Amerika
Epstein’in Silikon Vadisi bağlantıları göründüğünden daha derin

Son yayınlanan belgeler, Jeffrey Epstein’in Silikon Vadisi çevresi ile kurduğu ilişkilerin tahmin edilenden çok daha karmaşık olduğuna işaret ediyor.
Dosyalar özellikle, dünyanın en zengin iki insanı olan teknoloji devi Elon Musk ve Microsoft’un kurucu ortağı Bill Gates’in iletişim ve toplantılarına atıfta bulunuyor.
Fakat CNBC’nin araştırmasına göre bu iki milyarder, yeni belgelerde tekrar tekrar adı geçen tek teknoloji isimleri değil. Adı geçen diğer teknoloji yöneticileri arasında Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin, risk sermayedarı ve Palantir’in kurucusu Peter Thiel, eski Microsoft yöneticisi Steven Sinofsky ve LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman da bulunuyor.
Thiel, Musk ve Hoffman, “PayPal mafyası” olarak bilinen kurucu grubun üyeleri.
Bu yöneticiler geçmişte Epstein ile bağlantılı olsalar da, yeni açıklamalar, e-postalar, programlar ve fotoğraflardan oluşan kayıtlar aracılığıyla, hüküm giymiş seks suçlusu ile olan ilişkilerinden daha önce bilinenlerden daha fazlasını ortaya koyuyor.
Brin ve Sinofsky konuyla ilgili yorum yapmazken, Theil ve Hoffman Epstein ile yalnızca yasal ve meşru amaçlarla ilişki kurduklarını söylediler.
Yetkililer, kayıtlarda adı geçenlerin suç işlediğine dair bir kanıt olmadığını ve bu isimlerin sözde müşteri listesi veya şantaj planının bir parçası olduğunu kanıtlamadığını vurguladılar.
Yine de, dosyalar Epstein’in 2019’daki ölümünden önce Silikon Vadisi’nin en güçlü çevrelerine kendini yerleştirmek ve bazen de bu çevrelerin sırdaşı ve simsarı olmak için uzun süredir gösterdiği çabaların bir resmini çizmeye yardımcı oluyor.
Peter Thiel, PayPal ve Palantir’in kurucu ortağı
Palantir ve PayPal’un kurucu ortağı Peter Thiel de Epstein dosyalarında yer alıyor. Son yayınlanan dosyada ikisi arasındaki ve ikisiyle ilgili yazışmalar yer alıyor.
Bu yazışmalar 2014 civarında başlamış ve Epstein’in federal seks kaçakçılığı suçlamasıyla tutuklanmasından sadece birkaç ay önce, 2019 civarına kadar sürmüş görünüyor.
Bu, Epstein’in 2006’da ilk kez resmi olarak cinsel suçlarla suçlanmasından çok sonrasına sarkan bir ilişki demek.
Materyaller arasında, Epstein ve eski İsrail başbakanı Ehud Barak arasında tarihsiz bir konuşmanın kaydı da bulunuyor. Bu kayıtta Epstein, Thiel’den de bahsediyor.
Kayıtta Epstein, Barak’a bağlantılarını kullanarak bir şirkette kazançlı bir pozisyon elde etmek için nasıl hareket etmesi gerektiğini tavsiye ediyor ve Palantir’i potansiyel bir seçenek olarak gösteriyor.
Henüz Thiel ile tanışmadığını ama onu gelecek hafta görmeyi umduğunu da ekliyor.
İkili, yıllar boyunca toplantı planları, Trump kampanyası hakkında tartışmalar ve diğer gayri resmi yazışmalar içeren e-postalarla gerçekten daha iyi tanışacaktı.
Planlanan bir toplantı öncesinde, Thiel’in ekibi Epstein’in personeline onun diyet detaylarını bile göndermiş.
Kasım ayında Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi tarafından yayınlanan belgeler, Epstein’in Thiel’i Karayiplerdeki kötü şöhretli adasına davet ettiğini de ortaya koyuyordu.
CNBC’nin yorum talebine yanıt olarak, Thiel’in bir temsilcisi, patronunun Virgin Adalarındaki özel adayı hiç ziyaret etmediğini ileri sürdü.
New York Times haziran ayında, Epstein’in 2015 ve 2016 yıllarında Thiel’in kurucu ortağı olduğu bir risk sermayesi şirketi tarafından yönetilen iki fona 40 milyon dolar yatırım yaptığını bildirmişti.
16 Ağustos 2024’te yayınlanan bir podcast’te Thiel, Epstein ile olan bazı karşılaşmalarını anlatmış ve LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman’ın tanıştırmasıyla 2014’ten itibaren birkaç kez görüştüklerini belirtmişti.
Thiel, görüşmelerin vergi ve finansal danışmanlık üzerine odaklandığını söylemişti. Epstein’in 2008’de aldığı hafif ceza ve ortak tanıdıklarının yargısına olan güveni nedeniyle Epstein’in önceki suçlarının ciddiyetini hafife aldığını da eklemişti.
Reid Hoffman, LinkedIn’in kurucu ortağı
En son yayınlanan Epstein dosyaları, 2002’de LinkedIn’i kuran Reid Hoffman’a birçok atıfta bulunuyor ve ikili arasındaki yazışmalarda birkaç dostane e-posta alışverişi görülüyor.
Yazışmaların çoğu MIT Medya Laboratuvarı için bağış toplama üzerine olsa da, kişisel etkileşimler, vergi danışmanlığı, toplantı planları ve Hoffman’ın Epstein’e gönderdiği hediyelerden bahsediliyor.
Belgeler ayrıca Hoffman’ın 2014 yılında Epstein’in özel adasını ziyaret ettiğini de doğruluyor.
Hoffman daha önce adayı ziyaret ettiğini kabul etmiş ve gezinin tamamen hayırseverlik amaçlı olduğunu, daha sonra Epstein hakkında önceden daha kapsamlı araştırma yapmadığı için pişman olduğunu söylemişti.
Fakat diğer e-postalar, Epstein’in New Mexico’daki Zorro Ranch ve Manhattan’daki dairesi de dahil olmak üzere mülklerine ek ziyaretler planlandığını gösteriyor; bu gezilerin hangilerinin gerçekten gerçekleştiği belli değil.
Hoffman kısa süre önce 2016 yılında Palo Alto ve Cambridge’de Epstein ile yaptığı görüşmeleri doğruladı.
Epstein, Hoffman’dan “çok yakın bir arkadaş” olarak bahsediyor ve bir noktada internet girişimcisini görmeyi ve onunla konuşmayı özlediğini söylüyor.
2014 tarihli e-postalar, finansörün Hoffman’ı Hindistan’daki yatırım fırsatlarıyla buluşturmaya çalıştığını da gösteriyor.
Bu arada, Epstein’in 2015 yılında gönderdiği bir e-postada, Hoffman’ın Palo Alto’da düzenlediği ve Zuckerberg, Musk, Thiel ve MIT sinirbilimcisi Ed Boyden’ın katıldığı bir akşam yemeğinden bahsediliyordu.
Hoffman, etkinlikten sonra Zuckerberg ve Epstein’i e-posta yoluyla birbirleriyle tanıştırdı.
Bir Meta sözcüsü 2019 yılında yaptığı açıklamada, Zuckerberg’in akşam yemeğinden sonra Epstein ile bir daha iletişim kurmadığını öne sürmüştü.
Hoffman, CNBC’nin yorum talebine yanıt vermedi. Daha önce Epstein ile olan ilişkilerinden pişman olduğunu söylemiş ve Epstein dosyalarının tamamen açıklanmasını talep etmişti.
Sergey Brin, Google’ın kurucu ortağı
Dosyalarda, e-posta yazışmaları da dahil olmak üzere Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin’e yapılan birçok atıf da yer alıyor.
Nisan 2003’teki bir e-posta yazışması, Brin’in Epstein’in suç ortağı olarak hüküm giymiş Ghislaine Maxwell ile Epstein’in New York’taki malikanesindeki olası akşam yemeği planları hakkında iletişim kurduğunu gösteriyor.
Bu yazışmalar, ikilinin daha önceki bir karşılaşmasının devamı gibi görünüyor. Maxwell, “Jeffrey’in evindeki akşam yemekleri her zaman neşeli, rahat ve samimi geçer. Sizi görmek için sabırsızlanıyorum,” diye yazıyor.
Epstein ve Brin arasındaki bağlantılar daha önce de belgelenmişti ama herhangi bir suç iddiası yöneltilmemişti.
2004 yılında Epstein, ABD Virgin Adaları hükümetinin JPMorgan aleyhine ABD bölge mahkemesinde açtığı davada, Brin’i JPMorgan’a müşteri olarak yönlendirdiği ve daha sonra vergi danışmanlığı için banka yöneticileriyle bağlantı kurduğu iddia edilmişti.
ABD Virgin Adaları, Mart 2023’te Epstein’in JPMorgan ile olan ilişkilerine ilişkin belgeler için Brin’i mahkemeye çağırmıştı.
Bu arada, 2024 yılında Maxwell’in davasıyla ilgili olarak açığa çıkan mahkeme belgeleri, Epstein’i suçlayan Sarah Ransome’un Epstein’in adasında Brin ve o zamanki nişanlısı Anne Wojcicki ile tanıştığını iddia ettiği delilleri içeriyordu.
Brin, 3 Aralık 2019’da Google’ın ana şirketi Alphabet’in başkanlığından istifa etmiş ve o sırada bu rolde artık kendisine ihtiyaç olmadığını söylemişti.
Fakat Brin kontrol hissedarı ve yönetim kurulu üyesi olarak görevine devam etti.
2023’ün sonlarında yarı emeklilikten döndü ve Gemini üzerindeki çalışmalar da dahil olmak üzere şirketin yapay zeka girişimlerine aktif olarak katkıda bulunmaya başladı.
Steven Sinofsky, eski Microsoft yöneticisi
Epstein ile Windows ve Office gibi önemli ürünleri yöneten eski Microsoft yöneticisi Steven Sinofsky arasındaki ilişkinin ayrıntıları da son dosyalarda ortaya çıktı.
Belgeler, Sinofsky’nin 2012’de Microsoft’tan ayrıldıktan sonra, ayrılma koşulları konusunda Epstein’in tavsiyesini aldığını gösteriyor.
Şu anda risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz’in yönetim kurulu ortağı olan Sinofsky, Microsoft’un 14 milyon dolarlık emeklilik anlaşmasının şartlarını açıklamasından yaklaşık üç ay sonra, Eylül 2013’te Epstein’e e-posta göndererek şöyle yazıyor: “Ödememi aldım. Sen de alacaksın :)”
Sinofsky, 2018 yılı boyunca Epstein’e e-posta göndermeye devam ederek, mali durumu, kariyer beklentileri ve New York, San Francisco ve Seattle’daki sosyal etkinlikleri hakkında konuşmuş.
Kasım 2012 tarihli bir e-posta yazışması da Epstein’in Sinofsky ile Apple CEO’su Tim Cook arasında, iş fırsatları konusunda olası bir görüşme konusuna atıfta bulunduğunu gösteriyor.
E-postada Epstein, bağlamı net olmasa da, Cook ile yakın zamanda konuştuğunu ve “Tim Cook’un Sinofsky ile görüşmekten heyecan duyduğunu” belirttiği görülüyor.
Aylar sonra Sinofsky, Cook ile yapılacak bir görüşme hakkında Epstein’e e-posta göndermiş.
Bill Gates, Microsoft’un kurucusu
Epstein’in, daha önceki belge yayınlarında adı geçen Microsoft’un kurucu ortağı Bill Gates ile olan ilişkisi de, son açıklamalarda bahsedilmesinin ardından son haftalarda yoğun bir incelemeye tabi tutuldu.
Bunlar arasında, Epstein’in Gates için evlilik dışı ilişkiler ve cinsel karşılaşmaların kolaylaştırılmasına yardımcı olduğunu ima eden, kendisine yazdığı e-posta taslakları da bulunuyordu.
Çarşamba günü Avustralya’nın 9News kanalına verdiği röportajda Gates, yeni dosyalarla ilgili suçlamaları reddetti ve Epstein’in iddialarını “kesinlikle saçma ve tamamen yanlış” olarak nitelendirdi.
Epstein ile olan etkileşimlerinin potansiyel hayırseverlik tartışmalarına yönelik akşam yemekleriyle sınırlı olduğunu vurgulayan Gates, “asla adaya gitmediğini” ve “hiçbir kadınla tanışmadığını” da ekledi.
Yeni Epstein belgelerinden Trump hakkında bilinmeyenler çıktı
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı









