Bizi Takip Edin

Rusya

Ukrayna, Almanya, Avrupa: Putin dpa’ya ne cevap verdi?

Avatar photo

Yayınlanma

Putin’in dün, Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nda uluslararası haber ajanslarının yöneticileriyle yaptığı basın toplantısı, Putin için bile alışılmamış uzunluğu (Kremlin resmi sitesinde yayınlanan kısmı 50 kitap sayfasından fazla tutuyor) ve cevapların kapsamlılığıyla dikkat çekiyordu.

Harici, Putin’in konuşmasının ana hatlarını sunduğu çok iyi bir özet çıkardı; bu özet mutlaka dikkatle okunmalı ve arşivlenmeli.

Bununla birlikte dpa’nın haber servisi şefi Martin Romanczyk’un sorusu ve Putin’in bu soruya verdiği çok uzun cevap üzerinde de ayrıntılı olarak durmak gerek; zira bu cevap, Kremlin’in Ukrayna’daki çatışmaya, Berlin yönetimine, Almanya’nın siyasi elitine ve Rusya-Almanya ilişkilerinin geleceğine bakışını açık seçik gösteriyor.

Putin: Bu savaşı biz başlatmadık

13 Şubat 2023’te, yani sıcak çatışmanın başlamasından sadece 11 gün önce “Olası bir çatışma üzerine düşünceler” başlığı altında şöyle yazmıştım:

“Ukrayna krizi, sadece Rusya’dan ibaret değil. Bu kriz… Almanya’yı Rusya ile düşman bir kampa girmeye itiyor, zira Almanya’nın sanayi sermayesine haddini bildirmek zorunda. … Alman sanayi sermayesinin bugün kendi bağımsız menfaatlerini Yeşiller’in iktidar ortağı olduğu bir siyasi kombinezonda hiç değilse kısa vadede gerçekleştirmesi, bütünüyle imkânsızdır.”

O yazıdaki diğer başlıklar gibi bu öngörü de eksiksiz doğrulanmıştır. Bu doğrulamanın nedeni, çoğu zaman sanıldığı gibi Almanya devletinin (veya Avrupa’daki başka herhangi bir devletin) yöneticilerinin hain olmasından (buna kuşku yok) kaynaklanmıyor. Burada söz konusu olan şey küresel mali oligarşinin menfaatleridir ve bu menfaatler yerel sanayi sermayeleriyle çatıştığında birinciler kazanıyor. Almanya’da olan tam olarak budur. Siyasi temsilcilerin iradeleri ancak tali bir önem taşır. Bugün sıklıkla unutuluyor: Almanya’da “trafik lambası koalisyonunun” kuruluş protokolünde Almanya’nın çatışma bölgelerine silah sevkiyatının yasaklanması maddesi de vardı. Daha 24 Şubat’tan önce ilk defa dpa, bu protokol maddesinin ne kadar yanlış olduğunu ispatlamaya girişti. Arkasının nasıl geldiğini biliyoruz.

Birçok defa, şansölyeyi Kafka’nın unutulmaz kahramanına benzettim: “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Şansölye ise herhangi bir böcekten, mesela tahtakurusu veya hamamböceğinden çok solucanı andırıyor; çünkü bütün sandalyelerde birden oturmaya çalışırken hepsinden düşüp yerlerde sürünmeye başladı. Batı ülkelerinin yöneticileri irade sahibi rolü yapmayı çok seviyorlar (özellikle banker kökenli olanlar bu konuda çok daha ihtiraslı); oysa bunların hiçbiri bağımsız irade sahibi değildir; bunların hepsi çoktan vasallaşmış devletlerin sözümona yöneticileri olmaktan fazlası değildir; bunların hepsi temsilcisi oldukları sınıfların menfaatleri küresel mali oligarşinin menfaatiyle çatıştığında ikincisinin karşısında boyun kırıp solucana dönüşür.

Başka deyişle, “hayret, neden bağımsızlıktan vazgeçiyorlar?” sorusu yanlış bir sorudur; doğru soru şudur: “siyasi bağımlılık, sömürü pastasından daha ballı dilimler vaat ediyorsa eğer bağımsızlıktan neden vazgeçmesinler?”

Ama beri yandan sınıf mücadelesi devam ediyor; yüzyıllara dayanan demokratik hakları bir bir budanan halklar var; sınıflar ve katmanlar var; bu yıkımın hangi yoldan devam edeceği belirsiz.

Alman sanayi sermayesiyle ilgili Putin’in gözlemleri eksiksiz doğrudur: Almanya’da hızla bir sanayisizleştirme yaşanıyor; bu süreç en başında, küresel mali oligarşinin yerli sanayiye ABD’ye veya başka ülkelere taşınarak ve militarize olarak birikimini daha hızlı bir tempoyla artırma vaadi ve dayatması yüzünden Alman sanayi sermayesinin de ağzının suyunu akıtmıştı; ne var ki işler istedikleri gibi yürümüyor, başka ülkelerde sanayi yatırımları Alman sanayisinin geleneksel rekabet yeteneğini boğuyor. Ama bu arada “atı alan Üsküdar’ı geçmiş” oluyor.

Almanya’da olan biten her şeyin altında bu vardır. Çünkü tam da bu durum çok katmanlı bir sınıf mücadelesini tetikliyor — sosyal-demokratların kitle tabanının hızla çözülmesi ve partinin çürümesi bunun sonucudur (kimse aslı daha ucuzken kalitesiz imitasyona para vermez), yeni neoliberal faşizmin koçbaşı Yeşiller az çok yerinde sayıyor, aslında Yeşiller, CDU/CSU ile AfD fiilen aynı kaynaklardan besleniyor — bunların vaatlerinin tek anlamı, yeşillerin tetiklediği siyasette militarizasyon ve faşizm eşiğinin aşılması süreci devam ederken ekonominin militarizasyonunu hızlandırmaktan ibarettir.

Almanya’da tek gerçek alternatif, öyle görünüyor ki, Wagenknecht hareketidir; ancak onu da boğmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

Ama bir giriş olmaktan çıkıp ayrı bir yazı haline gelen cümlelere son verelim ve bu konuyu genişletmeyi başka bir yazıya bırakalım.

* * *

Romanczyk’un Putin’e sorusunun son cümlesi şöyleydi:

“Siz Ukrayna’ya silah sevkiyatı kararı aldıktan sonra sayın şansölyeyi bir şekilde uyardınız mı, ihtar veya tehdit ettiniz mi?”

Putin’in uzun cevabı şöyle:

“Alman yönetiminde Alman menfaatlerini savunan hiç kimse yok”

Neden tehdit ettiğimize karar verdiniz? Biz kimseyi tehdit etmiyoruz, hele de başka bir devletin başını. Bu çok kötü bir üslup.

Bizim şu veya bu meseleyle ilgili kendi tutumumuz var. Avrupa devletlerinin, bu beyanda Almanya’nın, Ukrayna’da meydana gelen olaylarla ilgili tutumunu da biliyoruz.

Herkes Ukrayna’daki savaşı Rusya’nın başlattığını düşünüyor. Ama hiç kimse, altını çizmek isterim: batıda, Avrupa’da hiç kimse, bu trajedinin nasıl başladığını hatırlamak istemiyor. Ukrayna’da devlet darbesiyle, anayasaya karşı devlet darbesiyle başladı. İşte savaşın başlangıcı. Bu darbeden Rusya mı suçlu? Hayır. Bugün Rusya’yı suçlamaya çalışanlar, Polonya, Almanya ve Fransa dışişleri bakanlarının Kiev’e gittiklerini ve iç siyasi krizin çözülmesiyle ilgili belgeye krizin barışçıl, anayasal yoldan çözülmesi için garantör olarak imzalarını koyduklarını unuttular mı? Avrupa’da, bu meyanda Almanya’da da hatırlamak istemiyorlar bunu. Hatırlasalar şu soru doğacak: belgenin diğer imzacıları gibi o zamanki Almanya federal cumhuriyeti yönetimi de neden Ukrayna’da devlet darbesi yapan kişilerden hukuki anayasal alana dönmelerini talep etmedi? Muhalefetle o zamanki mevcut iktidar arasındaki mutabakatların garantörü olarak yükümlülüklerini neden ihmal ettiler? Olanlardan, iktidarın anayasa dışı yoldan ele geçirilmesini kışkırtan ABD’deki güçlerle birlikte onlar da suçlu. Bunun arkasından ne geldiği bilinmiyor mu? Bunun arkasından Kırım’da yaşayanların Ukrayna bünyesinden çıkma kararı geldi, Donbass’ta yaşayanların Kiev’de devlet darbesi yapanlara boyun eğmeme kararı geldi. İşte bu çatışmanın başlangıcı.

Sonra Rusya barışçıl yoldan çözüm formülü bulmak için her tür çabayı gösterdi; 2015’te Minsk’te Minsk mutabakatlarını imzaladık; bunlar da, yeri gelmişken, BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylandı. Uygulanması gereken belge buydu. Ama hayır, bu problemi silahlı yoldan örtmeye karar verdiler. Ukrayna’nın güneydoğusundaki sivil halka karşı topçu, tank, hava kuvvetleri kullanımı başladı. Nedense ne Almanya’da, ne diğer Avrupa ülkelerinde, ne ABD’de hiç kimse, tekrar ediyorum hiç kimse bunları hatırlamak istemiyor.

Biz Minsk mutabakatlarının imzalanmasına katkıda bulunduk, ama kimsenin kimsenin bunları uygulama niyeti olmadığı açığa çıktı. Eski Almanya şansöliyesi de, eski Fransa devlet başkanı da bunu kamuoyu önünde açıkladılar.

Sayın Romanczyk, bunu nasıl anlamalı? Kamuoyu karşısında, Minsk mutabakatlarını yerine getirmeye niyetleri olmadığını, sadece Ukrayna’yı silahlandırmak ve askeri eylemlerin devam etmesine yönelik şartları yaratmak için imzaladıklarını söylediler. Bizi aptal yerine koydular. Öyle değil mi? Olanlar başka nasıl açıklanabilir?

Sekiz yıl boyunca bu problemin barışçıl yoldan çözümüne ulaşmak için çabaladık. Sekiz yıl!

Bir defasında eski şansölye (Merkel — b.n.) bana şöyle demişti: “Biliyor musun, Kosova’da biz, NATO, evet, o zaman Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın harekete geçtik. Ama sekiz yıldır kan dökülüyordu, Kosova’da.” Burada Donbass’ta Rus insanlarının kanı dökülürken bu kan değil de su muydu? Kimse bunu düşünmek, bunu belirtmek istemiyordu.

Nihayetinde, Ukrayna’da o zamanki yetkililer, Minsk mutabakatlarının tek bir maddesinin bile hoşlarına gitmediğini açıkladıklarında, dışişleri bakanı da, “Yapmayacağımız neymiş?” dediğinde bir şeyler yapmak zorunda kaldık.

Bu topraklarda iktisadi ve sosyal çöküntü başlamıştı, anlıyor musunuz? Sekiz yıl. Cinayetlerden, insanların: kadınların, çocukların devamlı öldürülmesinden ise hiç söz etmiyorum.

Ne yapmaya mecbur kaldık? Onların bağımsızlığını tanımaya mecbur kaldık. Neredeyse sekiz yıl bağımsızlıklarını tanımamıştık. Hep barışçıl yoldan anlaşabileceğimizi ve bu meseleyi çözebileceğimizi bekliyorduk. Sekiz yıl! Kimsenin barış mutabakatı filan hayata geçirmeyeceğini açıkladıklarında ne yapmaya mecbur kaldık? Bunu yaptırmak için silah yoluyla girişimde bulunmaya mecbur kaldık.

Bu savaşı biz başlatmadık. Savaş 2014’te devlet darbesinden ve bu devlet darbesini kabul etmeyenleri top mermileriyle bastırma girişiminden sonra başladı.

Şimdi, uluslararası olayları, uluslararası hukuku takip edenler için. Sonra ne oldu, biz ne yaptık? Sekiz yıl boyunca tanımadık. Minsk’teki barış mutabakatlarının hayata geçmesinin kaderde yazılı olmadığını anladığımızda ne yaptık? Lütfen, herkesin dikkatini rica ediyorum: bu kendi kaderini ilan eden cumhuriyetleri tanıdık. Bunu uluslararası hukuk açısından yapmaya hakkımız var mıydı, yok muydu? BM Şartının birinci maddesinin dediğine göre, vardı. Bu, milletlerin kendi kaderini tayin hakkıdır. BM Uluslararası Adalet Divanı, bağımsızlık ve öz yönetim meselesinin çözümünde, eğer herhangi bir ülkenin herhangi bir toprak parçası böyle bir karar alırsa, bu devletin en yüksek organına başvuruda bulunma yükümlülüğü olmadığı kararını almıştı. Bütün bunlar Kosova’yla ilgili yapılmıştı. BM Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı var, orada şöyle yazılı: eğer herhangi bir toprak parçası bağımsızlık kararı alırsa bu hakkın hayata geçirilmesi için izin almak üzere başkente başvurmak zorunda değildir. Eğer öyleyse, BM mahkemesi kararında da öyle olduğu yazılı, demek ki o sırada tanınmamış olan cumhuriyetlerin, Donetsk ve Lugansk’ın bunu yapma hakkı vardı. Onlar da bunu yaptılar; peki bizim bu cumhuriyetleri tanıma hakkımız var mıydı? Elbette vardı. Olmaz mı? Biz de onları tanıdık. Sonra anlaşma imzaladık. Onlarla anlaşma imzalama hakkımız var mıydı? Tabii ki evet. Anlaşma, bu cumhuriyetlere saldırı halinde yardımda bulunmayı öngörüyordu. Ama Kiev bizim sekiz yıl boyunca tanımadığımız bu devletlere karşı savaş yürütüyordu. Sekiz yıl.

Tanımaya hakkımız var mıydı? Vardı. Sonra BM Şartı 51’inci madde uyarınca onlara yardımda bulunduk. Biliyor musunuz, kim ne derse desin, ben sayın Guterres’e de aynısını, dosdoğru bu mantığı söyledim — adım adım. Burada hata nerede? Uluslararası hukukun ihlali nerede? Böyle bir şey yok, eğer uluslararası hukuk açısından konuşuyorsanız ihlal yok.

Evet, sonra şu cevabı duyuyoruz: olsun, ama siz saldırdınız. Biz saldırmadık, biz kendimizi koruduk, herkes anlasın. Savaşa ilk adımı anayasa karşıtı kanlı devlet darbesini teşvik edenler attı.

Şimdi, silah sevkiyatı konusu. Bir çatışma bölgesine silah sevkiyatı her zaman kötüdür. Bilhassa da bu, sevkiyatı yapanların sadece silah sevk etmekle kalmayıp silahları idaresini de elinde bulundurmasıyla ilişkili olduğunda; bu çok ciddi ve çok tehlikeli bir adımdır. Siz de biz de biliyoruz ki Almanya’da bu inkar edilmiyor (gerçi basına nasıl düştüğünü bilmiyorum): bir Bundeswehr generali nereye nasıl bir saldırı yapılacağını tartışıyor: Kırım köprüsüne mi yoksa Rusya topraklarındaki başka bir tesise mi — üstelik Rusya’ya ait olduğundan kimsenin kuşkusu olmayan toprak parçalarında.

Ukrayna topraklarında Alman yapımı ilk Alman tankları göründüğünde bu Rusya’da moral ve etik bir şok yarattı, çünkü Rusya toplumunda Almanya’ya yönelik tutum her zaman çok iyiydi. Çok iyiydi. Bugün ise Rusya topraklarındaki tesislere saldırı düzenleyebilecek bir takım füzeler de ortaya çıkacağı söylenirken bu elbette Rusya-Almanya ilişkilerini kesinkes tahrip ediyor. Ama, ünlü Alman siyasetçilerinden birinin dediği gibi, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşından sonra hiçbir zaman kelimenin tam anlamıyla egemen bir devlet olmadığını biliyoruz. Sayın Scholz ile temas halindeydik, devamlı görüşüyorduk, federal hükümetin çalışmasının niteliğiyle ilgili bir değerlendirme yapmak istemiyorum şimdi, ama bu değerlendirmeyi Alman halkı, Alman seçmeni yapıyor. Yakında Avrupa Parlamentosu seçimleri var; bakalım ne olacak orada. Bildiğim kadarıyla — ben elbette kayıtsız değilim Almanya’ya, orada ülke içinde herhangi bir zorluğa maruz kalmamaları için temas etmemeye çalıştığım birçok dostum var, onlarla ilişkilerimi sürdürmemeye çalışıyorum — bu insanları uzun yıllardır tanıyorum, güvenilir dostlar olduklarını biliyorum, Almanya’da böyle dostlarım da çok. Kısacası, Almanya’da siyasi arenada güç dengesini biliyorum; anladığım kadarıyla, yanılmıyorsam, CDU/CSU şu anda yüzde 30 civarında, sosyal-demokratlar yüzde 16 civarında, AfD yüzde 15 oldu, geri kalanları ise düşüyor. Bu, seçmenin cevabı. Almanların ruh hali, Alman halkının ruh hali.

Almanya’nın savunma alanında, genel olarak güvenlik alanında bağımlılığını anlıyorum. Siyaset, enformasyon siyaseti alanında bağımlılığını da anlıyorum; çünkü orada nereye baksanız, hangi büyük yayın kuruluşu olursa olsun nihai hak sahibi okyanus ötesinde, Amerikan fonlarından biri. Şükür öyle; Amerikan fonlarını bu siyaseti sürdürdükleri için alkışlıyorum; harikalar, Avrupa’nın enformasyon mecrasını kendi menfaatleri açısından sımsıkı ellerinde tutuyorlar. Üstelik kendilerini, burunlarını göstermemeye çalışıyorlar.

Bütün bunlara tamam. Ama nüfuz muazzam, buna karşı koymak da çok güç. Buna da tamam. Ama bir takım elementer şeyler var — bu elementer şeyler hakkında konuşmalıyız. Bugünkü Alman yönetiminde Alman menfaatlerini savunan hiç kimsenin olmaması tuhaf. Biliniyor: Almanya’nın tam bir egemenliği yok, ama Almanlar, varlar. Onların menfaatlerini de hiç değilse birazcık düşünmek gerek.

Bakın: talihsiz boru hatları Baltık denizinin dibinde havaya uçuruldu. Kimse kızmadı bile: öyle olması gerekiyordu, oldu. Biz Avrupa’ya Ukrayna toprakları üzerinden gaz sevkiyatı yapıyoruz, dahası buna devam edeceğiz. Bunu yapıyoruz. Orada iki boru hattı sistemi vardı; birini Ukrayna tarafı kapattı, vanayı çevirdi, kapattı ve bitti; oysa bunun için bir neden bulunmuyor. Sadece bir boru hattı sistemini bıraktılar — peki. Ama oradan Avrupa’ya gaz gidiyor mu, gidiyor; Avrupalı tüketiciler de bu gazı alıyor. Türkiye üzerinden de Türk Akım’dan — gene bizim gazımız Türk Akım’dan Avrupa’ya gidiyor, Avrupalı tüketiciler onu da alıyor.

Peki, Kuzey Akım’ın bir borusunu havaya uçurdular, ama Kuzey Akım’ın diğer borusu, tanrıya şükür, hayatta. Almanya neden bu borudan bizim gazımızı almak istemiyor? Bunun mantığının ne olduğunu biri açıklayabilir mi? Ukrayna üzerinden alınabilir, Türkiye üzerinden alınabilir, ama Baltık denizinden alınamaz. Bu ne saçmalıktır? Bunun hiçbir formel mantığı yok, anlamıyorum.

Avrupa artık hiç gaz almamalı deselerdi neyse. Peki, tamam, üstesinden geliriz, Gazprom üstesinden gelir. Ama buna ihtiyacınız yok; sizin okyanus ötesinden getirdikleri üç kat pahalı sıvılaştırılmış gazı almanız lazım. Peki sizin “ekolojistleriniz” ne güne duruyor, sıvılaştırılmış doğalgazın nasıl temin edildiğini bilmiyorlar mı? Hidrolik kırılma yoluyla. Bu gazın üretildiği ABD’de yaşayanlara sorun; orada musluklardan bazen su yerine çamur akıyor. Sizin hükümetteki “ekolojistleriniz” bunu bilmiyor mu? Herhalde biliyorlardır.

Polonya da işe girişti ve Yamal-Avrupa’daki kendi vanasını kapattı. Almanya’ya gaz Polonya üzerinden gidiyordu. Biz kapatmadık; Polonyalılar kapattılar bunu. Enerji alanındaki ilişkilerimizin kesilmesinin Almanya ekonomisi üzerine etkisinin sonucunu siz benden daha iyi biliyorsunuz. Bu üzücü bir sonuç. Birçok büyük sanayi işletmesi ayak basacak bir yer arıyor, yeter ki Almanya toprakları olmasın. ABD’de açılıyorlar, Asya’da açılıyorlar. Ama üretim şartları öyle ki rekabet edemez hale geliyorlar. Üstelik bu genel olarak Avrupa ekonomisi için de ağır sonuçlar doğurabilir, çünkü Almanya ekonomisi (diğer Avrupalıları gücendirmek için değil; herkes iyi biliyor bunu) Avrupa ekonomisinin lokomotifi. Aksırıp tıksıracak olsa bütün diğerleri gribe yakalanır. Fransa ekonomisi de şu anda resesyon sınırında, bunu da herkes biliyor. Alman ekonomisi daha da düşüşe geçerse bütün Avrupa’yı sarsar.

Ben bir takım Avrupa-Atlantik bağlarının tahribi çağrısı yapmıyorum, bunu istemiyorum, yoksa başlayacaklar (siz veya başkası), birileri dediklerimi duyup diyecek ki: işte, Avrupa-Atlantik dayanışmasında bölünme çağrısı yapıyor. Hayır, bu değil; dinleyin, bence sizde yanlış bir siyaset var, her adımında fena halde yanlış. Bence şu anda olanlar ABD için de büyük, devasa bir yanlış. Liderliğini koruma arzusu yüzünden, üstelik de şimdi yaptıkları gibi, kendine zarar veren vasıtalarla. Ama Avrupa için daha da kötüsü. Evet, şöyle demek mümkün: “Sizi burada, burada ve burada destekliyoruz, ama bu da bizim. Dinleyin, eğer kendi ekonomimizi baltalarsak bu herkes için kötü olur. Bunu asla yapmamak gerek, biz karşıyız, bu bir tabu, sakın denemeyin.”

Ama bugünkü federal hükümet bunu yapmıyor. Ben, dürüst olmak gerekirse, bu davranışın ne mantığı var diye bazen hayrete düşüyorum. Peki, Rusya ekonomisini baltalamaya niyetlendiler, üç-dört, altı ay içinde bunun olacağını sandılar. Ama herkes bunun olmadığını görüyor. Geçen yıl ekonomideki büyüme yüzde 3,4’tü, bu yıl ilk çeyrekte Rusya ekonomisinin büyümesi yüzde 5,4 oldu. Dahası, Dünya Bankası da uluslararası mali-iktisadi örgütlerin verilerine dayanarak yeniden hesaplama yaptı (önümüze hedef koymuştuk) — dünyada satın alma gücü paritesi açısından beşinciydik; önümüze dördüncü sıraya yükselme hedefini koymuştuk. Dünya Bankası geçtiğimiz günlerde, daha geçen hafta sanırım, GSYH’mızı hesapladı ve Japonya’yı geçtiğimiz sonucuna vardı. Dünya Bankası’nın görüşüne göre Rusya bugün satın alma gücü paritesinde dünyanın dördüncü ekonomisi. Yani hedefe ulaşıldı.

Elbette önemli olan bu değil; bu kendi başına bir hedef değil. Tempoyu, ileriye hareketi korumak önemli, bu da şimdilik gerçekleşiyor. Neden söylüyorum bunları? Övünmek için değil; bizi engellemeye, zarar vermeye, gelişmemizi frenlemeye çabalayanların, yaptıklarının bizden çok kendilerine zarar verdiğini anlaması için. Bunu anlayıp bir takım çıkarımlar yapmalı ve davranışlarını bir şekilde düzeltmeliler. Kendileri için, sevdikleri için. Ama hayır, bu olmuyor.

Kimseyi gücendirmek istemiyorum, ama kararları alan kişilerin profesyonel hazırlık seviyesi, bu beyanda Almanya’dakiler de, benim görüşüme göre daha iyisinin arzu edilmesine yol açıyor.

Rusya

Rus milyarderler 2026 yılında 5 milyar dolar kaybetti

Yayınlanma

Rus milyarderlerin toplam serveti 2026 yılının başından bu yana 5 milyar dolardan fazla eridi. En ağır kaybı servetinin üçte birini kaybeden Mihail Prohorov yaşarken, küresel piyasalarda tam tersi bir hareketlilik kaydedildi. Bloomberg verilerine göre dünyadaki en zengin 500 kişinin serveti aynı dönemde rekor artışlar gördü.

Rusya’nın en zengin iş insanlarının toplam serveti yıl başından bu yana 5,02 milyar dolar azaldı. Bloomberg Milyarderler Endeksi verilerine göre hazırlanan liste, iş insanlarının sahip olduğu halka açık varlıkların borsa kote değerleri esas alınarak oluşturuldu.

Sıralamaya göre, Rus katılımcılar arasında serveti en çok gerileyen isim Mihail Prohorov oldu. Prohorov’un sermayesi 5,66 milyar dolar azalarak 10,9 milyar dolara geriledi.

Telegram’ın kurucusu Pavel Durov’un serveti 1,86 milyar dolar kayıpla 12,5 milyar dolara düştü. Nornikel Başkanı Vladimir Potanin’in sermayesi 3,44 milyar dolar eriyerek 23 milyar dolara, NLMK Yönetim Kurulu Başkanı Vladimir Lisin’in serveti 1,16 milyar dolar kayıpla 22,6 milyar dolara, Lukoil’in kurucusu Vagit Alekperov’un sermayesi ise 1,41 milyar dolar azalarak 21,2 milyar dolara geriledi.

Kazananlar tarafında Mordaşov öne çıktı

Sermaye değişiminde zıt bir dinamik sergileyen Severstal’in ana hissedarı Aleksey Mordaşov ise servetini 1,79 milyar dolar artırarak 28,1 milyar dolara çıkardı.

Novatek Başkanı Leonid Mihelson’un serveti 1,48 milyar dolar artışla 25,2 milyar dolara, Yevrohim ve SUEK’in kurucusu Andrey Melniçenko’nun sermayesi 1,18 milyar dolar artışla 20,1 milyar dolara ulaştı.

Novatek ve Sibur’un ortaklarından Gennadiy Timçenko servetini 1,15 milyar dolar artırarak 15,4 milyar dolara, UGMK’nin kurucusu Iskander Mahmudov ise 700 milyon dolar artışla 8,58 milyar dolara yükseltti.

Ayrıca RWB CEO’su Tatyana Kim’in sermayesi 418 milyon dolar artışla 8,3 milyar dolara, Senatör Suleyman Kerimov’un serveti 358 milyon dolar artışla 10,8 milyar dolara çıktı. Monaco futbol kulübünün başkanı Dmitriy Rıbolovlev servetini 247 milyon dolar artırarak 10 milyar dolara, Alfa-Group’un kurucularından Mihail Fridman ise 162 milyon dolar artışla 10,2 milyar dolara ulaştırdı.

Küresel ölçekte tarihi servet rekoru

Rusya’daki erimenin aksine, Bloomberg versiyonuna göre dünyanın en zengin 500 insanının toplam serveti 15 Haziran’da tek bir günde 336 milyar dolar arttı.

Ajansın verilerine göre bu durum, tarihteki en büyük günlük artış olarak kayıtlara geçti ve söz konusu kişilerin toplam serveti 13,3 trilyon dolara ulaştı.

Bu rekor artıştan birkaç gün önce, 12 Haziran’da Amerikalı milyarder Elon Musk, uzay ve havacılık şirketi SpaceX’in halka arzının (IPO) ardından dünyanın ilk trilyoneri oldu.

Forbes verilerine göre iş insanının serveti o tarihte yaklaşık 1,1 trilyon dolara yükselirken, Bloomberg Musk’ın servetini yaklaşık 1,05 trilyon dolar olarak tahmin etti.

Zirve noktasında 1,4 trilyon dolara kadar ulaşan Musk’ın sermayesi, 1 Ağustos itibarıyla yarıdan fazla azalarak 684 milyar dolara geriledi.

Okumaya Devam Et

Rusya

Ukrayna İHA’larının hedefi olan Wildberries lojistiği yeniliyor

Yayınlanma

Rus e-ticaret devi Wildberries kurucusu Tatyana Kim, şirketin lojistik merkezlerini hedef alan insansız hava aracı saldırılarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Dokuz ayrı bölgedeki ana dağıtım merkezlerini vuran saldırıların sivilleri hedef aldığını belirten Kim, zarar gören satıcılar için hükümetle devlet desteği paketinin hazırlandığını ve lojistik altyapısının hızla yeniden yapılandırıldığını duyurdu.

Rus e-ticaret devi Wildberries’in kurucusu Tatyana Kim, şirketin lojistik merkezlerine yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırıları hakkında açıklama yaptı.

Kim, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırıların birden fazla ülkenin sivil vatandaşlarını hedef aldığını söyledi.

Tesislerin korunması için alınan güvenlik önlemlerini detaylandıran Kim, zarar gören satıcılar için devlet desteği paketi hazırlandığını ve lojistik ağının tamamen yeniden yapılandırıldığını ilan etti.

Lojistik merkezleri dokuz bölgede insansız hava araçlarının hedefi oldu

Wildberries’in lojistik merkezleri, insansız hava araçlarıyla düzenlenen emsalsiz bir saldırı dalgasının hedefi haline geldi.

Ukrayna İHA’larının vurduğu tesisler arasında Moskova, Voronej, Penza, Volgograd, Ryazan ve Leningrad bölgeleri ile Krasnodar ve Stavropol krayları ve Udmurtya Cumhuriyeti’nde yer alan ana dağıtım merkezleri ve kritik bölgesel depolar bulunuyor.

Depolara yapılan vuruşları terör saldırısı olarak nitelendiren Kim, bu eylemlerin durumu istikrarsızlaştırmayı ve çok sayıda insanı korkutmayı amaçladığını vurguladı.

Ukrayna İHA’larının düzenlediği saldırıların ekosistemdeki herkesi etkilendiğini belirten Kim; çalışanların, satıcıların, üreticilerin, lojistikçilerin ve sipariş teslim noktası sahiplerinin zarar gördüğünü ifade etti.

RWB Başkanı Kim açıklamasında, “Wildberries altyapısına yapılan saldırılar, sivil vatandaşlara yapılan saldırılardır. Ve tekrar ediyorum; sadece Ruslara değil” dedi.

Şirket ekosisteminde Kırgızistan, Belarus, Kazakistan, Ermenistan, Özbekistan ve Çin’den yaklaşık 10 bin kişinin iş yürüttüğünü açıklayan Kim, bu ülkelerdeki girişimcilerin de milyarlarca rublelik zarara uğradığına dikkat çekti.

Askeri nitelikteki malların ticaretinin yapıldığı yönündeki suçlamalara yanıt veren Kim, ürün çeşitliliğinin diğer küresel pazaryerleriyle karşılaştırılmasını önerdi.

Kim, “Teröristlerin eylemlerinde hiçbir mantık, sağduyu ve rasyonellik yoktur ve olamaz. Düşman, Wildberries’e yönelik saldırıların sıradan Rus vatandaşlarını hedef aldığına dair kendisi kamuoyuna açıklamalarda bulundu” ifadelerini kullandı.

Şirket tesislerinin mevcut tüm koruma araçlarıyla donatıldığını ve güvenlik sistemlerinin her geçen gün güçlendirildiğini aktaran Kim, “Saldırıların büyük bölümünü başarıyla püskürtüyor olmamız bunun doğrudan kanıtıdır” diye konuştu.

RWB Başkanı, birleşmenin gerçekleştiği 2024 yılından itibaren depolardaki yangın güvenliği sisteminin tamamen yenilendiğini bildirdi. Bu süreçte özel yangın söndürme ekiplerinin kurulduğunu, modern yangın söndürme sistemlerinin devreye alındığını ve düzenli tahliye tatbikatlarının yapıldığını aktardı.

Tüm depolarda yangın güvenliğini sağlamak amacıyla her gün yaklaşık 2 bin kişinin görev yaptığını belirten Kim, “Bu durum, depolardaki insanların güvenliğini sağlamamıza, yangını hızla kontrol altına almamıza ve mümkün mertebe satıcılarımızın mallarını bütün olarak korumamıza imkan tanıdı ve tanımaya devam ediyor” dedi.

Ayrıca haberde, Wildberries’in malları zarar gören 97 binden fazla mağdur satıcıya ikinci dilim destek ödemelerini aktardığı bilgisi yer aldı.

Rusya’da asimetrik İHA saldırılarının makroekonomik sonuçları

Saldırılar mücbir sebep sayılarak hukuki uyarı yapıldı

Girişimcileri hukuki durum konusunda uyaran Kim, söz konusu saldırıların mücbir sebep (önlenemez durum) niteliği taşıdığını bildirdi.

Bu maddenin kullanıcı sözleşmelerine eklenmiş olmasının ya da bulunmamasının hukuken bir önemi olmadığını kaydeden Kim, kanun gereği zararların bu yolla tazmin edilmediğini söyledi. Kim, sorunları çözme vaadiyle hizmet sunan avukatlara itibar edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

İnternet ortamındaki risklere dikkat çeken Kim, “Ne yazık ki internette ortak felaketimizden haksız kazanç sağlamak isteyen çok sayıda dolandırıcı ve avukat türedi” diyerek yalnızca resmi kanallardan yapılan açıklamalara güvenilmesini tavsiye etti.

Zarar gören satıcılar için hükümetle devlet desteği hazırlanıyor

Ukrayna saldırılarında ürünleri zarar gören satıcılar için iki kademeli destek ödemesinin tamamlandığını vurgulayan Kim, ikinci destek dalgasından yaklaşık 100 bin küçük ve orta ölçekli işletme temsilcisinin yararlandığını aktardı.

Devlet nezdindeki girişimlere değinen Kim, “Küçük ve orta ölçekli işletmelerin çıkarlarının temsilcisi olarak hareket ettik ve ülke hükümetiyle zarar gören tüm girişimcilere yönelik kapsamlı destek tedbirlerini şimdiden görüştük. Şu anda herkesin yardım alacağı genel bir sistem geliştiriliyor” açıklamasını yaptı.

Büyük ortaklar için ilave kolaylıklar sağlandığını belirten Kim, masrafları şirket tarafından karşılanan artırılmış daimi müşteri indirimi ve “WB Bank” üzerinden kredi erteleme imkanı sunulduğunu kaydetti.

Kim, önümüzdeki haftadan itibaren saldırılardan en çok etkilenen bölgelerdeki girişimcilerle yüz yüze görüşmelerin planlandığını duyurdu.

Şirket yurtiçinde ve yurtdışında yeni lojistik alanları kiralıyor

Wildberries’in lojistik altyapısını hızla yeniden yapılandırdığını ve ürünleri alternatif tesislere yönlendirdiğini belirten Kim, “Rusya içinde ve dışında lojistik kapasite kiralanmasına yönelik onlarca teklif var elimizde, sözleşmelerin bir kısmı imzalandı bile. Bunun yanı sıra faaliyette bulunduğumuz ülkelerde inşa ettiğimiz kendi tesislerimizi de yakında hizmete açacağız” dedi.

Girişimcilik topluluğuna mevcut şartlara uyum sağlama çağrısında bulunan Kim, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Şu anda yapılabilecek tek şey, Rusya girişimcilik camiası olarak hepimizin soğukkanlılıkla yakın gelecek için bir yeniden yapılanma planına sahip olması, uyum sağlaması ve dönüşmesidir.”

Okumaya Devam Et

Rusya

Moskova merkezinde bombalı tuzak: Hedefte Rus general mi vardı?

Yayınlanma

Moskova’nın merkezindeki bir restoranda el yapımı bombanın patlatılması sonucu üç kişi yaşamını yitirdi, 21 kişi yaralandı. Kudrinskaya Meydanı’ndaki restoranda düzenlenen özel partiyi hedef alan patlamanın Hava Uzay Kuvvetleri Komutanı Çayko’ya yönelik bir suikast girişimi olduğu ileri sürüldü.

Moskova’nın merkezindeki Kudrinskaya Meydanı’nda bulunan bir restoranda el yapımı patlayıcı infilak ettirildi.

Ulusal Terörle Mücadele Komitesi Bilgi Merkezinden yapılan açıklamaya dayandırılan bilgilere göre, restorandaki patlamada üç kişi yaşamını yitirdi, 21 kişi de yaralandı.

Olayda hayatını kaybeden üç kişinin restorandaki bir müşteri, bu müşterinin koruması ve binaya bombayı sokmaya çalışan bir kadın olduğu bildirildi.

Kommersant gazetesi, patlamanın Balzi Rossi restoranının verandasındaki özel bir etkinliğe katılan konukları hedef aldığını yazdı.

Habere göre parti sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleşiyordu. İçeriye patlayıcı mekanizmayı sokmaya çalışan kadın, kendisini durduran güvenlik görevlisine kutuda hediye taşıdığını söyledi. Güvenlik görevlisinin kutuyu kontrol etmeye karar verdiği sırada patlama meydana geldi.

Gazeteye konuşan bir kaynak, “Bomba uzaktan kumandayla patlatıldı. Patlamanın şiddeti bir kilogram TNT’ye eşdeğerdi ve düzeneğe metal bilyeler yerleştirilmişti, bu yüzden restoranın verandasındaki insanlar da yaralandı” dedi.

Kaynağın aktardığına göre, kurye kadın patlamanın etkisiyle “tam anlamıyla parçalara ayrıldı” ve kadının eli patlama yerinden 10 metreden daha uzak bir mesafede, yol üzerinde bulundu.

ASTRA yayını, bir görgü tanığına dayanarak Balzi Rossi restoranında bir generalin doğum gününün kutlandığını yazdı. Askeri analist Yan Matveyev, 1 Ağustos’ta iki Rus generalin doğum günü olduğunu belirtti. Bu isimlerden birinin 106’ncı Hava İndirme Tümeni’ne komuta eden ve 2022’de Kiev’e yönelik taarruzda yer alan Tümgeneral Vladimir Seliverstov, diğerinin ise Savunma Bakanlığı Ulaştırma Destek Departmanı Başkanı Korgeneral Aleksandr Yaroşeviç olduğu kaydedildi.

Matveyev, kutlamanın tam gününde yapılmamış olabileceğini belirterek, “Orada Rusya Hava Uzay Kuvvetleri Komutanı Çayko onuruna bir parti verilmiş olabileceği yönünde bir tahmin var” değerlendirmesini yaptı.

Ukraynalı blog yazarı Anatoliy Şariy’in yayımladığı görüntü de Balzi Rossi’deki doğum günü partisinin Çayko için düzenlendiği tezini destekliyor.

Videoda restoran salonunun duvarında “Aleksandr 55. yaşında” yazılı bir afiş görülüyor. Aleksandr Çayko 27 Haziran’da 55 yaşına girmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English