Ortadoğu
Irak’ta kartlar yeniden dağıtılıyor: Şii blok Maliki’yi aday gösterdi, Washington uyardı

Irak’ta Şii siyasi partilerin çatı kuruluşu Koordinasyon Çerçevesi, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin çekilme kararının ardından eski Başbakan Nuri el-Maliki’yi hükümeti kurmakla görevlendirdi. Gelişme üzerine devreye giren ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Bağdat yönetimini ‘İran etkisindeki bir kabine’ yapılanmasına karşı uyarırken, Washington hattından petrol gelirlerine erişimin kısıtlanabileceği mesajı verildi.
Irak’ın en büyük siyasi yapılanması olan Şii Koordinasyon Çerçevesi, ülkenin yeni başbakanı olarak Nuri el-Maliki’yi aday gösterdi.
Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin görevden çekilme kararının ardından şekillenen süreçte, ibre 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapan Maliki’ye döndü. Washington yönetimi ise olası bir İran eksenli hükümet senaryosuna karşı Bağdat’a net mesajlar iletti.
Şii partileri bünyesinde barındıran Koordinasyon Çerçevesi, 24 Ocak’ta yaptığı açıklamada, kararın oy çokluğuyla alındığını duyurdu. Açıklamada, Maliki’nin tercih edilme gerekçesi olarak “siyasi ve idari tecrübesi” ile “devlet yönetimindeki rolü” gösterildi.
Blok, anayasal sürece tam bağlılık vurgusu yaparak, hedeflerini “Tüm ulusal güçlerle birlikte zorluklarla baş edebilecek, hizmet üretebilecek, Irak’ın güvenliği ve birliğini koruyabilecek güçlü ve etkili bir hükümet kurmak” sözleriyle tanımladı.
Washington’dan Bağdat’a ‘İran’ uyarısı: Rubio devrede
Maliki’nin yeniden siyaset sahnesinin merkezine yerleşmesi Washington’da yankı buldu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, görevdeki Başbakan Sudani ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, kurulacak yeni hükümetin Irak’ı “Ortadoğu’da istikrar ve güvenlik unsuru” haline getirmesi gerektiğinin altını çizdi.
Rubio görüşmede, “İran kontrolündeki bir hükümetin Irak’ın kendi çıkarlarını önceleyemeyeceğini, Irak’ı bölgesel çatışmalardan uzak tutamayacağını ve ABD-Irak ortaklığını ilerletemeyeceğini” vurguladı.
Diplomatik uyarıların yanı sıra ekonomik yaptırım kartı da masaya sürüldü. ABD’li yetkililer geçen hafta, “direniş” grupları ve Haşdi Şabi bağlantılı partilerin yeni kabinede yer alması durumunda, Irak’ın New York Merkez Bankası (Fed) üzerinden tutulan petrol gelirlerine erişiminin kesilebileceği uyarısında bulundu.
Meclis aritmetiği ve ittifak dengeleri
Maliki’nin liderliğini yaptığı Dava Partisi, Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından İran sürgününden dönen kadrolar tarafından yönetiliyor. Parti, kasım ayında yapılan seçimlerde 329 sandalyeli mecliste 29 vekil çıkararak üçüncü sırada yer alan Hukuk Devleti Koalisyonu’nun ana omurgasını oluşturuyor.
Seçim sonuçlarına göre, mevcut Başbakan Sudani liderliğindeki Yeniden İnşa ve Kalkınma İttifakı 46 sandalye ile birinci, Muhammed Halbusi liderliğindeki Sünni Takaddum Partisi 27 sandalye ile ikinci, Mesud Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ise 26 sandalye ile dördüncü sırada yer aldı.
Bu ayın başında görevden çekileceğini açıklayan Sudani, Maliki’nin başbakanlık girişimini destekleyeceğini bildirmişti. Maliki’nin koalisyonu içinde, Irak’taki “direniş” gruplarını temsil eden partiler ve 2014’te IŞİD’le mücadele kapsamında kurulan, İran’a yakınlığıyla bilinen Haşdi Şabi ile iltisaklı oluşumlar da bulunuyor.
2014 kırılması ve Washington-Erbil hattındaki iddialar
Maliki, ilk kez 2006 yılında dönemin ABD Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad’ın desteğiyle başbakanlık koltuğuna oturmuştu.
2008’de Basra’da Şii din adamı Mukteda es-Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu’na karşı kapsamlı bir operasyon yürüten Maliki, 2014 yılında üçüncü dönem için hazırlandığı sırada ABD Başkanı Barack Obama ve Kürt lider Mesud Barzani’nin baskıları sonucu görevden çekilmek zorunda kaldı.
Söz konusu baskının, Maliki’nin Kürtlerin bağımsız petrol ihracatına itiraz etmesi ve Tahran ile geliştirdiği yakın ilişkiler nedeniyle arttığı belirtiliyor.
O dönemde Irak’ın IŞİD tehdidi altında olduğu süreçte, sahadaki gelişmelerle ilgili dikkat çekici ayrıntılar raporda yer aldı. ABD ve Kürtlerin “örtülü desteğiyle” IŞİD’in geniş bölgeleri ele geçirdiği; Enbar’daki Ramadi ve Felluce ile Ninova’daki Musul gibi kentlerin örgütün kontrolüne girdiği ifade edildi.
Obama yönetiminin, terör örgütü Bağdat kapılarına dayanmışken dahi Maliki’nin hava saldırısı talebini reddettiği ve başkentin savunulması için yardımı, Maliki’nin istifası şartına bağladığı kaydedildi.
ABD’li yetkililer ve Barzani, Musul’un düşüşünden Maliki’yi sorumlu tutarak orduya geri çekilme emri verdiğini öne sürmüştü. Ancak raporda, IŞİD’in ABD ordusu tarafından temin edilen silahlarla Musul’u işgal ettiği, Kürt komutanların liderliğindeki Irak ordusu birliklerinin ise savaşa katılmayı reddettiği bilgisi yer aldı.
Barzani’ye bağlı Peşmerge güçlerinin Musul’u savunmak yerine geri çekilen Irak ordusunun silahlarına el koyduğu, oluşan kaosu fırsat bilerek petrol zengini Kerkük’ü işgal ettiği ve Türkiye’nin Ceyhan Limanı’na uzanan boru hattı üzerinden İsrail’e petrol ihraç etmeye başladığı belirtildi.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












