Bizi Takip Edin

Avrupa

Renault savunma sanayisine giriyor: Fransız ordusu için İHA üretecek

Yayınlanma

Fransız otomobil üreticisi Renault, Avrupa’nın değişen güvenlik ihtiyaçları ve hızlanan silahlanma faaliyetleri doğrultusunda savunma sektörüne adım atıyor. Şirket, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanlığı’nın talebi ve gözetiminde, havacılık firması Turgis Gaillard ile ortaklaşa askeri insansız hava aracı geliştireceğini duyurdu.

Fransız otomotiv devi Renault, havacılık şirketi Turgis Gaillard ile askeri dron geliştirmek üzere ortaklık kurduğunu açıkladı.

Bu hamle, Avrupa’daki değişen güvenlik talepleri ve Fransa’nın hızlanan silah üretimi stratejisi kapsamında savunma sektörüne atılan önemli bir adım niteliğinde.

Renault sözcüsü dün geç saatlerde yaptığı açıklamada, dron girişiminin Turgis Gaillard ortaklığında ve Fransa Savunma Tedarik Ajansı’nın denetiminde geliştirildiğini belirtti. Süreç, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanlığı’nın talebi üzerine başladı.

BFM TV’ye konuşan Renault Büyümeden Sorumlu İcra Kurulu Üyesi (CGO) Fabrice Cambolive, “Birkaç ay önce Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanlığı, yerli bir İHA endüstrisi geliştirme projesi için bizimle temasa geçti” dedi.

Cambolive, Renault’nun “endüstriyel üretim ve tasarım uzmanlığı” nedeniyle tercih edildiğini vurguladı.

Avrupa’nın silahlanma süreci ve değişen dengeler

Avrupa ülkeleri, Ukrayna’daki savaş ve transatlantik güvenlik düzenlemelerinin yeniden değerlendirilmesi gibi artan jeopolitik baskılar karşısında askeri üretim kapasitelerini genişletmeye çalışıyor; Renault’nun girişimi de bu süreçle eş zamanlı gerçekleşti.

Söz konusu gelişmeler, ABD’nin Avrupa üzerindeki güvenlik şemsiyesinin güvenilirliği konusunda soru işaretlerini artırıyor.

ABD’nin güvenlik garantilerine ilişkin şüpheler, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ın kontrolünü ele geçirmek için güç kullanılabileceği yönündeki söylemlerinin ardından belirginleşti.

Atlantik ittifakının temellerini sarsan bu açıklamalar, bölgedeki endişeleri derinleştirdi.

Aynı zamanda Ukrayna’daki savaş ve küresel çatışmaların genişleyen kapsamı, karar mercileri ve savunma yetkililerine Avrupa’nın savunma mimarisini yeniden yapılandırma ve askeri-endüstriyel tabanını canlandırma aciliyetini gösterdi.

Otomasyon, dronlar gibi hassas vuruş yetenekleri, yeni nükleer fırlatma sistemleri ve hibrit savaş taktikleriyle karakterize edilen modern harbin hızlı evrimi, Avrupa’nın teknolojik ve endüstriyel alandaki geriliğini ve bu dönüşümlere ayak uydurmakta zorlandığını gözler önüne serdi.

Fransız yetkililer, geleneksel savunma üreticilerinin kısa vadede hedefleri tek başına karşılamakta zorlanacağını kabul ediyor.

“Ayda 600 adet üretim potansiyeli”

Renault ve Cambolive, dronların Renault’nun Cleon ve Le Mans fabrikalarında seri üretileceğine dair L’Usine Nouvelle’de yer alan haberleri doğrulamaktan kaçındı.

Cambolive, Renault’nun ana faaliyet alanının otomotiv üretimi olarak kalacağını vurguladı.

La Tribune gazetesine konuşan kaynaklara göre ise ortaklık, yaklaşık on metre kanat açıklığına sahip, “son derece rekabetçi bir fiyata” üretilen taktiksel bir dron ile sonuçlanabilir.

Haberde, faaliyetin ilk yılının sonunda üretimin ayda 600 adede ulaşabileceği öne sürüldü. Renault bu rakamlar hakkında yorum yapmayı reddetti.

Renault’nun bu girişimi, Fransa ve genel olarak Avrupa’da otomotiv ve sanayi firmalarının savunma üretimini desteklemek amacıyla giderek daha fazla seferber edildiği geniş çaplı bir eğilimi yansıtıyor.

Otomobil parça tedarikçisi Valeo, yaklaşık 100 şirketle birlikte bir “savunma dron paktına” katılırken, araç parçası üreticisi Fonderie de Bretagne ise boş top mermisi kovanı üretimine hazırlanıyor.

Süreçteki temel soru ise Avrupa Birliği’nin Rusya, Çin ve diğer küresel aktörlere karşı agresif bir dış politika izlerken, askeri üretimde stratejik özerkliğe doğru kararlı bir sıçrama mı yapacağı, yoksa giderek daha güvenilmez ve istikrarsız hale gelen müttefiklere bağımlı kalmaya devam mı edeceği.

Avrupa

Almanya, Litvanya’daki tugay için zorunlu atama planlıyor

Yayınlanma

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Litvanya’da görev yapacak Alman tugayının personel açığını zorunlu görevlendirmelerle kapatmayı planlıyor. Bild’in kaynaklarına göre sonbaharda başlayabilecek görevlendirmeler 1000’e kadar askeri kapsayabilir ve tugayın personelinin yüzde 20’sine ulaşabilir.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Litvanya’da konuşlandırılacak Alman tugayının personel ihtiyacını karşılamak amacıyla zorunlu görevlendirme sistemine geçilmesi talimatını verdi.

Bild gazetesinin ulaştığı kaynaklara dayandırdığı habere göre, ilk zorunlu atamaların sonbahar aylarında başlaması ve bin askeri kapsaması bekleniyor.

Berlin yönetiminin açıkladığı takvime göre Almanya, 2027 yılının sonuna kadar Litvanya’ya 4 bin 800 asker konuşlandırmayı hedefliyor.

Pistorius’un bu birliği bütünüyle gönüllü personelle oluşturmayı planladığı, ancak başvuru sürecinin ağır ilerlediği belirtiliyor.

Ağustos ayı itibarıyla kadroların yalnızca yaklaşık yüzde 60’ı doldurulabildi. Orduda özellikle bilişim uzmanı, lojistik personeli, aşçı ve er kadrolarında ciddi açıklar göze çarpıyor.

Savunma Bakanı Pistorius daha önceki açıklamalarında zorunlu atamaların bin kişinin altında kalabileceğini dile getirmişti.

Bild’in aktardığı güncel verilere göre ise zorunlu görevlendirmeler tugay mevcudunun yüzde 20’sine kadar ulaşabilir. Almanya ordusu Federal Savunma Gücü (Bundeswehr), bu oranı yüzde 10 seviyesine çekmeyi hedefliyor.

NATO’nun doğu kanadını tahkim etme gayesi taşıyan proje kapsamında, 2027 yılı sonuna kadar Belarus sınırına yakın noktalara yaklaşık 5 bin Alman askerinin yerleştirileceği bilgisi Mayıs ayı başında kamuoyuna yansımıştı.

Litvanya Savunma Bakanı Robertas Kaunas Temmuz ayı sonunda yaptığı açıklamada, gerekli altyapı hazırlıklarının takvimin önünde ilerlediğini ve inşaatın birinci etabının planlanandan on ay önce tamamlandığını duyurdu.

Buna karşılık Alman ordusu, kadroların tamamlanması konusunda ciddi bir zaman baskısı altında bulunuyor. Personel kararlarının netleşmesi için sadece birkaç ay kaldı.

Berlin’in 2027 sonuna kadar savaşa hazır bir tugay kurma taahhüdünü “ne pahasına olursa olsun” yerine getirmeyi amaçladığı vurgulanıyor.

Gönüllü sayısını artırmak amacıyla askerlere ve ailelerine tanıtım gezileri sunulmasını da içeren geniş kapsamlı tanıtım kampanyaları yürütüldü.

Öte yandan Bild, tugayın askeri teçhizat temininde de aksaklıklar yaşandığına, özellikle hava savunma sistemlerinin teslimatında gecikmeler görüldüğüne dikkat çekiyor.

Zorunlu atama kapsamına girecek askerlere bu karara itiraz etme hakkının tanınacağı ve Litvanya’ya olası taşınma sürecini planlamaları için kendilerine süre verileceği kaydediliyor.

Bundeswehr’in ilk askeri strateji belgesinde, Alman ordusunun Avrupa’nın en güçlü düzenli ordusu haline gelmesi hedefleniyor.

Savunma Bakanı Pistorius, muvazzaf asker sayısının 260 bine çıkarılmasını, yedek güçlerle birlikte ordudaki toplam kadın ve erkek mevcudunun 460 bine ulaştırılmasını amaçladıklarını söyledi. Yeni askeri stratejinin odak noktasında “Rusya’dan gelen tehditlere karşı koyma” yaklaşımı yer alıyor.

Pistorius geçen yılın Kasım ayında NATO için son barışçıl yazın geride kaldığını ve yakında bir savaş çıkabileceğini öne sürmüştü.

Almanya dış istihbarat teşkilatı başkanı Martin Jäger de aynı dönemde Rusya’nın ittifakla doğrudan bir çatışmaya girebileceği yönündeki görüşünü paylaşmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’da savunma şirketlerinin satışında ABD’ye karşı temkinli tutum

Yayınlanma

Avrupa’da hükümetlerin stratejik sektörlerde kontrolü elde tutma ve Washington’a bağımlılığı azaltma hedefi, savunma şirketlerinin ABD’ye satış süreçlerini zora sokuyor. Financial Times gazetesinin haberine göre olası hükümet engellerinden çekinen şirket sahipleri, Amerikan sermayesi yerine Avrupalı yatırımcıları tercih etmeye yöneliyor.

Avrupa’da hükümetlerin stratejik sektörler üzerindeki denetimi koruma ve ABD’ye olan bağımlılığı azaltma arayışı, savunma ve teknoloji şirketlerinin Amerikalı yatırımcılara satışında temkinli bir yaklaşımı beraberinde getiriyor.

Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre Avrupalı savunma şirketlerinin sahipleri, olası satış süreçlerinin hükümetlerin engeline takılmasından çekiniyor. Bu durum, bazı şirket sahiplerinin Avrupalı alıcıları öncelikli tutmasına yol açıyor.

Örneğin İHA tespit sistemleri üreten Hollanda merkezli Robin Radar Systems şirketinin sahibi, firmayı Avrupalı bir yatırımcıya devretmeyi istiyor.

Şirket için en az 2 milyar dolar gelir bekleyen yatırım fonu Parcom, Amerikan savunma devlerine yapılacak bir satışın hükümet nezdinde itirazlara yol açabileceği endişesini taşıyor.

Avrupa ülkeleri savunma, ileri teknoloji ve enerji gibi güvenlik ve ekonomi açısından kritik alanlardaki satın alma işlemlerini çok daha sıkı denetliyor.

Bu nedenle şirketler, satış planlarını henüz resmi süreç başlamadan hükümet yetkilileri ve askeri kanatla ele alıyor. Yatırımcılar ise onay alabilmek adına kritik teknolojileri ve istihdamı Avrupa sınırları içinde tutma taahhüdü veriyor.

Boston Consulting Group’un (BCG) Birleşik Krallık Havacılık ve Savunma Sanayii Birimi Yöneticisi Diana Dimitrova, hükümetlerin bu yaklaşımını “Avrupa hükümetlerinin tutumu giderek netleşiyor: Burada üretin ve burada bırakın” sözleriyle özetliyor.

Benzer bir süreç kıtadaki diğer anti-dron üreticilerini de etkiliyor. Yatırım şirketi Bridgepoint, Danimarkalı MyDefence firmasını yaklaşık 1 milyar dolar değerlemeyle satışa hazırlarken Polonyalı Advanced Protection Systems (APS) de satış ihtimalini değerlendiriyor.

Polonya’nın dron savunma mimarisinde yer alan ve stratejik şirketler listesine dahil edilen APS’in olası satışının Varşova yönetimi tarafından engellenebileceği kaydediliyor.

Amerikan sermayesine yönelik artan temkinlilik, Avrupa ile Washington arasında güvenlik alanında yeniden tanımlanan dengelerle eş zamanlı ilerliyor.

Politico’nun ocak ayındaki haberinde, taraflar arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle AB içinde ABD’nin yer almadığı ve 30’u aşkın ülkeyi kapsayan bir işbirliği zemininin tartışıldığı aktarılmıştı.

Buna paralel olarak Washington, Avrupa ülkelerinin kendi savunma harcamalarını ve sorumluluklarını artırmasını talep ediyor.

Alman Die Welt gazetesi mayıs ayında ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltmayı planladığını yazarken, FT ise ağustos ayında Pentagon’un aralık ayında tamamlayacağı kuvvet konuşlandırma planı çerçevesinde Washington’ın müttefiklerinden askeri kapasite artışını hızlandırmalarını istediğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman süt devi Müller, CDU’ya AfD ile işbirliği önerdi

Yayınlanma

Müller süt ürünleri grubunun çoğunluk hissedarı Theo Müller, Şansölye Merz’in SPD’yi koalisyondan çıkarması ve değişken çoğunluklarla yönetmesi gerektiğini söyledi.

Welt am Sonntag gazetesine verdiği demeçte Müller, “Böylece geriye sadece AfD kalır,” dedi ve “ideal senaryo” olarak CDU-AfD ittifakını ifade eden “Siyah ve Mavi”yi savunarak, “O zaman Almanya kısa sürede tekrar rayına oturur,” iddiasında bulundu.

Saksonya-Anhalt’taki seçim zaferinin ardından, arkadaşı olduğunu iddia ettiği AfD lideri Alice Weidel’e bir mektup yazdığını belirten Müller, “Bu sansasyonel başarı için tebrikler!” dedi.

Müller, Saksonya-Anhalt vatandaşlarının tüm ülkeye bir mesaj gönderdiğini söyledi ve “Mevcut politikalarla işler eskisi gibi devam edemez,” iddiasında bulundu.

AfD’nin hangi tutumlarını reddettiği sorulduğunda Müller, “AB’den veya avrodan ayrılmak benim için çok aşırı bir adım olur,” cevabını verdi.

CDU’nun Bavyera’daki kardeş partisi CSU’nun üyesi olan Müller, AfD’nin “tersine göç” terimi üzerine yapılan tartışmayı abartılı olarak nitelendirdi.

Ünlü Alman patron Müller’den CDU-AfD koalisyonu çağrısı

Partinin seçim bildirgesini okuduğunu söyleyen süt devi, “Tersine göç şu anlama gelir: Burada kalma hakkı olan herkes bu hakkı kullanabilir ve bu hakka sahip olmayanlar —çünkü Almanya’da yasadışı olarak bulunuyorlar— ülkeyi terk etmek zorundadır. Bu apaçık ortada,” dedi.

Müller, borç yasağı, enerji dönüşümüne son verilmesi, sübvansiyonların kademeli olarak kaldırılması, daha kısıtlayıcı bir göç politikası ve kalkınma yardımının durdurulmasının yanı sıra, Rusya’ya karşı savaşta Ukrayna’ya destek çağrısında bulundu.

Alman patron, enerji dönüşümünü “hiçliğe doğru bir dönüş” olarak nitelendirdi.

Müller, karbon kredisi ticaretinin, besleme tarifelerinin ve yenilenebilir enerjiye yönelik sübvansiyonların kaldırılmasını önerdi:

“Bunların hepsi ortadan kalkabilir. Bu ‘hiçliğe doğru dönüş’ şimdiye kadar yarım trilyon avroya mal oldu. Bu 500 milyar demek! Ve 2050’ye kadar 5 trilyon avroya daha mal olması bekleniyor.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English