Asya
‘Yüksek kaliteli kalkınma hedefi Çin’in önünde duran zorlu bir görev’

Yaklaşık 20 yıldır ÇKP’yi ve Çin Ulusal Halk Kongresi toplantılarını takip eden Prof. Dr. Seriye Sezen, ‘iki toplantı’ya ilişkin sorularımızı yanıtladı: ‘Çin liderliği, ekonomik sorunlarla anılmak yerine, küresel sorunlara yönelik politikalarıyla ve dış politikasıyla uluslararası kamuoyunda yer almak istedi.’
‘İki toplantı’ olarak bilinen Çin’in en üst düzey yasama organı ve en üst düzey siyasi danışma kurulunun (Çin Ulusal Halk Kongresi ve Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı) bu yılki toplantıları sora eriyor. Halk Siyasi Danışma Konferansı pazar günü kapanış oturumunu yaptı. Ulusal Halk Kongresi de pazartesi günü Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda kapanışını yapacak.
2024 Pekin için, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 75. yıl dönümü olması ve 14. Beş Yıllık Plan’ın uygulanması açısından önemli bir yıl olarak görülüyor.
Bu yılki toplantılarda, büyüme hedefi ve nitelikli ekonomik kalkınma, finansal sistemde reform, özel sektörün teşviki ve piyasayı istikrara kavuşturma, yeni üretici güçler ve yüksek kaliteli kalkınma, nitelikli dışa açılmanın hızlandırılması, yaşlı nüfus ve düşen doğum oranları, askeri teknolojinin gelişimi önemli gündem başlıklarıydı.
İki toplantıdan öne çıkan tartışmaları ve uluslararası kamuoyuna yansımalarını Türkiye’de Çin’i en yakından takip eden isimlerden olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seriye Sezen ile konuştuk.
‘Dikkatler hükümet raporunda idi’
Çin siyasi takviminin en önemli etkinliği olarak nitelendirilen ‘iki toplantı’nın bu yılki gündemini, işleyişini ve atmosferini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu yılki toplantılar, 2023’te beş yıl için seçilen 14. Ulusal Halk Kongresinin 2. Oturumu idi. Önemli kadro atamaları ve yasal düzenlemeler gibi gündem maddeleri olmadığı için, daha rutin, olağan sürecin işlediği bir toplantıydı. COVID-19 salgını nedeniyle toplantı süresinin kısa tutulması uygulamasına bu yıl da devam edildi. Toplantılar Çin’in, içinde bulunduğu ekonomik sorunlarla daha çok gündeme geldiği bir dönemde yapıldığı için dikkatler, Başbakanın sunduğu ve geçen yılın değerlendirmesini, 2024 yılının da hedeflerini içeren hükümet raporuna odaklanmıştı.
‘Ekonomik sorunlar yerine, küresel sorunlara yönelik politikalarıyla anılma çabası’
Son otuz yıldır ilk kez Çin başbakanı oturum sonunda basın toplantısı düzenlemiyor. Bu değişikliğin sebebi ne sizce? Parti liderliğinin öne çıkması mı? Ya da Çin’in ifade ettiği gibi ‘uzmanlaşma’ mı?
Son otuz yıldır süregelen bir geleneğin bu yıl uygulanmaması ve 14. UHK dönemi boyunca da özel bir durum dışında uygulanmayacağının açıklanması dikkat çekti ve çeşitli spekülasyonlara yol açtı. Oysa “iki toplantı” ve bunun bir parçası olarak düzenlenen basın toplantıları, Çin’in kendini, ana politikalarını ulusal ve uluslararası kamuoyuna anlatma fırsatı vermektedir. Bakan ve bakan düzeyindeki kamu yöneticileri basınla bir araya geldi ama başbakanın siyasal ağırlığı ve sorumluluğu farklı.
Başbakanın basın toplantısının iptali, Batı basınında Parti liderliğinin ön plana çıkarılmasıyla ilişkilendirilmekle birlikte, ben bu ilişkilendirilmeye mesafeliyim. Başbakan Li Qiang’ın, önceki başbakan Li Keqiang gibi Xi’nin liderliğini gölgeleme riskinin olmadığını düşünüyorum. Ayrıca, Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin basın toplantısı ve açıklamaları medyada çokça yer buldu. Bu sonuç bana, Çin liderlerinin, bu toplantılar vesilesiyle ulusal ve uluslararası kamuoyunda ekonomik soru/sorunlarıyla değil, dış politikasıyla, küresel sorunlara yönelik politikalarıyla yer almak istemiş ve böylece gündemi kendi tercihine göre belirlemeye yönelmiş olabileceğini düşündürdü.
‘İyimser gerçekçi büyüme hedefi’
Tartışılan, öne çıkan başlıklar, kararlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Örneğin yüzde 5 büyüme hedefini gerçekçi buluyor musunuz? IMF’nin öngörüsü yüzde 4,6 civarındaydı.
Yüzde 5 büyüme hedefini “iyimser gerçekçi” bulduğumu söyleyebilirim. Çin Komünist Partisinin meşruiyeti önemli ölçüde ekonomik refahı artırmasına bağlı olduğundan, yönetimin ekonomik iyileşmeyi sürdürecek bir büyümeyi sürdürmesi gerekli. Diğer yandan, gerek küresel ekonominin karşı karşıya olduğu sorunlar (gerileyen büyüme, küresel ticareti zorlaştıran bölgesel çatışmalar…) gerekse Çin’in iç sorunları (iç tüketimde yetersiz talep, yüksek kentsel genç işsizliği, nüfusun gerilemesi ve yaşlanması) bu büyümenin gerçekleştirilmesinin zorluğunu düşündürüyor. Çin günümüzde, “zenginleşmeden yaşlanmak” ve “orta gelir tuzağına düşmek” tehlikesi ile karşı karşıya.
Bununla birlikte, yönetimin, gerçekçi olmayan bir büyüme hedefi ilan ederek, bir yıl sonra kendi başarısızlığına yol açmak gibi bir yol izlemesini Çin siyaseti ile bağdaştırmıyorum. Böyle düşünmemin diğer bir nedeni de, açıklanan makro-ekonomik ve toplumsal göstergelerin, uzun bir hazırlık, müzakere ve tartışmayla, başka bir ifadeyle akılcı bir yöntemle belirleniyor olması. Müzakere ve tartışmalar yalnızca parti içinde değil aynı zamanda konunun uzmanlarıyla, ilgi kuruluşların katılımıyla yapılıyor. Bunların yanı sıra, hükümet medya platformları aracılığı ile hükümet raporu için yurttaşların önerilerini de almaktadır. Kaldı ki, raporda da iç ve dış koşullar analiz edilerek bu koşullar altında hedeflere ulaşmanın kolay olmayacağının altı çiziliyor. Kolay olmayacağı için, son iki yılda olduğu gibi 2024 için de kesin oran yerine “yüzde 5 civarı” gibi daha esnek bir ifade kullanılıyor. Dolayısıyla bu hedef, IMF’in yüzde 4,6 civarı ya da JP Morgan’ın yüzde 4,9 tahminlerinden çok uzak değil.
‘Savunma bütçesinde olağandışı bir artış yok’
Savunma bütçesindeki yüzde 7,2’lik artışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Batı basınında Çin’in Tayvan’a yönelik tutumunun sertleşeceğinin ve bölgedeki ‘saldırganlığının’ artacağının işareti olarak yorumlandı. Öte yandan Çinli uzmanlar öngörülen artışın GSYH’nin sadece yüzde 1,2’si olduğunu belirterek bunun ‘ılımlı ve makul’ olduğunu savunuyor.
Savunma bütçesinde olağan dışı bir artış söz konusu değil, 2023 için de aynı artış öngörülmüştü. 2018-2024 yılları arasında savunma bütçesinin ortalama artışı zaten yüzde 7,2. 2015’ten bu yana savunma bütçesinde tek haneli bir artış söz konusu. 2024’te eskiye oranla olağanüstü bir artış söz konusu olmadığına göre, bu oranı, Çin’in Tayvan’a tutumunun sertleşeceğinin ya da bölgede saldırganlığının artacağının göstergesi olarak değerlendirmek zorlama bir yorum.
Ama Çin’in, yeni teknolojileri etkili biçimde kullanabilen, dinamik, dünya çapında güçlü bir ordu oluşturma hedefi ve bu hedefe uygun bir savunma bütçesine ihtiyacı var. İkinci olarak, Tayvan konusunda Çin’in politikası açık ve Tek Çin Politikası, Birleşmiş Milletler ve başta ABD olmak üzere Çin’le diplomatik ilişki kuran ülkelerce benimsenmiş durumda. Çin, ancak iki koşulda; Tayvan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ve yabancı bir gücün işgaline uğraması halinde Tayvan’a müdahale edeceğini, aksi halde Tayvan sorununun barışçıl çözümünden yana olduğunu da açıkça ifade ediyor. Ama son iki yıldır ABD’nin Çin’i Tayvan’a müdahaleye zorlayan kışkırtıcı politikaları ve bu bağlamda Batı basınında da Tayvan’a müdahale söyleminin sürekli canlı tutulduğu da malum. Dolayısıyla, Çin’in sözünü ettiğim iki koşulun gerçekleşme olasılığını da hesaba katarak hazırlıklarını ona göre yapması mantıksal bir sonuç olsa gerek.
Çin ABD’den sonra savunmaya en fazla kaynak ayıran ikinci ülke ama savunma bütçesinin GSMH içindeki payı birçok ülkenin gerisinde. 2022’de bu oranların ABD’de %3,5, G. Kore’de %2,7, Birleşik Krallıkta %2,2, Çin’de 1,6 olduğunu belirteyim.
‘Yeni üretici güçler, yüksek kaliteli kalkınma hedefinin tamamlayıcısı’
Öne çıkan başlıklardan biri de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in vurguladığı ‘yeni üretici güçler’ kavramı oldu. Gelişmiş teknolojiler odaklı sektörlerin yakın vadede Çin ekonomisine ciddi katkıları olmayacağı yorumları yapılıyor. Bu uzun erimli bir plan mı? Çin geleceğe mi yatırım yapıyor? Mevcut sektörlerde bu yeni güçlerin somutlaştırılabileceğini düşünüyor musunuz?
Bu kavram, Xi’nin yeni bir kalkınma modeli olarak sunduğu “yüksek kaliteli kalkınma” hedefinin tamamlayıcısı. Hükümet raporunda da “yenilik”, “bilim ve teknoloji”, “yüksek kalite” kavramları sıkça geçmekte ve yeniliğe, yenilik yoluyla toplam faktör verimliliğinin artırılmasına, dijital sanayiye, geleneksel sanayilerin dijital sanayiye dönüştürülmesi hedeflerine yer verilmekte.
Yüksek kaliteli kalkınmayı, yeni bir kalkınma modeli olarak değil, 2000’li yılların başında Hu’nun “bilimsel kalkınma” modelinin günümüze uyarlanmış hali olarak görüyorum. Bildiğim kadarıyla Çin yapay zekaya en çok yatırım yapan ülke ve Xi döneminde de yeni teknolojilerde atılımı öngören birçok plan ve program hazırlandı. Çin, “zenginleşmeden yaşlanma” ve “orta gelir tuzağı” risklerini bertaraf etmesi ve 2049 hedeflerine ulaşabilmesi için bunu yapmak zorunda. Ama karşısında, bu hamleyi engellemeye kararlı bir ABD var. Diğer yandan, sorun yalnızca mevcut sektörlerde yeni güçlerin somutlaştırılması sorunu değil, bir bütün halinde bu dönüşümün diğer sektörler, emek ve genel olarak toplum üzerinde yaratacağı sorunlarla nasıl başa çıkılacağıdır. Dolayısıyla gerek ülkenin iç koşullarını dönüştürmedeki güçlükler gerekse ABD ile rekabet bu süreci kolaylaştırmayacak.
‘İnisiyatif alıcı dış politika’
Toplantının Çin dış politikasına yönelik yeni etkileri olur mu? Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, konuşmasında ABD’ye net mesajlar verdi. Ukrayna ve Gazze konularında güçlü arabuluculuk vurguları yaptı.
Hayır, bu toplantının dış politikaya yönelik bir etkisi olmaz. Çin’de politika değişiklikleri öyle hızlı, ani ve kısa vadeli ilerlemez. Çin’de makro politikalardaki değişikliği izleyeceğimiz toplantılar, UHK toplantılarından ziyade, her yıl genellikle Kasım ayında yapılan ÇKP kongreleridir. UHK, daha çok parti kongrelerinde alınan politikaların hukuki sürecini tamamlayıcı, gerekli düzenlemelerin uygulamaya koyulmasını sağlayıcı bir işlev görür. Bu nedenle, her iki kongreyi birlikte izlemek gerekir.
Xi’nin üçüncü dönemiyle birlikte Çin daha aktif, daha inisiyatif alıcı bir dış politikaya yöneldi. Diplomatik ziyaretler, arabuluculuk girişimleri, küresel sorunlarda Çin’in pozisyonunu açıklayan politika belgelerinin art arda yayımlanması, bu politikanın göstergeleri. Wang Yi’nin açıklamaları da yeni bir söylem ve politika değişikliğini değil bu yaklaşımın sürdüğünü göstermektedir.
‘Türkiye’den ilgi yetersiz’
Sizin gözlemlerinize göre iki toplantı Türkiye’den ve dünyadan ‘yeterince’ ilgiyle takip ediliyor mu? Edilmiyorsa neden? Ediliyorsa bu ilginin sebebi ne sizce?
Yaklaşık 20 yıldır gerek ÇKP gerekse Ulusal Halk Kongresi toplantılarını izliyorum. Çin’in uluslararası alanda artan ağırlığına paralel biçimde, bu etkinliklerin ulusal ve uluslararası medyada görece artan bir ilgiyle izlendiğini söyleyebilirim. Ama Türkiye’ye kıyasla uluslararası medyanın ilgisi her zaman daha fazladır. Türkiye’de de artık kamu ve bazı özel yayın kuruluşlarının Pekin’de yerleşik personeli var. Bununla birlikte, Çin gibi bir ülkenin önemli siyasi etkinliklerine gösterilen ilginin yine de yetersiz olduğu ve hâlâ önemli ölçüde Batı kaynaklarına bağımlı olduğu düşüncesindeyim. Ama bu durum salt Çin’e özgü değil, Türkiye’de geleneksel medyanın dış dünyaya ilgisi genel olarak zayıf.
Asya
Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.
Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.
Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.
Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.
Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.
Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.
Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.
Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.
Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.
Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.
Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.
Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.
Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.
Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.
Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Asya
Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.
Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.
Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.
Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.
Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.
Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.
Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.
Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.
Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.
Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.
Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.
Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.
Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.
Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.
Asya
Çin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi

Pekin, Japonya ve Filipinler’in deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik görüşmeleri başlatma kararına misilleme olarak Tayvan’ın doğusundaki sularda kolluk devriyeleri düzenlediğini duyurdu.
Çin Sahil Güvenliği’nden yapılan açıklamaya göre, Daishan gemisinin öncülük ettiği bir filo pazartesi günü “hukuka uygun olarak” kolluk devriyeleri gerçekleştirdi.
Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue açıklamada, “Bu, Japonya ve Filipinler’in Çin’in Tayvan adasının doğusundaki sularda deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik müzakerelerin başlatıldığını tek taraflı olarak ilan etmesine karşı alınmış gerekli bir eylemdir. Söz konusu ilan, Çin’in toprak egemenliğini ve deniz hakları ile çıkarlarını ciddi biçimde ihlal etmektedir,” dedi.
Jiang, “Japonya ve Filipinler’i, Çin’in egemenliğini ve haklarını ihlal eden tüm yasa dışı eylemleri derhal durdurmaya çağırıyoruz,” diye ekledi.
Sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeyi sürdüreceğini de belirten Jiang, Çin’in “toprak egemenliğini ve deniz hakları ile çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını söyledi.
ABD ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dahil olmak üzere çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu kabul ediyor. Bu konuda Birleşmiş Milletler kararı da var. Ancak Washington, Çin’i çevreleme çabaları doğrultusunda Tayvan’a silah sağlamaya devam ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. arasında Tokyo’da yapılan zirvenin ardından iki ülke, perşembe günü yayımladıkları ortak açıklamada, aralarındaki münhasır ekonomik bölgeyi (MEB) ve kıta sahanlığını belirlemek üzere “resmi müzakerelere başlama” konusunda mutabık kaldı.
Pekin, açıklanan görüşmeleri “tamamen yasa dışı ve hükümsüz” olarak kınayarak hem Tokyo hem de Manila nezdinde hızla resmi protesto girişiminde bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning cuma günü, “Sözde sınırlandırma görüşmeleri tamamen yasa dışıdır, geçersiz ve hükümsüzdür; Tayvan adasının doğusundaki bölgede Çin’in hak iddiaları ya da Çin’in meşru haklarını kullanması üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır,” dedi.
Tırmanan bu gerilim, Pekin ile hem Tokyo hem de Manila arasındaki ilişkilerin hâlihazırda gergin seyrettiği bir döneme denk geliyor. Tokyo ve Manila’nın her biri ABD’nin anlaşmalı müttefiki. Çin’in ayrıca Doğu Çin Denizi’nde Japonya ile, Güney Çin Denizi’nde ise Filipinler ile ayrı toprak anlaşmazlıkları bulunuyor.
Washington’ın kaynakları ve dikkati İran’daki savaşa yönelmiş, Beyaz Saray da Batı Yarımküre’yi stratejik önceliği haline getirmişken, Japonya ve Filipinler “Hint-Pasifik” olarak adlandırılan bölgede diplomatik temaslarını artırdı.
Bu süreç, diğer ülkelerle daha yakın güvenlik ve savunma bağları örmeyi de içerdi; bu da Pekin’in onları bölgede bloklar arası cepheleşmeyi teşvik etmekle suçlamasına yol açtı.
Japonya ve Filipinler ortak deniz sınırına sahip değil, ancak her iki ülke de yasal kıta sahanlıklarını 200 deniz milinin, yani 370 kilometre veya 230 milin ötesine genişletmeyi hedeflediğinden deniz tabanı iddiaları çakışabilir.
Japonya’nın Ryukyu Adaları’nın güneybatısında ve Filipinler’in Batanes Adaları’nın kuzeyinde yer alan bu örtüşen bölge, Tayvan’ın doğusunda bulunuyor.
Pekin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Tayvan adasının MEB’i ve kıta sahanlığı da bu bölgenin içinde yer alıyor. Bunlar Çin’in haklarıdır ve iki tarafın kendi aralarında müzakere edebileceği bir şey değildir,” dedi.
Yang, Çin devlet yayın kuruluşu CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’da pazar günü — Çin Sahil Güvenliği’nin devriyeyi duyurmasından önce — yayımlanan röportajında, Pekin’in Tokyo ve Manila’ya karşı “tarihi ve benzeri görülmemiş” karşı önlemler alacağını söyledi.
Yang, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı bir örtüşme bölgesinde müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın [doğusundaki sularda] yargı yetkimizi ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz,” dedi.
“Karşı taraf pervasız ve yıkıcı eylemlerde bulunacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.
Yang, Tayvan’ın doğusundaki suları, ada sakinlerinin ekonomik faaliyetleri için asli bir deniz alanı olarak tanımladı.
“Eğer bu sular Japonya ve Filipinler arasında paylaştırılırsa, bu açıkça Tayvan adasındaki halkın çıkarlarına zarar verir,” diye ekledi.
Filipinler ve Vietnam ilişkilerini ‘geliştirilmiş stratejik ortaklık’ seviyesine yükseltti
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı










