Bizi Takip Edin

Amerika

Dünya Kupası: Değer mi?

Yayınlanma

Kendisini dünyadaki en az milliyetçi insan olarak tanımladığı halde, beklenenin aksine büyük bir Real Madrid fanatiği olan İspanyol yazar Javier Marías, (meğer del Bosque solcuymuş) 1998 Dünya Kupası hakkında yazdığı yazılardan birinde, dönemin (artık) kötü şöhretli FIFA Başkanı Sepp Blatter için “ahmak bir demagog”, “bostan korkuluğu” gibi hakaretleri sıralıyor.

Şimdikine ne demeli? Donald Trump’ın “pis koktuklarını” söylediği Somali’den bir hakem, Omar Artan, ABD kapısından geri çevrilince kameraların karşısına geçip pişkin pişkin “Biraz relaks ya!” diyen bir adam var karşımızda.

Ama burada bitmiyor. Meksika’da hem öğretmenlerin (CNTE – Ulusal Eğitim İşçileri Koordinasyon Kurulu) grevi var, hem de yaklaşık 130.000 kişinin kayıp yakınları eylemde. Bu insanlar, Dünya Kupası’nın gürültüsünde seslerinin kaybolmaması için, “Top yuvarlanmayacak!” diye slogan atıyorlardı. Çoğunluğu Meksika öğretmenler sendikasının bir koluna bağlı olan binlerce hükümet karşıtı gösterici bu sloganı haykırdı. Öğretmenler, turnuvanın açılış maçını aksatma niyetindeydi.

Infantino, iki gün önceki basın toplantısına, “Birkaç saat sonra bu topun yuvarlanmaya başlayacağını görmekten mutluyum,” diyerek başladı.

Değer mi? FIFA, son birkaç yıldır gelir tahminlerini yukarı doğru revize ediyor. En son mali rapora göre, bu yazki turnuvayla sona erecek dört yıllık döngüden 13 milyar dolar gelir elde edecek. Ayda 450 ila 770 dolar maaş alan Meksikalı öğretmenlerin tekinin kılına değmez.

Nitekim 2 Haziran’da protestocuların bir kısmı Eğitim Bakanlığını basmaya çalışırken, diğerleri Mexico City’nin en simgesel kamusal alanlarından biri olan Paseo de la Reforma’da yürüyüş düzenlediler. 

Orada, Dünya Kupası için yapılmış devasa plastik futbolcu heykellerinden birkaçını yerinden söküp ateşe verdiler. İşte buna değdi.

***

Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören kulüp sayısı 2018’den bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Avrupa’nın zirvesinin Amerikanizasyonunu hedefleyen “Süper Lig” planı özellikle Almanların direnişi ile şimdilik püskürtüldü ama Dünya Kupası yolu açmış görünüyor. NBA ya da NFL usulü bıktıran molalar ve o molalara eşlik eden reklamlar; fahiş bilet fiyatları; etrafı çitlerle ve silahlı muhafızlarla çevrili “ulusal” sınırlar; ABD menşeli markaların her yerde gözümüze sokulması…

İktidar muhitlerinde 2026 yılında keşfedilen postkolonyal söylemin öfkeyle “ABD’ye Katar kadar ses çıkarmadınız!” demesi gibi. POLITICO, Dünya Kupası’na katılan ülkeleri kişi başına milli gelir, siyasi istikrar, yolsuzluk, yaşam beklentisi, mutluluk bakımından sıralamış. Katar, turnuvanın en zengin ülkesi, en yoksul ülkesi ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Nasıl ama? Dünyanın en zengin Anglo-Amerikan protektorasının arkasından postkolonyal gözyaşları dökmek de “çok kutupluluğun” şanından.

***

(Eh, Türkiye’ye de bir parantez açmak gerek. Kapıdan kovulan Uber’in bacadan girmesi ve Gemini gibi yapay zeka gösterilerinin sponsor olarak hayatımıza girmesi yetmezmiş gibi, bir de bet sesli adamların söylediği tuhaf marşlarla baş etmeye çalışıyoruz. Tarkan gözetiminde uyduruk AB hedefli birlik söylemi, yerini tanklara, toplara bıraktı; ne tuhaf, o da Avrupa hedefli!)

***

FIFA, dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların bu yılki maçları izlemek için ABD, Meksika ve Kanada’daki şehirlere akın ettiğini ve yerel barlarda harcamalar yaparak ekonomik büyümeyi canlandıracağını belirtiyor. Turnuvanın ABD ekonomisine 9,6 milyar dolara kadar katkı sağlayabileceği tahmin ediliyor.

Fakat şişede durmuyor. Dünya Kupası, yerel bütçeler üzerinde haksız bir yük oluşturduğunu söylüyor. Şehirler, güvenlik ve ulaşım masraflarını üstlenmeyi kabul ederken, maç günlerinde elde edilecek gelirlerden pay almamayı ve kurumsal sponsorluk gelirlerine ilişkin kısıtlamalara uymayı da kabul ettikleri bildiriliyor.

Örneğin Houston ve Dallas, bu yılın Haziran ve Temmuz aylarında FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığında, Teksaslı vergi mükellefleri muhtemelen yine faturayı ödemek zorunda kalacak.

Bu şehirler, futbol turnuvasının yüz milyonlarca dolarlık masraflarını üstlenmeyi kabul eden ABD’deki 11 şehirden ikisi. 

Bu küresel futbol şenliğine ev sahipliği yapmanın aslında yerel ekonomilere zarar verebileceğini gösteren bazı kanıtlar var. Sıkça atıfta bulunulan bir araştırmaya göre, ABD’deki ev sahibi şehirlerin 1994 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaktan toplamda 9,3 milyar dolarlık bir zarara uğradığı tahmin ediliyor

Araştırmanın yazarları, Dünya Kupası’nın yol açtığı aksaklıkların konferanslar gibi futbolla ilgisi olmayan etkinlikleri kaçırabileceğini açıklıyor.

Maç günlerindeki kargaşadan kaçınmak için bazı yerli halk, maçların yapıldığı mahalleleri ziyaret etmekten kaçınabilir, bu da orada para harcamayacakları anlamına geliyor.

Öte yandan ABD bu maçlar için yeni stadyumlar inşa etmiyor ve federal hükümetin şehirlerin Dünya Kupası masraflarını karşılamak için harcadığı 625 milyon dolar, önceki ev sahibi ülkeler Katar ve Rusya’nın parlak yeni altyapıya aktardıkları milyarlarca dolara kıyasla sönük kalıyor.

Fakat artan harcamaların yükü altında kalan bazı yerel yönetimler, taraftarlardan toplu taşıma ile maçlara gitmeleri için 100 dolara varan ücretler talep ederek masrafları dengelemeye çalışıyor.

Örnek New York. New Jersey Transit bu ay, Dünya Kupası için MetLife Stadyumu’na giden tren biletlerinin normal fiyatın 10 katından fazla olan 150 dolar olacağını açıkladığında, taraftarlar öfkelendi.

Öte yandan politikacılar organizatörlerle tartışırken, internette alternatif bir fikir şekillenmeye başladı: Bazı Avrupalı futbol taraftarları, neden MetLife Stadyumu’na yürüyerek gidip gidemeyeceklerini merak ettiler.

Fakat o da ne? Amerikalılar MetLife’a yürüyerek gitmeme konusunda uyarıda bulunmakta gecikmediler. Evet, teknik olarak yürüme mesafesindeydi: Rotanıza bağlı olarak, New Jersey’deki Rutherford tren istasyonu ile MetLife arasında birkaç km ve spor meraklıları için Manhattan’dan MetLife’a yaklaşık 15 km mesafe vardı.

Fakat internetteki kullanıcılar, yaya rotasının en iyi ihtimalle ürkütücü, belki de imkansız olduğunu savundu.

Çevrimiçi tartışmalar kızışırken New York-New Jersey Ev Sahibi Komitesi devreye girmek zorunda kaldı ve geçen hafta, taraftarları yürüyerek gitmekten şiddetle caydıran bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “Bu yollar, yoğun trafiğin olduğu aktif koridorlardır ve bu yollarda yürümek hem yayalar hem de sürücüler için ciddi riskler yaratmaktadır,” denildi.

Pamuk eller cebe!

***

Küçükken dört yılda bir düzenlenen bu büyük turnuvanın gününü sayarak büyümeyi düşünürdüm. Aklımın erdiği onuncu Dünya Kupası bu. Şimdi o kadar heyecanlanmıyorum. Zaten 48 takımın katıldığı, grup maçlarında 0-0’a yatmanın en mantıklı tercih olduğu bir şampiyona nasıl heyecanlandırabilir?

Ama İran’ın ABD ile ikinci turda karşılaşma ihtimali aklımı çeliyor. Afrikalıların (Cherki’yi de sayın!), Latin Amerikalıların başarılarını istiyorum.

Yine de futbolun hevessiz bir sponsor gösterisi (Aramco, Qatar Airways) canımı sıkıyor. Eduardo Galeano gibi futbol dilencisi olmaktan başka bir çarem yok. Düğünden kaçıp Brezilya-Fransa finalini izleyen bir çocuk olarak “Değer mi?” sorusunu cevaplamak istemiyorum.

Amerika

Trump’ın Adalet Bakanlığı ara seçim teamüllerini yıkarak sahaya indi

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı, sandık sonuçları kesinleşmeden seçim süreçlerine müdahale etmeme kuralını çiğneyerek iki eyalette yargı yoluna başvurdu. Eyaletlerin yetkisine giren süreçlerde 20 bin oyun ayrılmasını ve Senato seçim tescilinin durdurulmasını isteyen kurumun davaları federal mahkemelerce reddedildi.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimine bağlı Adalet Bakanlığı, kolluk yetkilerinin siyasi partilere veya adaylara fayda sağlamak için kullanıldığı algısını engellemeyi amaçlayan onlarca yıllık teamülü bir kenara bırakarak salı günü düzenlenecek ara seçimlere doğrudan müdahale etme eğilimi gösterdi.

Reuters’ın haberine göre Bakanlık, Kaliforniya’da oy kullanma hakkı bulunmayan ve muhtemelen ABD vatandaşı olmayan yaklaşık 20 bin seçmenin posta yoluyla gönderdiği oy pusulalarının ayrılmasını ve sayıma dahil edilmemesini istedi.

Yetkililer konuya ilişkin bir ceza soruşturması kapsamında eyaletten kayıt talebinde de bulundu.

Kaliforniya yönetimi ise vatandaş olmayan kişilerin oy kullanmasını önlemeye yönelik önlemleri zaten aldığını açıkladı ve Adalet Bakanlığının oy kullanımını engelleme yetkisi taşımadığını savundu.

Bakanlık, Alaska’da ise Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan ile aynı adı taşıyan bir Senato adayının seçmenlerin kafasını karıştırmak amacıyla yarışa katılıp katılmadığına ilişkin bir ceza soruşturmasını derinleştirdi.

Cumhuriyetçi Sullivan’ın seçimi az farkla kaybetmesi durumunda sonuçların onaylanmasının engellenmesini talep eden bakanlığın bu davası, pazar günü bir federal yargıç tarafından reddedildi.

Mahkemeler bakanlığın iki eyalete karşı açtığı davaları geri çevirse de girişimler, kurumun oylar sayılmadan ve resmi sonuçlar onaylanmadan seçim ihtilaflarına müdahale etme niyetini ortaya koydu.

Adalet Bakanlığı, Alaska kararını temyize taşıdı.

Eleştirmenler, Kongre’nin kontrolünü ve onlarca eyalet valisinin kim olacağını belirleyecek ara seçimlerde bakanlığın, Trump’ın seçimlere şüphe düşürme çabalarını hızlandırabileceği uyarısını yapıyor.

Daha önce Adalet Bakanlığının sivil hak tehditlerine karşı seçim müdahale birimini yöneten ve ardından Hukukun Üstünlüğü Projesi’ni (Rule of Law Project) kuran Mark Blumberg, “Görünen o ki yönetim, bakanlığın daha önce yasaklanan türde bir etki yaratmasını istiyor.” dedi.

ABD Adalet Bakanı Todd Blanche, kurumun attığı adımların hukuka uygun olduğunu ve oy güvenliğini korumayı hedeflediğini belirtti.

Bakanlık Sözcüsü Kiersten Pels, yaptığı açıklamada, “Bakanlık herhangi bir seçim kampanyasına yardım etmiyor; yasaları uyguluyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Seçim usulsüzlüğü iddiaları ve hukuki sınırlar

ABD Anayasası seçimlerin yönetim ve idaresini eyaletlere bırakırken Cumhuriyetçi Trump, Demokratların yönettiği eyaletlerin federal yasalara göre yasak olan vatandaş olmayanların oy kullanımını engellemekte yetersiz kaldığını ileri sürüyor.

Trump 2020 başkanlık seçimini yaygın usulsüzlükler nedeniyle kaybettiğine dair temelsiz iddialarını sürdürse de bağımsız araştırmalar ve eyalet denetimleri seçimlerde sahtekarlığın son derece nadir yaşandığını kanıtlıyor.

İlk döneminde Trump’a yakın dış gruplar 2020 yenilgisini tersine çevirmek için 60’tan fazla dava açmış, bu davaların tamamı başarısızlıkla sonuçlanırken dönemin Adalet Bakanlığı yetkilileri kurumu bu çabalara dahil etme baskısına direnmişti.

Demokratları sıklıkla mahkemelerde temsil eden Elias Law Group bünyesindeki oy hakları avukatı Lis Frost, “Uç sağcı dış grupların bu yıl aynı adımları atmasına gerek kalmayacak, çünkü Adalet Bakanlığı bunu yapmaya hazır ve istekli bir şekilde duruyor.” dedi.

Tarihsel olarak bakanlığın seçimlere yönelik müdahaleleri, ırksal azınlıkların veya kırılgan kesimlerin engelsiz bir şekilde oy kullanabilmesini güvenceye alan federal yasaları uygulamaya odaklanıyordu.

Alaska’daki aday karmaşası yargıya taşındı

The New York Times’ın Demokrat aday Mary Peltola’nın seçim ekibinin, görevdeki Dan Sullivan’ın karşısına çıkması için emekli öğretmen Daniel J. Sullivan’ı ikna etme sürecinde rol oynadığını haberleştirmesinin ardından Alaska yoğun bir hukuki çekişme alanına dönüştü.

Trump’ın bizzat açılması talimatını verdiğini söylediği Adalet Bakanlığı davası, iki aday arasındaki oy farkının seçmen karmaşasından etkilendiğine işaret etmesi durumunda mahkemeden seçim tescilini durdurmasını ve soruşturma emri vermesini talep etti.

Anchorage’daki ABD Bölge Yargıcı Sharon Gleason, pazar günü davayı reddederken Alaska’nın oy pusulalarının gizliliğini koruyarak böyle bir soruşturma yürütemeyeceğine hükmetti.

Hukuk uzmanları da Adalet Bakanlığının bu davayı açma yetkisinin bulunmadığını ve Cumhuriyetçi adayı koruyor gibi görünme riski taşıdığını belirtmişti.

Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush döneminde Adalet Bakan Vekili olarak görev yapan Peter Keisler, “Bakanlığın kolluk kararlarına güven duyulması için, insanların kurumun siyasi partizan ihtilaflarda taraf tutmadığını anlaması gerekir.” dedi.

Keisler, “Bu davanın yalnızca taraf tutuyor gibi bir görüntüsü yok; apaçık biçimde taraf tuttuğu gerçeği ortada.” ifadelerini kullandı.

Bakan Blanche, davanın seçmenleri yanılttığını reddeden Daniel J. Sullivan’ın usulsüzlüğünü durdurmayı hedeflediğini kaydetti.

Peltola’nın seçim ekibi ise Sullivan soyadlı adayların yürüttüğü kampanyaların hiçbiriyle bir ilgileri bulunmadığını açıkladı.

Davalara yöneltilen eleştirilerin sorulması üzerine bir Adalet Bakanlığı yetkilisi perşembe günkü basın toplantısında, “Federal yasaları uygulamak amacıyla dava açıyoruz.” ifadelerine yer verdi.

Bakanlık içindeki denetim mekanizması değişti

Seçim soruşturmalarına dahil olmanın belirsizlik yaratabilmesi veya siyasi partilerce kullanılabilmesi nedeniyle Adalet Bakanlığı geleneksel olarak bu süreçlerde son derece temkinli hareket ediyordu.

Eski bakanlık yetkililerinin aktardığına göre, seçim hukuku uzmanı kariyer bürokratlarının çalıştığı Kamu Dürüstlüğü Birimi, ajanlara ve savcılara müdahale etmeden önce sonuçların resmen onaylanmasını bekleme tavsiyesinde bulunuyordu.

Trump yönetimi bu birimin kadrosunu önemli ölçüde daralttı ve federal savcıların seçim yolsuzluğu soruşturmalarında bu birime danışma zorunluluğunu askıya aldı.

Bakanlık yetkilileri, federal savcılık ofislerinin suçlama yöneltilip yöneltilmeyeceğine karar vermek için daha uygun bir konumda olduğunu savunuyor.

Konuşmalara aşina üç kişinin aktardığına göre savcılara ve ajanlara, uzlaşma sağlanamayan dosyalarda nihai kararın Trump’ın siyasi atamaları tarafından verileceği bildirildi.

Ajanlar ve savcılar arasındaki anlaşmazlıklara Adalet Bakan Yardımcılığı Ofisi arabuluculuk yapacak.

Eski Adalet Bakanlığı yetkilileri, bu makamın seçim soruşturmalarında nadiren böyle doğrudan bir rol üstlendiğine dikkat çekiyor.

Sözcü Pels ise “Sahada çözülemeyen uyuşmazlıkları karara bağlamak, zaten tam olarak bu ofisin üstlendiği görev tanımıdır.” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Vance 2028 kararsızlığı sürerken Cumhuriyetçi tabanda yer ediniyor

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 2028 yılındaki başkanlık yarışına girme kararı alması halinde partisinin en güçlü adayları arasında gösteriliyor. Kongre ara seçimleri öncesinde eyaletleri dolaşarak Cumhuriyetçi Parti adına bağış toplayan Vance, adaylık konusunda henüz kesin bir adım atmadı. Washington Post, Donald Trump’ın özel görüşmelerinde Vance’i olası halefi olarak gördüğünü öne sürdü.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 2028 başkanlık yarışına katılma kararı alması halinde Beyaz Saray koltuğu için en güçlü adaylardan biri olabilir.

The Washington Post (WP) gazetesinin yayımladığı analizde, Vance’in son dönemde ülke genelindeki temaslarını ve kamuoyu önündeki görünürlüğünü belirgin biçimde artırdığına dikkat çekildi.

Kongre ara seçimleri öncesinde parti içi çalışmalarına hız veren Vance, eylül ayından bu yana ara seçimlerde yarışacak Cumhuriyetçi adaylara destek amacıyla 17 etkinlik düzenledi.

Geleneksel olarak Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu eyaletlerde mitingler yapan Vance, Cumhuriyetçi Ulusal Komite adına yürütülen bağış toplama faaliyetlerinde de yer aldı.

Gazete, bu ziyaretlerin Vance’e parti tabanıyla bağlarını pekiştirme ve Washington dışındaki tanınırlığını artırma fırsatı sağladığını aktardı.

Öte yandan Vance, 2028 başkanlık seçimlerinde aday olup olmayacağı konusunda kesin bir karar vermiş değil.

Atlanta kentindeki bir etkinlikte katılımcıların ülkenin 48’inci başkanına atıfla “48” tezahüratı yapması üzerine Vance, “Önce 2026’daki işlerimizi halledelim” yanıtını verdi.

Vance, mitinglerini kişisel deneyimlerini ve siyasi yaklaşımlarını aktarmak için de kullanıyor.

Konuşmalarında daha önce kitabında da bahsettiği Katolik inancına değinen Vance’in Nebraska’daki bir mitingi, alandaki bir kadının tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyması nedeniyle kesildi. Vance, bu esnada alandakilere birlikte “Göklerdeki Pederimiz” duasını okumayı teklif etti.

WP, ağustos ayında iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Donald Trump’ın özel bir görüşmede 2028 seçimlerini Vance’in kazanmasını istediğini aktarmıştı.

Habere göre Trump söz konusu görüşmede, “Günün sonunda JD’yi seçmemiz gerekiyor” ifadesini kullandı.

Gazete, bu sözlerin Trump’ın Vance’e açık destek vermeye hazır olduğuna işaret ettiğini yazdı.

Fakat bu, son bir yıldır kamuoyu önünde Vance ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında kendi desteğini kazanmaları için rekabet ortamı oluşturan Trump’ın tutumuyla çelişiyor.

Trump’ın ifadelerinden haberdar olan bir danışmanı, ABD liderinin özel görüşmelerinde Vance’i Cumhuriyetçi Parti’nin halefi olarak belirlediğini söyledi.

Ancak aynı danışman, Vance’in adaylığını ne zaman ilan edeceğini veya Trump’ın kendisine ne zaman açıkça destek sunacağını kestirmek için “henüz çok erken” olduğunu kaydetti.

Buna karşılık Trump’ın altı danışmanı ve müttefiki, ABD Başkanı’nın farklı kişilere farklı görüşler dile getirdiğini ve fikrini değiştirme ihtimalinin her zaman sürdüğünü ifade etti.

MS NOW da temmuz ayı sonunda üst düzey Beyaz Saray yetkililerine dayandırdığı haberinde, Trump’ın 2028 adayı konusunda netleştiğini ve Vance’i açıkça desteklemeye başladığını öne sürmüştü.

Söz konusu yetkililer, Vance’in anı kitabının tanıtım turnesini bir dönüm noktası olarak nitelendirirken Trump’ın, Başkan Yardımcısı’nın liberal gazetecilere mülakat verme kabiliyetini takdir ettiğini aktarmıştı.

Hem Vance hem de Rubio şu ana kadar başkanlık yarışına katılma niyetlerini resmen duyurmadı.

Rubio 2016 yılındaki başkanlık yarışına katılmış, ancak ön seçimlerde Trump’a kaybettikten sonra adaylıktan çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Yarınki seçimlerden sonra kendi partisi Trump’a cephe alabilir

Yayınlanma

ABD’de yarın (3 Kasım) yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin yenilgiyle ayrılması durumunda, kendi partisinin Trump’a karşı cephe alabileceği konuşuluyor.

ABD Başkanı Donald Trump, ara seçim mitinglerini Kansas’ta düzenlediği son toplantıyla sonlandırdı ve kalabalığa “çok fazla” seçim mitingi düzenlediğini söyledi.

Trump burada yaptığı konuşmada, “Bu gece sonlandırıyorum, hepsi bu kadar. Roger’ın [Marshall] seçilmesini sağlamak için buraya gelmek zorundaydım,” dedi.

Senatör Roger Marshall , kamuoyu yoklamalarında Demokrat Adam Hamilton’ın gerisinde kalıyor.

Trump, “Bu lanet şeyi kapatıyorum, buradan gidiyorum. Biraz uyumam lazım. Sakıncası yoksa, bu tür etkinlikleri biraz fazla yapıyorum,” diye ekledi.

Başkan, seçimlerin son düzlüğünde ülkeyi baştan başa dolaşıyor ve Cumhuriyetçiler, onun MAGA tabanı arasında oy kullanma oranına çok ihtiyaç duyulan bir ivme kazandıracağını umuyor.

Trump, iki gün önce Kansas’ta bir duraklama yapmasının istendiğini söyledi. Başlangıçta cumartesi günü için planlanan Kansas mitingini iptal eden Trump, Iowa’daki mitingin ardından bunu pazar günkü programına yeniden ekledi.

Başkanın pazartesi günü (2 Kasım) de yoğun bir programı var: Programında dokuz adet tele-miting ve Reflecting Pool’da bir konuşma yer alıyor.

NBC’nin son anket sonuçlarına göre Trump’ın onay oranı yüzde 38’e kadar gerilerken, Kongre’de Demokratların kontrolü ele geçirme ihtimali yüzde 52.

Kansas, Teksas ve Michigan gibi eyaletlerde Senato yarışında Demokrat adaylar önde görünüyor. Sırasıyla Adam Hamilton yüzde 48,7; James Talarico yüzde 52,1; Abdul El-Sayed yüzde 51 ile rakiplerini geride bırakıyor.

Mississippi, Güney Carolina ve Minnesota gibi eyaletlerde ise yarış birbirine yakın gidiyor.

Michigan’da Demokrat Senatör Haley Stevens, El-Sayed’e karşı Cumhuriyetçi Mike Rogers’a son dakikada destek açıkladı.

Pazar günü aldığı bu şok edici karar, diğer Demokratlara Demokrat aday Abdul El-Sayed’i desteklemeye devam edeceğini söylemesinden sadece birkaç saat sonra geldi.

Stevens’ın kararı hem Michigan’daki hem de ülke genelindeki Demokrat çevrelerde şok dalgası yarattı.

Pazar gecesi CNN’den Anderson Cooper’a verdiği mülakatta şunları söyledi:

“Abdul giderek daha da öfkeleniyordu; ben sadece yardım etmeye çalışıyordum ve ona destek vermiştim. O reklam çok acı vericiydi; Demokrat adayımıza oy vermek isteyen pek çok Demokrat var ve onlara sadece ‘Hey, bu partiye ait değilsiniz ya da bu kampanyaya ait değilsiniz’ deniyor. Bu sabah zihnim açık, dinç ve kalbimden geçenlere odaklanmış bir şekilde uyandım, hepsi bu,” dedi.

Stevens, pazar günü erken saatlerde POLITICO’ya verdiği demeçte, destek konusunda Rogers ile ancak pazar sabahı iletişime geçtiğini söyledi.

Öte yandan Senato Demokrat adayı Abdul El-Sayed’in seçim kampanyası ekibi, Michigan Senato yarışının son karmaşık günlerinde eski ön seçim rakibi Temsilci Haley Stevens’ın Cumhuriyetçi Mike Rogers’ı desteklemesinin ardından, dört saat içinde 1,2 milyon dolar bağış topladığını ve bu rakamın hâlâ artmakta olduğunu açıkladı.

Bu, El-Sayed’in Ağustos ayında adaylığı kazandığından bu yana bağış toplama açısından ikinci en iyi günü oldu.

Bu durum, Stevens’ın El-Sayed’e verdiği desteği geri çekip Rogers’ı destekleme yönündeki şok edici kararının ardından Demokrat bağışçıların yaşadığı hayal kırıklığının bir göstergesi.

Ne var ki seçime sadece iki gün kala, El-Sayed’in seçim kampanyasının bu beklenmedik gelirden yararlanma imkânları sınırlı.

Bu, El-Sayed’in bağışlarda yaşadığı ilk büyük artış değil: Ağustos ayında Stevens’ı geride bırakarak adaylığı garantiledikten sonraki 48 saat içinde 2,3 milyon dolar toplamıştı.

POLITICO’da yer alan bir başka habere göre ise, Cumhuriyetçiler ara seçimlerdeki olası bir mağlubiyetten Trump’ı sorumlu tutmaya hazırlanıyor.

Gümrük vergileriyle ilgili adımlarından, popüler olmayan İran savaşından ve kitlesel sınır dışı etme politikasından hızla uzaklaşmaya çalışsalar da, çok azı onu alenen eleştirmeye istekli oldu ki bu da Trump’ın Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisinin hâlâ ne kadar güçlü olduğunun açık bir göstergesi.

Fakat yaklaşık bir düzine aday, seçim kampanyası yetkilisi ve milletvekiliyle yapılan röportajlar, bu seçim döngüsü boyunca kendilerini tam olarak kimin zor durumda bıraktığının son derece farkında olduklarını ortaya koyuyor.

Bir Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi üyesi şunları söyledi:

“Bu yılın başlarında, tarihin akışını gerçekten tersine çevirebileceğimizi hissettiğimiz bir an vardı. Sonra Trump İran’ı bombaladı. Ve olaylar arka arkaya geldi.”

Cumhuriyetçiler, pek çok kritik çekişme bölgesinde anketlerde başa baş gidiyor ya da geride kalıyor ve bir zamanlar kendileri için güvenli sayılan bazı koltukları kaybetmeyi bekliyorlar.

Ayrıca Trump’ın son mesajları (örneğin erkek adayların fiziksel görünümlerine ilişkin tekrarlanan yorumlar da dahil olmak üzere) zaten gergin olan partiyi daha da sinirlendirdi.

Güney Carolina Senato yarışı ve diğer kampanyalarda çalışan Cumhuriyetçi stratejist T.W. Arrighi, The Conversation with Dasha Burns programında verdiği röportajda alaycı bir tonda, “Bence Jon Husted’ın kıçıyla Nicki Minaj’ın kıçı harika bir kapanış mesajı. Trump’ta iyi ile kötüyü bir arada kabul etmelisiniz, tabii her gün kendinizi delirtmek istemiyorsanız,” dedi.

Özel sohbetlerde bazı Cumhuriyetçiler daha da sert ifadeler kullanıyor. Cumhuriyetçi bir Temsilciler Meclisi üyesi, “En azından Barack Obama başkan iken, sadece düşmanlarını mahvederdi, dostlarını asla,” dedi.

Beyaz Saray, İran’la savaşa müdahalesini, gümrük vergisi düzenini ve göçmenlik yasalarının uygulanmasına yönelik yaklaşımını savundu.

Beyaz Saray sözcüsü Davis Ingle yaptığı açıklamada, Trump’ın “Cumhuriyetçi Parti için tartışmasız lider, en iyi elçi ve eşsiz bir motivasyon kaynağı olduğunu ve Kongre’deki Cumhuriyetçi çoğunluğu korumaya kararlı olduğunu” belirtti.

Açıkça konuşabilmek için isminin açıklanmamasını isteyen bir Beyaz Saray yetkilisi, suçlama oyununu “aptalca bir macera” olarak nitelendirdi ve Trump’ın “açıkça elinden gelen her şeyi yaptığını” söyledi.

Salı günü Cumhuriyetçi Parti için işler tamamen ters giderse, Trump’ın başkanlığının “topal ördek” dönemine yaklaşmasıyla birlikte, ona suç atfeden alçakgönüllü eleştiriler alenen bir linç kampanyasına dönüşebilir.

Cumhuriyetçiler ise 2028 seçimlerinde seçmenleri nasıl geri kazanacaklarına odaklanıp, partinin geleceğindeki yerlerini kapmak için birbirleriyle rekabet etmeye başlayabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English