Bizi Takip Edin

Diplomasi

Tayvan ikinci Trump dönemine hazırlanıyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın bu hafta ABD başkanlık seçimlerini kazanmasının ardından, savunmasını ABD’ye bağlayan Tayvan yönetimi ilişkileri geliştirmek için sıraya girdi. Trump daha önce Tayvan’ın savunmasını için ABD’ye ödeme yapması gerektiğini savunmuş ve hatta Tayvan’ın çip işini ABD’nin elinden aldığını söylemişti.

Trump’ın Tayvan’la nasıl bir ilişki kuracağı, ikinci başkanlığıyla ilgili en önemli sorulardan biri. ABD, tek Çin ilkesi doğrultusunda Pekin’in egemenliğine saygı duyduğunu ve Tayvan’ın bağımsızlığını tanımadığını söylese de, Taipei’nin açık ara en önemli siyasi ve güvenlik ortağı konumunda ve Tayvan’ı silahlandırıp askeri birliklerini eğiterek savunma kabiliyetlerini güçlendiriyor.

Tayvan lideri Lai Ching-te ve Dışişleri Bakanı Lin Chia-lung Trump’ı kutlamakta gecikmedi. Lin, önemli bir yarı iletken güç olan Tayvan’ın, seçilmiş başkanın “Make America Great Again” sloganını gerçekleştirmesine yardımcı olmada çok önemli bir oyuncu olacağını söyledi.

Hükümetin ağır toplarından biri Nikkei Asia’ya adının açıklanmaması kaydıyla yaptığı açıklamada, “Tayvan yeni Trump ekibiyle iyi bir işbirliği yapacağımızdan emin,” dedi.

Yetkili, “Çin, ABD ve Lai’ye karşı şüpheciliği yaymak için çok çalışacak ve Tayvan ile ABD’yi bölmek için her şeyi deneyecek. Ancak Trump’ın önceki döneminde birçok üst düzey yetkilinin Tayvan’la büyük etkileşimleri ve işbirlikleri oldu” ifadelerini kullandı.

Yine de yeni başkan diplomasiye işlemsel yaklaşımı ve ticari tarifelerle ilgili vurgularıyla tanınıyor. Tayvan, Trump’ın kabine atamalarını -özellikle dışişleri ve savunma portföylerini-, Ukrayna savaşına vereceği yanıtı, Avrupa ve Asya’daki geleneksel güvenlik ortaklarından taleplerini ve Çin’le ticaret savaşını iki katına çıkarıp çıkarmayacağını yakından izleyecek.

Uzmanlar, Tayvan hükümetinin savunma harcamalarını artırma ve askeri reformları hızlandırma çağrısında bulunmasını bekliyor.

Trump’ın ilk yönetiminde üst düzey bir ulusal güvenlik yetkilisi olan Ivan Kanapathy, “Başkan Trump’ın ‘güç yoluyla barış’ yaklaşımı, düşmanlarımızın bir kez daha caydırılacağı ve ortaklarımızın uluslararası güvenlik için daha fazla yük üstleneceği anlamına geliyor” dedi.

Tayvan Savunma Bakanı Wellington Koo salı günü yaptığı açıklamada ABD seçimlerinin galibi kim olursa olsun “Tayvan’ın kendini savunma kararlılığını ve Tayvan’ın ekonomik güvenliği ile stratejik jeopolitik konumunun önemini anlamalarını sağlamalıyız” dedi.

Ancak Çin ile daha yakın ilişkiler kurmak isteyen ana muhalefet partisi Kuomintang’ın bazı üst düzey isimleri askeri harcamaların artırılması konusunda çekincelerini dile getirerek ABD’nin Tayvan’ı bu yönde zorlama nedenlerini sorguladı. KMT’nin önde gelen milletvekillerinden Weng Hsiao-ling geçtiğimiz günlerde Nikkei Asia’ya verdiği demeçte savunma bütçesinin önemli ölçüde artırılmasına karşı olduğunu söyledi.

US Taiwan Watch adlı düşünce kuruluşunun direktörlerinden Chieh-Ting Yeh çarşamba günü Tayvan’ın diplomatik ve siyasi çevrelerin ötesinde Trump’a yakın kişilere ulaşması gerektiğini öne sürdü.

Tayvan Yabancı Muhabirler Kulübü’nde (TFCC) düzenlenen bir tartışma sırasında Yeh, “Tayvan’ın siyasi liderlerinin Wall Street, Silikon Vadisi ve diğer alanlarda Trump’ı tanıyan ve Trump üzerinde etkisi olan kişilerle ilişki kurması gerekiyor” dedi. “Politikalar açısından çok daha fazla öngörülemezlik olacak” diye ekledi.

Taichung’daki Amerikan Ticaret Odası’nın eski başkanı ve yorumcu Courtney Donovan Smith, Trump’ın ilk Beyaz Saray’ında “Çin’e inat olsun diye ya da Çin’e karşı bir koz olarak Tayvan’a yardım etmek isteyen” bazı yetkililer olduğunu hatırlattı.

Smith TFCC’ye “Tayvan’a kendi başına gerçekten değer vermiyorlardı” dedi. Ancak Smith, ulusal güvenlik danışmanı John Bolton ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo gibi Tayvan’ı aktif olarak destekleyen üst düzey isimlerin de olduğunu söyledi: “Örneğin Pompeo … Tayvan’ı ve Tayvan’ın dünyadaki rolünü gerçekten anladı.”

Lai’nin bu hafta X’te “ortak değerler ve çıkarlar üzerine inşa edilen uzun süreli Tayvan-ABD ortaklığının bölgesel istikrar için bir köşe taşı olmaya devam edeceğine ve daha fazla refaha yol açacağına” inandığını yazmasının ardından, Trump’ın bir diğer eski ulusal güvenlik danışmanı Robert O’Brien, “bir sonraki başkanımızı tebrik ettiği için” kendisine teşekkür etti.

Nikkei Asia tarafından görülen büyük bir ABD danışmanlık şirketinin iç yazışmasında O’Brien Trump’ın dışişleri bakanı olması en muhtemel aday, Pompeo ise savunma bakanı olması en muhtemel ikinci aday olarak gösteriliyor.

Notta savunma bakanlığı için ön sırada adı geçen Cumhuriyetçi senatör Tom Cotton daha önce Washington’a Tayvan politikasını değiştirme çağrısında bulunmuştu. ABD’nin bir savaşa müdahale edip etmeyeceği konusunda Pekin ve Taipei’de kasıtlı olarak belirsizlik yaratmak anlamına gelen “stratejik muğlaklık” yerine, esasen Çin’in saldırması halinde Amerika’nın Tayvan’ı savunacağını söyleyen “stratejik netlik” çağrısında bulundu.

Uzmanlar, ikili ilişkileri yönetmek için Tayvan’ın ABD’deki defacto temsilciliğinin de kilit önem taşıyacağı görüşünde.

Taipei ve Washington’daki kaynaklar, Trump’ın dönüşünün etkili bir elçi kriterlerini değiştirmesi nedeniyle Tayvan’ın Alexander Yui’nin yerini alacak yeni bir fiili ABD büyükelçisi atamayı düşünebileceğini söylüyor.

Bu arada Tayvan’ın yeni fiili ABD elçi yardımcısı Andrea Yi-Shan Yang önemli bir kanal olarak görülüyor. Başkan Lai ve Dışişleri Bakanı Lin ile yakın çalışmış, Demokratik İlerleme Partisi’nin genel sekreter yardımcılığını yapmış, Avustralya ve İngiltere’de eğitim görmüş bir isim.

Bu elçiler Çin ve ABD tarafından resmi olarak tanınmıyor. İlişkileri ‘kolaylaştırıcı’ fiili görev yürütüyorlar

Prospect Foundation adlı düşünce kuruluşunun başkan yardımcısı Raymond Sung, TFCC’de yaptığı konuşmada “Yang son derece yetenekli, Lin ve Lai ile doğrudan konuşabilir ve Washington’daki karar alıcılarla etkili bir şekilde iletişim kurabilir” dedi ve ekledi: “ABD’de DİP liderliği için yetenekli ve güvenilir bir kanal.”

Trump’ın atamaları konusunda ise Sung, “Üst düzey bakanlar Elon Musk ya da onun gibiler yerine profesyonel olanlardan seçildiği sürece emin ellerdeyiz” dedi.

Cuma günü düzenlenen ayrı bir TFCC brifinginde Tayvan Çevre Bakanı Peng Chi-ming, ABD ile teknoloji ve iklim işbirliği konusunda iyimserliğini koruyarak Washington’daki değişimin “büyük bir sorun” olmayacağını söyledi.

Peng, “ABD’nin Tayvan’a ihtiyacı olduğunu düşünüyorum – tedarik zinciri desteği ve ayrıca çip desteği – bu nedenle ilişkinin çok fazla değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

Trump ilk döneminde ABD’yi iklim değişikliğiyle ilgili Paris Anlaşması’ndan çekmiş olsa da Peng, tedarik zincirlerinin karbonsuzlaştırılmasının sadece hükümetler tarafından değil özel sektör tarafından da yönlendirildiğini söyledi.

Elektrikli araçlar, açık deniz rüzgar çiftlikleri ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına atıfta bulunan ve Amerika’nın küresel lider konumunu vurgulayan Peng, “Başkan Trump’ın iklim teknolojisinden vazgeçmeyeceğini düşünüyorum” dedi. Ayrıca önümüzdeki dört yıl içinde görüşmeler için ABD’yi ziyaret etmeyi umduğunu söyledi.

Bu arada Tayvan Ekonomi Bakanı Kuo Jyh-huei perşembe günü yaptığı açıklamada, gümrük vergisi riski göz önüne alındığında hükümetin Tayvanlı şirketlerin “üretim üslerini Çin dışına taşımaları için yardımda bulunacağını” söyledi.

Economist Intelligence Unit analistlerinden Nick Marro, Trump’ın teknoloji ihracatı kontrollerini ve Çin’in çip hırslarına karşı diğer kısıtlamaları güçlendirmesiyle bu tedarik zincirleri üzerindeki baskının artabileceği uyarısında bulundu.

Marro, “Bir başka Çin-ABD ticaret savaşı, Taiwan Inc. için tedarik zincirlerini Güneydoğu Asya veya Hindistan’a kaydırma aciliyetini destekleyebilir,” dedi. “Ancak Çin’in düşük maliyetli üretim ekosistemi, yetenek havuzları ve sofistike endüstriyel kümelenmeleri göz önüne alındığında, Tayvanlı firmaların toplu halde Çin dışına taşınması pek olası değil” diye ekledi.

Diplomasi

ABD, Somali’nin Bosaso kentinde yeni askeri üs kuruyor

Yayınlanma

ABD, Somali’nin yarı özerk Puntland bölgesindeki liman kenti Bosaso’da hava saldırıları ve istihbarat operasyonlarını doğrudan yönetecek yeni bir askeri üs inşa ediyor. Aden Körfezi kıyısındaki üssün, IŞİD hedeflerine yönelik operasyonların yanı sıra yeni bir yerel terörle mücadele gücünün kurulmasını da kapsadığı bildirildi.

ABD ordusuna ait insansız hava araçları (İHA), 3 Eylül günü gün batımının hemen ardından Somali’nin yarı özerk Puntland bölgesindeki Al-Miskad dağlarında keşif uçuşlarına başladı.

Drop Site haber sitesine konuşan Puntland güvenlik yetkilileri, yerel makamlarca IŞİD militanlarının kalesi olarak görülen Togga Miraale ve Togga Baalade bölgelerinde gözetleme yapıldığını aktardı.

Yetkililer, İHA’ların Togga Baalade mevkiinde eşek arabasıyla ilerleyen şüpheli IŞİD militanlarını tespit ettiğini ve saat 20.30 sularında bölgeye hava saldırıları düzenlendiğini bildirdi.

Aynı gün Eş-Şebab’ın varlık gösterdiği Sanaag bölgesindeki Al-Madow dağlarında icra edilen keşif faaliyetleriyle eş zamanlı gerçekleşen operasyon, ABD’nin Somali’deki saldırılarında bir süredir devam eden görece sükuneti sona erdirdi.

Somali’deki operasyonları yürüten ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) konuya ilişkin açıklama taleplerini yanıtsız bıraktı. Ancak Puntland güvenlik yetkilileri, ABD’nin ülkedeki hava harekatlarının öngörülebilir gelecekte daha da yoğunlaşmasını beklediklerini kaydetti.

Bu askeri genişlemenin merkezinde ise geçen ay duyurulan ve Aden Körfezi kıyısındaki liman kenti Bosaso’da kurulması planlanan yeni ABD askeri üssü yer alıyor.

Yerel yetkililer IŞİD ile mücadelede ABD hava desteğinin şart olduğunu savunurken, bölgedeki Amerikan operasyonları binlerce sivilin ölümüne ve yerinden edilmesine yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Küresel deniz trafiğinin yaklaşık yüzde 25’inin geçtiği Aden Körfezi’nin kıyısında yer alan ve 1 milyon nüfusa sahip Bosaso, Doğu Afrikalı göçmenlerin Yemen ve Arap coğrafyasına geçişinde kritik bir insan kaçakçılığı güzergahı niteliğinde.

Bölge, ABD’nin dünyanın en stratejik deniz yollarından birini askerileştirme planının odağı haline geliyor. Karada ise ABD destekli Puntland bölgesel güçleri ile IŞİD militanları arasında Al-Miskad dağlarında yaklaşık iki yıldır süren yoğun çatışmalar devam ediyor.

ABD yönetimi, kuzey Somali’nin kurak ve dağlık arazisini IŞİD’in küresel operasyonlarını idare ettiği ana merkez olarak tanımlıyor.

Puntland’daki güvenlik kaynakları, Washington’ın Bosaso’da fiilen yeni bir üs inşa ederek askeri varlığını genişlettiğini, tesisin doğrudan muharebe, keşif ve deniz güvenliği operasyonlarında kullanılacağını ifade etti.

Yetkililer, Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) da bölgedeki faaliyetlerini büyüteceğini vurguladı.

Kapalı kapılar ardında imzalanan mutabakat

Özel harekat komutanı Tümgeneral Claude Tudor liderliğindeki AFRICOM heyeti, 2 Ağustos’ta Bosaso’da Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ile bir araya geldi.

Mogadişu’daki merkezi hükümete kağıt üzerinde bağlı olan yarı özerk bölgenin başkanlığı, görüşmenin ardından yayımladığı resmi bildiride yeni bir mutabakata varıldığını duyurdu.

Açıklamada, ABD’nin terörle mücadele operasyonlarını geliştirmek ve deniz güvenliğini korumak amacıyla Bosaso’daki askeri üssünü büyüteceği kaydedildi.

Ancak Drop Site’a konuşan beş ayrı Puntland güvenlik yetkilisi, yapılan resmi açıklamanın anlaşmanın gerçek mahiyetini çarpıttığını öne sürdü.

ABD’nin daha önce Bosaso’da herhangi bir askeri üssünün bulunmadığını belirten yetkililer, mevcut varlığın yalnızca AFRICOM ve CIA tarafından istihbarat merkezi olarak işletilen bir “ofis” olduğunu aktardı. Yeni projeyle birlikte bölgede sıfırdan bir askeri yapı kurulacağı belirtildi.

Mevcut düzende Bosaso’daki ofiste görevli AFRICOM personeli, hava desteği gerektiğinde Puntland kara güçleri ile komşu Cibuti’deki ana karargah arasında irtibat sağlıyor.

Yetkililer, Bosaso Havalimanı arazisinde inşa edilen yeni üssün tamamlanmasıyla birlikte ABD’nin hava saldırılarını ve muharebe uçuşlarını doğrudan bu şehirden gerçekleştireceğini kaydetti.

Güvenlik kaynakları, 2 Ağustos’taki imza töreninde fotoğraflanan Somalili heyet üyelerinin çoğunun anlaşma detaylarından haberdar olmadığını, mutabakatın ana hatlarının 27 Temmuz’da Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da Deni ile AFRICOM heyeti arasında yapılan gizli toplantıda kararlaştırıldığını ifade etti.

Bir yetkili, “Amerikalılar odaya girip taslağı çıkardı ve metin Deni tarafından imzalandı. Her şey Addis Ababa’da zaten pişirilmişti” dedi.

“Ağabey” rolündeki CIA ve gizli nakiller

ABD’nin Somali’deki hava saldırıları Donald Trump döneminde rekor seviyeye ulaştı. Göreve başlamasından kısa süre sonra Somali’deki üst düzey bir IŞİD hedefine yönelik operasyon emri veren Trump yönetimi altında, düşünce kuruluşu New America’nın verilerine göre ülkeye 205 hava saldırısı düzenlendi. Bu operasyonların yüzde 53’ü doğrudan IŞİD hedeflerini vurdu.

Somali’deki IŞİD yapılanması, 2015 yılında İngiliz-Somali vatandaşı din adamı Abdiqadir Mumin ve beraberindeki militanların Eş-Şebab’dan ayrılarak örgüte biat etmesiyle kuruldu.

Grup, 2016’da Aden Körfezi kıyısındaki Qandala kasabasını 38 gün boyunca kontrol altında tuttuktan sonra Al-Miskad dağlarına çekildi. Zamanla Etiyopya başta olmak üzere bölge ülkelerinden gelen yabancı savaşçıların çoğunluğu oluşturduğu bir yapıya dönüştü.

Puntland güvenlik yetkilileri, Bosaso’daki CIA personelinin yakalanan üst düzey yabancı IŞİD mensuplarını sorguladığını ve kararlarda “büyük bir ağabey” gibi sorgulanamaz ağırlığa sahip olduğunu aktardı.

Örgütün Somali kolunun mali sorumlusu olan ve 2019’da ABD Hazine Bakanlığınca yaptırım listesine alınan Abdiweli Mohamed Yusuf’un (Abdiweli Walalac) yakalanmasının ardından bu ofiste sorgulandığı ve ertesi gün gizlice Cibuti’ye götürüldüğü ifade edildi.

Geçen yıl 25 Temmuz’da Bari bölgesindeki Xumbeys kırsalında yerel bedevilerin arasına gizlenen Abdiweli, Puntland İstihbarat ve Güvenlik Teşkilatı (PISA) ile ABD unsurlarının helikopter baskınıyla yakalanmıştı.

Yetkililer, kamuoyuna daha önce “ABD destekli” olarak yansıtılan operasyonun sahadaki kontrolünün doğrudan Amerikan güçlerinde olduğunu ve hava korumasının da bizzat ABD tarafından sağlandığını vurguladı.

Yeni yerel vurucu güç kuruluyor

Bosaso Anlaşması’nın yalnızca hava harekatlarıyla sınırlı kalmadığı, ABD’nin bölgede terörle mücadele amacıyla yeni bir yerel vurucu güç oluşturmasını da içerdiği öğrenildi.

Asker sayısının henüz kesinleşmediği, ancak maaşların, teçhizatın ve askeri eğitimin tamamen ABD tarafından finanse edileceği bildirildi.

Washington daha önce de Somali’de benzer askeri yapılanmalara gitmişti. 11 Eylül sonrasında kurulan ve 2020’de ABD desteği kesilen Puntland Güvenlik Güçleri (PSF), sivil kayıplara ve yerleşim yerlerindeki çatışmalara karışmakla itham edilmişti. Barack Obama döneminde ise güney ve orta Somali’de Eş-Şebab ile savaşmak üzere kurulan seçkin birlik “Danab” (Yıldırım) doğrudan ABD tarafından donatılmıştı.

Bari vilayetindeki Al-Miskad dağlarında 18 aydır süren harekatta örgütün önemli ölçüde geriletildiği, öldürülen militanların en az üçte ikisinin doğrudan ABD hava saldırılarında hayatını kaybettiği bildirildi.

Ancak yerel kaynakların Afganistan’daki “Tora Bora”ya benzettiği sarp dağlık alanlarda halen IŞİD ceplerinin bulunduğu, yerinden edilen sivil halkın ise bombalı eylemler ve yağma olayları sebebiyle köylerine dönemediği aktarıldı.

Bosaso’daki askeri üs inşası Somali anayasası açısından ciddi hukuki ihtilafları da beraberinde getiriyor. Somali anayasasına göre yabancı devletlerle askeri mutabakat imzalama yetkisi yalnızca Mogadişu’daki federal merkezi hükümete ait bulunuyor.

Somali Savunma Bakanlığı ile Enformasyon Bakanlığı, Puntland yönetiminin ABD ile imzaladığı askeri mutabakat konusunda önceden bilgilendirilip bilgilendirilmediklerine dair soruları cevapsız bıraktı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Arjantin, Falkland/Malvinas defterini tekrar açtı

Yayınlanma

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Falkland/Malvinas Adaları çevresindeki petrol projelerinde yer alan şirketlere yönelik yaptırımları sıkılaştıracağını söyledi.

Milei ayrıca ülkenin güneyindeki savunma kaynaklarını artıracağını ve egemenlik ihlalleri olarak nitelendirdiği durumlara karşı Arjantin’in tepkisini güçlendirmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını Kongre’ye sunacağını söyledi.

Televizyonda yayınlanan bir konuşmada Milei, Arjantin’in kendi toprağı olarak gördüğü fakat hâlâ İngiliz kontrolü altında bulunan bölgede petrol ve doğalgaz çıkarımı faaliyetlerine katılan şirketlere karşı Arjantin yasaları kapsamında yaptırımları hızlandırmak üzere bir kararname imzalayacağını söyledi.

Cuma günü sabahın erken saatlerinde yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında Milei, İngiltere’nin bir göç ve iktisadi kriz ile karşı karşıya olduğunu ve bunun, Arjantin’in Falkland Adaları üzerindeki hak talebinde galip geleceği anlamına geldiğini söyledi:

“Birleşik Krallık’taki yapısal krize bakarsak, ülkenin göç, demografi ve zorlu iktisadi durum gibi birçok cephede birden fazla krizle karşı karşıya olduğu görülüyor. Arjantin’in geleceğinin son derece umut verici olduğu ve Arjantin’in galip geleceği açık.”

Milei, Arjantin’in sadece ilgili şirketlere değil, aynı zamanda bunların hissedarlarına, yöneticilerine ve tedarikçilerine de yaptırım uygulama çabalarını artıracağını söyledi.

Arjantinli lider, “(Adalardaki) projelerde Arjantin’in izni olmadan doğrudan veya dolaylı olarak yer alan şirketlerin Arjantin topraklarında faaliyet göstermesini engellemeye devam edeceğiz,” dedi.

Ayrıca, hükümetin savunma kaynaklarını genişletmek amacıyla acil bir kararname çıkaracağını ve bununla yakınlardaki Tierra del Fuego eyaletinde bir deniz üssü inşa edileceğini ve telekomünikasyon kapasitesinin güçlendirileceğini de belirtti.

Milei, adalar çevresindeki izinsiz faaliyetlere yönelik cezaları ağırlaştırmak, yaptırımları tedarikçilere de genişletmek ve Arjantin’in doğal kaynaklarını etkileyen diğer faaliyetleri de kapsayacak şekilde yasal çerçeveyi genişletmek amacıyla Kongre’ye acil bir “milli egemenlik savunması” tasarısı sunacağını da ekledi.

Milei, Arjantin’in, Navitas Petroleum ve Rockhopper Exploration tarafından işletilen Sea Lion açık deniz projesinin önümüzdeki aylarda petrol arama çalışmalarına başlayabileceğine karar verdiğini ve bunun Arjantin’in çıkarlarına yönelik acil bir tehdit oluşturduğunu belirtti

Bu açıklamalar, daha önce İngiltere ile daha sıcak ilişkiler kurmaya çalışırken bile Falkland Adaları anlaşmazlığının diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulunan Milei’nin daha sert bir tavır sergilediğini gösteriyor.

Arjantin anakarasının yaklaşık 500 km doğusunda yer alan bir İngiliz denizaşırı toprağı olan Falkland Adaları, uzun süredir Arjantin tarafından talep ediliyor.

İngiltere, 1833’ten beri adaları kontrol ediyor ve iki ülke 1982’de bu adalar nedeniyle kısa süreli bir savaşa girmişti.

Londra, Falkland Adaları sakinlerinin Mart 2013’te düzenlenen bir referandumda siyasi statüleri ve kendi kaderini tayin hakkı konusunda oy kullandıklarını savunuyor. Oyların ezici bir çoğunluğu olan yüzde 99,8’i, Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olarak kalma yönünde oy kullanmıştı.

Konuşmasında Milei, Falkland Adaları sakinlerinin kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmadığını belirtti ve ülkeye adalar üzerindeki hak iddiası etrafında birleşme çağrısında bulundu.

Şu anda dünyada, rüzgarın “Arjantin’in talepleri lehine estiğini” öne süren Milei, “Kısa bir süre önce Başkan [Donald] Trump, ABD’nin Malvinas adaları konusundaki tarihi tutumunu yeniden değerlendirdiğini açıkladı,” dedi.

İngiliz muhafazakâr gazetesi The Telegraph, bu adımın tartışmaya müdahil olan ve Birleşik Krallık’a Falkland Adaları’na yönelik bir işgale karşı mücadele etmesinde yardım etmeyeceğini ima eden ABD başkanını yatıştıracağını yazdı.

ABD’nin İngiltere’ye “yardıma gelip gelmeyeceği” sorulduğunda Trump, İran’a karşı yürüttüğü savaşa atıfta bulunarak, “Ülkeniz bana yardım etmek için orada değildi,” dedi.

Ardından, İngiltere’nin adaları savunma kapasitesine sahip olup olmayacağını sorgulayan Trump, GB News’e şunları söyledi:

“Bakın, ilk savaş çıktığında ben oradaydım. Bu çok uzun zaman önceydi ve ben olayı çok dikkatli bir şekilde izledim. Siz de kendinizi çok iyi idare ettiniz. Adaları oldukça kararlı bir şekilde geri aldınız, ama orası çok uzak.”

Buenos Aires ile Washington’un, ABD’ye Malvinas açıklarında çıkarılan petrole erişim hakkı tanıyan bir anlaşma üzerinde görüşme yaptıklarına dair spekülasyonlar giderek artıyor.

Milei’nin konuşmasının arifesinde, Arjantin Enerji ve Madencilik Bakanı Daniel González Casartelli, Amerikan petrol şirketleri ve Trump yönetiminin üyeleriyle enerji yatırımlarını görüşmek üzere Washington’da bulunuyordu.

Yair Netanyahu İngiliz sağını kızdırdı

Öte yandan Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair de Falkland Adaları’nın Arjantin egemenliği altına alınmasını talep ederek İngiltere’deki sağ ile çatışmaya girdi.

Bloomberg’e göre Arjantin, şu sıralarda bir petrol patlamasının ortasında bulunuyor. Patagonya’daki Vaca Muerta şist sahasında sondaj faaliyetleri hız kazanıyor ve bu sahada halihazırda günde 1 milyon varilden fazla petrol ve gaz üretiliyor.

Ülkenin ayrıca bazı açık deniz üretim faaliyetleri de bulunuyor ve son yıllarda Güney Atlantik sularında arama çalışmaları yürütülüyor.

Bu arada Milei, Şili’de düzenlenen muhafazakâr bir siyasi forumda ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili olan Sarah Rogers ile bir araya geldi.

Arjantin’in adalar üzerindeki hak iddiasını yineleyen Milei, “Ulusal açıdan önemsiz olan bu adaları geri almamız gerekiyor. İleriye dönük başka bir yol yok. Bu, bu dava uğruna hayatlarını feda edenlere saygı göstermenin en iyi yoludur,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Vance: Türkiye gibi ülkeler İran’a karşı bize destek veriyor ama kamuoyuna açıklamak istemiyorlar

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Azerbaycan, Katar ve Türkiye gibi ülkelerin İran’a karşı ABD’ye destek verdiğini öne sürdü.

Başkan Yardımcısı ayrıca, İran’a yönelik Amerikan ablukası konusunda Çin’in de istekli olduğunu savundu.

Vance, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere ateş açtığı sürece Washington’un Tahran ile temasını kestiğini söyledi ve ABD ordusunun İran’ın güneyinde bir düğüne saldırdığına dair son haberlere “şüpheyle yaklaştığını” ekledi.

Vance, “İranlılara tavsiyem, deli gibi davranmayı bırakmaları ve ticari gemilere ateş etmeyi kesmeleri. Birkaç gün önce yaptığımız şey, savaşı durdurmak amacıyla İranlıların ticari gemilere tekrar ateş etmesini zorlaştırmaktı” diye ekledi.

İranlılarla “konuşmadıklarını” söyleyen Başkan Yardımcısı, ticari gemilere ateş etmeyi bırakmadıkları sürece de onlarla konuşmayacaklarını kaydetti.

En az dört kişinin öldüğü ve onlarca kişinin yaralandığı bildirilen yakın tarihli bir ABD saldırısı sorulduğunda Vance, İran devlet medyasının “şimdiye kadar çatışmada yaşananlar konusunda pek de güvenilir bir kaynak olmadığını” belirterek, bu haberlere karşı “son derece şüpheci” olduğunu söyledi.

Vance, “İran Devrim Muhafızları’nın aksine, ABD çatışmalarda asla sivilleri hedef almaz,” iddiasında bulundu.

Başkan yardımcısı ayrıca İran konusunda Çin’in rolüne değinerek, Pekin’in Tahran’ı iktisadi olarak izole etme konusunda “işbirliğine hazır” olduğunu ve bir ambargonun İran’ı nükleer programını yeniden kurmak için gerekli kaynaklardan mahrum bırakacağını belirtti:

“Şu ana kadar bunu denediklerini görmedik fakat burada yaptığımız şeylerden biri de onların nükleer zenginleştirme kapasitesini yok etmek; gelecekte bunu deneseler bile yeniden inşa edememelerini sağlamaya çalışıyoruz.”

Vance’e göre, Türkiye, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar dahil “birçok ülke”, ABD’ye İran’a karşı destek veriyor ve “bazen bunu kamuoyuna açıklamaya istekli değiller.”

Vance, “Birçok ülke, bazen bunu kamuoyuna açıkça söylemek istemese de, İranlıların ticari gemilere ateş açmalarının cezasını çekmelerini sağlamamıza yardımcı olmak için özel olarak pek çok olumlu adım atıyor,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English