Ortadoğu
Şifa Hastanesi toplu mezara dönüştü: Cesetler defnedilemiyor

İsrail ordusunun karadan saldırılarını giderek yoğunlaştırdığı abluka altındaki Gazze Şeridi’nde gözlerin çevrildiği Şifa Hastanesi’ndeki durum giderek zorlaşıyor. İsrail ordusunun hastaneyi kuşatması nedeniyle hastane bahçesinde dört bir yanda biriken cesetler defnedilemiyor.
İsrail’in Gazze Şeridi’nde yakıt, elektrik, iletişim ve interneti kesmesinden sonra İsrail ordusu ile Kassam Tugayları arasındaki en şiddetli çatışmalar, Şifa Hastanesi ve Kudüs Hastanesi civarında yaşanıyor.
İsrail ordusu, Gazze’de on binlerce yaralı ile sivilin sığındığı onlarca hastaneyi zorla tahliye ettirmek için yerleşkelerini ya da ana binalarını vurdu. Saldırılarda yüzlerce kişi öldü ve yaralandı. İsrail, Gazze’nin en büyük hastanesi olan Şifa Hastanesi’nin altında tüneller olduğunu, burada Hamas liderliğinin ofislerinin bulunduğunu iddia ediyor. Hamas bu iddiayı yalanlasa da hastan savaşın en önemli hedeflerinden biri haline geldi ve herhangi bir savaşta en güvenli yer olması beklenen hastaneler şu an toplu mezara dönüşmüş durumda. Kudüs hastanesi hastalar ve personel tahliye edilmeye çalışılırken İsrail’in SİHA’larla kuşattığı Şifa Hastanesinde cesetler bile defnedilemez durumda.
Gazze Sağlık Bakanlığı, Gazze’nin kuzeyindeki tüm hastanelerin hizmet dışı olduğunu, Şifa Hastanesi’nin yoğun bakım bölümündeki prematüre bebek ve hastaların elektrik kesintisi, bombardıman ve sıkı kuşatma nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Münir El Burş, Şifa Hastanesi’nin avlusunda 100 cesedin çürüdüğünü duyurdu.
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra da “İsrail ordusu Şifa Hastanesi’ni kuşatmış durumda. Hastanenin doğu ve güney çıkışlarında tanklar var, giriş-çıkışlara izin vermiyor. Hastanenin bahçesi keskin nişancılar tarafından hedef alınıyor. Bu tıbbi kompleksin içinde bir binadan diğer binaya geçmek dahi mümkün değil” dedi.
Gazze’deki Hükümet Medya Ofisinden yapılan açıklamada ise İsrail işgal ordusunun, işlemiş olduğu suçları gizlemek amacıyla internet ve iletişimi kestiğine işaret edildi ve “Gazze Şeridi’nde 2 milyon 300 binden fazla insan kurtarma ekipleri, acil servisler ve sivil toplum ekipleriyle iletişime geçemiyor” ifadeleri yer aldı. Açıklamada, “Birbirleriyle iletişim imkanı bulamayan ekiplerin bu durumu Gazze Şeridi’nde idam hükmü demektir. Bu da İsrail’in uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası örfleri ihlal etmesi yönüyle yeni bir suç işlemesi demektir” değerlendirmesinde bulunuldu.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus da sosyal medya üzerinden “Şifa Hastanesi’nde durum çok vahim. Hasta ölümlerinde feci oranda artış var. Ne yazık ki hastane, artık hastane olarak hizmet veremiyor” açıklamasında bulundu.
“Su almaya çıkan hedef oluyor”
Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) İşgal Altındaki Filistin Topraklarındaki İnsani İşler Koordinatörü Andrea de Domenico, hafta sonu çatışmaların Şifa Hastanesi etrafında yoğunlaştığına dikkati çekti ve temel altyapının zarar gördüğünü, bazı personelin hayatını kaybettiğini bildirdi. De Domenico, hastaneler ve civarlarındaki askeri operasyonların hastaları ve personeli korumak için önlem alarak gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizerek “Hastaları, Gazze’nin herhangi bir yerine güvenli bir şekilde taşıma imkânı yok” uyarısında bulundu.
Hastaneden su almak için çıkan kişilerin keskin nişancılar tarafından vurulduğu bilgisini edindiklerini kaydeden de Domenico, keskin nişancıların kim olduğunu teyit etmenin mümkün olmadığını söyledi. Şifa Hastanesi’nde 43 bebeğin kuvözde ve oksijene bağlı olduğunu ifade eden de Domenico, bağlantı kesildiği için tam sayısını bilmemekle beraber bazı bebeklerin hayatını kaybettiğini öğrendiklerini aktardı.
BM: Gazze’de felaket gözler önünde gerçekleşiyor
Birleşmiş Milletler (BM) Sözcüsü Stephane Dujarric, Gazze’deki gelişmelere ilişkin açıklama yaptı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in hafta sonu muhataplarıyla yoğun görüşmeler yürüttüğünü aktaran Dujarric, ” Gazze’deki insani felaket kapalı kapılar ardında değil, gözler önünde gerçekleşiyor. Durum çok ciddi. Önümüzdeki birkaç günde olabileceklerden ciddi endişe duyuyoruz” uyarısında bulundu. BM’nin insani ateşkes çağrısı konusunda ısrarcı olduğunu aktaran Dujarric, “Böylelikle her damla yakıt ya da bir ambulansın geçişi için müzakere etmek zorunda kalmayız” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail: Savaşın sonu yakın değil
İsrail’in hastane katliamı ABD Başkanı Joe Biden’a soruldu. Biden, “Bildiğimiz gibi, olup bitenlerle ilgili endişelerimi dile getirmekten çekinmedim. Umudum ve beklentim, hastanelere yönelik müdahale eylemlerinin daha az olması ve İsraillilerle temas halinde kalmamızdır” dedi.
Gazze sınırında İsrail askerlerine yaptığı ziyarette konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise savaşın sonunun yakın olmadığını söyledi: “Bu bir operasyon değil, sonuna kadar bir savaş. Bunu bilmeniz benim için önemli. Rehineleri geri getirmek için çalışacağız, bölge sakinlerinin tam güvenliğini sağlayacağız ve Hamas’ı bitireceğiz.”
Kahire: İsrail yardımların girişine engel oluyor
Mısır, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd, Refah Sınır Kapısı’nın kapalı tutulduğuna ilişkin iddialar üzerine açıklama yaptı. Zeyd, “Gazze Şeridi’ndeki krizin başlangıcından bu yana hiçbir zaman Refah Sınır Kapısı kapatılmadı, Refah Sınır Kapısı açık” ifadelerini kullandı. “Engelleyici şartlar ve dayanaksız gerekçelerle Gazze Şeridi’ne yardımların girişine engel olan İsrail tarafıdır” diyen Ebu Zeyd, bunun aksine dair iddiaları ortaya koyanları kınadıklarını dile getirdi. Ebu Zeyd, “Sınırın kapalı olduğunu öne sürenler, bölgeyi ziyaret eden Birleşmiş Milletler yetkilileri tarafından yapılan açıklamalara baksın” dedi. Ebu Zeyd, Mısır tarafının insani yardımların Gazze tarafına sürdürülebilir şekilde girebilmesi için üzerine düşen icraatları yerine getirdiğini uluslararası yetkililerin açıklamalarından kavrayacağını hatırlattı.
Ürdün: İsrail hükümeti tüm kırmızı çizgileri aşıyor
Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Ürdün resmi televizyon kanalına, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Bakan Safedi, “(Filistin’de) Gelecek daha da kötü (olacak). Çünkü tüm kırmızı çizgileri aşan ve ihlal etmediği hiçbir uluslararası hukuk bırakmayan bir İsrail hükümetiyle karşı karşıyayız” dedi.
İsrail’in, Gazze’de barbarca savaşını sürdürdüğünü ve bu savaşı artık hiçbir mantıklı yanı kalmayan söylemleriyle örtbas etmeye çalıştığını kaydeden Safedi, Ürdün’ün de İsrail’in asılsız söylemlerini açığa çıkarmayı hedefleyen çabalarına devam ettiğini aktardı. İsrail’in Gazze’de işlediği suçların olumsuz sonuçları konusunda uyarıda bulunan Safedi, İsrail’in, Batı Şeria’da yaptıklarının durumun daha kötü hale gelmesine neden olacağına dikkati çekti. Çatışmayı Hamas’ın ortaya çıkarmadığını, tam aksine çatışmanın Hamas’ın var olmasına neden olduğunu belirten Safedi, “Hamas baskını, mahrumiyetin, hak ihlalinin, onur ihlalinin ve işgalin sürdüğü bir ortamda ortaya çıktı” dedi.
Safedi, Ürdün’ün Hamas’ın siyasi yönetimiyle iletişim kanallarını açma konusundaki düşüncesine ilişkin bir soruya yanıt olarak şunları söyledi: “İletişimimizi sürdürmesini bilen bir ülkeyiz ve girdiğimiz tüm kapıların bizi hedefimize nasıl ulaştıracağını biliyoruz, o da Filistin halkının haklarının tam olarak karşılanması temelinde bu çatışmaya son vermektir. Biz de ona göre hareket ediyoruz.”
Kassam Tugayları: İsrail esir takası konusunu erteliyor
Öte yandan Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, Hamas’ın Telegram kanalından yayınlanan ses kaydında, İsrail’le esir takası anlaşması ve sahadaki çatışmalara ilişkin bilgi verdi. Ubeyde, Katarlı arabulucuların geçen hafta boyunca Gazze’deki İsrailli esirlere karşılık, Filistinli 200 çocuk ve 25 kadının serbest bırakılması için çalıştığını kaydetti. İsrail’in, Gazze’deki 100 kadın ve çocuğun serbest bırakılmasını istediğini aktaran Ebu Ubeyde, Kassam olarak, 5 günlük bir ateşkesle 50 kadın ve çocuğu serbest bırakabileceklerini ve bu sayısının 70’i bulabileceğini arabuluculara ilettiklerini söyledi. Esir takası için yapılacak anlaşmanın, ateşkesi ve insani yardım girişini içermesini talep ettiklerini belirten Ebu Ubeyde, İsrail’in bu konuyu “ertelediğini ve kaçtığını” dile getirdi.
Sahadaki çatışmalara ilişkin de bilgi veren Ebu Ubeyde, Filistinli direnişçilerin, İsrail askerlerinin girdiği noktalara sızarak, tanklar ile askeri araçlarını hedef aldığını ve askerlere saldırdığını kaydetti. Son 48 saat içinde 20 İsrail askeri aracını tamamen ya da kısmi olarak imha ettiklerini söyleyen Ebu Ubeyde, “İsrailli komutanların direnişi yok etme hayali, yenilgiden kaçıştır” diye konuştu.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak












