında kurulan şirket, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordusu için çeşitli teçhizatlar üretmişti.

Porsche’nin kurucusu Ferdinand Porsche, Tiger (P) ağır tankını, Maus süper ağır tankını ve Ferdinand kundağı motorlu tanksavar topunu bizzat tasarlamıştı.

Ayrıca Porsche, 1958’den itibaren 1963 yılında Leopard 1 adını alan tankın yanı sıra diğer muharebe araçlarının geliştirilmesinde de yer almıştı.

Büyük ölçüde ihracata dayalı olan Alman otomotiv sektörü, Çin ekonomisindeki yavaşlama nedeniyle gerileme yaşadı.

Sektör ayrıca, Çinli elektrikli araç üreticileri karşısında rekabette geri kaldı.

Sonuç olarak, Alman makamlarının savunmaya 200 milyar avro harcamayı planlaması ve bu amaçla uzun süredir devam eden devlet borçlanması kısıtlamalarını kaldırmasıyla birlikte bazı şirketler askeri teçhizat üretimine yönelmeye başladı.

Daha önce Almanya’nın en büyük savunma şirketi Rheinmetall, otomotiv parçaları üreten iki fabrikayı askeri ihtiyaçlar için yeniden yapılandıracağını duyurmuştu.

TRML-4D radar sistemleri üreten Hensoldt ise büyük otomotiv yedek parça tedarikçileri Bosch ve Continental’den yaklaşık 200 işçiyi işe almak üzere görüşmeler yürütüyor.

Hensoldt CEO’su Oliver Dörre, “Otomotiv endüstrisindeki zorluklar bizim için bir avantaja dönüştü. Savunma sanayisini Alman ekonomisinin lokomotifi olarak görmeliyiz, eskisinden daha önemli bir rol oynayacak,” dedi.

Almanya’nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) 2023-2024 yıllarında daraldı ve 2019’dan bu yana neredeyse hiç değişmedi.

Aynı zamanda, Alman Sanayicileri Federasyonu’na göre, sanayi üretimindeki düşüş pandemi öncesi seviyeye göre yüzde 11 oldu.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün değerlendirmesine göre, Avrupa Birliği (AB) savunma harcamalarını GSYİH’nin mevcut yüzde 2’sinden yüzde 3,5’ine çıkarırsa, AB GSYİH’si yılda ek olarak yüzde 0,9 ila 1,5 arasında büyüyebilir.

Enstitü ekonomisti Johannes Binder, gelişmiş sanayi altyapısına sahip Almanya için büyüme oranlarının bu aralığın üst sınırında olacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Avrupa, Ukrayna’ya ‘barış gücü’ için NATO’yu kullanmak istiyor

Yayınlanma

Batılı ülkelerden oluşan bir koalisyon tarafından hazırlanan planlara göre NATO, Ukrayna’da bir barış anlaşmasını garanti altına almak için önerilen bir Avrupa askeri misyonuna yardımcı olarak kilit bir rol oynayabilir.

Planlar hakkında bilgi sahibi yetkililerin Financial Times’a (FT) verdiği bilgiye göre, Fransa ve Birleşik Krallık’ın öncülük ettiği görüşmelerde tartışılan öneri, NATO’nun komuta ve kontrol yapılarının Ukrayna’da bir “güvence gücünün” konuşlandırılmasında kullanılmasını öngörüyor.

Teklife göre bu güç aynı zamanda ittifakın ortak istihbarat, gözetleme ve keşif yeteneklerinden de faydalanacak. Yetkililer, önerinin tartışılmakta olan çok sayıda seçenekten biri olduğunu ve nihai bir anlaşmadan önce değiştirilebileceğini söyledi.

NATO’nun katılımı, “güvence gücü” destekçileri tarafından ABD’yi dolaylı olarak bu çabaya dahil etmenin ve Washington’un zımni desteğini sağlamanın bir yolu olarak da görülüyor. 

ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa liderliğindeki herhangi bir misyonda doğrudan yer almayı reddediyor, fakat ABD’nin Avrupa’daki askeri yetenekleri NATO’nun tüm operasyonlarının ayrılmaz bir parçası.

Yetkililerden biri, “[Ukrayna’ya] düzinelerce ülkeden varlık konuşlandıracaksak, NATO gerçekten de kullanabileceğimiz tek [komuta ve kontrol] seçeneği,” dedi.

Bu gücün, Rusya ile ateşkesin uygulanması halinde Avrupa’nın Ukrayna’nın güvenliğine olan bağlılığına dair güvence vermesi ve Moskova’yı yeniden saldırmaktan caydırması amaçlanıyor.

Paris ve Londra’nın öncülüğünde 30 kadar ülkenin lider ve bakanlarının katılımıyla yürütülen “koalisyon” görüşmeleri, ABD’nin bir tür “acil durum desteğinin” herhangi bir konuşlandırma için çok önemli olduğunu defalarca vurguladı. ABD koalisyonun bir üyesi değil.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de liderlerin görüşmelerine katıldı ve üst düzey NATO yetkililerini grubun teknik düzeydeki toplantılarına gönderdi. NATO’nun Brüksel’deki merkezi önümüzdeki hafta koalisyon savunma bakanlarının bir sonraki toplantısına da ev sahipliği yapacak.

Yetkililerden bir diğeri, “Siyasetçiler ve diplomatlar böyle bir şeyi yürütmenin ne demek olduğunu gerçekten bilmiyorlar. Başından beri askerlere ihtiyacınız var,” diye konuştu.

NATO’nun komuta ve kontrol yapıları ve diğer varlıkları, AB tarafından yürütülenler de dahil olmak üzere NATO dışı görevler için kullanılabilir. Fakat bunun için ittifak üyelerinin oybirliğiyle onayı gerekiyor.

Koalisyonun bazı üyeleri, Trump’ın ateşkesi kabul ettikten sonra Ukrayna’ya herhangi bir şekilde müdahil olmak istemediğini belirtmesi nedeniyle askeri ittifakı herhangi bir nihai teklife dahil etme konusunda çekingen davranıyor.

Aralarında İtalya’nın da bulunduğu bazı ülkeler bunun yerine BM’nin barışı koruma operasyonlarında koordinasyon rolü oynamasını istedi. Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’ndeki vetolarından çekinen diğer ülkeler ise buna karşı çıkıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English