Diplomasi
Trump, Ukrayna yardımının Avrupa tarafından tazmin edilmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump, Joe Biden yönetimi döneminde Ukrayna’ya askeri yardım kapsamında aktarılan yüz milyarlarca doların Avrupa tarafından geri ödenmesini talep edeceklerini açıkladı. Masrafların Avrupa Birliği tarafından karşılanması gerektiğini savunan Trump, söz konusu harcamaları 350 milyar dolar olarak nitelendirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, önceki başkan Joe Biden yönetiminin Ukrayna’ya sağladığı askeri yardımlar için harcanan yüz milyarlarca doların Avrupa’dan geri talep edileceğini açıkladı.
Trump, Truth Social adlı sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımda, “Yüz milyarlarca dolar Ukrayna ve NATO’ya karşılıksız olarak aktarıldı; oysa sadece talep edilmiş olsaydı bunun bedelini Avrupa ödemeliydi. Fakat biraz gecikmeyle de olsa bu parayı talep edeceğiz!” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı, Biden yönetiminin Kiev yönetimine, ABD’nin İran’da kullandığından “çok daha fazla mühimmatı tamamen bedelsiz şekilde” verdiğini ileri sürdü.
Ukrayna Ulusal Bankası Başkanı Andriy Pışnıy ise ağustos ayında yaptığı açıklamada, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın başlangıcından bu yana Kiev’in Batılı ortaklarından yaklaşık 200 milyar dolarlık doğrudan bütçe finansmanı aldığını kaydetmişti.
Pışnıy, Batı’da Ukrayna’ya yönelik mali desteğin sürdürülmesi gerekliliğinin doğrudan Avrupa’nın güvenliğiyle ilişkilendirilmeye başlandığına dikkat çekmişti.
Ukrayna Maliye Bakanlığı da haziran ayı sonunda yaptığı bilgilendirmede, ülkenin 2026-2029 yılları arasında 145,9 milyar dolarlık dış finansmana ihtiyaç duyacağını duyurmuştu.
Trump aynı ay içinde, Biden döneminde Ukrayna’ya yapılan askeri yardımlar için harcanan 350 milyar doların Avrupa ülkeleri tarafından ABD’ye tazmin edilmesi gerektiğini savunmuştu.
Trump söz konusu dönemde, “Bir düşünün, size uçaklar, her türlü silah ve diğer teçhizatla 350 milyar dolar verdik” demiş, Avrupa’nın bu yardımların bedelini ödemeyi planlamadığını öne sürerek harcamaların Avrupa Birliği tarafından karşılanması gerektiğini belirtmişti.
Şubat 2025’te ABD’nin Ukrayna’ya yardımını 300 milyar doların üzerinde, Avrupa’nın yardımını ise yaklaşık 100 milyar dolar seviyesinde hesaplayan Trump, daha sonra ABD harcamalarına yönelik tahminini 350 milyar dolara yükseltmişti.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise o tarihte ABD’nin yaklaşık 67 milyar dolar askeri yardım ve 31,5 milyar dolar doğrudan mali destek sağladığını ifade etmişti.
Beyaz Saray, Kasım 2025’te Ukrayna’ya doğrudan bütçe ve yardım finansmanının sonlandırıldığını bildirmişti. Ancak Washington, Kiev’e sevk edilmek üzere NATO müttefiklerine silah satışını sürdürdü.
Ukrayna, 2025 yılından bu yana PURL programı kapsamında Amerikan silahlarını temin etmeye devam ediyor. Süreç, Kiev’in ihtiyaç duyduğu askeri teçhizat listesini oluşturması ve bu listenin Avrupa ülkeleri tarafından ABD’den satın alınması yoluyla işliyor.
Moskova yönetimi ise Ukrayna’ya yönelik askeri yardımlara tepki göstermeyi sürdürüyor. Silah sevkiyatlarının gerilimi tırmandırdığını ve savaşı uzattığını savunan Kremlin, yardımları kınadığını sıklıkla yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin haziran ayında yaptığı açıklamada, “bütün Batı’nın” Kiev’e yardım ettiğini ancak kendi topraklarından saldırı düzenlemeye hazır olmadığını ifade ederek, “Bir karşı darbe geleceğinin farkındalar. Herkes bunu anlıyor ya da anlamak zorunda” diye konuştu.
Diplomasi
Vance: Türkiye gibi ülkeler İran’a karşı bize destek veriyor ama kamuoyuna açıklamak istemiyorlar

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Azerbaycan, Katar ve Türkiye gibi ülkelerin İran’a karşı ABD’ye destek verdiğini öne sürdü.
Başkan Yardımcısı ayrıca, İran’a yönelik Amerikan ablukası konusunda Çin’in de istekli olduğunu savundu.
Vance, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere ateş açtığı sürece Washington’un Tahran ile temasını kestiğini söyledi ve ABD ordusunun İran’ın güneyinde bir düğüne saldırdığına dair son haberlere “şüpheyle yaklaştığını” ekledi.
Vance, “İranlılara tavsiyem, deli gibi davranmayı bırakmaları ve ticari gemilere ateş etmeyi kesmeleri. Birkaç gün önce yaptığımız şey, savaşı durdurmak amacıyla İranlıların ticari gemilere tekrar ateş etmesini zorlaştırmaktı” diye ekledi.
İranlılarla “konuşmadıklarını” söyleyen Başkan Yardımcısı, ticari gemilere ateş etmeyi bırakmadıkları sürece de onlarla konuşmayacaklarını kaydetti.
En az dört kişinin öldüğü ve onlarca kişinin yaralandığı bildirilen yakın tarihli bir ABD saldırısı sorulduğunda Vance, İran devlet medyasının “şimdiye kadar çatışmada yaşananlar konusunda pek de güvenilir bir kaynak olmadığını” belirterek, bu haberlere karşı “son derece şüpheci” olduğunu söyledi.
Vance, “İran Devrim Muhafızları’nın aksine, ABD çatışmalarda asla sivilleri hedef almaz,” iddiasında bulundu.
Başkan yardımcısı ayrıca İran konusunda Çin’in rolüne değinerek, Pekin’in Tahran’ı iktisadi olarak izole etme konusunda “işbirliğine hazır” olduğunu ve bir ambargonun İran’ı nükleer programını yeniden kurmak için gerekli kaynaklardan mahrum bırakacağını belirtti:
“Şu ana kadar bunu denediklerini görmedik fakat burada yaptığımız şeylerden biri de onların nükleer zenginleştirme kapasitesini yok etmek; gelecekte bunu deneseler bile yeniden inşa edememelerini sağlamaya çalışıyoruz.”
Vance’e göre, Türkiye, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar dahil “birçok ülke”, ABD’ye İran’a karşı destek veriyor ve “bazen bunu kamuoyuna açıklamaya istekli değiller.”
Vance, “Birçok ülke, bazen bunu kamuoyuna açıkça söylemek istemese de, İranlıların ticari gemilere ateş açmalarının cezasını çekmelerini sağlamamıza yardımcı olmak için özel olarak pek çok olumlu adım atıyor,” dedi.
Diplomasi
Beyaz Saray ABD’li uzay şirketlerine Paris çağrısı yaptı

Beyaz Saray, aralarında SpaceX’in de bulunduğu ABD’li uzay şirketlerine Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenecek uzay zirvesine katılmama yönünde tavsiyede bulundu. Washington yönetimi, iki günlük zirveye katılımın AB politikalarına zımni destek olarak algılanabileceği uyarısında bulundu.
Beyaz Saray, aralarında SpaceX, Stoke Space, K2 Space ve Astra’nın yer aldığı Amerikan uzay şirketlerine Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenecek uzay zirvesine katılmamaları yönünde tavsiyede bulundu.
Politico’nun sektör temsilcileri ile bir ABD Kongresi çalışanına dayandırdığı haberine göre, Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi yetkilileri şirketlerle telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Yetkililer şirket yöneticilerine, 9-10 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenecek iki günlük zirveye katılımın Avrupa Birliği’nin (AB) siyasi pozisyonlarına zımni destek şeklinde yorumlanabileceği uyarısını iletti.
Görüşmede son kararın şirketlere ait olduğu belirtilse de kaynaklar, yönetimin etkinliğe katılımı desteklemediğini aktardı.
Habere göre Beyaz Saray yetkilisi şirketlere, Fransa’nın zirve organizasyonunda ABD ile koordinasyon kurmadığını belirterek Paris yönetimini rekabete aykırı uygulamalar yürütmekle suçladı.
Yetkili ayrıca oturum başlıklarının ABD’nin bakış açısı gözetilmeden kurgulandığını, bu durumun Amerikan sanayisinin çabalarını zayıflatabileceğini ve etkinlikte Çin’in bulunmasının endişe yarattığını dile getirdi.
Görüşmenin ardından şirket yöneticilerinin zirveye katılıp katılmama konusunda kararsız kaldığı kaydedildi.
Politico’ya konuşan bir sektör temsilcisi, “Avrupa, Amerikan uzay şirketleri için önemli bir pazar, ancak Amerika kadar önemli değil. Şirketler şu anda bu durumdan nasıl nazikçe çekilebileceklerini değerlendiriyor” dedi.
Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi’nden bir yetkili ise telefon görüşmesinin ABD’nin tutumuna ilişkin soruları yanıtlamak ve ortak bir anlayış oluşturmak amacıyla yapıldığını savunarak şirketlere doğrudan bir emir verilmediğini açıkladı.
Söz konusu yetkili, “Başkan Donald Trump yönetimi müttefikleri ve ortaklarıyla uzay alanında işbirliğini sürdürüyor. Bilimsel görevler, keşif programları ve uzay güvenliği dahil olmak üzere temel öncelikler doğrultusunda uzay zirvesinde verimli görüşmeler gerçekleştirmeyi bekliyoruz” ifadesini kullandı.
Öte yandan Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi, ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD Ticaret Bakanlığı ve NASA temsilcilerinin zirve katılımcı listesinde yer almaya devam ettiği kaydedildi.
Uluslararası Uzay Zirvesi, 9-10 Eylül 2026 tarihlerinde Paris’te gerçekleştirilecek.
Uzay güvenliği, savunma, uzay ekonomisi ve bilimsel araştırmalara odaklanan etkinliğe farklı ülkelerden heyetler, uzay ajansları yetkilileri, sektör liderleri, bilim insanları ve askeri yetkililer katılacak.
Beyaz Saray’ın uyarısı; gümrük tarifeleri, kıtadaki Amerikan askeri varlığı ve İran’daki savaşa ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki ilişkilerin gerildiği bir dönemde geldi.
Eski başkan Trump ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasındaki geçmişe dayalı diyaloğa rağmen ticaret başlıklarındaki sürtüşme devam ediyor.
Trump, haziran ayında Paris yönetiminin Amerikan teknoloji şirketlerine uyguladığı yüzde 3’lük dijital vergiyi kaldırmaması halinde Fransız şaraplarına yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.
Diplomasi
Lloyd’s İran savaşında 1,89 milyar dolarlık kayıpla karşı karşıya

Londra merkezli sigorta piyasası Lloyd’s, ABD ile İran arasındaki savaş nedeniyle yaklaşık 1,89 milyar dolarlık zararla karşı karşıya kaldı. Kayıpların büyük bölümü deniz taşımacılığından ziyade Körfez genelindeki enerji altyapısı hasarlarından kaynaklanıyor.
Londra merkezli küresel sigorta piyasası Lloyd’s, ABD ile İran arasındaki savaş nedeniyle yaklaşık 1,4 milyar sterlin, güncel kurla yaklaşık 1,89 milyar dolar düzeyinde bir zararla karşı karşıya bulunuyor.
Financial Times’ın aktardığı bu veri, tek bir sigorta pazarının dönemsel bilançosundan ziyade, küresel ekonomide jeopolitik risklerin fiyatlandırılma biçimindeki yapısal dönüşümü ortaya koyuyor.
Lloyd’s İcra Kurulu Başkanı Patrick Tiernan, söz konusu risk maruziyetinin doğrudan gemi taşımacılığına yönelik saldırılardan değil, Körfez genelinde hasar gören kara ve kıyı altyapısından kaynaklandığını açıkladı.
En büyük münferit tazminat taleplerinden birinin, bir petrokimya kompleksinin zarar görmesinin ardından Suudi Arabistan merkezli kimya şirketi Sabic ile bağlantılı olduğu bildiriliyor.
Ortaya çıkan 1,89 milyar dolarlık fatura, kurumun genel finansal büyüklüğü karşısında piyasanın varlığını tehdit eden bir risk oluşturmuyor.
Lloyd’s, 2026 yılının ilk yarısında 34,7 milyar sterlin (yaklaşık 46,8 milyar dolar) brüt prim üretimi ve yüzde 90,8 birleşik oran ile vergi öncesinde 3,5 milyar sterlin (yaklaşık 4,72 milyar dolar) kâr açıklamıştı.
Sektör açısından asıl önem taşıyan başlık ise çatışma bölgesinde küresel ticareti sürdürmenin değişen maliyet dengesi olarak öne çıkıyor.
Hürmüz Boğazı’nda primler 12 kat arttı
Çatışmaların ekonomik sonuçları tartışılırken genellikle petrol fiyatları, kamu harcamaları ve hisse senedi piyasaları ön plana çıkıyor.
Ancak ticari faaliyetin fiilen devam edip edemeyeceğini doğrudan sigorta teminatları belirliyor. Hürmüz Boğazı bu durumun en somut merkezini oluşturuyor.
Denizcilik sigortası oranlarındaki yüzde 400’lük sıçrama, Londra’daki reasürörlerin Körfez’deki deniz taşımacılığından çekilmesine yol açmıştı.
Amerikan sigorta şirketleri ve ABD Donanması ise 48 saat içinde bu boşluğu doldurarak enerji tedarik zincirinde Londra’nın aleyhine kalıcılaşabilecek bir nüfuz alanı kurdu.
Boğaz, askeri risklerin doğrudan ticari riske dönüştüğü en belirgin hat haline geldi. Hürmüz geçişleri için uygulanan savaş riski primleri çatışmaların başlangıcından bu yana 12 kata kadar yükseldi.
Primlerin tarihi zirvelerde seyrettiği bu ortamda, ABD hükümetinin desteklediği transit geçiş programı kapsamında teminat sağlayan Chubb gibi Amerikan şirketleri öne çıkıyor.
Lloyd’s kendi deniz harp riski kapasitesini artırarak yanıt verdi; ancak kapasite artışı denklemin yalnızca bir bölümünü oluşturuyor.
Körfez’in risk derecesi en yüksek rotalarında günlük tanker kiralama bedelleri 550 bin dolara kadar tırmandı. Gemi sahipleri, değeri 100 milyon doları aşan bir gemiyi riske atmanın ticari getirisini sorguluyor.
Üreticilerin tankere, tankerlerin sigortaya, sigortacıların ise gemilerin vurulma ihtimalini fiyatlandırmaya ihtiyaç duyması, maliyet zincirinde sınırları belirsiz bir baskı yaratıyor.
Maliyetler doğrudan Avrupa ekonomisine yansıyor
Söz konusu zincirleme etki sigorta şirketleriyle sınırlı kalmıyor. Tırmanan savaş riski primleri navlun maliyetlerini, navlun maliyetleri ise doğrudan enerji fiyatlarını yukarı taşıyor.
Son tahlilde bu maliyeti Avrupalı işletmeler ve tüketiciler üstleniyor. Petrol piyasalarında ham petrol fiyatları, ABD-İran geriliminin net bir takvim yerine ucu açık bir çatışmaya dönüşmesini fiyatlayarak yükselişini sürdürüyor.
Körfez bölgesiyle doğrudan bağı bulunmayan Avrupalı şirketler için asıl risk, geleneksel ekonomik verilerden çok daha önce sigorta primleri veya navlun sözleşmeleri aracılığıyla hissediliyor.
Lloyd’s mevcut tabloda yapısal bir çelişki barındırıyor. Pazar bir yandan çatışma kaynaklı zararları bilançosunda karşılarken, diğer yandan ticaretin durmasını engelleyen sigorta kapasitesini sağlamaya devam ediyor.
Fakat her finansal piyasanın teminat altına alabileceği azami bir risk sınırı bulunuyor ve İran’daki savaş bu sınırları zorluyor.
Çatışma ortamı sona erdiğinde Amerikan sigorta şirketlerinin Körfez deniz taşımacılığındaki yerleşik konumu sürerse, Londra merkezli pazar bu iş hacminin bir bölümünü geri kazanamama riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Dünya Basını2 hafta önceRon Paul: Washington anayasayı çiğneyip dünyada felaket üretiyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Avrupa1 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu










