Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘Çin, Gazze’de arabulucu olmak istiyorsa diğer güçleri ikna etmeli’

Yayınlanma

Pekin’de düzenlenen yüksek profilli bir güvenlik forumuna katılan Orta Doğu uzmanlarına göre Çin, İsrail-Gazze savaşında aktif bir arabuluculuk rolü oynamak istiyorsa bir denge kurmalı ve diğer güçlerle birlikte çalışmalı.

Çin, İran, Ukrayna, Türkiye, Suudi Arabistan ve Afganistan’dan uzmanlar Pekin Xiangshan Forumu’nda Orta Doğu için, çok kutuplu bir jeopolitik çerçeve üzerine inşa edilmesi gerektiği konusunda hemfikir oldukları yeni bir güvenlik mimarisi üzerine bir tartışma paneline katıldılar.

Uzmanlar, Çin, ABD, Rusya, İran, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu büyük güçleri acil bir ateşkes için birlikte çalışmaya ve krizin insani bir felakete dönüşmesini önlemeye çağırdılar.

Forum arasında South China Morning Post’a konuşan Çin Sosyal Bilimler Akademisi Batı Asya ve Afrika Çalışmaları Enstitüsü’nden panelist Wang Lincong, Pekin’in arabulucu bir rol oynayabileceğini söyledi.

Wang, “Arap ülkelerinin en büyük ticaret ortağı ve Orta Doğu’yu kapsayan Kuşak ve Yol Girişimi’nin lideri olarak Çin, devam etmekte olan İsrail-Hamas çatışmasına müdahale edebilecek güce ve kabiliyete sahiptir” dedi ve ekledi:

“Ancak şu anda Çin için en önemli ve acil görev, mevcut krizin daha da tırmanmasını önlemek amacıyla acil bir ateşkes için başlıca ülkelerle birlikte çalışmaktır. Aksi takdirde hiçbir şey yapılamaz.”

Oturuma katılan Ningxia Üniversitesi’nden Orta Doğu uzmanı Li Shaoxian, Orta Doğu’daki çalkantılı durumun ABD’nin 2020 sonlarından itibaren bölgedeki angajmanını geri çekmesinden kaynaklandığını savundu.

Li, Washington’un bölgedeki etkisinin azaldığını söyledi ve ABD’yi son on yılda İsrail ile Filistinliler arasında uzlaşma sağlamak için daha fazlasını yapmamakla suçladı.

“Azalan etkisine rağmen ABD hala İsrail’i müzakere masasına oturmaya ve Filistinlilerle konuşmaya zorlayabilecek ve itebilecek dünyadaki tek güçtür” dedi.

Li, “Çin ve ABD’nin Orta Doğu’da bir çıkar çatışması yok, ancak bölgede uzun süreli istikrar ve barışı sağlamak için birlikte çalışabilirlerse ortak çıkarları var” ifadelerini kullandı.

Tahran Üniversitesi profesörü Safavi Homami Seyed Hamzeh Çin’in arabuluculuk rolü oynamasından yana olduğunu ve bölgedeki Müslüman ülkelerin Pekin’in Filistinlilerin devlet olma hakkını destekleyen tutumunu memnuniyetle karşılayacağını söyledi.

Bir diğer panelist olan Çin-İsrail Küresel Ağı ve Akademik Liderlik kurucusu ve icra direktörü İsrailli Carice Witte ise yerel halkın temel insan haklarını güvence altına alacak yeni bir güvenlik mekanizmasına ihtiyaç olduğu konusunda hemfikirdi.

Ancak Pekin’in arabulucu rolünü oynamak istiyorsa “risk almaya” hazır olması gerektiğini söyleyen Witte, Çin’in tarihsel olarak Arap ülkelerinin tutumunu izlediği için Hamas’ı terör örgütü olarak tanımlamakta isteksiz davrandığına dikkat çekti.

Witte, “Çin … [Arap ülkeleriyle] bazı sessiz görüşmeler yapmalı ve bazı Arap liderlerin kararlarının ardındaki daha karmaşık düşünce yapısını anlamalı” dedi ve şöyle devam etti: “Bu, Çin’in sadece bu mevcut sorunu ele almak için verimli, faydalı ve değerli bir eylem yolu belirlemesine değil, aynı zamanda daha uzun vadeli bir çözümün daha büyük resmine potansiyel olarak katkıda bulunmasına da yardımcı olabilir.”

Witte, geçen hafta Çin ve Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi kararını veto etmesini, Pekin’in kendisini çatışmada bir arabulucu olarak sunarken karşılaştığı sorunlara bir örnek olarak gösterdi.

Çin’in “kaçamaklı” ve “ciddi şekilde dengesiz” olarak nitelendirdiği ABD tarafından hazırlanan karar tasarısı, yardım erişimine izin vermek için şiddete ara verilmesi çağrısında bulunuyor ve uluslararası hukuka uyarken tüm devletlerin doğal meşru müdafaa hakkını yeniden teyit ediyordu.

Witte, “[Veto] bize Çin’in ya gerçek zorluğu tanımlamadığını ya da tarihsel olarak Filistinlileri destekleyen ve onların yanında duran ve İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarını anlayarak dengelemeyen pozisyonundan kaynaklandığını hissettiriyor” dedi ve şunları ekledi:

“Bu da İsrail’de bizi, istesek de duruma herhangi bir iyileştirme getirmek için Çin ile çalışmak konusunda zor bir duruma sokuyor, ancak Çin’in eşit ve dürüst bir arabulucu olduğunu görmemiz gerekiyor.”

Wang ve Li Pekin’in riskleri anladığını belirterek çatışmanın Çin’in bölgedeki çıkarlarına da zarar verdiğine işaret ettiler.

Wang, Çin’in Orta Doğu özel temsilcisi Zhai Jun’un geçen ay çatışmaların patlak vermesinden kısa bir süre sonra Arap liderler ve siyasetçilerle görüşmek üzere arabuluculuk turuna başladığını söyledi.

“Çin ayrıca Orta Doğu’da barış ve istikrarın sağlanması için ABD ile birlikte çalışmayı da kabul etti” dedi.

Li, Çin’in uzun vadeli istikrar için diyalog ve barış görüşmelerinin teşvik edilmesinde her zaman rol oynadığını, İran ve Suudi Arabistan arasındaki diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesinin bunun örneklerinden sadece biri olduğunu söyledi.

Li, “İran-Suudi normalleşmesi aynı zamanda Suriye’nin Arap Birliği’ne geri döndüğü ve Yemen’deki iç savaşın ateşkese yaklaştığı bir uzlaşma dalgasını da tetikledi” dedi ve şunları ekledi: “Orta Doğu’nun uzun vadeli barış ve istikrarını oluşturan üç temel ikili ilişki vardır: Suudi-İran, İsrail-Filistin ve İsrail-İran. Şimdi, ilki çözüme kavuşturuldu, diğer ikisinin ise başarılması için tüm büyük güçlerin birlikte çalışması gerekiyor.”

Diplomasi

ABD ve Türkiye, F-16 görüşmelerine yeniden başladı

Yayınlanma

ABD ve Türkiye, F-16 savaş uçakları konusundaki görüşmeleri yeniden başlattı.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak Al-Monitor’a verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında New York’ta bu hafta gerçekleşmesi beklenen bir toplantı öncesinde bu gelişmeyi aktardı.

Geçen hafta gazetecilere konuşan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Erdoğan ve Trump’ın BM Genel Kurulu’nun kenarında bir araya gelebileceğine işaret etti.

Görüşmenin gerçekleşeceğine dair resmi bir teyit bulunmamakla birlikte, Türk ve ABD’li yetkililerin bir şekilde bir araya gelmesi bekleniyor.

Erdoğan, pazartesi sabahı erken saatlerde New York’a vardı ve salı günü Genel Kurul’da bir konuşma yaptı.

Ayrıca Erdoğan’ın, Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamad el-Sabah ve Libya Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi de dahil olmak üzere birçok devlet ve hükümet başkanıyla toplantılar yapması bekleniyor.

