Asya
“ŞİÖ kuruluş felsefesine geri döndü”

Hindistan’ın ev sahipliğinde düzenlenen Şangay İşbirliği Örgütü (SCO) Liderler Zirvesi zona erdi. Video konferans yöntemiyle yapılan zirvede, İran’ın katılım sürecinin tamamlanmasıyla üye sayısı 9’a yükseldi. Yeni Delhi Bildirgesi’nde örgütün bölgesel sorunların “çatışmacı düşünce” yoluyla çözülmesine karşı olduğu ifade edildi. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, terörle mücadele vurgusu yaparken Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, “pragmatik işbirliğinin” önemine değindi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Wagner isyanına karşı, Rusya’nın birlik olduğunu belirtti.
11-12 Temmuz’da Vilnius’ta toplanacak NATO zirvesi öncesi ŞİÖ, “Başka hiç bir devlete ve uluslararası organizyona karşı karşı değiliz” mesajı veriyor. Sıcak geçen Temmuz ayında Ukrayna’da nükleer provakasyon endişesi arttı. Arabulucuk için Türkiye ve Çin’in girişimleri şimdilik beklemede.
Ortadoğu’da İran, Çin arabuluculuğunda daha sakin bir konum aramasına rağmen temel gerilim nedenleri yerli yerinde duruyor. Yakın gelecekte Doğu – Batı çelişkisinin bir yansıması olarak NATO-ŞİÖ gerilimi ne ölçüde belirginleşebilir ya da ne ölçüde engellenebilir bunu kestirmek zor. Ancak şunu söylemek mümkün: Bir güvenlik örgütü olarak Soğuk Savaş sonrası kurulan ŞİÖ, temel parametresi olan güvenliği bundan sonra daha çok öne alacak. İran’da yaşayan Araştırmacı – Yazar Farshid Bagherian, ŞİÖ’nün “Çin’in yıldızının parlamasıyla” son yıllarda ekonomik yönüyle öne çıktığını ancak son yıllardaki gelişmelerin örgütü yeniden kurucu felsefeye geri dönmeye zorladığını düşünüyor.
Dün yapılan ŞİÖ liderler zirvesini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Wagner krizinden bir iki gün önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a ŞİÖ üyeliğinin onaylandığına dair resmi bir mesaj gönderdi. İran’ın ŞİÖ’ye üyeliği kesinleşmişti. Resmi üyelik ise zaman alacaktı. 2 yıl bekleme süresi vardı. İran şu anda ŞİÖ’ye tam üye olarak toplantıya katıldı. Hindistan Başbakanı Narenda Modi, İran’a örgüte “hoş geldin” ifadesini kullandı.
ŞİÖ zaten güvenlik üzerine kurulu. Beş ülke kendi güvenliklerini de sağlamak üzere bir araya geliyorlar. O zamanlar Orta Asya SSCB’nin dağılmasından sonra en tehlikeli bölgeler arasında sayılıyordu. Bu bölgenin güvenlik ihtiyacı vardı ve güvenlik bir milli tehdit unsuru hale dönüşmüştü. O dönemler Kazakistan üzerinde ABD çok etkiliydi ve ABD’yi bölgeden dışlamak için böyle bir örgüt kuruldu. Bu kuruluş felsefesi üyeleri bir araya getirdi.
Sonrasında Çin’in yıldızının parlamasıyla birlikte ve Rusya’nın bir şekilde hammadde ve petrol satışına dayalı olarak ekonomisini toparlamasıyla artık güvenlik sorunu bir nevi ortadan kalktı ve ŞİÖ ekonomi örgütüne dönüştü. Çin’in bölgedeki ekonomi nüfuzuyla birlikte bu örgütün adı değişti. Üyeler ekonomik bağlamda bu örgüte çağrıldı.
Ancak o dönemden bu yana güvenlik sorunu tekrar geri geldi. Hem Çin için hem de Rusya için. Rusya zaten bir savaşa girdi. Kırgızistan’da ve Kazakistan’da darbe teşebbüsleri oldu. Dolayısıyla ŞİÖ kuruluş felsefesine geri döndü. Bununla birlikte ekonomi gündemi başat gidecek. Bu ülkeler güçlenmiş olarak güvenliği sağlamaya çalışıyorlar. Çin’de 411 nükleer başlık var. Dolayısıyla bugünkü ŞİÖ ile kuruluş dönemindeki ŞİÖ arasında büyük fark var.
İran’ın Rusya ve Çin’le yaptığı uzun dönemli stratejik anlaşmalarla birlikte ŞİÖ’de bulunması anlamlıdır. Bundan sonra Türkiye gibi ülkeler doğuya doğru bakışla ekonomi ve güvenlik meselesini ele alacaklar. Bu ŞİÖ toplantısında sadece İran’ın üyeliği değil yeni bir güvenlik çerçevesi ortaya çıktı.
