Avrupa
Rheinmetall, Almanya’nın en büyük mühimmat fabrikasını açıyor

Alman silah devi Rheinmetall, Almanya’nın en büyük, Avrupa’nın ise ikinci en büyük mühimmat fabrikasını açıyor.
Rheinmetall, federal hükümetin 2022’de başlattığı ve şimdi eşi görülmemiş bir ölçekte yoğunlaştırdığı devasa silahlanmanın şimdiye kadarki en büyük kazananı.
Şirketin 2022’de 6,4 milyar avro olan cirosu, CEO Armin Papperger’e göre 2024’te 9,8 milyar avroya ulaşmış durumda ve 2030’da 40 ila 50 milyar avroya yükselebilir. Bu, şirketi küresel silah üreticileri arasında birinci lige taşıyacak: dünyanın en büyük iki savunma şirketi olan Lockheed Martin ve RTX, 2023 yılında sırasıyla yaklaşık 61 milyar dolar ve 41 milyar dolarlık savunma geliri elde etti.
Ağustos ayı başında “Rheinmetall, küresel bir savunma şampiyonu olma yolunda ilerliyor,” diyen Papperger’in yönetiminde Düsseldorf merkezli silah üreticisinin sipariş hacmi istikrarlı bir şekilde artıyor ve kendi rakamlarına göre şu anda 63 milyar avro ile rekor seviyede.
Şirketin sadece “sivil” işleri kötü gidiyor. Rheinmetall’in, savunma işindeki tekrarlayan zayıflıkları telafi etmek için bir zamanlar hizmet veren bir otomotiv tedarik bölümü var. Daha önce sivil amaçlarla kullanılan bazı tesisler artık savunma amaçlı kullanılıyor; silah üretiminde kullanılamayan sivil fabrikaların ise satışı tartışılıyor.
Yeni fabrika Leopard 2 için de bileşenler üretecek
Bugün (27 Ağustos) yeni mühimmat fabrikasının açılacağı Aşağı Saksonya eyaletine bağlı Unterlüß tesisi, yaklaşık 3.200 çalışanı ile grubun en büyük tesisi olacak.
Grup şu anda 30’dan fazla ülkede 174 tesisinde yaklaşık 40.000 kişi istihdam ediyor ve bu sayının önümüzdeki iki ila üç yıl içinde yaklaşık 70.000’e çıkması bekleniyor.
Rheinmetall, Unterlüß’te her türlü mühimmatın yanı sıra Leopard 2 muharebe tankı ve Panzerhaubitze 2000 kundağı motorlu obüs ile Puma piyade savaş aracı için önemli bileşenler üretiyor.
Tesis, Leopard 2’nin halefi olarak tartışılan yeni Panther KF51 muharebe tankının geliştirilmesinde de rol alıyor.
Yıl sonuna kadar, yeni mühimmat fabrikası on binlerce NATO 155 mm top mermisi üretecek ve 2027 yılına kadar yıllık üretimini yaklaşık 350.000 adede çıkaracak: Bu, Rheinmetall’in 2022 yılındaki toplam üretiminin (70.000 adet) beş katı.
Unterlüß tesisi, şirketin en büyük ikinci mühimmat fabrikası. En büyüğü Rheinmetall Expal Munitions, İspanya’da bulunuyor ve yılda 450.000 adede kadar top mermisi üretebiliyor.
Rheinmetall, İtalya, Güney Afrika ve ABD’deki diğer birçok fabrikasının da yardımıyla, 2027 yılına kadar yılda toplam 1,5 milyon adet 155 mm mermi üretmeyi hedefliyor.
Şirket, tüm Avrupa pazarına yayılıyor
Bu amaçla Rheinmetall, sadece Almanya’da değil, çeşitli diğer Avrupa ülkelerinde de yeni fabrikalar inşa ediyor.
Örneğin, 2026 yılında üretime başlayacak olan Macaristan ve Litvanya’daki fabrikaların yanı sıra, Papperger’in bu hafta başında bildirildiği üzere, Ukrayna ve Bulgaristan’da 1 milyar avrodan fazla yatırımla bir mühimmat fabrikası ve Avrupa’nın en büyük barut fabrikası kurulacak.
Papperger, mühimmat işinin büyüklüğü hakkında yorumda bulunarak, NATO ülkelerinin resmi olarak 30 günlük savaş için mühimmat rezervi bulundurması gerektiğini belirtiyor ve “Sadece 30 gün için, bizim her silahta günde yaklaşık 300 mermiye ihtiyacımız var. 5.000 silahla bu, 45 milyon mermi topçu mühimmatı anlamına geliyor,” diyor.
Rheinmetall, mühimmat üretimi konusunda değil, tüm silah endüstrisi gibi, NATO zirvesinde alınan yüzde 5’lik savunma hacamaları kararının ardından, Avrupa’daki NATO ülkelerinde askeri teçhizat talebinin bu yıl önemli ölçüde artmasını bekliyor.
En güçlü artış, yeni borçlarla büyük bir yeniden silahlanma dalgasını finanse etme potansiyeli en yüksek olan Almanya’da olacak. Papperger, şirketi için 2030 yılına kadar toplam 300 milyar avroya kadar sipariş potansiyeli öngörüyor.
Alman Silahlı Kuvvetlerine devasa bütçe silah şirketlerinin iştahını kabartıyor
Alman hükümetinin bunu başarmak için gerekli askeri bütçeyi önemli ölçüde artırma planları iyi biliniyor.
Alman Silahlı Kuvvetlerinin (Bundeswehr) bu yılki bütçesi, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 20 artışla 62,4 milyar avroya çıkarıldı ve özel yatırım fonundan da yaklaşık 24 milyar avro eklenecek.
2026 için planlar, 82,7 milyar avroluk bir bütçe ve “özel fondan” 25,5 milyar avro öngörüyor. “Özel fon”dan fonların kullanılabileceği son yıl olan 2027’de bütçenin 93,4 milyar avroya, 2028’de yaklaşık 136,5 milyar avroya ve 2029’da 152,8 milyar avroya ulaşması bekleniyor.
Bu rakamlara, 2029 yılında yaklaşık 70 milyar avro olması beklenen askeri altyapı harcamaları henüz dahil değil.
Silahlanma maliyetlerini karşılayabilmek için, federal hükümetin mevcut mali planına göre, 2029 yılında hükümet harcamaları 572 milyar avronun üzerine çıkarılacak. Askeri bütçe bunun yüzde 26,7’sini oluşturacakt.
Bunu finanse etmek için, 2029 yılında 126,9 milyar avroluk ek net borçlanma planlanıyor ki bu, 2025 yılına (81,8 milyar avro) kıyasla yüzde 50’den fazla bir artış anlamına geliyor.
Bununla birlikte, Maliye Bakanı Lars Klingbeil’e göre, büyük bir finansman açığı var: 2027’de 34 milyar avro, 2028’de 64 milyar avro ve 2029’da 74 milyar avro.
CDU-SPD, askerileşme için ‘refah devletine’ saldırı başlatıyor
Berlin’de, federal hükümetin eşi görülmemiş yeniden silahlanma planlarını gerçekleştirmek için gerekli olan dramatik harcama kesintileri konusunda tartışmalar başladı.
Geçen hafta sonunda Şansölye Friedrich Merz, “bugün bildiğimiz şekliyle refah devleti”nin “artık mali açıdan sürdürülebilir olmadığını” ve keskin kesintilerin, yani “reformların” kaçınılmaz olduğunu savundu.
Merz, “Sosyal kesintiler, keskin kesintiler ve bunun gibi ifadeler beni rahatsız etmeyecek,” dedi.
CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann da “refah devletinin artık karşılanamaz hale geldiği” için “paradigma değişikliği” çağrısında bulundu.
Federal hükümette “reform sonbaharı” hakkında yaygın bir konuşma var ve SPD’nin federal başkanı ve Şansölye Yardımcısı Klingbeil bile bunu temelden sorgulamıyor.
Klingbeil, kimsenin “arkasına yaslanıp oturmaması” gerektiğini, hükümetin “sosyal güvenlik sistemlerini ele alması” gerektiğini söylüyor.
Bununla birlikte SPD lideri, tasarrufun sadece “refah devletinde” yapılmamasını savunarak, “çok yüksek varlık ve gelire sahip kişilerin” de paylarına düşen katkıda bulunmasını söylüyor.
Alman devletinin savaş karşıtlarına yönelik baskıları artıyor
Federal hükümet “sosyal kesintiler” hazırlarken, yüz milyarlarca avroluk yeniden silahlanmaya karşı çıkanlara yönelik devlet baskısı artıyor.
Köln’de “Rheinmetall’i silahsızlandırın; silah ihracatı, silahlanma ve savaşa karşı” sloganıyla bir savaş karşıtı kampanya yürüten aktivistler, yetkililerin kampı yasaklama girişimine karşı toplanma ve gösteri haklarını savunmak zorunda kaldılar.
Kampı yasaklama girişimini haklı çıkarmak için yetkililer, aktivistlerin “Savaşa karşı savaş” sloganını kullandıklarını, yani “silahlanmaya ‘savaşçı yöntemlerle’ karşı koymak” istediklerini öne sürdüler.
Kampın yasaklanması, Münster’deki Kuzey Ren-Vestfalya Yüksek İdare Mahkemesi tarafından nihayetinde bozuldu.
“Savaşa Savaş” yazar ve savaş karşıtı aktivist Kurt Tucholsky’nin 1919’da yazdığı bir şiirin adı. Tucholsky bu şiirde siperlerin dehşetini (“kan, ezilmiş kemikler ve kir”) ve direnişin olmamasından duyduğu pişmanlığı (“isyana cesaret eden kimse yok”) anlatır ve şöyle uyarır: “Böyle devam edemez ve devam etmemeli. Hepimiz, böyle bir çılgınlığın nereye varacağını gördük.”
Avrupa
Airbus ve Leonardo, SpaceX’e rakip olacak bir Avrupa uzay şirketi istiyor

Airbus ve Leonardo’nun CEO’ları, Elon Musk’ın SpaceX’i gibi küresel rakiplerle rekabet edebilmek için konsolidasyonun hayati önem taşıdığını öne sürdü.
İki CEO, Thales ile planladıkları Avrupa çapındaki uzay sektörü birleşmesinin Brüksel tarafından onaylanması için baskı yapıyorlar.
Leonardo’nun kısa süre önce atanan CEO’su Lorenzo Mariani, FT’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“İşbirliği olmadan, Avrupa endüstrileri asla kritik kütleye ulaşamayacak ve sadece Amerikan şirketlerine değil, piyasaya yeni giren diğer birçok oyuncuya da alternatif olarak gerçek anlamda dünya çapında liderler olma kapasitesine sahip olamayacak.”
Avrupalı havacılık grubu ile Fransız ve İtalyan şirketler arasında, kod adı Bromo olan ve geçen yıl ekim ayında imzalanan anlaşma, uydu üretiminden uzay sistemleri ve hizmetlerine kadar uzanan faaliyetleri bir araya getirecek.
Anlaşma, Avrupa uydu pazarındaki rekabeti azaltabileceğinden endişe duyan Almanya’nın OHB ve İspanya’nın Indra Space gibi diğer Avrupalı oyuncuların eleştirilerine maruz kaldı.
Rheinmetall, Alman ordusuna Starlink benzeri bir hizmet sağlayacak
Bu yorumlar, şirketlerin Avrupa rekabet otoritelerine resmi başvuruda bulunmaya çok yakın oldukları bir dönemde geldi.
Birliğin antitröst denetleyicisi olan Avrupa Komisyonu, küresel pazarda rekabet edebilmek için kurumsal ölçeğin faydalarına daha fazla vurgu yapabilen yeni birleşme kılavuzlarını kısa süre önce yayınladı.
Bu uzay sektöründeki birleşme, Brüksel’de yeni birleşme politikasının ilk test vakalarından biri olarak görülüyor.
Avrupa hükümetleri, keşif, istihbarat ve iletişim amaçlı uydu filoları kurarak ABD’ye olan bağımlılıklarını sona erdirmeye çalıştıklarından, Brüksel uzay sektöründe Avrupa’nın egemenliğinin artırılmasına da daha fazla önem veriyor.
Avrupa Uzay Komiseri Andrius Kubilius, geçen ay birleşmeyi destekleyen açıklamalarda bulundu.
Önerilen birleşme, Avrupa uzay endüstrisinin ABD’li ve Çinli rakiplerinden gelen artan baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.
Avrupalı uydu üreticileri, SpaceX’in Starlink projesinin hızlı genişlemesinin yol açtığı uydu talebindeki devrime uyum sağlamakta zorlanıyor.
Mariani ve Airbus CEO’su Guillaume Faury, rekabet gücünü korumanın tek yolunun ölçek olduğunu savundu.
Faury, Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yetkinliklerimiz, becerilerimiz ve teknolojilerimiz var fakat ölçek konusunda yetersiz kalıyoruz,” dedi.
Airbus CEO’su, ABD ve Çin’deki yatırım seviyelerinin çok daha yüksek olduğuna ve şirketlerin SpaceX dahil “çok büyük rakiplerin bulunduğu küresel bir pazarla” karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.
Faury, konsolidasyon olmazsa Avrupa’nın “Şampiyonlar Ligi’nden alt liglere” düşme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Bu siyasi sinyaller, her iki yöneticiyi de Brüksel’den düzenleyici onay almayı başarma konusunda iyimser kılıyor.
Mariani şöyle konuştu:
“Sonuç konusunda iyimserim çünkü bence herkes bunun, Avrupa’nın uzaydaki varlığı ve önemi açısından hayati bir adım olduğunu biliyor. Uzay, büyüyen ve çok hızlı gelişen bir sektör. ABD’de… [ve] dünya çapında ilginç gelişmeler gördük. Avrupa’nın yapabileceği en az şey, gerçekten güçlerini birleştirmek.”
Brüksel ziyareti sırasında Faury, “Bromo’da başarılı olmanın stratejik önemine dair iyi bir anlayış olduğunu” vurguladı; özellikle de uzay segmentinin giderek daha fazla askeri ve savunma niteliği kazanması, bu alanda konsolidasyona ihtiyaç duyulması ve tipik olarak Avrupa’nın egemenliğinin söz konusu olması nedeniyle.
OHB, birleşmeye itiraz etmek için yasal işlem başlatabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Pazartesi günü büyüme hedeflerini finanse etmek üzere 510 milyon avroya kadar kaynak yaratmak amacıyla yeni hisse ihraç edeceğini duyuran Alman uydu üreticisi, anlaşmanın piyasa gücünün aşırı derecede tek elde toplanmasına yol açabileceğini savunuyor.
Mariani ise, özellikle sektöre yönelik kamu ve özel yatırımların artmasıyla birlikte, daha güçlü bir Avrupa liderinin daha geniş bir ekosisteme fayda sağlayacağını düşünüyor:
“Tüm tedarik zincirini geliştirmenin tek yolu, bu lideri oluşturmaktır. Bu lideri oluşturursak, Avrupa tedarik zinciri de desteklenecek ve korunacaktır. Aksi takdirde, tedarik zincirini koruyamayız.”
Avrupa
Ukrayna için AB üyelik müzakerelerinde büyük engeller

İngiliz gazetesi The Telegraph, gelecekteki sınırlarının belirsizliği ve yüksek yeniden inşa maliyetleri nedeniyle Ukrayna’yı AB’ye üyelik sürecindeki en karmaşık aday ülke olarak tanımladı. Brüksel yönetimi resmi katılım müzakerelerini başlatmış olsa da üye ülkelerin hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlardaki endişeleri nedeniyle hızlandırılmış üyelik seçeneğine karşı çıkıyor.
The Telegraph gazetesinde yayımlanan analize göre, Avrupa Birliği (AB) üyeliğine aday ülkeler arasında Ukrayna, en fazla zorluk ve karmaşa yaratan ülke olarak öne çıkıyor.
Gazete, bu durumun temel nedenlerinden biri olarak ülkenin gelecekteki sınırlarına ilişkin belirsizliği gösteriyor.
Buna karşın AB, Kiev ile resmi katılım müzakerelerinin başlatılmasına onay vererek bunu tarihi nitelikte bir adım olarak tanımladı.
Ancak The Telegraph, Brüksel’in Ukrayna için hızlandırılmış bir üyelik sürecini kesin bir dille reddettiğini hatırlattı.
Daha önce prosedürün kolaylaştırılması yönünde tartışmalar yürütülmüş olsa da üye ülkelerin çoğunluğu mevcut kurallarda herhangi bir istisna tanınmasına karşı çıktı.
Gazeteye konuşan Avrupalı bir diplomat, hızlandırılmış üyelik gibi bir adımın, yeni devletlerin birliğe ancak tüm yükümlülükleri yerine getirdikten sonra kabul edilebileceği yönündeki temel ilkeyi yıkacağını belirtti.
Diplomat, üye ülkelerin Ukrayna ile ilgili hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele ve oligarkların nüfuzu gibi konularda endişelerinin devam ettiğini kaydetti.
The Telegraph’ın aktardığı bilgilere göre, yaşanan zorluklar sadece devam eden çatışmalarla sınırlı kalmıyor. Ukrayna, AB’ye katılım başvurusunda bulunan en büyük aday ülkelerden biri konumunda.
Ülkenin birliğe katılması, AB içindeki oy dengelerini değiştirebileceği gibi, tarımsal destek kurallarının yeniden gözden geçirilmesini ve savaş sonrası yaklaşık 445 milyar sterlin olarak tahmin edilen yeniden inşa maliyetlerinin karşılanması için ciddi miktarda harcama yapılmasını gerektirebilir.
Diğer taraftan, Ukrayna’nın üyeliği için AB üyesi 27 ülkenin tamamının oy birliği gerekiyor. Müzakerelerin tamamlanmasının ardından her üye ülkenin anlaşmayı onaylaması şart koşuluyor.
Macaristan da dahil olmak üzere bazı ülkelerde bu konunun referanduma götürülebileceği belirtiliyor.
Üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları
Ukrayna, AB’ye resmi üyelik başvurusunu 2022 yılında yapmış ve aynı yılın haziran ayında AB liderleri tarafından ülkeye adaylık statüsü verilmişti.
Aynı dönemde benzer bir statü Moldova’ya da tanınmıştı. Haziran 2024’te ise AB, Kiev ile katılım müzakerelerini resmen başlattı.
Altı tematik kümede toplanan 33 müzakere başlığından oluşan bu süreçte aday ülkenin, mevzuatını Avrupa müktesebatıyla uyumlu hale getirmesi, gerekli reformları uygulaması ve tüm üye devletlerin onayını alması gerekiyor.
Brüksel, yakın zamana kadar Ukrayna ve Moldova’nın üyelik başvurularını paralel olarak yürütüyordu. Ancak Euronews’in haziran ayında aktardığı habere göre AB, ilk müzakere kümesinin açılmasının ardından iki ülkenin müzakere süreçlerini birbirinden ayırmaya hazırlanıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, müzakerelerin başlamasıyla birlikte her ülkenin kendi yükümlülüklerini yerine getirmekten sorumlu olduğunu ve sürecin ilerlemesinin reform sonuçlarına bağlı kalacağını ifade etti.
Ukrayna’nın üyeliği konusu, AB içinde fikir ayrılıklarına yol açmaya devam ediyor. Macaristan, müzakerelerin hızlandırılmasına defalarca karşı çıkmış ve Kiev’e destek niteliğindeki belgeleri engellemişti.
Politico’nun haberine göre Budapeşte, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın başvurularının ilerlemesi için gerekli olan Avrupa Konseyi mektubunu desteklemeyi reddeden tek AB ülkesi oldu.
Rusya ise AB’yi askeri değil ekonomik bir birlik olarak gördüğü için Ukrayna’nın üyeliğine karşı çıkmadığını defalarca açıkladı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Şubat 2025’te yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB’ye olası üyeliğini bu ülkenin egemen hakkı olarak değerlendirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha sonra yaptığı açıklamada, AB’ye katılma kararının Ukrayna’nın meşru seçimi olduğunu belirtmişti.
Avrupa
AB ülkelerinden Özbekistan, Ruanda ve Uganda’da göçmen merkezleri kurma hazırlığı

Avrupa Birliği üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan, Ruanda ve Uganda ile ortaklık kurma seçeneklerini değerlendiriyor. Birliğin sığınmacıların sınır dışı merkezlerini blok dışına taşıma girişimine Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan ve Ruanda gibi ülkelerde merkezler kurma olasılığını değerlendiriyor.
Politico’ya konuşan üç Avrupalı diplomat, söz konusu planın detaylarını paylaştı. Haziran ayında yazılan ve gazetenin ulaştığı mektuba göre, 27 AB üyesi ülkenin yarısından fazlası, birlik sınırları dışında bu tür merkezlerin kurulması için hızlı adımlar atılması çağrısında bulundu. Birlik içinde hazırlıkların bu yıl içinde tamamlanması hedefleniyor.
Bu adım, AB üyesi ülkelerin hükümetlerine, birlik sınırları içinde kalma hakkı reddedilen göçmenler için sınır dışı merkezleri kurma yetkisi veren yasanın kabul edilmesinin ardından gündeme geldi.
İlgili düzenlemeye göre, hükümetlerin bu önlemleri bağımsız olarak ve ancak hedef ülkelerin insan hakları ile uluslararası hukuk normlarına uyması şartıyla hayata geçirmesi gerekiyor.
Girişime Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.
Daha önce Politico kaynakları, olası ortaklar arasında Özbekistan’ın yanı sıra Kazakistan’ın da adını anmıştı ancak Kazakistan son değerlendirmelerde yer almadı.
Konuyla ilgilenen gruptaki ülkelerden birine mensup üst düzey bir Avrupalı yetkili, üzerinde durulan bir diğer ülkenin ise Uganda olduğunu belirtti.
Yetkili; Mısır ve Libya gibi birliğe coğrafi olarak yakın olan devletlerin, göçmen kaçakçılığı riskine yönelik endişeler nedeniyle değerlendirme dışı bırakıldığını aktardı.
Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, AB’deki yasa onaylanmadan önce yaptığı açıklamada, “Hedefimiz, bu yapıların kurulmasına yönelik ilk anlaşmaları 2026 yılında imzalamak ve buraların 2027 yılı itibarıyla faaliyete geçmesini sağlamaktır” ifadelerini kullanmıştı.
Yurt dışı göçmen merkezleri planının öncülerinden olan Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu merkezlerin kurulması için Avrupa Komisyonundan finansman sağlama çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
Frederiksen, projenin Avrupa Komisyonu desteğiyle bir “gönüllüler koalisyonu” grubu tarafından yürütüldüğünü kaydederek şu ifadeleri kullandı:
“2026-2027 yıllarında, Avrupa dışında ilk geri gönderme merkezini göreceğiz. Bunu önümüzdeki bir yıl içinde başarabileceğimizi düşünüyorum.”
Politico, Avrupa Komisyonunun bu müzakereleri doğrudan kendisinin yürütmediğine dikkat çekti.
AB, küresel altyapı programı Global Gateway kapsamında Ruanda’yı aktif olarak destekliyor ve bu ülkeye yüz milyonlarca avro fon sağlıyor.
Bu doğrultuda, 2023 yılında Ruanda için 900 milyon avroluk bir yatırım planı açıklanmıştı. Birlik ayrıca Özbekistan’a da 119 milyon avro tutarında hibe desteği tahsis etmişti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak











