Amerika
Dünya Kupası: Değer mi?

Kendisini dünyadaki en az milliyetçi insan olarak tanımladığı halde, beklenenin aksine büyük bir Real Madrid fanatiği olan İspanyol yazar Javier Marías, (meğer del Bosque solcuymuş) 1998 Dünya Kupası hakkında yazdığı yazılardan birinde, dönemin (artık) kötü şöhretli FIFA Başkanı Sepp Blatter için “ahmak bir demagog”, “bostan korkuluğu” gibi hakaretleri sıralıyor.
Şimdikine ne demeli? Donald Trump’ın “pis koktuklarını” söylediği Somali’den bir hakem, Omar Artan, ABD kapısından geri çevrilince kameraların karşısına geçip pişkin pişkin “Biraz relaks ya!” diyen bir adam var karşımızda.
Ama burada bitmiyor. Meksika’da hem öğretmenlerin (CNTE – Ulusal Eğitim İşçileri Koordinasyon Kurulu) grevi var, hem de yaklaşık 130.000 kişinin kayıp yakınları eylemde. Bu insanlar, Dünya Kupası’nın gürültüsünde seslerinin kaybolmaması için, “Top yuvarlanmayacak!” diye slogan atıyorlardı. Çoğunluğu Meksika öğretmenler sendikasının bir koluna bağlı olan binlerce hükümet karşıtı gösterici bu sloganı haykırdı. Öğretmenler, turnuvanın açılış maçını aksatma niyetindeydi.
Infantino, iki gün önceki basın toplantısına, “Birkaç saat sonra bu topun yuvarlanmaya başlayacağını görmekten mutluyum,” diyerek başladı.
Değer mi? FIFA, son birkaç yıldır gelir tahminlerini yukarı doğru revize ediyor. En son mali rapora göre, bu yazki turnuvayla sona erecek dört yıllık döngüden 13 milyar dolar gelir elde edecek. Ayda 450 ila 770 dolar maaş alan Meksikalı öğretmenlerin tekinin kılına değmez.
Nitekim 2 Haziran’da protestocuların bir kısmı Eğitim Bakanlığını basmaya çalışırken, diğerleri Mexico City’nin en simgesel kamusal alanlarından biri olan Paseo de la Reforma’da yürüyüş düzenlediler.
Orada, Dünya Kupası için yapılmış devasa plastik futbolcu heykellerinden birkaçını yerinden söküp ateşe verdiler. İşte buna değdi.
***
Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören kulüp sayısı 2018’den bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Avrupa’nın zirvesinin Amerikanizasyonunu hedefleyen “Süper Lig” planı özellikle Almanların direnişi ile şimdilik püskürtüldü ama Dünya Kupası yolu açmış görünüyor. NBA ya da NFL usulü bıktıran molalar ve o molalara eşlik eden reklamlar; fahiş bilet fiyatları; etrafı çitlerle ve silahlı muhafızlarla çevrili “ulusal” sınırlar; ABD menşeli markaların her yerde gözümüze sokulması…
İktidar muhitlerinde 2026 yılında keşfedilen postkolonyal söylemin öfkeyle “ABD’ye Katar kadar ses çıkarmadınız!” demesi gibi. POLITICO, Dünya Kupası’na katılan ülkeleri kişi başına milli gelir, siyasi istikrar, yolsuzluk, yaşam beklentisi, mutluluk bakımından sıralamış. Katar, turnuvanın en zengin ülkesi, en yoksul ülkesi ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Nasıl ama? Dünyanın en zengin Anglo-Amerikan protektorasının arkasından postkolonyal gözyaşları dökmek de “çok kutupluluğun” şanından.
***
(Eh, Türkiye’ye de bir parantez açmak gerek. Kapıdan kovulan Uber’in bacadan girmesi ve Gemini gibi yapay zeka gösterilerinin sponsor olarak hayatımıza girmesi yetmezmiş gibi, bir de bet sesli adamların söylediği tuhaf marşlarla baş etmeye çalışıyoruz. Tarkan gözetiminde uyduruk AB hedefli birlik söylemi, yerini tanklara, toplara bıraktı; ne tuhaf, o da Avrupa hedefli!)
***
FIFA, dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların bu yılki maçları izlemek için ABD, Meksika ve Kanada’daki şehirlere akın ettiğini ve yerel barlarda harcamalar yaparak ekonomik büyümeyi canlandıracağını belirtiyor. Turnuvanın ABD ekonomisine 9,6 milyar dolara kadar katkı sağlayabileceği tahmin ediliyor.
Fakat şişede durmuyor. Dünya Kupası, yerel bütçeler üzerinde haksız bir yük oluşturduğunu söylüyor. Şehirler, güvenlik ve ulaşım masraflarını üstlenmeyi kabul ederken, maç günlerinde elde edilecek gelirlerden pay almamayı ve kurumsal sponsorluk gelirlerine ilişkin kısıtlamalara uymayı da kabul ettikleri bildiriliyor.
Örneğin Houston ve Dallas, bu yılın Haziran ve Temmuz aylarında FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığında, Teksaslı vergi mükellefleri muhtemelen yine faturayı ödemek zorunda kalacak.
Bu şehirler, futbol turnuvasının yüz milyonlarca dolarlık masraflarını üstlenmeyi kabul eden ABD’deki 11 şehirden ikisi.
Bu küresel futbol şenliğine ev sahipliği yapmanın aslında yerel ekonomilere zarar verebileceğini gösteren bazı kanıtlar var. Sıkça atıfta bulunulan bir araştırmaya göre, ABD’deki ev sahibi şehirlerin 1994 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaktan toplamda 9,3 milyar dolarlık bir zarara uğradığı tahmin ediliyor
Araştırmanın yazarları, Dünya Kupası’nın yol açtığı aksaklıkların konferanslar gibi futbolla ilgisi olmayan etkinlikleri kaçırabileceğini açıklıyor.
Maç günlerindeki kargaşadan kaçınmak için bazı yerli halk, maçların yapıldığı mahalleleri ziyaret etmekten kaçınabilir, bu da orada para harcamayacakları anlamına geliyor.
Öte yandan ABD bu maçlar için yeni stadyumlar inşa etmiyor ve federal hükümetin şehirlerin Dünya Kupası masraflarını karşılamak için harcadığı 625 milyon dolar, önceki ev sahibi ülkeler Katar ve Rusya’nın parlak yeni altyapıya aktardıkları milyarlarca dolara kıyasla sönük kalıyor.
Fakat artan harcamaların yükü altında kalan bazı yerel yönetimler, taraftarlardan toplu taşıma ile maçlara gitmeleri için 100 dolara varan ücretler talep ederek masrafları dengelemeye çalışıyor.
Örnek New York. New Jersey Transit bu ay, Dünya Kupası için MetLife Stadyumu’na giden tren biletlerinin normal fiyatın 10 katından fazla olan 150 dolar olacağını açıkladığında, taraftarlar öfkelendi.
Öte yandan politikacılar organizatörlerle tartışırken, internette alternatif bir fikir şekillenmeye başladı: Bazı Avrupalı futbol taraftarları, neden MetLife Stadyumu’na yürüyerek gidip gidemeyeceklerini merak ettiler.
Fakat o da ne? Amerikalılar MetLife’a yürüyerek gitmeme konusunda uyarıda bulunmakta gecikmediler. Evet, teknik olarak yürüme mesafesindeydi: Rotanıza bağlı olarak, New Jersey’deki Rutherford tren istasyonu ile MetLife arasında birkaç km ve spor meraklıları için Manhattan’dan MetLife’a yaklaşık 15 km mesafe vardı.
Fakat internetteki kullanıcılar, yaya rotasının en iyi ihtimalle ürkütücü, belki de imkansız olduğunu savundu.
Çevrimiçi tartışmalar kızışırken New York-New Jersey Ev Sahibi Komitesi devreye girmek zorunda kaldı ve geçen hafta, taraftarları yürüyerek gitmekten şiddetle caydıran bir açıklama yayınladı.
Açıklamada, “Bu yollar, yoğun trafiğin olduğu aktif koridorlardır ve bu yollarda yürümek hem yayalar hem de sürücüler için ciddi riskler yaratmaktadır,” denildi.
Pamuk eller cebe!
***
Küçükken dört yılda bir düzenlenen bu büyük turnuvanın gününü sayarak büyümeyi düşünürdüm. Aklımın erdiği onuncu Dünya Kupası bu. Şimdi o kadar heyecanlanmıyorum. Zaten 48 takımın katıldığı, grup maçlarında 0-0’a yatmanın en mantıklı tercih olduğu bir şampiyona nasıl heyecanlandırabilir?
Ama İran’ın ABD ile ikinci turda karşılaşma ihtimali aklımı çeliyor. Afrikalıların (Cherki’yi de sayın!), Latin Amerikalıların başarılarını istiyorum.
Yine de futbolun hevessiz bir sponsor gösterisi (Aramco, Qatar Airways) canımı sıkıyor. Eduardo Galeano gibi futbol dilencisi olmaktan başka bir çarem yok. Düğünden kaçıp Brezilya-Fransa finalini izleyen bir çocuk olarak “Değer mi?” sorusunu cevaplamak istemiyorum.
Amerika
Yapay zeka, üniversite diplomalıları vurdu

Yapay zekanın (AI) hızla yaygınlaşması, inşaat halindeki veri merkezi kapasitesi en yüksek olan ABD eyaleti olan Teksas’ta üniversite mezunları arasında “olağanüstü yüksek seviyelerde” işsizliğe yol açtı.
Dallas’taki Federal Rezerv Bankası’ndaki araştırmacılar salı günü yaptıkları açıklamada, 2022’de ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden bu yana eyalette yapay zekaya maruz kalan mesleklerdeki iş ilanlarının azaldığını ve bunun üniversite mezunlarını ve iş değiştiren kişileri orantısız bir şekilde etkilediğini belirtti.
Rapora göre, yalnızca 2025 yılının ilk çeyreğinde, yapay zekaya daha fazla maruz kalan pozisyonlardaki iş ilanları, daha az maruz kalanlara kıyasla yaklaşık yüzde 8 oranında azaldı.
Samuel Dodini ve Tucker Smith, analizlerinde şu tespitleri yaptılar:
“Bu dinamikler, [üretken yapay zeka] teknolojisinin hızla benimsenmesi sürecinde işsizlik oranları olağanüstü yüksek seviyelere çıkan yeni üniversite mezunlarının, üretken yapay zekanın istihdam ve gelirler üzerindeki etkilerinin ilk olarak ortaya çıkacağı kesim olduğunu gösteriyor.”
Araştırma, yapay zekanın Teksas’ın işgücü piyasasını nasıl yeniden şekillendirdiğini vurguluyor.
Teksas’ta Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde bu teknolojinin işleyişi için gerekli veri merkezlerine karşı seçmenler arasında artan tepkiler karşısında, sektörün savunucusu olmaktan açık sözlü bir eleştirmen konumuna geçmek zorunda kaldı.
Pennsylvania Üniversitesi’ne bağlı Annenberg Kamu Politikası Merkezi’ne göre, ABD’de yapay zeka veri merkezlerine karşı muhalefet keskin bir şekilde artmış durumda.
Temmuz ayında yetişkinlerin yüzde 61’i kendi bölgelerinde bu tür tesislerin inşasına karşı çıkarken, bu oran Şubat ve Mart aylarında yapılan ankete kıyasla 12 puan artış gösterdi.
Sektörün güçlü bir savunucusu olan ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın ekonominin büyümesine ve istihdam yaratılmasına yardımcı olacağı konusunda ısrarcı davranıyor ve veri merkezlerine yönelik artan kamuoyu muhalefetini ciddiye almıyor.
Başkan Truth Social’de yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“ABD genelindeki toplulukların veri merkezlerini istememelerinin tek nedeni, geri kalmış ve yoksul bir hale gelmek istemeleri olabilir. Başarılı ve zengin olmak, çok daha düşük vergiler ve her yerde iş imkânları istiyorlarsa, verinin hüküm sürmesine izin versinler.”
Teksas’tan gelen bu veriler, yapay zekanın dünya çapında gençler için okul sonrası girilen ilk işleri ortadan kaldırdığına dair endişelerin artmasıyla ortaya çıktı.
Ağustos ayında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), özellikle yüksek gelirli ekonomilerde küresel genç işsizliğinin arttığını tespit etti.
Örgüt, Kuzey Amerika bölgesindeki genç işsizliğinin 2023’teki yüzde 8,3’ten 2025’te yüzde 9,8’e yükseldiğini belirtti.
Kuzey, Güney ve Batı Avrupa’da ise genç işsizliğinin 2025’te yüzde 15 gibi yüksek bir seviyede kaldığını ekledi.
ILO raporunda, geleneksel olarak genç işçilere giriş imkânı sağlayan işlerin –örneğin büro ve idari görevler, imalatla ilgili işler ve bazı teknik meslekler– azaldığı tespit edildi.
ILO İstihdam, Beceriler ve Sürdürülebilir İşletmeler Departmanı Direktörü Sukti Dasgupta, “[Yapay zekanın] işler üzerindeki doğrudan etkisi henüz belirsiz olsa da, rehavete kapılmamalı ve riskleri küçümsememeliyiz. Yapay zeka da dahil olmak üzere teknolojik ilerleme, gençlerin aleyhine değil, lehine çalışmalı,” dedi.
Dallas Fed araştırmacıları, Teksas’ta yapay zekaya en fazla maruz kalan mesleklerin yazılım geliştirme, web tasarımı ve bilgisayar kullanımının yoğun olduğu meslekler olduğunu belirterek, yöneticiler, büro çalışanları, editörler ve diğer beyaz yakalı mesleklerin de bu riske büyük ölçüde maruz kaldığını ekledi.
Amerika
Chevron, Venezuela’daki üretimini artırmak için 7 milyar dolar harcayacak

Chevron, Venezuela’daki petrol üretimini iki katından fazla artırmak amacıyla önümüzdeki beş yıl içinde 7 milyar dolarlık yatırım yapmayı planlıyor.
Bu, Latin Amerika ülkesinin petrol endüstrisini canlandırmaya yönelik ABD hükümeti öncülüğündeki çabalarda bugüne kadar yapılan en büyük finansal taahhüt.
Houston merkezli Chevron, verimli Orinoco Kuşağı’nın Carabobo bölgesinde bulunan iki dev petrol sahasını geliştirme hakkını kazandığını duyurdu.
Carabobo 1 ve Carabobo-2-South-A adlı sahalar, Chevron’un %49 hissesine sahip olduğu Petroindependencia ortak girişiminin hemen yanında yer alıyor.
CEO Mike Wirth, “Ülkedeki en iyi jeolojik oluşumlardan bazılarının bulunduğu bölgede çok güçlü bir konum oluşturuyoruz. Bu, yerinde bulunan milyarlarca varil kaynak anlamına geliyor,” dedi.
Bu anlaşma, ABD özel kuvvetlerinin Ocak ayında Nicolás Maduro’yu kaçırmasından bu yana, büyük bir petrol şirketi tarafından ülkeye yapılan en önemli finansal yatırım.
ABD hükümeti bu hafta başında, 17 Venezuela petrol sahasında 100 yıllık imtiyaz hakkı verilen özel bir şirket olan North American Blue Energy Partners’ın (NABEP) %35 hissesi için ayrı bir müzakere yürüttü.
ABD, Venezuela petrol rezervlerinin beşte birinin kontrolünü ele geçirdi
Wirth, NABEP’e yapılan ABD yatırımı hakkında yorum yapmaktan kaçındı ama her iki ülkeye de fayda sağlayacak “ticari çözümler” konusundaki Trump yönetiminin kararlılığını takdir ettiğini belirtti.
CEO, “Yönetim, Venezuela’nın enerji kaynaklarının hem ABD’nin enerji güvenliği hem de Venezuela’nın iktisadi toparlanması için bir itici güç olabileceğini kabul ediyor,” dedi.
Wirth, Chevron’un yatırımlarını korumak için anlaşmaya “önemli koruma önlemleri” eklediğini belirtti fakat sözleşmelerin ayrıntılarına girmekten kaçındı.
Şirketin, birkaç yıl önce değer düşüklüğü kaydı yaptıktan sonra Venezuela’nın rezervlerinin bir kısmını tekrar bilançosuna eklemeyi beklediğini de sözlerine ekledi.
Şimdiye kadar, Venezuela’da petrol anlaşmaları müzakere etme konusunda ABD’nin öncülüğünü daha küçük özel şirketler üstlenmişti.
Süreç yavaş ilerledi ve bu şirketler, üretimi artırmak için gerekli olan büyük ölçekli sondaj ve üretim ekipmanları konusunda Chevron kadar mali güce sahip değil.
Chevron, 2031 yılına kadar Venezuela’dan günde yaklaşık 600.000 varil petrol üretmeyi öngörüyor; bu rakam, mevcut seviyelerin iki katından fazlasına denk geliyor.
Şirket, yaptığı açıklamada, ülkenin derin kaynak potansiyelinin “on yıllarca” yeteceğini ve toplam maliyetlerin varil başına 20 doların altında kalmasının beklendiğini belirtti.
Brent ham petrolü bu yıl varil başına ortalama 87 dolara yakın bir seviyede seyretti; bu da önemli bir kâr marjına işaret ediyor.
Chevron, Venezuela’dan elde ettiği ham petrolü genellikle ABD’nin Körfez Kıyısı’ndaki rafinerilere ihraç ediyor. Bu rafinerilerde petrol, benzin, dizel ve jet yakıtı gibi ürünlere dönüştürülüyor.
Chevron’un önümüzdeki beş yıl boyunca sağlayacağı günlük 300.000 varillik ek üretim, günlük yaklaşık 1,1 milyon varil olan Venezuela üretiminin neredeyse %30’luk bir artışını temsil ediyor.
Yine de, ilave yatırım yapılmazsa ülke, eski Başkan Hugo Chávez’in sektörü kamulaştırmasından önceki 1990’ların sonlarında ürettiği günlük yaklaşık 3,5 milyon varilin önemli ölçüde altında kalmaya devam edecek.
Rakip şirketler ExxonMobil ve ConocoPhillips, varlıklarının kamulaştırılmasının ardından 2000’lerin ortasında ülkeden çekilmişti.
Fakat Chevron kalmayı tercih etti ve bunun yerine şirketin ham petrol çıkarmaya devam etmesine olanak tanıyan anlaşmalar yaptı.
Bu, hem ABD’de hem de Venezuela’da eleştirilere yol açan alışılmadık bir düzenlemeydi.
Amerikalı eleştirmenler, şirketi “yozlaşmış bir rejime para aktarmakla” suçlarken, Venezuela’daki bazı kesimler ise bunu ABD emperyalizminin kalıcı bir sembolü olarak gördü.
Chevron’un faaliyetleri, son on yılın büyük bir bölümünde, aralıklı olarak uygulanan ABD yaptırımları nedeniyle kısıtlı kaldı.
Bu durum, şirketi büyük ölçüde ekipman bakımını yapmak ve ortağı olan, devlet şirketi PDVSA’nın borçlarını tahsil etmekle sınırladı.
Chevron ise, hiperenflasyon ve ekonomik kargaşanın yaşandığı bir dönemde dolar sağlayarak ve aynı zamanda küresel petrol pazarına ham petrol tedarik ederek Venezuela ekonomisinin istikrarına katkıda bulunduğunu savundu.
Ayrıca, bu yıl başlarında Trump yönetiminin Maduro’yu kaçırmasıyla Chevron, en avantajlı konuma geldi.
Wirth, bugünkü anlaşmanın, şirketin ülkedeki mevcut faaliyetlerinin iyi durumda olmasından faydalandığını söyledi ve “Bu, yıllarca süren belirsizlik ve endişe ortamında çalışan bu iyi insanların adanmışlığı ve bağlılığı sayesinde,” dedi.
Amerika
JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçileri yatıştırmaya çalıştı

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Yahudi Cumhuriyetçiler nezdinde destek kazanmaya çalıştı ama herkes ikna olmuş değil.
Vance’in Pazartesi gecesi Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu’nun (RJC) yıllık liderlik zirvesinde yaptığı kapalı kapılar ardındaki konuşma, önde gelen İsrail yanlısı bağışçıların ABD-İsrail ilişkilerine verdiği destek konusundaki endişelerini büyük ölçüde giderdi.
Konuşma, Vance’in 2028’de Demokratların adayı kim olursa olsun “ondan daha tercih edilebilir” bir seçenek olacağına dair görüşlerini pekiştirdi.
Öte yandan POLITICO’ya göre bazı katılımcıların hâlâ Vance’e yönelik soruları var; özellikle de muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson ile olan ilişkisi konusunda.
Carlson, İsrail’e yönelik eleştirileriyle uzun süredir Cumhuriyetçi Yahudi liderlerin öfkesini çekiyor.
Gayrimenkul geliştiricisi ve RJC yönetim kurulu üyesi Josh Katzen, kişisel görüşünü dile getirerek, “Vance pek çok endişeyi giderdi ama Tucker Carlson ile olan ilişkisine değinmedi ve bu da pek çok kişinin nedenini merak etmesine neden oldu,” dedi.
2028 Cumhuriyetçi adaylık yarışının şu anki favorisi olan Vance, ABD-İsrail ilişkilerine olan bağlılığını ve Cumhuriyetçi Parti içindeki antisemitizme karşı tutumunu sorgulayan Yahudi Cumhuriyetçiler tarafından uzun süredir şüpheyle karşılanıyor.
Pazartesi günkü konuşmasında her iki konuyu da doğrudan ele aldı ve verdiği yanıtlarla şüpheci dinleyicileri büyük ölçüde yatıştırdı.
“Yahudi nefreti ruhu kemirir” diyerek, Cumhuriyetçilerin genç Amerikalılara İsrail ile ittifak kurmanın neden ABD’nin menfaatine olduğunu açıkça ifade etmeleri gerektiğini söyledi.
Ne var ki Carlson ve diğer podcast sunucuları hakkındaki bir soruya verdiği dolambaçlı yanıt, bazı katılımcıların daha fazla açıklama beklemesine neden oldu.
RJC yönetim kurulu başkanı eski Senatör Norm Coleman Vance’e, “Birkaç isim: Tucker Carlson, Megyn Kelly, Joe Rogan, Nick Fuentes. Bu kişiler antisemitlere platform sağladılar. Katıldığınız platformlar açısından… sınırı nasıl çiziyorsunuz?” diye sordu.
“Bu odadaki pek çok kişinin Tucker Carlson, Megyn Kelly veya Joe Rogan’ın söylediklerine katılmayabileceğinin farkındayım,” diyen Vance, daha sonra Rogan ve Fuentes’e geçerek bunların “iki çok, çok farklı insan kategorisi” olduğunu belirtti ve Rogan gibi kişilerle, anlaşmazlıklar olsa bile mantık yoluyla konuşulması gerektiğini öne sürdü.
Bu cevap, Vance’in Carlson ile uzun süredir devam eden ilişkisini merak eden bazıları için yeterli olmadı.
Vance, Carlson’un Fox News programına düzenli olarak konuk oluyordu ve 2022’de Ohio’daki ABD Senatosu ön seçimlerinde zafer kazanmasında Carlson’a büyük pay atfetti.
2024’te Carlson, Trump’ın Vance’i başkan yardımcısı adayı olarak seçmesi için baskı yapmıştı.
İsrail yanlısı bir kampüs aktivisti olan Shabbos Kestenbaum, Carlson’ı kastederek şöyle konuştu:
“JD Vance’in, Trump’ın derhal görevden alınmasını talep eden bir kişiyle ittifak kurması, Yahudi muhafazakârların çoğunun onun adaylığını değerlendirmesini zorlaştıracaktır, Kişilik değil, politikaya odaklanabilmemiz için bu sorunun bir an önce çözülmesini umuyoruz.”
Cumhuriyetçilerin önemli bağışçılarından ve RJC yönetim kurulu üyesi Eric Levine, “Bana göre, Yahudiler ve İsrail meselesinde, bir yanda Hasan Piker, Zohran Mamdani, Abdul El-Sayed ve genel olarak DSA [Amerika Demokratik Sosyalistleri] ile diğer yanda Tucker Carlson, Nick Fuentes, Marjorie Taylor Green ve neo-Naziler arasında hiçbir fark yoktur,” dedi
Levine bu nedenle başkan yardımcısının kendisiyle aralarına net bir çizgi çekmesini ve Tucker’ı ismen kınamasını dilediğini söyledi.
Muhafazakâr radyo sunucusu Sid Rosenberg de tatmin olmayanlardan. Sahnede yaptığı konuşmada RJC katılımcılarına “Vance’e bir şans verin” diye çağrıda bulunmasından sadece birkaç saat sonra, Vance’in bu fırsatı değerlendiriş biçimine eleştirel yaklaştı.
Rosenberg X’te şunları yazdı:
“@TuckerCarlson ve @megynkelly’yi sert bir şekilde eleştirebilecek bir şansı vardı, ancak bunun yerine tüm vaktini Nick Fuentes konusunda @joerogan’ı savunmakla geçirdi. Bakın, o hâlâ herhangi bir Demokrat adaydan daha iyi fakat bu gece salondaki GÜÇLÜ Yahudileri etkilediğini sanmıyorum.”
Carlson ise bir kısa mesajda şöyle dedi:
“Soykırımı teşvik eden ve savunan bir örgüt, hâlâ kendilerinin asıl kurbanlar olduğunu iddia etmeye devam ediyor mu? Artık bu saçmalığa kimin inandığını hayal bile edemiyorum.”
Vance’e yakın ve başkan yardımcısının çevresindeki havayı anlatmak için isminin gizli kalmasını isteyen bir kişi, Vance’in katılımcıların hepsini ikna edeceği ya da “her bir kişinin her bir cevabı seveceği” konusunda hiçbir yanılsama olmadığını söyledi.
“Amaç, gerginliği azaltmak, zeytin dalı uzatmak ve başkan yardımcısının bir düşman değil, bir müttefik olduğunu açıkça ortaya koymaktı,” diyen bu kişi, bu hedefin “gerçekleştirildiğini” savundu.
RJC sözcüsü Sam Markstein de örgütün bir koalisyon olduğunu vurguladı.
Markstein şöyle dedi:
“Örgüt içinde her zaman birçok farklı görüş olacaktır. Çok sayıda kamuoyunun önde gelen isminin Yahudi topluluğundan ve ABD-İsrail ilişkilerinden uzaklaştığı bir dönemde, Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu her zaman orada bulunan liderlerin yanında yer alacaktır. Başkan Yardımcısı JD Vance oradaydı ve gürültülü alkışlarla defalarca ayakta alkışlandı.”
Vance’in konuşması, 2022’de katılmış olmasına rağmen RJC liderlik zirvesinde yaptığı ilk konuşmaydı.
Ülkenin en etkili Cumhuriyetçi bağışçılarından bazılarını bir araya getiren bu konferansa, 2019’dan bu yana ilk kez görevdeki bir başkan veya başkan yardımcısı katıldı.
Öte yandan Birçok katılımcı, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun hâlâ kalabalığın gözdesi olduğunu söyledi.
RJC yönetim kurulu üyesi Katzen, “Bu konferansta Marco Rubio’nun adı her anıldığında, kendiliğinden bir alkış tufanı kopuyor,” dedi.
Nitekim, Rosenberg Pazartesi günü yaptığı konuşmada katılımcılardan Vance’i sıcak karşılama çağrısında bulunurken, “Eğer Marco Rubio bu akşam burada olsaydı…” şeklinde bir varsayımda bulundu ve sözleri alkış sesleriyle kesildi.
Rubio, Vance’e karşı adaylık yarışına girmezse, diğer gözlemciler Senatör Ted Cruz’un RJC katılımcıları arasında en avantajlı konumda olacağını düşünüyor.
Vance’in konuşmasından önce Levine, “Ted Cruz burada seviliyor ve burada sevilmeyi hak ediyor. Bakın, Cruz ile Vance arasında bir seçim olsaydı, bu kalabalığın yüzde 90’ının Cruz’u destekleyeceğini tahmin ediyorum,” dedi.
RJC yönetim kurulu üyesi ve eski Beyaz Saray basın sözcüsü Ari Fleischer, Vance’in ilerleme kaydettiğini ama İsrail yanlısı toplulukla ilişki kurmanın zaman alacağını belirtti.
Öte yandan Jewish Insider’ın aktardığına göre katılımcılar, bazı istisnalar dışında, bu konuşmanın Vance’in “şüpheci Yahudi ve İsrail yanlısı Cumhuriyetçileri” yatıştırmasına ve olası bir 2028 başkanlık adaylığı öncesinde RJC kitlesi nezdindeki desteğini artırmasına yardımcı olduğunu büyük ölçüde ifade ettiler.
Vance’e, İsrail hükümetini İran’la müzakereleri baltalamak amacıyla ABD’de “etki operasyonları” yürütmekle suçladığı son açıklamaları hakkında doğrudan bir soru sorulmadı.
Başkan Yardımcısı, İsrail’in Orta Doğu’ya odaklanması ve ABD’nin yirmi yıldır sürdürdüğü bu bölgeye yönelik odaklanmadan uzaklaşma isteğinin, “İsrail’in bu konulara Amerika Birleşik Devletleri’nden biraz farklı bir bakış açısıyla yaklaşmasının doğal bir sonucu olduğunu” belirtti ve “En önemli nokta, pek çok konuda çıkarların örtüştüğü gerçeğini vurgulamak,” dedi.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Dünya Basını2 hafta önceRon Paul: Washington anayasayı çiğneyip dünyada felaket üretiyor
Avrupa1 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu









