Bizi Takip Edin

Amerika

Epstein’in Silikon Vadisi bağlantıları göründüğünden daha derin

Yayınlanma

Son yayınlanan belgeler, Jeffrey Epstein’in Silikon Vadisi çevresi ile kurduğu ilişkilerin tahmin edilenden çok daha karmaşık olduğuna işaret ediyor.

Dosyalar özellikle, dünyanın en zengin iki insanı olan teknoloji devi Elon Musk ve Microsoft’un kurucu ortağı Bill Gates’in iletişim ve toplantılarına atıfta bulunuyor. 

Fakat CNBC’nin araştırmasına göre bu iki milyarder, yeni belgelerde tekrar tekrar adı geçen tek teknoloji isimleri değil. Adı geçen diğer teknoloji yöneticileri arasında Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin, risk sermayedarı ve Palantir’in kurucusu Peter Thiel, eski Microsoft yöneticisi Steven Sinofsky ve LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman da bulunuyor.

Thiel, Musk ve Hoffman, “PayPal mafyası” olarak bilinen kurucu grubun üyeleri.

Bu yöneticiler geçmişte Epstein ile bağlantılı olsalar da, yeni açıklamalar, e-postalar, programlar ve fotoğraflardan oluşan kayıtlar aracılığıyla, hüküm giymiş seks suçlusu ile olan ilişkilerinden daha önce bilinenlerden daha fazlasını ortaya koyuyor.

Brin ve Sinofsky konuyla ilgili yorum yapmazken, Theil ve Hoffman Epstein ile yalnızca yasal ve meşru amaçlarla ilişki kurduklarını söylediler.

Yetkililer, kayıtlarda adı geçenlerin suç işlediğine dair bir kanıt olmadığını ve bu isimlerin sözde müşteri listesi veya şantaj planının bir parçası olduğunu kanıtlamadığını vurguladılar.

Yine de, dosyalar Epstein’in 2019’daki ölümünden önce Silikon Vadisi’nin en güçlü çevrelerine kendini yerleştirmek ve bazen de bu çevrelerin sırdaşı ve simsarı olmak için uzun süredir gösterdiği çabaların bir resmini çizmeye yardımcı oluyor.

Epstein e-postalarına kenar notları

Peter Thiel, PayPal ve Palantir’in kurucu ortağı

Palantir ve PayPal’un kurucu ortağı Peter Thiel de Epstein dosyalarında yer alıyor. Son yayınlanan dosyada ikisi arasındaki ve ikisiyle ilgili yazışmalar yer alıyor.

Bu yazışmalar 2014 civarında başlamış ve Epstein’in federal seks kaçakçılığı suçlamasıyla tutuklanmasından sadece birkaç ay önce, 2019 civarına kadar sürmüş görünüyor.

Bu, Epstein’in 2006’da ilk kez resmi olarak cinsel suçlarla suçlanmasından çok sonrasına sarkan bir ilişki demek.

Materyaller arasında, Epstein ve eski İsrail başbakanı Ehud Barak arasında tarihsiz bir konuşmanın kaydı da bulunuyor. Bu kayıtta Epstein, Thiel’den de bahsediyor.

Kayıtta Epstein, Barak’a bağlantılarını kullanarak bir şirkette kazançlı bir pozisyon elde etmek için nasıl hareket etmesi gerektiğini tavsiye ediyor ve Palantir’i potansiyel bir seçenek olarak gösteriyor.

Henüz Thiel ile tanışmadığını ama onu gelecek hafta görmeyi umduğunu da ekliyor.

İkili, yıllar boyunca toplantı planları, Trump kampanyası hakkında tartışmalar ve diğer gayri resmi yazışmalar içeren e-postalarla gerçekten daha iyi tanışacaktı.

Planlanan bir toplantı öncesinde, Thiel’in ekibi Epstein’in personeline onun diyet detaylarını bile göndermiş.

Kasım ayında Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi tarafından yayınlanan belgeler, Epstein’in Thiel’i Karayiplerdeki kötü şöhretli adasına davet ettiğini de ortaya koyuyordu.

CNBC’nin yorum talebine yanıt olarak, Thiel’in bir temsilcisi, patronunun Virgin Adalarındaki özel adayı hiç ziyaret etmediğini ileri sürdü.

New York Times haziran ayında, Epstein’in 2015 ve 2016 yıllarında Thiel’in kurucu ortağı olduğu bir risk sermayesi şirketi tarafından yönetilen iki fona 40 milyon dolar yatırım yaptığını bildirmişti.

16 Ağustos 2024’te yayınlanan bir podcast’te Thiel, Epstein ile olan bazı karşılaşmalarını anlatmış ve LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman’ın tanıştırmasıyla 2014’ten itibaren birkaç kez görüştüklerini belirtmişti.

Thiel, görüşmelerin vergi ve finansal danışmanlık üzerine odaklandığını söylemişti. Epstein’in 2008’de aldığı hafif ceza ve ortak tanıdıklarının yargısına olan güveni nedeniyle Epstein’in önceki suçlarının ciddiyetini hafife aldığını da eklemişti.

Epstein, müesses nizama karşı

Reid Hoffman, LinkedIn’in kurucu ortağı

En son yayınlanan Epstein dosyaları, 2002’de LinkedIn’i kuran Reid Hoffman’a birçok atıfta bulunuyor ve ikili arasındaki yazışmalarda birkaç dostane e-posta alışverişi görülüyor.

Yazışmaların çoğu MIT Medya Laboratuvarı için bağış toplama üzerine olsa da, kişisel etkileşimler, vergi danışmanlığı, toplantı planları ve Hoffman’ın Epstein’e gönderdiği hediyelerden bahsediliyor.

Belgeler ayrıca Hoffman’ın 2014 yılında Epstein’in özel adasını ziyaret ettiğini de doğruluyor.

Hoffman daha önce adayı ziyaret ettiğini kabul etmiş ve gezinin tamamen hayırseverlik amaçlı olduğunu, daha sonra Epstein hakkında önceden daha kapsamlı araştırma yapmadığı için pişman olduğunu söylemişti.

Fakat diğer e-postalar, Epstein’in New Mexico’daki Zorro Ranch ve Manhattan’daki dairesi de dahil olmak üzere mülklerine ek ziyaretler planlandığını gösteriyor; bu gezilerin hangilerinin gerçekten gerçekleştiği belli değil. 

Hoffman kısa süre önce 2016 yılında Palo Alto ve Cambridge’de Epstein ile yaptığı görüşmeleri doğruladı.

Epstein, Hoffman’dan “çok yakın bir arkadaş” olarak bahsediyor ve bir noktada internet girişimcisini görmeyi ve onunla konuşmayı özlediğini söylüyor.

2014 tarihli e-postalar, finansörün Hoffman’ı Hindistan’daki yatırım fırsatlarıyla buluşturmaya çalıştığını da gösteriyor.

Bu arada, Epstein’in 2015 yılında gönderdiği bir e-postada, Hoffman’ın Palo Alto’da düzenlediği ve Zuckerberg, Musk, Thiel ve MIT sinirbilimcisi Ed Boyden’ın katıldığı bir akşam yemeğinden bahsediliyordu.

Hoffman, etkinlikten sonra Zuckerberg ve Epstein’i e-posta yoluyla birbirleriyle tanıştırdı.  

Bir Meta sözcüsü 2019 yılında yaptığı açıklamada, Zuckerberg’in akşam yemeğinden sonra Epstein ile bir daha iletişim kurmadığını öne sürmüştü.

Hoffman, CNBC’nin yorum talebine yanıt vermedi. Daha önce Epstein ile olan ilişkilerinden pişman olduğunu söylemiş ve Epstein dosyalarının tamamen açıklanmasını talep etmişti.

Epstein, Coinbase’in ilk yatırımcılarındanmış

Sergey Brin, Google’ın kurucu ortağı

Dosyalarda, e-posta yazışmaları da dahil olmak üzere Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin’e yapılan birçok atıf da yer alıyor.

Nisan 2003’teki bir e-posta yazışması, Brin’in Epstein’in suç ortağı olarak hüküm giymiş Ghislaine Maxwell ile Epstein’in New York’taki malikanesindeki olası akşam yemeği planları hakkında iletişim kurduğunu gösteriyor.

Bu yazışmalar, ikilinin daha önceki bir karşılaşmasının devamı gibi görünüyor. Maxwell, “Jeffrey’in evindeki akşam yemekleri her zaman neşeli, rahat ve samimi geçer. Sizi görmek için sabırsızlanıyorum,” diye yazıyor.

Epstein ve Brin arasındaki bağlantılar daha önce de belgelenmişti ama herhangi bir suç iddiası yöneltilmemişti.

2004 yılında Epstein, ABD Virgin Adaları hükümetinin JPMorgan aleyhine ABD bölge mahkemesinde açtığı davada, Brin’i JPMorgan’a müşteri olarak yönlendirdiği ve daha sonra vergi danışmanlığı için banka yöneticileriyle bağlantı kurduğu iddia edilmişti.

ABD Virgin Adaları, Mart 2023’te Epstein’in JPMorgan ile olan ilişkilerine ilişkin belgeler için Brin’i mahkemeye çağırmıştı.

Bu arada, 2024 yılında Maxwell’in davasıyla ilgili olarak açığa çıkan mahkeme belgeleri, Epstein’i suçlayan Sarah Ransome’un Epstein’in adasında Brin ve o zamanki nişanlısı Anne Wojcicki ile tanıştığını iddia ettiği delilleri içeriyordu.

Brin, 3 Aralık 2019’da Google’ın ana şirketi Alphabet’in başkanlığından istifa etmiş ve o sırada bu rolde artık kendisine ihtiyaç olmadığını söylemişti.

Fakat Brin kontrol hissedarı ve yönetim kurulu üyesi olarak görevine devam etti.

2023’ün sonlarında yarı emeklilikten döndü ve Gemini üzerindeki çalışmalar da dahil olmak üzere şirketin yapay zeka girişimlerine aktif olarak katkıda bulunmaya başladı.

Epstein ve Avrupa: Eski kıtada kimin eli kimin cebinde?

Steven Sinofsky, eski Microsoft yöneticisi

Epstein ile Windows ve Office gibi önemli ürünleri yöneten eski Microsoft yöneticisi Steven Sinofsky arasındaki ilişkinin ayrıntıları da son dosyalarda ortaya çıktı.

Belgeler, Sinofsky’nin 2012’de Microsoft’tan ayrıldıktan sonra, ayrılma koşulları konusunda Epstein’in tavsiyesini aldığını gösteriyor.

Şu anda risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz’in yönetim kurulu ortağı olan Sinofsky, Microsoft’un 14 milyon dolarlık emeklilik anlaşmasının şartlarını açıklamasından yaklaşık üç ay sonra, Eylül 2013’te Epstein’e e-posta göndererek şöyle yazıyor: “Ödememi aldım. Sen de alacaksın :)”

Sinofsky, 2018 yılı boyunca Epstein’e e-posta göndermeye devam ederek, mali durumu, kariyer beklentileri ve New York, San Francisco ve Seattle’daki sosyal etkinlikleri hakkında konuşmuş.

Kasım 2012 tarihli bir e-posta yazışması da Epstein’in Sinofsky ile Apple CEO’su Tim Cook arasında, iş fırsatları konusunda olası bir görüşme konusuna atıfta bulunduğunu gösteriyor.

E-postada Epstein, bağlamı net olmasa da, Cook ile yakın zamanda konuştuğunu ve “Tim Cook’un Sinofsky ile görüşmekten heyecan duyduğunu” belirttiği görülüyor.

Aylar sonra Sinofsky, Cook ile yapılacak bir görüşme hakkında Epstein’e e-posta göndermiş.

Bill Gates, Microsoft’un kurucusu

Epstein’in, daha önceki belge yayınlarında adı geçen Microsoft’un kurucu ortağı Bill Gates ile olan ilişkisi de, son açıklamalarda bahsedilmesinin ardından son haftalarda yoğun bir incelemeye tabi tutuldu.

Bunlar arasında, Epstein’in Gates için evlilik dışı ilişkiler ve cinsel karşılaşmaların kolaylaştırılmasına yardımcı olduğunu ima eden, kendisine yazdığı e-posta taslakları da bulunuyordu.

Çarşamba günü Avustralya’nın 9News kanalına verdiği röportajda Gates, yeni dosyalarla ilgili suçlamaları reddetti ve Epstein’in iddialarını “kesinlikle saçma ve tamamen yanlış” olarak nitelendirdi.

Epstein ile olan etkileşimlerinin potansiyel hayırseverlik tartışmalarına yönelik akşam yemekleriyle sınırlı olduğunu vurgulayan Gates, “asla adaya gitmediğini” ve “hiçbir kadınla tanışmadığını” da ekledi.

Yeni Epstein belgelerinden Trump hakkında bilinmeyenler çıktı

Amerika

ABD’de Cumhuriyetçi adaylara geçim sıkıntısı uyarısı

Yayınlanma

Muhafazakar eğilimli Americans for Prosperity Action grubu, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı konusunda seçmenin güvenini kazanamaması halinde Kongre’nin her iki kanadını da kaybedebileceğini açıkladı. Kuruluşun yöneticileri, adayların ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelik verdiği SAVE America Yasası yerine hayat pahalılığına odaklanması gerektiğini belirtti.

Muhafazakar eğilimli siyasi faaliyet grubu Americans for Prosperity Action (AFP Action), Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı konularında seçmenlerin güvenini yeniden kazanamaması durumunda yalnızca Temsilciler Meclisi’ni değil, Senato’yu da kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.

Grup, bu konunun çok kritik olduğunu belirterek, seçim kampanyası sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın önem verdiği SAVE America Yasası (SAVE America Act) dahil olmak üzere, diğer tüm konulara odaklanmaktan kaçınılması gerektiğini savunuyor.

Americans for Prosperity Başkanı ve AFP Action Kıdemli Danışmanı Emily Seidel, geçen hafta yaptığı açıklamada, “Eğer adaylar sahada hayat pahalılığı dışındaki konuları konuşuyorlarsa bu durum seçmenler için dikkat dağıtıcıdır ve güveni aşındırmaya devam eder” dedi.

Seidel, “Siyasi yelpazede diğer konulara dair çok fazla gürültü koptuğu ölçüde, yani sahaya çıkıp kapıları çaldığınızda, kapıda hiç kimse sizinle örneğin SAVE Yasası hakkında konuşmuyor” ifadesini kullandı.

Bu mesaj, SAVE Yasası’nın en büyük savunucularından bazılarının argümanlarıyla çelişiyor.

Örneğin aktivist Scott Presler, Cumhuriyetçi milletvekillerine doğrudan hitap ederek, demoralize olmuş Cumhuriyetçi tabana partinin kendileri için mücadele ettiğini göstermek adına SAVE America Yasası’nı geçirmeleri gerektiğini, sadece “etkisiz vergi indirimleri” üzerinden kampanya yürütmenin Kasım ayında yenilgiye yol açacağını savunmuştu.

Ancak Seidel, söz konusu seçim yasası nedeniyle sandığa gitmeye daha yatkın olan seçmen kitlesinin yalnızca “küçük ve sesi çok çıkan bir azınlık” olduğunu belirtti.

AFP Action Genel Direktörü Nathan Nascimento da normal şartlarda Cumhuriyetçilere oy veren güvenilir seçmenlerin ekonomik konular nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını aktardı.

Nascimento, “Seslerinin duyulduğunu hissetmiyorlar. Hayat pahalılığı konusunda gerçekten endişeliler ama bunun bir öneminin olup olmadığını dahi bilmiyorlar. Sandığa gitmeleri için onlara bir neden vermemiz gerekiyor. Oy kullanmaya gitmeleri için motive edilmeleri gerekiyor” dedi.

Seidel, adayların seçmenlerin zihnine kazıması gereken şeyin SAVE America Yasası gibi siyasi hamaset malzemeleri değil, maliyetleri düşürecek çözümler olduğunu ifade etti.

Milyarder Charles Koch ile bağlantıları olan süper PAC, nisan ayında yayımladığı “ilgili taraflar” genelgesinde maliyetleri düşürecek bir planın gerekliliğine dikkat çekerek Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğun tehlikede olduğu yönünde ilk alarmı vermişti.

Americans for Prosperity bünyesindeki ortak savunuculuk kuruluşu da enerji yatırımlarında izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını, sağlık tasarruf hesaplarının sübvanse edilmesini ve Kongre’nin yakın zamanda yasalaştırdığı bazı konut arzı reformlarını içeren bir yasama rehberi yayımlamıştı.

Senato yarışlarına odaklanan aktivist ağının geçen ay saha çalışmalarında bir milyonuncu kapıyı çalmasıyla birlikte, AFP Action’a göre bu endişeler daha da pekişti.

Seidel, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı sorunlarına yönelik çözümlere yönelmeleri halinde bu ara seçimlerde Demokrat dalgasını savuşturabileceklerini kaydetti.

Seçmenlerin ikna edilmesi için hâlâ zaman olduğunu belirten Seidel, “Seçmenlerin bakış açısına göre, eğer fikirleri, çözümleri varsa ve yetkinlerse, adaylara bunu gelecekte çözebilecekleri konusunda kredi vermeye hazırlar” dedi.

Her ara seçimde olduğu gibi, bu seçimde de katılımın bir başkanlık seçimi yılına göre daha düşük olması bekleniyor. Nascimento, sahadaki görünümün seçmenlerin tıpkı 2024’te olduğu gibi bir adayın ekonomi vaatlerine göre hareket etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyledi.

Nascimento, “Adayın bunu gerçekten yerine getirip getiremeyeceğini bilmek istiyorlar. Eğer adaylar bu durumu ortaya koyabilir ve planlarının ne olduğunu gerçekten gösterebilirlerse, seçmenler onlara güven duymaya istekli olacaktır” diye konuştu.

AFP Action, Trump’ın vergi indirimleri ve harcama kesintilerini içeren, Cumhuriyetçilerin ise “Çalışan Aileler Vergi İndirimleri” olarak yeniden adlandırdığı tasarıya yönelik mesajları seçmenlere ulaştırmak için milyonlarca dolar harcadı.

Ancak bu mesajı seçmenlere iletmek oldukça karmaşık, zira SAVE America Yasası savunucusu Presler tarafından “etkisiz” olarak değerlendirilen vergi avantajları, esasen mevcut durumu korumaktan öteye geçmedi.

Nascimento ise “Tasarının bileşenleri gerçekten çok güçlü. İnsanlar bu spesifik bileşenlere işaret ettikçe, paketin tamamına yönelik destek daha da güçleniyor” argümanını savundu.

Her şeyin ötesinde, bizzat Trump’ın kendisi, Cumhuriyetçilerin normal şartlarda geçim sıkıntısı cephesinde kazanım olarak nitelendireceği adımları gölgelerken, partinin bu konudaki mesajını öne çıkarması zorlaşıyor.

Trump, Senato’nun SAVE America Yasası konusundaki eylemsizliğini protesto etmek amacıyla partiler üstü büyük bir konut tasarısını imzalamayı reddetmiş ve bu konut tasarısını “önemsiz” ve “can sıkıcı derecede önemsiz” olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yayınlanma

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.

Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.

ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.

Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.

Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.

Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.

Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”

Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.

Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.

İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.

Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.

Silikon Vadisi, AI eğitimi için milyonlarca kitabı tarıyor

Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu

Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.

İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.

Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.

Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.

Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.

Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.

Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.

Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.

Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında

Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.

Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.

Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.

Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.

Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.

Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.

OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.

Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.

“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”

Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.

Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.

Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.

Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.

Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.

Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.

Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de ilk: New York’tan veri merkezlerine geçici yasak

Yayınlanma

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde yeni “büyük ölçekli” veri merkezlerine yönelik ABD tarihinin ilk geçici yasağını uygulamaya koyuyor. Eyalet düzeyindeki çevre izinleri, çevre, enerji şebekesi ve elektrik faturalarını koruyacak bir çerçeve hazırlanması amacıyla en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde “büyük ölçekli” yeni veri merkezlerinin inşasını geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD genelinde bir eyalet düzeyinde ilk kez uygulanan bu karar kapsamında, eyalet düzeyindeki çevre izinleri en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.

Vali Hochul’un ofisi, bu sürede çevreyi, enerji şebekesini ve New York sakinlerinin elektrik faturalarını koruyacak yasal bir çerçeve hazırlanacağını bildirdi.

Valilik danışmanları, gazetecilere yaptıkları açıklamada, izinlerin askıya alınması kararının 50 megavat veya daha fazla enerji tüketme kapasitesine sahip veri merkezlerini kapsayacağını aktardı.

Vali Hochul yaptığı yazılı açıklamada, “Veri merkezi yatırımları faturaları artırma, doğal kaynaklarımızı tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşırken, harekete geçmek ve öncülük etmek benim sorumluluğumdur” ifadesini kullandı.

Hochul ayrıca, “New York, veri merkezi yatırımları için ülkedeki en güçlü standartları oluşturmada öncü olacak; şirketler New York sayesinde kazandığında, New Yorkluların da kazanmasını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Veri merkezlerinin enerji tüketimi tartışılıyor

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, veri merkezlerinin boyutları ve enerji tüketimleri farklılık gösteriyor.

IEA, “geleneksel” veri merkezlerinin 10 ile 25 megavat arasında güç tükettiğini, “büyük ölçekli ve yapay zeka odaklı” veri merkezlerinin ise 100 megavat veya daha fazla enerji sarf edebileceğini kaydediyor.

Hochul’un bu adımı, New York eyalet parlamentosunun geçen ay kabul ettiği bir yıllık moratoryum kararının ardından geldi.

Parlamento tarafından kabul edilen tasarı, tepe yükü 20 megavatın üzerinde olan “büyük ölçekli” tesislerin izinlerinin engellenmesini öngörüyor.

Vali Hochul’un söz konusu tasarıyı imzalayıp imzalamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Valilik danışmanları, yasa tasarısını incelemek ve parlamento ile üzerinde çalışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle yürütme organı üzerinden kararname çıkarmanın en hızlı çözüm olduğunu belirtti.

Danışmanların aktardığı bilgilere göre, bir yıllık askıya alma sürecinde valilik, veri merkezlerinin su kalitesi ve su miktarı üzerindeki etkileri dahil olmak üzere çevresel tesirlerini düzenleyecek bir mevzuat hazırlayacak.

Eyalet yönetimi ayrıca, bu merkezlerin elektrik şebekesi için oluşturulacak bir fona katkı yapmasını sağlamayı ve yerel yönetimlerin kendi anlaşmalarını müzakere edebilmelerine yardımcı olacak bir yatırım fonu yapısı kurmayı hedefliyor.

Bunun yanı sıra Hochul’un, büyük veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetinin kaldırılmasına destek vermesi bekleniyor. Ancak bu düzenleme için eyalet parlamentosunun onayı gerekiyor.

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Yapay zeka sektörünün enerji açlığı

Yüksek işlem gücüne sahip sunucu depoları, yapay zeka teknolojilerinin çalıştırılması ve geliştirilmesi için büyük önem taşıyor. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümenin yarattığı yoğun talep, yeni veri merkezlerinin hızla inşa edilmesi sürecini beraberinde getirirken, bu durum sahada karmaşık sorunlara yol açıyor.

Enerji tüketimi çok yüksek olan bu tesislerin çevreye belirgin etkileri olabileceği, yüksek elektrik kullanımının ise tüketicilerin faturalarını artırabileceği ve elektrik şebekelerini istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.

Tepkiler nedeniyle daha önce bazı belediyeler yerel düzeyde yeni veri merkezi inşaatlarını durdurmuş olsa da, şimdiye kadar hiçbir eyalet düzeyinde bu yönde bir adım atılmamıştı.

Maine eyalet parlamentosu yakın zamanda benzer bir askıya alma kararı almış ancak eyalet Valisi Janet Mills, halihazırda devam eden bir projeye istisna tanınmadığı gerekçesiyle tasarıyı veto etmişti.

Federal düzeyde ise aralarında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in de yer aldığı bazı ilerici siyasetçiler, veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulması çağrısında bulunuyor.

Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonunun kıdemli Demokrat üyelerinden Frank Pallone Jr. da bu çağrılara katılan isimler arasında yer alıyor.

Artan tepkiler karşısında, bazı büyük teknoloji şirketleri geçtiğimiz mart ayında Beyaz Saray öncülüğünde hazırlanan gönüllü bir taahhütnameyi imzalayarak, veri merkezlerinin neden olduğu tüketici fiyat artışlarını karşılamayı kabul etmişti.

ABD’de veri merkezlerine “dur” deme arayışı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English