Bizi Takip Edin

Diplomasi

Tarihte ilk: Küba Devlet Başkanı, ABD basınına mülakat verdi

Yayınlanma

Çevirmenin notu: ABD, 1961 yılında Amerikalıların mülklerinin kamulaştırılmasına tepki olarak ada ülkesiyle diplomatik bağlarını kopararak 3 Şubat 1962’de Küba’ya karşı ticari ve iktisadi ambargo ilan etti. Söz konusu ambargonun kaldırılması için verilen mücadele Havana’nın dış politikasının öncelikleri arasında yer alıyor. Diğer yandan adanın abluka nedeniyle enerji ve gıda krizi derinleşiyor. Durum, hükümetin eylül ayının sonunda durumun ciddiyetini resmen kabul etmesiyle yeni bir aşamaya girdi. Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, ABD basınına mülakat veren ilk Küba lideri olarak, ülkede sosyalizmin geleceği ve ABD ablukasının sonuçlarını ele alıyor.


Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, The Nation ile bir araya geldi

D.D. Guttenplan, Katrina vanden Heuvel

The Nation

28 Ekim 2023

Küba Devlet Başkanı, Küba sosyalizminin geleceği, ABD ablukası ve ada ülkesinin karşı karşıya olduğu iktisadi zorluklarla ilgili düşüncelerini paylaşmak üzere tarihte ilk kez bir ABD yayın organıyla bir araya geldi.

Eylül ayının sonlarında The Nation’ın yazı işleri müdürü Katrina vanden Heuvel ve editörü D.D. Guttenplan, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ile New York’ta özel bir mülakat için bir araya geldi.

Bu, Devlet Başkanı’nın ABD’de verdiği ilk mülakattı. Ada ülkesinin karşı karşıya olduğu iktisadi krizi, sosyalist modelin geleceği ve Washington’dan devam eden düşmanlığın etkisi tartışıldı.

Miguel Díaz-Canel: Öncelikle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 78. oturumuna Küba heyetinin bir parçası olarak gerçekleştirdiğimiz bu ziyaret vesilesiyle bu mülakatı yaptığınız için size teşekkür etmek istiyorum. Amerikan halkına, özellikle de ABD’de yaşayan milyonlarca Latin ve Kübalıya hitap etmeme imkân sağladığınız için teşekkür ederim.

Benim kuşağım devrimle birlikte doğdu. Ben 1960 yılında doğdum ve ilk doğum günümü Playa Girón [Domuzlar Körfezi] zaferinden bir gün sonra kutladım. Devrimin doğuşu ve yaşamı benim kuşağıma damgasını vurdu.

Küçük yaşlardan itibaren devrimin bize sağladığı tüm fırsatlardan —kendimizi geliştirmek, bilgi edinmek, kültür, bilim ve spora katılmak ve sağlık hizmetlerine erişimin tadını çıkarmak— yararlanma konusunda motive olduk. Aynı zamanda görevlerimizi yerine getirmemiz ve sadece hakların alıcısı değil, ülkenin karşı karşıya olduğu zorlukların üstesinden gelmemiz gerektiğinin de farkındaydık.

Tabii ki devrim farklı aşamalardan geçti. Benim çocukluk anılarım çok karmaşık yıllara ait. Daha sonra, sosyalist kampla ve özellikle de Sovyetler Birliği ile daha yakın ilişkilerimizin olduğu 70’li ve 80’li yıllarda iktisadi açıdan daha rahat bir dönem geçirdik. Ardından bir başka zorlu dönem olan özel dönem geldi.

2000 yılından itibaren ülke yeni bir iktisadi büyüme evresine girdi ve görünüm iyileşti. Fakat bugün kendimizi sizin de “karmaşık” olarak tanımladığınız bir durumun içinde buluyoruz. Böylesine belirsiz bir dünyada, özellikle de pandeminin getirdiği sorunlarla birlikte uluslararası ilişkiler karmaşık bir hal alıyor.

Siyasi hayatın ve hükümetin sorumluluklarını üstlenen bir neslin temsilcisi olarak devrime, Küba halkına ve minnettarlığımızı ve takdirimizi borçlu olduğumuz vizyoner liderler olan Fidel [Castro] ve Raúl’a [Castro] karşı muazzam bir bağlılık hissediyorum.

Kendimizi doğrusal bir süreklilik kuşağı olmasa da bir süreklilik kuşağı olarak tanımlıyoruz. Süreklilik, dönüşüm eksikliği anlamına gelmez, bilakis diyalektik bir süreklilik anlamına gelir; böylece toplumumuzu dönüştürürken, ilerletirken ve mümkün olduğunca mükemmelleştirmeye çalışırken, ülkemizde sosyalizmi mümkün olduğunca sosyal adaletle inşa etme konusundaki inançlarımızdan vazgeçmeyiz.

Bu bizim yaşam boyu bağlılığımız ve vizyonumuzdur. Büyük çaba, başarı ve fedakârlık gerektirir ve bu, özellikle zorlu koşullar altında bizden çok şey talep eder.

Katrina vanden Heuvel: Bugün Küba’da çok sayıda genç insan var. Bu bağlamda, Küba ekonomisinin geleceğini nasıl öngördüğünüzü merak ediyorum. Elbette abluka acımasız ama gençler arasında değişim olmadan Küba’da bir gelecek göremeyecekleri hissi de var.

MDC: İçinde bulunduğumuz zamanın benzersiz bir yanı var. Doğduğumuzdan beri abluka altında yaşıyoruz. Örneğin benim kuşağım, 60 kuşağı, abluka ile doğdu. Çocuklarımız ve torunlarımız —benim de torunlarım var— abluka altında büyüdüler. Ancak abluka 2019’un ikinci yarısında ciddi ölçüde değişti. Eskisinden daha da ağırlaştı.

Yeni ve daha ağır abluka iki faktörün sonucuydu. Birincisi, ablukayı uluslararasılaştırarak güçlendiren ve Helms-Burton Yasasının Üçüncü Bölümünü ilk kez uygulayan Trump yönetiminin 243’ten fazla tedbir uygulamasıydı. Bunu yaparken yabancı sermayeye, uluslararası konvertibl para birimlerine ve işçi dövizlerine erişimimizi kestiler; Kuzey Amerikalılar artık Küba’yı ziyaret edemedi ve Küba ile iş yapan bankalar ve finans grupları üzerinde mali baskı kurdular.

Tüm bunların üstüne Trump, Ocak 2021’de görevden ayrılmadan dokuz ya da on gün önce bizi Küba’nın terörü destekleyen bir ülke olduğunu söyleyen sahte bir listeye dahil etti ki bu kesinlikle doğru değil. Tüm dünya Küba’nın hümanist görevini ve barışa nasıl katkıda bulunduğumuzu biliyor. Biz hiçbir yere asker göndermeyiz; doktor göndeririz. Ve o zaman bile, dayanışma içinde hareket etmek ve dünyanın diğer bölgelerine hizmet sunmak için doktorlarımızı yurt dışına gönderdiğimizde, ABD esasında insan kaçakçılığına karıştığımızı iddia ediyor.

Aynı zamanda, tam da iktisadi durum kötüleşirken, Kovid-19 her yerde olduğu gibi Küba’yı da vurdu ve ülkeyi büyük ölçüde etkiledi. Bununla birlikte, Kovid-19 salgını sırasında, ABD yönetimi sapkın bir şekilde hareket etti ve ablukayı sıkılaştırdı. ABD halkına derin saygı ve dostluk bağlarımız olduğu için ABD halkı ile yönetimini ayrı tutuyorum.

ABD yönetiminin devrimin o andan sonra hayatta kalamayacağını düşündüğüne inanıyorum. Pandemi Küba’da son derece yüksek bir seviyeye ulaştı ve 2021’in büyük bir kısmı boyunca sürdü. 2020’de başladığında hala aşılarımız yoktu, hatta aşı elde etme imkânımız bile yoktu.

Ardından Küba’daki tıbbi oksijen tesisinde bir arıza meydana geldi. Oksijenimiz bitmişti ve ABD yönetimi, Karayipler ve Orta Amerika’daki şirketlere bize oksijen tedarik etmemeleri konusunda baskı yapıyordu. Ayrıca yoğun bakım koğuşlarını genişletmemiz gerekti ve ABD yönetimi de buna solunum cihazı üreten ve pazarlayan şirketlere Küba’ya solunum cihazı tedarik etmemeleri için baskı yaparak karşılık verdi.

Durum kritikti ve Küba Devrimi’ni itibarsızlaştırmak amacıyla devasa bir medya kampanyası yürütülüyordu. Sağlığı bir hak olarak gören, verimli, ücretsiz ve yüksek kaliteli bir sistem olan sağlık sistemimize ve bilim insanlarımıza, özellikle de genç olanlara yöneldik. Bilim insanlarımız solunum cihazlarını tasarladı ve bugün üçünün etkinliği kabul edilen beş aşı adayı geliştirdi. Ve bu da ülkeyi kurtardı. Ancak pandemiden, pek çoğu 2019 öncesinden bu yana birikmiş pek çok sorunla çıktık.

İlaç, gıda ve yakıt sıkıntısı çekiyoruz. Nüfusa zarar veren ve insanların, özellikle de gençlerin hayatını doğrudan etkileyen uzun süreli elektrik kesintileri yaşıyoruz. Eğitim sürecimizin gençlere içinde bulunduğumuz durumun önemini aşıladığına inanıyorum. Yine de bir kuşak olarak önümüzde çok büyük bir zorluk, Küba gençliğinin —Özel Dönem’de doğan ve tüm bu yıllar boyunca gerçekten zorlu bir iktisadi ve sosyal durumda yaşayan gençlerin— bu anlık uzaklaşmasının devrimden ve ülkenin kendisinden ideolojik bir kopuşa yol açmamasını sağlama sorumluluğu var.

Diğer dönemlere kıyasla daha büyük bir göç olduğu doğru. Fakat bu durum Küba ile ABD arasındaki tarihte periyodik olarak meydana geldi. En yoğun göç hadiseleri her zaman ABD’nin Küba’nın iktisadi durumunu kötüleştiren agresif politikalar uyguladığı dönemlerle ilişkilendirildi. Küba Uyum Yasası [1966] ve diğer tedbirler vasıtasıyla ABD, Kübalıların yasa dışı, güvensiz ve düzensiz göçünü desteklerken, bu politikaları diğer ülkelerden gelen göçmenlere uygulamadı.

Pandeminin üstesinden gelmemizden çok şey öğrendim; Kübalıların direnme biçimini yaratıcı bir direniş olarak anlamaya başladım. Yaratıcı bir şekilde direnmek, yalnızca yerinde kalarak direnmek değil, zorlukların üstesinden gelmek için insanlarımızın kabiliyet ve gücünden yararlanarak ve yaratarak ilerlemek anlamına geliyor. Bunun bir örneği de aşılar. Dünyada sadece beş [başka] ülke aşı geliştirebildi ve bunların tamamı gelişmiş ülkelerdi. Küba bunu yapabilen tek gelişmekte olan ülke ve aynı zamanda 0,76 ölüm oranı gibi etkileyici bir göstergeye sahip. Küba, pandemi sırasında kişi başına diğer tüm ülkelerden daha fazla doz aşı uyguladı.

Nüfusunun yüzde doksanından fazlası Kovid’e karşı tamamen aşılanmış 20 ülkeden biriyiz. Ve dünyada iki yaş ve üzeri çocuk nüfusa aşı uygulayan ikinci ülke olduk. Bu yaratıcı direniş biçimleri şimdi ekonominin ve sosyal yaşamın diğer alanlarına da sirayet ediyor; çabalarımız, kabiliyetlerimiz ve emeğimizle ablukanın üstesinden geliyoruz.

Gençlerimizi bu çabaya giderek daha fazla dahil ediyor ve onlara toplumsal katılım açısından daha fazla alan sunuyoruz. Netice olarak gençler, devrim tarafından savunulan toplumsal projeyle örtüşen yaşam hedeflerine sahip olmanın mümkün olduğunu görebiliyorlar. Elbette göç edenler de var ama gençlerin çoğu Küba’da, sözünü ettiğim alanlarda ve diğerlerinde çalışıyor. Bilimsel gelişimimize öncülük edenler de onlar. Gençler ülkenin başlıca üretken ve iktisadi faaliyetlerinde yer alıyorlar. Toplumun dijital dönüşümüne yön verenler, sosyal, siyasi ve kurumsal iletişimin standart taşıyıcıları onlar. Devrimin sürekliliği adına çalışmamız gerektiğine bizi ikna eden onlar.

DDG: Söylediğiniz iki şeye değinmek istiyorum Sayın Devlet Başkanı. Birincisi, Küba’dan göç olarak nitelendirdiğiniz şeyin döngüsel fıtratı ve size göre bunun daha sert yaptırımlara nasıl yanıt verdiği. Eğer savınızı anladıysam ABD, daha sert yaptırımlar uyguluyor ve bu da daha fazla insanı ülke dışına itiyor. Bunun Biden yönetiminin yapabileceği bir şey olduğunu düşünüyor musunuz?

MDC: Biden yönetimiyle birlikte çok fazla şeyin değişmesini beklemiyoruz. ABD ile hala diplomatik ilişkimiz var; Küba’da bir Amerikan büyükelçiliği ve ABD’de bir Küba büyükelçiliği var. İlişkiler Obama döneminde yeniden tesis edildi ki bu Trump’ın uyguladığı ve Biden’ın sürdürdüğü politikadan tamamen farklı bir politikaydı. Bunun altını çiziyorum, zira Küba’ya maksimum baskı politikasını uygulayan Cumhuriyetçi bir başkan olsa da bu politikayı sürdüren Demokrat bir başkan.

Doğrudan ve dolaylı kanallar vasıtasıyla Biden yönetimine, ABD’ye göç de dahil sorunlarımızı görüşmek üzere masaya oturmaya hazır olduğumuzu bildirdik. Fakat bunun eşitlik ve saygı çerçevesinde ve hiçbir koşul öne sürülmeden yapılması gerekiyor. ABD’den herhangi bir yanıt alamadık. Dolayısıyla bu yönetimin bizimle birlikte çalışma niyeti olduğunu düşünmüyoruz.

Bununla beraber ideolojik farklılıklarımız ne olursa olsun, iki ülke arasında medeni bir ilişki sürdürmeyi arzuluyoruz. O an gelene dek bu durumu kendi başımıza aşmak için çalışmaya devam edeceğiz. Gençlerin, kendilerine ne tür fırsatlar sunulduğu konusunda aldatma, manipülasyon veya yanlış tanıtıma maruz kalmamalarını teminat altına almak için çalışıyoruz. Gençler, Küba’dan yasal yollarla ayrılıp ABD’ye geçerken yasa dışı duruma düştükleri için tamamen düzensiz ve yasa dışı bir göç akışına —insan kaçakçılığı planlarına— kapılıyorlar.

Küba göçü, özellikle de genç Kübalı göçmenler hakkında fazlaca konuşuluyor ama gerçek şu ki göç tüm ülkeleri etkiliyor ve göç edenler genelde hayalleri olan genç, güçlü kuvvetli insanlar.

KvH: Küba’da küçük dükkanlar, özel oteller ve restoranlar görüyorsunuz. Sosyalizm çerçevesinde bu sürecin ne kadar ileri gidebileceğini düşünüyorsunuz?

MDC: Mümkün olan en yüksek sosyal adaleti teminat altına alan sosyalist bir ekonomi olmayı arzuluyoruz. Bu sosyalist ekonomiyi, içinde yaşadığımız belirsizlik ve karmaşıklıklarla dolu, zengin ve yoksul arasındaki uçurumun giderek açıldığı ve Güney ülkelerinin pek çok dezavantaja sahip olduğu dünya koşullarını unutmadan inşa etmeli, güçlendirmeli ve geliştirmeliyiz.

Yine de sosyalizm idealimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Ancak abluka ve Küba’nın kendi içindeki sorunlar da dahil olmak üzere mevcut koşullar böyleyken bunu nasıl yapacağız? Sosyalist ekonomiyi daha fazla sosyal adalete ulaşmanın yolu olarak savunurken, aynı zamanda sosyalist devlet teşebbüsünün, yani sosyo-ekonomik modelimizdeki kamu teşebbüsünün daha fazla verimliliğini, daha fazla özerkliğini ve daha iyi performansını savunuyoruz.

Ayrıca kamu sektörünün tamamlayıcısı olarak ekonomide devlet dışı özel bir sektörün de önünü açtık. Bir yanda, bugün ana üretim araçlarının mülkiyetine ve yönetimine sahip olan bir aktörün —kamu teşebbüsünün— olduğu tek bir girişimci sistem var; diğer yanda ise ülkenin kalkınmasına, GSMH’ye katkıda bulunan ve işgücünün bir kısmını absorbe eden ikinci bir devlet dışı aktör var.

Son zamanlarda oldukça ilginç bir gelişmeye tanık olduk; bu devlet dışı işletmeler kamu sektörüyle ilişki kurmaya başladı. Örneğin, abluka koşullarında kamu işletmelerimiz üretim kapasitelerini maksimum düzeyde kullanamıyorlar. Fakat ablukaya rağmen ithalat yapma imkânı daha fazla olan devlet dışı sektör, o kamu kuruluşuyla ilişki kuruyor ve birlikte, sonuçta halkın yararına olan üretken faaliyetler ve hizmetler geliştiriyorlar.

Küba halkına, bunca yıldır ablukaya direnerek gösterdikleri kahramanlık karşılığında hak ettikleri refahı vermeyi arzuluyoruz. Bunu nasıl yapacağız? Bir kamu sektörü ve bir özel sektör içeren sosyalist bir inşa konseptiyle. Bu zorlu bir görev ama bunu başaracağız.

KvH: Eski Dışişleri Bakanı Alarcón’u vefatından bir hafta önce görme şansına sahip oldum ve onun en çok etkilendiği konu bölgedeki değişimlerdi. Daha geçen gün Lula büyük bir toplantı için Küba’daydı. Bölge daha pembe ve daha az sağcı bir yöne doğru ilerliyor gibi görünüyor. Bu durum Küba’ya değişiklik yapması için daha fazla alan açıyor mu, hatta belki de bağlantısızlar hareketini yeni bir dönem için yeniden yaratıyor mu?

MDC: Latin Amerika ve Karayipler’in entegrasyonu ilkesini savunuyoruz. Ayrıca Latin Amerika ve Karayipler’in bir barış bölgesi olması gerektiği ilkesini de savunuyoruz. Latin Amerika ve Karayipler’deki tüm ülkelerle ilişkilerimiz var.

Aralarında sağlık ekiplerimiz ve mühendislik gibi dallardaki diğer uzmanlarımızın da bulunduğu, profesyonel veya teknik hizmetlerimizi talep eden çeşitli ülkelerle işbirliği ve ortak çalışmalar yürütüyoruz. Ticari ilişkileri geliştirmek için çalışıyoruz. Ayrıca, işbirliği misyonlarına katıldığımızda, o ülkeler hakkında bilgi ediniyoruz ve bu da kendi gelişimimize yardımcı oluyor.

Latin Amerika, bu süreçlerin altını oymaya çalışan aşırı sağcı akıma rağmen ilerici hareketler açısından son derece elverişli bir yer. Venezuela, Nikaragua, Bolivya, Brezilya ve Arjantin ile güçlü ilişkilerimiz var ve bu ilişkiler giderek güçleniyor. Brezilya, Latin Amerika’da adeta bir kıta ve en önemli ekonomilerden biri. Lula’nın ve ardından Dilma’nın hükümetleri döneminde kapsamlı ticari ve ikili alışverişlerimiz oldu. Bu ilerici hükümetler iktidara geldiklerinde ülkemiz için de yeni imkanlar yaratıyorlar.

Küba, tüm kıtada barışa ön ayak olan ve katkıda bulunan Kolombiya’daki barış sürecini destekledi. Bu barış sürecine ilişkin nihai anlaşma birkaç yıl önce Havana’da imzalanmıştı. Küba, diğer ülkelerle işbirliği ve ortak çalışmaya, sahip olduklarımızı çok fedakâr bir şekilde paylaşmaya dayalı tutarlı bir dış politika geliştirdi. Kovid vurduğunda, aşılarımızı isteyen Karayip ve Latin Amerika ülkeleriyle paylaşmıştık.

DDG: Sayın Devlet Başkanı, yabancı ülkelerdeki Kübalılardan söz ettiniz. Elbette Kübalı doktorların dünyanın dört bir yanında sağlık hizmetleri sunan uzun ve seçkin geçmişini hepimiz biliyoruz. Fakat ABD’de bazılarımız Ukrayna’daki Kübalıların savaşmak üzere askere alındığına dair son manşetler karşısında şaşırdık. Acaba hükümetinizin bu duruma verdiği tepkiyi açıklayabilir misiniz?

MDC: Her şeyden önce Ukrayna’daki savaşa ilişkin tutumumuz bir barış ülkesi olduğumuz yönünde. Uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesini destekliyoruz. Savaşlardan hazzetmiyoruz. Savaşları kutsamıyoruz ve desteklemiyoruz. Bir tarafta ya da diğer tarafta insan hayatının kaybedilmesi bizi incitiyor ve bu savaşı sona erdirme konusunda diyalog ve diplomatik çözümler aranması gerektiğine inanıyoruz.

Ukrayna’daki savaşın parçası değiliz ama araştırmalarımız sonucunda yasa dışı bir şebekenin Rusya’da yaşayan ve bazıları Küba’da yaşayan Kübalıları Rusya’nın tarafında savaşmak üzere kiraladığını tespit ettik. Ceza Kanunumuz paralı askerliği yasaklıyor ve biz bunu paralı askerliğin yanı sıra insan kaçakçılığı olarak da değerlendiriyoruz. Bu nedenle, soruşturmadan elde ettiğimiz tüm delilleri topladığımızda, ilgili tarafları bilgilendirdik ve yaşananları kamuoyuna bildirdik. Rusya ile olan yakın ilişkilerimiz sayesinde her iki taraf da insanları paralı askerlere dönüştüren yasa dışı insan ticaretini ortadan kaldırmak için çalışabiliyor. Küba’nın savaşın bir parçası olmadığını ve gördüğümüz gibi bir yasa dışı kaçakçılık şebekesini tekrar keşfetmemiz halinde bunu rapor edeceğimizi ve durdurmak için harekete geçeceğimizi teyit edebilirim.

KvH: Küba’nın Ukrayna savaşı konusundaki tutumunu netleştirmek adına, herhangi bir ateşkes teklifinde rol oynamaya çalıştınız mı? Küba hükümetinin Ukrayna savaşına ilişkin tutumu nedir?

MDC: Diyalog için tüm uluslararası mekanizmaların ve alanların kullanılmasında ısrar ediyoruz; diyalog ve diplomatik ilişkiler yoluyla bir çözüm bulunmalı. Sorun şu ki, hakikati çarpıtma ve çarpık bir çerçeve dayatma çabaları mevcut. Bize göre ABD yönetimi, Rusya’nın şikayetlerini ve NATO sınırlarının Rusya’ya doğru genişlemesinin yarattığı tehlikeye ilişkin uyarılarını dinlemeyerek savaşı körükledi. Bana göre ABD durumu manipüle etti. İhtilafa pek çok Avrupa ülkesi de dahil oldu, öyle ki bu Ukrayna ile Rusya arasında bir savaş değil, bir NATO-Rusya çatışması.

Bu savaşın parasını kim ödüyor? Savaşa dahil olan ülkelerin bütçelerinden geliyor, yani bu ülkelerin sakinleri ödüyor. Ama aynı zamanda savaşa dahil olmayan ama yine de bu savaşın sonuçlarını görenlere de zarar veriyor. Tahıl ihracatı ve gıda piyasalarında yaşanan sorunlar bunun dünyayı nasıl etkilediğini gözler önüne serdi. Biz de savaşa, çatışmalarda insan hayatlarının feda edildiğine dair hümanist inançlarımıza dayanarak karşı çıkıyoruz.

Ancak ABD’nin bu çatışmada epey büyük bir mesuliyeti olduğuna inanıyoruz. Savaşın gerçek özünü çarpıtmayı başardılar ve sonra da sanki doğru tutumda olan kendileriymiş gibi görünmeye çalıştılar. Savaşı sona erdirmek için doğru yanıtın diplomatik yollardan geçtiğine inanıyorum. Tüm taraflar için objektif güvenlik garantileri sağlanmalı. Akıl ve duyarlılıkla, savaşı körüklemek ve çatışma alevlerine körükle gitmek yerine hepimizin bir çözüm arayışını destekleyebileceğimize inanıyorum.

DDG: Daha önce sosyalist inşadan bahsetmiştiniz. Gelecekte özel sektör ve devlet arasında nasıl bir denge öngördüğünüz konusunda sizi biraz zorlamak istiyorum. Özel Dönem sırasında, esasen Sovyetler Birliği’nden gelen sübvansiyon kesildi ve bu, özellikle abluka nedeniyle Küba halkı açısından epey zor oldu. Fakat sosyalist inşa sorunu ne Küba’da ne de günlük yaşam seviyesini yükseltmek için özel sektörü genişletmek zorunda kalan Çin’de çözüldü. İleriye dönük olarak özel sektör ve devlet arasında nasıl bir denge kurmayı hedefliyorsunuz?

MDC: Sosyalist bir ekonomide özel sektörün var olması sosyalizmi ortadan kaldırmaz. Marksist klasikler —ya da Lenin’in Sovyet devrimindeki kendi pratiği— bile sosyalist yapı içinde özel sektörün de yer alacağı geçiş dönemleri olduğunu kabul eder. Özel sektörü tanımak hiçbir şekilde sosyalizmden vazgeçtiğimiz anlamına gelmez. Neden mi? Çünkü temel üretim araçlarının en büyük miktarı ve hacmi hala devletin elindedir.

Bu üretim araçları devlet ve devlet dışı biçimlerin bir kombinasyonu olarak yönetilebilir. Örneğin Küba’da arazilerin yüzde 80’inden fazlası kamuya ait. Ancak topraklarımızın yaklaşık yüzde 80’i yıllardır özel tarım kooperatifleri tarafından yönetiliyor. Bu, sosyalizmi inşa etmeyi bıraktığımız anlamına gelmiyor.

Ekonomi söz konusu olduğunda, mevcut iktisadi performansın bazı yönlerinden memnuniyetsizlik duyuyoruz. Ancak Küba ekonomisinin gerçekliği ne oldu? Dünyanın en güçlü ülkesinin ablukasına maruz kalmış bir savaş ekonomisi. Abluka olmasaydı ne elde edebileceğimizi görmek zorundayız. Elbette kendimizi geliştirmenin yollarını da bulmaya çalışıyoruz. Küba ekonomisinin performansından memnun olmadığımı söylerken halkımıza tam refah sağlayacak mal ve hizmetleri hala üretemediğimiz hakikatinden bahsediyorum. Ancak aynı savaş ekonomisi, kamu tarafından desteklenen ücretsiz ve yüksek kaliteli sağlık hizmetleri ve eğitimin yanı sıra kültür ve spora ücretsiz erişimi teminat altına alan şey. Kübalı profesyoneller, göç edenler de dahil, kapitalist ülkelerdeki işgücü piyasalarında rekabet edebilir durumda.

Küba, kimseyi geride ya da korumasız bırakmayan inanılmaz bir sosyal bakım sistemine sahip. Şu sorulabilir: Eğer insanlar bu hizmetten ücretsiz yararlanıyorsa, bunun devlete bir maliyeti yok mu? Peki bu devletin masraflarını kim karşılıyor? Bu masraflar, bir yandan abluka nedeniyle ağır darbe alan ama diğer yandan kapitalist ve daha gelişmiş ülkelerin asla yapamadığı büyük sosyal başarılara imza atan bir ekonomi tarafından karşılanıyor. Ablukanın sıkılaştırılmasına rağmen Küba’nın sağlık ve eğitim göstergeleri dünyanın herhangi bir gelişmiş ülkesiyle yarışabilir.

Bundan sonra nereye gideceğiz? Uluslararası koşullara daha az bağımlı olmalıyız. Bu nedenle kendi çabalarımızı ve kabiliyetlerimizi kullanarak Küba halkının yaratıcı direnişine güveniyoruz. Enflasyonla, döviz piyasasındaki ve fiyatlardaki çarpıklıklarla başa çıkmak için makroekonomik istikrar planını da içeren bir iktisadi ve sosyal kalkınma modeli üzerinde çalışıyoruz.

Kamu yönetiminin temel direkleri olarak bilim ve inovasyona güveniyoruz. Pandemi sırasında ne yaptığımıza bir bakın. Egemenliğimizi korumak adına Küba aşılarına ihtiyacımız olduğuna karar verdik ve bilim ve inovasyona dayalı bir yönetişim sistemi tasarladık. Bu fikir Kovid-19 sırasında test edildi ve şimdi bunu ekonominin diğer alanlarına da yaydık.

Bu alanlardan biri de gıda egemenliği. Gıda üretimini artırmak için bilim ve inovasyona odaklanıyoruz, böylece Küba gıda için ithalat yapmak ya da dış kaynaklara bağımlı olmak zorunda kalmayacak. Ayrıca ülkenin enerji matrisini de fosil yakıtlara daha az bağımlı olacak ve yenilenebilir enerji kaynaklarını daha fazla kullanacak şekilde değiştiriyoruz. Enerjinin yüzde 24’ünden fazlasını 2030 yılına kadar yenilenebilir kaynaklardan elde etmeyi hedefliyoruz.

Zorlu koşullar devam ederken, nüfusun ve ailelerin hassas durumlardan kurtulmalarına yardımcı olmayı amaçlayan sosyal programlar geliştiriyoruz. Ayrıca dijital bir dönüşüm sürecine giriyoruz. Tüm bu eylemler bir araya geldiğinde çok daha istikrarlı bir bugün ve gelecek ortaya çıkacaktır.

KvH: Dijital dönüşümle ilgili olarak, Küba internete erişim konusunda sizce ne durumda? Anladığım kadarıyla ABD’li ve Avrupalı şirketlerle yapılan bir anlaşma suya düştü ve dijital dönüşüme yönelik hareket durdu. İnsanlar bilgiyi nasıl alıyorlar? Her sabah brifing alıyor musunuz? Hangi mecralara baktığınızı merak ediyorum.

MDC: Twitter’da epey aktifim. Emin olmamakla birlikte Küba’daki herkesten daha fazla takipçim olduğunu düşünüyorum.

KvH: Kaç takipçiniz var?

MDC: Twitter’da yaklaşık 760 bin takipçim olduğunu söylediler. Toplumun dijitalleşmesi için iki temel alana odaklanan bir proje başlattık. Bunlardan ilki e-ticaret ve e-devlet gibi dijital platformların geliştirilmesi, böylece nüfus, devlet kurumları ve hizmetler arasında daha fazla bağlantı kurulması ve nüfusun daha fazla demokratik katılımının sağlanması. Ayrıca elektronik ticarete ilişkin yasal çerçeve üzerinde de çalışıyoruz. Ablukanın bu konuda bir etkisi var, zira dijital bir topluma doğru ilerlemek için mali kaynaklara ve teknolojiye ihtiyacınız var. Dolayısıyla dijital altyapımızın temelini bağımsız olarak oluşturmamız gerekiyor.

Çin’in yardımıyla televizyonun dijitalleşmesine doğru ilerleyebildik. İnternet konusunda ise son birkaç yılda önemli ilerlemeler kaydedildi. Halihazırda 7 milyondan fazla Kübalı cep telefonları aracılığıyla internete erişebiliyor. Küba’da ve özellikle gençler arasında, her ne kadar ablukanın bir sonucu olarak bize yasaklanan siteler ve platformlar olsa da herkesin sosyal ağlara bağlandığı ve aktif olarak çalıştığı oldukça yaygın olarak görülüyor.

Bir uygulamayı güncellemeye veya bir siteye girmeye çalıştığınızda ya da bir bilim insanı olarak bir araştırma veri tabanını ziyaret etmek istediğinde “Ülkenizin bu siteye erişimi yok,” şeklinde bir mesaj alıyorsunuz. Ancak ilerleme kaydediyoruz. Ülke genelindeki tüm üniversitelerde bilgisayar bilimleri programlarımız var. Ayrıca Apklis adında bir yerli uygulama mağazası geliştirdik ve kendi yerli uygulama sistemlerimizi de geliştiriyoruz. Universidad de las Ciencias Informáticas [Bilgisayar Bilimleri Üniversitesi] tarafından geliştirilen ve Çin ile ortak bir projeyle geliştirmekte olduğumuz dizüstü bilgisayarlarda, tabletlerde ve cep telefonlarında kullanılan bir işletim sistemimiz mevcut.

Genç Kübalılardan oluşan ekipler uluslararası bilgisayar programlama etkinliklerine katıldı ve olağanüstü sonuçlar elde etti. Bu bilgisayarlaşma yolunda ilerlemeye devam etmemizin nedeni şu: Küba’da iktisadi olarak aktif nüfus daha az ve bu grup iktisadi olarak aktif olmayan daha büyük bir nüfusu desteklemek zorunda, zira nüfusumuz yaşlanıyor, aynı zamanda sosyal programlarımız sayesinde ortalama yaşam süresi de artıyor.

Başka bir deyişle, az gelişmiş bir ülke olmamıza rağmen, gelişmiş ülkelere özgü bir demografik dinamiğe sahibiz; üretim ve hizmetlerde doğrudan aktif olan daha az insanla, daha verimli sonuçlar elde etmek zorundayız ve bunu yapmanın yolu bilgisayarlaşma, dijital dönüşüm ve otomasyondan geçiyor. Bu hedeflere ulaşmak için çeşitli popüler programlar geliştirdik. Örneğin, Genç Bilgisayar Kulübü —çok küçük yaşlardan itibaren çocukların bilgisayar ve diğer iletişim teknolojileriyle tanıştığı kurumlar— programı var. Hatta tüm bu dijital dönüşüm sürecinin dışında kalmamaları için yaşlılara yönelik kurslar bile var.

Elbette Kübalılar da sosyal ağlarda aktifler. Sosyal ağların, insanlık açısından son derece önemli olan bilginin yönetilebileceği bir araç olabileceğine inanıyorum. İnsanların maddi varlıklarıyla değil, maneviyatlarıyla ve topluma ve kültüre yapabilecekleri katkılarla ayırt edildiği bir ülke yaratmayı arzuluyoruz. Sosyal ağlarla ilgili olarak kınadığım hususlar, bayağılık, banallik ve özellikle gençler arasında çok fazla zarar veren çevrimiçi zorbalık türlerinin tezahürleri.

Dünyanın internet yönetişimi konusunda da daha kapsamlı ve birleşik bir yaklaşıma ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Siber güvenlik meseleleri artık dünyada önemli bir konu ve Küba kendi siber güvenlik platformlarını geliştiriyor. Yapay zekânın yarattığı zorlukların yalnızca teknolojik değil, önemli sosyal ve etik sonuçları da beraberinde getirdiğinden bahsetmiyorum bile. İnternet için bir tür küresel yönetişim sağlamalıyız. Özgürleştirici ve kapsayıcı, sanal ve fiziksel olanın birbirinden daha az uzak olduğu ve internetin insanların sorunlarına cevap bulmalarına yardımcı olabileceği bir dünya inşa etmemiz gerekiyor.

DDG: Kültür konusuna gelince, Küba’nın müzik, edebiyat ve dans alanlarında kültürel bir güç merkezi olduğunu herkes biliyor. Dijital kültürün sınırlara saygı duymadığı düşünüldüğünde, hükümetinizin belki de artık Küba’da yaşamayan ama hala gururla Kübalı hisseden Kübalılara dönük tutumunda herhangi bir farklılık veya değişiklik görüyor musunuz?

MDC: Bu ABD’ye ikinci gelişim; bir kez beş yıl önce gelmiştim, şimdi de bu. Her iki seferde de BM Genel Kurulu oturumlarına katılmak üzere geldim. Bu ziyaretler sırasında Amerikan kültürünün temsilcileriyle bir araya gelmek için her zaman yer bulduk. Örneğin dün öğleden sonra, tam da bu mekânda Amerikalı sanatçılar ve akademisyenler ile Küba’da ve ABD’de yaşayan Kübalı sanatçılar arasında bu toplantılardan birini gerçekleştirdik.

Sizin gibi ben de Kübalı ve Amerikalı müzisyenlerin sahneyi paylaştıklarında ortaya çıkan uyumu deneyimledim. Havana’daki caz festivallerinde bunu deneyimledik; festivaller her zaman Kübalı ve Amerikalı müzisyenleri bir araya getiren bir orkestra ile kapanır. Kübalılar Amerikan cazının orijinal gücüne ve virtüözitesine belli bir Latinlik katıyor.

Bunlar, insanın yeni bir ruhsal esenlik düzeyine ulaştığı anlar. Bugün kültür, Küba ile ABD arasında duvarların değil köprülerin inşa edilebileceği alanlardan biri. Kültürel alışveriş sayesinde sınırlar yıkılır ve halklarımız birleşir. İnsanlarımız tarihlerinin ve kültürlerinin değerlerini paylaşabilirler.

Birkaç yıl önce, Obama döneminde, Washington DC’deki Kennedy Center da Küba kültürüne ilişkin bir sergi düzenlemişti. Burada sanatçılarımız kendilerini çok rahat hissettiler. Bir Kennedy Center projesi aracılığıyla Amerikalı sanatçıları Küba’ya getirmek istedik ama Trump’ın kısıtlamaları nedeniyle her şey suya düştü. Yine de sürdürülen pek çok temas söz konusu. Örneğin dün uzun yıllardır ABD’de yaşayan bazı önemli Kübalı müzisyenlerle vakit geçirdik. Ülkeleriyle olan ilişkilerini terk etmediler ve onların başarısının aynı zamanda Küba kültürünün de başarısı olduğunu düşünüyoruz.

KvH: Biden yönetimi ile devam eden bir diyalog var mı? Ve Biden yeniden seçilirse ABD ile Küba ilişkileri açısından ne bekliyorsunuz?

MDC: Onu Biden’a sormanız gerekir. Şu anda diplomatik ilişkiler var. Bazı konularda görüşmelerimiz var ama Biden yönetiminin Küba ile farklı bir ilişki kurma konusunda istekli olduğunu görmedik.

Ve vizyonumuzda ısrar etmeye devam ediyoruz. Sosyalist inşadan vazgeçmeyeceğiz. Fakat Küba ile ABD arasında medeni ve normal bir ilişki istiyoruz. Ancak bu ilişkiyi inşa etmek için oturup konuşmamız gerekiyor. Farklı görüşlere sahip olduğumuz, hemfikir olduğumuz ve hemfikir olmadığımız tüm konuları değerlendirmeli ve ilerleme kaydetmeye çalışmalıyız. Bunun daha iyi bir ilişkiye ve halklarımız için daha fazla imkân ve potansiyele yol açacağına inanıyorum ama şu anda ABD yönetiminin tutumunun bu yönde olduğuna dair herhangi bir işaret görmüyoruz.

KvH: Son bir soru: Barbie ya da Oppenheimer’ı gördünüz mü?

MDC: Oppenheimer’ı izlemedim ama izlemem tavsiye edildi ve yakında izleyeceğim. Oppenheimer’a ilgim var. Barbie’yi izlemeye daha az ilgim mevcut. Bana öyle geliyor ki Barbie çok ama çok hafif.

Diplomasi

BRICS Zirvesi: 13 dünya lideri Hindistan’da buluşuyor. Kimler geliyor, beklentiler ne?

Yayınlanma

Dünya liderleri BRICS Zirvesi kapsamında Yeni Delhi’de bir araya geliyor.

Başkent Yeni Delhi, cuma gününden itibaren BRICS Liderler Zirvesi için 12 devlet veya hükümet başkanını ağırlayacak. Ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan gelecek 17 ayrı heyete ise dışişleri bakanları ve devlet başkan yardımcıları dahil olmak üzere farklı düzeylerde yetkililer başkanlık edecek.

Liderler, zirvenin gerçekleştirileceği iki gün olan cumartesi ve pazar günü yapılacak görüşmelere katılacak. BRICS, 11 üye ülke ve 10 ortak ülkeden oluşuyor.

Başbakan Narendra Modi, aralarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu en az 15 konuk lider ve üst düzey yetkiliyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu da Pezeşkiyan ile görüşecek.

ThePrint, Hindistan’ın zirveye katılan heyetlerle ilişkilerinin mevcut durumunu ve görüşmelerde hangi konuların gündeme gelmesinin beklendiğini derledi:

Brezilya

Brezilya heyetine, cuma günü Yeni Delhi’ye ulaşan Dışişleri Bakanı Mauro Vieira başkanlık ediyor. Güney Amerika ülkesinde devlet başkanlığı seçimlerinin ekim ayının ilk haftasında yapılacak olması nedeniyle Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva zirveye katılmayacak.

Lula, şubat ayında AI Impact Summit için Hindistan’a gelmiş ve Başbakan Modi ile ikili bir görüşme gerçekleştirmişti. Hindistan-Brezilya ilişkileri son bir yılda daha da yoğunlaştı. Modi geçen yıl BRICS Zirvesi için Rio de Janeiro’ya gitmişti.

İki ülke ayrıca Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile Hindistan arasındaki tercihli ticaret anlaşmasının 2026 sonuna kadar genişletilmesi hedefini belirledi.

Vieira’nın zirve sırasında Modi ile görüşmesi mümkün olsa da şu ana kadar resmi bir görüşme planlanmış değil.

Rusya

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin cuma günü erken saatlerde Yeni Delhi’ye ulaştı ve saat 15.30’da Modi ile zirve kapsamındaki ilk ikili görüşmeyi gerçekleştirdi. 

Putin Hindistan’ı son olarak Aralık 2025’te yıllık Hindistan-Rusya Zirvesi için ziyaret etmişti.

Bu, iki liderin bu yılki ikinci görüşmesi oldu ve yaklaşık 45 dk sürdü. Modi ve Putin geçen ay Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin marjında da bir araya gelmişti.

Modi’nin bu yılın ilerleyen dönemlerinde yıllık zirve için Rusya’ya gitmesi de planlanıyor.

İki tarafın ekonomik ve stratejik ilişkilerin derinleştirilmesine odaklanması bekleniyor.

BRICS Zirvesi’nde Xi ve Modi bir araya gelecek mi?

Çin

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’ı ziyaret ediyor. Bu aynı zamanda iki ülkenin 2020’de Doğu Ladakh’taki Galwan bölgesinde yaşadığı çatışmalardan bu yana Xi’nin Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret.

Xi’nin ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulması sürecinin devamı açısından kritik önem taşıyor.

Modi, Ağustos 2025’te Tianjin’de düzenlenen ŞİÖ Zirvesi için Çin’e gitmişti.

Hindistan-Çin ilişkileri, iki ülkenin Ekim 2024’te Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca sürtüşme yaşanan bölgelerde karşılıklı olarak askerleri geri çekme konusunda anlaşmasından bu yana geçen iki yılda iyileşti.

Modi ve Xi’nin cumartesi günü saat 17.45’te liderler zirvesinin marjında ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Bu, iki liderin Ekim 2024’ten bu yana yapacağı üçüncü ikili görüşme olacak.

Güney Afrika

Güney Afrika heyetine Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa başkanlık edecek.

Modi ve Ramaphosa’nın pazar günü saat 16.10’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Modi son yıllarda Güney Afrika’yı birkaç kez ziyaret etti. 2023’te Johannesburg’da düzenlenen BRICS Zirvesi’ne ve geçen yıl Güney Afrika’nın ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi’ne katıldı.

Güney Afrika, 2011’de BRIC grubuna katılarak oluşumun BRICS adını almasını sağlamıştı.

Mısır

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, BRICS Zirvesi için cuma günü geç saatlerde Hindistan’a ulaşacak.

Bu, Sisi’nin Eylül 2023’te düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nden bu yana Hindistan’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Sisi ayrıca Ocak 2023’te Hindistan’ın Cumhuriyet Günü kutlamalarının onur konuğu olmuştu.

İki ülke aynı yıl ilişkilerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltti.

Bununla birlikte Modi ve Sisi son bir buçuk yıl içinde yalnızca bir kez, bu yıl G7 kapsamında gerçekleştirilen kısa bir görüşmede bir araya geldi.

Modi ile Sisi, pazar günü saat 15.30’da zirvenin marjında ikili görüşme gerçekleştirecek.

Etiyopya

Etiyopya heyetine Başbakan Abiy Ahmed başkanlık edecek.

Hindistan-Etiyopya ilişkileri son yıllarda gelişme gösterdi. Modi, Aralık 2025’te Afrika ülkesine ilk ikili ziyaretini gerçekleştirmiş ve kendisine “Etiyopya Büyük Nişanı” takdim edilmişti.

Bu görüşme, iki liderin son bir yıl içindeki ikinci buluşması olacak.

Modi ve Ahmed cumartesi günü saat 10.00’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2024’te İran Cumhurbaşkanı olmasından bu yana Hindistan’a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.

Pezeşkiyan, ülkesini ABD ile devam eden çatışma sürecinde yönetiyor. Modi ile Pezeşkiyan geçen ay Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi’nin marjında görüşmüştü.

İki lider Batı Asya’daki durum konusunda temaslarını sürdürüyor.

İran, 2019’daki ABD yaptırımlarının ekonomik ilişkileri olumsuz etkilemesine rağmen Hindistan açısından önemli bir bölgesel ortak olmayı sürdürüyor.

Hindistan açısından İran’la daha derin bir angajman, zirve sonrasında tüm BRICS üyelerinin üzerinde uzlaşacağı bir liderler bildirisi yayımlanabilmesi bakımından da önem taşıyor.

Modi ve Pezeşkiyan cuma akşamı ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran Cumhurbaşkanı ayrıca cumartesi günü saat 11.30’da Cumhurbaşkanı Murmu ile görüşecek.

Birleşik Arap Emirlikleri

Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed bin Zayid Al Nahyan, BAE heyetine başkanlık edecek.

Bu, kendisinin şubat ayında AI Impact Summit için BAE heyetine başkanlık etmesinin ardından bu yıl Hindistan’a yapacağı ikinci ziyaret olacak.

BAE, Hindistan’ın Batı Asya’daki en yakın stratejik ortaklarından biri haline geldi.

Modi, bölgedeki çatışmaların yoğunluğunun azaldığı bu yıl içerisinde BAE’yi ziyaret etmişti.

BAE ile İran, bölgedeki çatışmada karşıt taraflarda yer alıyor.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, krallığın Hindistan’a göndereceği heyete başkanlık edecek.

Suudi heyeti, cumartesi günü geç saatlerde gelmesi planlanan son heyet olacak.

Suudi Arabistan BRICS üyeliğini kabul ettiğini gruba resmi olarak bildirmemiş olsa da Riyad, BRICS toplantılarına ve çalışma gruplarına katılmaya davet edilmeye devam ediyor.

Dışişleri Bakanı, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş katılımlı zirve toplantısına katılacak.

Endonezya

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Ocak 2025’te Hindistan Cumhuriyet Günü’nün onur konuğu olarak gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından yeniden Hindistan’a gelecek.

Prabowo o dönemde resmi devlet ziyareti kapsamında davet edilmiş ve Hindistan’da dört gün kalmıştı.

Hindistan-Endonezya ilişkileri son yıllarda daha da gelişti.

2022’de G20 dönem başkanlığını yürüten Endonezya, Bali’de düzenlenen zirveye ev sahipliği yapmıştı. Modi ile Xi, o zirvedeki akşam yemeğinde kısa bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşme, Galwan çatışmalarından bu yana iki lider arasındaki ilk temas olmuştu.

Modi, Hindistan’ın G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasından kısa süre önce, Eylül 2023’te ASEAN-Hindistan Zirvesi ve bağlantılı toplantılar için Endonezya’yı ziyaret etmişti.

BRICS Zirvesi sırasında Modi ile Prabowo arasında planlanmış resmi bir ikili görüşme bulunmuyor. Ancak iki liderin iki günlük zirve sırasında kısa bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.

Endonezya, Ocak 2025’te gruba katılarak BRICS’in en yeni üyesi oldu.

Ortak ülke heyetleri

BRICS’in 11 üyesinin yanı sıra, zirveye 10 ortak ülke de davet edildi.

Başbakan Modi, bu ülkelerin bazı liderleriyle de ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

Belarus

Doğu Avrupa ülkesi Belarus’u Dışişleri Bakanı Maksim Rıjenkov temsil edecek.

Hindistan-Belarus ilişkileri son yıllarda gelişti. Birçok Hint şirketi, askeri teçhizat satın almak amacıyla Belaruslu savunma şirketleriyle ortaklıklar kurdu.

Belarus aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) önemli üyelerinden biri.

Hindistan, AEB ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri yürütüyor.

Belarus ayrıca 2024 yılında ŞİÖ’ye katıldı.

Bolivya

Bolivya’yı, ülkenin Yeni Delhi Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Arlette Garcia temsil edecek.

Güney Amerika ülkesi BRICS’e katılmak istediğini daha önce açıklamıştı.

Hindistan Cumhurbaşkanı Ram Nath Kovind, 2019’da Bolivya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, bir Hindistan cumhurbaşkanının ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.

Hindistan’ın La Paz’da büyükelçiliği bulunuyor.

Küba

Küba heyetine Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla başkanlık edecek.

Küba, Batı Yarımküre’deki son büyük komünist ülke olmayı sürdürüyor.

Ülke son aylarda ABD’nin sert yakıt ve petrol ablukasıyla karşı karşıya kaldı. Washington, Havana’daki hükümeti değiştirmeyi ya da hükümeti müzakereye zorlamayı amaçlıyor.

Kazakistan

Kazakistan heyetine Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başkanlık edecek.

Tokayev, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş zirvede Avrasya Ekonomik Birliği’ni de temsil edecek.

Modi ile Tokayev’in pazar günü saat 14.30’da Bharat Mandapam’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Tokayev, Yeni Delhi’den Güney Kore’ye geçerek Seul’e resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirecek.

Malezya

Malezya Başbakanı Enver İbrahim, BRICS genişletilmiş zirvesinde ülkesinin heyetine başkanlık edecek.

Enver İbrahim başbakan olarak Hindistan’a ilk ziyaretini 2024’te gerçekleştirmiş, Modi ise bu yıl şubat ayında Malezya’ya bağımsız bir ikili ziyaret yapmıştı.

Modi’nin geçen yıl Malezya’nın ev sahipliği yaptığı ASEAN Zirvesi’ne katılması planlanmıştı ancak onun yerine Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ülkeye gitmişti.

Modi ve İbrahim cumartesi günü saat 10.30’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya

Nijerya heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Kashim Shettima başkanlık edecek.

Shettima ile Modi, pazar günü saat 17.10’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya, Hindistan açısından önemli bir enerji ortağı haline geldi.

Modi, Kasım 2024’te Nijerya’yı ziyaret etmiş ve kendisine “Nijer Nişanı Büyük Komutanı” unvanı verilmişti.

Tayland

Tayland heyetine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sihasak Phuangketkeow başkanlık edecek.

Tayland geçen yıl BRICS ortak ülkesi oldu.

Modi, Nisan 2025’te BIMSTEC Zirvesi için Bangkok’u ziyaret etmişti.

Tayland, Hindistan ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte BIMSTEC üyesi.

Hindistan ile Tayland arasında ayrıca yakın kültürel bağlar bulunuyor. Hindistan’dan çeşitli Budist kutsal emanetleri daha önce Tayland’a gönderilmişti.

Uganda

Uganda heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Jessica Alupo başkanlık edecek.

Modi, zirve kapsamındaki son ikili görüşmesini pazar günü saat 17.40’ta Alupo ile gerçekleştirecek.

Modi 2018’de Uganda’yı ziyaret etmiş ve ülke parlamentosuna hitap etmişti.

Bu konuşmasında Hindistan’ın Afrika ile ilişkilerinde izlenecek 10 temel ilkeyi açıklamıştı.

Özbekistan

Özbekistan heyetine Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Jamshid Kuchkarov başkanlık edecek.

Modi geçen ay bağımsız bir ikili ziyaret kapsamında Özbekistan’a gitmiş ve Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile görüşmüştü.

Özbekistan, Hindistan’ın Orta Asya’ya yönelik açılımında kilit ortaklardan biri olmayı sürdürüyor.

Vietnam

Vietnam heyetine Başbakan Le Minh Hung başkanlık ediyor.

Bu, bu yıl Vietnam’dan Hindistan’a yapılan ikinci üst düzey ziyaret olacak. Cumhurbaşkanı To Lam da yılın başlarında Hindistan’ı ziyaret etmişti.

Modi’nin Hung ile cumartesi günü saat 11.30’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

 

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Putin ve Modi Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi kapsamında görüştü

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında 45 dakikalık ikili görüşme gerçekleştirdi. Bharat Mandapam Kongre Merkezi’ndeki buluşmada Modi, Rus mevkidaşına 2 bin yıllık antik Hint felsefe eseri “Tirukkural”ın Rusça çevirisini takdim etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında ikili görüşme yaptı.

Bharat Mandapam Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşen ve 45 dakika süren görüşmede iki lider, ülkeleri arasındaki işbirliğini ele aldı.

Görüşmenin başlangıcında Modi, Putin’e antik Hint düşünürü Tiruvalluvar’ın kaleme aldığı ve Rusçaya çevrilen yaşam felsefesi eseri “Tirukkural”ı hediye etti. Modi takdim sırasında, “Bu kitap 2 bin yıl önce Hindistan’da yazıldı. Büyük yazar Tiruvalluvar eserinde insan hayatından, şefkatten ve devlet yönetiminden söz etti. Düşünceleri günümüzde de geçerliliğini koruyor. Bu kitabı Rusçaya tercüme ettik. Kitabın iki ülke halkları arasındaki bağları güçlendirmemize yardımcı olacağına inanıyorum” dedi.

Hediyeye teşekkür eden Putin, Hindistan Başbakanı’nın ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik vurgusundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus lider, “Sizin bu değerlendirmelerinizle birlikte tam olarak böyle olacaktır” ifadesini kullandı. Modi, Aralık 2025’te Putin’in Hindistan ziyareti sırasında da Rus lidere “Bhagavad Gita” destanının Rusça baskısını vermişti.

Putin, Modi’yi 24’üncü Yıllık Rusya-Hindistan Zirvesi için Rusya’ya davet etti; Modi de bu daveti kabul etti.

Ziyaretin kesin tarihlerinin daha sonra belirleneceği açıklandı. İki lider görüşmenin tamamlanmasının ardından aynı limuzine binerek Yeni Delhi’deki “INNOPROM. Hindistan” sergisine geçti. Putin gün içinde ayrıca BRICS İş Forumu’nun yıllık genel kurul oturumuna hitap edecek.

İki lider en son 31 Ağustos’ta Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi marjında Ala-Arça devlet konutunda bir araya gelmişti. Liderler o görüşmede iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığı ve Ukrayna’daki durumu ele almıştı.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Moskova yönetiminin iki lider arasındaki güvene dayalı ilişkiye değer verdiğini ve tarafların güncel konuları gayriresmi ortamlarda açıkça değerlendirmeyi tercih ettiğini kaydetti.

Hindistan’a üç günlük bir çalışma ziyareti yapan Putin, örgütün kuruluşunun 20’nci yıldönümüne denk gelen 18’inci zirve programı kapsamında başka liderlerle de temaslarda bulunacak.

Uşakov’un aktardığı programa göre Rus lider; Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Etiyopya Başbakanı, Abu Dabi Veliaht Prensi ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası Başkanı ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile de olası bir temas planlanıyor.

Adını kurucu ülkeleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden alan ve gelişmekte olan ekonomileri buluşturan BRICS’in 18’inci zirvesi, 11-13 Eylül tarihleri arasında Yeni Delhi’de düzenleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ermenistan, Rus gazına alternatif arıyor

Yayınlanma

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarikinde Rusya’ya alternatif kaynakları araştırdığını açıkladı. Halihazırda tüketiminin yüzde 82’sinden fazlasını Rus enerji şirketi Gazprom üzerinden sağlayan Erivan yönetimi, farklı kaynaklara açık olduğunu vurguluyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarik kaynaklarını çeşitlendirme olanaklarını değerlendirdiğini açıkladı.

Newsarmenia haber portalının aktardığına göre Paşinyan, Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) ayrılma ihtimali karşısında Rus doğalgazına alternatif arayıp aramadıkları yönündeki soruya yanıt verdi.

Hükümetin çeşitlendirmeye gitmeyeceği hiçbir alanın olmadığını vurgulayan Paşinyan, gaz alımında farklı güzergahlara açık olduklarını belirtti.

Paşinyan açıklamasında, “Ermenistan’da doğalgaz ucuz değil. Sınırdan tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte, diğer ülkelerle kıyaslandığında en yüksek fiyat artışı Ermenistan’da yaşanıyor. Gazprom Armenia şirketi büyük kârlar elde ediyor ve bu da kayda geçirmemiz gereken ayrı bir gerçek” dedi.

Rus enerji şirketi Gazprom, halihazırda Ermenistan’ın tek doğrudan doğalgaz tedarikçisi konumunu koruyor. Ülkedeki doğalgaz iletim şebekesinin işletmesini ise tamamı Rus enerji devine ait olan yan kuruluş Gazprom Armenia yürütüyor.

Ermenistan, 2009 yılından bu yana İran’dan da doğalgaz alıyor. Ancak bu sevkiyat, 2030 yılına kadar geçerliliği korunan elektrik karşılığı doğalgaz takas anlaşması kapsamında gerçekleşiyor. Erivan yönetimi İran’dan aldığı gazı elektriğe dönüştürüyor ve bir metreküp doğalgaz karşılığında İran’a 3 kilovatsaat elektrik ihraç ediyor. Takas programına dahil santraller bir metreküp İran gazından 4 ila 4,5 kilovatsaat elektrik üretiyor; arta kalan elektrik ise Ermenistan’ın iç tüketiminde kalıyor.

FinPort verilerine göre 2025 yılında Ermenistan’ın doğalgaz ihtiyacının yüzde 82,4’ünü Rusya karşıladı. Bu oran 2 milyon 229 bin 697,4 metreküpe karşılık gelirken, kalan miktar İran’dan temin edildi.

ArmRadio’nun haberine göre Paşinyan enerji politikasındaki yaklaşımı şu sözlerle dile getirdi:

“İkinci bir kaynaktan gaz alma veya bu kaynaktan daha fazla gaz tedarik etme imkanı doğarsa bu yolu seçeriz; üçüncü bir kaynaktan alma imkanı çıkarsa o yönde ilerleriz; dördüncü bir seçenek oluşursa yine bu adımı atarız. TRIPP kapsamında Ermenistan üzerinden geçecek ve bize transit geçiş geliri sağlayacak bir boru hattı inşa etme olanağı doğarsa bu yolu da değerlendirebiliriz.”

Nisan ayı başında Ermenistan Parlamento Başkanı Alen Simonyan, Rusya’dan ithal edilen doğalgazın fiyatının artması halinde Erivan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ile Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılma sürecini başlatacağını söylemişti.

Paşinyan ise Rusya’yı saygı gösterilmesi gereken bir süper güç olarak nitelendirmiş ve Erivan’ın Moskova’ya asla zarar vermeyeceğini dile getirmişti. Ermenistan Başbakanı aynı zamanda Rusya’nın çıkarlarını Ermenistan’ın çıkarlarının önüne koymayacağının altını çizmişti.

Kremlin yönetimi, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğinin Erivan’ın egemen kararı olduğunu belirtmişti. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın hem Avrupa Birliği hem de AEB Gümrük Birliği içinde aynı anda yer alamayacağını hatırlatmıştı.

Mayıs ayı sonunda Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Erivan yönetiminin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini sürdürmesi halinde, Rusya Büyükelçiliğinin doğalgaz ve petrol ürünleri tedariki işbirliği anlaşmasının askıya alınabileceği veya feshedilebileceği konusunda Ermenistan’ı resmi olarak uyardığını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English