Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman otomotiv sektörü yol ayrımında

Yayınlanma

Alman otomotiv sektörü, tarihinde görülmedik bir yeniden yapılandırma baskısı ile karşı karşıya.

Çinli üreticiler, ülkedeki elektrikli ve hibrit araç pazarında hakimiyet kurarken, Alman otomobil üreticileri pazar paylarını hızla kaybediyor.

2026 yılının ilk yarısında, BMW, Mercedes ve Volkswagen’in Çin’deki satış rakamları dörtte birden fazla düştü.

Volkswagen, tarihindeki en büyük yeniden yapılandırma sürecini yaşıyor. CEO Oliver Blume, model yelpazesini yarıya indirmeyi, üretim kapasitesini yaklaşık bir milyon araç azaltmayı ve dünya çapında 100.000 kişiye varan işten çıkarmalar planlıyor.

Volkswagen, sadece radikal maliyet kesinti önlemleriyle yetinmiyor. Şirket, ilk kez Çin pazarı için özel olarak geliştirilen modelleri Avrupa’ya getirme ve uzun vadede bunları Avrupa fabrikalarında üretme olasılığını da değerlendiriyor.

Aynı zamanda, diğer Avrupalı üreticiler de Çinli şirketlerle kurulan ortaklıklara giderek daha fazla güveniyor.

Bu, yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor: Çin pazarının modernleşmesinin itici gücü artık Avrupalı üreticiler değil; Çin, Avrupa otomotiv endüstrisinin geleceğini şekillendiriyor.

Opel, Çinli mühendislerin güç aktarma organlarını ve bataryayı geliştireceği, Alman mühendislerin ise sadece tasarım ve koltukları üstleneceği bir SUV planlıyor.

Alman otomotivinde Çin kaynaklı büyük daralma başladı

Alman markaları Çin pazarında kayıp

German Foreign Policy’deki analize göre Alman otomobil üreticilerinin Çin pazarındaki satışlarındaki düşüş giderek kötüleşiyor.

2026 yılının ilk yarısında BMW, Mercedes ve VW’nin satışları yüzde 25’in üzerinde geriledi. BMW yaklaşık beşte bir oranında düşüş kaydederken, VW ve Mercedes sırasıyla yüzde 26 ve 28 oranında gerileme yaşadı.

İran’daki savaşın bir sonucu olarak Çin’de benzin fiyatları yükseldi. Bu durum, elektrikli ve hibrit otomobillere olan talebin artmasına yol açtı; bu da Çin’de ağırlıklı olarak içten yanmalı motorlu araçlar satmaya devam eden Alman otomobil üreticilerinin satışları üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor.

Lüks otomobillere ilişkin vergi düzenlemelerindeki değişiklik de sorunu daha da ağırlaştırıyor. Vergi eşiği, yeni araçlar için (KDV hariç) önceki 1,3 milyon yuan seviyesinden 900.000 yuana (yaklaşık 116.000 avro) düşürüldü.

Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA), bu durumun özellikle Avrupalı üreticiler, özellikle de Alman üreticiler için son derece olumsuz sonuçlar doğuracağını değerlendiriyor.

Çin Binek Otomobil Birliği’nin (CPCA) tahminlerine göre, içten yanmalı motorlu araçlara olan talep, özellikle 900.000 ile 1,3 milyon yuan arasındaki fiyat segmentinde önemli ölçüde azaldı.

Lüks araç satın alan tüketiciler, bunun yerine giderek daha fazla Çin menşeli elektrikli veya hibrit modellere yöneliyor.

BMW, Mercedes ve VW, plug-in hibrit faaliyetlerini şimdiden önemli ölçüde azaltmak zorunda kaldı.

Kısmen elektrikli güç aktarma organlarına yönelik vergi teşvikleri, artık yalnızca elektrik gücüyle en az 100 kilometre yol kat edebilen araçlar için geçerli.

Bu durum, Alman otomobil üreticilerinin model portföylerinde bir yeniden yapılanmaya yol açıyor.

Avrupa otomotiv sektörü krizde

Daha az model, daha az fabrika

VW CEO’su Oliver Blume bu eğilime karşı koymak istiyor.

VW yönetimi, model yelpazesini yüzde 50’ye varan oranda azaltmayı planlıyor. Ürün ve varyant çeşitliliği ise yüzde 75 oranında azalacak.

Ayrıca, yıllık üretim kapasitesi mevcut 10 milyon araçtan yaklaşık 9 milyon araca düşürülecek. Şu anda 150 civarında olan araç modeli sayısı yarıya indirilecek.

Bu durum öncelikle Çin’deki içten yanmalı motor segmentini etkiliyor. Çin’de VW yönetimi halihazırda beş fabrikayı kapatmış veya satmış ve buradaki kapasiteyi yaklaşık bir milyon araç azaltmış durumda.

Uzun vadede şirket, yıllık 10 milyon araç satışına geri dönmeyi hedefliyor. VW’nin geçici olarak piyasadan çekmeyi planladığı 1 milyon aracın yarısı Avrupa’da, özellikle de Almanya’daki fabrikalarda bulunuyor.

Fazla kapasitenin diğer yarısı ise, şu ana kadar gerçekleşen kapatmalara rağmen hâlâ Çin’de yer alıyor.

Üretim kapasitesini azaltmak için VW Grubu, dünya çapında 50.000 kişiye kadar işten çıkarma yapmayı planlıyor. Almanya’da dört fabrikanın geleceği gözden geçiriliyor.

Bu işten çıkarmalar, 2030 yılına kadar zaten planlanmış olan 50.000 kişilik işten çıkarmaya ek olarak gerçekleştirilecek.

Oliver Blume, bunu VW Grubu tarihindeki en büyük dönüşüm olarak nitelendiriyor: “Bu sadece bir maliyet kesinti paketi değil; Volkswagen Grubu’nda şimdiye kadar uyguladığımız en kapsamlı ve en geniş çaplı dönüşüm paketi.”

Volkswagen şimdi de 120 bin kişiyi işten çıkarmayı planlıyor

Faaliyet kârlarındaki düşüş en önemli tenkisat nedeni

VW yönetimi bu nedenle model sayısını, üretim kapasitesini ve çalışan sayısını radikal bir şekilde azaltıyor.

Bununla birlikte, Grup kâr hedeflerinden vazgeçmiyor. 2026’nın ilk yarısında, grubun faaliyet kârı yüzde 11,6 düşüşle 5,93 milyar avroya geriledi.

Faaliyet marjı yüzde 3,8’e düştü; Böylece VW, her 100 avro gelir başına yalnızca 3,80 avro faaliyet kârı elde etti.

CFO Arno Antlitz, sonuçları “harekete geçmek için bir başka uyarı” olarak nitelendirdi.

Çin operasyonlarının kâr katkısı üçte bir oranında azalarak 856 milyon avroya geriledi. 

Fakat Blume, bunu bir “Volkswagen krizi” olarak değil, daha çok bir “sektör krizi” olarak görüyor.

Alternatifler: Savunma sanayii ve Çin’e özel üretim

Oliver Blume, Emden, Zwickau, Hannover ve Neckarsulm’daki Audi fabrikalarında olası fabrika kapanışlarını “son çare” olarak görüyor.

Ayrıca, bu fabrikaların savunma sanayi üretimi için kullanılmasının da bir olasılık olduğunu belirtti.

Bir başka seçenek ise Avrupa pazarı için Çin’e özel VW modellerinin üretilmesi. Bu, açıkça yalnızca şimdiye kadar münhasıran Çin’de satışa sunulan VW modellerini ifade ediyor fakat üretimin diğer üreticilere açılması anlamına gelmiyor.

Ayrıca VW, gelecekte Çin fabrikalarından Avustralya, Hindistan veya Orta Asya ülkeleri gibi diğer pazarlara yapılan ihracatı artırmayı planlıyor.

Çin’e özel kendi modellerini Avrupa’ya getirme planı, hem araçların ithalatını hem de daha sonraki bir aşamada bu araçların veya bileşenlerinin Avrupa’da üretilmesini içeriyor.

İçeriden gelen bilgilere göre, Zwickau’daki VW fabrikası olası bir üretim yeri olarak değerlendiriliyor.

VW, halihazırda Çin’den Cupra Tavascan’ı ithal ediyor; bu, VW Grubu’na bağlı İspanyol markası Cupra’ya ait bir model.

Almanya’da Tavascan, en çok satan on elektrikli otomobil arasında yer alıyor ve şu anda dokuzuncu sırada bulunuyor.

VW Grubu bünyesinde, planlanan 20.000 avroluk elektrikli otomobil ID. EVERY1 modelinin motorunun, Çin’deki VW parça fabrikasından ithal edileceği kararlaştırılmıştı.

SPD’li Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies, Çin gezisinin ardından Alman VW fabrikalarında Çinli modellerin üretilmesine açık olduğunu ifade etmişti.

Avrupalı otomotiv devleri Çin ile ortaklığı derinleştiriyor

Diğer Avrupalı otomobil üreticileri de Çinli üreticilerle kurulan ortaklıklar yoluyla üretim kapasitesi kullanımındaki düşüşü telafi etmeye çalışıyor.

Stellantis, İspanya, Fransa ve İtalya’daki dört fabrikasını, Çinli Leapmotor ve Dongfeng gruplarının modellerini üretmek için kullanmayı planlıyor.

Stellantis’e ait Opel, Jeep, Fiat ve Peugeot markaları şu anda AB’deki üretim kapasitelerinin yalnızca yaklaşık yarısını kullanıyor.

Gelecekte, Leapmotor modelleri İspanya’nın Madrid ve Zaragoza kentlerindeki Stellantis fabrikalarında üretilecek.

Dongfeng ile birlikte, Fransa’nın Rennes kentinde bir elektrikli otomobilin üretimi de değerlendiriliyor.

Leapmotor’a ait küçük bir elektrikli otomobil, İtalya’nın Pomigliano kentinde üretilecek.

Çin teknolojisini barındıran bir Opel SUV modeli de Madrid’de üretilecek.

Güç aktarma sistemi, batarya ve yazılım Leapmotor’dan temin edilecek. Alman mühendisler ise yalnızca tasarım, koltuklar ve şasiden sorumlu olacak.

Çin’e yönelik AB yaptırımları otomotivdeki krizi derinleştirebilir

VW Grubu’nun tamamen Çin’de geliştirilen araçları ithal etme planı bazı riskler barındırıyor.

AB, Çin menşeli elektrikli otomobillere yüzde 10’luk temel gümrük vergisinin yanı sıra adına “telafi edici” denilen vergiler uyguluyor.

Bu vergiler, SAIC (VW’nin Çinli ortağı) için yüzde 35, BYD için yüzde 17 ve Tesla için yüzde 8’in biraz altında seviyede.

Fakat telafi edici vergiler Alman üreticileri de etkiliyor. Cupra Tavascan, başlangıçta yüzde 20,7’lik bir vergiye tabiydi.

Uzun süren müzakerelerin ardından Avrupa Komisyonu, VW Grubu’na ait bu model için ek gümrük vergisini kaldırdı.

ABD’de ise Mercedes, önerilen bir yasa tasarısı nedeniyle pazardan dışlanma tehdidiyle karşı karşıya.

Tasarı, üreticinin hisselerinin yüzde 15’inden fazlasının Çinli hissedarlara ait olması durumunda, bağlantılı araçların satışını yasaklayacak.

Mercedes’in hisselerinin yüzde 20’sinden biraz azı Çinlilere ait.

Avrupa

Saksonya-Anhalt seçim sonuçları Merz’i “derinden sarstı”

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, Saksonya-Anhalt’taki sonuç karşısında “herkesin derinden sarsıldığını” belirtti.

CDU’lu şansölye, “Sonucun bu şekilde çıkmasını beklemiyorduk,” dedi.

Oylamanın “yankıları olacağını” belirten Merz, AfD’yi tebrik edenlere bir göz atmanın bile “bu sonucun çektiği uluslararası ilginin boyutunu” gösterdiğini söyledi.

Merz, “Seçmenlerin neredeyse %60’ı… ülkemizin demokratik kurumlarını temelden sorgulayan siyasi partilere oy verdiğinde… bu, sanki hiçbir şey olmamış gibi kolayca geçiştirebileceğimiz bir seçim sonucu değil,” dedi.

Öte yandan Şansölye, bunun “CDU’nun yıllardır, hatta on yıllardır yaşadığı en ağır seçim yenilgisi” olduğunu kabul etti.

İnsanların tutumlarının değişmesinin “demokrasinin özü” olduğunu söyleyen Merz, bununla birlikte, “Oylamaya açık olmayan tek bir şey var: birlikte yaşamamızı sağlayan kurallar ve anayasada yer alan değerler,” dedi.

AfD, CDU ile ittifak kurmayı hedefliyor

Şansölye, Almanya’nın “tarihi nedeniyle özel bir sorumluluk taşıdığını” ve “siyasi düzenimizi her zaman koruyacağını” belirtti.

Merz, Almanya’nın bu sonuç karşısında “temel reformlara” ihtiyacı olduğunu ve bu zorluğun üstesinden gelmeye hazır olduğunu savundu:

“Bu, ülkemizin geleceği ve çocuklarımızın ile torunlarımızın sahip olacağı fırsatlarla ilgili bir mesele; bu fırsatları boşa harcamamalıyız.”

Şansölye, hükümetin, attığı adımları ve bunların ardındaki gerekçeleri daha iyi açıklaması gerektiğini de kabul etti.

Merz, önümüzdeki günlerde ve haftalarda bu konuya odaklanmak istediğini söyledi ve “ülkemize karşı ortak sorumluluğumuzun” farkında olduğunu vurguladı.

“Ülkemize karşı kişisel sorumluluğumun farkındayım. Bu sorumluluğun hakkını vermeye kararlıyım,” diyen Merz, görünüşe bakılırsa, görevinden istifa edebileceğine dair tüm söylentileri böylece yalanladı.

“Ortak siyasi başarıya nasıl geri dönebileceğimizi ciddi ciddi düşündüğünü” söyleyen Şansölye, “her gün duygularını açıkça gösteren türden bir insan olmadığını” belirtti ama “Pes etmek bir seçenek değil,” dedi.

AfD depremi: Söder’den uyarı, Musk’tan tebrik

Merz, daha sonraki açıklamalarında AfD ile Rusya arasında bir bağlantı kurdu ve “2.500 kilometre doğuda seçim sonuçları kutlanıyordu,” diyerek şunları söyledi:

“Bu sonucu teşvik etmeye ve gerçekleştirmeye çalışanlar göz önüne alındığında, bu hiç de şaşırtıcı değil. Bu anlamda, burada kiminle karşı karşıya olduğumuzu tam olarak biliyoruz.”

Merz’e, Saksonya-Anhalt’ta “Rusya yanlısı” partilere (AfD ve BSW kastediliyor) verilen yüksek destek göz önüne alındığında, Almanya’nın Rusya ve Ukrayna konusundaki tutumu hakkında da sorular yöneltildi.

Dün gece oyların %57,7’sini aldığını ileri süren Merz, “Özellikle şu anda, özgürlüğümüzü Rusya’ya karşı savunmamız gerektiği yönündeki temel inancımdan bir milimetre bile sapmayacağım,” diye konuştu.

Merz, bunu “muhtemelen çok daha sık ve çok daha yoğun bir şekilde açıklamak zorunda kalacağını” da itiraf etti.

Almanya’nın iç güvenliğine yönelik tehdidin “soyut değil, son derece somut” olduğunu ve “Ukrayna’ya desteğimizi kesersek durumun düzelmeyeceğini, aksine daha da kötüye gideceğini” ileri süren Şansölye, “Rus liderlerin amacı, eskiden Batı olarak adlandırdığımız değer sistemini istikrarsızlaştırmak ve bu değer sistemi müzakere konusu olamaz,” dedi.

CDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor

Okumaya Devam Et

Avrupa

AfD, CDU ile ittifak kurmayı hedefliyor

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD), eyalet hükümeti kurabilmek için Friedrich Merz’in partisi Hıristiyan Demokratlarla (CDU) ittifak kurmaya çalışıyor.

AfD, Almanya’nın merkez partilerinin eyalet veya federal düzeyde kendisiyle işbirliği yapmayı reddettiği bir “güvenlik duvarı” politikası nedeniyle hükümetlerden uzak tutuluyor.

Fakat pazar günü Saksonya-Anhalt’ta elde ettiği ezici seçim zaferinin ardından, bu politikada çatlaklar oluşmaya başladı.

The Telegraph’ın edindiği bilgiye göre, CDU içindeki muhalifler AfD’ye destek vermek istiyor.

AfD’nin önemli isimlerinden milletvekili Maximilian Krah, Saksonya-Anhalt eyaletindeki CDU’lu siyasetçilerin desteğini kendi partisine kaydırmayı düşündüklerini söyledi.

Kimlikleri açıklanmayan bu muhalifler, pazar gecesi yaşanan “felaket” niteliğindeki seçim sonucuna o kadar öfkelenmişlerdi ki, AfD ile aralarındaki engeli aşmak istediler.

Krah, The Telegraph’a verdiği demeçte, “Hıristiyan Demokratlar içinde, bu felaket sonucun ardından, kaybeden partiler yerine bize katılmayı tercih edecek bazı kişiler var,” dedi.

AfD depremi: Söder’den uyarı, Musk’tan tebrik

AfD, Saksonya-Anhalt’ta oyların yüzde 43’ünü aldı ama hükümet kurmak için yeterli sayıda sandalye kazanamadı.

Parti, diğer partilerin desteği olmadan eyaleti yönetmek için gerekli olan mutlak çoğunluğa üç sandalye uzak.

Saksonya-Anhalt’ta iktidar partisi olmasına rağmen yüzde 17’de kalarak kötü bir sonuç alan CDU’nun performansı, güvenlik duvarının ayakta kalıp kalamayacağına dair soru işaretleri yaratıyor.

AfD lideri Alice Weidel de Saksonya-Anhalt’taki CDU üyelerinin taraf değiştirip AfD liderliğindeki bir hükümeti desteklemeyi düşündüklerine dair imalarda bulundu.

AfD’nin CDU’daki “isyancılardan” somut bir taahhüt alıp almadığı ya da sadece krizle boğuşan merkez sağ partinin liderlerine karşı psikolojik savaş yürüttüğü henüz netleşmedi.

Bugün yaptığı basın toplantısında Siegmund, partinin “değerlerimize sadık kalmasına” ve “ülkemizdeki siyasi sorumluluğun üstesinden gelmesine” imkân verecek bir anlaşmaya ancak o zaman gireceğini söyledi.

AfD’li siyasetçi, “Görüşmelere açığız ve bu tarihi görevin üstesinden gelebilecek parlamento grupları olup olmadığını göreceğiz,” dedi.

AfD’nin eşbaşkanı Tino Chrupalla ise parti yönetiminin “tüm partilere görüşme teklifi sunacağını” belirtti.

CDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor

Pazar gecesi Saksonya-Anhalt’ta düzenlenen bir CDU etkinliğinden ayrılırken üzgün bir ifadeyle fotoğrafı çekilen Merz’in, bugün partisiyle kriz görüşmeleri yapması bekleniyor.

Seçim sonuçlarının ardından, CDU lideri ve şansölye olarak geleceğinin tehlikeye girdiğine dair yoğun spekülasyonlar var.

CDU, Eylül ayında Mecklenburg-Batı Pomeranya ve Berlin’de kaybedeceği tahmin edilen iki eyalet seçimiyle karşı karşıya olduğu için üzerindeki baskı giderek artıyor.

İngiliz hükümeti pazartesi sabahı, Saksonya-Anhalt’ta iktidara gelse bile AfD ile işbirliği yapmayacağını açıkladı.

Hazine Baş Sekreteri Emma Reynolds, Times Radio’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Biz o anki hükümetle çalışacağız ve AfD, Almanya’daki o anki hükümetin bir parçası değil. AfD ile temasa geçmeye pek istekli değilim.”

AfD’nin “aşırı sağ” olup olmadığı sorulduğunda, “onları oldukça aşırı sağ olarak gördüğünü” söyleyen Reynolds, “Bu durum, Reform gibi aşırı sağ popülistlerin bulunduğu tek ülkenin biz olmadığımızı hatırlatıyor. Fransa’da da aynı tür bir sorun var,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

BSW’de Thüringen kavgası: Katja Wolf yeni parti kurdu

Yayınlanma

Sahra Wagenknecht İttifakı’ndan (BSW) ayrılmalarının üzerinden iki gün geçtikten sonra, Thüringen’deki eski üyeler güçlerini birleştirerek Katja Wolf liderliğinde yeni bir parti kurdular.

Kurucu üyeler, Erfurt’ta yaptıkları açıklamada, eski BSW eyalet başkanı ve eski Maliye Bakanı Katja Wolf’un başkan seçildiğini duyurdular.

Pazar günü gerçekleşen parti kuruluşu, önceki liderlik ekibinin üyeleri için bile sürpriz oldu. Üyeler, “Bu, spontane bir parti kuruluşuydu,” dediler. Partinin adı Thüringen.Gerecht (Adil Thüringen).

Haberlere göre, Thüringen’deki eski üst düzey BSW temsilcileri Steffen Schütz ve Steffi Eschrich de yeni partide öncü roller üstleniyor.

Schütz, Wolf ile birlikte BSW eyalet başkanı olarak görev yapmıştı ve kabinede Altyapı ve Dijital İşler Bakanı olarak yer alıyor. Eschrich ise BSW’nin eyalet genel sekreteriydi.

Geçtiğimiz hafta boyunca, partinin eyalet hükümetine katılımı konusunda Wagenknecht liderliğindeki BSW federal yönetimi ile Thüringen BSW arasında ilkeler üzerine yaşanan açık bir anlaşmazlık nihayete erdi.

Federal parti yönetimi ve partinin kurucu lideri Sahra Wagenknecht, CDU’lu başbakanın yönetme ehliyetini yitirdiği gerekçesiyle BSW eyalet şubesinin hükümet koalisyonundan çekilmesini istiyordu.

BSW, AfD ile işbirliği yapacak mı?

İki BSW milletvekili hariç, tüm milletvekilleri partiden ve bazı durumlarda parlamento grup üyeliğinden de istifa etti. Bölünmeden önce eyalet meclisindeki BSW grubu 15 kişiden oluşuyordu.

Wolf hafta sonu şu açıklamayı yapmıştı:

“Mümkün olduğunca çabuk yeni bir parti kurmalıyız. Son başvuru tarihleri göz önüne alındığında, bunu Ekim ayında hâlâ başarabilmeliyiz.”

Yeni partinin pazar günü kurulmuş olması, haberlere göre Thüringen eyalet parlamentosundaki BSW milletvekili grubunun belirsiz yasal statüsüne bir tepki olarak değerlendiriliyor.

AfD milletvekili grubu, eyalet anayasasını gerekçe göstererek BSW milletvekili grubuna sağlanan finansmanın kesilmesini talep etmişti.

Ayrıca, çarşamba gününden cuma gününe kadar eyalet meclisinde olağan bir oturum planlanıyor ve bu oturum sırasında BSW milletvekili grubunun statüsü konusu da gündeme gelecek.

Wolf, bir basın açıklamasında, “Thüringen’de istikrar ve güvenilirliği sağlayacağımıza söz verdik. Şimdi herkesi bu sözü gerçeğe dönüştürmek için bize katılmaya davet ediyoruz,” dedi.

Yeni partinin yeni seçilen başkanı, kurucu yönetim kurulunun en kısa sürede bir kurucu parti kongresi toplayacağını da ekledi.

Kurucu üyeler ayrıca, Thüringen.Gerecht’in gelecekte odaklanmayı planladığı altı temel konuyu içeren bir kurucu programı kabul ettiler.

Basın açıklamasına göre, yeni parti “adil ücretli iş, Doğu Almanların yaşam boyu başarılarının tanınması, endüstriyel değer yaratma ve inovasyon, sağlıklı bir çevre, uygun fiyatlı enerji, sürdürülebilir yatırımlar ve gerçek vatandaş katılımı”nı savunuyor.

BSW, CDU’lu Başbakan Mario Voigt (CDU) liderliğindeki üç partili koalisyonun (CDU-SPD-BSW) bir parçası.

Bu nedenle, BSW’nin ve eski eyalet meclis grubunun dağılması koalisyon üzerinde baskı yaratıyor.

Koalisyon, eyalet meclisinde zaten mutlak çoğunluğa sahip değil. Eyalet bütçesi gibi kararlar söz konusu olduğunda koalisyon, Sol Parti ile işbirliği yapıyor.

En güçlü meclis grubu ise, Eyalet Anayasa Koruma Dairesi tarafından “aşırı sağ” olarak sınıflandırılan AfD.

Wolf ve grup başkanı Hupach’ın cuma günü vurguladığına göre, üyelerinin büyük çoğunluğu partiden ayrılmış olsa da, eski BSW eyalet meclis grubu yasal olarak hâlâ varlığını sürdürüyor.

BSW grubu çarşamba günü görüşmeler yapmak üzere toplanacak ve bu toplantıda kararlar da alabilir. 

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English