Bizi Takip Edin

Diplomasi

Lavrov’un ziyareti ve Ermenistan’da son durum: Denge mi, savrulma mı?

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, geçtiğimiz günlerde Ermenistan’a kritik bir ziyarette bulundu.

Birkaç yıl aradan sonra ilk kez Erivan’a resmi bir ziyarette bulunan Lavrov, ziyaret kapsamında Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Başbakan Nikol Paşinyan ve Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan ile bir araya geldi.

Lavrov, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’la düzenlediği ortak basın toplantısında, Batı öncülüğündeki güvenlik hamlelerini etkisiz ve önyargılı olarak nitelendirdi ve çok kutuplu, kapsayıcı ve uluslararası hukuka dayalı bir güvenlik düzeni önerdi.

Lavrov Erivan’da Rusya’nın Ermenistan’la tarihsel ittifakını hatırlattı ve Batı’yla yakınlaşmanın olası sonuçları konusunda Erivan’a uyarılarda bulundu.

Lavrov ayrıca, özellikle Fransa ve Avrupa Birliği’ni (AB) sert biçimde eleştirdi; bu aktörlerin Kafkasya’da istikrarsızlaştırıcı ve Rusya karşıtı bir gündem izlediğini öne sürdü.

Ancak Lavrov’un ABD-Ermenistan temaslarına değinmemesi ve Washington’a yönelik sert eleştirilerden kaçınması da dikkat çekici. Bunun elbette Trump yönetimiyle kurulan diyalogla ilgisi var.

Lavrov’un ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde gerçekleşti. Ermenistan’da, Dağlık Karabağ konusunda Moskova’nın tepkisiz kalması/yeterli tepki göstermemesi nedeniyle Rusya’ya karşı artan hoşnutsuzluk gözle görülür düzeyde.

Bunun yanında Erivan, son dönemde Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ndeki (KGAÖ) katılımını askıya aldı ve Fransa, Avrupa Birliği ve diğer Batılı aktörlerle diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkilerini genişletti.

Rusya-Ermenistan ilişkilerinde ‘yeni sayfa’ mı?

Bu ziyaret, 2. Karabağ Savaşı’ndan bu yana bozulan Rusya-Ermenistan ilişkilerinde ‘yeni bir sayfa açıldığı’ yorumlarıyla takip edildi. Ancak aynı zamanda bu tablo, Ermenistan siyasetindeki ‘ikilemi’ de açık bir şekilde gösteriyor.

Ermenistan’ın ‘Rusya ve Batı arasındaki ‘ikili’ politikası, Paşinyan’a yakın çevreler tarafından ‘çok yönlü dış politika’ olarak tanımlansa da bu salınım aslında Paşinyan’ı iktidara taşıyan ve Kafkasya’nın Rusya’dan kopuşunu hedefleyen ‘Kadife devrimin’ doğal sonucuydu.

Tarihsel olarak Rusya-İran hattına yakın durmuş, Karabağ başta olmak üzere bölgesel problemler konusunda ‘Moskova’nın hakemliğine’ başvurmuş bu ülkenin siyasi rotası, 2018 ilkbaharında yaşanan ve Nikol Paşinyan’ı iktidara götüren ‘Kadife Devrim’in ardından bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmişti.

Klasik bir renkli devrim olan Kadife Devrim’le birlikte Ermenistan, renkli devrim kuşağında bulunan diğer eski Sovyet ülkeleri gibi Batı’yla yakınlaşma kavramıyla, Avrupa Birliği (AB) değerleriyle ve ‘demokrasiyle’ tanıştı. Kadife Devrim’in lideri Paşinyan, henüz eylemler döneminde ‘renkli devrim’ benzetmesini reddederek, hareketin yalnızca Ermenistan’ın iç işleriyle ilgili olduğunu ve Ermenistan’ın dış politikasında bir değişikliğe gidilmeyeceğini söylemişti. Ancak Kadife Devrim’den bu yana atılan bütün adımlar incelendiğinde, bugünkü ‘çok yönlü dış politikanın’ aslında Batı yönlü bir dış politika anlamına geldiği açıkça görülüyor.

Söz konusu politika, Rusya’yla ilişkiler bağlamında son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçirdi:

Şubat 2024’te Erivan, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) üyeliğini fiilen dondurduğunu açıkladı. Aynı yılın Mayıs ayında üyelik aidatını ödemeyi durdurdu, Haziran’da resmen ayrılma niyetini açıkça dile getirdi ve geçen ay (Nisan 2025) bütçe çalışmalarına katılmayacağını bildirdi.

Ermenistan’ın bu tutumunun temelinde, KGAÖ’nün Ermenistan’ın güvenlik beklentilerini karşılamadığına dair artan bir memnuniyetsizlik yatıyor. Erivan, Rusya ve KGAÖ’nün Karabağ savaşında kendisine yardım etme beklentisi içerisindeydi.

Ancak Rusya ve KGAÖ, ‘birliğin yasal sınırları dışında kalan’ Karabağ konusuna girmek istemedi. Elbette asıl gerekçe, Paşinyan iktidarının Batı yanlısı rotasından duyulan rahatsızlık ve Azerbaycan’la dengeli ilişkilerini sürdürme isteğiydi.

Ermenistan’ın AB rotası

İhtiyaç duyduğunda sağlanmayan askeri güç nedeniyle Rusya’yı eleştiren Erivan, aynı zaman diliminde kronolojik olarak şu adımları atıyordu:

Nisan 2024: Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Brüksel’de ‘AB üyesi ülkeler arasında yargı birliğini’ hedefleyen Eurojust ile adli işbirliği anlaşması imzaladı.

Eylül 2024: Ermenistan ve AB, Ermenistan vatandaşlarının AB’ye kısa süreli vizesiz seyahat edebilmesi için vize serbestisi diyaloğunu başlattı.

Şubat 2024: AB-Ermenistan Ortaklık Konseyi’nin beşinci toplantısında AB, Karabağ’dan yerinden edilmiş Ermeniler için 5.5 milyon euro insani yardım anlaşması yapıldı.

Nisan 2024: Brüksel’de düzenlenen AB-ABD-Ermenistan Üçlü Zirvesi’nde AB, 2024-2027 dönemi için Ermenistan’a 270 milyon euro’luk Dayanıklılık ve Büyüme Planı kabul edildi.

Ocak 2025: Ermenistan hükümeti, AB’ye katılım sürecini başlatan yasa tasarısını onayladı.

Şubat 2025: Ermenistan, AB’nin Uyum Politikası ailesine katıldı ve AB’nin Doğu Avrupa, Güney Kafkaslar ve Akdeniz havzasındaki ülkelerle işbirliğini güçlendirmeyi hedefleyen Interreg Karadeniz Havzası Programı’na ortak oldu.

Nisan 2025: Ermenistan Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan, AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı imzalayarak yürürlüğe koydu.

Kuşkusuz, Ermenistan’ın dönüşümünde vites artırmasının Karabağ’ın ‘kaybedilmesiyle’ de ilgisi var. Karabağ’ın kaybı, Ermenistan için büyük bir yenilgiydi ancak aynı zamanda, Paşinyan yönetimi için tarihsel bir diğer yükten ‘kurtulmanın’ da adıydı.

Ancak Ermenistan’ın AB’yle ilişkilerinin tarihi çok daha eskiye dayanıyor.

Ermenistan, 1996 yılında AB ile Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması imzaladı, 2001 yılında Avrupa Konseyi üyesi oldu. Erivan ayrıca, 90’lı yıllardan itibaren Avrupa Komisyonu’nun eski Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi ülkelere, ‘pazar merkezli ekonomik sisteme uyum’ amacıyla yaptığı hibe ve teknik yardım programı olan TACIS programına dahil edildi ve uzun süre yardım aldı.

Ermenistan, 2004 yılında Avrupa Komşuluk Politikası (ENP) kapsamında AB ile ilişkilerini geliştirdi, 2009 yılında Doğu Ortaklığı (Eastern Partnership) girişimine katıldı, 2013’te Avrasya Ekonomik Birliği’ne (AEB) katılmasına rağmen 2017’de AB-Ermenistan Kapsamlı ve Genişletilmiş Ortaklık Anlaşması’nı (CEPA) onayladı, Kadife Devrim’le ‘demokratik reformlar’ hız kazandı.

AB Ermenistan’dan ne istiyor?

Avrupa açısından Ermenistan’ın önemini, Erivan’ın ‘Avrupa değerlerine’ olan bağlılığından çok, Rusya ve İran’a coğrafi yakınlığı belirliyor.

Avrupa Birliği üyeliği ise, ülkelerin kapısında uzun yıllar beklediği, Sovyetler Birliği’nin Estonya, Letonya ve Litvanya’dan oluşan yalnızca üç eski üyesinin tamamlayabildiği zorlu bir süreç.

Bu üç ülke dışında, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan da uzun süredir ‘AB üyeliği’ ile siyasetleri şekillenen, ülke içinde ‘Rus yanlıları’ ile ‘AB yanlıları’ arasında şiddetli siyasi çekişmelerin yaşandığı, renkli devrim kuşağında bulunan eski Sovyet ülkeleri. Bu benzerlikler, Ermenistan’ın üyeliğinin de uzun yıllara yayılabileceğini gösteriyor.

Avrupa Birliği’nin öncelikli hedefi, Ermenistan’ın tam üyeliğinden ziyade, üyelik sürecinin devamı ve bu süreçte stratejik çıkarlarını hayata geçirmek gibi görünüyor. ‘Avrupalı’ bir Ermenistan’ın AB’ye kazandıracağı şey, Rusya’nın jeopolitik yenilgisi hedefiyle doğru orantılı.

Rusya Ermenistan’dan ne istiyor?

Ermenistan’ın Karabağ’ı kaybetmesindeki en önemli nedenlerden birinin ‘Rus yardımının eksikliği’ olduğu herkesin malumu.

Her ne kadar 28 yıllık Ermenistan işgalini Azerbaycan askeri gücü sonlandırsa da, bölgedeki bu uzun süreli krizde yaşanan değişikliğin en önemli sebebi ne yalnızca Azerbaycan’ın ‘Karabağ davası’, ne Türk SİHA’ları, ne de İsrail silahlarıydı. Bölgenin Azerbaycan lehine dönüşümüne yol açan en büyük etken, şüphesiz Paşinyan iktidarı ve onun siyasi çizgisiydi.

Bu açılardan baktığımızda, Karabağ krizi, eski Sovyet coğrafyasındaki mevcut tüm krizler gibi ‘artık uluslararası’ydı ve kriz dinamikleri ABD emperyalizminden, meşhur ‘Rusya’nın çevrelenmesi’ stratejisinden ve ‘renkli dönüşümlerden’ bağımsız düşünülemezdi.

Bölgedeki krizin uluslararası yansıması düşünüldüğünde, yıllar boyunca karşımızda en genel ifadeyle Ermenistan-Rusya-İran ile Azerbaycan-İsrail-Türkiye denklemi duruyordu. Ancak bu denklem Paşinyan yönetimiyle birlikte sarsıldı.

Dolayısıyla, Moskova’dan Erivan’a bakıldığında, ikili ilişkilerin düzeyi ve Ermenistan’ın iç siyasi dinamikleri kadar, Rusya’nın çevrelenmesi stratejisindeki yeri de belirleyici.

Batı’dan doğuya doğru bakıldığında; Moldova, Ukrayna, Kırım, Gürcistan, Ermenistan ve daha fazlası… Sovyetler Birliği döneminin tarihsel mirasını paylaşan ve Rusya Federasyonu’yla coğrafi yakınlığa sahip neredeyse her ülkede renkli devrimler meydana geldi, askeri çatışmalar yaşandı, bu ülkelerin siyasi iklimleri ‘Rusya-Batı yanlısı’ zemininde şekillendi.

Ancak bütün gerilimlere rağmen, coğrafi yakınlık, ortak tarih ve ekonomik mecburiyetler bu iki ülkenin tamamen kopmasının önüne geçti.

2024 yılı itibarıyla Ermenistan ile Rusya arasındaki ticaret hacmi, tarihi bir rekor kırarak 12.4 milyar ABD dolarına ulaştı. Bu, 2023 yılına kıyasla yüzde 56,5’lik bir artış anlamına geliyor. 2024’ün ilk yarısında Ermenistan, yaklaşık 66 ton altın ithal etti ve bu altının neredeyse tamamı Rusya’dan geldi. Aynı şekilde, tarım ve gıda ürünleri ticareti 2024’te yüzde 16.2 artış gösterdi.

Ancak aynı anda, rakamlar Ermenistan’ın Rusya’dan yaptığı ithalatın önemli ölçüde arttığını, ancak ihracatının azaldığını gösteriyor. Bu durum, Ermenistan’daki Batı yanlıları tarafından ‘Rusya’ya bağımlılık’ olarak tanımlanırken, Rusya yanlıları ise ihracattaki düşüşün faturasını Paşinyan’ın Batı yanlısı politikalarına bağlıyor.

Rusya’nın Paşinyan yönetimine bakışı öncelikle bir güvenlik konusu olsa da, Kremlin iki ülke arasındaki tarihsel ve ekonomik bağlara güvenerek, Güney Kafkasya’daki önemli bir bölgeyi daha Batı’ya kaptırmama niyetinde. Rusya’nın bütün gerilimlere rağmen günün sonunda olumlu mesajlar vermesinin altında yatan temel motivasyon da bu.

Bundan sonra ne olacak?

Lavrov’un Erivan ziyaretiyle açılmaya çalışılan yeni sayfada en önemli gündem maddesi yaklaşan Ermenistan seçimleri.

2026’da yapılması beklenen seçimler, Paşinyan yönetiminin önündeki en büyük sınav olacak.

Gallup Araştırma’nın Ermenistan’daki resmi temsilcisi MPG ‘Politring’ tarafından geçen ay yapılan bir ankette, “Bu pazar seçim olsa oyunuzu kime verirdiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 11,5’i Başbakan Paşinyan’ın liderliğindeki iktidar partisi Sivil Sözleşme, yüzde 8’i Robert Koçaryan’ın ‘Ermenistan’ bloğu, yüzde 3,7’si Serj Sarkisyan’ın ‘Onurum Var’ İttifakı yanıtını verdi.

1100 kişiyle telefonda yapılan ankette Paşinyan yine birinci gelse de, Paşinyan’ı tercih edeceğini söyleyenlerin iki katından fazlası (yüzde 23.7) seçimlere katılmayacağını söyledi.

MPG Başkanı Aram Navasardyan’a göre, Paşinyan’ın partisi küçük de olsa yeniden oy kaybı yaşadı. Buna karşılık Koçaryan’ın bloğu oy oranını kayda değer biçimde artırdı.

Asıl tablo seçimlere 2-3 ay kala netleşecek olsa da, yüzde 23.7’lik ‘umutsuz’ kesim, Paşinyan’ın kaderini belirleyecek nitelikte.

Ermenistan’ın bu belirsiz iç siyasi ikliminde uyguladığı ikili dış politikanın iki sonucu var: Moskova’nın güvenlik şemsiyesi, AB’nin siyasi ve ekonomik vaatlerine karşı…

Paşinyan yönetimi iki kapıyı da açık tutarak bir çeşit denge siyaseti güdüyor. Ancak denge siyasetiyle ‘aynı anda birden fazla sandalyeye oturmak’, sonuçlar bakımından birbirinden çok farklı noktalara işaret ediyor.

Seçenekleri günden güne tükenen Ermenistan’ın önündeki en büyük görev, yürüdüğü ikili yolun hangisinin sonunda daha sağlam bir sonuca ulaştığını belirlemek olacak.

Sonucu, Ermenistan’ın çıkarlarıyla Paşinyan’ın çıkarlarının çatıştığı nokta belirleyecek.

Kaynaklar:

  1. https://armenpress.am/en/article/1220023
  2. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/armenia-adopts-law-launch-eu-accession-process-2025-04-04/
  3. https://carnegieendowment.org/posts/2020/10/why-russia-is-biding-its-time-on-nagorno-karabakh?utm_source=chatgpt.com&lang=en
  4. https://ecfr.eu/article/a_captive_ally_why_russia_isnt_rushing_to_armenias_aid/
  5. https://www.eurasiareview.com/09112020-russia-and-the-second-nagorno-karabakh-war-analysis/
  6. https://enlargement.ec.europa.eu/news/eu-and-armenia-launch-visa-liberalisation-dialogue-2024-09-09_en
  7. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/armenia-adopts-law-launch-eu-accession-process-2025-04-04/
  8. https://caliber.az/en/post/armenia-joins-russia-s-top-10-trade-partners-in-2024
  9. https://tass.com/economy/1936739
  10. https://arminfo.info/full_news.php?id=91289
  11. https://www.specialeurasia.com/2025/05/23/lavrov-russia-armenia/

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English