Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman otomotiv sektörü yol ayrımında

Yayınlanma

Alman otomotiv sektörü, tarihinde görülmedik bir yeniden yapılandırma baskısı ile karşı karşıya.

Çinli üreticiler, ülkedeki elektrikli ve hibrit araç pazarında hakimiyet kurarken, Alman otomobil üreticileri pazar paylarını hızla kaybediyor.

2026 yılının ilk yarısında, BMW, Mercedes ve Volkswagen’in Çin’deki satış rakamları dörtte birden fazla düştü.

Volkswagen, tarihindeki en büyük yeniden yapılandırma sürecini yaşıyor. CEO Oliver Blume, model yelpazesini yarıya indirmeyi, üretim kapasitesini yaklaşık bir milyon araç azaltmayı ve dünya çapında 100.000 kişiye varan işten çıkarmalar planlıyor.

Volkswagen, sadece radikal maliyet kesinti önlemleriyle yetinmiyor. Şirket, ilk kez Çin pazarı için özel olarak geliştirilen modelleri Avrupa’ya getirme ve uzun vadede bunları Avrupa fabrikalarında üretme olasılığını da değerlendiriyor.

Aynı zamanda, diğer Avrupalı üreticiler de Çinli şirketlerle kurulan ortaklıklara giderek daha fazla güveniyor.

Bu, yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor: Çin pazarının modernleşmesinin itici gücü artık Avrupalı üreticiler değil; Çin, Avrupa otomotiv endüstrisinin geleceğini şekillendiriyor.

Opel, Çinli mühendislerin güç aktarma organlarını ve bataryayı geliştireceği, Alman mühendislerin ise sadece tasarım ve koltukları üstleneceği bir SUV planlıyor.

Alman otomotivinde Çin kaynaklı büyük daralma başladı

Alman markaları Çin pazarında kayıp

German Foreign Policy’deki analize göre Alman otomobil üreticilerinin Çin pazarındaki satışlarındaki düşüş giderek kötüleşiyor.

2026 yılının ilk yarısında BMW, Mercedes ve VW’nin satışları yüzde 25’in üzerinde geriledi. BMW yaklaşık beşte bir oranında düşüş kaydederken, VW ve Mercedes sırasıyla yüzde 26 ve 28 oranında gerileme yaşadı.

İran’daki savaşın bir sonucu olarak Çin’de benzin fiyatları yükseldi. Bu durum, elektrikli ve hibrit otomobillere olan talebin artmasına yol açtı; bu da Çin’de ağırlıklı olarak içten yanmalı motorlu araçlar satmaya devam eden Alman otomobil üreticilerinin satışları üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor.

Lüks otomobillere ilişkin vergi düzenlemelerindeki değişiklik de sorunu daha da ağırlaştırıyor. Vergi eşiği, yeni araçlar için (KDV hariç) önceki 1,3 milyon yuan seviyesinden 900.000 yuana (yaklaşık 116.000 avro) düşürüldü.

Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA), bu durumun özellikle Avrupalı üreticiler, özellikle de Alman üreticiler için son derece olumsuz sonuçlar doğuracağını değerlendiriyor.

Çin Binek Otomobil Birliği’nin (CPCA) tahminlerine göre, içten yanmalı motorlu araçlara olan talep, özellikle 900.000 ile 1,3 milyon yuan arasındaki fiyat segmentinde önemli ölçüde azaldı.

Lüks araç satın alan tüketiciler, bunun yerine giderek daha fazla Çin menşeli elektrikli veya hibrit modellere yöneliyor.

BMW, Mercedes ve VW, plug-in hibrit faaliyetlerini şimdiden önemli ölçüde azaltmak zorunda kaldı.

Kısmen elektrikli güç aktarma organlarına yönelik vergi teşvikleri, artık yalnızca elektrik gücüyle en az 100 kilometre yol kat edebilen araçlar için geçerli.

Bu durum, Alman otomobil üreticilerinin model portföylerinde bir yeniden yapılanmaya yol açıyor.

Avrupa otomotiv sektörü krizde

Daha az model, daha az fabrika

VW CEO’su Oliver Blume bu eğilime karşı koymak istiyor.

VW yönetimi, model yelpazesini yüzde 50’ye varan oranda azaltmayı planlıyor. Ürün ve varyant çeşitliliği ise yüzde 75 oranında azalacak.

Ayrıca, yıllık üretim kapasitesi mevcut 10 milyon araçtan yaklaşık 9 milyon araca düşürülecek. Şu anda 150 civarında olan araç modeli sayısı yarıya indirilecek.

Bu durum öncelikle Çin’deki içten yanmalı motor segmentini etkiliyor. Çin’de VW yönetimi halihazırda beş fabrikayı kapatmış veya satmış ve buradaki kapasiteyi yaklaşık bir milyon araç azaltmış durumda.

Uzun vadede şirket, yıllık 10 milyon araç satışına geri dönmeyi hedefliyor. VW’nin geçici olarak piyasadan çekmeyi planladığı 1 milyon aracın yarısı Avrupa’da, özellikle de Almanya’daki fabrikalarda bulunuyor.

Fazla kapasitenin diğer yarısı ise, şu ana kadar gerçekleşen kapatmalara rağmen hâlâ Çin’de yer alıyor.

Üretim kapasitesini azaltmak için VW Grubu, dünya çapında 50.000 kişiye kadar işten çıkarma yapmayı planlıyor. Almanya’da dört fabrikanın geleceği gözden geçiriliyor.

Bu işten çıkarmalar, 2030 yılına kadar zaten planlanmış olan 50.000 kişilik işten çıkarmaya ek olarak gerçekleştirilecek.

Oliver Blume, bunu VW Grubu tarihindeki en büyük dönüşüm olarak nitelendiriyor: “Bu sadece bir maliyet kesinti paketi değil; Volkswagen Grubu’nda şimdiye kadar uyguladığımız en kapsamlı ve en geniş çaplı dönüşüm paketi.”

Volkswagen şimdi de 120 bin kişiyi işten çıkarmayı planlıyor

Faaliyet kârlarındaki düşüş en önemli tenkisat nedeni

VW yönetimi bu nedenle model sayısını, üretim kapasitesini ve çalışan sayısını radikal bir şekilde azaltıyor.

Bununla birlikte, Grup kâr hedeflerinden vazgeçmiyor. 2026’nın ilk yarısında, grubun faaliyet kârı yüzde 11,6 düşüşle 5,93 milyar avroya geriledi.

Faaliyet marjı yüzde 3,8’e düştü; Böylece VW, her 100 avro gelir başına yalnızca 3,80 avro faaliyet kârı elde etti.

CFO Arno Antlitz, sonuçları “harekete geçmek için bir başka uyarı” olarak nitelendirdi.

Çin operasyonlarının kâr katkısı üçte bir oranında azalarak 856 milyon avroya geriledi. 

Fakat Blume, bunu bir “Volkswagen krizi” olarak değil, daha çok bir “sektör krizi” olarak görüyor.

Alternatifler: Savunma sanayii ve Çin’e özel üretim

Oliver Blume, Emden, Zwickau, Hannover ve Neckarsulm’daki Audi fabrikalarında olası fabrika kapanışlarını “son çare” olarak görüyor.

Ayrıca, bu fabrikaların savunma sanayi üretimi için kullanılmasının da bir olasılık olduğunu belirtti.

Bir başka seçenek ise Avrupa pazarı için Çin’e özel VW modellerinin üretilmesi. Bu, açıkça yalnızca şimdiye kadar münhasıran Çin’de satışa sunulan VW modellerini ifade ediyor fakat üretimin diğer üreticilere açılması anlamına gelmiyor.

Ayrıca VW, gelecekte Çin fabrikalarından Avustralya, Hindistan veya Orta Asya ülkeleri gibi diğer pazarlara yapılan ihracatı artırmayı planlıyor.

Çin’e özel kendi modellerini Avrupa’ya getirme planı, hem araçların ithalatını hem de daha sonraki bir aşamada bu araçların veya bileşenlerinin Avrupa’da üretilmesini içeriyor.

İçeriden gelen bilgilere göre, Zwickau’daki VW fabrikası olası bir üretim yeri olarak değerlendiriliyor.

VW, halihazırda Çin’den Cupra Tavascan’ı ithal ediyor; bu, VW Grubu’na bağlı İspanyol markası Cupra’ya ait bir model.

Almanya’da Tavascan, en çok satan on elektrikli otomobil arasında yer alıyor ve şu anda dokuzuncu sırada bulunuyor.

VW Grubu bünyesinde, planlanan 20.000 avroluk elektrikli otomobil ID. EVERY1 modelinin motorunun, Çin’deki VW parça fabrikasından ithal edileceği kararlaştırılmıştı.

SPD’li Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies, Çin gezisinin ardından Alman VW fabrikalarında Çinli modellerin üretilmesine açık olduğunu ifade etmişti.

Avrupalı otomotiv devleri Çin ile ortaklığı derinleştiriyor

Diğer Avrupalı otomobil üreticileri de Çinli üreticilerle kurulan ortaklıklar yoluyla üretim kapasitesi kullanımındaki düşüşü telafi etmeye çalışıyor.

Stellantis, İspanya, Fransa ve İtalya’daki dört fabrikasını, Çinli Leapmotor ve Dongfeng gruplarının modellerini üretmek için kullanmayı planlıyor.

Stellantis’e ait Opel, Jeep, Fiat ve Peugeot markaları şu anda AB’deki üretim kapasitelerinin yalnızca yaklaşık yarısını kullanıyor.

Gelecekte, Leapmotor modelleri İspanya’nın Madrid ve Zaragoza kentlerindeki Stellantis fabrikalarında üretilecek.

Dongfeng ile birlikte, Fransa’nın Rennes kentinde bir elektrikli otomobilin üretimi de değerlendiriliyor.

Leapmotor’a ait küçük bir elektrikli otomobil, İtalya’nın Pomigliano kentinde üretilecek.

Çin teknolojisini barındıran bir Opel SUV modeli de Madrid’de üretilecek.

Güç aktarma sistemi, batarya ve yazılım Leapmotor’dan temin edilecek. Alman mühendisler ise yalnızca tasarım, koltuklar ve şasiden sorumlu olacak.

Çin’e yönelik AB yaptırımları otomotivdeki krizi derinleştirebilir

VW Grubu’nun tamamen Çin’de geliştirilen araçları ithal etme planı bazı riskler barındırıyor.

AB, Çin menşeli elektrikli otomobillere yüzde 10’luk temel gümrük vergisinin yanı sıra adına “telafi edici” denilen vergiler uyguluyor.

Bu vergiler, SAIC (VW’nin Çinli ortağı) için yüzde 35, BYD için yüzde 17 ve Tesla için yüzde 8’in biraz altında seviyede.

Fakat telafi edici vergiler Alman üreticileri de etkiliyor. Cupra Tavascan, başlangıçta yüzde 20,7’lik bir vergiye tabiydi.

Uzun süren müzakerelerin ardından Avrupa Komisyonu, VW Grubu’na ait bu model için ek gümrük vergisini kaldırdı.

ABD’de ise Mercedes, önerilen bir yasa tasarısı nedeniyle pazardan dışlanma tehdidiyle karşı karşıya.

Tasarı, üreticinin hisselerinin yüzde 15’inden fazlasının Çinli hissedarlara ait olması durumunda, bağlantılı araçların satışını yasaklayacak.

Mercedes’in hisselerinin yüzde 20’sinden biraz azı Çinlilere ait.

Avrupa

Burnham: Moskova’nın tehditleri Kiev’e desteğimizi değiştirmeyecek

Yayınlanma

Andy Burnham, Rusya’nın İngiliz yapımı insansız hava araçlarının saldırılarının ardından misilleme tehdidinde bulunmasının ardından, Birleşik Krallık’ın “Ukrayna’yı %100 desteklemeye” devam edeceğini söyledi.

Rusya’nın Birleşik Krallık Büyükelçiliği pazartesi günü yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın Ukrayna çatışmasını kasten tırmandırdığını ve bu çatışmaya ne kadar derinlemesine dahil olursa, “ödeyeceği bedelin o kadar yüksek olacağını” belirtti.

Salı günü Wolverhampton’a yaptığı ziyaret sırasında Moskova’nın tehdidine ilişkin tepkisi sorulan Burnham, şunları söyledi:

“Bu, Birleşik Krallık’ın uzun süredir yapacağını söylediği şeyi yapmasıdır; yani Vladimir Putin’in önderlik ettiği bu yasadışı savaşa karşı Ukrayna’yı yüzde 100 desteklemektir. Ukrayna’nın kendini savunabilmesi için destek sağlıyoruz ve bu, önceki başbakanlar tarafından da bu çatışma boyunca Birleşik Krallık’ın tutumu olmuştur. Benim için de durum aynıdır. Biz sadece iyi gün dostu değiliz. Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu anda yanında olacağız ve bu değişmeyecek.”

İngiliz şirketleri tarafından üretilen insansız hava araçlarının kullanımı, Ukrayna’nın “derin vuruş” kampanyasının bir parçası.

Fakat Ukrayna’nın Rusya’da İngiliz yapımı teçhizat kullanması ilk kez olmuyor; ülke uzun süredir Storm Shadow füzelerini kullanıyor.

Kiev, bu yıl saldırılarını yoğunlaştırdı; uzun menzilli füzeler ve insansız hava aracı sürüleri, giderek artan bir şekilde Rusya’nın askeri sanayi tesislerini ve enerji tesislerini hedef alıyor.

Ayrıca, Rusya’nın en büyük çevrimiçi perakendecisi Wildberries’in büyük depolarını da vurdu. Bu saldırılar, milyarlarca pound değerindeki malların yanmasına neden oldu.

Rusya’nın Birleşik Krallık Büyükelçiliği yaptığı açıklamada, haberlerin “Londra’nın Ukrayna krizini kasıtlı olarak tırmandırmayı tercih ettiğini” doğruladığını belirterek, İngiltere’yi “Rusya’yı çevreleyip vekiller aracılığıyla ona azami zarar vermeye çalışmakla” suçladı.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı sözcüsü ise şunları söyledi:

“İngiltere, Ukrayna ile omuz omuza duruyor ve Putin’in yasadışı işgaline karşı Ukrayna’nın kendini savunması için ihtiyaç duyduğu teçhizatı sağlamaya kararlıyız. Rusya, bu hükümetin Ukrayna’da ve Birleşik Krallık ile müttefiklerimize yönelik Rus saldırganlığına karşı durma kararlılığından hiç şüphe duymamalıdır.”

Rusya’nın iç kesimlerine defalarca yapılan saldırılar, Moskova’yı hava savunma sistemlerini daha geniş bir alana yaymaya zorladı.

Rusya Savunma Bakanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, 19 Rus bölgesi ile Karadeniz, Azak Denizi ve Kırım üzerinde 598 Ukrayna insansız hava aracını düşürdüğünü belirtti.

Yetkililer pazartesi günü, Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik uzun menzilli saldırılarında gece boyunca yedi kişinin öldüğünü, Rus güçlerinin saldırıları sonucu ise Ukrayna’da beş sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bölge valisinin açıklamasına göre, salı günü Rusya’nın füze saldırıları, Ukrayna’nın kuzeydoğusundaki Harkov bölgesindeki bir köyde 10 kişinin ölümüne ve sekiz kişinin yaralanmasına neden oldu.

Fire Point firmasının ürettiği Flamingo seyir füzesi ve FP-1 uzun menzilli sabit kanatlı insansız hava aracı dahil olmak üzere, büyük ölçüde yerli teknolojilerin hızlı gelişimi, Ukrayna’nın sınırından 1.500 mil (2.400 km) uzaklıktaki depoları, petrol rafinerilerini, limanları ve askeri tesisleri bombalamasına olanak sağladı.

Ukrayna, Moskova’nın sıkça kullandığı yüksek hızlı balistik füzelere sahip olmasa da, büyük insansız hava araçları ve seyir füzeleri kullanarak artık savaşın başından beri Rusya’nın sahip olduğu derin vuruş kabiliyetine neredeyse denk bir seviyeye ulaşabilmiştir.

Aynı zamanda, her iki tarafın hava savunma sistemleri de neredeyse tükenme noktasına gelmiş durumda; bu durum sivil kayıpların artmasına yol açarken, çatışmanın doğrudan cephe hatlarının ötesindeki etkisinin kış aylarında daha da artacağına dair endişeleri de beraberinde getiriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da şirket kapanmaları 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı

Yayınlanma

Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 190 bin şirket faaliyetini durdurarak son on yıldan uzun sürenin en yüksek seviyesine ulaştı. ZEW ve Creditreform verilerine göre kapanışlarda yüksek maliyetler, nitelikli iş gücü açığı ve işletmeleri devralacak halef bulunamaması belirleyici oldu. Kapanan şirketlerin yalnızca sekizde birinin iflas gerekçesiyle faaliyetine son verdiği kaydedildi.

Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 190 bin şirket kapandı. Bloomberg’in ZEW Enstitüsü ve Creditreform verilerine dayandırdığı habere göre bu rakam, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 10’luk bir artışa işaret ediyor ve son on yılı aşkın sürenin en yüksek seviyesi olma özelliği taşıyor.

Veriler, faaliyetini sonlandıran her sekiz şirketten yalnızca birinin ödeme güçlüğü ve iflas nedeniyle kapandığını gösteriyor.

Uzmanlar ve şirketler kapanışların başlıca nedenleri arasında nitelikli personel eksikliğini, yüksek maliyetleri, demografik dönüşümü ve işletmeleri devralacak halef bulunamamasını sıralıyor.

ZEW araştırmacısı Sandra Gottschalk, giderek daha fazla işletme sahibinin emeklilik yaşına geldiğini ve işlerini devredecek kimseyi bulamadığını belirtti.

Gottschalk, bu sorunun devir meselesi yaşanmadığı takdirde faaliyetini sürdürebilecek “yaşayabilir” işletmeleri de doğrudan etkilediğini kaydetti.

Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 11 bin sanayi kuruluşu kapandı. Kapanış dalgası sanayiyle sınırlı kalmayıp diğer sektörlere de yayıldı. Otelcilik ve sağlık sektörlerindeki şirket kapanışları yüzde 10’un üzerinde arttı.

Creditreform temsilcisi Patrik-Ludwig Hantzsch, kamuoyunun dikkatini daha az çeken küçük ve orta ölçekli işletmelerin toplam kapanış sayısının önemli bir bölümünü oluşturduğunu ifade etti.

Haziran ayı başında CDU/CSU ve SPD’den oluşan iktidar koalisyonu, ekonomik büyümeyi ve istihdamı canlandırmak amacıyla yaklaşık 30 maddelik bir teşvik paketi üzerinde uzlaştı.

Söz konusu plan; vergi yükünün azaltılmasını, çocuk yardımlarının artırılmasını, sosyal yardımlar ile emeklilik sisteminin reforme edilmesini ve istihdamı artırıcı adımları içeriyor.

Hükümet ayrıca iş dünyası üzerindeki bürokratik yükü hafifletmeyi hedefliyor. Plan doğrultusunda otomotiv, kimya, ilaç, makine imalatı, batarya ve yarı iletken üretimi ile yapay zeka geliştirme gibi kilit sektörlerin desteklenmesi amaçlanıyor.

Bu önlem paketinin yürürlüğe girmesi için Federal Meclis (Bundestag) tarafından onaylanması gerekiyor.

Almanya ekonomisi, 2023 yılındaki yüzde 0,3’lük daralmanın ardından 2024 yılında da yüzde 0,2 küçüldü. Bu dönemde imalat sektöründeki brüt katma değer yüzde 3, inşaat sektöründe yüzde 3,8, ihracat ise yüzde 0,8 geriledi. Bloomberg, cari yılın ağustos ayı itibarıyla Alman ekonomisinin toparlanma işaretleri verdiğini değerlendiriyor.

Uzmanlar, Almanya ekonomisindeki güçlükleri nüfusun yaşlanmasıyla da ilişkilendiriyor. Almanya’da 65 yaş üstü nüfusun oranı 2023 yılında yüzde 22,8’e ulaştı.

Avrupa Komisyonu tahminlerine göre bu oranın 2030 yılına kadar yaklaşık yüzde 25’e yükselmesi bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AfD ile MAGA arasındaki dans tüm Alman sağını memnun etmiyor

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD) ile Trump destekçilerinden oluşan MAGA arasındaki ittifak, Alman sağındaki tüm figürler açısından olumlu bir şey değil.

Örneğin Financial Times’a (FT) konuşan Alman Yeni Sağı’nın genç isimlerinden Benedikt Kaiser bu ilişkiden pek memnun değil. AfD milletvekili Robert Teske ile birlikte çalışan Kaiser, partideki MAGA “hayranları” hakkında sert eleştirilerde bulunuyor.

Kaiser, “Her şey gerçekten sıradan bir şekilde başlıyor. Şapkalardan hoşlanıyorlar: ‘Make America Great Again’, ‘Make Germany Great Again’. Onlar hayranlar ve hayranlar da hayran gibi davranırlar,” diyor.

Partide çok sayıda Trump hayranı var. Ancak Doğu Almanya’da kök salmış en radikal kanadının birçok üyesi, uzun zamandır ABD’ye karşı derin bir şüpheyle yaklaşıyor. Kamuoyunun Washington’a karşı tutumu kötüleştikçe, bu üyelerin sesleri daha da yükseliyor.

Kaiser, yılın başından bu yana Trump’ın yurtdışı müdahalelerini sıraladı ve bazı parti mensuplarının tepkilerini alaycı bir şekilde taklit ederek şöyle konuştu:

“Maduro mu? Bravo! İran mı? Bravo! Grönland mı? Bravo! Sonuçlarını hiç düşünmediler. Bunun Almanya’ya ve Avrupa’ya yansımaları olacağı gerçeğini göz önünde bulundurmadılar.”

Kaiser, İran savaşının, AfD’ye Washington’a fazla yakınlaşmanın riskleri konusunda uyarıda bulunan kendisi gibi isimleri haklı çıkardığını söyledi.

Sağcı yazar, “Kendini ‘MAGA’nın bir uzantısı’ olarak gören Alman sağındaki bu grubun yanıldığı artık kanıtlandı,” diyor.

Parti, Trump’a karşı giderek kötüleşen kamuoyu havasıyla yüzleşmek zorunda kaldı. İran savaşı, zaten Alman sanayisini cezalandırıcı gümrük vergileri uygulayan, önemsiz vize ihlalleri nedeniyle Avrupalı vatandaşları gözaltına alan ve defalarca Grönland’ı ilhak etmekle tehdit eden başkan hakkındaki endişeleri daha da artırdı.

AfD, özellikle doğu eyaletlerinde yapılacak iki önemli seçime hazırlanırken, parti içindeki çatışan akımlar arasında denge kurmak zorunda kaldı.

Parti yönetimi son aylarda milletvekillerinden, kamuoyuna yansıyan ilişkilerini biraz hafifletmelerini istedi.

Üst düzey bir AfD yetkilisi, “İran, Trump’ın kamuoyundaki imajına zarar verdi. Hâlâ temas var, ancak eskisi kadar yoğun değil,” dedi.

2013 yılında Avro Bölgesi krizine tepki olarak kurulan parti, marjinal bir hareket olmaktan çıkıp ulusal anketlerde başı çeken bir partiye dönüştü.

Fakat parti, savaş sonrası dönemde alınan önlemler kapsamında, koalisyon kurmayı veya işbirliği yapmayı reddeden Almanya’nın ana akım partileri tarafından hâlâ dışlanıyor.

Bu durum, AfD’nin Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’nden gelen ilgiden neden bu kadar gurur duyduğunu ve enerji kazandığını açıklamaya yardımcı oluyor.

Birçok AfD üyesi, Ocak 2025’te Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden büyük keyif aldı. Bir grup üst düzey parti yetkilisi, Trump’ın göreve başlama töreni için Washington’a gitti.

Bunların arasında, AfD başkan yardımcısı Beatrix von Storch da vardı. Storch, geziyle ilgili olarak “Washington kırmızıya büründü. Harika,” demişti.

Geçen yıl AfD’nin ikinci sırada yer aldığı Almanya parlamento seçimlerinden önceki haftalarda, partinin MAGA ile bağları daha da derinleşti.

AfD’nin eş başkanı Alice Weidel, Elon Musk’ın sosyal medya platformu X’te düzenlenen canlı bir etkinliğe katıldı.

Ayrıca Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile bir araya geldi.

Vance, Avrupa liderlerini aşırı sağ ile işbirliğine karşı kurulan “güvenlik duvarını” yıkmaya çağırarak şok etmişti.

AfD, son on yılda giderek radikalleşti ve Holokost’u önemsiz gösteren, Nazi dönemi sloganlarıyla flört eden sert çizgideki isimlere yer verdi.

Parti, kitlesel sınır dışı etmeleri benimsedi ki bunun için genellikle “tersine göç” terimini kullanıyor.

Sadık bir Hıristiyan ve Hitler’in bakanlarından birinin torunu olan von Storch için, Trump’ın ikinci dönemi göç, aile politikası, sosyal medya düzenlemesi ve “anti-woke” gündemi konusunda bir rehber niteliğinde.

Von Storch, “AfD’nin Amerika’nın yaptığı her şeyi yüceltmesi gerekmese de… aynı dalga boyundayız. O da bizim istediğimiz gündemi takip ediyor,” diyor.

Trump ile uyum, siyasi koruma konusunda da umutlar doğurdu. Geçen yıl Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı AfD’yi aşırı sağcı olarak sınıflandırdığında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bunu “kılık değiştirmiş tiranlık” olarak nitelendirmiş ve yetkilileri kararlarından vazgeçmeye çağırmıştı.

MAGA’ya şüpheyle yaklaşan Kaiser bile, olası bir yasaktan “korunmanın” ABD ile bağlar kurmanın avantajlarından biri olduğunu kabul ediyor.

AfD’nin temaslarının çoğu, partinin dış politikasından sorumlu, puro ve burbon içen milletvekili Markus Frohnmaier aracılığıyla yürütülüyor.

Frohnmaier, “Uzun bir süre boyunca partinin odak noktası Doğu Avrupa, Rusya ve Çin’di. Dış politika sözcüsü olduktan sonra… ABD ile temaslara daha fazla ağırlık vermek istedim,” diyor.

Geçtiğimiz yıl boyunca, Avrupa’daki ifade özgürlüğü kısıtlamalarının önde gelen ABD’li eleştirmenlerinden biri haline gelen Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Sarah Rogers ve Avrupa’daki aşırı sağ ile bağlar kurmak konusunda aktif rol oynayan ABD’li Kongre Üyesi Anna Paulina Luna ile bir araya geldi.

Aralık ayında Frohnmaier, Forte’nin New York Genç Cumhuriyetçiler grubu tarafından düzenlenen bir etkinlikte ödül aldı.

Bu etkinlikte katılımcılar, Almanya milli marşının tabu sayılan orijinal ilk kıtasını (Deutschland, Deutschland über alles – Almanya, her şeyden önce Almanya) seslendirdiler.

O ve von Storch, birkaç ay sonra Forte’nin Berlin ziyaretini ve Trump’ın eski sosyal medya stratejistlerinden biri için Federal Meclis’te düzenlenen bir etkinliği organize ettiler.

Bu bağlantıların ne kadar derin olduğu bazen belirsiz. Frohnmaier’in ilk temasları arasında, daha sonra Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. için çalışan eski bir Amerikalı stajyer de yer alırken, Weidel ise ABD’li milyarderle kendisi başarılı bir şekilde iletişime geçemeyince 24 yaşındaki bir influencer aracılığıyla Musk’a ulaştı.

Mevcut bağlar soğumuş olsa da Frohnmaier bunu kabul etmekte isteksiz. Ortakların “her konuda aynı fikirde olmaları gerekmediğini” söyleyen AfD’li, yılın geri kalanında ABD’yi ziyaret etme planı olmadığını da ekledi.

Bunun yerine Haziran ayında, Vladimir Putin’in en önemli ekonomi forumu için St. Petersburg’a gitti ve burada Gazprom başkanı ve Putin’in bir başka önemli danışmanıyla görüşmeler yaptı. Ayrıca Hindistan’a da bir gezi planlıyor.

Frohnmaier’in bu temkinli tavrı, AfD içindeki alışılmadık konumunu yansıtıyor: ABD ile güçlü ticari bağları olan bir bölgeden gelen bir milletvekili, aynı zamanda partinin en aşırı kanadıyla da bağlantıları olan bir isim.

Trump’ın şubat sonunda İran’a hava saldırıları düzenlemesinin ardından Frohnmaier, bu saldırıların “cerrahi hassasiyetini ve net hedefini” övdü ama daha geniş çaplı bir çatışmanın tehlikelerine karşı uyarıda bulundu.

Parti içindeki bazı isimler, eylül ayında Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern gibi doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerin ardından daha görünür temasların yeniden başlayacağına inanıyor.

Diğerleri ise, Trump’ın müdahaleci dış politikası konusunda kendi içinde bölünmüş olan MAGA’daki kargaşanın, özellikle de daha izolasyonist ve küreselleşme karşıtı Vance’in bir sonraki Cumhuriyetçi aday olması durumunda, AfD için bu uyum sürecini nihayetinde daha az karmaşık hale getirebileceğine inanıyor.

Kaiser gibi isimlerin etkisinin “abartılmaması” konusunda uyarıda bulunan Von Storch, ABD’li meslektaşlarla “canlı” iletişimin perde arkasında devam ettiğini söyledi.

İkili arasındaki ilişkiye yakın bir kaynağa göre, Weidel hâlâ Musk’a düzenli olarak mesaj gönderiyor.

AfD’nin eş başkanı Tino Chrupalla, Amerika’nın 250. kuruluş yıldönümünü kutlamak üzere Berlin’de düzenlenen ve ABD Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir partiye katıldı.

AfD yetkilileri, ABD’nin diplomatik etkinliklerine de davet ediliyor.

Daha alt düzeyde de girişimler var; bunlardan biri, AfD’nin iki Amerikalı stajyeri birkaç hafta boyunca Bundestag grubuyla birlikte vakit geçirmeleri için davet ettiği son etkinlik.

Son yıllarda Polonya ve Macaristan’da etkinlikler düzenleyen Cumhuriyetçi bir buluşma olan Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC), gelecek yıl Almanya’da ilk konferansını düzenlemeyi planlıyor.

Almanya’daki Republicans Overseas’in başkanı George Weinberg, etkinliğin amacının Almanya’ya “mevcut Amerikan yönetiminin yankısını” taşımak olduğunu söyledi:

“Biz Brandmauer’a, yani güvenlik duvarına karşıyız. Almanların çoğunluğu muhafazakârdır.”

Weinberg ayrıca Şansölye Friedrich Merz’in Hıristiyan Demokratlarının “yumuşadığını” da ekledi.

Bazı AfD üyeleri bu fikre açık olsa da Frohnmaier bu fikri reddediyor. O, gelecek yıl bir ara dünyanın dört bir yanından benzer görüşteki politikacıları bir araya getirmek üzere kendi konferansını düzenlemek istiyor.

Onun gerekçesi, AfD ve diğer sağcı milliyetçi partilerin karşı karşıya olduğu zorluğu özetliyor: Yurt içindeki seçmenleri kendinden uzaklaştırmadan MAGA’nın uzattığı eli nasıl kabul edecekler?

Frohnmaier, “Avrupa’da bir CPAC düzenlerseniz, etkinliğin başında ABD milli marşı çalınır. Bu çok güzel bir marş. Fakat bazı kişilerde, bunun esasen… yurt dışından ithal edilmiş bir format olduğu izlenimini yaratabilir,” diyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English