Bizi Takip Edin

Amerika

Yapay zeka, dolar hakimiyetini güçlendirebilir

Yayınlanma

Siyasetçiler ve iktisatçılar doların hakimiyetinin geleceğini tartışırken, yapay zeka bu geleceği şimdiden güçlendiriyor olabilir.

Project Syndicate için yazan Chenxu Fu ve Xianguo Huang, “uluslararası para tarihinin bir sonraki bölümünü” şimdiden yazan yapay zeka şirketleri, bulut hizmet sağlayıcıları ve ödeme ağlarına karşı harekete geçmek gerektiğini öne sürüyor.

“20 yıllık bir veri merkezi kira sözleşmesinin imzalanması, muhtemelen parasal bir olay olarak algılanmaz. Yapay zeka patlamasıyla bağlantılı, dolara sabitlenmiş bir stabilcoin’in duyurulması bile mutlaka bu şekilde nitelendirilmeyebilir,” diyen yazarlar, buna rağmen bu tür gelişmelerin hızla yaygınlaştığı ve “küresel ekonomi için hayati öneme sahip bir girdinin fiyatlandırıldığı, bedelinin ödendiği ve nihayetinde dolar cinsinden varlıklara dönüştürüldüğü bir sistemin oluşmasına” katkıda bulunduğunu hatırlatıyor.

1970’lerden bu yana, petrolün ABD doları cinsinden fiyatlandırılmasının, bu para birimine yönelik küresel talebi artırdığına ve petrol üreticileri için ihracat gelirleri yarattığına dikkat çeken Fu ve Huang, petrodoların bir “kehanet” değil, “şablon” olduğuna işaret ederek şöyle yazıyor:

“Bu durum, üretim, ödemeler ve varlık geri dönüşümünün birbirini pekiştirdiği zaman, vazgeçilmez bir girdinin bir para birimini küresel pazarlara yerleştirebileceğini gösteriyor.”

Yapay zekanın, bu dinamiğin kendine özgü bir versiyonunu ortaya çıkarabileceğini vurgulayan yazarlar, yapay zeka ekonomisinde kimin kazanacağına dair tartışmaların genellikle en gelişmiş modelleri geliştirme yarışına odaklandığını, fakat asıl dönüşümün, “model performansları birbirine yaklaştığında ve şirketler yapay zekayı günlük operasyonlarına entegre ettiğinde” başladığını söylüyor.

Fu ve Huang, “O noktada, tıpkı bugün varil başına dolarından bahsettiğimiz gibi, kendimizi hesaplama birimi başına dolarını düşünürken bulabiliriz,” diye yazıyor.

Enerjiye dikkat çeken yazarlar, veri merkezlerinin elektriği “faturalandırılabilir bilgi işlem kapasitesine” dönüştürdüğünü ve bu kapasitenin “artık yıllar öncesinden güvence altına alındığını” hatırlatıyor.

Örneğin Anthropic, altyapı sağlayıcısı TeraWulf ile 20 yıllık bir kira sözleşmesi imzaladığında, bu durum uzun vadeli üretim kapasitesini güvence altına alan bir sanayi şirketine çok benziyor. Yazarlara göre bu, “bilgi işlem talebinin devam edeceğine dair arz tarafında yapılan bir bahis.”

OpenAI’ın yeni danışmanlık kolu Deployment Company’nin (DeployCo), mühendisleri şirketlerin bünyesine yerleştirerek yapay zekayı iş akışlarına entegre etmek suretiyle “talep”teki yavaşlığı da değiştirmeyi hedeflediğine dikkat çeken Project Syndicate, “Bu tür sistemler bir kez devreye girdiğinde, bilgi işlem masrafı tekrarlayan bir işletme gideri haline gelecek,” diyor ve dolarla ilgili kısma geliyor:

“Bu da bizi, doların hakimiyetini pekiştirecek ilk kanala getiriyor. Yapay zeka tedarik zinciri ABD ile bağlantılı şirketler tarafından domine ediliyor ve fiyatlandırma dolar üzerinden yapılıyorsa, küresel dijital üretim dolar likiditesi temin etmek zorunda kalacak ve elde edilen gelirler büyük ölçüde dolar temelli bir finansal sistemin içine akacak. Petrol gelirlerinin aksine, bu gelirler ABD pazarlarına geri dönmeden önce yurtdışında birikmeyecek.”

Öte yandan yazarlara göre ödenecek fatura sadece görünür katman. Bunun altında, görünmez bir altyapı inşa ediliyor: Otonom ticaretin giderek daha fazla üzerinde işleyeceği ödeme ağı.

OpenAI’ın Visa ile ortaklığı, bu altyapıyı kurmayı amaçlıyor ve “daha programlanabilir” bir geleceğe işaret ediyor.

Yazarlar, “Yapay zeka ajanları, asgari düzeyde insan müdahalesiyle hizmet satın almaya, lojistik düzenlemelerine ve stok yenilemelerine başlarsa, ödemelerin otomatikleştirilmesi ve makineye özgü olması gerekir,” diyor.

Fu ve Huang’a göre bu, doların hakimiyetini güçlendirecek ikinci kanal. Özellikle dolara sabitlenmiş stabilcoinlere işaret eden yazarlar, bunların “akıllı sözleşmelere dayalı ticaretin gerektirdiği programlanabilir ödeme çözümünü” sağlayabileceğini vurguluyor.

140’tan fazla ödeme, finans ve kripto şirketinin desteğiyle dolara sabitlenmiş bir stabilcoin olan Open USD’nin duyurusu, dolar tabanlı tokenların bu dönüşüm için şimdiden konumlandırılmaya başlandığını gösteriyor.

Bu iki kanalın zamanla birleşebileceğini kabul eden yazarlar, dolara sabitlen stabilcoinlerin aracılığıyla “ajan tabanlı ticaretin” programlı olarak gerçekleştirilmesini sağlayan aynı sistemin, diğer sistemler kadar kolay bir şekilde hesaplama ödemelerini de kolaylaştırabileceğini söylüyor.

Yazarlara göre böylelikle dolar bazlı faturalandırma, stabilcoin ile ödemeyle birleştirilecek ve teknolojik bağımlılık, parasal bağımlılığa dönüşecek.

Bu altyapı aynı zamanda bir geri dönüşüm işlevi de görüyor; zira programlanabilir dolara olan talep, bunları destekleyen güvenli varlıklara (özellikle ABD Hazine tahvillerine) olan talebe dönüşüyor. 

Ajan tabanlı ticaret henüz yeni yeni başlamışken, stabilcoin ihraççıları şimdiden Hazine bonolarının en büyük alıcıları arasında yer alıyor.

Yazarlara göre bu gelişmelerin tamamı, bir “enerji-hesaplama-dolar döngüsü”nün ortaya çıkabileceğine işaret ediyor:

“Elektrik, veri merkezlerine güç sağlıyor; veri merkezleri hesaplama gücü üretiyor; hesaplama gücü, programlanabilir hesaplaşmayı destekleyen ödemeler de dahil olmak üzere iş faaliyetlerinin otomasyonunu mümkün kılıyor; ve stabilcoin rezervleri ABD Hazine tahvillerine akıyor. Sonuçta, yapay zeka altyapısı, dijital ödemeler ve ABD finans piyasalarını birbirine bağlayan, kendini pekiştiren bir döngü ortaya çıkacak.”

Fu ve Huang, bu süreci yöneten bir hükümetin bulunmuyor gibi görünmesinin dikkat çekici olduğunu yazıyor.

Onlara  göre, petrodolar resmi anlaşmalar üzerine kurulmuşken, yapay zeka temelli yeni dönem büyük ölçüde ticari kararlar yoluyla şekilleniyor:

Bulut hizmet sağlayıcıları arazi ve enerji kaynaklarını güvence altına alıyor. Yapay zeka şirketleri modelleri hizmetler halinde paketliyor. Ödeme grupları stabilcoin altyapılarını kuruyor. Stabilcoin ihraççıları Hazine tahvillerini satın alıyor.

“Her adım tek başına mantıklı; fakat bir araya geldiklerinde, doların hakimiyetini sessizce pekiştiriyorlar,” diye yazıyorlar.

Bu durumun, ABD dışındaki politika yapıcılar için önemli sonuçlar doğurduğuna dikkat çeken yazarlar, “Örneğin, ASEAN+3 ülkeleri, ticareti yerel para birimleriyle gerçekleştirmeye, ulusal ödeme sistemlerini birbirine bağlamaya ve dolar kıtlığına karşı korunmak için rezervlerini bir araya getirmeye çalışıyor,” diye hatırlatıyor.

Fakat yazarlar, ASEAN+3’ün, “kendini pekiştiren dolar döngüsü”nün oluşmasını engelleyemese de, dolara olan bağımlılığını sınırlayabileceğine inanıyor:

“Anahtar nokta, enerji, yapay zeka ve ödemeleri tek bir stratejik gündem altında birleştirmek olacak. Uygun maliyetli ve giderek daha temiz enerji ile çalışan bölgesel veri merkezleri, yerel firmaların bilgi işlem kaynaklarına erişimini artırabilir. Ayrıca, acenteli ticaret için yerel para biriminde tokenize edilmiş ödeme sistemlerinin geliştirilmesi, dolar sistemlerine olan bağımlılığı azaltacak ve işlemlerin düzenleyiciler tarafından izlenebilir olmasını sağlayacak.”

ABD harici ülkeler için hedefin, yakın zamanda muhtemel olmamasından dolayı “tam teknolojik kendi kendine yeterlilik” olmadığını savunan Fu ve Huang, “Asıl amaç, giriş bedeli olarak yeni bir dolar bağımlılığı katmanı kabul etmeden dijital üretime katılmak. Sonuçta, petrodolar düzenlemelerinin aksine, ortaya çıkan yapay zeka sistemi ülkelere hiçbir zirve masasında yer sunmuyor,” iddiasında bulunuyor.

Yazarlar, makalelerini şöyle sonlandırıyorlar:

“Siyaset yapıcılar ve iktisatçılar dolar hakimiyetinin geleceğini tartışırken, yapay zeka şirketleri, bulut sağlayıcıları ve ödeme ağları bunu uluslararası para tarihinin bir sonraki bölümüne çoktan yazıyor olabilir. Bu bölümü şekillendirmeyi umanlar şimdi harekete geçmelidir; aksi takdirde sayfanın dışında kalma riskiyle karşı karşıya kalırlar.”

Amerika

Mark Zuckerberg: ABD, Çin yapay zekâsını yasaklamamalı

Yayınlanma

Meta CEO’su Mark Zuckerberg, yapay zekâya ilişkin Amerikan düzenlemelerinin belirli şirketlerin etkisi altına girmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Mark Zuckerberg, ABD yönetiminin yapay zekâ yarışında avantaj sağlamak amacıyla Çinli modelleri engellememesi gerektiğini söyledi. Zuckerberg ayrıca, Amerikan yapay zekâ düzenlemelerinin önde gelen yerli şirketlerin etkisi altına girmesinin ülke içindeki rekabeti boğabileceği uyarısında bulundu.

Financial Times’a konuşan Zuckerberg, Washington’ın fikri mülkiyet hırsızlığı iddiaları nedeniyle Çinli laboratuvarları hedef alma tehdidinde bulunduğu bir dönemde, gelişmiş Çin yapay zekâ modellerinin ABD’de yasaklanmasının “etkili bir çözüm” olmayacağını belirtti.

Meta’nın kurucusu, salı günü Washington’da ve önde gelen yapay zekâ şirketleri arasında süren yoğun tartışmaya açık biçimde dahil oldu. Tartışmalar, ABD’nin hızla gelişen bu teknolojiyi nasıl düzenlemesi ve Çin’den gelen artan rekabete nasıl karşılık vermesi gerektiği üzerinde yoğunlaşıyor.

Bu tartışmalar, Pekin merkezli Moonshot AI’ın bu ay Kimi K3 modelini piyasaya sürmesinin ardından hız kazandı. Modelin kabiliyetleri, OpenAI ve Anthropic’in sistemlerine yaklaşmış durumda.

Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, Moonshot’ın “damıtma” olarak bilinen teknik bir yöntemle modelini ABD’li rakiplerinden eğitmek amacıyla geniş çaplı ve gizli bir faaliyet yürüttüğüne dair kanıtlara sahip olduklarını iddia etti. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen hafta, “fikri mülkiyet hırsızlığı sınırını aşan” Çinli laboratuvarlara yaptırım uygulanmasının gündemde olduğunu belirtti.

Zuckerberg ise yasağa karşı çıkarak, ABD’li şirketlerin Pekin’le daha iyi rekabet edebilmek için darboğazları ve engelleri “sistematik biçimde” belirlemesi gerektiğini söyledi. Her iki ülke de yapay zekâ yarışını ulusal güvenlik ve refah açısından kritik görüyor.

Sosyal medya şirketinin yöneticisi, salı günü daha önce yaptığı açıklamada “herkes için yapay zekâ” vizyonunu ortaya koymuş ve kullanıcıların kendi ihtiyaçlarına göre uyarlayabildiği, kendi donanımlarında çalıştırabildiği “açık” modellere desteğini yinelemişti. Bu modeller Çinli geliştiriciler arasında da yaygın biçimde kullanılıyor.

Zuckerberg, yapay zekânın birkaç güçlü grubun elinde “merkezileşmesi” riskine dikkat çekti. Açıklamaları, sohbet robotu pazarına tescilli ve “kapalı” yapay zekâ modelleriyle hâkim olan rakipleri Anthropic ve OpenAI’a yönelik dolaylı bir eleştiri olarak değerlendirildi.

Donald Trump’ın yeniden seçim kampanyasından ve Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana onunla yakın ilişkiler kurmaya çalışan Zuckerberg, ABD’nin yeni modellerin piyasaya sürülmesini nasıl denetleyebileceği konusuna da değindi.

Zuckerberg, doğru biçimde ve uzman kişiler tarafından yürütülmesi halinde akran değerlendirmesinin veya ön inceleme süreçlerinin sektör açısından olumlu olabileceğini söyledi. Ancak önde gelen yapay zekâ şirketlerinin bu süreçler üzerinde aşırı etkili olmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Zuckerberg, “Akran değerlendirmesini kendi çıkarları olan bir grup şirket yapıyorsa, her zaman düzenleyici süreçlerin şirketlerin etkisi altına girmesi meselesi ortaya çıkar” dedi.

“Öncü yapay zekâ laboratuvarları, açık kaynaklı bir modelin başarılı olmasını gerçekten ister mi? Bu konuda şimdiye kadar birbiriyle çelişen bazı işaretler gördüğümüzü düşünüyorum” diye ekledi.

Trump yönetiminin, yapay zekâ modeli geliştiricilerinin araçlarını piyasaya sürmeden önce test edilmek üzere gönüllü biçimde sunmalarını öngören bir çerçeveyi bu hafta içinde açıklaması bekleniyor.

Anthropic CEO’su Dario Amodei daha güçlü yapay zekâ düzenlemeleri çağrısında bulunurken, Google DeepMind Başkanı Demis Hassabis, sektör standartlarını belirleyebilecek ve Finans Sektörü Düzenleme Kurumu’na benzer biçimde çalışacak bir “öz düzenleyici kuruluş” oluşturulmasını önerdi.

Yeni modellerin incelenmesine yönelik bir sistem üzerinde anlaşma çabası, Beyaz Saray’ın haziran ayında Anthropic’in en gelişmiş teknolojisinin kullanımını kısıtlamasının ardından gündeme geldi. Yönetim, modelin siber güvenlik açıklarını tespit etme kapasitesinin küresel finans sistemini aksatabileceğinden endişe ediyordu.

Zuckerberg, Financial Times’a yaptığı açıklamada, siber güvenlik kaygıları nedeniyle en güçlü araçların sınırlandırılmasının doğru çözüm olmadığını söyledi. Bu araçların şirketlerin güvenlik açıklarını belirlemesine ve kapatmasına da yardımcı olabileceğini savundu.

Zuckerberg, geçen hafta bir OpenAI programının insan denetiminden çıkarak bir girişimin sistemlerini hacklediği olaya atıfta bulundu.

“Büyük modellerden kaynaklanan bazı ihlaller gördük. Saldırıya uğrayan şirket, kısıtlamalar nedeniyle kapalı ve öncü modellere erişemiyordu. Bu nedenle sorunları gidermek için açık kaynaklı modellere yöneldiler” dedi.

OpenAI ve Anthropic, açık modellerin kısıtlanmasına karşı olduklarını açıkladı. Ancak Amodei, “açık ağırlıklı modellerin güvenlik önlemlerinin geliştirilmesini zorunlu olarak kolaylaştırdığı veya gelişmiş kabiliyetlere geniş erişimin savunma yapanlara saldırganlardan daha fazla yardımcı olduğu” görüşüne katılmadığını söyledi.

Zuckerberg, “kişisel süper zekâ” adını verdiği sistemi geliştirmek için milyarlarca dolar harcıyor ve büyük ölçüde açık modeller geliştirmeye odaklanıyor. Ancak Meta’nın modelleri, önde gelen yapay zekâ laboratuvarlarının kabiliyetlerinin gerisinde kaldı.

Şirket kısa süre önce Muse Spark adlı kendi kapalı modelini piyasaya sürdü. Meta, modeli tescilli tutmasının gerekçesi olarak güvenlik kaygılarını gösterirken, bu adımla yeni bir gelir kaynağının da önünü açtı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump ve Hegseth yönetimindeki Pentagon İran savaşına dair bilgileri kısıtlıyor

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanlığı, İran ile beş aydan uzun süredir devam eden savaşta can kayıplarını yeniden sınıflandırması, vurulan hedef sayılarını açıklamayı durdurması ve basın toplantılarını reddetmesi nedeniyle şeffaflık eleştirilerinin hedefi oluyor. Pentagon yetkilileri kısıtlamaları operasyonel güvenlik gerekçesiyle savunurken, sivil toplum kuruluşları ve Senato üyeleri halkın bilgilendirilme hakkının ihlal edildiğini bildiriyor.

ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), İran ile beş ayı aşkın süredir devam eden ve sonu görünmeyen savaşta artan bilançoyu kamuoyundan gizlediği gerekçesiyle geniş çaplı bir inceleme ve eleştiri dalgasıyla karşı karşıya.

Savaş Bakanı Pete Hegseth idaresindeki Pentagon; hayatını kaybeden ve yaralanan askerlerin istatistiklerini yeniden sınıflandırmak, İran’a düzenlenen son hava saldırılarında kaç hedefin vurulduğunu açıklamamak ve basın toplantısı düzenlemeyi reddetmekle suçlanıyor.

Pentagon yetkilileri bilgi paylaşımının sınırlandırılmasını operasyonel güvenliği koruma ihtiyacıyla açıklarken, eleştirmenler bu durumun kamuoyunu karanlıkta bıraktığını ve uzun vadeli sonuçlar doğuracağını savunuyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Kuzey Amerika Direktörü Clayton Weimers, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu durum kesinlikle yakın tarihin en az şeffaf Pentagon’u gibi hissettiriyor. Ellerine geçen her fırsatta gazetecilerin ve kamuoyunun hayati önemdeki bilgilere erişimini zorlaştırmayı seçiyorlar” dedi.

Kayıp verilerindeki tutarsızlıklar ve yeni kategori

Savaş Bakanı Hegseth yönetiminde basın mensuplarının binaya erişimini kısıtlayan Pentagon, İran savaşındaki kayıp sayılarını revize etmesinin ardından tepkilerin odağı haline geldi.

Bakanlık, Destansı Öfke adını verdiği harekât kapsamında öldürülen ABD askerlerinin sayısını 18’den 14’e düşürdü ve onlarca yaralı askeri kamuoyuna açık veri tabanından çıkardı.

Geçen hafta Pentagon, Savunma Zayiat Analiz Sistemi (DCAS) web sitesinde “geçici veri kesintileri” yaşandığını ve bu durumun ordunun ilgili birimleriyle koordineli şekilde çözülmeye çalışıldığını bildirdi.

Bakanlık mevcut durumda, zayiat ve yaralı asker sayılarını DCAS üzerinde “Yurtdışı Operasyonlar” başlığı altında genel bir kategoride listeliyor. Bu başlık, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü askeri harekat olan Epic Fury Harekatı’na ait rakamlardan ayrı tutuluyor.

“Yurtdışı Operasyonlar” kategorisi, ABD ile İran arasındaki çatışmaların şiddetlendiği 7 Temmuz’dan bu yana yaşanan ölüm ve yaralanmaları takip ediyor.

Fakat savunma yetkililerinin “yurtdışı operasyonları” nasıl tanımladığı ve verilerin yalnızca 28 Şubat’ta başlayan İran savaşını kapsayıp kapsamadığı netlik taşımıyor.

Pentagon’un savaş zayiatlarını takip eden birincil kamu veri tabanı olan DCAS’taki rakamlar birleştirildiğinde, salı akşamı itibarıyla İran savaşında 18 ABD askerinin hayatını kaybettiği ve 642 askerin yaralandığı görülüyor. Savunma yetkilileri yaralanan askerlerin çoğunun görevlerine döndüğünü belirtiyor.

Senatörlerden Bakan Hegseth’e mektup

Rakamlardaki dalgalanmalar üzerine, Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Üyesi Demokrat Senatör Mazie Hirono liderliğindeki 12 Senato Demokratı, Bakan Hegseth’e bir mektup gönderdi.

Senatörler, Pentagon’un DCAS sistemini yönetme biçimini sordu ve kaç askerin travmatik beyin hasarı veya travma teşhisiyle taramadan geçirildiğini sorguladı.

Senatörler perşembe günü gönderdikleri beş sayfalık mektupta, “Zayiat rakamlarının kamuoyuna açıklanmasındaki gecikmeler veya tutarsızlıklar, Kongre’nin denetim yapma yetkisini engellemekte ve kamuoyunun operasyonun bedellerini anlamasını sınırlandırmaktadır. Bu şeffaflık eksikliği, askeri ailelerin ve Amerikan halkının, üniforma giyenlerin yaptığı fedakarlıklar hakkında eksiksiz ve doğru bir bilgi aldığına dair güveni zedelemektedir” ifadelerini kullandı.

20 yıldan fazla bir süre orduda hizmet veren ve Genelkurmay Başkanı’nın özel asistanlığını yapan Jason Dempsey, yaşanan sürecin Pentagon’daki “derin mesleki ve ahlaki korkaklığı” yansıttığını savundu.

Center for a New American Security bünyesinde kıdemli uzman olarak görev yapan Dempsey, Hegseth’in geçmişte ABD’nin Terörle Küresel Mücadele (GWOT) sürecine yönelik eleştirileri düşünüldüğünde, durumun büyük bir çelişki barındırdığını ifade etti.

Basın Özgürlüğü Vakfı (Freedom of the Press Foundation) Şeffaflık Uzmanı Lauren Harper ise bir savaşın ortasının, Pentagon’un hesap verebilirlik veya şeffaflık standartlarını düşüreceği doğru zaman olmadığını kaydetti.

Harper, “Amerikan halkının, askeri personelin ve ailelerinin İran savaşının maliyetini görme konusunda temel bir hakkı vardır. Bu alandaki temel şeffaflığın operasyonel güvenliği tehdit edebileceğini öne sürmek, Pentagon’un sorumlu hareket etmesini isteyen herkes için inciticidir” değerlendirmesinde bulundu.

Pentagon ve Cumhuriyetçi kanadın savunması

Pentagon yetkilileri ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile birlikte ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve operasyonları konusunda dünyaya “sürekli, gerçek zamanlı ve kapsamlı güncellemeler sağladıklarını” savunuyor.

Pentagon Başsözcüsü Sean Parnell, The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Başkan Trump ve Savaş Bakanı Hegseth, internet üzerinden doğrudan medyaya ve Amerikan halkına sürekli güncellemeler sunmakta, hedeflerimiz ve kararlı eylemlerimiz hakkında net bilgiler vermektedir. Savaş Bakanlığı Halkla İlişkiler Ofisi her gün ve her saat gazetecilerle iletişim kurmakta ve soruları yanıtlamaktadır” dedi.

Benzer bir görüş Kongre’deki bazı Cumhuriyetçiler tarafından da dile getirildi. Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker, Pentagon’un İran savaşı konusunda Kongre ve Amerikan kamuoyuna karşı “yeterince şeffaf” olduğunu söyledi.

Saldırılar ve bilgi kısıtlaması

ABD ordusu 7 Temmuz’dan bu yana İran’a yönelik 13 gece üst üste hava saldırısı düzenledi. Saldırılarda, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari deniz trafiğini engelleme kabiliyetini azaltmak amacıyla küçük hücumbotlar, kıyı radar sahaları, füze fırlatıcıları ve diğer askeri unsurlar hedef alındı. ABD kuvvetleri ayrıca bazı köprüleri de imha etti veya kullanılmaz hale getirdi.

Ancak CENTCOM, gecelik bilgilendirme notlarında İran içinde kaç hedefin vurulduğunu ve bu görevlerde hangi askeri unsurların kullanıldığını açıklamayı durdurdu. Komutanlık, bu bilgilerin verilmesinin İran’a çok fazla detay sağlayacağını ileri sürüyor.

28 Şubat’ta başlayan ve yaklaşık 40 gün süren bombalama harekatı sırasında ABD ordusu, Washington ve Tahran’ın 8 Nisan’da kırılgan bir ateşkes kararı almasından önce İran içinde 13 binden fazla hedefi vurmuştu.

RSF Direktörü Weimers, geçmiş savaşlara atıfta bulunarak, “Kamuoyunun bilme hakkı ile birliklerin güvenliğini sağlama görevi arasında her zaman zorlu bir denge olmuştur. Vietnam, Afganistan ve Irak savaşlarında kamuoyuna sahadaki duruma dair iyi bilgiler verilmediği için savaşın ne kadar kötü gittiği anlaşılamamıştı” hatırlatmasında bulundu.

Jenerik askeri gücün İran rejimine karşı bir koz olarak kullanılmasında “azalan verim” aşamasına gelindiğini belirten Dempsey ise, “Bu aşamada çok sayıda saldırıyla övünmek, aslında genel stratejinin işleyişi açısından bir zayıflık itirafıdır” dedi.

Diğer yandan ABD ordusu, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki deniz ablukası uygulamasına ilişkin düzenli bilgi vermeyi sürdürüyor. 14 Temmuz’da ablukayı yeniden başlatan CENTCOM, salı akşamı itibarıyla ABD kuvvetlerinin 18 ticari gemiyi İran limanlarına girmekten veya ayrılmaktan vazgeçirdiğini, iki gemiyi işlevsiz hale getirdiğini ve bir diğer ticari gemiye de çıktığını duyurdu.

Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası muafiyeti talebi

Şeffaflığa ilişkin endişeler belge paylaşımları konusunda da artıyor.

Pentagon geçen ay Kongre’den, askeri makamların ulusal savunmanın hassasiyetleriyle ilgili olduğuna karar vermesi halinde, tüm “kontrollü gizli olmayan bilgilerin” (CUI) Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası’ndan (FOIA) muaf tutulmasını talep etti.

Bu teklif, yaklaşık 2,8 milyon Savaş Bakanlığı çalışanı ve binlerce yüklenici tarafından işlenen binlerce belgenin kamuoyuna açıklanmasını engelleyebilir.

Temsilciler Meclisi’nden geçen Ulusal Savunma Yetki Yasası (NDAA) metnine dahil edilmeyen teklifin, Senato versiyonunda yer alıp almayacağı belirsizliğini koruyor.

15’ten fazla hükümet denetim ve basın özgürlüğü örgütü, bu hafta Kongre komisyonlarına bir mektup göndererek Pentagon’un 25 Haziran tarihli teklifinin reddedilmesini isteyecek.

Örgütler hazırladıkları mektup taslağında, “Pentagon’un teklifi gelişen güvenlik tehditlerine verilen yeni bir yanıt değildir; bakanlığın FOIA’yı aşındırma ve ordu içindeki kötü yönetimi ifşa etmeye çalışan gazetecileri, Kongre komisyonlarını ve denetçileri engelleme yönündeki son girişimidir” ifadelerine yer verdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Claude sohbetleri Google aramalarında göründü

Yayınlanma

Özel kalması gereken Claude sohbetleri hafta sonu Reddit kullanıcıları tarafından Google arama motoru sonuçlarında keşfedildi.

Bu sohbetlerin bazıları tıbbi veriler ve çocukların telefon numaralarını içeriyordu.

Kullanıcılar, Claude sohbetleri için paylaşılabilir bir genel bağlantı oluşturabilir (tıpkı Google Dokümanlar’da olduğu gibi), böylece arkadaşları veya iş arkadaşları bu sohbetleri görüntüleyebilir.

Öte yandan genel erişimli bir Google Dokümanı arama sonuçlarında indekslenmezken, Claude’un oluşturduğu içerikler indekslendi.

Claude’un yaratıcısı Anthropic, TechCrunch’a verdiği demeçte, bu bağlantıların yalnızca sosyal medya platformları gibi web tarayıcılarının bulabileceği yerlere yayınlandığında herkese açık hale geldiğini söyledi.

Bir Google sözcüsü, Wired’a verdiği demeçte, Anthropic’e ve tüm web sitesi sahiplerine, web sayfalarının taranıp taranmayacağı veya indekslenip indekslenmeyeceği konusunda “net kontrol” sağladığını belirtti.

Microsoft’un Bing’i ise geliştiricilerin etiketler kullanarak indekslemeyi engelleyebileceğini belirtiyor. 

Fakat Wired, ortaya çıkan Claude sohbetlerini incelediğinde, bu sayfalarda önerilen “noindex” etiketini bulamadı.

Claude bağlantıları pazartesi günü itibariyle hâlâ herkese açıktı fakat dün itibarıyla arama sonuçlarından silinmiş görünüyor.

Bununla birlikte, üçüncü tarafların verilere çoktan ulaşmış olması da mümkün.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English