Amerika
İki İsrail elçiliği çalışanını öldüren Elias Rodriguez manifesto yazmış

Washington’daki Capital Jewish Museum’da 2 İsrail Büyükelçiliği çalışanını öldüren Elias Rodriguez’in yazdığı manifesto ortaya çıktı.
Gazeteci Ken Klippenstein’ın Substack hesabından yayınladığı manifesto, Rodriguez’in Gazze’de devam eden İsrail işgaline karşı, Filistinliler ve Filistin için kendini feda eden ABD’li Aaron Bushnell gibi isimler için silahlı eylem kararı aldığına işaret ediyor.
Klippenstein, “Bu belgenin gerçek olduğuna inanıyorum, çünkü Rodriguez tarafından imzalanmış ve kolluk kuvvetleri veya herhangi bir medya tarafından adı açıklanmadan çok önce tarih atılmış,” diye yazıyor.
Belgeyi yayınlama amacının “şiddeti övmek” olmadığını, bilakis şiddeti “iğrenç bulup kınadığını” söyleyen gazeteci, “halkın olan bitenin gerçeğini daha iyi anlayabilmesi için” bunu yaptığını belirtti ve “Bu metinlerin içeriğiyle yüzleşmeyi reddetmek, genellikle bilgi boşluğu yaratır ve bu boşluk, gerçekleri çarpıtabilecek sahte belgeler, komplo teorileri veya yetkililer tarafından seçici bir şekilde sızdırılan bilgilerle hızla doldurulur. Özellikle siyasetin söz konusu olduğu durumlarda, güneş ışığının en iyi dezenfektan olduğuna inanıyorum, ki bu belge de bunun bir örneğidir,” diye yazdı.
Klippenstein, manifestonun, Gazze’deki savaşı temel meselesi olarak gösteri cinayetleri de siyasi protesto eylemi olarak nitelendirdiğine işaret ediyor.
Elias Rodriguez’in manifestosu şöyle:
“20 Mayıs 2025
Halintar, gök gürültüsü veya şimşek gibi bir anlamı olan bir kelimedir. Bir olayın ardından insanlar onun anlamını açıklayan bir metin ararlar, işte bu da bir deneme. İsraillilerin Filistin’e karşı işlediği zulümler tarif edilemez ve sayılamaz. Çoğunlukla açıklamaları okumak yerine, bazen canlı olarak videolarda izliyoruz. Birkaç ay içinde hızla artan ölü sayısı, İsrail’in ölü saymayı sürdürme kapasitesini bile ortadan kaldırdı, bu da soykırımına çok yaradı. Bu yazının yazıldığı sırada Gazze Sağlık Bakanlığı, travmatik güç kullanımı sonucu 53.000 kişinin öldüğünü, en az on bin kişinin enkaz altında yattığını ve önlenebilir hastalıklar ve açlıktan kaç bin kişinin daha öldüğünü, on binlerce kişinin ise İsrail ablukası nedeniyle açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildiriyor. Tüm bunlar Batı ve Arap hükümetlerinin suç ortaklığıyla mümkün oldu. Gazze Enformasyon Bürosu, enkaz altında yatan on bin kişiyi de kendi sayısına dahil ediyor. Haberlerde, aylarca enkaz altında kalan “on bin” kişiye yer veriliyor, ama enkazlar sürekli olarak daha da büyütülüyor, defalarca bombalanıyor ve enkazların arasında çadırlar bombalanıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Krallık ve ABD’nin bombardımanı altında yıllarca birkaç bin olarak sabit kalan Yemen’deki ölü sayısı, geç de olsa 500 bin olarak açıklandı. Tüm bu rakamlar neredeyse kesin olarak suç teşkil eden eksik sayımlardır. Ölü sayısının 100.000 veya daha fazla olduğu tahminlerine inanmakta hiçbir zorluk çekmiyorum. Bu yılın mart ayından bu yana, “Protective Edge” [Koruyucu Hat] ve “Cast lead” [Dökme Kurşun] operasyonlarında ölenlerin toplamından daha fazla insan öldürüldü. Bu noktada, parçalanmış, yanmış ve havaya uçmuş insanlardan kaçının çocuk olduğu hakkında daha ne söylenebilir? Bunun olmasına izin veren bizler, Filistinlilerin bağışlamasını asla hak etmeyeceğiz. Onlar da bunu bize açıkça belirttiler.
Silahlı eylem her zaman askeri eylem değildir. Genellikle değildir. Genellikle tiyatro ve gösteri gibidir, bu özelliği birçok silahsız eylemle ortaktır. Soykırımın ilk haftalarında gerçekleşen şiddet içermeyen protestolar bir tür dönüm noktası gibi görünüyordu. Daha önce hiç bu kadar çok insan Batının sokaklarında Filistinlilere katılmıştı. Daha önce hiç bu kadar çok Amerikalı politikacı, en azından retorik olarak, Filistinlilerin de insan olduğunu kabul etmek zorunda kalmamıştı. Ama şu ana kadar retorik pek bir işe yaramadı. İsrailliler, Amerikalıların Filistinlileri yok etmek için kendilerine verdikleri serbestlikten duydukları şoku övünerek anlatıyorlar. Kamuoyu soykırımcı apartheid devletine karşı tavır aldı ama Amerikan hükümeti omuz silkti; kamuoyu ne derse desin, protestoları suç sayabilecekleri yerlerde suç sayacak, suç sayamayacakları yerlerde ise İsrail’i kısıtlamak için ellerinden geleni yaptıkları yönünde sönük güvencelere boğacak. Aaron Bushnell ve diğerleri katliamı durdurmak umuduyla kendilerini feda ettiler ve devlet, onların fedakarlıklarının boşuna olduğunu, Gazze için umut olmadığını ve savaşı ülkemize taşımaya gerek olmadığını hissettirmeye çalışıyor. Onların başarılı olmasına izin veremeyiz. Onların fedakarlıkları boşuna değildi.
O halde, hükümetimizin temsilcilerinin bu katliama yardım ve yataklık etmelerinden duydukları cezasızlık, bir yanılsama olarak ifşa edilmelidir. Gördüğümüz cezasızlık, soykırımcıların hemen yakınında bulunanlar için en kötüsüdür. Guatemala devleti tarafından Maya soykırımının kurbanlarını tedavi eden bir cerrah, katliam sırasında ağır yaralanan bir hastayı ameliyat ederken, aniden silahlı adamların odaya girip hastayı ameliyat masasında vurarak öldürdüklerini ve onu öldürürken güldüklerini anlatıyor. Hekim, en kötüsünün, iyi tanıdığı katillerin, olaydan yıllar sonra yerel sokaklarda alenen dolaşmalarını görmek olduğunu söylemişti.
Başka bir yerde, vicdanlı bir adam, Vietnam’ın katili Robert McNamara’yı, feribotun salonunda arkadaşlarıyla gülerek otururken gördüğü aynı cezasızlık ve kibirden öfkelenerek, Martha’s Vineyard’a giden feribottan denize atmaya çalıştı. Adam, McNamara’nın “tavrına” itiraz etmiş ve o tavrın “Geçmişim gayet iyi, burada iyi dostum Ralph ile birlikte bir bar taburesinin üstüne çöküp takılabilirim, sen de buna katlanmak zorundasın” dediğini söylemişti. Adam McNamara’yı iskeleden suya atmayı başaramadı, eski dışişleri bakanı korkuluğa tutunup ayağa kalkmayı başardı, ama saldırgan girişiminin değerini şöyle açıkladı: “Onu dışarı çıkardım, ikimiz başbaşa kaldık ve birdenbire geçmişi o kadar da iyi olmadı, değil mi?”
Silahlı gösterilerin ahlakı hakkında birkaç söz. Soykırıma karşı olan bizler, faillerin ve suç ortaklarının insanlıklarını yitirdiklerini savunmaktan memnuniyet duyarız. Bu görüşe sempati duyuyorum ve ekran aracılığıyla bile olsa tanık olduğu zulmü kabul edemeyen ruhu yatıştırmadaki değerini anlıyorum. Fakat insanlık dışı davranışlar, uzun zamandır şok edici derecede yaygın, sıradan ve yavan bir insani olduğunu göstermiştir. Bir fail, sevgi dolu bir ebeveyn, saygılı bir çocuk, cömert ve yardımsever bir arkadaş, cana yakın bir yabancı, kendisine uygun olduğunda ve bazen uygun olmadığında bile ahlaki güce sahip olabilir, ama yine de bir canavar olabilir. İnsanlık, kimseyi sorumluluktan muaf tutmaz. Bu eylem, 11 yıl önce, benim kişisel olarak Filistin’deki acımasız davranışlarımızın farkına vardığım Protective Edge operasyonu sırasında da ahlaki olarak haklı olurdu. Ama çoğu Amerikalı için böyle bir eylem anlaşılmaz, delice görünebilirdi. Bugün en azından birçok Amerikalının bu eylemi son derece anlaşılır ve garip bir şekilde, yapılacak tek mantıklı şey olduğunu düşünecek olması beni mutlu ediyor.
Seni seviyorum anne, baba, küçük kardeşim, sen O***** da dahil olmak üzere tüm ailem,
Özgür Filistin
-Elias Rodriguez”
Amerika
Demokratlar 2028 takviminde anlaşamazken Rubio Vance ile farkı kapattı

ABD’de 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Demokrat Parti ön seçim takvimi konusunda derin anlaşmazlıklar yaşarken anketler aday listesinin şekillendiğini gösteriyor. Cumhuriyetçi kanatta ise İran savaşı ve başarısız barış görüşmelerinin gölgesinde Başkan Yardımcısı Vance oy kaybederken Dışişleri Bakanı Rubio aradaki farkı kapattı.
Demokratlar 2028 başkanlık ön seçim takviminin sırası ve takvim hakkındaki kararın ne zaman alınacağı konusunda uzlaşamıyor.
Partinin önümüzdeki ay Teksas eyaletindeki Austin’de yapacağı ulusal toplantıda takvimi kesinleştirerek eyaletlere ve potansiyel adaylara öngörülebilirlik sağlama fikri ile bu tartışmayı ara seçimlerin sonrasına bırakma seçeneği arasında bölünüyor.
Kararın ertelenmesini savunanlar, bu yılki ön seçimlerde su yüzüne çıkan anlaşmazlıklar ortamında parti içi birliği tehdit edecek kırgınlıkların önüne geçmeyi hedefliyor.
Tartışmanın merkezinde Siyah seçmenlerin parti içindeki gücü ve bu kesime gösterilen öncelik yer alıyor. Mevcut plana göre Mart 2028’deki Süper Salı öncesinde Güney, Orta Batı, Kuzeydoğu ve Batı bölgelerinde birer ön seçim yapılması ve delegelerin dağıtımı öncesinde seçmenlerin görüşünün alınması öngörülüyor.
Ancak Nevada ve buradaki İspanyol kökenli seçmenlerin Güney Karolina’nın önüne alınması durumunda Siyah seçmenlerin göz ardı edildiği hissine kapılabileceği değerlendiriliyor. Öte yandan Virginia eyaleti de Güney Karolina’nın geleneksel “Güney’deki ilk ön seçim” konumunu ele geçirmeye çalışıyor.
Parti yönetimi takvim konusunda karar veremezken seçmen adımlarını atmayı sürdürüyor. Emerson College tarafından yapılan yeni anket, ilk dönemde önde görünen Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın kan kaybetmeye devam ettiğini, Pensilvanya Valisi Josh Shapiro ve Kentucky Valisi Andy Beshear’ın ise oy oranlarını artırdığını ortaya koyuyor.
Anketin dikkat çeken bulgusu ise eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg’in Newsom’ın önüne geçerek liderliğe yükselmesi oldu. Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ise partisinin aşırı sol kanadındaki en güçlü aday konumu koruyor.
Emerson College anketinde yer verilmeyen ancak New Hampshire Üniversitesi tarafından yapılan son Granite State Poll anketinde üçüncü sırada yer alan Arizona Senatörü Mark Kelly, potansiyel bir başkanlık kampanyası için büyük miktarda fon topladı.
Kelly bu ankette Ocasio-Cortez ve Buttigieg’in ardından üçüncü sıraya yerleşerek Newsom’ı geride bıraktı. Kelly’nin partideki kimliği, eski Temsilciler Meclisi Üyesi olan eşi Gabby Giffords ile kurduğu ortaklığa dayanıyor.
Senato oturumlarında Trump yönetimi yetkililerine yönelttiği eleştiriler ve konuşma videolarıyla internet ortamında öne çıkan Georgia Senatörü Jon Ossoff ise New Hampshire’daki Demokrat seçmenler arasında yüzde 2 oy oranında kaldı.
New York Times’ın potansiyel adaylar listesinde yer alan isimlerin yanı sıra eyalet yasaları gereği ilk ön seçimi düzenlemek zorunda olan New Hampshire’ın konumu öne çıkıyor.
Demokratların seçmen yapısı çoğunlukla beyaz olan bu eyaleti geriye itme çabalarına rağmen New Hampshire ilk sırada kalmayı sürdürüyor. 2024 yılında Başkan Joe Biden yarışmayacağını açıklayıp ardından yarışa dahil olmak zorunda kalmıştı.
Cumhuriyetçilerde Vance kan kaybediyor, Rubio yükselişte
Cumhuriyetçi Parti tarafında ise takvim daha net bir tablo sunuyor. Sıralamanın Iowa, New Hampshire, Nevada ve Güney Karolina şeklinde olması bekleniyor.
Cumhuriyetçi aday adayı tablosunda Başkan Yardımcısı JD Vance’in anketlerdeki üstünlüğü eriyor. Şubat ayında New Hampshire’da yüzde 53 oy oranına sahip olan Vance’in en yakın rakibi Dışişleri Bakanı Marco Rubio yüzde 7 seviyesindeydi. Beş ay sonra yapılan son ölçümlerde Rubio oy oranını yüzde 26’ya çıkarırken Vance yüzde 35’e geriledi.
Emerson’ın ulusal anketinde Rubio aradaki farkı kapatmayı başardı. Şubat ayında Vance’in 32 puan gerisinde (yüzde 52’ye karşı yüzde 20) yer alan Rubio, son ankette oy oranını yüzde 36’ya çıkararak Vance’in (yüzde 35) önüne geçti.
Vance’in anketlerdeki gerileyişinin temel nedeni olarak ABD’nin İran ile yürüttüğü savaş gösteriliyor. Yönetimin savaşı yürütme biçimi, Cumhuriyetçi seçmenler de dahil olmak üzere kamuoyunda tepki topluyor.
Başkan Donald Trump’ın Vance’i başarısızlıkla sonuçlanan barış görüşmelerinin temsilcisi konumuna getirmesi, Başkan Yardımcısı’nın seçmen nezdindeki konumunu olumsuz etkiledi.
Savaşa karşı çıkan Cumhuriyetçiler Vance’in süreci sonlandıramamış olmasından rahatsızlık duyarken, askeri harekatın tamamlanmasını savunan kesimler Vance’i bu hedefi zayıflatmakla suçluyor.
Amerika
Meta, veri merkezi finansmanında daha yüksek borçlanma maliyetleri ile karşı karşıya

Tahvil yatırımcıları, Meta tarafından desteklenen ve değeri 12 milyar dolar olan en son veri merkezi anlaşmasında, sadece dokuz ay önce elde edilen koşullara kıyasla önemli ölçüde daha yüksek getiriler bekliyor.
Konuya yakın kaynakların Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Teksas’ın El Paso kentinde yer alan yaklaşık bir gigawatt kapasiteli veri merkezi projesi, BlackRock’a ait bir özel amaçlı araç aracılığıyla tahvil satışı yapmaya hazırlanıyor ve ilk görüşmelerde yüzde 7’nin üzerinde getiri teklif ediliyor.
Bazı yatırımcılar, geçen ekim ayında rekor kıran bir kurumsal tahvil satışıyla 27 milyar dolar toplayan Meta’nın önceki “Hyperion” veri merkezi anlaşmasına kıyasla yaklaşık 0,4 puanlık bir risk primi talep ediyor.
Kaynaklar, fiyat görüşmelerinin henüz erken aşamalarda olduğunu ve anlaşmanın önümüzdeki Pazartesi günü resmi olarak başlatıldığında bu rakamların değişebileceğini de ekledi.
Yatırım notu yüksek tahvillere odaklanan bir kredi yatırımcısı, “On milyarlarca dolarlık tahvil sattığınızda, maliyetlerdeki 0,1 puanlık bir artış bile her yıl on milyonlarca dolarlık ek faiz giderine yol açar. Bu, yüksek notlu piyasada çok önemli bir husustur,” dedi.
Artan borç maliyetleri, son aylarda büyük teknoloji şirketlerinin öncülüğünde yaşanan borçlanma çılgınlığının ardından, kredi verenlerin yapay zeka alanındaki artan maruziyetlerine karşı giderek artan temkinli tavrını yansıtıyor.
Bu durum, hisse senedi yatırımcılarının sektördeki patlamanın sürdürülebilirliği konusunda endişelenmesi nedeniyle yapay zeka ile bağlantılı hisse senetlerinde yaşanan yoğun satış dalgasıyla eş zamanlı olarak ortaya çıkıyor.
Louisiana’daki Meta’nın “Hyperion” projesine bağlı, Beignet Investor adlı bir özel amaçlı şirket (SPV) aracılığıyla satılan tahviller perşembe günü dolar başına yaklaşık 96 sentten işlem görüyordu.
Yeni borç, Sopaipilla Investor adlı bir araç tarafından satılacak. Sopaipilla, Teksas projesinde yüzde 80 hisseye sahip olacak; kalan yüzde 20 ise Meta’ya ait olacak.
S&P analisti Viviane Gosselin, “Bu, önceki anlaşmanın neredeyse birebir aynısı,” dedi.
Teknoloji şirketleri, yapay zeka yarışında sermaye toplarken bilançolarını temiz tutmanın yollarını aradıkça, şirketin kendisi yerine bir proje kuruluşu aracılığıyla borçlanma giderek daha popüler hale geldi.
Geçen ay, Anthropic, grafik işlem birimlerinin kiralanması ve Broadcom’un garantisiyle desteklenen bir finansman paketi aracılığıyla 35 milyar dolar borç aldı.
2048’de vadesi dolacak olan Sopaipilla tahvili, 2028’de başlayacak Meta’nın 20 yıllık kira ödemeleriyle teminat altına alındı.
S&P Global’e göre, Meta’nın her dört yılda bir dört yenileme opsiyonu bulunmakla birlikte, kira sözleşmesini erken feshetmesi durumunda yüksek bir fesih bedeli ödemek zorunda kalacak ve bu da kredi verenlere daha güçlü bir koruma sağlayacak.
Meta ayrıca, başlangıç bütçesinin yüzde 105’ini aşan her türlü maliyet fazlasını karşılayarak inşaat risklerini üstleniyor.
Falat fiziki varlıklar üzerinde doğrudan bir rehin bulunmuyor. Derecelendirme kuruluşu bir raporunda, şantiyede projeyi 18 aydan fazla geciktirecek ciddi bir kaza meydana gelmesi durumunda Meta’nın herhangi bir ceza ödemeden kira sözleşmesini feshedebileceğini belirtti.
S&P, tahvillere Meta’nın AA- notunun bir basamak altında olan A+ notunu verdi.
Gosselin, “Bizim açımızdan bu çok sağlam bir yapı,” dedi.
Fitch ve KBRA ise anlaşmaya, Meta’nın kurumsal notuyla aynı olan AA- notunu verdi.
Amerika
Amerikalıların yüzde 36’sı Çin’i yapay zekada ABD’den önde görüyor

Pew Araştırma Merkezinin anketine katılan ABD’lilerin yüzde 36’sı Çin’in yapay zeka geliştirmede ABD’den daha ileride olduğuna inanıyor. Yalnızca yüzde 12’lik kesim ABD’nin ileride olduğunu düşünürken bu veriler, Trump yönetiminin Çinli Moonshot AI şirketine yönelttiği fikri mülkiyet hırsızlığı suçlamalarının ardından yayımlandı.
Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan yeni bir anket, ABD’deki katılımcıların çoğunluğunun yapay zeka geliştirme konusunda Çin’in ABD’den daha ileride olduğuna inandığını ortaya koydu.
Çıkan sonuçlar, Trump yönetimi yetkililerinin Çin merkezli bir girişimi fikri mülkiyet çalmakla suçladığı bir döneme denk geldi.
Ankete katılanların yüzde 36’sı Çin’in yapay zeka alanında ABD’den daha gelişmiş olduğunu ifade ederken aksi yönde görüş bildirenlerin, yani ABD’nin daha ileride olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 12 seviyesinde kaldı.
Katılımcıların üçte biri bu konuda emin olmadığını söylerken yüzde 18’lik bir kesim ise iki ülkenin eşit derecede gelişmiş olduğunu beyan etti.
Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi Başkanı Michael Kratsios, çarşamba günü yaptığı açıklamada, yönetimin elinde Çin merkezli Moonshot AI şirketinin son modeli Kimi K3’ü geliştirmek için Anthropic firmasına ait Fable modelini damıttığına (distillation) dair bilgiler bulunduğunu kaydetti.
Çinli firmanın geçen hafta kullanıma sunduğu model; Anthropic’in Claude Fable 5 ve OpenAI’ın GPT-5.6 Sol gibi modellerinin kodlama alanındaki liderliğini tehdit ediyor.
Büyük ve daha yetenekli bir modeldeki bilginin daha küçük bir modele aktarılması tekniği şeklinde tanımlanan damıtma işlemine dair Kratsios, sosyal medya üzerinden şu açıklamayı yaptı:
“Bunu yapmak için ABD modellerine karşı büyük ölçekli damıtma yürütecek gelişmiş bir dahili platform geliştirdiler ve bu sayede tespit edilmekten kaçınmak amacıyla birden fazla erişim yöntemi arasında hızla geçiş yapabildiler.”
ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi ile İngiltere’deki muadili tarafından yürütülen Kimi K3 testleri, modelin performans açısından önde gelen Amerikan öncü modellerinin “belirgin şekilde” altında kaldığını tespit etti.
Hızla ilerleyen sektörde ABD ile Çin’in yapay zeka alanında birbirine ne kadar yakın veya uzak olduğu konusunda tam bir fikir birliği yer almıyor.
Teknoloji uzmanları, The Hill gazetesine yaptıkları değerlendirmede Moonshot şirketinin Kimi K3’ü geliştirmesinin iki ülke arasındaki farkın küçük olduğunu gösterdiğini aktardı.
Çin Dışişleri Bakanlığından tepki
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, ABD hükümetinin Moonshot şirketine yönelik suçlamalarının ortasında çarşamba günü yaptığı açıklamada, ülkesinin “ticaret ve teknoloji meselelerinin siyasileştirilmesine ve araçsallaştırılmasına karşı çıktığını” vurguladı.
Lin, gazetecilere yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Çin’de yapay zekanın gelişimi, bilim ve teknolojideki daha büyük bir özgüvenden ve güçten kaynaklanmakta, Çin’in kapsamlı istişare ile ortak fayda için ortak katkı vizyonundan beslenmektedir.”
Pew anketinde yer alan, ABD’nin yapay zeka alanında liderlik etmesi gerekip gerekmediğine ilişkin soruya katılımcıların yüzde 43’ü bunun son derece veya çok önemli olduğunu yanıtını verdi.
Katılımcıların üçte birinden biraz fazlası bunu kısmen önemli gördüğünü belirtirken yüzde 22’lik kesim ise çok önemli olmadığını veya hiç önem taşımadığını düşündüğünü kaydetti.
Pew Araştırma Merkezi, araştırmayı 22-28 Haziran tarihleri arasında 3 bin 488 Amerikalı yetişkinle görüşerek gerçekleştirdi. Anketin hata payı 1,8 yüzde puan olarak açıklandı.
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Avrupa1 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Görüş1 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu











