Amerika
Trump’ın yeni istihbarat başkanı adayı Jay Clayton kimdir?

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü görevine New York Güney Bölgesi Federal Savcısı Jay Clayton’ı aday gösterdi. Geçmişte Sermaye Piyasası Kurulu başkanlığı yapan ve Wall Street geçmişiyle tanınan Clayton, Bill Pulte’nin geçici yöneticiliği döneminde yaşanan hareketli haftaların ardından bu göreve seçildi.
ABD Başkanı Donald Trump, Kongre’deki deneyim tartışmalarının ardından, ülkenin en kıdemli istihbarat makamı olan Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) liderliği için New York Güney Bölgesi Federal Savcısı Jay Clayton’ı aday gösterdi.
Görevdeki direktör Tulsi Gabbard’ın 30 Haziran’da ayrılacak olmasıyla boşalacak koltuk için yapılan bu seçim, Trump’ın geçici direktör olarak atadığı Bill Pulte’nin ardından yaşanan hareketli haftaların sonrasında geldi.
Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, “Hukuk camiasında Jay düzeyinde saygı gören çok az insan vardır” ifadesini kullanarak ABD Senatosu’na Clayton’ın adaylığını en kısa sürede onaylama çağrısında bulundu.
Siyasi olarak bağımsız bir isim olan Clayton, Ağustos 2025’ten bu yana hukuk uzmanlarının Adalet Bakanlığı içindeki en güçlü pozisyon olarak nitelendirdiği New York Güney Bölgesi Federal Savcılığı görevini yürütüyor.
Trump, 2024 başkanlık seçimlerini kazanmasından kısa süre sonra Clayton’ı bu göreve aday göstermiş ve kendisini “Gerçekler adına savaşan güçlü bir savaşçı” olarak tanımlamıştı.
Wall Street avukatlığından federal savcılığa
West Virginia doğumlu olan Clayton, hukuk kariyerine 1993-1995 yılları arasında Pennsylvania Doğu Bölgesi Bölge Mahkemesi Yargıcı Marvin Katza’nın yanında kâtip olarak başladı.
Ardından 1995’ten 2017’ye kadar Sullivan and Cromwell hukuk firmasında önce ortak avukat, daha sonra ortak olarak çalıştı. Bu süreçte Goldman Sachs gibi büyük finans kuruluşlarını temsil eden Clayton, Wall Street avukatlığı yaptığı bu dönemde milyonlarca dolarlık bir servet edindi.
Trump, ilk başkanlık döneminin başlangıcı olan 2017 yılında Clayton’ı ABD Sermaye Piyasası Kurulu (SEC) başkanlığına aday gösterdi. Clayton, adaylığı sürecinde kendisini hukuk firmasından ve Barclays Bank, Royal Bank of Canada ile Deutsche Bank AG gibi Wall Street müşterilerinden tamamen ayıracağına söz verdi.
Hükümet Ahlak Ofisi’nin herhangi bir çıkar çatışması bulunmadığına karar vermesinin ardından Clayton, Mayıs 2017’de Senato’da yapılan 61’e karşı 37 oyla onaylanarak göreve başladı.
Dönemin Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi Mitch McConnell, Clayton’ın liderliğini sabırsızlıkla beklediğini belirterek adaylığı överken, aralarında Senatör Elizabeth Warren’ın da bulunduğu Demokratlar, Clayton’ın Wall Street bağları nedeniyle aleyhte oy kullandı.
SEC başkanlığı döneminde piyasa dürüstlüğü, dijital varlık düzenlemeleri, siber güvenlik ve ABD-Çin ekonomik bağımlılığı gibi konularda Kongre’de sık sık ifade veren Clayton, görevden ayrıldıktan sonra Sullivan and Cromwell firmasına geri döndü; aynı zamanda Apollo Global Management ve American Express bünyesinde yönetici roller üstlendi.
Ayrıca akademik çalışmalarını da sürdüren Clayton, 2009’dan itibaren Pennsylvania Üniversitesi Carey Hukuk Fakültesi’nde, 2021’den itibaren ise Wharton İşletme Okulu’nda misafir öğretim üyesi olarak ders verdi.
2022 ile 2025 yılları arasında ise aynı üniversitenin Hukuk ve Ekonomi Enstitüsü’nün eş başkanlığını yürüttü.
New York savcılığı
Trump, Haziran 2020’de dönemin New York Güney Bölgesi Federal Savcısı Geoffrey Berman’ı görevden aldıktan sonra bu göreve Clayton’ı getireceğini açıklamıştı.
Clayton göreve ilgi duyduğunu belirtmiş ancak Berman’ın görevden alınacağından haberi olup olmadığı konusunda açıklama yapmamıştı.
O dönem bu atama gerçekleşmedi ve göreve Audrey Strauss getirildi.
Clayton, 2025 yılında Trump’ın ikinci döneminin başında New York Güney Bölgesi Federal Savcılığı için yeniden aday gösterildi.
Clayton, New York Belediye Başkanı Eric Adams hakkındaki suçlamaların düşürülmesi konusunda Adalet Bakanlığına yardımcı olmayı reddeden geçici yargıcın yerine göreve talip oldu.
Senato tarafından doğrudan onaylanmayan Clayton’ın görevi, mahkemenin kendi onayıyla kesinleşti. Wall Street Journal o dönem, siyasi tartışmalardan uzak duran Clayton’ın bu hamleyle “partizan bir savaşın” ortasında kaldığı yorumunu yaptı.
Clayton’ın savcılık ofisi tarafından yürütülen en dikkat çekici süreç, Ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro hakkında “narkoterörizm” ve diğer suçlamalarla hazırlanan iddianame ve dava süreci oldu.
Clayton’ın ekibi ayrıca Jeffrey Epstein ile ilgili belgelerin incelenmesinde ve İran adına ABD topraklarında saldırı planlamakla suçlanan bir Irak vatandaşının davasında da kritik roller üstlendi.
Son dönemde New York Times, Clayton’ın Trump ile sık sık vakit geçirdiğini, golf oynadığını ve ofisinde “genellikle bulunmadığını” iddia etti.
Bill Pulte gibi Jay Clayton’ın da istihbarat dünyasında geçmiş bir deneyimi bulunmuyor. Trump’ın bir önceki tercihi olan Bill Pulte, Federal Konut Finansmanı Ajansı (FHFA) direktörlüğü döneminde, ipotek dolandırıcılığı iddiaları üzerinden suç duyurularında bulunarak Trump’ın siyasi rakiplerini hedef almakla suçlanmıştı.
Bu davaların hiçbirinde mahkûmiyet kararı çıkmazken, Hükümet Hesap verebilirlik Ofisi (GAO) FHFA’nın soruşturma süreçlerini nasıl yürüttüğünü incelemeye aldı.
Pulte’nin istihbarat toplama deneyiminin olmaması ve başlattığı siyasi içerikli soruşturmalar, Kongre’de yoğun eleştirilere neden olmuştu.
Yeni dönemde ise Kongre üyeleri Clayton’ın adaylığına daha olumlu yaklaştı. Cumhuriyetçi Senatör John Thune, Clayton için “Karmaşık sorunları yönetmek için harika yeteneklere sahip, oldukça nitelikli bir profesyonel olduğunu düşünüyorum” dedi.
Adaylığın oylanacağı komisyonun kıdemli Demokrat üyesi Senatör Mark Warner da Clayton’ı “çok nitelikli” olarak değerlendirdi. New York Times’a göre, CIA Direktörü John Ratcliffe de Clayton’ın bu göreve getirilmesi yönünde destek verdi.
Seçim güvenliği konusundaki açıklamaları
Ulusal İstihbarat Direktörlüğü görevine aday gösterilmesinden günler önce CNBC kanalına konuk olan Clayton, California’daki seçimlerde usulsüzlük ihtimaline değindi.
8 Haziran’daki yayında seçim güvenliğine ilişkin konuşan Clayton, “Kesinlikle berbat bir iş çıkarıyoruz ve Amerikan halkının bunu sorgulamakta haklılık payı var” dedi.
Eyaletin tüm seçmenlere posta yoluyla oy pusulası gönderme ve oyların seçim gününden sonra da ulaşabilmesine olanak tanıyan yasalarının “usulsüzlük için fırsat yarattığını” savunan Clayton’ın bu iddiaları, Trump’ın herhangi bir kanıt sunmadan seçimlerin “hileli” olduğunu öne sürdüğü bir dönemde geldi.
University of Pennsylvania’dan mühendislik lisans derecesine sahip olan Jay Clayton, yüksek lisans eğitimini Cambridge’deki King’s College’da tamamladı. Clayton, hukuk diplomasını ise 1993 yılında yine University of Pennsylvania’dan aldı.
Amerika
Mark Zuckerberg: ABD, Çin yapay zekâsını yasaklamamalı

Meta CEO’su Mark Zuckerberg, yapay zekâya ilişkin Amerikan düzenlemelerinin belirli şirketlerin etkisi altına girmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Mark Zuckerberg, ABD yönetiminin yapay zekâ yarışında avantaj sağlamak amacıyla Çinli modelleri engellememesi gerektiğini söyledi. Zuckerberg ayrıca, Amerikan yapay zekâ düzenlemelerinin önde gelen yerli şirketlerin etkisi altına girmesinin ülke içindeki rekabeti boğabileceği uyarısında bulundu.
Financial Times’a konuşan Zuckerberg, Washington’ın fikri mülkiyet hırsızlığı iddiaları nedeniyle Çinli laboratuvarları hedef alma tehdidinde bulunduğu bir dönemde, gelişmiş Çin yapay zekâ modellerinin ABD’de yasaklanmasının “etkili bir çözüm” olmayacağını belirtti.
Meta’nın kurucusu, salı günü Washington’da ve önde gelen yapay zekâ şirketleri arasında süren yoğun tartışmaya açık biçimde dahil oldu. Tartışmalar, ABD’nin hızla gelişen bu teknolojiyi nasıl düzenlemesi ve Çin’den gelen artan rekabete nasıl karşılık vermesi gerektiği üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu tartışmalar, Pekin merkezli Moonshot AI’ın bu ay Kimi K3 modelini piyasaya sürmesinin ardından hız kazandı. Modelin kabiliyetleri, OpenAI ve Anthropic’in sistemlerine yaklaşmış durumda.
Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, Moonshot’ın “damıtma” olarak bilinen teknik bir yöntemle modelini ABD’li rakiplerinden eğitmek amacıyla geniş çaplı ve gizli bir faaliyet yürüttüğüne dair kanıtlara sahip olduklarını iddia etti. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen hafta, “fikri mülkiyet hırsızlığı sınırını aşan” Çinli laboratuvarlara yaptırım uygulanmasının gündemde olduğunu belirtti.
Zuckerberg ise yasağa karşı çıkarak, ABD’li şirketlerin Pekin’le daha iyi rekabet edebilmek için darboğazları ve engelleri “sistematik biçimde” belirlemesi gerektiğini söyledi. Her iki ülke de yapay zekâ yarışını ulusal güvenlik ve refah açısından kritik görüyor.
Sosyal medya şirketinin yöneticisi, salı günü daha önce yaptığı açıklamada “herkes için yapay zekâ” vizyonunu ortaya koymuş ve kullanıcıların kendi ihtiyaçlarına göre uyarlayabildiği, kendi donanımlarında çalıştırabildiği “açık” modellere desteğini yinelemişti. Bu modeller Çinli geliştiriciler arasında da yaygın biçimde kullanılıyor.
Zuckerberg, yapay zekânın birkaç güçlü grubun elinde “merkezileşmesi” riskine dikkat çekti. Açıklamaları, sohbet robotu pazarına tescilli ve “kapalı” yapay zekâ modelleriyle hâkim olan rakipleri Anthropic ve OpenAI’a yönelik dolaylı bir eleştiri olarak değerlendirildi.
Donald Trump’ın yeniden seçim kampanyasından ve Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana onunla yakın ilişkiler kurmaya çalışan Zuckerberg, ABD’nin yeni modellerin piyasaya sürülmesini nasıl denetleyebileceği konusuna da değindi.
Zuckerberg, doğru biçimde ve uzman kişiler tarafından yürütülmesi halinde akran değerlendirmesinin veya ön inceleme süreçlerinin sektör açısından olumlu olabileceğini söyledi. Ancak önde gelen yapay zekâ şirketlerinin bu süreçler üzerinde aşırı etkili olmaması gerektiği uyarısında bulundu.
Zuckerberg, “Akran değerlendirmesini kendi çıkarları olan bir grup şirket yapıyorsa, her zaman düzenleyici süreçlerin şirketlerin etkisi altına girmesi meselesi ortaya çıkar” dedi.
“Öncü yapay zekâ laboratuvarları, açık kaynaklı bir modelin başarılı olmasını gerçekten ister mi? Bu konuda şimdiye kadar birbiriyle çelişen bazı işaretler gördüğümüzü düşünüyorum” diye ekledi.
Trump yönetiminin, yapay zekâ modeli geliştiricilerinin araçlarını piyasaya sürmeden önce test edilmek üzere gönüllü biçimde sunmalarını öngören bir çerçeveyi bu hafta içinde açıklaması bekleniyor.
Anthropic CEO’su Dario Amodei daha güçlü yapay zekâ düzenlemeleri çağrısında bulunurken, Google DeepMind Başkanı Demis Hassabis, sektör standartlarını belirleyebilecek ve Finans Sektörü Düzenleme Kurumu’na benzer biçimde çalışacak bir “öz düzenleyici kuruluş” oluşturulmasını önerdi.
Yeni modellerin incelenmesine yönelik bir sistem üzerinde anlaşma çabası, Beyaz Saray’ın haziran ayında Anthropic’in en gelişmiş teknolojisinin kullanımını kısıtlamasının ardından gündeme geldi. Yönetim, modelin siber güvenlik açıklarını tespit etme kapasitesinin küresel finans sistemini aksatabileceğinden endişe ediyordu.
Zuckerberg, Financial Times’a yaptığı açıklamada, siber güvenlik kaygıları nedeniyle en güçlü araçların sınırlandırılmasının doğru çözüm olmadığını söyledi. Bu araçların şirketlerin güvenlik açıklarını belirlemesine ve kapatmasına da yardımcı olabileceğini savundu.
Zuckerberg, geçen hafta bir OpenAI programının insan denetiminden çıkarak bir girişimin sistemlerini hacklediği olaya atıfta bulundu.
“Büyük modellerden kaynaklanan bazı ihlaller gördük. Saldırıya uğrayan şirket, kısıtlamalar nedeniyle kapalı ve öncü modellere erişemiyordu. Bu nedenle sorunları gidermek için açık kaynaklı modellere yöneldiler” dedi.
OpenAI ve Anthropic, açık modellerin kısıtlanmasına karşı olduklarını açıkladı. Ancak Amodei, “açık ağırlıklı modellerin güvenlik önlemlerinin geliştirilmesini zorunlu olarak kolaylaştırdığı veya gelişmiş kabiliyetlere geniş erişimin savunma yapanlara saldırganlardan daha fazla yardımcı olduğu” görüşüne katılmadığını söyledi.
Zuckerberg, “kişisel süper zekâ” adını verdiği sistemi geliştirmek için milyarlarca dolar harcıyor ve büyük ölçüde açık modeller geliştirmeye odaklanıyor. Ancak Meta’nın modelleri, önde gelen yapay zekâ laboratuvarlarının kabiliyetlerinin gerisinde kaldı.
Şirket kısa süre önce Muse Spark adlı kendi kapalı modelini piyasaya sürdü. Meta, modeli tescilli tutmasının gerekçesi olarak güvenlik kaygılarını gösterirken, bu adımla yeni bir gelir kaynağının da önünü açtı.
Amerika
Trump ve Hegseth yönetimindeki Pentagon İran savaşına dair bilgileri kısıtlıyor

ABD Savaş Bakanlığı, İran ile beş aydan uzun süredir devam eden savaşta can kayıplarını yeniden sınıflandırması, vurulan hedef sayılarını açıklamayı durdurması ve basın toplantılarını reddetmesi nedeniyle şeffaflık eleştirilerinin hedefi oluyor. Pentagon yetkilileri kısıtlamaları operasyonel güvenlik gerekçesiyle savunurken, sivil toplum kuruluşları ve Senato üyeleri halkın bilgilendirilme hakkının ihlal edildiğini bildiriyor.
ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), İran ile beş ayı aşkın süredir devam eden ve sonu görünmeyen savaşta artan bilançoyu kamuoyundan gizlediği gerekçesiyle geniş çaplı bir inceleme ve eleştiri dalgasıyla karşı karşıya.
Savaş Bakanı Pete Hegseth idaresindeki Pentagon; hayatını kaybeden ve yaralanan askerlerin istatistiklerini yeniden sınıflandırmak, İran’a düzenlenen son hava saldırılarında kaç hedefin vurulduğunu açıklamamak ve basın toplantısı düzenlemeyi reddetmekle suçlanıyor.
Pentagon yetkilileri bilgi paylaşımının sınırlandırılmasını operasyonel güvenliği koruma ihtiyacıyla açıklarken, eleştirmenler bu durumun kamuoyunu karanlıkta bıraktığını ve uzun vadeli sonuçlar doğuracağını savunuyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Kuzey Amerika Direktörü Clayton Weimers, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu durum kesinlikle yakın tarihin en az şeffaf Pentagon’u gibi hissettiriyor. Ellerine geçen her fırsatta gazetecilerin ve kamuoyunun hayati önemdeki bilgilere erişimini zorlaştırmayı seçiyorlar” dedi.
Kayıp verilerindeki tutarsızlıklar ve yeni kategori
Savaş Bakanı Hegseth yönetiminde basın mensuplarının binaya erişimini kısıtlayan Pentagon, İran savaşındaki kayıp sayılarını revize etmesinin ardından tepkilerin odağı haline geldi.
Bakanlık, Destansı Öfke adını verdiği harekât kapsamında öldürülen ABD askerlerinin sayısını 18’den 14’e düşürdü ve onlarca yaralı askeri kamuoyuna açık veri tabanından çıkardı.
Geçen hafta Pentagon, Savunma Zayiat Analiz Sistemi (DCAS) web sitesinde “geçici veri kesintileri” yaşandığını ve bu durumun ordunun ilgili birimleriyle koordineli şekilde çözülmeye çalışıldığını bildirdi.
Bakanlık mevcut durumda, zayiat ve yaralı asker sayılarını DCAS üzerinde “Yurtdışı Operasyonlar” başlığı altında genel bir kategoride listeliyor. Bu başlık, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü askeri harekat olan Epic Fury Harekatı’na ait rakamlardan ayrı tutuluyor.
“Yurtdışı Operasyonlar” kategorisi, ABD ile İran arasındaki çatışmaların şiddetlendiği 7 Temmuz’dan bu yana yaşanan ölüm ve yaralanmaları takip ediyor.
Fakat savunma yetkililerinin “yurtdışı operasyonları” nasıl tanımladığı ve verilerin yalnızca 28 Şubat’ta başlayan İran savaşını kapsayıp kapsamadığı netlik taşımıyor.
Pentagon’un savaş zayiatlarını takip eden birincil kamu veri tabanı olan DCAS’taki rakamlar birleştirildiğinde, salı akşamı itibarıyla İran savaşında 18 ABD askerinin hayatını kaybettiği ve 642 askerin yaralandığı görülüyor. Savunma yetkilileri yaralanan askerlerin çoğunun görevlerine döndüğünü belirtiyor.
Senatörlerden Bakan Hegseth’e mektup
Rakamlardaki dalgalanmalar üzerine, Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Üyesi Demokrat Senatör Mazie Hirono liderliğindeki 12 Senato Demokratı, Bakan Hegseth’e bir mektup gönderdi.
Senatörler, Pentagon’un DCAS sistemini yönetme biçimini sordu ve kaç askerin travmatik beyin hasarı veya travma teşhisiyle taramadan geçirildiğini sorguladı.
Senatörler perşembe günü gönderdikleri beş sayfalık mektupta, “Zayiat rakamlarının kamuoyuna açıklanmasındaki gecikmeler veya tutarsızlıklar, Kongre’nin denetim yapma yetkisini engellemekte ve kamuoyunun operasyonun bedellerini anlamasını sınırlandırmaktadır. Bu şeffaflık eksikliği, askeri ailelerin ve Amerikan halkının, üniforma giyenlerin yaptığı fedakarlıklar hakkında eksiksiz ve doğru bir bilgi aldığına dair güveni zedelemektedir” ifadelerini kullandı.
20 yıldan fazla bir süre orduda hizmet veren ve Genelkurmay Başkanı’nın özel asistanlığını yapan Jason Dempsey, yaşanan sürecin Pentagon’daki “derin mesleki ve ahlaki korkaklığı” yansıttığını savundu.
Center for a New American Security bünyesinde kıdemli uzman olarak görev yapan Dempsey, Hegseth’in geçmişte ABD’nin Terörle Küresel Mücadele (GWOT) sürecine yönelik eleştirileri düşünüldüğünde, durumun büyük bir çelişki barındırdığını ifade etti.
Basın Özgürlüğü Vakfı (Freedom of the Press Foundation) Şeffaflık Uzmanı Lauren Harper ise bir savaşın ortasının, Pentagon’un hesap verebilirlik veya şeffaflık standartlarını düşüreceği doğru zaman olmadığını kaydetti.
Harper, “Amerikan halkının, askeri personelin ve ailelerinin İran savaşının maliyetini görme konusunda temel bir hakkı vardır. Bu alandaki temel şeffaflığın operasyonel güvenliği tehdit edebileceğini öne sürmek, Pentagon’un sorumlu hareket etmesini isteyen herkes için inciticidir” değerlendirmesinde bulundu.
Pentagon ve Cumhuriyetçi kanadın savunması
Pentagon yetkilileri ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile birlikte ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve operasyonları konusunda dünyaya “sürekli, gerçek zamanlı ve kapsamlı güncellemeler sağladıklarını” savunuyor.
Pentagon Başsözcüsü Sean Parnell, The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Başkan Trump ve Savaş Bakanı Hegseth, internet üzerinden doğrudan medyaya ve Amerikan halkına sürekli güncellemeler sunmakta, hedeflerimiz ve kararlı eylemlerimiz hakkında net bilgiler vermektedir. Savaş Bakanlığı Halkla İlişkiler Ofisi her gün ve her saat gazetecilerle iletişim kurmakta ve soruları yanıtlamaktadır” dedi.
Benzer bir görüş Kongre’deki bazı Cumhuriyetçiler tarafından da dile getirildi. Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker, Pentagon’un İran savaşı konusunda Kongre ve Amerikan kamuoyuna karşı “yeterince şeffaf” olduğunu söyledi.
Saldırılar ve bilgi kısıtlaması
ABD ordusu 7 Temmuz’dan bu yana İran’a yönelik 13 gece üst üste hava saldırısı düzenledi. Saldırılarda, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari deniz trafiğini engelleme kabiliyetini azaltmak amacıyla küçük hücumbotlar, kıyı radar sahaları, füze fırlatıcıları ve diğer askeri unsurlar hedef alındı. ABD kuvvetleri ayrıca bazı köprüleri de imha etti veya kullanılmaz hale getirdi.
Ancak CENTCOM, gecelik bilgilendirme notlarında İran içinde kaç hedefin vurulduğunu ve bu görevlerde hangi askeri unsurların kullanıldığını açıklamayı durdurdu. Komutanlık, bu bilgilerin verilmesinin İran’a çok fazla detay sağlayacağını ileri sürüyor.
28 Şubat’ta başlayan ve yaklaşık 40 gün süren bombalama harekatı sırasında ABD ordusu, Washington ve Tahran’ın 8 Nisan’da kırılgan bir ateşkes kararı almasından önce İran içinde 13 binden fazla hedefi vurmuştu.
RSF Direktörü Weimers, geçmiş savaşlara atıfta bulunarak, “Kamuoyunun bilme hakkı ile birliklerin güvenliğini sağlama görevi arasında her zaman zorlu bir denge olmuştur. Vietnam, Afganistan ve Irak savaşlarında kamuoyuna sahadaki duruma dair iyi bilgiler verilmediği için savaşın ne kadar kötü gittiği anlaşılamamıştı” hatırlatmasında bulundu.
Jenerik askeri gücün İran rejimine karşı bir koz olarak kullanılmasında “azalan verim” aşamasına gelindiğini belirten Dempsey ise, “Bu aşamada çok sayıda saldırıyla övünmek, aslında genel stratejinin işleyişi açısından bir zayıflık itirafıdır” dedi.
Diğer yandan ABD ordusu, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki deniz ablukası uygulamasına ilişkin düzenli bilgi vermeyi sürdürüyor. 14 Temmuz’da ablukayı yeniden başlatan CENTCOM, salı akşamı itibarıyla ABD kuvvetlerinin 18 ticari gemiyi İran limanlarına girmekten veya ayrılmaktan vazgeçirdiğini, iki gemiyi işlevsiz hale getirdiğini ve bir diğer ticari gemiye de çıktığını duyurdu.
Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası muafiyeti talebi
Şeffaflığa ilişkin endişeler belge paylaşımları konusunda da artıyor.
Pentagon geçen ay Kongre’den, askeri makamların ulusal savunmanın hassasiyetleriyle ilgili olduğuna karar vermesi halinde, tüm “kontrollü gizli olmayan bilgilerin” (CUI) Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası’ndan (FOIA) muaf tutulmasını talep etti.
Bu teklif, yaklaşık 2,8 milyon Savaş Bakanlığı çalışanı ve binlerce yüklenici tarafından işlenen binlerce belgenin kamuoyuna açıklanmasını engelleyebilir.
Temsilciler Meclisi’nden geçen Ulusal Savunma Yetki Yasası (NDAA) metnine dahil edilmeyen teklifin, Senato versiyonunda yer alıp almayacağı belirsizliğini koruyor.
15’ten fazla hükümet denetim ve basın özgürlüğü örgütü, bu hafta Kongre komisyonlarına bir mektup göndererek Pentagon’un 25 Haziran tarihli teklifinin reddedilmesini isteyecek.
Örgütler hazırladıkları mektup taslağında, “Pentagon’un teklifi gelişen güvenlik tehditlerine verilen yeni bir yanıt değildir; bakanlığın FOIA’yı aşındırma ve ordu içindeki kötü yönetimi ifşa etmeye çalışan gazetecileri, Kongre komisyonlarını ve denetçileri engelleme yönündeki son girişimidir” ifadelerine yer verdi.
Amerika
Claude sohbetleri Google aramalarında göründü

Özel kalması gereken Claude sohbetleri hafta sonu Reddit kullanıcıları tarafından Google arama motoru sonuçlarında keşfedildi.
Bu sohbetlerin bazıları tıbbi veriler ve çocukların telefon numaralarını içeriyordu.
Kullanıcılar, Claude sohbetleri için paylaşılabilir bir genel bağlantı oluşturabilir (tıpkı Google Dokümanlar’da olduğu gibi), böylece arkadaşları veya iş arkadaşları bu sohbetleri görüntüleyebilir.
Öte yandan genel erişimli bir Google Dokümanı arama sonuçlarında indekslenmezken, Claude’un oluşturduğu içerikler indekslendi.
Claude’un yaratıcısı Anthropic, TechCrunch’a verdiği demeçte, bu bağlantıların yalnızca sosyal medya platformları gibi web tarayıcılarının bulabileceği yerlere yayınlandığında herkese açık hale geldiğini söyledi.
Bir Google sözcüsü, Wired’a verdiği demeçte, Anthropic’e ve tüm web sitesi sahiplerine, web sayfalarının taranıp taranmayacağı veya indekslenip indekslenmeyeceği konusunda “net kontrol” sağladığını belirtti.
Microsoft’un Bing’i ise geliştiricilerin etiketler kullanarak indekslemeyi engelleyebileceğini belirtiyor.
Fakat Wired, ortaya çıkan Claude sohbetlerini incelediğinde, bu sayfalarda önerilen “noindex” etiketini bulamadı.
Claude bağlantıları pazartesi günü itibariyle hâlâ herkese açıktı fakat dün itibarıyla arama sonuçlarından silinmiş görünüyor.
Bununla birlikte, üçüncü tarafların verilere çoktan ulaşmış olması da mümkün.
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Dünya Basını2 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Avrupa1 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Avrupa2 hafta önceCebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi









