Bizi Takip Edin

Ortadoğu

The Guardian: Gazze’de binlerce sivil yargılama olmadan cezaevinde

Yayınlanma

The Guardian’ın ulaştığı İsrail ordusuna ait gizli verilere göre, Gazze’den tutulanların sadece dörtte biri “militan” olarak sınıflandırıldı. Geri kalan binlerce sivil, suçlama ya da yargılama olmadan askeri hapishanelerde tutuluyor. Belgeler, yaşlı ve hasta kişiler ile çocukların da bu kapsamda gözaltında bulunduğunu ortaya koydu.

İngiliz The Guardian gazetesi, perşembe günü yayımladığı haberinde, İsrail askeri verilerinin Gazze Şeridi’nde gözaltına alınan kişilerin sadece yüzde 25’inin savaşçı olduğunu ortaya koyduğunu bildirdi.

Gazetenin ulaştığı gizli verilere göre, İsrail askeri istihbaratı tarafından gözaltına alınan her 4 Gazzeliden sadece 1’i “savaşçı” olarak sınıflandırılıyor. Gözaltındaki Filistinlilerin büyük çoğunluğunu ise herhangi bir suçlama yöneltilmeden veya yargılanmadan tutulan siviller oluşturuyor.

Gözaltına alınanlar arasında sağlık çalışanları, öğretmenler, devlet memurları, medya mensupları, yazarlar, hastalar, engelliler ve çocuklar bulunuyor.

Alzheimer hastası yaşlı kadın da gözaltına alındı

The Guardian‘ın İsrail-Filistin merkezli +972 Magazine ve İbranice yayın yapan Local Call sitesiyle ortaklaşa yürüttüğü araştırma, en çarpıcı vakalardan birini ortaya çıkardı. 82 yaşındaki Alzheimer hastası Fehmiye el Halidi’nin 6 hafta boyunca gözaltında tutulduğu belirlendi.

Haberde, Halidi’nin Aralık 2023’te Gazze’de refakatçisiyle birlikte kaçırıldığı ve “Yasadışı Savaşçılar Yasası” kapsamında alıkonulduğu ifade edildi.

İsrail makamları, yaşlı kadının “belirli istihbarat bilgileri” doğrultusunda gözaltına alındığını iddia etse de daha sonra “gözaltının uygun olmadığını” ve durumun “yerel ve münferit bir hatadan” kaynaklandığını kabul etti.

İsrail güçleri, “engelli kişilerin teröre karışmış olabileceğini” öne sürdü. “Yasadışı Savaşçılar Yasası”, kişilerin kamuya açık mahkemelerde kanıt sunulmadan süresiz olarak gözaltında tutulmasına olanak tanıyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’den gözaltına alınan hiç kimse için herhangi bir duruşma yapılmadı.

Anne, çocuklarından koparıldı

Haberde ayrıca, bir askeri hemşirenin, düşük sonrası kanaması olan bir kadın ve bebeğinden ayrılan emziren bir anne gibi zor durumdaki kadın tutuklulara ilişkin tanıklıklarına yer verildi.

Halidi ile birlikte gözaltında tutulan 40 yaşındaki Abir Gaban, üç çocuğundan ayrıldığını ve kocasının adının bir Hamas üyesiyle benzerlik göstermesi nedeniyle gözaltına alındığını anlattı. Gaban, daha sonra hatanın kabul edildiğini belirtti.

Abir Gaban, “Serbest kaldığımda çocuklarımı sokakta dilenirken buldum. Bu, hapisten daha ağırdı,” diye konuştu.

Sde Teyman askeri üssü

Araştırma, çok sayıda hasta, yaşlı ve engellinin tutulması için “yaşlılar ağılı” adı verilen bir bölümün oluşturulduğu Sde Teyman askeri üssündeki toplu gözaltıların ayrıntılarını da ortaya koydu.

Kaynaklara göre, İsrail askeri istihbaratı, Hamas veya İslami Cihad hareketlerine üye olduğu düşünülen 47 bin kişinin bilgisini içeren bir veri tabanına sahip.

Geçen mayıs ayına ait verilere göre, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana “Yasadışı Savaşçılar Yasası” kapsamında alıkoyduğu 6 bin kişiden sadece 1450’si “savaşçı” statüsündeydi. Bu oran, toplamın yüzde 25’ine tekabül ediyor.

İsrail ayrıca, 7 Ekim 2023 saldırılarına katıldıkları şüphesiyle yaklaşık 300 Gazzeliyi de cezai soruşturma kapsamında tutuyor, ancak bu kişiler de henüz yargılanmadı.

İsrail gazetesi Haaretz, üst düzey İsrail ordusu subaylarına dayandırdığı haberinde, gözaltına alınanların yüzde 85 ila 90’ının Hamas üyesi olmadığını belirtti.

Gazze’deki El Mizan İnsan Hakları Merkezi Direktör Yardımcısı Semir Zekut, gözaltındakiler arasındaki sivil oranının İsrail’in resmi rakamlarının işaret ettiğinden bile daha yüksek olduğunu söyledi.

İsrail’deki İşkenceye Karşı Kamu Komitesi Direktörü Tal Steiner ise Ekim 2023’te başlayan toplu gözaltı dalgasının, “çok sayıda sivilin sebepsiz yere alıkonulduğuna dair ciddi endişeler yarattığını” ifade etti.

Siviller, müzakerelerde “pazarlık kozu” olarak görülüyor

İsrail’in, açılan davaların ardından gözaltındakilere ilişkin verileri sunduğu belirtildi. Sde Teyman’da görev yapan askerler, yaşlıların, hastaların ve uzuvları olmayan kişilerin “yaşlılar ağılına” konulduğu toplu gözaltı operasyonlarından bahsetti.

Askerlerden biri, “Onları gözaltına almanın gerekçesinin belki de esirleri görmüş olmaları ya da buna benzer bir şey olduğunu varsayıyorduk,” dedi.

İsrailli askerler, bazı silah arkadaşlarının, masum oldukları anlaşıldıktan sonra bile sivillerin serbest bırakılmasına karşı çıktığını ve onları “esir müzakerelerinde bir pazarlık kozu” olarak gördüklerini doğruladı.

Hak savunucuları, bu yaklaşımın savaş sırasındaki toplu gözaltıların gayriresmi bir nedeni olduğunu değerlendiriyor.

İnsan hakları örgütü HaMoked’in elde ettiği verilere göre, geçen ağustos ayı itibarıyla “Yasadışı Savaşçılar Yasası” kapsamında tutulanların sayısı 2 bin 662’ye ulaştı. Askeri gözaltı tesislerinde ise sayısı bilinmeyen çok sayıda kişinin bulunduğu tahmin ediliyor.

Haberde, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’taki operasyonlara katılan bir İsrailli subayın, “7 Ekim’de İsrail’e giren bir unsur ile Han Yunus’taki su idaresinde çalışan bir kişi arasında ayrım yapmıyorduk,” şeklindeki sözlerine yer verildi.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English