“ŞİÖ, İran için bir akademi niteliğinde”
İran’ın ŞİÖ’deki konumu ne olacak? Tahran’ın beklentileri neler?
İran halihazırda Batı tarafından izole edilmiş bir ülkedir. İran zamanla kendi iletişim ve etkileşim kabiliyetlerini kaybetti. Müzakere kabiliyeti bunlardan birisi. İran ŞİÖ’ye adaylık için hazırlık döneminde 2 yıllık bir stajdan geçti ve tam üyeliğini kazanmış oldu. Şu anda İran Rusya’yla 20 yıllık ve Çin’le 25 yıllık stratejik anlaşmalar imzaladı. İran yıllardır Çin ile işbirliği içinde. Ticarette Çin birinci sırada. İran’ın parası ayrıca Çin bankalarında tutuluyor. Ambargoları delmek için Çin firmaları hayli etkili olmuşlardı.
Söz konusu üyeliğin daha kolay anlayabilmesi için bir şu tabiri kullanabiliriz: Tecrübeli bir zanaatkarsınız ama iş başvurusu yaptığınızda ret yanıtı alıyorsunuz. Çünkü belgeniz yok. Ehliyetiniz yok. ŞİÖ, İran için bir akademi gibi oluyor. Biz zaten Çin ile işbirliği içerisindeyiz ama bu yüksek mertebeli bir okul ya da bir akademidir. İran’ın amacı sadece Çin’e ulaşmak değil. Diğer üyelerle de karşılıklı işbirlikleri gelişecek. Bu tip kurumlar bir yönüyle devletler için eğitim işlevi görür. Dolayısıyla İran dış siyaseti için yeni bir dönemin açıldığını söyleyebiliriz.
“Bölge ile Batı arasındaki seviye farkı ortadan kaldırılmalı”
Hindistan Başbakanı Modi dün yaptığı açıklamada terörizme karşı savaşmak için örgüt üyelerinin el ele vermesi gerektiğini söyledi. Bu vurguyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Terörizme karşı anlayış birliği bulunuyor mu ŞİÖ üyeleri arasında? Bu konuda yakın vadede somut adımlar atılmasını beklemek gerçekçi mi?
ŞİÖ güvenlik konseptine dönüş yaptı. Zaten Hindistan nüfus çoğunluğunu Çin’den aldı. İleride gıda ve su krizi nedeniyle iki ülke arasında husumet oluşabilir. Anglo-Sakson dünyası da bunu tetiklemek isteyecek. İki ülke arasından geçen Brahmaputra Nehri, tatlı su meselesi büyük bir sorun olabilir. Ancak bu örgütün içerisinde bu sorunlar çözülebilir. Nüfusun çok olduğu ülkelerde yaşam kalitesi, fakirlik, refah seviyesi, işsizlik her an teröre dönüşebilir. Bu sorunlar Batı tarafından koz olarak kullanılıp merkezi otoriteler aleyhine kullanılabilir. Zaten küreselcilerin istediği budur: Merkezi otoritenin zayıflaması. Sayın Modi’nin teröre karşı işbirliği çağrısında bulunması akılcı bir iştir. Bu örgüt kuruluş felsefesine geri döndü ama güçlü bir şekilde geri döndü.
Dünya nüfusunun yarısından fazlası bu teşkilat içinde. Bu arada yaşam kalitesi seviyesi Avrupa’ya ve ABD’ye nazaran düşüktür. Eğitim seviyesi ve refah seviyesinin yükseltilmesi gerekiyor. İlk etapta eğitim konusunda adımlar atılması gerekiyor.
Ukrayna krizi çözülmezse yakın vadede buğday, tahıl, gübre krizi nüfusu büyük olan ülkeleri riske atabilir.
Uyuşturucu meselesi, silah kaçakçılığı, göçmen meselesi diğer somut konular. Bölge ile Batı arasındaki seviye farkının ortadan kalması gerekiyor. Elbette bu bahsettiğimiz meseleler büyük zaman alacak. Ancak bölge artık bu farkı kaldıramaz. Büyük oyuncuların bir şekilde bu konuya çözüm getirmesi gerekiyor.
“Afganistan için özel komisyon kurulmalı”
Diğer bir gündem Afganistan’daki ekonomik ve insani kriz. Çin’in bu konuda yatırım projeleri olduğunu biliyoruz. ŞİÖ örgütsel olarak Afganistan konusunda projeler geliştirebilir mi?
Afganistan’da sorun sadece fakirlik, uyuşturucu ve suç meselesi değil. Orada Taliban’ın kendisi de bir mesele. Taliban başka devletler tarafından tanınmadığı müddetçe insan haklarına insan hakları konusunda bir çok şeye riayet etmeyebilir. Bu konuya çözüm getirilmesi gerekiyor. İran’ın Afganistan’da su ve sınır sorunları var. Ayrıca Tahran da Taliban’ı tanımıyor.
ŞİÖ içinde özel bir komisyon oluşturulup bu komisyon vasıtası ile Afganistan’ın ele alınması gerekiyor. Sadece Çin’in bazı projeleri ele almasıyla Afganistan sorunu çözülmüyor. Taliban bazı konularda güçlü ve mantıklı adımlar attı. Afyon konusunda adımlar attı, enflasyonu düşürdü. Ama nasıl düşürdü. Baskı yöntemiyle yaptı bunu. ABD, Afganistan’ın varlıklarını dondurdu. Afganistan’a kış gelmeden gıda yardımları gelmezse insani durum felaket boyutuna ulaşabilir.
“NATO’nun doğuya genişlemesi şimdilik askıya alındı”
Diğer yandan haftaya Vilnius’ta NATO zirvesi toplanacak. İki zirvenin birbirine karşı olduğunu söyleyebilir miyiz?
ŞİÖ hiçbir şekilde bir örgütün, bir oluşumun karşıtı değildi. Ancak zaman geçtikçe bu örgütün büyümesiyle birlikte üyeler bazında NATO ya da ABD karşıtı olarak adlandırılabilir. Şu an NATO’ya karşı bir örgüt olduğunu ifade edebiliriz.
Angela Merkel defalarca “Rus gazından kurtulmamız gerekiyor” dedi, ancak bu olmadı. Rahatlıkla ifade edebiliriz ki AB’nin ŞİÖ üyelerine ihtiyacı var. Avrupa Birliği’nin aynı üretim seviyesine ve ticaret hacmine tutunmak istiyorsa ŞİÖ üyelerine ihtiyacı olacak.
Ukrayna savaşı bitmeden Ukrayna’yı alamazlar. NATO’nun doğuya genişlemesi durdu. NATO’nun doğuya daha fazla genişlemesini olası görmüyorum. Bu noktada AB kamuoyu çok önemli. Fransa meselesi farklıdır ancak başka şeyleri tetikleyebilir. NATO karşıtı, savaş karşıtı ve refahın azalmasına itiraz eden sesler yükselebilir Avrupa içinde. Bunların bitmesi için ise savaşın sona ermesi gerekiyor. Ancak Rusya savaşa güçlü bir şekilde devam ediyor.
Her iki savaşan taraf da diğerinin pes etmesini bekliyor. Rusya ve AB. Dolayısıyla doğuya doğru genişlemek projesi şimdilik askıya alındı. Zira doğu aktörlerinin batıya doğru yönelmesi söz konusu, ancak doğuya doğru gidiş sadece ekonomi konuları ve sanayi yatırımı anlamında söz konusu olabilir.
Almanya hükümeti şuan ülkesinde kapanmış sanayisi için uygun bir ortam aramakta. Söz konusu ortam Çin, Hindistan, İran ve Orta Asya’dır. Yani tam anlamıyla ŞİÖ.
Geçen hafta İrlanda devleti belli sebeplerden dolayı 200 bin ineğin imha edileceğini açıkladı. Bu haber, yeni üretim tesislerinin Orta Asya’da olduğu anlamına gelir.
Ben şahsen doğuya doğru genişleme projesinin durdurulduğunu düşünmekteyim. Ayrıca aşırı sağın Avrupa’da yükselmesi ve orta siyasetin yerine geçmesi durumunda, tüm Avrupa Birliği’nde göçmen yasasının değişeceğini ve bunun nüfus azalmasına sebep olabileceğini düşünmekteyim. AB, bundan böyle sanayi üretiminde Reganizm ve Thatcherizm kuramlarını uygulayacaktır.
Asya
Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.
Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.
Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.
Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.
Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.
Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.
Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.
Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.
Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.
Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.
Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.
Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.
Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.
Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.
Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Asya
Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.
Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.
Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.
Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.
Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.
Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.
Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.
Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.
Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.
Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.
Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.
Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.
Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.
Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.
Asya
Çin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi

Pekin, Japonya ve Filipinler’in deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik görüşmeleri başlatma kararına misilleme olarak Tayvan’ın doğusundaki sularda kolluk devriyeleri düzenlediğini duyurdu.
Çin Sahil Güvenliği’nden yapılan açıklamaya göre, Daishan gemisinin öncülük ettiği bir filo pazartesi günü “hukuka uygun olarak” kolluk devriyeleri gerçekleştirdi.
Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue açıklamada, “Bu, Japonya ve Filipinler’in Çin’in Tayvan adasının doğusundaki sularda deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik müzakerelerin başlatıldığını tek taraflı olarak ilan etmesine karşı alınmış gerekli bir eylemdir. Söz konusu ilan, Çin’in toprak egemenliğini ve deniz hakları ile çıkarlarını ciddi biçimde ihlal etmektedir,” dedi.
Jiang, “Japonya ve Filipinler’i, Çin’in egemenliğini ve haklarını ihlal eden tüm yasa dışı eylemleri derhal durdurmaya çağırıyoruz,” diye ekledi.
Sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeyi sürdüreceğini de belirten Jiang, Çin’in “toprak egemenliğini ve deniz hakları ile çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını söyledi.
ABD ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dahil olmak üzere çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu kabul ediyor. Bu konuda Birleşmiş Milletler kararı da var. Ancak Washington, Çin’i çevreleme çabaları doğrultusunda Tayvan’a silah sağlamaya devam ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. arasında Tokyo’da yapılan zirvenin ardından iki ülke, perşembe günü yayımladıkları ortak açıklamada, aralarındaki münhasır ekonomik bölgeyi (MEB) ve kıta sahanlığını belirlemek üzere “resmi müzakerelere başlama” konusunda mutabık kaldı.
Pekin, açıklanan görüşmeleri “tamamen yasa dışı ve hükümsüz” olarak kınayarak hem Tokyo hem de Manila nezdinde hızla resmi protesto girişiminde bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning cuma günü, “Sözde sınırlandırma görüşmeleri tamamen yasa dışıdır, geçersiz ve hükümsüzdür; Tayvan adasının doğusundaki bölgede Çin’in hak iddiaları ya da Çin’in meşru haklarını kullanması üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır,” dedi.
Tırmanan bu gerilim, Pekin ile hem Tokyo hem de Manila arasındaki ilişkilerin hâlihazırda gergin seyrettiği bir döneme denk geliyor. Tokyo ve Manila’nın her biri ABD’nin anlaşmalı müttefiki. Çin’in ayrıca Doğu Çin Denizi’nde Japonya ile, Güney Çin Denizi’nde ise Filipinler ile ayrı toprak anlaşmazlıkları bulunuyor.
Washington’ın kaynakları ve dikkati İran’daki savaşa yönelmiş, Beyaz Saray da Batı Yarımküre’yi stratejik önceliği haline getirmişken, Japonya ve Filipinler “Hint-Pasifik” olarak adlandırılan bölgede diplomatik temaslarını artırdı.
Bu süreç, diğer ülkelerle daha yakın güvenlik ve savunma bağları örmeyi de içerdi; bu da Pekin’in onları bölgede bloklar arası cepheleşmeyi teşvik etmekle suçlamasına yol açtı.
Japonya ve Filipinler ortak deniz sınırına sahip değil, ancak her iki ülke de yasal kıta sahanlıklarını 200 deniz milinin, yani 370 kilometre veya 230 milin ötesine genişletmeyi hedeflediğinden deniz tabanı iddiaları çakışabilir.
Japonya’nın Ryukyu Adaları’nın güneybatısında ve Filipinler’in Batanes Adaları’nın kuzeyinde yer alan bu örtüşen bölge, Tayvan’ın doğusunda bulunuyor.
Pekin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Tayvan adasının MEB’i ve kıta sahanlığı da bu bölgenin içinde yer alıyor. Bunlar Çin’in haklarıdır ve iki tarafın kendi aralarında müzakere edebileceği bir şey değildir,” dedi.
Yang, Çin devlet yayın kuruluşu CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’da pazar günü — Çin Sahil Güvenliği’nin devriyeyi duyurmasından önce — yayımlanan röportajında, Pekin’in Tokyo ve Manila’ya karşı “tarihi ve benzeri görülmemiş” karşı önlemler alacağını söyledi.
Yang, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı bir örtüşme bölgesinde müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın [doğusundaki sularda] yargı yetkimizi ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz,” dedi.
“Karşı taraf pervasız ve yıkıcı eylemlerde bulunacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.
Yang, Tayvan’ın doğusundaki suları, ada sakinlerinin ekonomik faaliyetleri için asli bir deniz alanı olarak tanımladı.
“Eğer bu sular Japonya ve Filipinler arasında paylaştırılırsa, bu açıkça Tayvan adasındaki halkın çıkarlarına zarar verir,” diye ekledi.
Filipinler ve Vietnam ilişkilerini ‘geliştirilmiş stratejik ortaklık’ seviyesine yükseltti
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı








