Amerika
Yeni Epstein belgelerinden Trump hakkında bilinmeyenler çıktı

Jeffrey Epstein hakkında yayınlanan yeni belgelerde, bir kadının ABD Başkanı Donald Trump tarafından tecavüze uğradığı ile ilgili ihbarı da yer alıyor.
Adalet Bakanlığı’nın Epstein dosyalarına ilişkin son açıklaması, FBI’ın 2019 yılında Epstein’e yardım etmiş veya onun fuhuş suçlarına karışmış olabilecek ek şüphelileri suçlamak için yaptığı araştırmaya ışık tutuyor.
Salı günü yayınlanan yeni belgelerde, New York savcılarının 2019 yılında sorgulamayı planladığı 10 potansiyel suç ortağı veya şüphelinin isimleri yer alıyor. Bu şüphelilerden üçü şunlar: Epstein’in eski kız arkadaşı Ghislaine Maxwell, Fransız manken avcısı Jean-Luc Brunel ve bir zamanlar Epstein’in müşterisi olan Victoria’s Secret’ın milyarder eski sahibi Leslie Wexner.
Diğer isimler ise herhangi bir açıklama yapılmadan sansürlendi. Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası kapsamında yayınlanan dosyalar, yalnızca belirli isimlerin sansürlenebileceğini, özellikle de Epstein’in kurbanlarının isimlerinin sansürlenebileceğini belirtiyor.
Adalet Bakanlığının, sansürlemeyi haklı göstermek için kullandıkları istisnaları açıklamak için 15 gün süresi var.
Trump, 1993-96 arasında Epstein ile bilinenden daha fazla uçmuş
Yeni yayınlanan yaklaşık 10.000 dosya, Başkan Trump’a birçok atıfta bulunuyor. Bunlar arasında, Trump’ın 1993 ile 1996 yılları arasında Adalet Bakanlığının bildiğinden çok daha fazla uçuşta bulunduğu ortaya çıkan, bir ABD savcı yardımcısının Ocak 2020 tarihli notu da bulunuyor.
Uçuşlardan birinde üç yolcu vardı: Trump, Epstein ve 20 yaşındaki bir kadın; diğer iki uçuşta ise savcı, Trump’ın o sırada Maxwell aleyhine açtıkları ceza davasında potansiyel tanık olabilecek iki kadınla birlikte uçakta olduğunu belirtti.
Trump, Epstein’in suçlarına herhangi bir şekilde karıştığı iddialarını defalarca reddetti. 2024 yılında, sosyal medya platformu Truth Social’da “Epstein’in uçağında veya ‘aptal’ adasında asla bulunmadığını” söylemişti.
Adalet Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, başkanla ilgili bir dizi belgenin 2020 seçimleri öncesinde Trump aleyhine yapılan “gerçek dışı ve sansasyonel iddialar” olduğunu belirtti.
Adalet Bakanlığının “sansür” sistemine sert eleştiriler
Epstein’in 2007 yılında Güney Florida’da yaptığı anlaşma ile ilgili e-postalar ve yazışmalar da büyük ölçüde sansürlendi. Birkaç istisna dışında, tüm savcıların isimleri karartıldı, bu da onun kovuşturma yapılmaması anlaşmasının nasıl geliştiğini, neden gizli tutulduğunu ve Epstein’in federal dokunulmazlığı nasıl elde ettiğini anlamayı neredeyse imkansız hale getirdi.
O dönemde Epstein, Palm Beach’teki malikanesinde yaklaşık 40 reşit olmayan kıza cinsel saldırıda bulunmakla suçlanıyordu. Daha önce yayınlanan belgeler, Adalet Bakanlığının sadece kurbanların ifadeleri değil, telefon kayıtları, telefon mesajları, tanık ifadeleri ve kızlara yaptığı ödemeleri gösteren banka mevduat kayıtları gibi destekleyici kanıtlara da sahip olduğunu gösteriyor.
Geçmişte yayınlanan üç belge de, yaşlı erkeklerin bazı fotoğrafları da dahil olmak üzere, büyük ölçüde sansürlenmişti. Fakat Esptein’in kurbanlarının çoğunun isimleri sayfalarda, bazen onlarca kez geçiyor, ki bu da kurbanların bakanlığı yasayı ihlal etmekle ve onları sindirmeye çalışmakla suçlamasına neden olduve bazıları ABD Başsavcısı Pam Bondi ve FBI Direktörü Kash Patel’in istifa etmesini talep etti.
FBI ve bakanlığın bu davayla ilgili ihbar hattına bir dizi ihbar da geldi. Bakanlık salı günü, bu ihbarların tamamen sahte olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı: Epstein’in eski ABD Olimpik Jimnastik koçu ve tecavüz suçlusu Larry Nassar’a yazdığı gibi görünen bir mektup, internette hızla yayıldı. Adalet Bakanlığı sonunda bu mektubu incelemek zorunda kaldı ve yapılan el yazısı analizinin Epstein’in bu mektubu yazmadığını ortaya çıkardığını açıkladı.
Epstein’in küçük kardeşi: Ağabeyimi Trump’ın onayıyla öldürdüler
Kayıtlar ayrıca, Epstein’in küçük kardeşi Mark Epstein’in 2023 yılında FBI’ya, ağabeyinin “isimleri açıklayacağı” için hapishane hücresinde öldürüldüğünü iddia eden bir rapor sunduğunu da gösteriyor.
Salı günü telefonla ulaşılan Mark Epstein, FBI’ın bu konuyu hiç takip etmediğini söyledi. 71 yaşındaki Epstein, uzun süredir kardeşinin öldürüldüğüne inanıyor ve ihbarında Trump’ın da bu cinayeti “onayladığını” iddia ediyor.
Trump’ın bu olaya karıştığına neden inandığını sorulduğunda, “Soru şu: bunu organize edecek ve Adalet Bakanlığının örtbas etmesini sağlayacak konumda kim olabilir?” diye sordu.
Epstein, seks kaçakçılığı suçlamasıyla New York’ta tutuklandıktan bir ay sonra, 10 Ağustos 2019’da Manhattan’daki hapishane hücresinde asılı bulunmuştı. New York City adli tıp uzmanı, ölümünü intihar olarak değerlendirdi, fakat soruşturma, bulunduğu hapishane hücresinin potansiyel bir suç mahalli olarak hiçbir zaman uygun şekilde incelenmediğini ortaya çıkardı.
Epstein’in hücresindeki video kameraların biri hariç tümü, ölüm anında kayıt yapıyordu ve bu kayıtların bir kısmı kayboldu.
Epstein’in kurbanlarının çoğu onun intihar ettiğine inanmıyor. Birçoğu Miami Herald gazetesine, istismarcıları hakkında kamuoyuna konuşurlarsa hayatlarının tehlikeye girebileceğinden korktuklarını söyledi.
Belgelerde Bannon ve Victoria’s Secret’ın eski sahibi Wexner de var
Çocuklara Karşı Suçlar ve İnsan Ticareti Biriminde görevli bir FBI müfettişi, 9 Temmuz 2019’da Epstein davasındaki üç suç ortağının Florida’da, birinin Boston’da, birinin New York’ta ve birinin Connecticut’ta olduğunu belirtmiş.
Ayrıca, bunlardan birinin Ohio’da yaşayan zengin bir iş adamı olduğunu ve daha sonraki belgelerde Wexner olarak tanımlandığını da kaydetti. Epstein, uzun yıllar boyunca Ohio’dan milyarder Lex Wexner’ın mali işlerini yönetti. 88 yaşındaki Wexner, fuhuş çetesi liderinin suçlarına herhangi bir şekilde karıştığını her zaman reddetti.
Epstein, kurbanlarını bulmak için Victoria’s Secret ile olan ilişkisini kullandı ve çoğuna onları bir sonraki Victoria’s Secret modeli yapabileceğini vaat etti. Dosyalarda, “Jane Doe” (ABD’de kurbanların jenerik ismi) olarak tanımlanan bir kadının Epstein ile yaşadığı bir karşılaşmayı anlatan tarihsiz bir ifade yer alıyor:
“O anda tekrar kapıya koştum ve oradan nasıl çıkabileceğimi buldum. Dışarıdaki bir kız bana nereye gittiğimi sordu ve dikkatli olmamı söyledi. Bay Epstein’in Bill Clinton da dahil olmak üzere birçok güçlü insan tanıdığını ve istediğini yapmazsam bu sektörde hiçbir iş bulamayacağımı söyledi. O kadar korkmuştum ki, oradan çıkmak için sabırsızlanıyordum… Victoria’s Secret iç çamaşırları almak için tüm birikimlerimi harcamıştım, çünkü bunun bir seçme olduğunu sanıyordum, ama bunun yerine fahişelik için bir oyuncu seçimi gibi görünüyordu. Cehennemdeymişim gibi hissettim.”
Adalet Bakanlığının yayınladığı e-postalardan birinde, Cumhuriyetçi siyasi stratejist ve “MAGA” ideoloğu Steve Bannon’a ait bir cep telefonunda bulunan Trump ve Ghislaine Maxwell’in birlikte çekilmiş bir fotoğrafından bahsediliyor. Fotoğrafın kendisi karartılmış ve ne zaman çekildiği belli değil.
ABD elçisi Tom Barrack’ın Jeffrey Epstein ile yazışmaları ortaya çıktı
Tecavüz iddiasını dile getiren kadın polise konuşmuş
Gece boyunca yayınlanan belgeler arasında, isimlerin sansürlendiği garip bir FBI raporu da bulunuyor. Raporda, kurumun bir limuzin şoföründen aldığı ihbar anlatılıyor. Şoför, Trump’ın “Jeffrey” hakkında konuştuğunu duyduğunu ve Trump tarafından tecavüze uğradığını iddia eden bir kadınla da konuştuğunu öne sürüyor.
FBI’ın bu ihbarı soruşturup soruşturmadığı veya ihbarın sahte olduğu gerekçesiyle reddedilip reddedilmediği bilinmiyor, fakat FBI’a ihbarda bulunan kişi, kadını takip etmiş ve kadın ona tecavüzü “polise” bildirdiğini söylemiş.
Belgelerde şu ana kadar Trump’ın herhangi bir suç işlediğini gösteren hiçbir şey yok ve dosyalar onun soruşturma altında olduğunu göstermiyor.
Epstein, 2007 yılında Güney Florida’daki federal savcılarla, iki eyalet fuhuş suçlamasından (biri reşit olmayan birini ilgilendiren) suçunu kabul etmesine ve Palm Beach County Hapishanesinde 13 ay hapis yatmasına izin veren bir anlaşma yapmıştı.
Hapishaneden düzenli olarak çıkmasına izin verilen Epstein, yakınlardaki bir ofiste çalışmaya devam ederek kızları istismar etmeye devam etti.
Bakanlığın, sayısının yaklaşık 1.000 kadın olduğu tahmin ettiği Epstein’in kurbanları, uzun süredir onun güçlü arkadaşları ve suç ortaklarının daha fazla hesap vermesi ve 2007 yılında Epstein’in Güney Florida’da kızlara cinsel istismarda bulunduğu için ağır cezadan kurtulmasını sağlayan anlaşma hakkında onları karanlıkta bırakan departmandan daha fazla şeffaflık talep ediyorlardı.
Clinton, tüm belgelerin yayınlanmasını istedi
Bakanlığın cuma günü ilk olarak yayınladığı dosyalar kurbanları veya dosyaların yayınlanmasını emreden Kongre üyelerini tatmin etmedi, özellikle de yayınlandıktan sonra Adalet Bakanlığı, Trump’ın bir fotoğrafı da dahil olmak üzere bazı dosyaları kaldırdı. Bu fotoğraf ve birkaç diğer fotoğraf daha sonra tekrar çevrimiçi olarak yayınlandı.
