Bizi Takip Edin

Diplomasi

Lavrov’un ziyareti ve Ermenistan’da son durum: Denge mi, savrulma mı?

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, geçtiğimiz günlerde Ermenistan’a kritik bir ziyarette bulundu.

Birkaç yıl aradan sonra ilk kez Erivan’a resmi bir ziyarette bulunan Lavrov, ziyaret kapsamında Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Başbakan Nikol Paşinyan ve Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan ile bir araya geldi.

Lavrov, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’la düzenlediği ortak basın toplantısında, Batı öncülüğündeki güvenlik hamlelerini etkisiz ve önyargılı olarak nitelendirdi ve çok kutuplu, kapsayıcı ve uluslararası hukuka dayalı bir güvenlik düzeni önerdi.

Lavrov Erivan’da Rusya’nın Ermenistan’la tarihsel ittifakını hatırlattı ve Batı’yla yakınlaşmanın olası sonuçları konusunda Erivan’a uyarılarda bulundu.

Lavrov ayrıca, özellikle Fransa ve Avrupa Birliği’ni (AB) sert biçimde eleştirdi; bu aktörlerin Kafkasya’da istikrarsızlaştırıcı ve Rusya karşıtı bir gündem izlediğini öne sürdü.

Ancak Lavrov’un ABD-Ermenistan temaslarına değinmemesi ve Washington’a yönelik sert eleştirilerden kaçınması da dikkat çekici. Bunun elbette Trump yönetimiyle kurulan diyalogla ilgisi var.

Lavrov’un ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde gerçekleşti. Ermenistan’da, Dağlık Karabağ konusunda Moskova’nın tepkisiz kalması/yeterli tepki göstermemesi nedeniyle Rusya’ya karşı artan hoşnutsuzluk gözle görülür düzeyde.

Bunun yanında Erivan, son dönemde Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ndeki (KGAÖ) katılımını askıya aldı ve Fransa, Avrupa Birliği ve diğer Batılı aktörlerle diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkilerini genişletti.

Rusya-Ermenistan ilişkilerinde ‘yeni sayfa’ mı?

Bu ziyaret, 2. Karabağ Savaşı’ndan bu yana bozulan Rusya-Ermenistan ilişkilerinde ‘yeni bir sayfa açıldığı’ yorumlarıyla takip edildi. Ancak aynı zamanda bu tablo, Ermenistan siyasetindeki ‘ikilemi’ de açık bir şekilde gösteriyor.

Ermenistan’ın ‘Rusya ve Batı arasındaki ‘ikili’ politikası, Paşinyan’a yakın çevreler tarafından ‘çok yönlü dış politika’ olarak tanımlansa da bu salınım aslında Paşinyan’ı iktidara taşıyan ve Kafkasya’nın Rusya’dan kopuşunu hedefleyen ‘Kadife devrimin’ doğal sonucuydu.

Tarihsel olarak Rusya-İran hattına yakın durmuş, Karabağ başta olmak üzere bölgesel problemler konusunda ‘Moskova’nın hakemliğine’ başvurmuş bu ülkenin siyasi rotası, 2018 ilkbaharında yaşanan ve Nikol Paşinyan’ı iktidara götüren ‘Kadife Devrim’in ardından bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmişti.

Klasik bir renkli devrim olan Kadife Devrim’le birlikte Ermenistan, renkli devrim kuşağında bulunan diğer eski Sovyet ülkeleri gibi Batı’yla yakınlaşma kavramıyla, Avrupa Birliği (AB) değerleriyle ve ‘demokrasiyle’ tanıştı. Kadife Devrim’in lideri Paşinyan, henüz eylemler döneminde ‘renkli devrim’ benzetmesini reddederek, hareketin yalnızca Ermenistan’ın iç işleriyle ilgili olduğunu ve Ermenistan’ın dış politikasında bir değişikliğe gidilmeyeceğini söylemişti. Ancak Kadife Devrim’den bu yana atılan bütün adımlar incelendiğinde, bugünkü ‘çok yönlü dış politikanın’ aslında Batı yönlü bir dış politika anlamına geldiği açıkça görülüyor.

Söz konusu politika, Rusya’yla ilişkiler bağlamında son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçirdi:

Şubat 2024’te Erivan, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) üyeliğini fiilen dondurduğunu açıkladı. Aynı yılın Mayıs ayında üyelik aidatını ödemeyi durdurdu, Haziran’da resmen ayrılma niyetini açıkça dile getirdi ve geçen ay (Nisan 2025) bütçe çalışmalarına katılmayacağını bildirdi.

Ermenistan’ın bu tutumunun temelinde, KGAÖ’nün Ermenistan’ın güvenlik beklentilerini karşılamadığına dair artan bir memnuniyetsizlik yatıyor. Erivan, Rusya ve KGAÖ’nün Karabağ savaşında kendisine yardım etme beklentisi içerisindeydi.

Ancak Rusya ve KGAÖ, ‘birliğin yasal sınırları dışında kalan’ Karabağ konusuna girmek istemedi. Elbette asıl gerekçe, Paşinyan iktidarının Batı yanlısı rotasından duyulan rahatsızlık ve Azerbaycan’la dengeli ilişkilerini sürdürme isteğiydi.

Ermenistan’ın AB rotası

İhtiyaç duyduğunda sağlanmayan askeri güç nedeniyle Rusya’yı eleştiren Erivan, aynı zaman diliminde kronolojik olarak şu adımları atıyordu:

Nisan 2024: Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Brüksel’de ‘AB üyesi ülkeler arasında yargı birliğini’ hedefleyen Eurojust ile adli işbirliği anlaşması imzaladı.

Eylül 2024: Ermenistan ve AB, Ermenistan vatandaşlarının AB’ye kısa süreli vizesiz seyahat edebilmesi için vize serbestisi diyaloğunu başlattı.

Şubat 2024: AB-Ermenistan Ortaklık Konseyi’nin beşinci toplantısında AB, Karabağ’dan yerinden edilmiş Ermeniler için 5.5 milyon euro insani yardım anlaşması yapıldı.

Nisan 2024: Brüksel’de düzenlenen AB-ABD-Ermenistan Üçlü Zirvesi’nde AB, 2024-2027 dönemi için Ermenistan’a 270 milyon euro’luk Dayanıklılık ve Büyüme Planı kabul edildi.

Ocak 2025: Ermenistan hükümeti, AB’ye katılım sürecini başlatan yasa tasarısını onayladı.

Şubat 2025: Ermenistan, AB’nin Uyum Politikası ailesine katıldı ve AB’nin Doğu Avrupa, Güney Kafkaslar ve Akdeniz havzasındaki ülkelerle işbirliğini güçlendirmeyi hedefleyen Interreg Karadeniz Havzası Programı’na ortak oldu.

Nisan 2025: Ermenistan Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan, AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı imzalayarak yürürlüğe koydu.

Kuşkusuz, Ermenistan’ın dönüşümünde vites artırmasının Karabağ’ın ‘kaybedilmesiyle’ de ilgisi var. Karabağ’ın kaybı, Ermenistan için büyük bir yenilgiydi ancak aynı zamanda, Paşinyan yönetimi için tarihsel bir diğer yükten ‘kurtulmanın’ da adıydı.

Ancak Ermenistan’ın AB’yle ilişkilerinin tarihi çok daha eskiye dayanıyor.

Ermenistan, 1996 yılında AB ile Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması imzaladı, 2001 yılında Avrupa Konseyi üyesi oldu. Erivan ayrıca, 90’lı yıllardan itibaren Avrupa Komisyonu’nun eski Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi ülkelere, ‘pazar merkezli ekonomik sisteme uyum’ amacıyla yaptığı hibe ve teknik yardım programı olan TACIS programına dahil edildi ve uzun süre yardım aldı.

Ermenistan, 2004 yılında Avrupa Komşuluk Politikası (ENP) kapsamında AB ile ilişkilerini geliştirdi, 2009 yılında Doğu Ortaklığı (Eastern Partnership) girişimine katıldı, 2013’te Avrasya Ekonomik Birliği’ne (AEB) katılmasına rağmen 2017’de AB-Ermenistan Kapsamlı ve Genişletilmiş Ortaklık Anlaşması’nı (CEPA) onayladı, Kadife Devrim’le ‘demokratik reformlar’ hız kazandı.

AB Ermenistan’dan ne istiyor?

Avrupa açısından Ermenistan’ın önemini, Erivan’ın ‘Avrupa değerlerine’ olan bağlılığından çok, Rusya ve İran’a coğrafi yakınlığı belirliyor.

Avrupa Birliği üyeliği ise, ülkelerin kapısında uzun yıllar beklediği, Sovyetler Birliği’nin Estonya, Letonya ve Litvanya’dan oluşan yalnızca üç eski üyesinin tamamlayabildiği zorlu bir süreç.

Bu üç ülke dışında, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan da uzun süredir ‘AB üyeliği’ ile siyasetleri şekillenen, ülke içinde ‘Rus yanlıları’ ile ‘AB yanlıları’ arasında şiddetli siyasi çekişmelerin yaşandığı, renkli devrim kuşağında bulunan eski Sovyet ülkeleri. Bu benzerlikler, Ermenistan’ın üyeliğinin de uzun yıllara yayılabileceğini gösteriyor.

Avrupa Birliği’nin öncelikli hedefi, Ermenistan’ın tam üyeliğinden ziyade, üyelik sürecinin devamı ve bu süreçte stratejik çıkarlarını hayata geçirmek gibi görünüyor. ‘Avrupalı’ bir Ermenistan’ın AB’ye kazandıracağı şey, Rusya’nın jeopolitik yenilgisi hedefiyle doğru orantılı.

Rusya Ermenistan’dan ne istiyor?

Ermenistan’ın Karabağ’ı kaybetmesindeki en önemli nedenlerden birinin ‘Rus yardımının eksikliği’ olduğu herkesin malumu.

Her ne kadar 28 yıllık Ermenistan işgalini Azerbaycan askeri gücü sonlandırsa da, bölgedeki bu uzun süreli krizde yaşanan değişikliğin en önemli sebebi ne yalnızca Azerbaycan’ın ‘Karabağ davası’, ne Türk SİHA’ları, ne de İsrail silahlarıydı. Bölgenin Azerbaycan lehine dönüşümüne yol açan en büyük etken, şüphesiz Paşinyan iktidarı ve onun siyasi çizgisiydi.

Bu açılardan baktığımızda, Karabağ krizi, eski Sovyet coğrafyasındaki mevcut tüm krizler gibi ‘artık uluslararası’ydı ve kriz dinamikleri ABD emperyalizminden, meşhur ‘Rusya’nın çevrelenmesi’ stratejisinden ve ‘renkli dönüşümlerden’ bağımsız düşünülemezdi.

Bölgedeki krizin uluslararası yansıması düşünüldüğünde, yıllar boyunca karşımızda en genel ifadeyle Ermenistan-Rusya-İran ile Azerbaycan-İsrail-Türkiye denklemi duruyordu. Ancak bu denklem Paşinyan yönetimiyle birlikte sarsıldı.

Dolayısıyla, Moskova’dan Erivan’a bakıldığında, ikili ilişkilerin düzeyi ve Ermenistan’ın iç siyasi dinamikleri kadar, Rusya’nın çevrelenmesi stratejisindeki yeri de belirleyici.

Batı’dan doğuya doğru bakıldığında; Moldova, Ukrayna, Kırım, Gürcistan, Ermenistan ve daha fazlası… Sovyetler Birliği döneminin tarihsel mirasını paylaşan ve Rusya Federasyonu’yla coğrafi yakınlığa sahip neredeyse her ülkede renkli devrimler meydana geldi, askeri çatışmalar yaşandı, bu ülkelerin siyasi iklimleri ‘Rusya-Batı yanlısı’ zemininde şekillendi.

Ancak bütün gerilimlere rağmen, coğrafi yakınlık, ortak tarih ve ekonomik mecburiyetler bu iki ülkenin tamamen kopmasının önüne geçti.

2024 yılı itibarıyla Ermenistan ile Rusya arasındaki ticaret hacmi, tarihi bir rekor kırarak 12.4 milyar ABD dolarına ulaştı. Bu, 2023 yılına kıyasla yüzde 56,5’lik bir artış anlamına geliyor. 2024’ün ilk yarısında Ermenistan, yaklaşık 66 ton altın ithal etti ve bu altının neredeyse tamamı Rusya’dan geldi. Aynı şekilde, tarım ve gıda ürünleri ticareti 2024’te yüzde 16.2 artış gösterdi.

Ancak aynı anda, rakamlar Ermenistan’ın Rusya’dan yaptığı ithalatın önemli ölçüde arttığını, ancak ihracatının azaldığını gösteriyor. Bu durum, Ermenistan’daki Batı yanlıları tarafından ‘Rusya’ya bağımlılık’ olarak tanımlanırken, Rusya yanlıları ise ihracattaki düşüşün faturasını Paşinyan’ın Batı yanlısı politikalarına bağlıyor.

Rusya’nın Paşinyan yönetimine bakışı öncelikle bir güvenlik konusu olsa da, Kremlin iki ülke arasındaki tarihsel ve ekonomik bağlara güvenerek, Güney Kafkasya’daki önemli bir bölgeyi daha Batı’ya kaptırmama niyetinde. Rusya’nın bütün gerilimlere rağmen günün sonunda olumlu mesajlar vermesinin altında yatan temel motivasyon da bu.

Bundan sonra ne olacak?

Lavrov’un Erivan ziyaretiyle açılmaya çalışılan yeni sayfada en önemli gündem maddesi yaklaşan Ermenistan seçimleri.

2026’da yapılması beklenen seçimler, Paşinyan yönetiminin önündeki en büyük sınav olacak.

Gallup Araştırma’nın Ermenistan’daki resmi temsilcisi MPG ‘Politring’ tarafından geçen ay yapılan bir ankette, “Bu pazar seçim olsa oyunuzu kime verirdiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 11,5’i Başbakan Paşinyan’ın liderliğindeki iktidar partisi Sivil Sözleşme, yüzde 8’i Robert Koçaryan’ın ‘Ermenistan’ bloğu, yüzde 3,7’si Serj Sarkisyan’ın ‘Onurum Var’ İttifakı yanıtını verdi.

1100 kişiyle telefonda yapılan ankette Paşinyan yine birinci gelse de, Paşinyan’ı tercih edeceğini söyleyenlerin iki katından fazlası (yüzde 23.7) seçimlere katılmayacağını söyledi.

MPG Başkanı Aram Navasardyan’a göre, Paşinyan’ın partisi küçük de olsa yeniden oy kaybı yaşadı. Buna karşılık Koçaryan’ın bloğu oy oranını kayda değer biçimde artırdı.

Asıl tablo seçimlere 2-3 ay kala netleşecek olsa da, yüzde 23.7’lik ‘umutsuz’ kesim, Paşinyan’ın kaderini belirleyecek nitelikte.

Ermenistan’ın bu belirsiz iç siyasi ikliminde uyguladığı ikili dış politikanın iki sonucu var: Moskova’nın güvenlik şemsiyesi, AB’nin siyasi ve ekonomik vaatlerine karşı…

Paşinyan yönetimi iki kapıyı da açık tutarak bir çeşit denge siyaseti güdüyor. Ancak denge siyasetiyle ‘aynı anda birden fazla sandalyeye oturmak’, sonuçlar bakımından birbirinden çok farklı noktalara işaret ediyor.

Seçenekleri günden güne tükenen Ermenistan’ın önündeki en büyük görev, yürüdüğü ikili yolun hangisinin sonunda daha sağlam bir sonuca ulaştığını belirlemek olacak.

Sonucu, Ermenistan’ın çıkarlarıyla Paşinyan’ın çıkarlarının çatıştığı nokta belirleyecek.

Kaynaklar:

  1. https://armenpress.am/en/article/1220023
  2. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/armenia-adopts-law-launch-eu-accession-process-2025-04-04/
  3. https://carnegieendowment.org/posts/2020/10/why-russia-is-biding-its-time-on-nagorno-karabakh?utm_source=chatgpt.com&lang=en
  4. https://ecfr.eu/article/a_captive_ally_why_russia_isnt_rushing_to_armenias_aid/
  5. https://www.eurasiareview.com/09112020-russia-and-the-second-nagorno-karabakh-war-analysis/
  6. https://enlargement.ec.europa.eu/news/eu-and-armenia-launch-visa-liberalisation-dialogue-2024-09-09_en
  7. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/armenia-adopts-law-launch-eu-accession-process-2025-04-04/
  8. https://caliber.az/en/post/armenia-joins-russia-s-top-10-trade-partners-in-2024
  9. https://tass.com/economy/1936739
  10. https://arminfo.info/full_news.php?id=91289
  11. https://www.specialeurasia.com/2025/05/23/lavrov-russia-armenia/

Diplomasi

FIFA, Çin ile yayın pazarlığında geri adım attı

Yayınlanma

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı analizde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik yaklaşımı ile kurumun Çin devlet televizyonu CCTV karşısındaki ticari geri adımı ele alındı.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası müsabakaları tamamlanırken, spor dünyasında turnuvanın hem ticari başarıları hem de yönetimsel krizleri tartışılıyor.

Finlandiya basınından Helsinki Times gazetesinde Bai Ruide imzasıyla yayımlanan “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı değerlendirme yazısında, futbolun küresel yönetim mekanizmasındaki güç kaymaları ele alındı.

Yazıda, seyirci rekorları ve yüksek gelirlerle tarihi bir başarı elde edildiğini savunan FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun, siyasi figürlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.

Analist Ruide, Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakınlaşma çabalarının ve futbolun yerleşik teamüllerini esnetmesinin, kurumsal saygınlığa zarar verdiğini ve kamuoyunda alay konusu olduğunu kaydetti.

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı görüş yazısının tamamı:

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen FIFA Dünya Kupası sona yaklaşıyor. FIFA’nın yüzyıllık tarihinde hem en başarılı hem de en tartışmalı turnuva oldu. Katılan takım sayısının ve maç sayısının artmasıyla birlikte seyirci sayıları ve ticari gelirlerde de yeni rekorlar kırıldı. FIFA’nın dokuzuncu başkanı Gianni Infantino, “tarihi başarılar” olarak nitelendirdiği bir dizi gelişmeyi kutlamak için her türlü nedene sahip.

Bir başka inkâr edilemez gerçek daha ortaya çıktı: Turnuva etrafındaki kaosun ortasında insanlar büyüyen bir krizin farkına vardı. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyuna açıkça kabul etsin ya da etmesin, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; dünya futbolundaki tartışmasız otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası hâline gelebilir.

Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, Başkan Donald Trump’a yaranmak için ne kadar istekli göründüğünü, hatta futbol dünyasını yöneten uzun süredir yerleşik kuralları hiçe sayacak kadar ileri gittiğini görmezden gelmek zor. Başkan Trump ise, İtalya Başbakanı ile olan etkileşimlerinde olduğu gibi, bu saygıyı tereddüt etmeden kabul etti. Bunun hemen ardından hem FIFA hem de yönetimi kamuoyu tarafından “bir sirk ve palyaçosu” olarak alay konusu oldu.

Bay Infantino’nun eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak bu kendi kendine yapılan hatalar, muhteşem kendi kalesine atılan goller gibi, FIFA’nın güvenilirliğini ciddi şekilde zedeledi. Ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçeklik. Hasarın ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olacağını belirlemek ise imkânsız.

Aslında, ezici güvenin yerini güven kaybına bırakması, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Üç yıl önce FIFA, pazarlık konusu olmayacağını söylediği bir fiyat talep etmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça sonunda CCTV’nin neredeyse tüm şartlarını kabul etti. Çin millî futbol takımının turnuvaya katılmaya hak kazanamaması alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Bay Infantino’ya acı bir ders verdi.

FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyerek, “CCTV ile görüşmelerimiz son derece başarılı geçti; her iki taraf için de kazançlı bir sonuçtu.” dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarından gelen haberler, yaygın olarak paylaşılan bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı görüşmelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları görüşmelerindeki bu yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde hâlâ etkisini sürdürüyor gibiydi. Bay Infantino’nun daha sonraki birçok hatası da bu izlenimi daha da güçlendirdi.

Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırma konusundaki amansız çabası yadsınamaz. Başkan Trump’ın gözünde belki de üniversite mezunu bile sayılmaz; ancak Çin’in bugünkü gücünü hafife alması, dünyanın mevcut durumu hakkında yaptığı aynı yanlış değerlendirmeyi yansıtıyor.

Batı medeniyeti, öz değerlendirme ilkesi olarak sıklıkla Sokrates’in ünlü “Kendini tanı.” sözünü kullanır. Ancak FIFA yönetimi, günümüz dünyasında yaşanan derin dönüşümü fark edememiş ya da FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlayamamıştır.

İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın anlaşması imzalamaya zorlanmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 Başkanı, Paris Saint-Germain Başkanı ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı tarafından tebrik mesajları gönderildi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını güvence altına aldığı için tebrik ederken, aynı zamanda Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği umutlarını dile getirmeye daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Bu, FIFA’nın aleyhine duyulan bir sevinç anlamına gelmeyebilir; ancak Çin medyasının etkisinin ve müzakere gücünün önemli ölçüde arttığını kesinlikle gösteriyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, FIFA’nın CCTV ile yaptığı görüşmeler tam bir yenilgi olarak nitelendirilemez; zira her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak faydalı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, karşı tarafı hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, daha geniş Batı dünyası için de ders niteliğindedir.

Çin’in elektrikli araçları küresel çapta popülerlik kazanmaya başladığında Batı’daki birçok kişi onları “şarj istasyonları olmayan hurda metalden başka bir şey değil” diyerek alaya aldı. Çin’in insansı robotları Bahar Festivali Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular gösteriyi “yapay zekâ tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil” diyerek küçümsedi. Gerçeklik onları defalarca yanılttıktan sonra, bu kendini uzman ilan edenlerin çoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini kaybetti, hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.

Bir açıdan bakıldığında, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesaplaması, yeni dönemde Batı’nın Çin’i yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerilemesi bir gecede olmadı. Batı toplumlarının birçoğu bunu kabul etmekte isteksiz olsa da, bu uzun zamandır devam eden bir süreçti.

Gerçekte, insanlar akılcılığa döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olanakları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Sonuçta, Dünya Kupası yayın hakları anlaşmasına eninde sonunda varılmadı.

Bu, nihayetinde yeni bir çağdır.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

Yayınlanma

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.

İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.

Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.

Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.

Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.

Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.

Düşük kârlı projelerden çıkış

Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.

Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.

Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.

Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.

Stratejik yönelimde değişim

Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.

Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.

Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.

CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da ordu ile savunma bakanı karşı karşıya

Yayınlanma

Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un, ordu içindeki tedarik krizinin ardından Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’yi görevden aldırmaya çalıştığı ancak Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ikna edemediği belirtildi. The Economist dergisinin Kiev kaynaklarına dayandırdığı habere göre, 35 yaşındaki teknoloji kökenli bakan ile geleneksel askeri liderlik arasındaki gerilim, füze ve mühimmat tedariki konusundaki anlaşmazlıklarla derinleşti.

Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy arasındaki görüş ayrılıkları ve nüfuz mücadelesi derinleşiyor.

The Economist dergisinin Kiev’deki kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Savunma Bakanı Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i görevden aldırmak için girişimlerde bulundu ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’den bu konuda onay almayı başaramadı.

Temmuz ayı başında yapılan savaş konseyi toplantısında taraflar arasındaki gerilim belirgin şekilde dışa vurdu. Askeri liderlerin orta ve uzun menzilli insansız hava aracı (İHA) operasyonlarındaki başarıları aktardığı toplantıda generaller, füze ve mühimmat tedariki konusundaki aksaklıkları gündeme getirerek Savunma Bakanı Fedorov’u hedef aldı.

Fedorov ise sene başında bütçeden maaşlar için ayrılan kaynakları acil İHA alımlarına aktarmamış olması halinde Kırım operasyonlarının yürütülemeyeceğini belirterek kendisini savundu.

Toplantıya tanıklık eden bir kaynak, tarafların ortak bir dil bulamadığını ve iki farklı koordinat sisteminin karşı karşıya geldiğini ifade etti.

“Sırskiy sistemi daha iyi biliyor”

Ocak ayında savunma bakanlığı görevine getirilen 35 yaşındaki Fedorov, teknoloji odaklı reformcu kimliğiyle biliniyor.

Dijital Dönüşüm Bakanlığı döneminde devlet hizmetlerini akıllı telefonlara taşıyan “Diia” uygulamasını hayata geçiren Fedorov, Rusya’nın 2022’deki askeri müdahalesinnin ardından Ukrayna’nın “İHA ordusu” projesine öncülük etti. Ancak askeri tecrübesinin olmaması, ordunun geleneksel kanadı tarafından eleştirilmesine yol açıyor.

Üst düzey bir istihbarat kaynağı, Fedorov’un askeri liderlerle doğrudan bir güç mücadelesinde şansının düşük olduğunu değerlendirerek “Sırskiy deneyimli, sistemi Misha’dan (Mihaylo Fedorov) çok daha iyi biliyor ve onu alt edecektir” dedi.

Göreve geldikten sonra Savunma Bakanlığı ve askeri tugaylarda geniş kapsamlı bir denetim başlatan Fedorov, 300 milyar grivna (yaklaşık 6,6 milyar dolar) tutarında usulsüz harcama saptandığını duyurmuştu.

Bakanlık yetkililerini yalan makinesi testine tabi tutan ve açık ihale sistemine geçerek 155 mm’lik topçu mermilerinin maliyetini yüzde 16 düşürdüğünü savunan Fedorov’un adımları, askeri hiyerarşide dirençle karşılaşıyor.

Haziran ayında yürürlüğe giren yeni reform paketiyle cephedeki piyadelerin aylık maaşlarının artırılması, yabancı asker istihdamının kolaylaştırılması ve firar eden askerlere cezasız dönüş hakkı tanınması gibi adımlar atıldı.

Fedorov’un teknoloji ve dijitalleşme alanındaki katkılarını kabul eden bazı üst düzey generaller ise bakanı askeri tecrübeden yoksun olmakla eleştiriyor. Bir general, Fedorov’u başkalarının fikirlerini sahiplenmekle suçlayarak eski ABD Savunma Bakanı Robert McNamara’ya benzetti.

Generaller, bakanın geliştirdiği “puanlama” sisteminin, lojistik ve gözlem gibi hayati ama arka planda kalan görevler yerine sadece cephedeki doğrudan imhaları teşvik ettiğini savunuyor.

Buna karşın Fedorov’un ordu içinde, özellikle teknoloji yoğunluklu birliklerde ve genç subaylar arasında destekçileri de yer alıyor.

Taarruz birliği komutanlarından Oleksandr Nastenko, Fedorov’un kaynakları askerlerin hayatını kurtaran teknolojilere yönlendirmesini olumlu karşıladıklarını belirterek “Gerçek şu ki, hantallaştık ve değişmek zorundayız” değerlendirmesini yaptı.

Silikon Vadisi’nin Ukrayna’daki ‘altın çocuğu’ savunma koltuğunda: Mihail Fedorov kimdir?

Siyasi geleceği Zelenskiy’nin kararına bağlı

Fedorov, haziran ayında Ukrayna televizyonu TSN’ye verdiği demeçte de Sırskiy ile bütçe ve kaynak dağılımı konusunda görüş ayrılıkları yaşadıklarını kabul etmiş, ancak aynı takımda çalıştıklarını vurgulamıştı.

Ukrayna ordusunun bağımsız tedarik ajansının eski başkanı Maryna Bezrukova, Fedorov’un pozisyonunu koruduğunu ancak Devlet Başkanı Zelenskiy’den tam bir siyasi destek alamadığını belirtti.

Diğer yandan ülkede geniş takipçi kitlesi bulunan bazı sosyal medya mecralarında, bakanın denetimindeki İHA ihalelerinde yolsuzluk yapıldığına dair iddialar içeren ve siyasi yıpratma kampanyası olarak yorumlanan paylaşımlar yapılmaya başlandı. Fedorov ise bu iddiaları kesin bir dille reddetti.

Devlet Başkanı Zelenskiy’nin seçim kampanyalarını da yöneten ve başkana yakınlığıyla bilinen Fedorov’un adı, yakın zamanda boşalan başbakanlık koltuğu için de geçiyor. Siyasi analistler bu adımı, bakanlık makamındaki reform projesinin sonlandırılması ve bir geri çekilme olarak okuyor.

Baskılara rağmen görevinde kalacağını belirten Fedorov, “Başkan bana vicdanıma göre hareket etmemi söyledi. Birçok insan bana saldırıyor, evet bu beni endişelendiriyor ama ne yapabilirim? Birilerine boyun eğerek bu görevden ayrılmak istemiyorum” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English