Diplomasi
Washington ile bağı kopma noktasında olan İsrail harekete geçti

ABD ile ilişkileri tarihin en gerilimli dönemlerinden birini yaşayan İsrail ve destekçileri, Washington’daki imaj kaybını telafi etmek için çok yönlü bir çalışma yürütüyor. Politico’nun haberine göre Temsilciler Meclisindeki yardım oylaması ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in suçlamalarıyla tırmanan krize karşı, Washington’da diplomatik temaslar ve lobicilik faaliyetleri hız kazandı.
İsrail ve ABD’deki müttefikleri, ülkenin ABD genelinde ağır darbe alan itibarını kurtarmak amacıyla geniş kapsamlı bir mücadele yürütüyor.
Ortadoğu ülkesi ve onu destekleyen kuruluşlar, ABD’de hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler kanadından gelen ve alışılmışın dışındaki yoğun eleştiri dalgasına karşı kamuoyu önünde ve kapalı kapılar ardında karşı hamleler yapıyor.
İsrail karşıtı bu öfke dalgası, bu hafta Temsilciler Meclisindeki 100’den fazla Demokrat üyenin İsrail’e yönelik yardımları kesmeyi öngören ancak başarısızlıkla sonuçlanan tasarıya destek vermesiyle yeni bir boyuta ulaştı. Eşzamanlı olarak ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de İsrail’i kendisine karşı internet üzerinden organize bir saldırı yürütmekle suçladı.
Farklı grupların liderlerinden ve İsrailli bir yetkiliden edinilen bilgilere göre, İsrail yanlısı cephesinin büyük ölçüde koordinasyonsuz ilerleyen yanıtı; kongre üyelerine yönelik lobi faaliyetlerini, hedefli seçim harcamalarını ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun bu ayın sonlarında ABD’ye yapması beklenen ziyareti kapsıyor.
ABD, İsrail’in küresel ölçekteki en hayati müttefiki olduğu için mevcut durum büyük önem taşıyor. Ancak İsrail, Washington ile geçmişte yaşadığı fikir ayrılıklarına kıyasla, bugünkü gerilimi düşürme konusunda çok daha çetin bir sınav veriyor. Gazze, İran ve Batı Şeria gibi farklı cephelerdeki askeri adımlara yönelik Washington’daki hoşnutsuzluk, 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının ardından başlayan ilk operasyonlardan bu yana sürekli tırmanıyor. Gelinen noktada ilişkilerin kopma noktasına yaklaştığı görülüyor.
Kamuoyu araştırmaları da Amerikan halkının İsrail’e yönelik eleştirilerinin arttığını, siyasetçilerin de seçmen eğilimlerini takip etmeye başladığını ortaya koyuyor.
İsrail’de yaklaşan seçimler ve Netanyahu’nun siyasi geleceğine dair belirsizlik ise İsrail hükümeti ile destekçilerinin uzun vadeli bir iletişim stratejisi belirlemesini zorlaştırıyor.
Bazı İsrail yanlısı gruplar, ellerinde kalan müttefiklerle olan ilişkileri sağlamlaştırmaya odaklanıyor.
Ülkenin en büyük Ortodoks Yahudi kuruluşu olan Ortodoks Birliğinin kamu politikaları organı Ortodoks Birliği Savunculuk Merkezi, üyelerinden İsrail’e yardımların kesilmesi yönündeki tasarıya hayır oyu veren Demokratlara teşekkür etmelerini istiyor. Merkezin icra direktörü Nathan Diament, öncelikli amaçlarının yanlarında duran dostlarına destek vermek olduğunu ifade ediyor.
Amerikan Yahudi Komitesinin üst yöneticisi Ted Deutch ise ABD’li kongre üyeleriyle yaptığı görüşmeleri sıklaştırdığını belirtiyor. Deutch, antisemitizmle mücadele için hazırladıkları eylem planını Kongre üyeleri ve personeliyle kapsamlı şekilde paylaştıklarını, bunun sürecin önemli parçası olduğunu kaydediyor.
Bu sırada İsrailli yetkililer de Washington’daki görünürlüklerini artırıyor.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, aşırı sol grupların gerçekleştirdiği iddia edilen terör eylemlerindeki artışa odaklanan bir toplantı vesilesiyle bu hafta ABD’de bulunuyor. Sa’ar’ın bu ziyaret kapsamında ABD’li yetkililerle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirmeyi hedeflediği öngörülüyor.
Politico’ya konuşan İsrailli bir yetkilinin aktardığına göre, İsrail’in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter ise Kongre’deki Demokrat ve Cumhuriyetçi üyelerle düzenli olarak bir araya geliyor ve sosyal medya üzerinden İsrail’e yöneltilen eleştirilere yanıt veriyor.
Temsilciler Meclisindeki oylama ve Vance’in suçlamaları, son haftalarda İsrail’in aldığı darbelerden yalnızca ikisini oluşturuyor.
Gelecekte başkan adayı olabileceği belirtilen Demokrat Temsilciler Meclisi Üyesi Ro Khanna, milyonlarca Filistinlinin İsrail işgali altında yaşadığı Batı Şeria’ya yaptığı ziyaret sırasında İsrailli yerleşimciler ve askerler tarafından fiilen alıkonulduğunu açıkladı. Bir diğer potansiyel Demokrat başkan adayı Rahm Emanuel de İsrail’de yaptığı konuşmada, özellikle Filistinli sivillere ve mülklerine yönelik şiddet son bulmadığı takdirde ülkenin yaptırımlarla karşılaşabileceği ve ABD askeri yardımlarını kaybedebileceği uyarısında bulundu.
Büyükelçi Leiter, Khanna’nın Batı Şeria’daki durumla ilgili iddialarına karşı çıkarak, kongre üyesini seyahatini İsrail makamlarıyla koordine etmemekle suçladı.
Buna rağmen Demokrat Parti ve Amerikan kamuoyunun önemli bir kısmı, İsrail’in imajını düzeltmeye yönelik çabalarına karşı mesafeli duruyor.
Biden ve Obama yönetimlerinde üst düzey görevlerde yer alan eski yetkili Ned Price, mevcut durumun yüksek bütçeli lobicilik sözleşmeleriyle çözülemeyeceğini, meselenin doğrudan sahadaki askeri ve siyasi uygulamalarla ilgili olduğunu belirtiyor.
Anketler, İsrail’e olan desteğin hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler arasında gerilediğini gösteriyor. Bu durum, Filistinlilere daha fazla sempati duyan genç neslin eğilimlerini yansıtırken, diğer yandan ABD ile İsrail’in İran’la yaşadığı ve sonu gelmez görünen çatışmalardan rahatsız olan bazı Cumhuriyetçilerin huzursuzluğunu ortaya koyuyor.
Washington’daki bazı lobi faaliyetleri, İsrail’in Amerika’daki dostlarını kaybettiğinin netleşmesi üzerine aylardır ya da yıllardır yürütülen çalışmaların devamı niteliğini taşıyor.
Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ve Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu gibi kuruluşlar, İsrail’e veya Yahudi toplumuna destek vermeyeceğini düşündükleri sağ ve sol kanattaki siyasi adayları hedef almak için seçim bütçelerini kullanıyor.
İsrail tarafının hasar tespit ve onarım çalışmalarındaki en somut adımının ise önümüzdeki haftalarda atılması bekleniyor.
Amerikan kamuoyundaki tepkilerin odak noktasında yer alan Netanyahu, bu ay içinde ABD’yi ziyaret etmeyi planlıyor. Diplomatik temasları görüşmek üzere kimliğinin gizli kalmasını isteyen İsrailli yetkili, bu seyahatin hayatını kaybeden Güney Carolina’nın Cumhuriyetçi Senatörü Lindsey Graham için düzenlenecek anma törenine denk getirilmesinin öngörüldüğünü aktarıyor.
Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu ise önümüzdeki ay düzenlenecek liderlik zirvesinde tezlerini savunma fırsatı bulacak. Las Vegas’taki bu buluşmaya Vance ve Trump’ın da katılması bekleniyor. Etkinliğin gündeminde, ABD-İsrail ilişkilerinden rahatsızlık duyan Trump destekçisi muhafazakarların endişelerine yanıt verilmesi hedefleniyor.
Trump, ilk başkanlık döneminde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımak da dahil olmak üzere genel olarak İsrail’e güçlü destek verdi. Mevcut ekibi ise şu sıralarda İsrail-Lübnan ilişkilerini düzeltmeye çalışıyor.
İran’a yönelik yeni hava saldırıları emri veren ve ateşkes sürecinin bittiğini ilan eden Trump, buna rağmen ABD ve küresel ekonomiye zarar veren bir savaşın uzamasından kaçınıyor. Trump, İran’daki mevcut yönetimi tamamen devirmek isteyen Netanyahu ile zaman zaman görüş ayrılıkları yaşıyor.
Konuya ilişkin açıklama yapan Beyaz Saray, ABD’nin İsrail ile güçlü bir ilişkisi olduğunu belirterek, “İsrailli ortaklarımızla yakın koordinasyonumuzu sürdürüyoruz” ifadesini kullandı.
İsrail’in Washington’daki bazı destekçileri ise daha yapıcı ancak eleştirel bir yaklaşım sergiliyor. İsrail yanlısı Demokratları destekleyen “İsrail İçin Demokratik Çoğunluk” grubu, Temsilciler Meclisindeki oylamanın ardından yayımladığı bildiride İsrail’i karşı karşıya olduğu riskleri görmeye çağırdı.
Açıklamada, Demokratların Netanyahu hükümetine yönelik derin bir hoşnutsuzluk duyduğu; bu tepkinin arkasında yerleşim yerlerinin genişletilmesi, Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik şiddet, koalisyondaki aşırılık yanlısı isimler ve Gazze’deki yıkımın yer aldığı vurgulandı. Bildiride, İsrail’in bu oylamayı, Demokratlarla ilişkileri onarmak için ciddi adımlar atılması gerektiğine dair bir uyarı olarak kabul etmesi gerektiği kaydedildi.
Time dergisinde yer alan bir haberde, İsrail’in muhafazakar seçmen tabanını hedef alan milyonlarca dolarlık bir etki operasyonu yürüttüğü, Vance’in de bu faaliyeti İran ile yürüttüğü diplomasiyi baltalama girişimi olarak nitelendirdiği belirtildi. İsrail Dışişleri Bakanlığı ise bu haberi iftira olarak nitelendirerek reddetti.
Yürütülen bazı propaganda çalışmaları ise açık şekilde yapılıyor. Büyükelçi Leiter, mayıs ayında Gazze’deki askeri faaliyetlere yönelik soykırım ve aç bırakma suçlamalarını çürütmeyi amaçlayan bir kitapçık yayımladı.
Bazı İsrailli analistler ve yetkililer ise ülkenin Amerika’daki imajını düzeltmesi için daha geniş ve kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi6 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı









