Amerika
JPMorgan CEO’su Dimon: Bitcoin değil, mermi, tank ve füze stoklamalıyız

JPMorgan Chase Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Jamie Dimon, Reagan Ulusal Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada ABD ekonomisi, borçlanma, tahvil piyasalarındaki olası kırılmalar ve ulusal güvenlik konularında değerlendirmelerde bulundu. Dimon, büyüme odaklı politikaların ve vergi kesintilerinin devamının önemine dikkat çekerken, ‘ulusal güvenliğin her şeyden önce geldiğini’ savundu.
Uluslararası yatırım bankası JPMorgan Chase Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Jamie Dimon, geçen hafta düzenlenen Reagan Ulusal Ekonomi Forumu’nda Fox Business‘a verdiği mülakatta, ABD ekonomisinden ulusal güvenliğe, teknolojik gelişmelerden liderliğe kadar geniş bir yelpazede çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Dimon, özellikle Senato’daki harcama kesintileri ve vergi oranlarının devamlılığı hakkındaki yasa tasarısına değinerek, büyüme için işletmelerin yatırım yapmasını sağlayacak istikrarın önemine dikkat çekti.
‘Tasarıyı geçirmelerinden dolayı heyecanlıyım’
Senato’da görüşülen ve bazı senatörlerin harcama kesintilerinin yetersiz olduğu yönünde eleştiriler yönelttiği yasa tasarısı hakkında konuşan Dimon, “Öncelikle tasarıyı geçirmelerinden dolayı heyecanlıyım,” dedi.
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın bu konuda “inanılmaz bir iş çıkardığını” belirten Dimon, Senato’nun da tasarıyı tamamlaması gerektiğini ifade etti.
Dimon, “İstikrarın artırılması, vergi oranlarının devam etmesi, küçük ve büyük işletmelerin yatırım yapmasına olanak tanıması büyüme için gerçekten önemli. 2017’deki tasarıya dönersek, ABD’ye trilyonlarca dolar geri getirdi, birçok iş ve büyüme yarattı. Bu rakamlara bakanlar aslında bunların ne olduğunu söylemiyorlar. Yani işe yarayacak,” değerlendirmesinde bulundu.
Dimon, daha sonra Medicare, Medicaid ve Sosyal Güvenlik gibi alanlarda kesinti yapmak yerine verimliliği artırmaya odaklanılması gerektiğini belirterek, “Bence bu işi olabildiğince iyi bitirmeleri daha iyi. Açık ne kadar küçük olursa o kadar iyi,” diye ekledi.
Vergi kesintilerinin uzatılmasına güvenip güvenmediği sorusuna ise Dimon, “JPMorgan için o kadar değil. Ancak yüzde 28 mi yoksa yüzde 40 mı olacağını bilmeyen küçük işletmelerle konuşursanız, buna ihtiyaçları var. Çok fazla Ar-Ge yapan veya çok fazla ekipman harcaması yapan birçok şirketle konuşursanız, kesinliğe ihtiyaçları var,” yanıtını verdi.
Yatırımların ertelenmemesi için belirsizliğin bir an önce ortadan kalkması gerektiğini vurguladı.
‘Tahvil piyasaları zor bir dönem geçirecek’
Borç ve bütçe açıkları konusundaki endişelere de değinen Dimon, bunun “büyük bir mesele” ve “gerçek bir sorun” olduğunu ifade etti.
Dimon, “Bir gün tahvil piyasaları zor bir dönem geçirecek. Bunun altı ay mı yoksa altı yıl mı olacağını bilmiyorum. Bu yüzden buna odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum,” uyarısında bulundu.
Asıl odaklanılması gerekenin büyüme, iş dünyası yanlısı politikalar, uygun düzenlemeler, izin reformları ve bürokrasinin azaltılması olduğunu belirten Dimon, “Bu büyümeyi sağlayın. En iyi yol bu. Sonra herkesin düzgün bir şekilde reform yapılabileceğini bildiği bazı programlarda reform yapın,” dedi.
Tahvil piyasasında bir “kırılma” olabileceği yönündeki sözlerinin ne anlama geldiği sorulduğunda Dimon, “Halkın anlaması gereken şey, her gün yaklaşık 30 trilyon dolarlık menkul kıymet işlemi yapılıyor. Bunlar dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılar. Yabancılar 35 trilyon dolarlık Amerikan menkul kıymetine sahip. ABD’de yaklaşık 30 trilyon dolarlık özel yatırımları daha var. İnsanlar ayaklarıyla oy kullanıyor ve ülkeye, hukukun üstünlüğüne, enflasyon oranlarına, merkez bankası politikalarına, neyi riskten korumak istediklerine ve neyi istemediklerine bakacaklar,” açıklamasında bulundu.
Bu oranların merkez bankaları tarafından belirlenmediğini, ancak etkilenebileceğini söyleyen Dimon, “Eğer insanlar Amerikan dolarının olması gereken yer olmadığına karar verirse, evet, spreadlerin açıldığını, kredi spreadlerinin açıldığını görebilirsiniz. Ve bu bir sorun haline gelir,” diye konuştu.
Bu durumun daha önce Kovid döneminde, 2019’da ve 2020’de yaşandığını hatırlatan Dimon, “Tekrar olacak, size neredeyse garanti edebilirim. Sadece ne zaman veya tetikleyicinin ne olacağını tam olarak bilmiyorum,” dedi.
Dimon, bu tür bir volatilitenin büyük bankalardan ziyade para toplayan küçük işletmeleri ve kredi piyasalarını olumsuz etkileyeceğini kaaydetti.
Yılın ikinci yarısı için büyüme beklentisi
Yılın ikinci yarısı için büyüme beklentileri sorulduğunda Dimon, kendi ekonomistlerinin yüzde 1,5 gibi bir rakam öngördüğünü ancak kendisinin emin olmadığını belirtti.
Kevin Hassett’in yüzde 4’lük büyüme öngörüsüne katılmadığını söyleyen Dimon, “Umarım haklıdır. Sadece bilmiyorum,” diye konuştu.
JPMorgan’ın kendi büyüme rakamlarına da değinen Dimon, şirketin başarısının 15 yıllık sürekli yatırımların, yeni şubelerin, yeni bankacıların ve müşterilere hizmet sunmanın bir sonucu olduğunu belirtti.
Dimon, “Kârlar pek çok farklı nedenden dolayı dalgalanır ama biz bunu yapmaktan hoşlanıyoruz ve şirketimizi büyütebileceğimizden oldukça eminiz,” diye konuştu.
Fintech şirketleri ve yabancı bankalar da dahil olmak üzere ciddi bir rekabetle karşı karşıya olduklarını ifade eden Dimon, “Her zaman bizden daha iyisini yapanlara ve neden yaptıklarına bakarım, sadece ne kadar iyi yaptığımıza odaklanmam,” dedi.
‘Stabilcoinlerin, verilerin ve gerçek zamanlı ödemelerin geleceği var’
Stabilcoin mevzuatının bankalar üzerindeki etkisine ilişkin bir soruya Dimon, “Öncelikle, bir JPMorgan Coin’imiz var. Kripto derken stabilcoinleri, verileri taşımayı, gerçek zamanlı ödemeleri, verileri ve ödemeleri birlikte yapmayı kastediyorsanız, bu işler gerçek. Bunun ön saflarında olacağız,” yanıtını verdi.
JPMorgan Coin’in bugün para ve veri taşıyabildiğini ve gelecekte bunu dış kullanıma açacaklarını belirten Dimon, kara para aklamayla mücadele, banka gizlilik yasası (BSA) ve müşterini tanı (KYC) gibi yasal düzenlemelerin önemine dikkat çekti.
Dimon, “Zaten günde 10 trilyon dolar taşıyoruz ve bu dijital. Blockchain için çok iyi kullanım alanları olacak,” dedi.
JPMorgan’ın teknolojiye yaklaşık 20 milyar dolar harcadığını belirten Dimon, bu harcamanın ağlar, büyük veri merkezleri, yapay zeka politikaları (sadece yapay zekaya şimdiden milyarlarca dolar harcandığını belirtti) ve siber güvenlik (müşterileri korumak için milyarlarca dolar) gibi alanları kapsadığını söyledi.
Çin gözlemleri ve ABD’nin iç sorunları
Yakın zamanda Çin’e yaptığı ziyarete ilişkin gözlemlerini paylaşan Dimon, siber saldırıların büyük bir sorun olduğunu kabul etmekle birlikte, “Onlardan korkmuyorum,” dedi.
Çin’in kendi yolunda ilerlediğini, yapay zeka, otomobil ve robotik gibi alanlara büyük yatırımlar yaptığını belirten
Dimon, “Kısa bir süre içinde yeni ilaçların yüzde 30 veya 40’ına sahip olacaklar. Kendi yollarında gidiyorlar. Ancak zayıf yönleri de var. Hala çok fazla yoksullukları var. Çok zorlu bir komşulukları var. Komşularının çoğu yeniden silahlanıyor. Bizimle uğraşmak zorundalar. Biz hala gezegendeki en müreffeh ekonomiyiz,” ifadelerini kullandı.
Asıl endişesinin Çin değil, ABD’nin “kendi iç sorunlarını çözememesi” olduğunu vurgulayan Dimon, “Eğer Amerika kendi işlerini doğru yaparsa —deregülasyon, izinler, eğitim, iş dünyası yanlısı politikalar, ekonomiyi büyütme, düşük gelirli insanlara ekonomiyi büyüterek yardım etme, göçmenliği düzeltme— harika bir durumda olacağız. 30 ya da 40 yıl sonra önde gelen askeri ve ekonomik güç olacağız. Eğer olmazsak, dünya bugün yaşadığımızdan çok farklı bir dünya olur,” dedi.
‘Bitcoin değil, mermi, tank ve füze stoklamalıyız’
Ulusal güvenlik politikaları hakkında da konuşan Dimon, dünyanın ABD’nin askeri şemsiyesine güvendiğini ve bunun önemli olduğunu belirtti.
“Ülkeler ulusal güvenlikleri için başka yerlere bakmaya başlarsa bu bir sorun haline gelir. Bu, doğrudan ekonomik güvenlikleriyle ilgilidir,” diyen Dimon, ticaretin yanı sıra yatırım, kalkınma finansmanı ve Amerikan değerlerinin eğitimi gibi konuların da önemine işaret etti.
Daha önceki bir ifadesine atıfta bulunularak stoklanması gerekenler sorulduğunda Dimon, “Bitcoin değil, mermi, tank ve füze stoklamalıyız demiştim,” yanıtını verdi.
Ulusal güvenlik için en önemli şeyin dayanıklı tedarik zincirleri olduğunu vurgulayan Dimon, “Tıbbi malzemelerden F-35’lerimize giren her şeye, nadir toprak elementlerine ve ilgili şeylere kadar. İki nano santimetrelik yapay zeka çipleri gibi şeyler. Evet, bu Amerikan ulusal güvenliği için önemli diyoruz. Dayanıklı tedarik zincirlerine ihtiyacımız var,” dedi.
Askeriyenin daha fazla esnekliğe ve çok yıllı bütçelemeye ihtiyacı olduğunu da sözlerine ekledi.
‘Piyasalar rehavet içinde’
Piyasaların mevcut durumu hakkındaki son bir soruya ise Dimon, “Rehavet içinde. Fiyatlar yüksek, işler yolunda gidiyor gibi görünüyor. Fiyatlar bir nevi yumuşak inişe işaret ediyor. Umarım bu doğrudur. Sadece insanlara bunun olma olasılığının diğerlerinin düşündüğünden daha düşük olduğunu ve sürpriz olacağını söylüyorum. Açıklardan jeopolitiğe ve ticarete kadar pek çok şey hareket hâlinde. Karmaşık ve bir şeyler ters gidebilir. Ve işler ters gittiğinde genellikle sürpriz olur,” yanıtını verdi.
Kendi işinin geleceği tahmin etmek değil, gelecek ne olursa olsun müşterilerine hizmet vermeye hazır olmak olduğunu da sözlerine ekledi.
Amerika
ABD’de Cumhuriyetçi adaylara geçim sıkıntısı uyarısı

Muhafazakar eğilimli Americans for Prosperity Action grubu, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı konusunda seçmenin güvenini kazanamaması halinde Kongre’nin her iki kanadını da kaybedebileceğini açıkladı. Kuruluşun yöneticileri, adayların ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelik verdiği SAVE America Yasası yerine hayat pahalılığına odaklanması gerektiğini belirtti.
Muhafazakar eğilimli siyasi faaliyet grubu Americans for Prosperity Action (AFP Action), Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı konularında seçmenlerin güvenini yeniden kazanamaması durumunda yalnızca Temsilciler Meclisi’ni değil, Senato’yu da kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.
Grup, bu konunun çok kritik olduğunu belirterek, seçim kampanyası sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın önem verdiği SAVE America Yasası (SAVE America Act) dahil olmak üzere, diğer tüm konulara odaklanmaktan kaçınılması gerektiğini savunuyor.
Americans for Prosperity Başkanı ve AFP Action Kıdemli Danışmanı Emily Seidel, geçen hafta yaptığı açıklamada, “Eğer adaylar sahada hayat pahalılığı dışındaki konuları konuşuyorlarsa bu durum seçmenler için dikkat dağıtıcıdır ve güveni aşındırmaya devam eder” dedi.
Seidel, “Siyasi yelpazede diğer konulara dair çok fazla gürültü koptuğu ölçüde, yani sahaya çıkıp kapıları çaldığınızda, kapıda hiç kimse sizinle örneğin SAVE Yasası hakkında konuşmuyor” ifadesini kullandı.
Bu mesaj, SAVE Yasası’nın en büyük savunucularından bazılarının argümanlarıyla çelişiyor.
Örneğin aktivist Scott Presler, Cumhuriyetçi milletvekillerine doğrudan hitap ederek, demoralize olmuş Cumhuriyetçi tabana partinin kendileri için mücadele ettiğini göstermek adına SAVE America Yasası’nı geçirmeleri gerektiğini, sadece “etkisiz vergi indirimleri” üzerinden kampanya yürütmenin Kasım ayında yenilgiye yol açacağını savunmuştu.
Ancak Seidel, söz konusu seçim yasası nedeniyle sandığa gitmeye daha yatkın olan seçmen kitlesinin yalnızca “küçük ve sesi çok çıkan bir azınlık” olduğunu belirtti.
AFP Action Genel Direktörü Nathan Nascimento da normal şartlarda Cumhuriyetçilere oy veren güvenilir seçmenlerin ekonomik konular nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını aktardı.
Nascimento, “Seslerinin duyulduğunu hissetmiyorlar. Hayat pahalılığı konusunda gerçekten endişeliler ama bunun bir öneminin olup olmadığını dahi bilmiyorlar. Sandığa gitmeleri için onlara bir neden vermemiz gerekiyor. Oy kullanmaya gitmeleri için motive edilmeleri gerekiyor” dedi.
Seidel, adayların seçmenlerin zihnine kazıması gereken şeyin SAVE America Yasası gibi siyasi hamaset malzemeleri değil, maliyetleri düşürecek çözümler olduğunu ifade etti.
Milyarder Charles Koch ile bağlantıları olan süper PAC, nisan ayında yayımladığı “ilgili taraflar” genelgesinde maliyetleri düşürecek bir planın gerekliliğine dikkat çekerek Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğun tehlikede olduğu yönünde ilk alarmı vermişti.
Americans for Prosperity bünyesindeki ortak savunuculuk kuruluşu da enerji yatırımlarında izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını, sağlık tasarruf hesaplarının sübvanse edilmesini ve Kongre’nin yakın zamanda yasalaştırdığı bazı konut arzı reformlarını içeren bir yasama rehberi yayımlamıştı.
Senato yarışlarına odaklanan aktivist ağının geçen ay saha çalışmalarında bir milyonuncu kapıyı çalmasıyla birlikte, AFP Action’a göre bu endişeler daha da pekişti.
Seidel, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı sorunlarına yönelik çözümlere yönelmeleri halinde bu ara seçimlerde Demokrat dalgasını savuşturabileceklerini kaydetti.
Seçmenlerin ikna edilmesi için hâlâ zaman olduğunu belirten Seidel, “Seçmenlerin bakış açısına göre, eğer fikirleri, çözümleri varsa ve yetkinlerse, adaylara bunu gelecekte çözebilecekleri konusunda kredi vermeye hazırlar” dedi.
Her ara seçimde olduğu gibi, bu seçimde de katılımın bir başkanlık seçimi yılına göre daha düşük olması bekleniyor. Nascimento, sahadaki görünümün seçmenlerin tıpkı 2024’te olduğu gibi bir adayın ekonomi vaatlerine göre hareket etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyledi.
Nascimento, “Adayın bunu gerçekten yerine getirip getiremeyeceğini bilmek istiyorlar. Eğer adaylar bu durumu ortaya koyabilir ve planlarının ne olduğunu gerçekten gösterebilirlerse, seçmenler onlara güven duymaya istekli olacaktır” diye konuştu.
AFP Action, Trump’ın vergi indirimleri ve harcama kesintilerini içeren, Cumhuriyetçilerin ise “Çalışan Aileler Vergi İndirimleri” olarak yeniden adlandırdığı tasarıya yönelik mesajları seçmenlere ulaştırmak için milyonlarca dolar harcadı.
Ancak bu mesajı seçmenlere iletmek oldukça karmaşık, zira SAVE America Yasası savunucusu Presler tarafından “etkisiz” olarak değerlendirilen vergi avantajları, esasen mevcut durumu korumaktan öteye geçmedi.
Nascimento ise “Tasarının bileşenleri gerçekten çok güçlü. İnsanlar bu spesifik bileşenlere işaret ettikçe, paketin tamamına yönelik destek daha da güçleniyor” argümanını savundu.
Her şeyin ötesinde, bizzat Trump’ın kendisi, Cumhuriyetçilerin normal şartlarda geçim sıkıntısı cephesinde kazanım olarak nitelendireceği adımları gölgelerken, partinin bu konudaki mesajını öne çıkarması zorlaşıyor.
Trump, Senato’nun SAVE America Yasası konusundaki eylemsizliğini protesto etmek amacıyla partiler üstü büyük bir konut tasarısını imzalamayı reddetmiş ve bu konut tasarısını “önemsiz” ve “can sıkıcı derecede önemsiz” olarak nitelendirmişti.
Amerika
Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.
Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.
ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.
Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.
Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.
Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.
Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”
Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.
Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.
İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.
Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.
Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu
Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.
İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.
Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.
Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.
Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.
Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.
Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.
Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.
Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında
Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.
Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.
Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.
Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.
Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.
Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.
OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.
Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.
“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”
Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.
Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.
Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.
Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.
Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.
Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.
Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.
Amerika
ABD’de ilk: New York’tan veri merkezlerine geçici yasak

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde yeni “büyük ölçekli” veri merkezlerine yönelik ABD tarihinin ilk geçici yasağını uygulamaya koyuyor. Eyalet düzeyindeki çevre izinleri, çevre, enerji şebekesi ve elektrik faturalarını koruyacak bir çerçeve hazırlanması amacıyla en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.
New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde “büyük ölçekli” yeni veri merkezlerinin inşasını geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD genelinde bir eyalet düzeyinde ilk kez uygulanan bu karar kapsamında, eyalet düzeyindeki çevre izinleri en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.
Vali Hochul’un ofisi, bu sürede çevreyi, enerji şebekesini ve New York sakinlerinin elektrik faturalarını koruyacak yasal bir çerçeve hazırlanacağını bildirdi.
Valilik danışmanları, gazetecilere yaptıkları açıklamada, izinlerin askıya alınması kararının 50 megavat veya daha fazla enerji tüketme kapasitesine sahip veri merkezlerini kapsayacağını aktardı.
Vali Hochul yaptığı yazılı açıklamada, “Veri merkezi yatırımları faturaları artırma, doğal kaynaklarımızı tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşırken, harekete geçmek ve öncülük etmek benim sorumluluğumdur” ifadesini kullandı.
Hochul ayrıca, “New York, veri merkezi yatırımları için ülkedeki en güçlü standartları oluşturmada öncü olacak; şirketler New York sayesinde kazandığında, New Yorkluların da kazanmasını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Veri merkezlerinin enerji tüketimi tartışılıyor
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, veri merkezlerinin boyutları ve enerji tüketimleri farklılık gösteriyor.
IEA, “geleneksel” veri merkezlerinin 10 ile 25 megavat arasında güç tükettiğini, “büyük ölçekli ve yapay zeka odaklı” veri merkezlerinin ise 100 megavat veya daha fazla enerji sarf edebileceğini kaydediyor.
Hochul’un bu adımı, New York eyalet parlamentosunun geçen ay kabul ettiği bir yıllık moratoryum kararının ardından geldi.
Parlamento tarafından kabul edilen tasarı, tepe yükü 20 megavatın üzerinde olan “büyük ölçekli” tesislerin izinlerinin engellenmesini öngörüyor.
Vali Hochul’un söz konusu tasarıyı imzalayıp imzalamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Valilik danışmanları, yasa tasarısını incelemek ve parlamento ile üzerinde çalışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle yürütme organı üzerinden kararname çıkarmanın en hızlı çözüm olduğunu belirtti.
Danışmanların aktardığı bilgilere göre, bir yıllık askıya alma sürecinde valilik, veri merkezlerinin su kalitesi ve su miktarı üzerindeki etkileri dahil olmak üzere çevresel tesirlerini düzenleyecek bir mevzuat hazırlayacak.
Eyalet yönetimi ayrıca, bu merkezlerin elektrik şebekesi için oluşturulacak bir fona katkı yapmasını sağlamayı ve yerel yönetimlerin kendi anlaşmalarını müzakere edebilmelerine yardımcı olacak bir yatırım fonu yapısı kurmayı hedefliyor.
Bunun yanı sıra Hochul’un, büyük veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetinin kaldırılmasına destek vermesi bekleniyor. Ancak bu düzenleme için eyalet parlamentosunun onayı gerekiyor.
Yapay zeka sektörünün enerji açlığı
Yüksek işlem gücüne sahip sunucu depoları, yapay zeka teknolojilerinin çalıştırılması ve geliştirilmesi için büyük önem taşıyor. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümenin yarattığı yoğun talep, yeni veri merkezlerinin hızla inşa edilmesi sürecini beraberinde getirirken, bu durum sahada karmaşık sorunlara yol açıyor.
Enerji tüketimi çok yüksek olan bu tesislerin çevreye belirgin etkileri olabileceği, yüksek elektrik kullanımının ise tüketicilerin faturalarını artırabileceği ve elektrik şebekelerini istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.
Tepkiler nedeniyle daha önce bazı belediyeler yerel düzeyde yeni veri merkezi inşaatlarını durdurmuş olsa da, şimdiye kadar hiçbir eyalet düzeyinde bu yönde bir adım atılmamıştı.
Maine eyalet parlamentosu yakın zamanda benzer bir askıya alma kararı almış ancak eyalet Valisi Janet Mills, halihazırda devam eden bir projeye istisna tanınmadığı gerekçesiyle tasarıyı veto etmişti.
Federal düzeyde ise aralarında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in de yer aldığı bazı ilerici siyasetçiler, veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulması çağrısında bulunuyor.
Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonunun kıdemli Demokrat üyelerinden Frank Pallone Jr. da bu çağrılara katılan isimler arasında yer alıyor.
Artan tepkiler karşısında, bazı büyük teknoloji şirketleri geçtiğimiz mart ayında Beyaz Saray öncülüğünde hazırlanan gönüllü bir taahhütnameyi imzalayarak, veri merkezlerinin neden olduğu tüketici fiyat artışlarını karşılamayı kabul etmişti.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi7 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika7 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş7 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Asya6 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı











