Bizi Takip Edin

Amerika

Dünya Kupası: Değer mi?

Yayınlanma

Kendisini dünyadaki en az milliyetçi insan olarak tanımladığı halde, beklenenin aksine büyük bir Real Madrid fanatiği olan İspanyol yazar Javier Marías, (meğer del Bosque solcuymuş) 1998 Dünya Kupası hakkında yazdığı yazılardan birinde, dönemin (artık) kötü şöhretli FIFA Başkanı Sepp Blatter için “ahmak bir demagog”, “bostan korkuluğu” gibi hakaretleri sıralıyor.

Şimdikine ne demeli? Donald Trump’ın “pis koktuklarını” söylediği Somali’den bir hakem, Omar Artan, ABD kapısından geri çevrilince kameraların karşısına geçip pişkin pişkin “Biraz relaks ya!” diyen bir adam var karşımızda.

Ama burada bitmiyor. Meksika’da hem öğretmenlerin (CNTE – Ulusal Eğitim İşçileri Koordinasyon Kurulu) grevi var, hem de yaklaşık 130.000 kişinin kayıp yakınları eylemde. Bu insanlar, Dünya Kupası’nın gürültüsünde seslerinin kaybolmaması için, “Top yuvarlanmayacak!” diye slogan atıyorlardı. Çoğunluğu Meksika öğretmenler sendikasının bir koluna bağlı olan binlerce hükümet karşıtı gösterici bu sloganı haykırdı. Öğretmenler, turnuvanın açılış maçını aksatma niyetindeydi.

Infantino, iki gün önceki basın toplantısına, “Birkaç saat sonra bu topun yuvarlanmaya başlayacağını görmekten mutluyum,” diyerek başladı.

Değer mi? FIFA, son birkaç yıldır gelir tahminlerini yukarı doğru revize ediyor. En son mali rapora göre, bu yazki turnuvayla sona erecek dört yıllık döngüden 13 milyar dolar gelir elde edecek. Ayda 450 ila 770 dolar maaş alan Meksikalı öğretmenlerin tekinin kılına değmez.

Nitekim 2 Haziran’da protestocuların bir kısmı Eğitim Bakanlığını basmaya çalışırken, diğerleri Mexico City’nin en simgesel kamusal alanlarından biri olan Paseo de la Reforma’da yürüyüş düzenlediler. 

Orada, Dünya Kupası için yapılmış devasa plastik futbolcu heykellerinden birkaçını yerinden söküp ateşe verdiler. İşte buna değdi.

***

Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören kulüp sayısı 2018’den bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Avrupa’nın zirvesinin Amerikanizasyonunu hedefleyen “Süper Lig” planı özellikle Almanların direnişi ile şimdilik püskürtüldü ama Dünya Kupası yolu açmış görünüyor. NBA ya da NFL usulü bıktıran molalar ve o molalara eşlik eden reklamlar; fahiş bilet fiyatları; etrafı çitlerle ve silahlı muhafızlarla çevrili “ulusal” sınırlar; ABD menşeli markaların her yerde gözümüze sokulması…

İktidar muhitlerinde 2026 yılında keşfedilen postkolonyal söylemin öfkeyle “ABD’ye Katar kadar ses çıkarmadınız!” demesi gibi. POLITICO, Dünya Kupası’na katılan ülkeleri kişi başına milli gelir, siyasi istikrar, yolsuzluk, yaşam beklentisi, mutluluk bakımından sıralamış. Katar, turnuvanın en zengin ülkesi, en yoksul ülkesi ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Nasıl ama? Dünyanın en zengin Anglo-Amerikan protektorasının arkasından postkolonyal gözyaşları dökmek de “çok kutupluluğun” şanından.

***

(Eh, Türkiye’ye de bir parantez açmak gerek. Kapıdan kovulan Uber’in bacadan girmesi ve Gemini gibi yapay zeka gösterilerinin sponsor olarak hayatımıza girmesi yetmezmiş gibi, bir de bet sesli adamların söylediği tuhaf marşlarla baş etmeye çalışıyoruz. Tarkan gözetiminde uyduruk AB hedefli birlik söylemi, yerini tanklara, toplara bıraktı; ne tuhaf, o da Avrupa hedefli!)

***

FIFA, dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların bu yılki maçları izlemek için ABD, Meksika ve Kanada’daki şehirlere akın ettiğini ve yerel barlarda harcamalar yaparak ekonomik büyümeyi canlandıracağını belirtiyor. Turnuvanın ABD ekonomisine 9,6 milyar dolara kadar katkı sağlayabileceği tahmin ediliyor.

Fakat şişede durmuyor. Dünya Kupası, yerel bütçeler üzerinde haksız bir yük oluşturduğunu söylüyor. Şehirler, güvenlik ve ulaşım masraflarını üstlenmeyi kabul ederken, maç günlerinde elde edilecek gelirlerden pay almamayı ve kurumsal sponsorluk gelirlerine ilişkin kısıtlamalara uymayı da kabul ettikleri bildiriliyor.

Örneğin Houston ve Dallas, bu yılın Haziran ve Temmuz aylarında FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığında, Teksaslı vergi mükellefleri muhtemelen yine faturayı ödemek zorunda kalacak.

Bu şehirler, futbol turnuvasının yüz milyonlarca dolarlık masraflarını üstlenmeyi kabul eden ABD’deki 11 şehirden ikisi. 

Bu küresel futbol şenliğine ev sahipliği yapmanın aslında yerel ekonomilere zarar verebileceğini gösteren bazı kanıtlar var. Sıkça atıfta bulunulan bir araştırmaya göre, ABD’deki ev sahibi şehirlerin 1994 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaktan toplamda 9,3 milyar dolarlık bir zarara uğradığı tahmin ediliyor

Araştırmanın yazarları, Dünya Kupası’nın yol açtığı aksaklıkların konferanslar gibi futbolla ilgisi olmayan etkinlikleri kaçırabileceğini açıklıyor.

Maç günlerindeki kargaşadan kaçınmak için bazı yerli halk, maçların yapıldığı mahalleleri ziyaret etmekten kaçınabilir, bu da orada para harcamayacakları anlamına geliyor.

Öte yandan ABD bu maçlar için yeni stadyumlar inşa etmiyor ve federal hükümetin şehirlerin Dünya Kupası masraflarını karşılamak için harcadığı 625 milyon dolar, önceki ev sahibi ülkeler Katar ve Rusya’nın parlak yeni altyapıya aktardıkları milyarlarca dolara kıyasla sönük kalıyor.

Fakat artan harcamaların yükü altında kalan bazı yerel yönetimler, taraftarlardan toplu taşıma ile maçlara gitmeleri için 100 dolara varan ücretler talep ederek masrafları dengelemeye çalışıyor.

Örnek New York. New Jersey Transit bu ay, Dünya Kupası için MetLife Stadyumu’na giden tren biletlerinin normal fiyatın 10 katından fazla olan 150 dolar olacağını açıkladığında, taraftarlar öfkelendi.

Öte yandan politikacılar organizatörlerle tartışırken, internette alternatif bir fikir şekillenmeye başladı: Bazı Avrupalı futbol taraftarları, neden MetLife Stadyumu’na yürüyerek gidip gidemeyeceklerini merak ettiler.

Fakat o da ne? Amerikalılar MetLife’a yürüyerek gitmeme konusunda uyarıda bulunmakta gecikmediler. Evet, teknik olarak yürüme mesafesindeydi: Rotanıza bağlı olarak, New Jersey’deki Rutherford tren istasyonu ile MetLife arasında birkaç km ve spor meraklıları için Manhattan’dan MetLife’a yaklaşık 15 km mesafe vardı.

Fakat internetteki kullanıcılar, yaya rotasının en iyi ihtimalle ürkütücü, belki de imkansız olduğunu savundu.

Çevrimiçi tartışmalar kızışırken New York-New Jersey Ev Sahibi Komitesi devreye girmek zorunda kaldı ve geçen hafta, taraftarları yürüyerek gitmekten şiddetle caydıran bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “Bu yollar, yoğun trafiğin olduğu aktif koridorlardır ve bu yollarda yürümek hem yayalar hem de sürücüler için ciddi riskler yaratmaktadır,” denildi.

Pamuk eller cebe!

***

Küçükken dört yılda bir düzenlenen bu büyük turnuvanın gününü sayarak büyümeyi düşünürdüm. Aklımın erdiği onuncu Dünya Kupası bu. Şimdi o kadar heyecanlanmıyorum. Zaten 48 takımın katıldığı, grup maçlarında 0-0’a yatmanın en mantıklı tercih olduğu bir şampiyona nasıl heyecanlandırabilir?

Ama İran’ın ABD ile ikinci turda karşılaşma ihtimali aklımı çeliyor. Afrikalıların (Cherki’yi de sayın!), Latin Amerikalıların başarılarını istiyorum.

Yine de futbolun hevessiz bir sponsor gösterisi (Aramco, Qatar Airways) canımı sıkıyor. Eduardo Galeano gibi futbol dilencisi olmaktan başka bir çarem yok. Düğünden kaçıp Brezilya-Fransa finalini izleyen bir çocuk olarak “Değer mi?” sorusunu cevaplamak istemiyorum.

Amerika

Büyük Teknoloji, 300 milyar dolarlık borcu bilanço dışı tutmaya çalışıyor

Yayınlanma

Büyük teknoloji şirketleri, yapay zeka veri merkezleri ve çipleri için borçları desteklemek amacıyla garantilerin kullanımını hızla genişletiyor.

Şirketler, bir yıldan kısa bir sürede 300 milyar dolara varan taahhütlerde bulunurken, bu riskin çok az bir kısmını bilançolarında gösteriyorlar.

Geçen sonbaharda Meta tarafından devasa bir veri merkezi projesinde ilk kez kullanılan ve “kalıntı değer garantileri” [residual value guarantees] olarak adlandırılan bu uygulamalar, Broadcom tarafından Anthropic’e yönelik çip finansman anlaşmasının bir parçası olarak ve Nvidia tarafından da OpenAI’a ve çiplerini satın alan diğer müşterilere destek sağlamak amacıyla benimsenmiştir.

Teknoloji şirketlerinin yongalar veya veri merkezleri için minimum bir gelecek değeri garanti ettiği bu düzenlemeler, yapay zeka altyapısı patlamasını hızlandırmak amacıyla Büyük Teknoloji şirketleri tarafından benimsenen ve giderek artan yaratıcı finansman yapıları arasına katılıyor.

Financial Times’ın (FT) bir analizine göre, teknoloji devleri yalnızca son 12 ayda bu garantiler kapsamında 300 milyar dolara varan taahhütlerde bulundu.

Bankacılar bu garantileri “bilanço açısından verimli” olarak tanımlıyor. Bu garantiler genellikle teknoloji şirketlerinin kendileri tarafından değil, altyapıya sahip özel amaçlı araçlar (SPV’ler) tarafından ihraç edilen borçları destekliyor.

Bu da teknoloji gruplarının yükümlülükleri tam olarak bilançolarına kaydetmeye gerek kalmadan finansal güçlerini bu anlaşmalara aktarmalarına olanak tanıyor.

Veri merkezleri borçluluğu gitgide artıyor

Garantilerin artması, Büyük Teknoloji şirketlerinin yapay zeka alanındaki trilyonlarca dolarlık yatırımının, hayal kırıklığı yaratan kullanım oranları, bilgi işlem gücünde arz fazlası ya da teknoloji etrafında sürdürülebilir iş modelleri oluşturulamaması nedeniyle karşılığını vermemesi durumunda, bir risk katmanı daha ekliyor.

Kredi derecelendirme kuruluşu KBRA’nın kıdemli direktörü Doug Colandrea, “Geçtiğimiz yıl bilanço dışı risklerde önemli bir artış yaşandı. Bu durum, kredi risk profillerine çok yüksek derecede bir karmaşıklık katıyor,” dedi.

Yapay zeka harcama planları nakit akışlarını aşmaya başladıkça, teknoloji şirketleri yatırım notlarını korumak ve düşük maliyetli kurumsal borç kaynaklarına erişimlerini sürdürmek amacıyla bilançolarını yönetmeye daha fazla odaklanmaya başladı.

Genel olarak, Morgan Stanley analistleri yedi hiper ölçekli şirket ve çip üreticisinin bilanço dışı taahhütleri ve kredi desteğinin toplamının 3,1 trilyon doları aştığını hesapladı.

CIBC Private Wealth US’in sabit getirili menkul kıymetler başkanı Tim Musial, “Herkes hesaplama gücünü elde etmek için bir yarış içinde olduğu için tüm bu gelecekteki taahhütler konusunda endişe var,” dedi.

Kredi verenler için, Büyük Teknoloji şirketlerinin sunduğu kalıntı değer garantileri, yapay zeka veri merkezlerini ve çipleri finanse etmek için on milyarlarca dolar ayırırken mevcut teknolojinin hızla eskimesi konusundaki endişeleri hafifletmeye yardımcı oluyor.

Teknoloji şirketleri, bu varlıkların bir gün satılması veya yeniden kiralanması gerektiğinde ve garantili asgari değerin altında bir fiyat elde edilmesi durumunda, belirlenen eksiklikleri karşılamayı kabul ediyor.

Konuya yakın kaynaklara göre, bu şirketlerin yapay zeka finansmanına girişi, bu garantilerle projeler için daha ucuz finansman imkânı sağladı.

Bu garantilerin fiyatı genellikle garantörün kendi borcuna göre sadece 100 ila 150 baz puanlık bir prim olarak belirleniyor.

Broadcom, bu yıl bu garantileri benimseyen ilk yonga üreticisi oldu ve Haziran ayında, çipleri Anthropic’e kiralayacak bir SPV’ye 1 GW’lık çip satmak üzere 29 milyar dolarlık risk üstlendi.

Bu garanti, Broadcom ve Google’ın yapay zeka laboratuvarına yonga tedarik etmek üzere oluşturdukları karmaşık bir tedarikçi finansman programının bir parçası.

Broadcom’un son çeyrek raporuna göre, bu kredi desteğinin şirketin kendi bilançosu üzerinde çok az etkisi olduğu görüldü.

Konuya yakın kaynaklar, yonga üreticisinin muhtemelen gelecek yıl planladığı çip teslimatlarının bir kısmını finanse etmek için garantiler sunacağını belirtti.

Bu teslimatlar arasında Anthropic için 5 GW’lık ek yonga ve OpenAI için 1,3 GW’lık özel üretim çipler yer alıyor.

Büyük Teknoloji’nin 3 trilyon dolarlık AI kumarı

Şirket, yatırımcılara “önde gelen öncü yapay zeka laboratuvarlarının güçlü kârlılık eğilimi ve temel varlıkların sürdürülebilir değeri” nedeniyle bu tür garantilerin devreye girme olasılığının düşük olduğunu bildirdi.

Geçen ay Broadcom’un rakibi Nvidia, benzer bir tedarikçi finansman programını duyurmuştu.

Çip üreticisi, Goldman Sachs ve bir grup Wall Street yatırımcısı tarafından hazırlanan anlaşmalar için yüzde 25’e varan kalıntı değer desteği sunabileceğini belirtti.

Bu anlaşmaların amacı, Nvidia tabanlı yapay zeka altyapısı için toplu olarak 500 milyar dolarlık sermaye toplamak.

Nvidia ayrıca, OpenAI için Ohio’da devasa bir veri merkezi kampüsü inşa eden SoftBank iştiraki SB Energy’ye 105 milyar dolarlık teminat sağladı.

Şirket, OpenAI’ın kira sözleşmeleri 2028’de yürürlüğe girene kadar bilançosunda herhangi bir yükümlülük kaydetmeyecek; o zaman bile garanti yapısı, bilançosundaki yükü sınırlayacak.

Buna karşılık, kampüs 20 yıl boyunca yalnızca Nvidia donanımlarını kullanacak.

Morgan Stanley ve Goldman Sachs’taki bankacılar, bu anlaşmaların oluşturulmasında kilit rol oynadılar.

Morgan Stanley’de yapılandırılmış ürünler sermaye piyasaları başkanı Richard Myers şunları söyledi:

“[Kalıntı değer garantileri] varlığın rekabetçi bir satış süreci yoluyla nakde çevrilmesini gerektiren net bir sözleşme mekanizmasına sahip ve bu varlık değeri daha sonra garanti kapsamındaki herhangi bir riskle mahsup edilir.”

Bu yapı, yapay zeka altyapısına ilk kez bu şirket tarafından uygulanmıştı.

Garantör, yalnızca satış fiyatı ile garantili değer arasındaki farkı karşıladığından, kalıntı değer garantileri “tipik bir ödeme garantisine kıyasla bilançoda daha verimli bir muamele görüyor.”

Meta, yapay zeka finansmanı için bu yapıyı benimseyen ilk teknoloji grubu oldu.

Şirket, Louisiana’da 2 GW kapasiteli Hyperion veri merkezini geliştirmek üzere Blue Owl ile kurduğu ortak girişimi desteklemek amacıyla 28 milyar dolarlık kalıntı değer garantisi sağladı.

4 milyon fit kare (yaklaşık 371 bin metrekare) alana yayılan projenin 2030 yılına kadar faaliyete geçmesi bekleniyor ve yaklaşık 1,5 milyon haneye elektrik sağlayacak kadar enerji üretecek.

Bu garantiler, sonuçta veri merkezi için Meta’nın kendi tahvillerinden 150 baz puan farkla 27 milyar dolarlık borç sağlanmasına yardımcı oldu.

Bu süreçte Meta’nın bilançosunda kayda değer bir risk kaydı oluşmadı.

Teknoloji grubu, Temmuz ayında El Paso’da inşa edilen 1 GW’lık bir veri merkezini desteklemek için benzer bir yapıdan yararlandı.

Garantiler çoğunlukla bilanço dışı olsa da, kredi derecelendirme kuruluşları, bunları yansıtmak için teknoloji gruplarının kaldıraç rakamlarında düzeltmeler yaptıklarını belirtiyorlar.

S&P’deki analistler, garantili değerin, veri merkezi veya yongaların zorlu bir satış durumunda elde edeceği gelirle ilgili kendi tahminlerini aşan tutarı hesaplara eklediklerini söylüyorlar.

Okumaya Devam Et

Amerika

Paramount, Warner Bros anlaşmasını bitirmeye yakın

Yayınlanma

Paramount, Warner Bros. Discovery’ye yönelik 111 milyar dolarlık devralma teklifinin önündeki engeli aşmak için önemli bir adım attı.

Şirketin sahipleri, 12 Demokrat eyalet başsavcısından oluşan bir koalisyona bir dizi taviz verdi.

Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, “Bu uzlaşma, söz konusu birleşmeye verilen bir destek oyu değil,” dedi ve iki şirketin birleşmesi gerektiğini düşünmediğini ekledi.

Fakat Bonta, uzlaşmanın “rekabeti ve tüketicileri koruyan güçlü bir çözüm” olduğunu belirtti ve “Daha fazla yapım, burada, ülkemizde daha fazla iş demektir,” dedi.

Anlaşma ayrıca, birleşmiş şirketin televizyon haberciliği devleri olan CBS ve CNN’i, haber odası kararlarına yönelik kurumsal müdahalelerden korumayı amaçlayan bir kurul oluşturulmasını da öngörüyor; bu, birçok eyalet başsavcısının talebiydi.

Bonta, bir denetçinin Paramount’un şartlara uyumunu izleyeceğini belirtti. Şirketin bu şartlara uymaması halinde eyaletlerin konuyu mahkemeye taşıyacağını da sözlerine ekledi.

Eyaletlerin açtığı dava ve Amerika Yazarlar Birliği’nin (WGA) benzer davası, Paramount’un Warner’ı devralma yolundaki son engellerdi.

Anlaşma, hâlâ bir yargıcın onayına tabi olmakla birlikte, Paramount’u en azından şimdilik Warner Bros. Studios ve Paramount Pictures’ı ayrı ayrı işletmeye mecbur kılacak.

İki şirket birlikte, iki yıl boyunca yılda en az 30 film, sonraki üç yıl boyunca ise yılda 32 film yayınlayacak; aksi takdirde para cezasına çarptırılacak.

Ayrıca, ABD’de film çekmek için yıllık 300 milyon dolar daha harcayacaklar.

Paramount CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı David Ellison şunları söyledi:

“Hedefimiz her zaman daha güçlü bir Hollywood inşa etmek olmuştur; daha fazla hikayenin anlatıldığı, tüketiciler için daha fazla seçenek sunan ve rekabetin daha güçlü olduğu bir Hollywood. Bu vizyon, dünya çapında yaklaşık 70 yargı bölgesindeki rekabet otoritelerinin oybirliğiyle onaylanmasıyla doğrulandı; bu otoriteler, anlaşmanın rekabeti, tüketicileri ve çalışanları destekleyici olduğu konusunda hemfikirdi. Eyalet başsavcılarının ve WGA’nın endişelerini gidermiş bulunmaktayız; bu birleşme için tam onay aldık ve bu taahhütleri hayata geçirmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.”

Ellison ailesi ile Başkan Donald Trump yakın bağlara sahip.

David Ellison, Paramount’u bir yıldan biraz fazla bir süre önce satın aldı. Bu anlaşma için Federal İletişim Komisyonu Başkanı Brendan Carr’ın onayını almak üzere bazı adımlar attı. 

Ardından, Bari Weiss’i CBS News’un genel yayın yönetmeni olarak işe aldı. Merkez sağ görüşlü haber sitesi The Free Press’in kurucusu olan Weiss, ana akım basının başkana karşı aşırı derecede refleksif bir eleştiri tutumu sergilediğini savunuyor.

Weiss, birkaç CBS kıdemli çalışanını işten çıkardı ve kendi seçtiği kişileri atadı.

Hem Paramount’un satın alınması hem de Warner’ı satın alma anlaşması, Ellison’ın babası ve Trump’ın mali destekçisi ve danışmanı olan Oracle’ın kurucu ortağı Larry Ellison’ın servetine dayanıyor.

Trump, TikTok’un Çinli sahibinden ayrılması sırasında, Ellison’ın ABD’deki TikTok’un kontrol hissesine sahip olmasını sağladı.

Hem CBS News’in durumu hem de Ellison ailesinin Trump ile olan bağları göz önüne alındığında, eyalet başsavcıları bunun CNN’in haber içeriğinin tarafsızlığını nasıl etkileyebileceği konusunda endişelerini dile getirdiler.

Paramount’un Warner’ı satın alması, iki ikonik film stüdyosunu, CBS ve CNN’i, çok sayıda kablolu kanalı, Paramount Plus ve HBOMax yayın platformlarını ve DC Comics, Harry Potter ve Star Trek gibi büyük serileri bir araya getirecek.

Ellison, Paramount’un dijital devler Netflix, Amazon ve Apple’ın yanı sıra Disney ile rekabet edebilmek için büyümesi gerektiğini savunuyor.

Eyalet başsavcıları devreye girerek, benzer rakiplerin birleşmesinin eğlence sektöründe kitlesel işten çıkarmalara, daha az film çekilmesine, sinema salonlarına daha yüksek ücretler uygulanmasına ve sinemaseverler için bilet fiyatlarının artmasına yol açabileceği endişesini gerekçe göstererek antitröst davası açtılar.

18 Eylül’de FCC, anlaşmayı finanse etmek için devasa bir yabancı sermaye girişini onayladı. 

Birleşen şirketin hisselerinin %49,5’i, Suudi Arabistan, Katar ve Abu Dabi’nin varlık fonları da dahil olmak üzere yabancı sermayeye ait olacak.

Ayrıca kurum, bu oranın %100’e kadar çıkabileceğine hükmetti. Paramount, sahip olacağı hisselerin oy hakkı olmayan sessiz hisselerden oluşacağına dair söz verdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Palantir CEO’su Karp, yapay zeka için devletleştirme istedi

Yayınlanma

Palantir CEO’su Alex Karp, yapay zeka laboratuvarlarının devletleştirilmesi çağrısında bulundu.

Karp, “sorumsuzca” hareket eden yapay zeka geliştiricilerine hem hukuki hem de cezai sorumluluklar yüklenmesi gerektiğini vurguladı.

Geçen perşembe günü CNBC’ye verdiği demeçte Karp, politika yapıcıların bu teknolojiye ilişkin “makul kılavuz ilkeler” belirlemesi gerektiğini söyledi.

Karp, “İlk savunma hattı, kendi eylemlerinizden sorumlu olmanızdır,” dedi.

Hükümetlerin devletleştirmeyi gerekli gördüklerine inandığını belirten Karp, bunun yapılmaması halinde AI şirketlerinin her müşterisinin yasal işlem başlatabileceğini ifade etti ve “Bu konuyu ciddiye almalıyız,” diye ekledi.

Karp’ın açıklamaları, araştırmacıların bu teknolojinin varoluşsal ve toplumsal tehlikeler oluşturduğuna dair uyarılarının giderek artması karşısında, politika yapıcıların ve teknoloji yöneticilerinin gelişmiş yapay zeka sistemlerini nasıl yönetecekleri konusunda çabaladıkları bir dönemde geldi.

Huang: Yapay zekayı sosyal medya gibi düzenlemeyin

Anthropic CEO’su Dario Amodei, öncü yapay zeka geliştirme çalışmalarının hızının yavaşlatılması çağrısında bulunmuştu.

OpenAI CEO’su Sam Altman ile SpaceX ve Tesla CEO’su Elon Musk da bu görüşe katıldıklarını belirttiler.

Başkan Donald Trump ise bu endişeleri reddetti ve sosyal medya hesaplarında yapay zeka risklerini defalarca “aldatmaca” olarak nitelendirdi.

Nvidia CEO’su Jensen Huang ve Meta Platforms CEO’su Mark Zuckerberg, yapay zeka geliştirme konusunda Trump’ın daha hoşgörülü tutumuna katıldıklarını açıkladılar.

Zuckerberg “uyum konusuna odaklanamayan yapay zeka laboratuvarlarının geride kalacağını” söyledi.

OpenAI, geçen çarşamba günü yaptığı açıklamada, son altı ayda meydana gelen “beklenmedik veya endişe verici” altı model davranışı örneğini ortaya koydu.

Bu açıklama, Hugging Face sızıntısının ardından geldi. Bu olay, Amodei’nin yapay zeka geliştirme hızını yavaşlatma argümanının bir parçası olarak bu olayı örnek göstermesine neden olmuştu.

Trump, yapay zekada “yavaşlama” çağrılarını reddetti

OpenAI CFO’su Sarah Friar, güvenlik endişeleri gerektirirse şirketin yapay zeka geliştirme çalışmalarını yavaşlatacağını belirtti.

Friar, “Eğer bu, sınırları yeniden belirlememiz ve hızımızı düşürmemiz anlamına geliyorsa, elbette araştırmacılarımızı dinleyip bunu yapacağız,” dedi.

Bu arada OpenAI, Anthropic ve Google DeepMind, birkaç haftadır güvenlik koordinasyonu görüşmeleri yürütüyor.

Tartışma, Kongre’ye de sıçradı. Connecticut eyaletinden Demokrat Senatör Richard Blumenthal, ülkenin “kontrolü tamamen kaybetmenin eşiğinde” olduğunu belirterek, yapay zeka modellerinin kullanıma sunulmadan önce bağımsız bir incelemeye tabi tutulması gerektiğini vurguladı.

Temsilciler Meclisi’nde, yapay zeka geliştiricilerini sistemlerine acil durum kapatma özellikleri eklemeye zorlayacak bir yasa tasarısı da sunuldu.

Fakat benzer öneriler Senato’da muhalefetle karşılaştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English