Asya
‘Yüksek kaliteli kalkınma hedefi Çin’in önünde duran zorlu bir görev’

Yaklaşık 20 yıldır ÇKP’yi ve Çin Ulusal Halk Kongresi toplantılarını takip eden Prof. Dr. Seriye Sezen, ‘iki toplantı’ya ilişkin sorularımızı yanıtladı: ‘Çin liderliği, ekonomik sorunlarla anılmak yerine, küresel sorunlara yönelik politikalarıyla ve dış politikasıyla uluslararası kamuoyunda yer almak istedi.’
‘İki toplantı’ olarak bilinen Çin’in en üst düzey yasama organı ve en üst düzey siyasi danışma kurulunun (Çin Ulusal Halk Kongresi ve Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı) bu yılki toplantıları sora eriyor. Halk Siyasi Danışma Konferansı pazar günü kapanış oturumunu yaptı. Ulusal Halk Kongresi de pazartesi günü Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda kapanışını yapacak.
2024 Pekin için, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 75. yıl dönümü olması ve 14. Beş Yıllık Plan’ın uygulanması açısından önemli bir yıl olarak görülüyor.
Bu yılki toplantılarda, büyüme hedefi ve nitelikli ekonomik kalkınma, finansal sistemde reform, özel sektörün teşviki ve piyasayı istikrara kavuşturma, yeni üretici güçler ve yüksek kaliteli kalkınma, nitelikli dışa açılmanın hızlandırılması, yaşlı nüfus ve düşen doğum oranları, askeri teknolojinin gelişimi önemli gündem başlıklarıydı.
İki toplantıdan öne çıkan tartışmaları ve uluslararası kamuoyuna yansımalarını Türkiye’de Çin’i en yakından takip eden isimlerden olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seriye Sezen ile konuştuk.
‘Dikkatler hükümet raporunda idi’
Çin siyasi takviminin en önemli etkinliği olarak nitelendirilen ‘iki toplantı’nın bu yılki gündemini, işleyişini ve atmosferini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu yılki toplantılar, 2023’te beş yıl için seçilen 14. Ulusal Halk Kongresinin 2. Oturumu idi. Önemli kadro atamaları ve yasal düzenlemeler gibi gündem maddeleri olmadığı için, daha rutin, olağan sürecin işlediği bir toplantıydı. COVID-19 salgını nedeniyle toplantı süresinin kısa tutulması uygulamasına bu yıl da devam edildi. Toplantılar Çin’in, içinde bulunduğu ekonomik sorunlarla daha çok gündeme geldiği bir dönemde yapıldığı için dikkatler, Başbakanın sunduğu ve geçen yılın değerlendirmesini, 2024 yılının da hedeflerini içeren hükümet raporuna odaklanmıştı.
‘Ekonomik sorunlar yerine, küresel sorunlara yönelik politikalarıyla anılma çabası’
Son otuz yıldır ilk kez Çin başbakanı oturum sonunda basın toplantısı düzenlemiyor. Bu değişikliğin sebebi ne sizce? Parti liderliğinin öne çıkması mı? Ya da Çin’in ifade ettiği gibi ‘uzmanlaşma’ mı?
Son otuz yıldır süregelen bir geleneğin bu yıl uygulanmaması ve 14. UHK dönemi boyunca da özel bir durum dışında uygulanmayacağının açıklanması dikkat çekti ve çeşitli spekülasyonlara yol açtı. Oysa “iki toplantı” ve bunun bir parçası olarak düzenlenen basın toplantıları, Çin’in kendini, ana politikalarını ulusal ve uluslararası kamuoyuna anlatma fırsatı vermektedir. Bakan ve bakan düzeyindeki kamu yöneticileri basınla bir araya geldi ama başbakanın siyasal ağırlığı ve sorumluluğu farklı.
Başbakanın basın toplantısının iptali, Batı basınında Parti liderliğinin ön plana çıkarılmasıyla ilişkilendirilmekle birlikte, ben bu ilişkilendirilmeye mesafeliyim. Başbakan Li Qiang’ın, önceki başbakan Li Keqiang gibi Xi’nin liderliğini gölgeleme riskinin olmadığını düşünüyorum. Ayrıca, Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin basın toplantısı ve açıklamaları medyada çokça yer buldu. Bu sonuç bana, Çin liderlerinin, bu toplantılar vesilesiyle ulusal ve uluslararası kamuoyunda ekonomik soru/sorunlarıyla değil, dış politikasıyla, küresel sorunlara yönelik politikalarıyla yer almak istemiş ve böylece gündemi kendi tercihine göre belirlemeye yönelmiş olabileceğini düşündürdü.
‘İyimser gerçekçi büyüme hedefi’
Tartışılan, öne çıkan başlıklar, kararlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Örneğin yüzde 5 büyüme hedefini gerçekçi buluyor musunuz? IMF’nin öngörüsü yüzde 4,6 civarındaydı.
Yüzde 5 büyüme hedefini “iyimser gerçekçi” bulduğumu söyleyebilirim. Çin Komünist Partisinin meşruiyeti önemli ölçüde ekonomik refahı artırmasına bağlı olduğundan, yönetimin ekonomik iyileşmeyi sürdürecek bir büyümeyi sürdürmesi gerekli. Diğer yandan, gerek küresel ekonominin karşı karşıya olduğu sorunlar (gerileyen büyüme, küresel ticareti zorlaştıran bölgesel çatışmalar…) gerekse Çin’in iç sorunları (iç tüketimde yetersiz talep, yüksek kentsel genç işsizliği, nüfusun gerilemesi ve yaşlanması) bu büyümenin gerçekleştirilmesinin zorluğunu düşündürüyor. Çin günümüzde, “zenginleşmeden yaşlanmak” ve “orta gelir tuzağına düşmek” tehlikesi ile karşı karşıya.
Bununla birlikte, yönetimin, gerçekçi olmayan bir büyüme hedefi ilan ederek, bir yıl sonra kendi başarısızlığına yol açmak gibi bir yol izlemesini Çin siyaseti ile bağdaştırmıyorum. Böyle düşünmemin diğer bir nedeni de, açıklanan makro-ekonomik ve toplumsal göstergelerin, uzun bir hazırlık, müzakere ve tartışmayla, başka bir ifadeyle akılcı bir yöntemle belirleniyor olması. Müzakere ve tartışmalar yalnızca parti içinde değil aynı zamanda konunun uzmanlarıyla, ilgi kuruluşların katılımıyla yapılıyor. Bunların yanı sıra, hükümet medya platformları aracılığı ile hükümet raporu için yurttaşların önerilerini de almaktadır. Kaldı ki, raporda da iç ve dış koşullar analiz edilerek bu koşullar altında hedeflere ulaşmanın kolay olmayacağının altı çiziliyor. Kolay olmayacağı için, son iki yılda olduğu gibi 2024 için de kesin oran yerine “yüzde 5 civarı” gibi daha esnek bir ifade kullanılıyor. Dolayısıyla bu hedef, IMF’in yüzde 4,6 civarı ya da JP Morgan’ın yüzde 4,9 tahminlerinden çok uzak değil.
‘Savunma bütçesinde olağandışı bir artış yok’
Savunma bütçesindeki yüzde 7,2’lik artışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Batı basınında Çin’in Tayvan’a yönelik tutumunun sertleşeceğinin ve bölgedeki ‘saldırganlığının’ artacağının işareti olarak yorumlandı. Öte yandan Çinli uzmanlar öngörülen artışın GSYH’nin sadece yüzde 1,2’si olduğunu belirterek bunun ‘ılımlı ve makul’ olduğunu savunuyor.
Savunma bütçesinde olağan dışı bir artış söz konusu değil, 2023 için de aynı artış öngörülmüştü. 2018-2024 yılları arasında savunma bütçesinin ortalama artışı zaten yüzde 7,2. 2015’ten bu yana savunma bütçesinde tek haneli bir artış söz konusu. 2024’te eskiye oranla olağanüstü bir artış söz konusu olmadığına göre, bu oranı, Çin’in Tayvan’a tutumunun sertleşeceğinin ya da bölgede saldırganlığının artacağının göstergesi olarak değerlendirmek zorlama bir yorum.
Ama Çin’in, yeni teknolojileri etkili biçimde kullanabilen, dinamik, dünya çapında güçlü bir ordu oluşturma hedefi ve bu hedefe uygun bir savunma bütçesine ihtiyacı var. İkinci olarak, Tayvan konusunda Çin’in politikası açık ve Tek Çin Politikası, Birleşmiş Milletler ve başta ABD olmak üzere Çin’le diplomatik ilişki kuran ülkelerce benimsenmiş durumda. Çin, ancak iki koşulda; Tayvan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ve yabancı bir gücün işgaline uğraması halinde Tayvan’a müdahale edeceğini, aksi halde Tayvan sorununun barışçıl çözümünden yana olduğunu da açıkça ifade ediyor. Ama son iki yıldır ABD’nin Çin’i Tayvan’a müdahaleye zorlayan kışkırtıcı politikaları ve bu bağlamda Batı basınında da Tayvan’a müdahale söyleminin sürekli canlı tutulduğu da malum. Dolayısıyla, Çin’in sözünü ettiğim iki koşulun gerçekleşme olasılığını da hesaba katarak hazırlıklarını ona göre yapması mantıksal bir sonuç olsa gerek.
Çin ABD’den sonra savunmaya en fazla kaynak ayıran ikinci ülke ama savunma bütçesinin GSMH içindeki payı birçok ülkenin gerisinde. 2022’de bu oranların ABD’de %3,5, G. Kore’de %2,7, Birleşik Krallıkta %2,2, Çin’de 1,6 olduğunu belirteyim.
‘Yeni üretici güçler, yüksek kaliteli kalkınma hedefinin tamamlayıcısı’
Öne çıkan başlıklardan biri de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in vurguladığı ‘yeni üretici güçler’ kavramı oldu. Gelişmiş teknolojiler odaklı sektörlerin yakın vadede Çin ekonomisine ciddi katkıları olmayacağı yorumları yapılıyor. Bu uzun erimli bir plan mı? Çin geleceğe mi yatırım yapıyor? Mevcut sektörlerde bu yeni güçlerin somutlaştırılabileceğini düşünüyor musunuz?
Bu kavram, Xi’nin yeni bir kalkınma modeli olarak sunduğu “yüksek kaliteli kalkınma” hedefinin tamamlayıcısı. Hükümet raporunda da “yenilik”, “bilim ve teknoloji”, “yüksek kalite” kavramları sıkça geçmekte ve yeniliğe, yenilik yoluyla toplam faktör verimliliğinin artırılmasına, dijital sanayiye, geleneksel sanayilerin dijital sanayiye dönüştürülmesi hedeflerine yer verilmekte.
Yüksek kaliteli kalkınmayı, yeni bir kalkınma modeli olarak değil, 2000’li yılların başında Hu’nun “bilimsel kalkınma” modelinin günümüze uyarlanmış hali olarak görüyorum. Bildiğim kadarıyla Çin yapay zekaya en çok yatırım yapan ülke ve Xi döneminde de yeni teknolojilerde atılımı öngören birçok plan ve program hazırlandı. Çin, “zenginleşmeden yaşlanma” ve “orta gelir tuzağı” risklerini bertaraf etmesi ve 2049 hedeflerine ulaşabilmesi için bunu yapmak zorunda. Ama karşısında, bu hamleyi engellemeye kararlı bir ABD var. Diğer yandan, sorun yalnızca mevcut sektörlerde yeni güçlerin somutlaştırılması sorunu değil, bir bütün halinde bu dönüşümün diğer sektörler, emek ve genel olarak toplum üzerinde yaratacağı sorunlarla nasıl başa çıkılacağıdır. Dolayısıyla gerek ülkenin iç koşullarını dönüştürmedeki güçlükler gerekse ABD ile rekabet bu süreci kolaylaştırmayacak.
‘İnisiyatif alıcı dış politika’
Toplantının Çin dış politikasına yönelik yeni etkileri olur mu? Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, konuşmasında ABD’ye net mesajlar verdi. Ukrayna ve Gazze konularında güçlü arabuluculuk vurguları yaptı.
Hayır, bu toplantının dış politikaya yönelik bir etkisi olmaz. Çin’de politika değişiklikleri öyle hızlı, ani ve kısa vadeli ilerlemez. Çin’de makro politikalardaki değişikliği izleyeceğimiz toplantılar, UHK toplantılarından ziyade, her yıl genellikle Kasım ayında yapılan ÇKP kongreleridir. UHK, daha çok parti kongrelerinde alınan politikaların hukuki sürecini tamamlayıcı, gerekli düzenlemelerin uygulamaya koyulmasını sağlayıcı bir işlev görür. Bu nedenle, her iki kongreyi birlikte izlemek gerekir.
Xi’nin üçüncü dönemiyle birlikte Çin daha aktif, daha inisiyatif alıcı bir dış politikaya yöneldi. Diplomatik ziyaretler, arabuluculuk girişimleri, küresel sorunlarda Çin’in pozisyonunu açıklayan politika belgelerinin art arda yayımlanması, bu politikanın göstergeleri. Wang Yi’nin açıklamaları da yeni bir söylem ve politika değişikliğini değil bu yaklaşımın sürdüğünü göstermektedir.
‘Türkiye’den ilgi yetersiz’
Sizin gözlemlerinize göre iki toplantı Türkiye’den ve dünyadan ‘yeterince’ ilgiyle takip ediliyor mu? Edilmiyorsa neden? Ediliyorsa bu ilginin sebebi ne sizce?
Yaklaşık 20 yıldır gerek ÇKP gerekse Ulusal Halk Kongresi toplantılarını izliyorum. Çin’in uluslararası alanda artan ağırlığına paralel biçimde, bu etkinliklerin ulusal ve uluslararası medyada görece artan bir ilgiyle izlendiğini söyleyebilirim. Ama Türkiye’ye kıyasla uluslararası medyanın ilgisi her zaman daha fazladır. Türkiye’de de artık kamu ve bazı özel yayın kuruluşlarının Pekin’de yerleşik personeli var. Bununla birlikte, Çin gibi bir ülkenin önemli siyasi etkinliklerine gösterilen ilginin yine de yetersiz olduğu ve hâlâ önemli ölçüde Batı kaynaklarına bağımlı olduğu düşüncesindeyim. Ama bu durum salt Çin’e özgü değil, Türkiye’de geleneksel medyanın dış dünyaya ilgisi genel olarak zayıf.
Asya
Starbucks, Çin’in Sincan bölgesinde ilk şubesini açtı

ABD’li kahve zinciri devi Starbucks, salı günü Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde iki mağaza açarak, bu bölgeye ilk kez giriş yaptı ve ABD’den sonra ikinci en büyük pazarı olan Çin’deki en son genişleme hamlesini gerçekleştirdi.
Mağazalar, bölge başkenti Urumçi’de yer alıyor; bunlardan biri simgesel Büyük Çarşı’da, diğeri ise Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı’nda bulunuyor.
Büyük Çarşı’daki amiral mağaza, bölgenin geleneksel silüetlerinden esinlenen kendine özgü bir tasarıma sahip olup, iç mekanlarında Atlas ipeği ve etnik müzik aletleri gibi Sincan unsurları yer alıyor. Her iki mağaza da yerel esintili menüler ve süt kabuğu aromalı tuzlu süt çayı gibi özel içecekler sunuyor.
Starbucks Çin CEO’su Molly Liu yazılı bir açıklamada, “Sincan’a girmek, sadece mağaza ağımızın daha da genişlemesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bu canlı pazarla derin bir bağ kurmamızı ve oradaki müşterilerimizle samimi, kalıcı ilişkiler kurmamızı da sağlıyor,” dedi
Bölgesel Piyasa Düzenleme İdaresi yetkilisi Zhang Yu, Sincan’ın kentsel ticari canlılığın ve tüketici çekiciliğinin bir göstergesi olan “ilk mağaza ekonomisini”, iç talebi ve tüketimi artırmak için kilit bir araç haline getirdiğini belirtti.
Xinhua’ya konuşan Zhang, Sincan’ın ilk mağazalara yönelik destek politikalarını iyileştirmeye, onay süreçlerinin verimliliğini artırmaya ve iş ortamını optimize etmeye devam edeceğini de sözlerine ekledi.
Bu açılışlar, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerini yürütmek üzere Çinli risk sermayesi şirketi Boyu Capital ile kurduğu ortaklığın ardından gerçekleşti. Geçen yıl Kasım ayında imzalanan anlaşmaya göre, Boyu ve Starbucks bir ortak girişim kuracak; Boyu, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerinde yüzde 60’a kadar hisseye sahip olacak, Starbucks ise ortak girişimdeki kalan yüzde 40 hisseyi elinde tutacak ve Starbucks markasının sahibi olmaya devam ederek marka ile fikri mülkiyet haklarını yeni kuruluşa lisanslayacak.
Bu son genişleme, Starbucks’ın Kuzey Amerika işini yeniden yapılandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor; şirket geçen hafta, bölgedeki performans göstermeyen 250 kahve dükkanını kapatma planlarını açıklamıştı.
Starbucks, Ocak 1999’da Pekin’de ilk mağazasını açarak Çin anakarasına giriş yaptı. Kahve kültürü kök salıp popülerlik kazandıkça, zincir Çin genelinde varlığını istikrarlı bir şekilde genişletti. 2026 mali yılı verilerine göre, 27 Eylül 2026 itibarıyla Starbucks, Çin anakarasında 8.342 mağaza işletiyordu; bu rakam, 2025 mali yılı sonuna kıyasla 331 artışa tekabül ediyor.
Çin anakarası, şu anda Starbucks’ın ABD’den sonra en büyük ikinci pazarı konumunda; şirketin 2026 mali yılı üçüncü çeyrek sonuçlarına göre, 28 Haziran 2026 itibarıyla ABD’de 16.933 mağaza işletmektedir.
Şirketin uzun süredir devam eden genişlemesi, yabancı markaların Çin’in büyüyen tüketici pazarında nasıl fırsatlar aradığını yansıtmaktadır.
Piyasa Düzenleme Devlet İdaresi, Çin’de 2026 yılının ilk yarısında 35.000 yeni yabancı sermayeli işletmenin kurulduğunu ve bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7 arttığını açıkladı. Ticaret Bakanlığı’nın ayrı verilerine göre, 2026 yılının ilk yarısında yaklaşık 4.800 yabancı sermayeli işletme Çin’deki yatırımlarını artırdı.
Asya
Güney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e nakledildiğini açıklayan Ukrayna’nın gizlilik anlaşmasını ihlal ettiğini belirterek Kiev yönetimini resmi özür dilemeye çağırdı. Ukrayna tarafının anlaşmayı inkar ettiğini belirten Lee, olguların kabul edilmemesi halinde karşı adımlar atılacağını duyurdu.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna duyurarak gizlilik mutabakatını ihlal ettiğini belirtti.
Lee, Kiev yönetiminin olguları kabul etmemesi ve kamuoyu önünde özür dilememesi halinde ülkesinin karşı adımlar atacağını açıkladı.
X hesabı üzerinden açıklamada bulunan Lee, esirlerin iadesi sürecinde Ukrayna tarafının gizlilik talep ettiğini, Seul’ün de bilgilerin açıklanmaması yönünde anlaşmaya vardığını kaydetti. Lee, Ukrayna’nın bu mutabakatı tek taraflı olarak bozduğunu ifade etti.
“Ukrayna bizi yalancı durumuna düşürdü”
Gelişmeler karşısında nezaket çerçevesinde üzüntülerini ilettiklerini belirten Güney Kore Devlet Başkanı, Ukrayna tarafının varılan mutabakatı inkar ederek kendisini yalancı durumuna düşürdüğünü savundu.
Lee, Seul’ün anlaşmanın kabul edilmesini ve özür dilenmesini istemesi üzerine Kiev’in Kuzey ve Güney Kore arasında kaçınılmaz bir çatışma senaryosundan söz ettiğini ve “Kore Yarımadası’nda savaşı kışkırtmaya çalıştığını” öne sürdü.
Lee, açıklamasında “Ukrayna’nın eylemlerinden ciddi üzüntü duyuyoruz. Olguları kabul etmeyi ve kamuoyu önünde özür dilemeyi reddetmeyi sürdürürlerse yeni adımlar atacağız. Bu, Kore Cumhuriyeti vatandaşlarının ve devletinin onur meselesidir, görmezden gelemeyiz” ifadelerini kullandı.
<북한포로 송환 관련, 우크라이나측이 비공개 요구를 해 비공개를 합의했는데 일방적으로 공개했고,
대한민국 대통령이 최대한 예의를 갖춰 아쉽다고 했더니 합의사실 없다고 상대국 국가원수를 거짓말쟁이로 만들고,
합의사실을 인정하고 사과하라고 했더니 도리어 남북간 군사충돌 임박 운운하며…— 이재명 (@Jaemyung_Lee) October 2, 2026
Zelenskiy esir teslimini BM kürsüsünden duyurdu
Tartışma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla başladı. Zelenskiy, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli askeri esiri Güney Kore’ye teslim ettiğini açıkladı. Lee Jae-myung bu açıklamaya sosyal medya üzerinden tepki göstererek, Ukrayna’yı gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlamış ve durumu “utanç verici” olarak nitelendirmişti.
Buna karşılık Ukrayna Devlet Başkanlığı Danışmanı Dmitro Litvin, Seul ile Kiev arasında esir takasına ya da teslimine ilişkin herhangi bir gizlilik anlaşması bulunmadığını ileri sürdü. Reuters’ın aktardığına göre, bu açıklamanın ardından Güney Kore Dışişleri Bakanlığı 28 Eylül’de Ukrayna’nın Maslahatgüzarı Andriy Veşkin’i bakanlığa çağırarak diplomatik protesto iletti.
Moskova esir transferine ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kuzey Koreli savaş esirlerinin teslimine dair ellerinde bir bilgi olmadığını açıkladı. Esir konusunun Rusya Savunma Bakanlığı ve istihbarat servislerinin yetkisinde olduğunu aktaran Peskov, istihbarat kanalları üzerinden temasların sürdüğünü kaydetti.
Rusya ile Kuzey Kore, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında sınır bölgelerine girdiği dönemde Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı. Kuzey Kore birlikleri Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer alırken Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölge topraklarının 2025 ilkbaharında Ukrayna ordusundan tamamen temizlendiğini duyurmuştu.
Asya
Çin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor

Çin, eriyen iç stoklarını takviye etmek için ekim ayı rafine akaryakıt ihracatını askıya alarak küresel arz sıkıntısını büyüttü. Ülkedeki motorin ve gaz yağı açığı 20 milyon varile ulaşırken, yakıt fiyatları yüzde 70 tırmanan ABD acil rezervlerden 40 milyon varil ham petrol çıkarıyor.
Çin, eriyen yerel rezervlerini yeniden doldurabilmek amacıyla ekim ayı boyunca yapılması planlanan rafine akaryakıt ihracatını askıya aldı.
ABD’nin İran ile girdiği savaşın küresel enerji arzını sarstığı günlerde hayata geçen uygulama, dünya genelindeki yakıt tedarik açığını daha da derinleştirme riski taşıyor.
Yetkililer, ülkedeki bir haftalık ulusal tatilin başında büyük rafinerilere Hong Kong ve Makao hariç hiçbir dış pazara sevkiyat izni verilmeyeceğini bildirdi.
Reuters’a konuşan sektör kaynakları, 7 Ekim sonrasında yurt dışına yakıt çıkışına yeniden onay verilip verilmeyeceğinin rafinerilerin üretim hızına ve iç depolardaki doluluk oranına göre netleşeceğini aktardı.
Batı Asya’dan ham petrol akışının savaş nedeniyle kesintiye uğraması üzerine Pekin yönetimi ilk olarak mart ayında ihracata sınırlama getirmiş, temmuz ayında ise motorin, benzin ve jet yakıtı satışlarını aylık izin şartına bağlamıştı.
Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü bünyesindeki Çin enerji araştırmaları biriminin yöneticisi Michal Meidan, hükümetin temel hedefinin iç pazardaki arzı güvenceye almak olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası piyasalar ikinci planda kalıyor” değerlendirmesini yaptı.
İhracat vizesi için ticari rezervlerin savaş öncesindeki seviyelere ulaşması şart koşuluyor.
Enerji veri analitiği kuruluşu Kpler’in verilerine dikkat çeken analist Zameer Yusof, mevcut motorin ve gaz yağı envanterinin savaş öncesi döneme göre 20 milyon varil geride kaldığını, benzin açığının ise yaklaşık 9 milyon varil düzeyinde seyrettiğini kaydetti.
Pekin’in muslukları kapatması, Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki enerji gerilimini de su yüzüne çıkardı.
Washington yönetimi, acil durum rezervlerini piyasaya sürmemeleri halinde Almanya ve Fransa’ya sağladığı motorin sevkiyatını durdurma uyarısı yaptı. Avrupalı bir yetkili, ABD’nin Avrupa Birliği’nden altı aylık süre zarfında 120 milyon varil motorini dolaşıma sokmasını talep ettiğini ifade etti.
Gelişmeleri değerlendiren ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Batı Asya kaynaklı motorin kaybının telafi edilmeye çalışıldığını ancak Çin’den gelen ihracat kanalının da kapandığını kaydetti.
İran savaşının patlak vermesinden bu yana ABD iç pazarında motorin fiyatları yüzde 70, benzin fiyatları ise yüzde 50 civarında yükseldi.
Yaklaşan Kongre ara seçimleri öncesinde artan yakıt maliyetlerini dizginlemeye odaklanan Beyaz Saray, kendi acil durum kaynaklarını devreye sokuyor.
ABD Enerji Bakanlığı, enerji firmalarına ödünç verilmek üzere Stratejik Petrol Rezervinden 40 milyon varil ham petrolün daha kullanıma açılacağını duyurdu.
Daha önce 1982’den bu yana en düşük düzeyine gerileyen ABD rezervleri, bu son tahsisatla birlikte yasalarda tanımlanan asgari güvenlik sınırının altına inecek.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