Cumhurbaşkanlığı’na göre Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da aralarında bulunduğu geniş bir heyet eşlik ediyor.

Türkiye ve ABD’li yetkililer arasındaki görüşmelerde, savunma alımları iki başkent arasındaki çözülmemiş sorunlardan biri olmaya devam ettiği için, silah satışlarının gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.

ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı mevcut yaptırımlara ve Ankara’nın olası F-35 alımına ek olarak, Türkiye’nin F-16 filosunun modernizasyonu da her iki başkentin gündemine geri döndü.

Fidan, cumartesi günü NTV’ye verdiği demeçte, “Yaptırımlar ‘bizim için bir engel’ ve bunların kaldırılması için çalışıyoruz. Tüm bunları tetikleyen S-400 meselesinin nasıl çözüleceğine dair bazı yaratıcı fikirler de var,” dedi ama ayrıntılara girmedi.

BM toplantısı, Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump ile Erdoğan arasında gerçekleşen ve büyük ölçüde silah satışlarına odaklanan görüşmenin ardından geliyor.

2020 yılında Türkiye, Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini satın alması nedeniyle “Yaptırımlar Yoluyla Amerika’nın Düşmanlarına Karşı Mücadele Yasası” (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO üyesi oldu.

Ayrıca, yaklaşık 1,4 milyar dolar ödediği altı adet F-35 uçağını teslim alması da engellendi.

Bu yasa, Rusya, İran ve Kuzey Kore ile yapılan işlemleri caydırmak amacıyla 2017 yılında Kongre’de ezici çoğunlukla kabul edilmişti.

F-35 programından çıkarılmasının ardından, Ekim 2021’de Ankara, 40 adet yeni F-16 Block 70 savaş uçağı ve mevcut filosundaki 79 uçak için modernizasyon kiti satın alma talebinde bulundu.

Mühimmat ve diğer teçhizatı da içeren önerilen paketin değeri başlangıçta yaklaşık 23 milyar dolar olarak belirlendi. Washington, 2024 yılında bu satışı onayladı. 

Fakat aynı yılın ilerleyen aylarında Türkiye, paketi küçülttü ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti satın alma planlarını rafa kaldırdı.

Bunun yerine, mevcut F-16’larının bir kısmını yurt içinde modernize etmeye karar verdi.

Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.

Trump’ın 2025’te ikinci dönemine başlamasının ardından Ankara, ABD yönetimini CAATSA yaptırımlarını kaldırmaya ikna etmeye çalıştı.

Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.

ABD’ye göre Türkiye’nin S-400 sistemine sahip olmaya devam etmesi, yaptırımların kaldırılması önünde hukuki bir engel teşkil etmeye devam ediyor.

ABD yasalarına göre Ankara’nın bu sistemi “elinden çıkarması” gerekiyor.

Temmuz ayında Erdoğan-Trump görüşmesinin ardından Türk medyası, Ankara’nın sistemleri Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmayı değerlendirdiğini bildirmişti.

Rusya da konunun Ankara ile Moskova arasında görüşülmekte olduğunu doğruladı fakat herhangi bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediği belirsizliğini koruyor.

F-16 müzakerelerinin yeniden başlaması, F-35’ler konusunda ilerleme kaydedilememesi nedeniyle Türkiye’nin hava caydırıcılığını sürdürmek amacıyla hava filosunu yenileme çabalarının bir parçası.

ABD’li savunma şirketi Lockheed Martin’e göre, Türkiye şu anda 230’dan fazla F-16 uçağı kullanıyor.

Bu uçaklar, Türkiye’nin savaş uçağı filosunun bel kemiğini oluşturmaya devam ediyor.

Bu filoda F-16 Block 30, 40, 50 ve 50+ varyantları yer alıyor. F-16 Block 30 uçakları için şu anda devam eden modernizasyon çalışmalarının 2027 yılına kadar tamamlanması bekleniyor.

Türkiye Savunma Sanayileri Başkanlığı’na göre, Block 40 ve 50 uçaklarının modernizasyonu ise 2028-2030 yılları arasında gerçekleştirilecek.

Yeniden başlayan görüşmelerin, Türkiye’nin planladığı 40 adet yeni F-16 Blok 70 uçağı alımına mı, mevcut filosunun yurt içinde modernizasyonu için gerekli olan ABD onaylarına mı, yoksa her ikisine mi odaklandığı henüz belirsiz.

Bölgedeki rakipler savaş uçağı filolarını modernize edip beşinci nesil yeteneklerini genişletirken, F-35’lerin bulunmaması nedeniyle Türkiye’nin yeni F-16’lara ve mevcut filosunun modernizasyonuna olan ihtiyacı daha da önem kazandı.

Akdeniz’deki diğer ülkeler de Lockheed Martin askeri filolarını modernize ediyor. NATO üyesi Yunanistan, F-16 filosunun büyük bir kısmını modernize ediyor ve Yunanistan Savunma Bakanlığı’na göre 2024 yılında 20 adet F-35 satın alma anlaşması imzaladı.

Bu anlaşmada 20 adet daha satın alma opsiyonu da bulunuyor. İlk uçakların 2028 yılında teslim edilmesi bekleniyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’na göre ise İsrail, halihazırda 48 adet F-35 uçağı kullanıyor.

İlk 50 uçaklık siparişinden iki uçağın teslimatı hâlâ beklemekte olup, 25 adetlik bir sipariş daha verildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

JPMorgan CEO’su Dimon: Hindistan Rus petrolü yüzünden cezalandırılmamalı

Yayınlanma

Uluslararası yatırım bankası JPMorgan’ın CEO’su James Dimon, ABD yönetiminin Rusya’ya baskı uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırmaması gerektiğini belirtti. Dimon, rafinerilerin teknik altyapısı nedeniyle tedarikçi değişiminin son derece güç olduğuna dikkat çekti.

ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan Chase & Co. CEO’su James Dimon, CNBC TV18 kanalına verdiği mülakatta, Rusya’ya baskı kurma çabalarının Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını hedef almaması gerektiğini söyledi.

Dimon konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Umarım Amerika oturup tüm bu meseleleri etraflıca değerlendirir ve neticede Rusya’ya karşı yapmamız gerekenleri uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırma yoluna gitmez” dedi.

Petrol rafinerilerinin genellikle belirli ham petrol türlerini işleyecek şekilde inşa edildiğine dikkat çeken Dimon, bu teknik durumun alıcıların tedarikçi değiştirmesini zorlaştırdığını vurguladı.

JPMorgan yöneticisi, “Buradan almadıkları takdirde başka bir yerden tedarik etmek zorundalar. O petrol de söz konusu rafinerilere uygun düşen türde olmayabilir” ifadelerini kullandı.

Dimon’ın bu çıkışından günler önce, 19 Eylül gecesi ABD Başkanı Donald Trump, merhum Senatör Lindsey Graham’ın adını taşıyan yeni yaptırım yasa tasarısını imzalamıştı.

“Cehennem yaptırımları” olarak nitelenen düzenleme, Rusya’dan petrol ve doğalgaz alan ülkelere ikincil ticaret kısıtlamaları getirilmesini öngörüyor.

Yasa kapsamında ABD’ye giren Rus menşeli ürünlere yüzde 500’e kadar, Rus petrolü veya doğalgazı satın alan ülkelerden gelen mallara ise yüzde 100’e kadar gümrük vergisi uygulanması planlanıyor.

Hindistan yönetimi ise ABD’nin Rusya ve İran’a yönelik bu yaptırım yasasını incelemeye alacağını duyurdu.

Daha önce Axios haber sitesi, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat Parti yönetiminin Rusya’ya yönelik “cehennem yaptırımlarına” açıkça karşı çıktığını yazmıştı.

Demokratlar, söz konusu gümrük vergilerinin ABD içindeki fiyatları artırabileceğini ve Trump’a gereğinden geniş ticaret yetkileri devredeceğini savunmuştu.

Tasarıyı destekleyen kanat ise bu adımlarla Rusya’nın enerji satışından elde ettiği gelirleri azaltmayı amaçlıyor.

Moskova yönetimi yaptırımları yasa dışı görüyor. Rusya’nın Washington Büyükelçiliği, Graham tasarısının Trump yönetimine yönelik “kötü bir hizmet” niteliği taşıdığını, kısıtlamaların bizzat Washington için ekonomik sonuçlar doğuracağını kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Ne kadar çok yaptırım uygulanırsa, bu yaptırımları getirenler için o kadar kötü olur” demişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da ABD’nin atacağı bu yöndeki yeni adımların Ukrayna krizinde çözüm arayışlarını baltalayacağını dile getirmişti.

Peskov, “Bu girişimler hasmane eylemler kapsamına giriyor. ABD’nin getireceği ilave yaptırımlar, Ukrayna’da barışçıl çözüme dönük çabaları şüphesiz zorlaştıracaktır” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Palantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Palantir, geliştirdiği askeri veri ve hedefleme yazılımlarını Ukrayna’nın savunma ve kamu mekanizmalarına entegre etti. Gerçek muharebe koşullarında toplanan veriler yeni nesil savunma sanayii ürünlerine aktarılıyor. Kiev yönetiminin dijital dönüşüm politikaları, küresel teknoloji firmalarının savaş sahasındaki test faaliyetleriyle paralel ilerliyor.

Yapay zeka odaklı askeri teknoloji şirketi Palantir, Ukrayna’nın askeri yapılarına ve sivil kurumlarına entegre olarak ülkeyi gözetleme, iz sürme ve hedef imha teknolojileri için bir test sahasına çevirdi.

Peter Thiel tarafından kurulan ve Alex Karp yönetimindeki şirket, 2022’de Rusya ile savaşın patlak vermesinin hemen ardından Ukrayna ordusuna “öldürme zincirini” (kill-chain) hızlandıran veri sistemleri sağlamaya başladı. Bir hedefin tespitinden vurulma veya ölüm anına kadar geçen süreci yöneten bu yapı, şirketin Maven adlı yapay zeka yazılımı üzerinden işliyor.

Şirkete ait Prisma sistemi insansız hava aracı saldırılarını yönlendirirken, Metaconstellation adlı üçüncü ürün ise saldırı öncesinde alçak yörünge uydularını yeryüzündeki herhangi bir alanı izlemek üzere görevlendiriyor.

Askeri alandaki ortaklığın ardından şirket, Ukrayna devlet mekanizmasında hızla etki kazandı. Ukrayna yönetimi 2023 yılında, Palantir’in Dijital Dönüşüm Bakanlığı üzerinden resmi bir temas noktası kurduğunu ve birçok kamu kurumuyla çalışmaya başladığını duyurdu.

Günümüzde söz konusu yazılımlar Ukrayna iç güvenlik birimlerinde ve eğitim sisteminde çalışıyor; ayrıca Ukrayna’nın dünyanın ilk yapay zeka tabanlı “eylemci devleti” (agentic state) olma yönündeki kamu dijitalleştirme adımlarının merkezinde yer alıyor.

Ukrayna’nın dijital dönüşümünün en belirgin alanı, askerlik çağındaki erkeklerin sokaklardan toplanarak cepheye gönderilmesini sağlayan iz sürme altyapısında görülüyor.

Ukrayna yönetimi bu süreçte Oberih adlı ulusal askeri veritabanını dijital ortama aktararak verileri Reserve+ sisteminde birleştirdi. Sistem; vergi, istihdam, ikamet ve sağlık kayıtları dahil olmak üzere kişisel bilgileri devlet sicilleriyle eşleştiriyor ve yapay zeka aracılığıyla kişilerin askerliğe uygunluk durumunu analiz ediyor.

Zorunlu seferberlik uygulamasında kullanılan bu sistem üzerinden yürütülen faaliyetler tepki çekiyor.

Ukrayna Telegram kanallarında, seferberlik birimlerinin erkekleri sokaklardan veya süpermarketlerden zorla araçlara bindirerek cephe hatlarına sevk ettiğini gösteren görüntüler günlük olarak yayımlanıyor.

Palantir veya Kiev yönetimi bu askeri sistemlerin dijitalleştirilmesinde şirketin rol aldığını resmi olarak doğrulamasa da, firmanın çoklu veritabanlarını birbirine bağlama konusundaki uzmanlığı bu iddiaları güçlendiriyor.

Reserve+ sisteminin çalışma prensibi ile Palantir’in kamu kurumlarındaki erişimi aynı doğrultuda ilerliyor.

Söz konusu seferberlik ekiplerinin çalışma biçimi, Palantir’in on yılı aşkın süredir veri araçları tedarik ettiği ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimlerinin uygulamalarıyla örtüşüyor.

ICE bünyesindeki Soruşturma Vaka Yönetimi platformu; şahısların okul durumu, aile bağları, çalışma bilgileri, telefon kayıtları, biyometrik verileri ve ikamet adresleri gibi geniş çaplı verileri topluyor. Her iki ülkede de kişilerin yakalanmasına yol açan yazılım temeli benzerlik gösteriyor.

Palantir’in yönlendirdiği kaydedilen Rusya topraklarına yönelik derin menzilli saldırılar ise stratejik bir kazanım getirmemekle birlikte, Rusya’nın karşı saldırılarını tetikledi.

Ukraynalı yetkililerin açıklamalarına göre bu saldırılar sonucunda Odessa limanları işlevsiz kalarak ülkenin deniz ticareti kesildi, gıda lojistiği altyapısının yaklaşık yüzde 90’ı ve enerji üretim kapasitesinin yüzde 80’i tahrip edildi.

Saldırılardan elde edilen saha verileri Palantir’in sistemlerine aktarılarak yeni nesil askeri yapay zeka ürünlerinin geliştirilmesinde girdi olarak kullanılıyor.

Şirket hisseleri savaş öncesinde 8 ila 10 dolar seviyesindeyken, savaş sürecinde yüzde 2000’in üzerinde artış kaydederek geçen yıl 200 dolar seviyesine ulaştı.

NATO da bazı AB ülkelerinin itirazlarına rağmen 2025’te Maven sistemini satın aldı ve bu yazılım haziran ayında operasyonel hale getirildi.

Savaş sürecinde Microsoft, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketleri de Ukrayna pazarındaki faaliyetlerini artırdı.

Google’ın eski yöneticisi Eric Schmidt tarafından kurulan insansız hava aracı şirketi, Rusya’ya yönelik saldırılar için Ukrayna’ya çok sayıda tek kullanımlık insansız hava aracı sağlıyor.

Ukrayna basınında çıkan haberlerde, Schmidt’in yeni sistemleri test etmek için gerçek bir muharebe ortamına ihtiyaç duyduğu aktarılıyor.

Palantir İngiltere Yöneticisi Louis Mosley, Ukrayna’nın askeri bağlamda yapay zeka için bir Ar-Ge laboratuvarına dönüştüğünü ve gerçek savaş alanının sağladığı test imkanlarının teknolojik gelişimi hızlandırdığını kaydetti.

Görevden alınan eski savunma bakanı Mihail Fedorov da 2024’te Ukrayna’nın en yeni teknolojilerin denenmesi için en uygun test sahası olduğunu dile getirmişti. Fedorov’un kurduğu yeni askeri yapay zeka girişiminin ana yatırımcısının Alex Karp olduğu açıklandı.

Savaşın uzaması Ukrayna’daki demografik krizi derinleştiriyor. 1991 yılında 52 milyon civarında olan ülke nüfusu, 2021’de 41 milyona geriledi. IMF verilerine göre şu anda Ukrayna kontrolündeki bölgelerde 33 milyondan biraz fazla insan yaşıyor.

2025 yılında ölüm oranları doğum oranlarının yaklaşık üç katına çıkarken, 3 milyon çalışma çağındaki kişi ülkeyi terk etti ve doğurganlık oranı kadın başına bir çocuğun altına indi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English