Cuma günü yayınlanan dosyalar, eski başkan Bill Clinton’ın çok sayıda fotoğrafını içeriyordu. Bu fotoğrafların çoğu, Clinton ve Epstein’in 2002 yılında Epstein’in uçağıyla Afrika’ya yaptıkları seyahatten alınmıştı.
Pazartesi günü, Clinton’ın sözcüsü Adalet Bakanlığından Clinton’ın adının geçtiği tüm dosyaları yayınlamasını istedi ve şu ana kadar yayınlanan dosyaların “birinin veya bir şeyin korunduğunu” gösterdiğini söyledi.
ABD istediği halde Prens Andrew sorgulanmamış olabilir
Ayrıca Epstein dosyalarının son partisinde yer alan başka bir belgeye göre, Prens Andrew’un Epstein’in kurbanlarından biriyle “cinsel ilişkiye girdiğine” dair kanıtlarla donanmış federal savcılar, İngiliz kraliyet üyesini yemin altında soruşturmacılarla konuşmaya zorlamakla tehdit etti.
Adalet Bakanlığı yetkilileri, Prensin bakanlık soruşturması kapsamında gönüllü olarak soruları yanıtlamayı reddetmesi halinde, 2020 baharında İngiliz yetkililerden onunla “zorunlu bir görüşme” yapmalarını istedi.
Savcılar ayrıca, Andrew’un kurban, Epstein ve Maxwell arasındaki “belirli” etkileşimlerde “mevcut bulunduğu”na dair kanıtların varlığını ve prensin Maxwell’in “Epstein ve diğer erkeklerle cinsel ilişkiye girmek üzere kadınları işe aldığını bildiğine” dair kanıtların varlığını da açıkladı.
Savcılar ayrıca, “Prens Andrew’un Epstein’in kurbanlarından biriyle cinsel ilişkiye girdiğine dair kanıtları” olduğunu da yazdı.
‘Epstein belgeleri’ açıklandı: Prens Andrew, Bill Gates, Bill Clinton, Donald Trump gibi isimler var
Epstein’in İngiltere uçuşları da mercek altında
BBC, Jeffrey Epstein ile bağlantılı yaklaşık 90 uçuşun Birleşik Krallık havaalanlarına iniş ve kalkış yaptığını, bazı uçuşlarda milyarder tarafından istismara uğradıklarını iddia eden İngiliz kadınların da bulunduğunu ortaya çıkarmıştı.
Bunun üzerine BBC, ekim ayında Metropolitan Polisi ile iletişime geçerek Epstein ve suç ortaklarının Birleşik Krallık içinde, çevresinde ve dışında potansiyel insan kaçakçılığına ilişkin kapsamlı bir soruşturma başlatıp başlatmayacaklarını sordu.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan bir belgede, Londra’daki FBI ataşesine, Epstein’in Birleşik Krallık’a yaptığı uçuşlarla ilgili BBC’nin sorularına yönelik “hâlâ devam eden bir soruşturma” olup olmadığını soran bir üst düzey Metropolitan Polis memurunun e-postası yer alıyor.
Bu ayın başlarında yayınlanan bir açıklamada, Metropolitan Polis Teşkilatı, Epstein ve Maxwell’in Birleşik Krallık’taki insan ticareti faaliyetlerine ilişkin “soruşturmanın yeniden açılmasını destekleyecek herhangi bir ek kanıt almadığını” belirtmişti.
Metropolitan Polis Teşkilatı, “ABD’de yayınlanan materyallerden elde edilenler de dahil olmak üzere, yeni ve ilgili bilgiler dikkatimize sunulursa, bunları değerlendireceğiz,” dedi.
Epstein, 2018’deki Putin-Trump görüşmesi öncesi Moskova’ya ulaşmaya çalışmış
Amazon, soruşturmaya yardım etmede yavaş davranmış
2019 yılında Epstein’in hapishanede intihar etmesinden sadece birkaç gün önce, Adalet Bakanlığı, şirketin skandalla gündeme gelen finansçıya yönelik soruşturmayla ilgili belgeleri sunmaması üzerine, bir yargıca Amazon’u mahkemeye itaatsizlikten suçlamasını talep etmekle tehdit etmiş.
Kimliği gizli tutulan bir soruşturmacı, 1 Ağustos’ta şirkete gönderdiği e-postada “Amazon’un ekteki büyük jüri celbine verdiği yanıt birkaç hafta gecikti” diye yazmış:
“FBI, geçtiğimiz haftalarda hukuk departmanınıza birkaç kez e-posta gönderdi ve mesaj bıraktı, fakat yanıt alamadı. Amazon’un uyumsuzluğunu gidermek için lütfen derhal yanıt verin. Aksi takdirde, geçerli yasal sürece uymadığınız için mahkemeye itaatsizlik davası açacağız.”
Adalet Bakanlığının Amazon’dan tam olarak hangi kayıtları istediği belli değil; celpname, son belge grubunda erişilebilir değildi. Fakat Epstein soruşturmasıyla bağlantılı kişilerin e-posta yazışmalarıyla ilgili olduğu görülüyordu.
Bir gün sonra, Amazon’’n mahkeme celbine aceleyle bir yanıt hazırladığı ortaya çıktı, Fakat Adalet Bakanlığı bu yanıtı da son derece yetersiz buldu.
Summers’ı vasiyetine vasi olarak atamış
Bir başka belgeye göre, eski Hazine Bakanı Larry Summers bir noktada Jeffrey Epstein’in vasiyetinde yedek vasi olarak atanmış.
Epstein’in vasiyetinin 2014 versiyonunda, Summers, diğer üç atanmış vasiden herhangi biri “yeterli niteliklere sahip değilse veya görevini yerine getiremezse” ölümünden sonra hüküm giymiş cinsel suçlunun mirasını yönetmek üzere “halef vasi” olarak atanmıştı.
Belgeye göre, vasiyetnamenin tamamlanmasının ardından her vasi 250.000 dolar almaya hak kazanıyordu. Epstein 2019 yılında öldü ve vasiyetnamesinin son versiyonunda Summers vasi olarak belirtilmedi.
Suudi bağlantılı sahte pasaport
En son yayınlanan dosyalarda, Epstein’in “Marius Robert Fortelni” adıyla kayıtlı, Avusturya pasaportu olduğu görülüyor. New York Post, bu ismin bir zamanlar New York’ta yaşamış, daha sonra Florida’nın Palm Beach kentine taşınmış bir emlak geliştiricisine ait olduğunu bildirdi.
Pasaport/belgede kişinin doğum tarihi 30 Temmuz 1954 ve doğum yeri Viyana olarak belirtilmiş. Epstein 1953 yılında ABD’de doğmuştu.
21 Mayıs 1984’te düzenlenen pasaportta ikamet yeri Suudi Arabistan ve uyruğu Avusturya olarak belirtiliyor.
Suudi bağlantısı özellikle önemli, çünkü Afganistan cihadını örgütlemede ve İran-Kontra skandalında adı geçen Adnan Kaşıkçı ve Ghislaine Maxwell’in babası Robert Maxwell, uluslararası finansın karanlık bağlantılarında iş görüyordu.
Epstein’in avukatları, sahte pasaport konusunu yıllar önce ele almıştı. NBC’nin aktardığı 2019 tarihli bir mahkeme dosyasında suçlunun hukuk ekibi, belgenin rutin seyahatler için değil, bir “güvenlik önlemi” olarak tasarlandığını iddia etmişti.
Belgenin, tehlikeli bölgelerde seyahat ederken sadece aşırı durumlarda gösterilmek üzere tasarlandığını ileri süren Epstein’in avukatları, “Pasaport, tehlikeli bölgelere seyahat edilmesi durumunda kişisel korunma amaçlıydı,” diye yazarak, pasaportun yalnızca “şiddet olayları meydana gelmesi durumunda potansiyel kaçıranlara, korsanlara veya teröristlere” gösterileceğini eklemişti.
Bakanlığın yayınladığı fotoğraflarda, pasaportta 1982 ve 1983 yılları arasında Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerden alınan seyahat damgalarının bulunduğu görülüyor. Belge ayrıca, Viyana’daki Suudi Arabistan konsolosluğunun iki aylık giriş izni veren damgasını da içeriyor.
Amerika
ABD, Altın Kubbe füze savunma sistemini ilk kez test etti

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, “Amerika için Altın Kubbe” programı kapsamındaki ilk anahtar testin başarıyla tamamlandığını ve sistemin insansız hava araçları ile seyir füzelerini başarıyla imha ettiğini duyurdu. Hegseth, projenin eski ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu gerçeğe dönüştürdüğünü iddia etti.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Amerika için Altın Kubbe” programı kapsamındaki ilk anahtar testin başarıyla tamamlandığını bildirdi.
Hegseth, teste bizzat tanıklık etme onuruna eriştiğini kaydetti.
Test sürecinde ileri yönlendirilmiş enerji teknolojilerinin kullanıldığını aktaran Hegseth, sistemin insansız hava araçları ve seyir füzeleri de dahil olmak üzere yaklaşan hedefleri otonom olarak tespit edip imha ettiğini belirtti.
Bakan Hegseth, tüm hedeflerin vurulduğunu ve testin tamamen planlanan takvime uygun şekilde gerçekleştirildiğini ifade etti.
Askerlerin yeni nesil teknolojilerle entegrasyon sürecini yerinde incelediğini belirten ABD Savaş Bakanı, “Başkan Donald Trump, Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu gerçeğe dönüştürüyor. Altın Kubbe ile savunma bakanlığımız vatanımızı her zamankinden daha güçlü şekilde koruyacak. Altın Kubbe gerçektir, güçlüdür ve planlandığı gibi ilerlemektedir” değerlendirmesinde bulundu.
Altın Kubbe (Golden Dome), Amerika ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler dahil olmak üzere her türlü füze tehdidine karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir füze savunma sistemi.
Nükleer silahları, seyir füzelerini, balistik ve hipersonik füzeler ile insansız hava araçlarını engellemek üzere tasarlanan proje, yaklaşan tehditleri tespit etmek, izlemek ve önlemek amacıyla kurulacak bir uydu ağına dayanıyor.
Bu savunma kalkanının, tespit ve takip işlemleri için yüzlerce uydudan oluşması öngörülüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, küresel füze savunma sisteminin kurulmasına ilişkin başkanlık kararnamesini Ocak 2025’te imzalamıştı.
Rusya ve Çin ise projeyi küresel istikrara yönelik bir tehdit olarak nitelendirmişti.
İngiliz The Guardian gazetesinin daha önce yayımladığı haberde, Trump’ın iddialarının aksine, yeni füze savunma sisteminin ikinci başkanlık döneminin sona ereceği 2028 yılına kadar tamamen hazır olamayacağı belirtilmişti.
Sistemin tek bir aşamada değil, kademeli olarak devreye alınacağı; Pentagon’un ilk aşamada veri sistemlerinin entegrasyonuna odaklanacağı, ardından ise uzay konuşlu silahların geliştirilmesi üzerinde çalışacağı aktarılmıştı.
Amerika
ABD’de 6,5 milyar dolarlık sağlık dolandırıcılığı davası

ABD Adalet Bakanlığı, Trump yönetiminin dolandırıcılıkla mücadele politikası kapsamında, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte faturalandırma iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu. Operasyon kapsamında aralarında çok sayıda tıp uzmanının da bulunduğu sanıklar gereksiz tedaviler uygulamak, rüşvet ağları kurmak ve usulsüz kazançlarla lüks yaşam sürmekle suçlanıyor.
ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Trump yönetiminin dolandırıcılığı önleme konusundaki kararlılığı çerçevesinde, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte fatura iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu.
Yetkililer, bu girişimin sağlık sektöründeki dolandırıcılık operasyonları tarihinde dava konusu edilen en büyük ikinci meblağ olduğunu belirtti.
Açılan davalarda, aralarında yara bakımı, palyatif bakım (hospis), yetişkin gündüz bakımevleri ve opioid dağıtımı gibi alanlarda faaliyet gösteren 90 tıp uzmanı çeşitli dolandırıcılık yöntemleriyle suçlanıyor.
Adalet Bakanlığının yıllık sağlık dolandırıcılığıyla mücadele çalışmaları kapsamında yürütülen bu operasyon, kurum tarihinin en büyük Medicaid dolandırıcılığı davası olarak da kayıtlara geçti.
Bu çerçevede 295 sanık hakkında, Medicaid programını 518 milyon dolardan fazla sahte faturayla zarara uğrattıkları gerekçesiyle işlem yapıldı.
Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. Adalet Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Bu dosyalardaki iddialar son derece endişe verici. Bazı sanıkların tıbbi açıdan gereksiz testler istediği, bazılarının ise hastaların ihtiyaç duymadığı ürünleri reçete ettiği iddia ediliyor. Bazılarının sadece kendi gelirlerini artırmak için opioid bağımlılığını körüklediği ileri sürülüyor. Belirli vakalarda ise hastaların, kendilerini sadece birer fatura fırsatı olarak gören sağlık çalışanlarından gerçek bir tedavi aldıklarına inanarak hayatlarını kaybettikleri iddia ediliyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililer, eyaletlerden bu süreçte benzeri görülmemiş bir işbirliği desteği aldıklarını bildirdi.
Adalet Bakanlığının bugüne kadarki en büyük koordineli dolandırıcılıkla mücadele çalışması olarak nitelendirdiği operasyon kapsamında, ABD’nin 45 eyaleti ve idari bölgesindeki 56 federal bölgede davalar açıldı.
Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu sadece başlangıç. Dolandırıcılar artık Amerikan vergi mükelleflerini soyamayacak. Amerikalılara zarar vermeye veya onları dolandırmaya çalışan her kim olursa olsun, sizi bulacağız, mal varlıklarınıza el koyacağız ve yasaların izin verdiği en geniş sınırda yargılayacağız” dedi.
Yürütülen soruşturmalar kapsamında, aralarında bir şirket yöneticisi ve sekiz tıp uzmanının da bulunduğu 11 sanık hakkında, deri grefti (allograft) uygulamalarında milyarlarca dolarlık sahte fatura düzenledikleri iddiasıyla altı farklı bölgede dava açıldı.
Bu kapsamda Arizona’da bir şirket yöneticisi, şirkete ve uygulamayı yapan sağlık çalışanlarına haksız kazanç sağlayan yasa dışı bir rüşvet şeması yürütmekle suçlanıyor.
Adalet Bakanlığının aktardığı bilgilere göre, söz konusu şirket doku nakli malzemelerini kendisi üretmek yerine doku bankalarından temin edip üzerlerine yeni etiketler yapıştırarak, santimetrekaresi 1450 dolara varan fiyatlarla, yani yüzde 2000 oranında fahiş bir kâr marjıyla satışa sundu.
Sanığın bu tutarın yaklaşık yüzde 40’ını yasa dışı komisyon olarak ödediği, böylece pazarlamacıların ve sağlık çalışanlarının santimetrekare başına yaklaşık 500 ila 600 doları usulsüz şekilde cebe indirmelerine olanak sağladığı iddia ediliyor.
Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, “Bu kazançlı rüşvetlerin, sanık ve diğer ortaklarının palyatif bakım hastalarını hedef almasına yol açtığı; deri nakli malzemelerinin hastayı tedavi eden hekimlerle koordine edilmeden, enfeksiyon tedavisi düzgün yapılmadan, bu tedaviye ihtiyaç duymayan yüzeysel yaralara ve yara boyutunu çok aşan bölgelere uygulanmasına neden olduğu iddia edilmektedir” denildi.
Söz konusu sanığın şirketten 24 milyon dolardan fazla ödeme aldığı; bu parayı milyon dolarlık evler, milyon dolarlık hayat sigortası poliçeleri, 135 bin dolar değerinde bir Maserati dahil lüks araçlar ve lüks saatler satın almak için kullandığı belirtiliyor.
Teksas Güney Bölgesi’nde ise bir uzman, deri grefti uygulamalarında Medicare sistemine hasta başına ortalama 1 milyon dolardan fazla sahte fatura kesmekle suçlandı.
Hükümet kaynakları, sanığın dolandırıcılıktan elde ettiği gelirle yaklaşık 600 bin dolar değerinde bir Ferrari, 865 bin dolarlık bir Bulgari kolye ve Hawaii’de milyon dolarlık bir malikane satın aldığını aktardı.
Sanığın ayrıca Filipinler’de 4,6 milyon dolarlık bir plaj tesisi inşaatını finanse ettiği iddia ediliyor.
Amerika
ABD Senatosunda Trump’ın İran yetkilerine engel

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti. Karar, başkanın İran’a karşı askeri eylemleri durdurmasını veya güç kullanımı için Kongre’den onay almasını şart koşuyor.
ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti.
CNN’in aktardığına göre kabul edilen karar tasarısı, Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını ya da güç kullanımı için Kongre’den özel bir izin almasını zorunlu kılıyor.
Senatoda yapılan oylama 48 oya karşı 50 oyla sonuçlandı. Kararın kabul edilmesinde, Cumhuriyetçi senatörler Rand Paul, Susan Collins, Lisa Murkowski ve Bill Cassidy’nin tasarı lehine oy kullanması belirleyici oldu. Demokrat Senatör John Fetterman ise tasarıya karşı oy verdi.
Karar tasarısının onaylanmasında ayrıca bazı Cumhuriyetçi senatörlerin oylamaya katılamaması da etkili oldu.
Kentucky Senatörü Mitch McConnell teşhis edilmeyen bir hastalık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı için, Pennsylvania Senatörü Dave McCormick ise oylamaya katılmadığı için oy kullanamadı. Bu durum Demokratların gerekli çoğunluğu sağlamasını kolaylaştırdı.
Senato azınlık lideri Demokrat Chuck Schumer, oylama sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, Amerikan halkının Trump’ın İran konusundaki tarihi hatasının bedelini ödediğini belirterek, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin en başarısız dış politika girişimlerinden biri olarak tarihe geçecek” ifadelerini kullandı.
Tasarıyı destekleyen Kentucky Senatörü Rand Paul, Maine Senatörü Susan Collins, Alaska Senatörü Lisa Murkowski ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy, Temsilciler Meclisi tarafından daha önce kabul edilen ve Trump’ı İran’a yönelik askeri saldırıları durdurmaya çağıran karar tasarısına destek vermiş oldu.
Tim Kaine’in de aralarında bulunduğu bazı Demokrat senatörler, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptı imzalanmış ve nihai barış anlaşması için müzakerelere başlanmış olsa bile, askeri yetkileri düzenleyen bu kararın kabul edilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.
Senato, daha önce 20 Mayıs’ta yapılan oylamada tasarıyı 47 karşı oya karşılık 50 oyla desteklemiş, ancak 17 Haziran’da yapılan bir sonraki oylamada tasarı 47’ye karşı 48 oyla reddedilmişti.
Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senatoda tasarıyı ilerletmeye yönelik önceki girişimler sonuçsuz kalmıştı.
ABD Anayasası’na göre savaş ilan etme yetkisi yalnızca Kongre’ye ait bulunuyor.
Buna karşın birçok ABD başkanı, bu kuralın kısa vadeli operasyonlar veya ülkenin doğrudan tehdit altında olduğu durumlar için geçerli olmadığı görüşünü savunuyor.
Senatonun aldığı bu karar, ağırlıklı olarak sembolik bir nitelik taşısa ve tam bir hukuki bağlayıcılığı bulunmasa da hem Temsilciler Meclisi hem de Senatodaki bazı milletvekillerinin İran’a yönelik askeri harekata ve Trump’ın çatışmayı sona erdiren anlaşmasına duyduğu tepkiyi gösteriyor.
Oylama, Pentagon’un önemli bir kısmı İran harekatının masraflarını karşılamak ve silah ile mühimmat stoklarını yenilemek üzere Kongre’den 80 milyar dolarlık bütçe talep ettiği bir dönemde gerçekleştirildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4










