Bizi Takip Edin

Avrupa

Reform UK, yüz binlerce göçmeni sınır dışı etme planını açıkladı

Yayınlanma

Reform UK lideri Nigel Farage, Birleşik Krallık’ı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden (AİHS) çıkarmaya söz verirken, ülkedeki düzensiz göçmenlerin toplu olarak sınır dışı edileceğini vaat etti.

Farage, partisinin 1951 BM Mülteci Sözleşmesini beş yıllık bir süre için uygulamayacağını ve düzensiz göçmenlerin kendi ülkelerine veya güvenli bir üçüncü ülkeye sınır dışı edilmesini engelleyecek “diğer tüm engelleri” kaldıracağını söyledi.

Salı günü Oxfordshire’da konuşan Reform UK lideri, son haftalarda sığınmacıları barındırmak için otellerin kullanılmasına yönelik protestoların ardından siyasi gündemde ön plana çıkan “düzensiz göç” konusunda halkın endişelerini gidermek için acil önlem alınması gerektiğini söyledi.

Farage basın toplantısında, “Büyük bir iç kargaşadan çok da uzak değiliz. AİHS’den ayrılmalıyız, hiç tereddüt etmeden… İnsan Hakları Yasasını yürürlükten kaldırmalıyız,” dedi.

İngiltere mahkemelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını dikkate almasını gerektiren AİHS ve İnsan Hakları Yasası, sığınmacıların sınır dışı edilmesini engellemek için kullanıldı.

Mülteci Sözleşmesi ise, sığınmacıların zulüm görme ihtimali varsa zorla ülkelerine geri gönderilmemesi için “geri göndermeme ilkesini” savunuyor.

‘500 bin ila 600 bin kişiyi sınır dışı edebiliriz’

Bakanlar, Birleşik Krallık’taki sığınma itiraz sürecini yeniden düzenlemeye ve Kanal’ı geçerek insan kaçakçılığı yapan çeteleri “parçalamaya” söz verdiler, fakat Farage, düzensiz göç sorununu çözmek için gerekli önlemleri almaya hazır tek parti lideri olduğunu söyledi ve “Mesele, kimin tarafında olduğunuz,” dedi.

Küçük teknelerle gelen kişileri gözaltına almak ve sınır dışı etmekle birlikte, Reform’un önerdiği planlar, Donald Trump başkanlığındaki ABD’deki Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’nın (ICE) operasyonlarını yansıtan bir program kapsamında, Birleşik Krallık’ta yasadışı olarak bulunan yüz binlerce göçmeni toplama olasılığını da içeriyor.

Farage, partisinin iktidara gelmesi halinde beş yıl içinde 500.000 ila 600.000 kişinin sınır dışı edilebileceğini düşündüğünü söyledi.

Reform Partisi’nin önerilerine göre, düzensiz göçmenler, zorla gözaltına alınarak sınır dışı edilmeden önce, gönüllü olarak ülkelerine dönmeleri için altı aylık bir süre tanınacak ve bu süre içinde Birleşik Krallık hükümeti tarafından 2.500 sterlin ödeme alacaklar.

Farage, “Elbette toplumun her kesiminden kınama gelecek, fakat insanların yaşamlarını iyileştiren büyük ve köklü değişiklikler, hiçbir zaman kurulu düzene ve mevcut çıkar gruplarına karşı mücadele edilmeden gerçekleşmez,” dedi.

Reform, fazla askerleri askeri üslerde toplama ve sınır dışı edilmeden önce on binlerce kişiyi barındırabilecek yeni gözaltı merkezleri inşa etme sözü verdi. Parti, planın beş yıl içinde 10 milyar sterline mal olacağını açıkladı.

Starmer hükümeti Farage’ın göçmen planını doğrudan kınamaktan kaçındı

Öte yandan Başbakanlık salı günü, İngiltere’nin AİHS’nin uygulanmasını askıya alma fikrini reddetti ve Farage’ın planının “ciddi olmadığını” öne sürdü.

Başbakan Keir Starmer’ın sözcüsü, AİHS’nin Kuzey İrlanda’daki sorunlara son veren 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması da dahil olmak üzere bir dizi uluslararası anlaşmanın önemli bir unsuru olduğunu söyledi.

Sözcü, “Hayırlı Cuma Anlaşmasını yeniden müzakere etmeyi öneren kimse ciddi değildir,” diye ekledi.

Hükümet, aile hayatı hakkını koruyan AİHS’nin 8. maddesinin “uygulanmasını sıkılaştırmak” için yıl içinde yasa çıkaracağını söyledi. Hükümet ayrıca AİHS’ye yönelik olası reformlar hakkında diğer Avrupa başkentleriyle görüşüyordu.

Fakat hükümet, Farage’ın konuşmasını açıkça eleştirmedi ve Reform UK liderinin “işgal” hakkında konuşmasını kınamayı reddetti.

Starmer’ın sözcüsü, düzensiz göçün “insanları öfkelendirdiğini” kabul ederek, başbakanın “insanların hissettiği hayal kırıklığının boyutunu tamamen anladığını” ekledi. Sözcü, Farage’ın ülkenin büyük bir iç kargaşanın eşiğinde olduğu iddiasını yalanladı.

2024 yılında Birleşik Krallık, yaklaşık 108.100 sığınma başvurusu aldı. Bu, İngiltere için bir rekor ve Avrupa’da en yüksek beşinci rakamdı.

Taliban: Göçmenler konusunda Farage ile işbirliği yapmaya hazırız

Taliban, Nigel Farage ile işbirliği yaparak Birleşik Krallık’tan sınır dışı edilen Afganları kabul etmeye “hazır ve istekli” olduğunu açıkladı.

Üst düzey bir Taliban yetkilisi, Reform liderinin salı günü açıkladığı 600.000 yasadışı göçmeni sınır dışı etme planı kapsamında geri gönderilen tüm Afganları “kucaklayacaklarını” söyledi.

Farage, Afganistan, İran ve Eritre gibi ülkelerle anlaşmalar yaparak sınır dışı etme hedefine ulaşacağını söyledi.

Reform Partisi ayrıca, Birleşik Krallık tarafından Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmayan Taliban gibi yabancı rejimlere, geri dönüşleri kabul etmeleri için teşvik ödemesi yapmaya hazır olduğunu da belirtti.

Almanya gibi diğer ülkeler, sınır dışı edilen göçmenleri kabul etmek için Taliban ile anlaşmalar yaptı.

Kabil, Farage ile ‘daha kolay müzakere edebileceklerini’ düşünüyor

Taliban, doğrudan para almayacağını, ancak geri dönenleri desteklemek için yardımı kabul edeceğini belirterek, onlara “onurlu” bir şekilde davranılacağını vurguladı.

Salı günü Farage’ın konuşmasının ardından, 10 Numara, gelecekte Taliban ile kendi anlaşmasını yapma olasılığının kapısını açtı. Öte yandan Kabil’deki üst düzey bir Taliban yetkilisi, Reform Partisi lideri ile Starmer’dan daha kolay müzakere edilebileceğini belirtti.

Farage’ın İngiltere başbakanı olduğunda ne yapacağını bekleyip görmek gerekeceğini, fakat görüşleri farklı olduğu için “mevcut başbakanlardan daha kolay anlaşılabilir birisi olabileceğini” savunan yetkili, “İngiltere’de yasal ya da yasadışı mülteci olarak bulunan ve sınır dışı edilen herkesi kabul edeceklerini” de sözlerine ekledi.

Telegraph’a konuşan Taliban yetkilisi, “Afganistan tüm Afganların vatanıdır ve İslam Emirliği, bu ülkeyi –halihazırda burada yaşayanlar, geri dönenler veya Farage ya da başka biri tarafından Batı’dan geri gönderilenler dahil– herkesin onurlu bir şekilde yaşayabileceği bir yer haline getirmeye kararlı,” dedi.

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English