Amerika
Warsh, Fed-Hazine anlaşmasının yenilenmesini istedi

Trump’ın Fed Başkanı adayı Kevin Warsh, 1951’de imzalanan Fed-Hazine anlaşmasının yeni bir versiyonu ile iki kurum arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesini desteklediğini açıkladı.
Bu anlaşma, Fed’in tahvil piyasasındaki etkisini önemli ölçüde sınırlıyor ama küresel finans krizi ve Covid krizi sırasında trilyonlarca dolarlık menkul kıymet alımı yapıldıktan sonra, bugün bu durum geçerli değil.
Ne Warsh ne de Hazine Bakanı Scott Bessent, yeni Fed başkanının göreve başlamasından sonra ne yapacaklarını henüz ayrıntılı olarak açıklamadı.
Warsh, geçen yılki CNBC röportajında, bir anlaşmanın Fed’in bilanço büyüklüğünü “açıkça ve dikkatlice” tanımlayabileceğini ve Hazinenin borç ihraç planlarını ortaya koyabileceğini söylemişti.
Bir yenileme, 30 trilyon dolarlık Hazine piyasası için kısa vadede çok az etkisi olan, sadece bürokratik bir değişiklik olabilir.
Fakat Fed’in mevcut 6 trilyon doları aşan menkul kıymet portföyünün yeniden düzenlenmesini içeren daha iddialı bir girişim, volatilitenin artmasına ve senaryoya bağlı olarak ABD merkez bankasının bağımsızlığı konusundaki endişelerin derinleşmesine neden olabilir.
Fed-Hazine görüşmelerinin üzerinde gölge gibi duran isim, geçen yıl merkez bankasının faiz oranlarını belirlemedeki görevlerinden birinin hükümetin borç maliyetlerini gözetmek olduğunu savunan Trump olacak.
Bu maliyetler şu anda yıllık yaklaşık 1 trilyon dolar, yani bütçe açığının yarısı kadar.
1951 anlaşması tam da bunu sona erdirmişti. Fed, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında federal borçlanma maliyetlerini düşük tutmak için hem kısa hem de uzun vadeli Hazine tahvillerinin getirilerini sınırlamıştı.
Fakat bu reçete, savaş sonrası enflasyonun yükselmesine neden oldu. Truman yönetimi, Fed’in para politikası üzerindeki özerkliğini kesinleştiren bir dönüm noktasında, politika yapıcıların faiz oranlarını kendi başlarına belirlemelerine izin vermeyi kabul etmişti.
Warsh, geçen nisan ayında, Fed’in finansal kriz ve pandeminin ardından gerçekleştirdiği büyük çaplı tahvil alımlarıyla 1951 ilkelerini fiilen ihlal ettiğini söylemişti.
Röportajlarda ve konuşmalarda, bu eylemlerin hükümetin “pervasız borçlanmasını teşvik ettiğini” savundu.
Bessent de benzer şekilde, merkez bankasını bu tür niceliksel genişlemeyi çok uzun süre sürdürdüğü için eleştiriyor ve bunun piyasanın önemli finansal sinyaller verme yeteneğine bile zarar verdiğini söylüyor.
Jerome Powell’ın halefini seçmek için yapılan inceleme sürecini denetleyen Hazine Bakanı, Fed’in “gerçek acil durumlarda ve hükümetin geri kalanıyla koordineli olarak” niceliksel genişleme yapmasını savundu.
Dolayısıyla, yeni bir anlaşma, günlük likidite yönetimi dışında, Fed’in piyasa koşulları elverdiğinde parasal genişlemeyi durdurmak amacıyla, sadece Hazinenin onayıyla büyük ölçekli Hazine tahvili alımları yapacağını açıkça belirtebilir.
Ne var ki, Hazineyi Fed’in kararlarına bu şekilde dahil etmek, başka yorumlara yol açabilir. Evercore ISI’dan Krishna Guha, “Yatırımcılar bunu, Bessent’in herhangi bir niceliksel sıkılaştırma planına ‘yumuşak veto’ hakkına sahip olacağı anlamına geldiği şeklinde yorumlayacaktır,” dedi.
Anlaşmanın daha somut bir versiyonu, birçok piyasa katılımcısının beklediği şeyi ortaya koyacaktır: Fed’in Hazine tahvillerinin orta ve uzun vadeli menkul kıymetlerden 12 ay veya daha kısa vadeli tahvillere kaydırılması.
Bu durumda Hazine, tahvil ve bonoların satışını azaltabilir veya aksi takdirde olduğu kadar artırmayabilir.
Çarşamba günü borç yönetimi ile ilgili üç aylık açıklamasında, bakanlık Fed’in eylemleri ile ihraç planları arasında bir bağlantı kurdu ve merkez bankasının son dönemde tahvil alımlarını artırmasını takip ettiğini belirtti.
Brandywine Global’den Jack McIntyre, “Fed ile Hazine Bakanlığı arasında daha yakın bir işbirliği yolunda ilerliyoruz. Asıl soru, bu işbirliğinin daha da genişleyip genişlemeyeceği,” dedi.
Öte yandan yatırımcılar, Fed’in eylemlerini enflasyonla mücadele görevinden uzaklaştığı şeklinde yorumlayarak, volatilitenin artması ve enflasyon beklentilerinin yükselmesi ihtimalini artırıyor.
En kötü senaryoda, ABD dolarının cazibesi ve Hazine tahvillerinin güvenli liman statüsü zayıflayabilir.
Columbia Threadneedle Investments’ın portföy yöneticisi Ed Al-Hussainy, “Hazinenin öngörülebilir gelecekte Fed’in borcun bir kısmını veya eğrinin bir kısmını satın alacağına güvenebileceğini ima eden bir anlaşma varsa, bu çok, çok sorunlu bir durum,” dedi.
Öte yandan RBC BlueBay Asset Management’ın baş yatırım sorumlusu Mark Dowding, Warsh’un Fed’i ayrı tutmaya kararlı olacağını savunuyor ve “Bu, daha fazla işbirliğini dışlamıyor, fakat resmi bir anlaşmanın olasılığını azaltıyor,” diyor.
Diğerleri ise, Fed’in tahvil piyasasında federal otoritelerin etkisini yeniden canlandırmak için çok aşamalı bir girişimin parçası olduğu geniş kapsamlı senaryolar ortaya koydu.
Evercore ISI’nin merkez bankası stratejisi başkanı Guha, Fed’in 2 trilyon dolarlık mortgage tahvili portföyünü Hazine ile tahviller karşılığında takas etmesi fikrini ortaya attı.
Bu, birkaç engel teşkil etse ve nihayetinde olası görünmese de, bir hedef, Trump yönetiminin odak noktası olan mortgage faiz oranlarını düşürmek olabilir.
Başkan geçen ay, devlet kontrolündeki Fannie Mae ve Freddie Mac’e, potansiyel ev alıcılarının borçlanma maliyetlerini sınırlamak için 200 milyar dolarlık mortgage destekli menkul kıymet satın almaları talimatını verdi.
Pacific Investment Management’ın küresel ekonomi danışmanı ve eski Fed başkan yardımcısı Richard Clarida, yeni bir anlaşmanın “zamanla, Fed’in Hazine ve belki de konut ajansları Fannie Mae ve Freddie Mac ile birlikte çalışarak bilanço büyüklüğünü küçültmesi için bir çerçeve sağlayabileceğini” yazdı.
Warsh’un Bessent ile tek başına bir anlaşma yapamayacağı neredeyse kesin. Fakat bazı mevcut Fed politika yapıcıları, merkez bankasının portföyünü tahvillere kaydırma fikrini desteklemiş ve uzun vadeli varlıklara olan yoğun maruziyetinin artık piyasa yapısını yansıtmadığını savunmuştur.
Deutsche Bank stratejistleri, Warsh liderliğindeki Fed’in önümüzdeki beş ila yedi yıl boyunca Hazine bonolarının aktif bir alıcısı olacağını öngördü.
Bir senaryoda, T-bonoların şu anda %5’in altındaki oranından %55’e kadar yükselmesini öngörüyorlar.
Bununla birlikte, Hazinenin faizli menkul kıymetler yerine tahviller satmaya yönelmesi de maliyetli olacak.
Sürekli olarak devasa miktarda borcun yenilenmesi, Hazinenin borçlanma maliyetlerinin oynaklığını artıracaktır.
Anlaşma olsun ya da olmasın, piyasa katılımcıları tahvil piyasası konusunda Fed ile Hazine Bakanlığı arasında daha sıkı bir ilişki kurulmasını bekliyorlar.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Amerika
ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.
ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.
Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.
Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”
Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.
Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.
Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.
Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.
İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.
Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.
Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor
Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.
Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.
Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.
Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.
Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.
Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.
WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.
Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları









