Diplomasi
Epstein, İsrail ve Körfez ülkelerine “danışmanlık” yapmış

Cezaevinde ölen yaşı küçük çocukları zenginlere fuhuş için pazarlayan Jeffrey Epstein, aynı zamanda eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Körfez ülkeleri için dış politika tavsiyeleri vermiş.
ABD Temsilciler Meclisi Demokratları tarafından yayınlanan e-postalarda Epstein ile eski İsrail Başbakanı ve Savunma Bakanı Ehud Barak arasında yapılan çok sayıda yazışma bulunuyor.
Örneğin 31 Ağustos 2013’te, Suriye’deki “Guta kimyasal saldırı” krizi esnasında Epstein, Beşar Esad’a yönelik olası bir saldırı konusunda ABD’deki tartışmayı nasıl “çerçevelendireceği” konusunda Barak’a tavsiyede bulunuyor.
Epstein, Barak’a şunları vurgulaması gerektiğini öneriyor: “Kadın ve çocuklara gaz saldırısı 20. yüzyılın bir ifadesidir… Kadınlar artık çocuklarla eşdeğer değildir.”
Sivil kayıpları “sadece siviller ve savaşçılar” olarak nitelendirmesi; Suriye krizini Mısır, Rusya ve İran ile karşılaştırması; ve bu anı, ABD’yi ve uluslararası kamuoyunu şekillendirmek için kullanması da diğer öneriler arasında.
30 Ekim 2014 tarihli e-postada ise Epstein, Barak’ın konuşma metnini yazmış gibi görünüyor. Finansçı, Barak’a 1.000 kelimeden fazla, tam bir konuşma metnini e-posta ile gönderiyor.
Konuşma metninde Arap Baharı sonrası İsrail’in stratejik duruşu; “İslamcı Kış” çerçevesi; İsrail’in “güvenliğine” yönelik (İran, Esad, Hizbullah, Hamas kaynaklı) her türlü tehdide güçlü bir şekilde yanıt verme ihtiyacı; ABD-İsrail ilişkileri ve Barak’ın bölgesel düzen vizyonu; İsrail’in jeopolitik ortama nasıl mesaj vermesi gerektiğine dair öneriler yer alıyor.
Bu konuşma, 2014 Gazze savaşından kısa bir süre sonra, Barak’ın İsrail savunma doktrinini ve kamuoyuna yönelik mesajlarını aktif olarak şekillendirdiği bir dönemde gerçekleşecekti.
Ayrıca Barak’ın hacklenen e-postalarında, Beşar Esad’ı devirmek için Rusya nezdinde yapılan bir girişimde Epstein’in de yer aldığı görülüyordu.
Bu e-postalara göre Epstein, Suriye savaşı sırasında İsrail ile Kremlin arasında bir arka kanal açılmasına yönelik çabaları kolaylaştırdı. 2013 ile 2016 yılları arasında savaşın en yoğun olduğu dönemde gönderilen e-postalar, Epstein’in Barak ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında, Rusya’nın arabuluculuğunda çatışmanın sona erdirilmesi ve Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın müzakere yoluyla görevden alınması için Rusya’nın desteğinin kazanılması konularını görüşmek üzere özel bir toplantı düzenlenmesi için başarılı çabalarını ortaya koyuyor.
Epstein ayrıca Barak ile birlikte, daha önce işgal altındaki Filistin’de yaygın olarak kullanılan İsrail gözetim teknolojisini Batı Afrika ülkesi Fildişi Sahili’ne satmak için de çalışmış.
2014 yılında ikili, Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara liderliğindeki Fildişi hükümetinin telefon görüşmelerini ve radyo yayınlarını dinlemek ve internet kafeler gibi ilgi çekici noktaları izlemek için kullanılan teknolojiyi satın aldığı bir anlaşma hazırladı.
E-postalarda, Epstein’in Körfez Arap ülkeleriyle de temasta olduğu görülüyor. Başkan Donald Trump, 2017 yılında ilk resmi yurt dışı gezisinin Orta Doğu’ya olacağını duyurmuştu. Muhtemelen Kuveyt’ten olan isimsiz bir siyasi şahsiyet, “yeni ve öngörülemez” Amerikan lideriyle nasıl başa çıkılacağını öğrenmek istemiş.
Bu kişi, tanıdığı ABD’li Jeffrey Epstein’e danışıyor ve “Onunla nasıl iletişim kurmamız gerektiğine dair herhangi bir ipucu var mı?” diye soruyor.
Epstein, postayı yollayan kişiye emirinin “ABD’den ne gibi somut şeyler” beklediğini öğrenmek istiyor.
Kuveytli, “Emir’in Yemen barış görüşmelerine ev sahipliği yapma çabaları hakkında iyi şeyler söylemek harika olur, bence… Ve barış anlaşması Kuveyt’te imzalanırsa, bu [yedi adet başparmak yukarı emojisi] olur,” diye cevaplıyor.
Kuveyt, 2016 yılının ortasında, Yemen savaşını çözmek için başarısız barış görüşmelerine ev sahipliği yapmıştı.
Epstein bu kişiye ayrıca, kozmetik tekeli Ronald Lauder’in “serbest diplomat” olarak hareket etme girişimleri hakkında Jerusalem Post’ta yayınlanan bir makalenin bağlantısını gönderiyor.
Epstein, “Sen geldiğinde evimden yeni ayrılmıştı. O senin için çok önemli bir kişi. Dubai’de [olduğunu] anlıyorum,” diye devam ediyor.
Kuveyt için iyilik isteyen adısansürlenmiş gizemli şahısla birlikte e-postalar, Epstein’in Katar’da sadece “Jabor Y.” olarak anılan nüfuzlu bir kişiyle iletişim halinde olduğunu gösteriyor.
2016 yılının kasım ayında, ABD seçimlerinden kısa bir süre önce Epstein, Jabor’un Katar’ın eski başbakanı Hamad bin Casim bin Cabir Es-Sani ile ayarladığı bir görüşmeyi iptal ettiği için Jabor’dan özür diliyor.
Epstein, “Seçimlerle ilgili çok işim var,” diye yazmış ve “kim kazanırsa kazansın, eyaletler bir süre kargaşa içinde olacak” diye eklemiş ve “görüşünce açıklayacağım” diye söz vermiş.
Toplantıyı yeniden planlayıp planlamadığı belli değil. Katarlı adamın kimliği de net değil. Fakat Epstein’,n kendisine “bannon steve için liste” başlığıyla gönderdiği etkili isimler arasında, eski başbakan Es-Sani için yaygın olarak kullanılan takma ad “HBJ” de yer alıyor.
Birkaç ay sonra Epstein, PayPal ve Palantir’in kurucusu Peter Thiel’e, “Tom Barrack’ı ne kadar iyi tanıdığını bilmiyorum ama o harika biridir” diye yazıyor.
Suriye, Tartus Limanı’nı Epstein bağlantılı BAE’li şirkete devretti
Wall Street Journal’ın elde ettiği programlara göre Epstein, Thiel ve Barrack’ı ayrı ayrı Rusya’nın o dönemki Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Vitali Çurkin’e tanıtacaktı.
Thiel, WSJ’ye yaptığı açıklamada, Epstein’in “çılgın bir ağ kurucu ve özünde boş biri” olduğunu söyledi ve “Epstein’in gündeminin ne olabileceğini yeterince düşünmedim,” diye ekledi.
2017 yılının ocak ayında ise Epstein, BAE’li işadamı Sultan Ahmed bin Sulayem’e, Tom Barrack’ın Trump’ın göreve başlama törenine katılma davetini kabul etmenin “değerli olabileceğini” söylüyor.
Bin Sulayem, “Trump ile el sıkışmak mümkün olacak mı?” diye soruyor. Epstein ise bin Sulayem’e kendisini telefonla aramasını belirtiyor.
2014 yılında gönderdiği bir e-postada Epstein, bir arkadaşına “kızlar” hakkındaki konuşmasının “eski bir alışkanlığı yeniden canlandıracağı” tehlikesiyle ilgili şaka yaptı.
Ardından, New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu sırasında ayarladığı tüm toplantıları listeledi. Bu toplantılara Amerika, Avrupa, Orta Doğu ve diğer bölgelerden güçlü isimler katılıyordu.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







