Ortadoğu
Riyad ve Kahire’den Hafter’e Sudan ültimatomu: BAE ile işbirliğini sonlandır

Suudi Arabistan ve Mısır, Libya’nın doğusunu kontrol eden Halife Hafter üzerinde, Sudan’daki Hızlı Destek Güçleri’ne sağlanan lojistik desteğin kesilmesi amacıyla baskıyı yoğunlaştırdı. Kahire’ye çağrılan Saddam Hafter’e, BAE ile yürütülen işbirliğinin sonlandırılması karşılığında milyarlarca dolarlık askeri ve mali yardım teklif edildiği bildirildi.
Suudi Arabistan ve Mısır, Libya’daki nüfuz sahibi Halife Hafter’in, Sudan’da çatışan taraflardan Hızlı Destek Güçleri’ni (HDG) desteklemek üzere Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yürüttüğü stratejik ortaklığı sonlandırması yönündeki baskılarını artırdı.
Middle East Eye’ın (MEE) haberine göre, Kahire ve Riyad yönetimleri, Hafter’e yönelik uyarılarını en üst düzeye çıkardı.
Bu hamle, iki bölgesel gücün Yemen ve Afrika Boynuzu’ndaki BAE etkisini sınırlandırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Haberde, Arap olmayan Sudanlı kabilelere yönelik soykırım eylemleriyle suçlanan HDG’ye BAE ile koordineli desteğin sürmesi halinde, Kahire’nin Hafter ile ilişkilerini köklü biçimde gözden geçireceği mesajının iletildiği belirtildi.
Mısır ve Suudi Arabistan’ın öncelikli hedefinin, HDG’ye yönelik silah, yakıt ve savaşçı ikmal hatlarını kesmek olduğu vurgulandı.
Saddam Hafter Kahire’ye çağrıldı
MEE’ye konuşan kaynaklara göre, Halife Hafter’in oğlu ve Libya Arap Silahlı Kuvvetleri (LAAF) Başkan Yardımcısı Saddam Hafter, bu ayın başlarında Mısır Savunma Bakanı Abdülmecid Sakar’ın da aralarında bulunduğu üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Kahire’yi ziyaret etti.
Üst düzey bir Mısırlı askeri kaynak, bu ziyaretin diplomatik bir nezaket ziyareti olmadığını, aksine Saddam Hafter’in “fiilen Kahire’ye çağrıldığını” ifade etti.
Kaynak, BAE’nin LAAF lojistiğini kullanarak HDG’ye silah, askeri teçhizat, taşınabilir hava savunma sistemleri ve insansız hava araçları sevk ettiğinin doğrulanması üzerine bu adımın atıldığını kaydetti.
Aynı kaynağa göre Mısır istihbaratı ve askeri yetkilileri, Libya’daki Sarir rafinerisinden HDG lideri Muhammed Hamdan Dagalo’ya yakıt sevkiyatı yapıldığına ve BAE menşeli silahların transfer edildiğine dair somut kanıtları Saddam Hafter’in önüne koyarak net bir uyarıda bulundu.
Sudan’da 2019 yılında Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in devrilmesinin ardından oluşan otorite boşluğu, 2023’te patlak veren iç savaşla derinleşti.
HDG ile Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) arasındaki çatışmalar, Mısır’ın güney sınırında büyük bir istikrarsızlığa yol açtı. Kahire yönetimi Sudan ordusunu desteklerken, BAE’nin bölgesel nüfuzunu genişletmek ve Sudan’ın altın rezervlerine erişim sağlamak amacıyla HDG’ye silah ve finansman sağladığı belirtiliyor.
Libya üzerinden HDG’ye uzanan tedarik hatlarının, paramiliter grubun haziran ayında sınır bölgelerini ele geçirmesinde ve 550 günü aşan kuşatmanın ardından ekim ayında El-Faşir kentini kontrol altına almasında kritik rol oynadığı öne sürüldü. İnsan hakları örgütleri, HDG’yi El-Faşir’i ele geçirdikten sonra binlerce sivili öldürmekle suçluyor.
MEE’ye konuşan askeri kaynak, Mısır’ın elinde BAE’nin Abu Dabi’den Libya’daki Hafter güçlerine, oradan da Sudan’daki HDG’ye silah taşıdığını belgeleyen görüntüler bulunduğunu aktardı.
Ayrıca Libya’ya ait yakıt tankerlerinin Darfur’daki HDG unsurlarına yakıt ikmali yaptığını gösteren görsellerin de mevcut olduğu ifade edildi.
Mısır güvenlik birimlerinin, Kolombiya ve Venezuela’dan gelen paralı askerlerin Libya’ya ulaştığını ve buradan Sudan’a geçirilerek HDG saflarına katıldığını sesli ve görsel istihbarat verileriyle teyit ettiği bildirildi.
Habere göre Kahire ve Riyad, BAE ile işbirliğini sonlandırması karşılığında Saddam Hafter’e milyarlarca dolarlık askeri ve mali destek paketi önerdi.
Halife Hafter liderliğindeki güçler, 2011 yılında NATO hava harekâtı ve El Kaide bağlantılı militanların katkısıyla Muammer Kaddafi’nin devrilmesinin ardından Libya’nın doğu ve güney bölgelerinde kontrolü sağlamıştı.
Eski bir CIA ajanı olduğu belirtilen Hafter, ülkenin batısındaki Trablus’ta bulunan ve uluslararası toplum tarafından tanınan hükümete rakip bir yönetim sergiliyor.
Bölgesel rekabetin Yemen cephesi
Söz konusu gelişme, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki gerilimin geçen ay Yemen sahasında yeniden yükselmesinin ardından geldi.
BAE’ye yakınlığıyla bilinen ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi (GGK), aralık ayında petrol zengini Hadramut vilayeti dâhil bazı bölgelerde kontrolü ele geçirme girişiminde bulunmuştu.
Suudi Arabistan destekli Başkanlık Konseyi güçlerinin bu girişimi geri püskürttüğü ve BAE’nin ülkedeki askeri varlığını çekmeye zorlandığı belirtildi.
Riyad yönetiminin, GGK’nin üst düzey isimlerini örgütün feshedildiğini açıklamaya mecbur bıraktığı ve GGK Başkanı Aydarus ez-Zübeydi’nin BAE’ye sığındığı bildirildi.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











