Bizi Takip Edin

Rusya

‘Türkiye’nin Batı’nın yaptırımlarına katılmamasını takdir ediyoruz’

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya’nın BM Daimi Temsilci Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, Rusya’nın tarafı olduğu kritik konu başlıkları ve Türkiye’nin konumuyla ilgili Harici’ye açıklamalarda bulundu.

Rusya’nın BM Daimi Temsilci Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, Ermenistan ve Kazakistan’la ikili ilişkilerin geleceği, Kuzey Akım sabotajı, Ukrayna’da barış ihtimali ve Ukrayna krizinde Türkiye’nin konumuna dair Harici’nin sorularını yanıtladı.

Ermenistan Ulusal Meclisi, 3 Ekim tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Roma Statüsü’nü onaylamıştı. Bu kararın Rusya-Ermenistan ilişkilerini etkileyebilecek boyutu ise, UCM’nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya’nın Çocuk Hakları Komiseri Maria Lvova-Belova hakkında savaş suçu gerekçesiyle yakalama kararı çıkarması olmuşu. 

Yani, senaryoya göre Putin, Roma Statüsü’nü onaylayan Ermenistan’a gittiği takdirde gözaltına alınacak. 

Konuyu değerlendiren Rusya’nın BM Daimi Temsilci Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, Rusya’nın ‘geleneksel ve uzun süreli dostluğa’ sahip olduğu Ermenistan’ın bu kararını ‘üzüntüyle karşıladıklarını’ söyledi ve “Bunun Ermenistan’ın güvenliğinin güçlendirilmesine katkı sağlayacağını düşünmüyoruz. Ermenilerin doğru tercihi yapabilecek, ilişkilerimizi çok karmaşık hale getirecek bazı hatalar yapmayacak kadar bilgeliğe sahip olduklarından kesinlikle eminiz” açıklamasında bulundu.

Kuzey Akım: ‘Ana görev ABD’nin sorumluluktan kurtarılması’

Kuzey Akım sabotajıyla ilgili Birleşmiş Milletler nezdinde ‘ABD’nin sorumluluktan kurtarılması amacıyla’ bir ‘bekletme haliyle’ karşılandıklarını söyleyen Polyanskiy, sürece dair son durumu şu ifadelerle anlattı:

Bu konuyu Güvenlik Konseyi’nde tartıştık ve defalarca gündeme getirdik. Genel Sekreterin isteğiyle bağımsız uluslararası soruşturma fikrini destekledik. Bu karar Güvenlik Konseyi’ndeki meslektaşlarımız tarafından desteklenmedi ve çoğu Batılı ülkeler olmak üzere bazıları bunun farkında oldukları halde Almanya, İsveç ve Danimarka soruşturmalarına zaman vermemiz gerektiği konusunda ısrar ediyorlar.

Onları dinliyoruz ama zaman uçup gidiyor. Elbette Almanya’nın yanı sıra İsveç ve Danimarka soruşturmalarının sonuçlarını da bekliyoruz. Ancak Rusya’da pek iyimser değiliz çünkü onların bir döngü içerisinde olduklarını ve soruşturmalarının ana görevinin muhtemelen ABD’nin sorumluluktan kurtarılması olduğunu görüyoruz. Ancak sonuçlara varmak için acele etmiyoruz. Beklemeye hazırız ama çok uzun değil.”

‘Müzakerelere başlamak konusunda bizim açımızdan hiçbir engel yok’

Devam eden Ukrayna savaşında, Kiev yönetiminin beklenen karşı saldırılarının başarısız oluşu ve Batı kamuoyunda Ukrayna’ya yapılan mali ve askeri yardımların günden güne daha da sorgulanır hale gelmesi, beraberinde müzakere tartışmalarını da getirdi. Rusya’nın Ukrayna müzakere masasına oturma konusundaki pozisyonunu değerlendiren Polyanskiy, “Hiçbir zaman müzakere masasından ayrılmadık” ifadelerini kullandı. 

Ukrayna’nın 2022 bahar aylarında tartışılan anlaşma taslağını ‘Washington ve Londra’dan gelen sinyalin ardından’ reddettiğini hatırlatan Polyanskiy, “Bu antlaşma Ukrayna’nın oldukça lehineydi ve eğer Ukrayna bu antlaşmayı kabul etseydi çok fazla insan gücü ve kaynaktan tasarruf etmiş olacaktı. Zelenskiy bu anlaşmayı imzalamamaya karar vererek ölümcül bir hata yaptı” dedi. 

Polyanskiy, Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy’in imzaladığı Putin’le müzakere yapmasını resmen yasaklayan başkanlık kararnamesine de değinerek, “Bu, Ukrayna’nın müzakerelere başlamasına yönelik yasal engellerin olduğu anlamına geliyor. Gerçekçi bir platformda olması şartıyla müzakerelere başlamak konusunda bizim açımızdan hiçbir engel yok” açıklamasında bulundu.

Müzakereler konusunda Batı’dan ve Ukrayna’dan gelen önerilerin gerçekçi olmadığını ve ‘sahadaki durumun hesaba katılmadığını’ savunan Polyanskiy ayrıca şunları söyledi:

“Özel askeri operasyonumuzun hedeflerinin barışçıl yollarla uygulanması konusunda, müzakereye hazır olmak konusunda kesinlikle netiz. Ancak barışçıl yollarla uygulanmazlarsa, bunları askeri yollarla uygulamaktan başka seçeneğimiz kalmayacak. Ve şu anda sahada olan da bu.”

‘Ukrayna ile Batılı müttefikleri arasında neler yaşandığını hesaba katmıyoruz’

Geçen temmuz ayında sona eren tahıl anlaşmasına da değinen Rus diplomat, Ukrayna ve Polonya arasında son dönemde yaşanan tahıl anlaşmazlığı ve Varşova yönetiminin Ukrayna üzerindeki ilhak planı söylentileri konularında kendisine yönelttiğimiz soruyu ise şöyle yanıtladı:

“Bunun iki ülkenin ikili ilişkileriyle ilgili bir şey olduğunu düşünüyorum ve bu konuda spekülasyon yapmak istemiyorum. Bu durumu analiz etme konusunda belki daha iyi konumda olabilecek Polonyalı ve Ukraynalı analistler vardır. Biz Ukrayna çevresinde ve Ukrayna ile Batılı müttefikleri ve sponsorları arasında neler yaşandığını hesaba katmıyoruz. Geçtiğimiz yılın şubat ayında özel askeri operasyona yol açan sorunları ortadan kaldırmak için Rusya olarak neler yapabileceğimize daha çok odaklanıyoruz.”

‘Tokayev Rusya ile stratejik ortaklık ilişkilerini geliştirmeye çok istekli, bundan oldukça memnunuz’

Batı ile Rusya arasındaki çatışmanın önemli sinir uçlarından biri olan Kazakistan’a Almanya Başbakanı Olaf Scholz tarafından yakın zaman önce düzenlenen ziyarette, Kazakistan lideri Kasım Cömert Tokayev’in ‘Rusya’ya yönelik yaptırımlar’ konusunda olumlu mesajlar verdiği şeklinde yorumlar yapılmıştı. 

Bu mesajın yanlış yorumlandığı kanısında olan Polyanskiy, “Bu açıklamanın, komşularımızın bize karşı harekete geçmesini arzulayanlar tarafından yanlış yorumlandığını düşünüyorum. Bu açıklamayı biliyoruz. Bu açıklamada Rusya karşıtı hiçbir şey görmüyorum. Tokayev aynı zamanda Rusya ile stratejik ortaklık ilişkilerini geliştirmeye çok istekli olduğunu teyit ediyor ve bundan oldukça memnunuz. Kazakistan Avrasya Ekonomik Birliği’nin bir üyesi, dolayısıyla Kazakistan’ın Rusya karşıtı olduğu ya da Rusya karşıtı bazı politikalar izlediği yönündeki haberlerin gerçeğe uygun olduğunu düşünmüyorum” dedi.

‘Umarım Türk dostlarımız bunu anlar’

Türkiye’nin Ukrayna savaşı ve tahıl krizi başlıklarındaki konumunu ve Türk-Rus ilişkilerini de değerlendiren Polyanskiy, çeşitli anlaşmazlıklara rağmen ikili ilişkilerin olumlu yönde seyrettiği görüşünde:

“Tabii Rusya-Türk ikili ilişkilerini analiz etmek bana düşmez. Ankara’da büyükelçiliğimiz var ve onların bunun için daha iyi bir yer olduğunu düşünüyorum. Ama BM açısından bakıldığında Türkiye’nin uluslararası alanda çok önemli bir rol oynadığını söyleyebilirim. Türkiye’nin Batı’nın yaptırımlarına katılmamasını ve Türkiye ile Rusya arasında çok verimli ve karşılıklı yarar sağlayan bir işbirliğimizin olmasını çok takdir ediyoruz.

Yapılan bazı açıklamaları anlamadığımızı ve desteklemediğimizi Türk liderliğinden asla saklamıyoruz. Bunların biri bizim için çözülmüş bir konu olan Kırım mesela. Ancak bu açıklamaların ardındaki mantığı anlıyoruz ve bunu büyütmüyoruz. Türkiye’nin, her iki tarafı da müzakere masasına getiren askeri faaliyetlerin durdurulması konusunda önemli bir rol oynamaya istekli olduğunu biliyoruz. Ukrayna tarafının konumu hakkında size söylediklerim dikkate alındığında bu çok zor bir görev. Ama biz her halükarda Türkiye’nin ve diğer ülkelerin her türlü çabasını destekliyoruz.

Bu bölgeye barışın getirilmesinin zorunluluk olduğu varsayımıyla hareket etmelerini anlıyoruz. Ancak yine de bu müzakereler sırasında dikkate alınması gereken bazı parametreler ve ortadan kaldırılması gereken bazı sorunlar var.

Sınırlarımızda arı kovanları olmasını istemediğimiz için özel askeri harekâtımızın ulaşılması gereken belli hedefleri var. Barışçıl, barışı seven ve saldırgan olmayan, Rusça konuşan nüfusun haklarına saygı duyan ve Rusya için tehdit oluşturmayacak bir komşuya sahip olmak istiyoruz. Ve bu, olası herhangi bir müzakere çözümünün temel noktası.

Ve şimdi, elbette, Ukrayna için müzakerelerin durumu geçen yılın mart ve nisan aylarına göre çok daha kötü. Umarız Türk dostlarımız da bunu anlar. Anlaşmanın Rusya Birliği’ne ait kısmının Batılı ülkeler tarafından hiçbir zaman uygulanmaması üzerine, bu yılın temmuz ayında sona eren tahıl anlaşmasında Türkiye de çok önemli bir rol oynadı. Türkiye’nin bu durumdan, bu çıkmazdan çıkış yolu bulmaya çalıştığını biliyorum. Ama bu çıkış elbette, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da çok net ifade ettiği gibi, Batı’nın Rusya’ya bazı tavizler vermesini ve bir yıl önce bize vaat edilenlerin hayata geçirilmesini de içerecek.

Dolayısıyla bu temelde, Türkiye’nin, Rus gübresinin ve Rus gıda ürünlerinin dünya pazarına girmesine olanak tanıyacak ve bu pazarlardaki istikrara ve Küresel Güney ülkelerinin refahına büyük ölçüde katkıda bulunacak düzenlemeleri kolaylaştıracağını umuyoruz.”

Rusya

Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.

Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.

Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.

Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.

Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.

Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.

İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.

Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.

Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.

Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.

Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.

Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.

Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.

Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.

Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.

Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.

Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.

Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.

Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.

Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bir komplonun anatomisi

Yayınlanma

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.


Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?

Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026

Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.

Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.

Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.

Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.

Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).

İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.

Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.

Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.

2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.

Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.

Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.

Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.

İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.

Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.

İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Yayınlanma

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.

Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.

FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.

FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.

Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.

Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.

Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.

Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.

Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.

Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.

Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English