Bizi Takip Edin

Dünya Basını

Zengin bağışçılar “Trump’tan sonra Trumpizm”i hazırlıyor

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Aşağıda okuyacağınız makale, Trumpizmin gelip geçici bir fenomen olmaktan ziyade emperyalist dünyanın merkezinde kendisine yer edinen ve geleceğe uzanan bir hareket olduğuna işaret ediyor. Milyarderlerin Trumpizme biçtiği misyondaki çelişkiler, makale okundukça hemen fark edilecektir: Örneğin “orta sınıfı yeniden inşa etmek”ten bahseden Buskirk, bir yandan da “aristokrasi ile işçi sınıfı” arasındaki bir ittifaktan bahsetmektedir. Ama bunun da ötesinde, “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) koalisyonunun “aristokratik isyan” boyutu gitgide daha da öne çıkmaktadır: Teknoloji milyarderleri ve onların şu anki gözdesi Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD’de ve dünya çapında, yer yer biyolojik tınıları da olan, yeni bir egemen sınıf koalisyonu oluşturmak için harekete geçmiş görünmektedir. Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.


JD Vance’i yükselten gizli bağışçı çevresi şimdi MAGA’nın geleceğini yeniden yazıyor

Elizabeth Dwoskin
Washington Post
4 Kasım 2025

2019 yılında, küçük bir grup sağcı bağışçı, MAGA [Amerika’yı Yeniden Büyük Yap] hareketinin geleceğini güvence altına almak için Ohio’nun 100 kişilik Rockbridge kasabası dışında bir tatil köyü kiraladı. Amaçları, tek bir adayı –Başkan Donald Trump’ı– Cumhuriyetçi Parti’nin radikal dönüşümünü pekiştirecek seçmen, bağışçı ve adaylardan oluşan bir şebeke aracılığıyla kalıcı bir siyasi koalisyona dönüştürmekti.

Silikon Vadisi milyarderi Peter Thiel ve o zamanlar en çok satan bir anı kitabı yazmış olan yatırımcı JD Vance tarafından düzenlenen toplantıya, hedge fon mirasçısı Rebekah Mercer, o zamanlar Fox News sunucusu Tucker Carlson ve iktisatçı Oren Cass da katıldı. Kaynaklar, daha önce ayrıntıları bildirilmemiş olan bu özel toplantıyı anlatmak için isimsiz kalmak koşuluyla konuştu.

Fakat odadaki, grubun hedeflerini sağlamlaştıracak kişi, kesinlikle daha az tanınan biriydi: Arizonalı bir sigorta girişimcisi ve muhafazakâr medya figürü Chris Buskirk.

Bugün Buskirk, hafta sonu toplantısından doğan ve Cumhuriyetçi Parti siyasetinde en etkili güçlerden biri haline gelen gizli organizasyon Rockbridge Network’ün başında bulunuyor. Siyasi stratejistler, iş adamları ve bağışçılardan oluşan bu sıkı sıkıya bağlı şebekenin, geçen yıl başkanın yeniden seçilmesine katkıda bulunduğunu ve kendi üyelerinden biri olan Vance’i başkan yardımcılığına taşıdığını düşünüyor.

Teknoloji liderlerinden önemli miktarda fon alan Rockbridge, MAGA’yı Trump’tan daha uzun ömürlü hale getirmeyi hedefliyor. Grubun bir internet sitesi veya halka açık bir yapısı yok, fakat anketörler, veri analistleri, çevrimiçi reklamcılar ve hatta bir belgesel film kolu oluşturdu. Grup, 2026 ara seçimlerinde ve Rockbridge üyelerinin çoğunun Vance’in aday olmasını umduğu 2028 başkanlık seçimlerinde, cephanesini kullanmaya hazırlanıyor. Gruba yakın bir kaynağa göre, grup, açık hava grupları ve kiliseler dahil olmak üzere, siyasi olmayan üyelikler aracılığıyla potansiyel seçmenlerin ayrıntılı profillerini içeren bir veritabanı oluşturdu.

Buskirk’ün Trump’ın çevresiyle olan bağları Rockbridge’in ötesine geçiyor. Yatırımcı Omeed Malik ile birlikte kurduğu risk sermayesi şirketi 1789 Capital, ortakların “vatansever kapitalizm” olarak adlandırdığı şeye odaklanıyor ve şu anda Donald Trump Jr. da ortakları arasında yer alıyor. İkili, yönetim yetkilileri ve arkadaşlarıyla birlikte, Trump’ı destekleyen iş liderlerinin Washington’da bir araya gelmesi için kişi başı 500.000 dolarlık üyelik isteyen kulüp Executive Branch’i kurdu.

Buskirk’e göre, bu kuruluşların ortak bir hedefi var: Ülkenin geleceği için hayati önem taşıdığını düşündüğü iş adamlarına, hükümeti ve kalıcı siyasi gücü şekillendirme rolünü vermek.

Çabaları, tartışmalı bir toplumsal ilerleme teorisine dayanıyor: Buskirk’ün MAGa popülizmine aykırı olduğunu düşünmediği, seçilmiş bir grup elitin, ülkeyi ileriye taşımak için tam da doğru kişiler olması. Endüstri liderlerini iktidar pozisyonlarına getirmek, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’ten teknoloji devi Elon Musk’a kadar Trump’ın başkanlığının bir özelliği ve Buskirk, MAGA hareketinin ülke için yeni nesil yöneticilere enerji verdiğini söylüyor.

Buskirk ve onun yakın çevresindeki dokuz kişiyle yapılan mülakatlara göre, Buskirk’ün çeşitli projeleri, sağcıların “aristopopülizm” olarak adlandırdığı şeyi yansıtıyor ve zengin kapitalistler ile temsil etmeyi amaçladıkları işçi sınıfı arasında bir köprü kurmayı, ülkeyi kârlı bir şekilde yeniden sanayileştirmeyi ve kendi çıkarlarını tabanlarının çıkarlarıyla bağlamayı hedefliyor.

Scottsdale, Arizona’daki ofisinde verdiği röportajda, “Her toplumda ya sömürücü bir elit –oligarşi– ya da üretken bir elit –aristokrasi– vardır,” dedi.

Buskirk, tarihteki birçok yenilikçi dönemin bu tür bir aristokrasi tarafından yönlendirildiğini savunuyor ve bu görüşünü 2023 tarihli “Amerika ve Mümkün Olanın Sanatı” adlı kitabında da dile getiriyor. “Klasik Yunan anlamında” bu terim aşağılayıcı değil, diyor; tersine, “ülkeyi koruyan ve herkesin refahı için iyi yöneten uygun bir elit” anlamına geliyor.

Buskirk’in görüşüne göre, o siyasi piyasaya bir iş adamı olarak yaklaştı, bir boşluk tespit etti ve bunu kapatmak için bilinçli adımlar attı. Sağ, onun “koordinasyon sorunu” olarak adlandırdığı bir soruna sahipti: Beklenmedik bir şekilde Trump’ı seçen seçmenler ve ilerici sol tarafından dışlanan yeni ortaya çıkan zenginler grubu. Fakat her iki taraf da organizasyon altyapısından yoksundu.

Buskirk, çabalarını tek cümleyle özetliyor: “Beyin artı para artı taban.”

Diğerleri onun etkisini daha güçlü bir şekilde anlatıyor. Muhafazakâr düşünce kuruluşu American Compass’ın baş ekonomisti Cass, insanlar hâlâ Trump’ın desteğini “kişilik kültü” olarak görse de, MAGA hareketini artık güçlü bir ekosistemin desteklediğini söylüyor.

“Chris, bu ekosistemin kurucusudur,” diye ekliyor.

Buskirk Rockbridge’in kuruluş etkinliği hakkında yorum yapmayı reddetti. Thiel yorum yapmayı reddetti. Mercer yorum talebine yanıt vermedi.

İş dünyası liderleri ve taktisyenlerden oluşan güzide çevresi dışında nispeten tanınmayan Buskirk, bir zamanlar Koch kardeşlerin hakim olduğu bir role adım atan sıra dışı bir figür. Koch kardeşler, Trump’ın ticaret politikalarının çoğuna karşı çıkan, kodaman Cumhuriyetçi mega bağışçılar. O, memler atan bir MAGA ateşleyicisi değil; arkadaşları Buskirk’i, son derece zeki ve azimli bir taktikçi olarak tanımlıyor. Buskirk’in ortağı ve 1789 Capital’in kurucu ortağı Omeed Malik, “Demokrat Parti’de artık kendilerini evlerinde hissetmeyen” binlerce varlıklı insanın olacağını fark eden “ilk hareket eden” kişi olduğunu söyledi.

Vance, The Post’a yaptığı açıklamada, Buskirk’in “neredeyse herkesten önce” “fikirlerin, organizasyonun ve finansmanın doğru kombinasyonunun Cumhuriyetçi Parti için kalıcı siyasi başarıyı nasıl sağlayabileceğini” gören “özgün bir düşünür” olduğunu söyledi.

Seçim siyasetinin dışında, Buskirk’in projeleri, sınırsız kapitalizmi Amerikan yaşamına sokmayı amaçlıyor. 1789 Capital, yerli inovasyonun Amerika’nın endüstriyel tabanını canlandırabileceği fikrinin bir test alanı olarak hizmet ediyor, diyor Buskirk. Firmanın ortakları, bunu internet sitelerinde “Amerikan istisnacılığının bir sonraki bölümü” olarak tanıtıyor. Yaklaşık 30 şirkete yatırım yapan firma, “duyar karşıtı” [anti-woke] siyasetiyle ve Trump yönetiminin iktisadi gündemiyle bağlantılı startup’lara fon sağlıyor. Bunlar arasında nadir toprak mineralleri çıkaran, savaş için yapay zeka fabrikaları kuran veya 3D yazıcıyla roket yakıtı üreten şirketler bulunuyor.

Buskirk’in ağı Trump yönetimi ile iç içe geçtikçe, bu grup Washington’un yeni güç simsarları için bir parti çevresi oluşturdu. Rockbridge’in nisan ayında Florida’nın Key Biscayne kentindeki Ritz-Carlton’da düzenlenen ve “Amerika’yı Yeniden Sağlıklı Hale Getir” temalı nefes egzersizleri ve yoga seanslarının yer aldığı altı aylık konferansına, Hazine Bakanı Scott Bessent, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard ve Orta Doğu özel elçisi Steve Witkoff katıldı. Buskirk’in arkadaşı, Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Robert F. Kennedy Jr., haziran ayında Executive Branch’in açılışına katıldı. Bu mekanda yüksek kaliteli şarap ve suşi servis edilirken, tohum yağları servis edilmiyor.

Buskirk’in ağındaki kişiler, artan nüfuzlarını, hükümetin nihayet toplumun yenilikçilerini cezalandırmak yerine desteklemeye başladığının kanıtı olarak görüyorlar. Biden yönetimi sırasında bastırıldığını söyledikleri, birikmiş iktisadi gücü serbest bırakıyor.

Fakat Rockbridge ve 1789 gibi kuruluşlarda, bazı eleştirmenler daha zararlı bir şey görüyor: Trump’ın çalışanlara fayda sağlama vaatlerini baltalayan, seçilmemiş bir grup Amerikan oligarkının yükselişi. Trump yönetimi, göreve geldiğinden bu yana, yapay zeka teknolojisine yönelik ihracat kontrollerinin kaldırılması ve kripto para birimini teşvik eden yürütme emirleri ve yasaların imzalanması da dahil olmak üzere, teknoloji girişimcilerine fayda sağlayan bir dizi yeni politika uygulamaya koydu. Beyaz Saray sözcüsü Kush Desai yaptığı açıklamada, “Başkan Trump’ın ilk ve tek odak noktası, onu Beyaz Saray’a geri seçen işçi sınıfından Amerikalılara refahı geri kazandırmaktır,” dedi.

Trump Jr. geçen kasım ayında 1789’a ortak olarak katıldığından beri, şirkete yakın iki kişiye göre, şirket yüz milyonlarca dolar topladı ve şu anda 1 milyar dolardan fazla varlığa sahip. Bu yaz hükümet, 1789’un yatırım yaptığı ve Trump Jr.’ın şu anda danışma kurulunda yer aldığı blok zinciri tabanlı bahis startup’ı Polymarket’e yönelik Biden döneminden kalma iki federal soruşturmayı düşürdü.

Koch’ların hayırseverlik ağından fon alan sağ eğilimli American Enterprise Institute’un ekonomi politikası araştırmaları direktörü Michael Strain, “Genel olarak iş dünyası için iyi olan Amerika için de iyidir, fakat başkanın çevresindeki kişilerin Amerikan iş dünyasını temsil ettiğini düşünmüyorum” diyor: “Hükümetin görevi, zengin bireylerin, kurucuların ve yöneticilerin refahını değil, ulusun refahını artırmaktır.”

Buskirk’e göre bu eleştiriler asıl noktayı kaçırıyor. Bu şehri pek sevmese de, Trump’ı Beyaz Saray’a geri getiren iş adamlarını Washington’a getirmekte kararlı olduğunu söylüyor. Siyaseti “rüşvetçi” ve Washington’daki düşünce kuruluşlarını “her türlü klişenin karesi” olarak tanımlayan Buskirk, kültürün baştan aşağı yeniden inşa edilmesi gerektiğini söylüyor.

“Bu, vakit geçirmek için çekici bir yer değil, ama aynı zamanda gerçekten gerekli,” diyor. “Öz yönetim, aslında yapmak istemediğiniz bir şeye dahil olmanız gerektiği anlamına gelir.”

‘Bir koordinasyon sorunu’

Buskirk’e herhangi bir günde nerede olduğunu sorarsanız, 56 yaşındaki dört çocuk babası yedi farklı şehir sayabilir. Zamanını Scottsdale’deki aile ofisi, 1789 Capital’in genel merkezinin bulunduğu Florida’nın Palm Beach kenti, Dallas, San Francisco, Austin ve isteksizce de olsa Washington D.C. arasında bölüştürüyor. Uyandığından yatana kadar telefonda olduğunu ve başkan yardımcısının programı izin verdiğinde her zaman Vance için zaman ayırdığını söylüyor.

Fakat Buskirk’in erken yaşamı neredeyse tamamen Arizona’da geçti. Soğuk Savaş sırasında babasının orduda görev yaptığı Almanya’daki bir askeri üssünde doğmuş olsa da, Scottsdale’de büyüdü. Hafta sonlarını, eyalet genelinde evleri ve küçük işletmeleri sigortalayan aile şirketinde çalışarak geçirirdi. Buskirk, evlerinin “son derece vatansever” olduğunu ve muhafazakâr dergi National Review’un sadık aboneleri olduklarını hatırlıyor.

Genç bir yetişkin olarak Buskirk, siyaset teorisi alanında yüksek lisans yaptı ve siyaset felsefecisi Leo Strauss’tan esinlenen sağcı düşünce kuruluşu Claremont Institute’ta staj yaptı.

Fakat akademi dünyasını çok pratik bulmadığı için hem düşünce kuruluşundan hem de yüksek lisans programından ayrıldı. Scottsdale’e dönerek bir sigorta şirketi kurdu ve ambulans satıcıları ve diğer alışılmadık işletmeler için sigorta poliçeleri düzenledi. Sonraki yirmi yıl boyunca, sigortacılıkla ilgili dört şirket daha kurdu ve sattı.

Ailesi siyasetten uzaklaşmıştı. Buskirk ailesi, ülkeyi yanlış yola soktuğuna inandıkları Cumhuriyetçi kurumsal yapıdan tiksinerek 2000’lerin ortasında National Review aboneliklerini iptal etti. Buskirk, Irak Savaşı’nın “bir sis perdesi” haline geldiğini ve dikkatleri gözlerinin önünde ortaya çıkan ciddi iktisadi sorunlardan başka yöne çektiğini söyledi.

Michigan’daki yakınlarını ziyaret ederken, ülkenin 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmasıyla “fabrikaların kelimenin tam anlamıyla toplanıp 40 fitlik konteynırlara konarak Çin’e gönderildiğini” gördü. Amerikalılar, düşük ücretli hizmet işlerinde çalışmaya başladılar: McDonald’s’ta saatte 8 dolar, Ford fabrikasında ise 25 dolar. Sonra yasadışı göçmenler gelip bu işleri de aldılar, diyor.

Arkadaşlarına, “onurlu bir hayat yaşamak için olağanüstü bir şey yapmanıza gerek olmadığı” Amerikan Rüyası’nın giderek zorlaştığını, ama kendini güçsüz hissettiğini söyledi. “Ben sadece Arizona’da yaşayan sıradan bir adamdım,” diye hatırlıyor: “Ne yapabilirim ki?”

Barack Obama 2000’lerin sonunda sahneye çıktığında, Buskirk onun kültürü canlandırmasını izledi. Buna karşılık, Cumhuriyetçi Parti ve kurumlarının otomatik pilotta çürüdüğünü hissetti.

O yıllarda Buskirk, babasıyla birlikte kurduğu sigorta şirketlerinin sonuncusunu da satmıştı. 2015 yılında Trump, Trump Tower’daki altın merdivenden inerek başkanlık adaylığını açıkladığında, Buskirk’in elinde [bu sefer] daha fazla zaman vardı.

Arizonalı girişimci, başkanlığı bir reklam hilesi olarak gören New Yorklu reality şov sunucusuna başlangıçta şüpheyle yaklaştı. Fakat Trump’ın eski mülakatlarını izlediğinde, Amerikan liderlerinin Amerikalıları öncelikli görmediklerine dair bir vurgu işitti.

“Düşündüm ki, o aslında 40 yıldır aynı şeyi söylüyor!” diye hatırlıyor Buskirk. “O zaman anladım ki, tamam, o gerçek. Onun ciddi olmadığını söyleyenler yalan söylüyor.”

Temmuz 2016’da Buskirk, muhafazakârlığın yeni bir şekilde ifade edilmesinin “inkar edilemez” bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan American Greatness adlı bir çevrimiçi dergi kurdu. Dergi, Trump’a yaptığı milyon dolarlık bağışla liberal Silikon Vadisi’ni şok eden ve kısa süre önce bir arkadaşı tarafından Buskirk’e tanıtılan Thiel’den finansman aldı. Editörler açılış manifestosunda “Muhafazakâr hareketin toprağı verimsizleşmiş durumda,” diye yazıyorlardı: “Tekrar gelişmesi için gübrelenmesi, yeniden ekilmesi ve özenle yetiştirilmesi gerekiyor.”

Thiel, Buskirk’i, “Hillbilly Elegy” kitabının yazarı Vance ile tanıştırdı. Vance ve Buskirk kısa sürede iyi arkadaş oldu.

Buskirk, bu adamların bir buçuk yıl boyunca “sadece ineklik yaptıklarını”, belirli bir amaçları olmadığını, sadece “bir şeyler yaratmalıyız” hissi içinde olduklarını hatırlıyor.

2019’da Vance ve Thiel, bir düzine kadar kişiyi, örgütün adını aldığı küçük kasabanın hemen dışındaki Ohio kırsalındaki bir hanede bir araya getirdi. Bazı katılımcılar Buskirk gibi kararlı Trump destekçileriydi. Diğerleri ise şüpheciydi. Fakat o hafta sonu Buskirk ile tanışan yatırımcı Blake Masters, hepsinin Trump döneminde elde edilen başarıların, Demokratlar Beyaz Saray’ı geri alırsa kolaylıkla tesadüf eseri elde edilmiş bir başarı haline gelebileceğini düşündüğünü söyledi.

Masters, “Solun etkinliğini eleştirmekle çok zaman harcadık” diye ekliyor: “Oldukça kötü bir gündemleri vardı… ama örgütlenme konusunda çok etkiliydiler. … Sağ uzun süredir yerinde sayıyordu ve kurumları çürümeye başlamıştı.“

MAGA’nın bir şebeke sorunu olduğu, bazı katılımcılar için açık hale geldi. Kochlar gibi sağdaki bağışçılar yıllarca örgütlerini kurmak için uğraşırken, Trump’ı ve onun temsil ettiği yeni sağ görüşlerini destekleyen zenginler “birbirlerini gerçekten tanımıyorlardı” diyor Buskirk. Trump’a oy verenler de, işçi sınıfı da dahil, organize değildi.

“Koordinasyon yok. Yönetim yok. Planlama yok. Her şey bir anda oldu,” diye hatırlıyor: “Diyelim ki, tamam, bakın, bunlar çözülürse her şeyin daha iyi ve daha etkili çalışmasını sağlayacak iki sorun. Hadi bunları çözmeye başlayalım.”

Bir hareketin oluşumu

Buskirk zirveden enerjik bir şekilde döndü ve siyasi örgütlenme konusunu öğrenmeye başladı. İlk ilkelerden başlayarak, 80’li yılların etkili bir solcu örgütlenme kılavuzu olan “Roots to Power”ı [İktidarın Kökleri] okudu.

Vance ile birlikte, sol ve sağdaki siyasi örgütlerin vaka çalışmalarını oluşturmaya başladı ve başarısızlıklarını ve başarılarını belgeledi. Ulusal Tüfek Derneği (NRA) öne çıktı. Buskirk ve ortaklarının vardığı sonuca göre NRA, iki seçmen grubundan birini, yani Anayasa’nın 2. Maddesi’nin savunucularını organize etmede çok başarılı olmuştu. Fakat diğer seçmen grubu, avcılığı seven doğa severler, o kadar iyi organize değildi ve oy kullanmak için kayıt yaptırmaları olası değildi.

Fakat 60’lı yıllardan kalma bir Demokrat koalisyonu olan doğa severler, Trump’a oy veren demografik gruplarla önemli ölçüde örtüşüyordu.

“Bu aslında doldurulması gereken bir boşluk olacak,” diyor, eğer “onların dikkatini çekmeye değer bir şey” bulabilirse.

Buskirk, Rockbridge’in faaliyetleri hakkında çok fazla ayrıntıya girmiyor, ama genel olarak, insanları bağlı oldukları gruplara göre sosyal medya gruplarına katılmaya teşvik etmek için klasik bir çevrimiçi satış borusu tasarladığını söylüyor. Buna küçük işletme sahipleri, doğa severler ve kiliseye gidenler de dahildi.

Buskirk, bunun, seçimlerden hemen önce reklam bombardımanı yaparak insanları “kaba kuvvet”le kendi tarafına çekmeye çalışan siyasi örgütlerin işleyişinin tam tersi olduğunu söylüyor. Rockbridge ise daha kademeli bir yaklaşım benimsiyor: “Güven ilişkisi kurun ve insanlara bir tür fayda sağlayın. Ancak o zaman onlardan bir şey yapmalarını isteyebilirsiniz.”

Nisan 2022’ye gelindiğinde, Vance siyasi makam için ilk kez, başarı şansı düşük bir girişimde bulundu. Malik, Palm Beach’teki bir restoranda onun için küçük bir bağış toplama etkinliği düzenledi. Yatırımcı, koronavirüs kısıtlamaları ve teknoloji platformlarının koronavirüs hakkındaki konuşmaları denetlemesi nedeniyle Demokrat Parti’den ayrıldıktan sonra, bir önceki yıl New York’tan taşınmıştı. Buskirk, Don Jr. ile birlikte etkinliğe katıldı.

Grup, Buskirk’in Rockbridge konferansı düzenlediği Mar-a-Lago’ya geçti.

Erkekler, çevrimiçi sansür olarak gördükleri şey ve sürdürülebilirlik ve çeşitlilik girişimleri gibi liberal öncelikler lehine yeniliklerin engellendiği hissi üzerine öfkelerini paylaşarak bir hafta geçirdiler.

“Çoğumuz da yaklaşık aynı yaştayız,” diyen Malik, grubun “nesilsel bir değişimi” başlattığını hissettiğini belirtti.

Malik ve Buskirk ertesi yıl birlikte iş hayatına atıldılar ve Haklar Bildirisi’nin önerildiği yılın adını taşıyan 1789 Capital’i kurdular. Başlangıçta Malik’in “duyar karşıtı şirketler” olarak adlandırdığı şirketlere odaklandılar. İlk yatırımları, Fox News’ten kovulan Tucker Carlson tarafından kurulan yeni bir medya ve eğlence şirketi olan Last Country Inc. oldu. Ortaklar daha sonra çevrimiçi silah pazarı GrabAGun’a, sporcuların performans artırıcı ilaçlar almasına izin veren Enhanced Games’e ve savunma için yapay zeka fabrikaları üreten startup Hadrian’a yatırım yaptı (Ortaklar ayrıca Elon Musk’ın üç şirketinde de pozisyon aldılar: SpaceX, Neuralink ve xAI).

Dallas merkezli startup Firehawk Aerospace’in kurucusu Will Edwards, füzelerde kullanılacak 3D baskılı katı roket yakıtı konusunda uzmanlaşmış bir şirket. Edwards, birçok Silikon Vadisi risk sermayedarı, sadece orduya satış yapan şirketlere fon sağlamak istemedikleri için tekliflerini reddetmiş.

Edwards, “Chris bunun saçma olduğunu düşündü,” diyor.

O zamandan beri Firehawk’a 60 milyon dolarlık bir finansman turu yöneten Buskirk, bu konuya özel bir ilgi gösterdi ve Dallas’a giderek Edwards’ın fabrikasını gezdi. Buskirk, bu fabrikada üniversite diploması olmayan işçilerin altı haneli gelirler elde edebildiğini söyledi.

Buskirk, Edwards’ın şirketinin, yatırımcıların siyasi argümanlarının iktisadi kanıtı olduğuna inanıyor: ABD’nin tekrar iPhone ve Nike ayakkabıları üretmesi olası değil, diyor. Fakat endüstriyel tabanını, özellikle ulusal savunma alanında canlandırabilir ve orta sınıfın yeniden oluşmasına yardımcı olabilir.

Bu hedef, Başkan Joe Biden’ın 2022’de 52 milyar dolarlık CHIPS Yasasını imzalarken de gerçekleştirmeye çalıştığı bir hedefti. Yasa, bir nesildir en büyük destek paketi ile yerli çip üretimine yönelik ileri imalat istihdamını yeniden ülkeye getirmeyi amaçlıyordu. Trump, bu hibeleri israf olarak eleştirdi ve fonların bir kısmını geri aldı.

American Enterprise Institute ekonomisti Strain, MAGA hareketinin siyasi retoriğinin ülkenin gerçek iktisadi durumunu yanlış yorumladığını söylüyor. İmalat istihdamının kaybının ana nedeninin dış kaynak kullanımı değil, teknolojik yenilikler olduğunu belirten Strain, yerli imalatın Amerika’yı canlandıracağını savunanların çoğunun, yapay zeka yoluyla büyük çaplı işgücü yerinden edilmesini destekleyen yatırımcılar olduğunu ekliyor.

American Compass’tan Cass, işçi sınıfı topluluklarını yeniden inşa etmek için gereken yatırımın ölçeğinin, 1789 veya diğer benzer görüşlü yatırımcıların harcayabileceğinden çok daha büyük olduğunu söylüyor. Fakat Buskirk ve ortaklarının finanse ettiği deneylerin, “yeni bir yol açtıkları” için önemli olduğunu belirtiyor.

Rockbridge ve süper PAC’lerin [Siyasi Eylem Komiteleri] 2024 seçimleri üzerindeki etkisi henüz tam olarak anlaşılmamıştır. Rockbridge’e bağlı süper PAC Turnout for America, Charlie Kirk’ün Turning Point Action’ı da dahil olmak üzere, Trump kampanyası adına salıncak eyaletlerde seçim kampanyası yürüten birkaç gruptan biriydi. FEC kayıtlarına göre, Turnout for America 2024 döngüsünde 34,5 milyon dolar harcadı, bu rakam Elon Musk’ın AmericaPAC’ının 261 milyon dolarlık harcamasının çok altında.

Fakat Rockbridge’in iç verileri, bir dereceye kadar etkinliği olduğunu gösteriyor ve içeriden gelen bilgiler, bunu yıllardır süren seçmen profilleme ve mobilizasyon çabalarına bağlıyor. Süper PAC, yedi salıncak eyaletteki düşük eğilimli seçmenlerden oluşan birkaç milyon vatandaşı, sandığa gitmeleri için teşvik edilirse Trump’a oy vereceklerine inandıkları kişiler olarak belirledi. Grup, bu seçmenlerin yüzde 40’ını sandığa gitmeye motive edebilirlerse Trump’ın bu eyaletleri kazanacağını hesapladı. Sonuçta, iç istatistikleri doğrudan bilen iki kişi söylediğine göre, Rockbridge’in 3.000 seçim kampanyacısı yüzde 50’lik bir katılım sağladı.

Bugün, grubun havası coşkulu. Buskirk’e göre, seçimlerden bu yana ilgi arttı ve yeni üyelerin yaklaşık yarısı teknoloji sektöründen geliyor. Grubun birkaç üyesi milyarder; önde gelen yatırımcılar Marc Andreessen ve David Sacks zaten üye.

Yine de, Buskirk’in daveti üzerine Rockbridge’e katılan Firehawk’ın kurucusu Edwards, etkinliklerin “birbirlerinin arkadaşlığından keyif alan yakın bir grup insan” gibi sıcak bir atmosferde geçtiğini söylüyor. Edwards, dubleks bir evde yaşadığını ve Toyota marka bir araba kullandığını belirtiyor. Grupta geniş bir yaş aralığı temsil ediliyor, Buskirk’in üniversiteden yeni mezun olan oğlu Chris’in de dahil olduğu 30 yaş altı NextGen [Bir Sonraki Nesil] bölümü de dahil.

Minnesota Üniversitesinde şirketler hukuku profesörü olan ve Bush yönetimi sırasında Beyaz Saray’da baş etik avukatı olarak görev yapan Richard Painter, Rockbridge, 1789 ve Executive Branch’e olan bu ilgi akınının, yönetim yetkililerine veya Trump ailesine erişim sağlamak için para ödeyen insanlardan oluşan bir “para öde, oyna” şebekesi izlenimi yarattığını söyledi (Ayrıca, bu toplantılar kendi döneminde gerçekleşseydi, yönetim yetkililerine bu toplantılara katılmamalarını tavsiye edeceğini de söyledi).

Buskirk bu eleştiriye yanıt vermeyi reddetti.

Yurtdışında iş seyahatindeyken gönderdiği bir mesajda, Amerika’nın büyüklüğünün ancak “yüksek güven ortamında birlikte çalışan, yetenekli ve yüksek iradeye sahip kişilerin kasıtlı olarak yetiştirilmesi” ile başarılabileceğini söyledi.

Kitabında, Rönesans dönemindeki Floransa, yüzyıl ortası Amerika ve Sanayi Devrimi dönemindeki İngiltere’nin Lancashire ilçesi gibi, elit ağların toplumu ileriye taşıdığı tarihi anları listeliyor. İskoç Aydınlanması’nın aslında “birkaç düzine insanın eseri” olduğunu belirten Buskirk, bu insanların Select Society adlı özel bir sosyal kulüpte “uzun süreli dostluklar” kurduklarını belirtiyor.

Buskirk’e göre, olağanüstü yenilikçi tarihsel dönemlerle paralellikler oluşmaya başlamış olsa da, “Amerika’nın gizil potansiyelinin tam olarak ortaya çıkması” garanti edilemezdi.

“Öyle olmasını diliyorum” diyor, “Yapılacak çok şey var.”

Dünya Basını

Prof. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi

Yayınlanma

Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen, Ukrayna ve İran savaşlarını değerlendirdi. Batı’nın askeri ve diplomatik stratejilerine dair yorum yapan Diesen, ABD ile müttefiklerinin yenilgiyi kabul etmek yerine dünyayı nükleer felaketin eşiğine sürüklediğini belirtti.

Norveç Güneydoğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Glenn Diesen, küresel yayıncı Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, Rusya-Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki son gelişmeleri değerlendirdi.

Diesen, Batı ittifakının Ukrayna’da ve İran karşısında stratejik bir yenilgi aldığını, ancak bu mağlubiyeti kabul etmek istemeyen karar vericilerin dünyayı nükleer bir felaketin eşiğine getirdiğini belirtti.

Batı medyasının tek taraflı yayıncılık yaptığını ve gerçek analizlerin yerini savaş propagandasının aldığını belirten Norveçli siyaset bilimci, sahada yaşanan askeri gerçeklerin diplomatik belgelerde açıkça görüldüğünü ifade etti.

“Ukrayna’nın tek çaresi NATO’yu doğrudan savaşın içine çekmektir”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Belarus’a yönelik askeri teçhizatını sınırdan çekmesi yönündeki ültimatomunu ve aksi takdirde bu ülkeyi vurma tehdidini değerlendiren Profesör Glenn Diesen, Ukrayna ordusunun cephedeki durumunun kötüye gittiğini belirtti.

Diesen, bu hamlenin arkasındaki mantığı şu sözlerle açıkladı:

“İşler Ukrayna için hiç iyi gitmiyor. Zelenskiy’nin ana hedefi, bu durumu kurtarabilmek için NATO’yu doğrudan savaşın içine çekmek. Bu benim kişisel değerlendirmem ancak eğer Ukrayna Belarus’a saldırırsa, Belarus da Ukrayna’ya misilleme yapacaktır. İlk bakışta savaşı bu şekilde genişletmek korkunç bir fikir gibi görünebilir. Ancak NATO ülkelerinin Belarus’u vurma eşiği, Rusya’yı doğrudan vurma eşiğine kıyasla çok daha düşüktür. Belarus vurulursa, bu durum NATO ülkelerini savaşın bir adım daha içine sokmanın bir yolu haline gelir. Avrupalılar zaten Moskova’ya yapılan son saldırıda da görüldüğü üzere büyük adımlar atıyorlar. NATO bu savaşın içine çekiliyor ve bu durum çatışmayı daha da yoğunlaştırmanın bir yolu olabilir.”

Savaşın kritik bir aşamaya geldiğini ve Ukrayna’nın kaybetme noktasına yaklaştığını vurgulayan Diesen, bu durumun yaratacağı tehlikelere dikkat çekerek şunları söyledi:

“Yıllardır söylediğim gibi, savaş Ukrayna’nın kaybedeceği ya da sona ereceği kritik bir aşamaya geldiğinde iki şey yaşanacaktır. Birincisi, Ruslar aşırı öz güvene kapılıp çok pervasızca bir şey yapabilirler. İkincisi ise kaybeden taraf daha da çaresizleşecektir. Burada kaybeden taraf NATO ve Ukrayna’dır. Çaresizlik arttıkça, Avrupa’da devasa bir savaşın çıkma ihtimali de yükseliyor. Maalesef dünyanın en büyük nükleer gücüyle karşı karşıyayız ve bu durum çok hızlı bir şekilde çok kötü bir noktaya evrilebilir.”

“Moskova’ya yapılan bu kitlesel saldırıya Rusya çok büyük bir misillemeyle karşılık verecek”

Ukrayna’nın son dönemde Moskova’daki petrol altyapısını hedef alan insansız hava aracı saldırılarına da değinen Profesör Diesen, bu saldırıların benzersiz bir nitelik taşıdığını ifade etti.

Rusya’nın başkentine yönelik bu düzeyde bir saldırının daha önce görülmediğini belirten Diesen, Batı’nın tırmandırma politikasını şu verilerle aktardı:

“Rusya’nın başkentine yönelik bu boyutta bir saldırı benzeri görülmemiş bir olaydır. Geçen yıl Rusya’nın nükleer saldırı erken uyarı sistemlerine ve nükleer misilleme kabiliyetine sahip nükleer bombardıman uçaklarına yönelik saldırılar gördük. NATO, gerilimi tırmandırmak için zaten çok ileri gitti. Moskova’ya yapılan bu kitlesel saldırıya Rusya’nın çok büyük bir misillemeyle karşılık vereceğini tahmin ediyorum. Ukraynalılara bunun bedelini ödeteceklerdir ancak bu muhtemelen yanlış bir hedeftir. Çünkü NATO hiçbir şey kaybetmiyor, Ukraynalıların kayıplarını önemsemiyorlar ve savaşı Ukraynalılar üzerinden yürütüyorlar. Rusya sadece Ukrayna’ya misilleme yaptığı sürece, bu durum NATO için bir caydırıcılık oluşturmuyor.”

Diesen, Rusya’nın askeri doktrininde ve stratejisinde gelinen son aşamayı ise şu şekilde özetledi:

“Ruslar bir noktada, başkentlerine yönelik bu tür kitlesel saldırıların önüne geçmek ve net kırmızı çizgiler çekmek için bir NATO ülkesini doğrudan vurmak zorunda oldukları sonucuna varacaklardır. Bu durum NATO ile nükleer savaş riskini barındırıyor ancak bunu yapmazlarsa NATO yarın ne yapacak? Artık hiçbir caydırıcılık kalmadı. Rusya zayıf görünüyor ve bugüne kadar gösterdiği tüm itidalli yaklaşım Batı tarafından bir zayıflık olarak yorumlandı. Rusya’nın neden itidalli davrandığının anlaşılması gerekiyor. Çünkü bir kez bir NATO ülkesini vurduklarında, tırmanma merdivenini kontrol etmek ve sınırları belirledikten sonra gerilimi düşürecek bir yol bulmak son derece zor olacaktır. Rusya misilleme yapmaya karar verdiğinde, gerilimi kontrol altında tutma düşüncesi bir illüzyona dönüşecek, durum kontrolden çıkacak ve en azından bazı taktiksel nükleer silahların kullanılmasını bekleyebiliriz.”

“ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi”

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptını değerlendiren Profesör Glenn Diesen, bu anlaşmanın tam anlamıyla uygulanacağına inanmadığını belirtti. Washington yönetiminin yakıt sıkıntısı ve ekonomik baskılar nedeniyle zaman kazanmaya çalıştığını savunan Diesen, şu analizi paylaştı:

“Bu mutabakatın tamamen uygulanacağını düşünmüyorum. Amerikalılar sadece zaman kazanmaya çalışıyor. Donald Trump’ın da ifade ettiği gibi, esasen bir teslimiyet belgesi niteliğinde olan bu anlaşmayı imzalamalarının nedeni, yakıtlarının tükeniyor olması ve başka seçeneklerinin kalmamasıdır. Amerikalılar bu süreçte İranlıları oyalayarak durumu sürdürmeye, bazı gemilerini geçirmeye ve azalan petrol rezervlerini yeniden doldurmaya çalışacaklardır. Sonrasında ise istemeyerek de olsa savaşa geri döneceklerini tahmin ediyorum. Çünkü ABD’de İran ile barış içinde yan yana yaşama arzusu bulunmuyor. Hedef hala aynıdır: İran yok edilmeli, ekonomisi zayıflatılmalı, hükümeti devrilmeli ve toplumu istikrarsızlaştırılmalıdır. ABD küresel hegemonik güvenlik stratejisinden vazgeçmedikçe ve İran’ın Orta Doğu’daki ana güç haline geleceği çok kutuplu bir dünyayı kabul etmedikçe, bu anlaşmayı gerçek anlamda uygulamasını mümkün görmüyorum.”

Anlaşmanın içeriğine bakıldığında ABD’nin hiçbir kazanım elde edemediğini, aksine İran’ın tüm taleplerinin kabul edildiğini belirten Diesen, yenilginin belgesini şu detaylarla açıkladı:

“Mutabakat, ABD’nin ilk 30 gün içinde deniz ablukasından vazgeçmesini öngörüyor. İran’ın ticari gemilerden ücret almaması kuralı ise sadece 60 gün için geçerli. Bu süre İran’ın petrolünü sevk etmesine ve nefes almasına olanak tanıyacak. 60 günün ardından İran çevre veya seyrüsefer güvenliği gerekçesiyle boğaz geçişlerinden ücret almaya başlayabilecek. Daha da önemlisi, Trump son günlerde İran’ın ABD’den tek bir kuruş bile alamayacağını söylüyordu ancak mutabakatın altıncı maddesinde, ABD ve ortaklarının İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık bir plan hazırlaması gerektiği açıkça belirtiliyor. Yani ABD kırdığı şeyi onarmak zorunda kalacak. ABD’nin bunu gerçekten yapacağını hayal etmek zor. İran’ın nükleer programından, Yemen, Hizbullah veya Hamas ile olan ortaklıklarından vazgeçmesi gibi ABD’nin istediği hiçbir unsur bu listede yer almıyor. İran her şeyi alıyor, ABD ise hiçbir şey. Bu haksız görünebilir ancak yenilgi tam olarak böyle bir şeydir. Son aylarda medyadaki propagandacılar Amerika’nın kazandığını ve İran donanmasının denizin dibinde olduğunu söylüyordu. Eğer bu doğru olsaydı, imzalanan mutabakat metni bu şekilde görünmezdi.”

“Batı medyasında analiz yok, her şey savaş propagandasından ibaret”

Batı’daki entelektüel ortamı ve medyanın sansür mekanizmasını eleştiren Profesör Glenn Diesen, doğruları söyleyen akademisyenlerin ve gazetecilerin anında yaftalandığını ifade etti. Futbol maçı izler gibi taraf tutulduğunu belirten Diesen, eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:

“Batı’da tüm savaşlar hakkında konuşma biçimimiz artık bir futbol maçına benziyor. Eğer ‘İran kazanıyor’ derseniz, İran’ı desteklediğiniz iddia ediliyor. Eğer ‘Rusya kazanıyor’ derseniz, Rusya’nın taraftarı olmakla suçlanıyorsunuz. Her zaman Amerika’nın veya Ukrayna’nın kazandığını iddia etmek ve doğru tarafı desteklediğinizi göstermek zorundasınız. Sahada hiçbir analiz yok, her şey savaş propagandası ve anlatılardan ibaret. Rusya ile diplomasi yolunun tıkanmasının nedeni de herkesin ‘kışkırtılmamış işgal’ anlatısına bağlı kalmış olmasıdır. Diplomasi yapmanın, saldırganlığı ödüllendirmek anlamına geleceğini savunuyorlar. Oysa eski CIA Direktörü William Burns’ün yazdığı mektup gibi tonla kanıt var elimizde. Burns, Ukrayna’yı NATO’ya çekmeye çalışmanın Ukrayna’da bir iç savaşa yol açacağı ve Rusya’yı müdahale etmek zorunda bırakacağı konusunda açıkça uyarıda bulunmuştu. Batılı liderler bunun bir felaketle sonuçlanacağını önceden biliyorlardı. Ancak hükümeti devirdiler ve en öngörülebilir şey gerçekleşti. Şimdi ise herkes bu kışkırtılmamış işgal yalanına inanmak zorunda bırakılıyor. Gerçeklere yer kalmadı.”

Diesen, Rus diplomatların ve eski kamu görevlilerinin açıklamalarına da değinerek, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilci Yardımcısı Dmitri Polyanskiy gibi temkinli diplomatların bile nükleer savaş seçeneğinin artık bir tabu olmaktan çıktığını açıkça ifade ettiklerini sözlerine ekledi.

Körfez ülkelerinin de bu yenilgiyi gördüğünü belirten siyaset bilimci, “Körfez ülkeleri liderleri bu mutabakatı okuduğunda tek bir sonuca varacaklardır: İran kazandı. Bu durumda tüm güvenlik stratejilerini tek bir sepete, yani Amerika’nın sepetine koymaya devam edemezler. ABD’nin gerileyen bir güç olduğunu ve bölgede barış içinde yaşamak zorunda oldukları yeni gerçekliği kabul edeceklerdir” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

‘İran küresel ekonominin boğaz noktalarını silaha dönüştürdü’

Yayınlanma

Cambridge Üniversitesi Queens’ College Başkanı, eski PIMCO Üst Yöneticisi ve Allianz Baş Ekonomi Danışmanı Mohamed A. El-Erian, yayıncı Mario Nawfal’a verdiği mülakatta İran-İsrail savaşının ve ABD’nin savaşa dahil olmasının küresel ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. El-Erian, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının yalnızca enerji fiyatlarını değil, gübre ve gıda tedarikini de etkileyeceğini belirterek, “Bu savaşın uzun vadeli ekonomik sonuçları olacak ve bunlar olumlu sonuçlar değil” dedi

Cambridge Üniversitesi Queens’ College Başkanı, eski PIMCO Üst Yöneticisi ve Allianz Baş Ekonomi Danışmanı Mohamed A. El-Erian, yayıncı Mario Nawfal’a verdiği mülakatta İran-İsrail savaşı, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, Çin’in küresel ekonomideki rolü, ABD dolarının geleceği, altın piyasası ve yapay zekanın ekonomik etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Mülakatın başında Nawfal, savaşın başlangıcından bugüne kadar geçen sürece ilişkin genel bir değerlendirme istedi ve İran’ın İsrail’in Lübnan’daki faaliyetlerine tepki olarak Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını hatırlatarak bunun yeni dönemin kalıcı gerçeklerinden biri haline gelip gelmediğini sordu.

El-Erian, değerlendirmesine savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkileriyle başladı. Ekonomiste göre savaşın ilk sonucu enerji sektöründe başlayan ve zamanla ekonominin tamamına yayılan bir enflasyon şoku oldu.

“Enerji fiyatlarındaki artış ekonominin tamamına yayılıyor”

El-Erian, “İlk etki, çok yoğunlaşmış biçimde başlayan bir enflasyon şokudur. Bu enerji sektöründe başlıyor ve ardından ekonominin geneline yayılıyor” dedi.

Enerji fiyatlarındaki yükselişin zincirleme sonuçlar doğurduğunu belirten El-Erian, “Enerji fiyatları yükseliyor, benzin ve dizel fiyatları artıyor, gıdanın marketlere taşınma maliyeti yükseliyor, gıda fiyatları artıyor ve süreç devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Bu süreç dikkatli yönetilmezse fiyat artışlarının talebi zayıflatabileceğini söyleyen ekonomist, bunun da ekonomik büyümeden fedakarlık edilmesine yol açabileceğini belirtti.

Savaşın ikinci önemli etkisinin ABD ekonomisinin küresel sistemden elde ettiği avantajları zayıflatması olduğunu kaydeden El-Erian, ABD’nin küresel ekonomi içinde çok özel bir konuma sahip olduğunu ancak mevcut gelişmelerin bu konumu aşındırdığını söyledi.

ABD’nin savaşa kısa süreceği düşüncesiyle dahil edildiğini ifade eden El-Erian, özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanması durumuna ilişkin yeterli senaryo planlaması yapılmadığını belirtti.

“Boğazı kapattığınızda ekonomik etkiler yalnızca enerjiyle sınırlı kalmıyor. Gübreleri de etkiliyor. Bu nedenle altı ila dokuz ay içinde gıda fiyatlarında etkiler göreceğiz. Aynı zamanda tedarik zincirleri de bozuluyor” diyen El-Erian, savaşın beklenenden çok daha uzun süreli ekonomik sonuçlar doğuracağını söyledi.

ABD’nin enerji bağımsızlığı ve girişimci yapısı sayesinde diğer ülkelere kıyasla daha az zarar göreceğini belirten ekonomist, buna rağmen ülkenin savaş yaşanmamış olsaydı sahip olacağı ekonomik konumdan daha geride kalacağını ifade etti.

“İran çok önemli bir boğaz noktasını silaha dönüştürdü”

Nawfal’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın neden böyle büyük bir risk aldığı yönündeki sorusuna yanıt veren El-Erian, karar alma sürecinin ayrıntılarını bilmediğini ancak Trump’ın savaşın çok kısa süreceğine inandığının açık olduğunu söyledi.

El-Erian, “Bana açık görünen şey, bunun gerçekten çok kısa süreceğine ikna olmuş olmasıdır. Oysa birçok kişi ilk günden itibaren tedarik zincirlerinin silaha dönüştürüleceğini söylerdi” dedi.

Son yılların en önemli eğilimlerinden birinin tedarik zincirlerinin jeopolitik amaçlarla kullanılması olduğunu vurgulayan ekonomist, İran’ın da bu süreçte önemli bir avantaj keşfettiğini belirtti.

“İran artık çok önemli bir boğaz noktasını silaha dönüştürerek muazzam bir güce sahip olduğunu keşfetti” diyen El-Erian, Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonomiyi adeta boğan bir geçiş noktası olduğunu söyledi.

Bununla birlikte gelecekte alternatif boru hatlarının inşa edileceğini belirten ekonomist, dünyanın bugünkü kadar kırılgan kalmayacağını ifade etti.

Ancak yalnızca Hürmüz Boğazı’nın değil, Kızıldeniz’in ve Tayvan ile Çin arasındaki deniz geçişlerinin de kritik boğaz noktaları olduğunu belirten El-Erian, “Bu savaş, bir boğaz noktasını silaha dönüştürerek taktik ve stratejik avantaj elde edebileceğinizi gösterdi” dedi.

“Jeoekonomi dönemi hız kazanıyor”

Mülakatın ilerleyen bölümünde El-Erian, dünyanın yalnızca jeopolitik değil aynı zamanda jeoekonomik bir döneme girdiğini söyledi.

Ülkelerin ekonomik ve finansal araçları dış politika amaçları için kullanmaya başladığını belirten ekonomist, bunun gümrük vergilerinden teknolojiye, tedarik zincirlerinden finansal sistemlere kadar birçok alanda görüldüğünü ifade etti.

El-Erian, “Ulusal güvenlik çevreleri açısından bu yöntemler oldukça cazip görünüyor. Çünkü füze göndermekten çok daha ucuz ve sahaya asker göndermekten çok daha az sorunlu” diye konuştu.

Bu süreçte dayanıklılığın verimliliğin önüne geçtiğini belirten ekonomist, şirketlerin artık tek bir ülkede tek bir fabrika yerine farklı ülkelerde birden fazla üretim tesisi kurmaya yöneldiğini söyledi.

“Bu dayanıklılık sağlıyor ama pahalı bir çözüm. Bunun bedelini birilerinin ödemesi gerekecek” ifadelerini kullanan El-Erian, salgın sonrası başlayan eğilimin savaşla birlikte hızlandığını kaydetti.

ABD’nin küresel sistemde benzersiz avantajlara sahip olduğunu vurgulayan ekonomist, doların rezerv para olması ve Amerikan finans piyasalarının derinliği sayesinde ülkenin büyük faydalar elde ettiğini anlattı.

Ancak ülkelerin giderek daha dayanıklı olmak adına ABD merkezli sisteme bağımlılıklarını azaltmaya çalıştığını belirten El-Erian, “Kimse ABD’nin yerini alamaz ama ülkeler bağımlılıklarını azaltmanın yollarını arıyor. Bu da bizi aksi durumda olacağımızdan daha kötü bir konuma götürüyor” dedi.

“Küreselleşmenin en büyük kazananı ABD daha az kazanacak”

Küreselleşmenin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan El-Erian, küreselleşmeden en çok yararlanan ülkenin ABD olduğunu söyledi.

Buna rağmen mevcut gelişmelerin küreselleşmeden uzaklaşma eğilimini hızlandırdığını belirten ekonomist, “Korkarım bu süreç hızlanacak. Küreselleşmenin en büyük faydalanıcısı olarak biz daha az iyi durumda olacağız” ifadelerini kullandı.

El-Erian’a göre küreselleşme sürecinde iki büyük hata yapıldı.

Bunlardan ilki Çin’in küreselleşmeden büyük fayda sağlamasına rağmen uluslararası sistemdeki sorumluluklarını yerine getirmesinin yeterince talep edilmemesi oldu.

El-Erian, “Çin küreselleşmeden muazzam fayda sağladı. Batı’nın, özellikle de ABD’nin bazı sanayi alanlarının zayıflamasından yararlandı. Ancak kurallara uygun davranmadı ve pazarlarını açması gerektiği ölçüde açmadı” dedi.

İkinci büyük hatanın ise ülkeler içindeki gelir dağılımı etkilerinin yeterince dikkate alınmaması olduğunu belirten El-Erian, bazı sektörlerin ve özellikle ulusal güvenlik açısından kritik üretim alanlarının ciddi zarar gördüğünü ifade etti.

Ekonomiste göre gelecekte tamamen serbest bir küreselleşme yerine “yönetilen hafif küreselleşme” modeli ortaya çıkacak.

Bu modelde ülkeler hem stratejik sektörleri koruyacak hem de nüfusun olumsuz etkilenen kesimlerine daha fazla destek verecek.

“Çin küreselleşmede son derece yıkıcı bir aktör oldu”

Çin’in küresel ekonomi içindeki konumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan El-Erian, ülkenin büyüklüğü nedeniyle küreselleşme sürecinde olağanüstü etkiler yarattığını söyledi.

Geleneksel kalkınma modelinde ülkelerin tarımdan sanayiye, ardından hizmetler sektörüne geçtiğini anlatan ekonomist, Çin’in ise çok büyük ölçeği nedeniyle bu geçişlerin küresel ekonomide ciddi sarsıntılar yarattığını belirtti.

Bununla da kalmadığını söyleyen El-Erian, “Çin düşük katma değerli üretim alanlarını terk etmek yerine değer zincirinin tamamında faaliyet göstermeye başladı. Bu nedenle küreselleşme sürecinde son derece yıkıcı bir aktör oldu” dedi.

ABD’nin bu gerçeği fark ettiğini ancak Avrupa’nın henüz aynı noktaya gelmediğini savunan ekonomist, Avrupa otomotiv sektörünün ucuz ve devlet destekli Çin elektrikli araçları nedeniyle uzun vadeli sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Çin’in ABD’ye ihracatının geçen yıl yüzde 25 düştüğünü hatırlatan El-Erian, buna rağmen ülkenin dış ticaret fazlasının 1,2 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştığını belirtti.

Bunun nedeninin Avrupa ve Asya’ya yönelen ihracat olduğunu ifade eden ekonomist, birçok ülkenin Çin’in satamadığı ürünler için adeta bir boşaltma alanına dönüştüğünü söyledi.

“Beni en çok Çin’in üçüncü ülkelerdeki etkisi endişelendiriyor”

El-Erian, Çin’in ABD üzerindeki etkisinden çok üçüncü ülkelerdeki faaliyetlerinden kaygı duyduğunu belirtti.

Özellikle Afrika’da Çin’in çok derin ekonomik ilişkiler geliştirdiğini söyleyen ekonomist, Pekin yönetiminin altyapı yatırımları karşılığında stratejik kaynaklara erişim sağladığını ifade etti.

“Cibuti’de hem Fransız hem Amerikan askeri üssü var ama liman Çin’in kontrolünde” diyen El-Erian, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında uzun vadeli stratejiler izlediğini söyledi.

Bu gelişmelerin çoğu zaman kamuoyunun dikkatinden kaçtığını belirten ekonomist, nadir toprak elementleri ve Tayvan kadar üçüncü ülkelerdeki Çin nüfuzunun da dikkatle izlenmesi gerektiğini kaydetti.

“Doların yerini alabilecek başka bir para birimi yok”

ABD dolarının geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan El-Erian, doların sistem içindeki merkezi konumunu koruduğunu söyledi.

“Doların yaptığı işi yapabilecek başka bir para birimi yok. Hiçbir şeyi hiçbir şeyle değiştiremezsiniz” diyen ekonomist, buna rağmen ülkelerin doların çevresinde alternatif ödeme kanalları oluşturmaya çalıştığını belirtti.

Merkez bankalarının altın rezervlerini artırdığını, Çin’in ikili ödeme anlaşmaları geliştirdiğini ve Rusya’nın farklı para birimleri üzerinden ticaret yolları oluşturduğunu anlatan El-Erian, bunların doların yerini almadığını ancak etkisini azaltabileceğini söyledi.

ABD’nin yüksek kamu borcuna rağmen doların güçlü kalmasının nedenini açıklarken dikkat çekici bir benzetme kullanan El-Erian, “Biz en temiz kirli gömleğiz” dedi.

Ekonomist, yatırımcıların doların durumunu diğer para birimleriyle kıyasladığını, Avrupa ve Çin’in de ciddi ekonomik sorunlar yaşaması nedeniyle doların göreli üstünlüğünü koruduğunu ifade etti.

Bununla birlikte kamu borcunun uzun vadeli risk oluşturduğunu belirten El-Erian, ABD’nin düşük işsizlik ve güçlü ekonomi dönemlerinde bile gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6 ila yüzde 7’si düzeyinde bütçe açığı verdiğini söyledi.

“Ekonomist olarak büyürken ABD’nin yüzde 3 ila yüzde 4 işsizlik ve yüzde 6 ila yüzde 7 bütçe açığını aynı anda yaşayacağını düşünmek akıl almazdı” diyen El-Erian, siyasi sistemde bu konuda yeterli iradenin bulunmadığını kaydetti.

Altın piyasasına ilişkin görüşlerini de paylaşan El-Erian, altının güçlü performansının kendisini şaşırtmadığını söyledi.

Merkez bankalarının alımlarının ve yatırımcıların güvenli liman arayışının fiyatları desteklediğini belirten ekonomist, yükseliş sürecinde çok sayıda spekülatif yatırımcının da piyasaya girdiğini ifade etti.

“Birisi başıma silah dayayıp şimdi alıcı mı satıcı mı olursun diye sorsa, alıcı olurum” diyen El-Erian, altının son dönemde daha istikrarlı bir zemine oturduğunu söyledi.

Benzer şekilde Bitcoin piyasasında da zayıf yatırımcıların önemli ölçüde elendiğini belirten ekonomist, uzun vadede stratejik yatırımcıların yeniden piyasaya girmesinin daha olası olduğunu kaydetti.

Önümüzdeki bir yıl içinde altının düşmesinden ziyade yükselmesinin daha muhtemel olduğunu düşündüğünü ifade etti.

“Çocuklarım haklı, bizim neslimiz işi berbat etti”

Mülakatın sonunda kendisini en çok neyin endişelendirdiği sorulan El-Erian, çocuklarıyla yaptığı bir konuşmayı anlattı.

23 ve 29 yaşındaki çocuklarının kendi nesline yönelik eleştirilerini aktaran ekonomist, “Baba, sizin nesliniz işi berbat etti. Bize devasa borçlar bıraktınız. Bize çok bölünmüş bir ülke bıraktınız. Parçalanan bir küresel sistem bıraktınız. Büyüme fırsatlarını değerlendiremediniz” dediklerini söyledi.

El-Erian ise bu eleştirilerin önemli ölçüde doğru olduğunu belirterek, yeni neslin sahip olduğu teknolojik imkanların daha önce görülmemiş düzeyde olduğunu ifade etti.

“Yapay zekada, yaşam bilimlerinde, robotikte ve yakında kuantum alanında inanılmaz yenilikler var” diyen ekonomist, bu teknolojilerin hem refah yaratabileceğini hem de geçmiş nesillerin bıraktığı sorunların çözümüne yardımcı olabileceğini söyledi.

Ancak asıl sorunun teknolojilerin geliştirilmesinde değil uygulanmasında olduğunu vurgulayan El-Erian, “Beni en çok endişelendiren şey uygulama kısmı. Yenilik yapanlar konusunda son derece iyimserim. Ancak hanelerde, şirketlerde ve hükümetlerde bu teknolojilerin doğru şekilde benimsenmesi gerekiyor” dedi.

Yapay zekanın iş gücünü tamamen ortadan kaldırmasından çok çalışanların verimliliğini artıran bir yapıya dönüşeceği konusunda iyimser olduğunu söyleyen El-Erian, bunun gerçekleşebilmesi için benimseme politikalarının doğru kurgulanmasının şart olduğunu sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Varoufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi

Yayınlanma

Yunanistan eski Maliye Bakanı Profesör Yanis Varoufakis, ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptını değerlendirerek Trump yönetiminin diplomatik düzeyde teslim bayrağını çektiğini belirtti. Varoufakis, Ortadoğu’daki güç dengelerinin tamamen değiştiğini ve Amerikan hegemonyasının temelini oluşturan petrol dolar sisteminin büyük bir sarsıntı geçirdiğini vurguladı.

Norveçli Siyaset Bilimci Profesör Glenn Diesen’ın programına konuk olan Atina Üniversitesi Ekonomi Profesörü ve Yunanistan eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının küresel ve bölgesel yansımalarına dair analizlerde bulundu.

Demokrasi Avrupa’da Hareketi 2025 kurucusu da olan Varoufakis, Washington ile Tahran arasındaki bu gelişmeyi “Versay Antlaşması’nın diyalektik bir tersyüz oluşu” şeklinde nitelendirerek, kendisini kazanan ilan eden ABD’nin, kurbanı konumundaki İran’ın yeniden inşası için 300 milyar dolara varan bir fon sağlamayı taahhüt etmesinin eşi benzeri görülmemiş bir diplomatik geri adım olduğunu vurguladı.

Varoufakis, memorandumun henüz kesinleşmiş bir anlaşma olmadığını ve Amerikan Kongresi’ndeki neomuhafazakar ile İsrail yanlısı Cumhuriyetçilerin ve Demokratların İran hesaplarına doğrudan para aktarılmasını engellemek için her yolu deneyeceğini belirtti.

Ancak mutabakatın sembolik öneminin büyüklüğüne dikkat çeken Varoufakis, “Bu memorandumun imzalanmış olması bile sembolik olarak muazzam bir öneme sahip. Bu, İran için kesin bir zafer, Trump yönetimi için ise diplomatik düzeyde geçici bir teslimiyettir” ifadelerini kullandı.

“İbrahim Anlaşması artık suya düşmüştür”

Mutabakatın Batı Asya ve Ortadoğu coğrafyasındaki jeopolitik dengeleri kökten sarstığını ifade eden Varoufakis, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde büyük bir başarı olarak sunduğu İbrahim Anlaşması’nın tamamen geçerliliğini yitirdiğini savundu. Varoufakis konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Arap devletlerini, İsrail’in Batı Asya ve Kuzey Afrika bölgesinde kilit bir rol oynayacağı Amerikan tasarımına dahil etme mantığı artık tamamen ortadan kalktı. İbrahim Anlaşması artık suya düşmüştür. Bu süreçte Avrupalıların görkemli bir biçimde dışarıda bırakılması ise dikkat çekicidir. Avrupa, dünya genelindeki böylesine tarihi gelişmelerde hiçbir zaman bu kadar etkisiz ve önemsiz kalmamıştı.”

ABD ile İsrail arasındaki kurumsal ilişkide ilk kez ciddi bir çatlağın oluştuğunu belirten eski bakan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bu anlaşmayı sabote etme kapasitesine sahip olduğunu ancak bu yöndeki girişimlerinin İsrail kurulu düzeni ile Amerikan Cumhuriyetçi Partisi arasında ilk kez belirgin bir kopuş yarattığını kaydetti.

“Netanyahu sizi çıkmaza sürükleyecek”

Varoufakis, Donald Trump liderliğindeki “Amerika’yı Yeniden Harika Yap” hareketinin kendi içinde iki fraksiyona bölündüğünü belirtti. Bunlardan ilkinin Trump’ın kendi ailesinin başını çektiği, gayrimenkul, yapay zeka ve ticari ortaklıklar yoluyla İsrail ile tamamen bütünleşmiş olan kesim olduğunu; diğerinin ise İsrail’in Washington politikalarını dikte etmesinden rahatsızlık duyan şüpheci kanat olduğunu aktardı.

JD Vance tarafından kullanılan dilin, İsrail’e şüpheyle yaklaşan bu ikinci grubun hareket içinde üstünlüğü ele geçirdiğinin ilanı olduğunu vurgulayan Varoufakis, “Vance ve ekibi yönetime ‘Eğer tamamen Netanyahu’nun cebine girerseniz, o sizi bir çıkmaza sürükleyecektir’ diyordu. Nitekim Trump, İran’a yönelik savaş ve bombardıman politikasını başlattığında tam olarak bu çıkmaza girdi ve şimdi buradan geri vitesle çıkmaya çalışıyor” dedi.

Trump’ın arkasındaki işçi sınıfı tabanının yüksek petrol ve benzin fiyatları nedeniyle geçim sıkıntısı yaşadığını hatırlatan Varoufakis, başkanın siyasi olarak hayatta kalabilmek için CIA ve İsrail yanlısı damadı yerine Vance’in temsil ettiği çizgiye yaklaşmak zorunda kaldığını ifade etti.

“Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden sigorta ücreti alınıyor”

Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin bu mutabakat karşısında varoluşsal bir korku ve rahatlama karışımı hissettiğini dile getiren Varoufakis, tüm güvenlik mimarilerini ABD şemsiyesine bağlamanın ve topraklarını Amerikan ordusuna açmanın stratejik bir hata olduğunu anladıklarını belirtti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Hürmüz Boğazı’nı her an kapatabilecek askeri kapasiteye sahip olduğunu kanıtladığını belirten Varoufakis, edindiği kulis bilgilerini şu sözlerle paylaştı:

“İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden geçiş ücreti alma hakkı fiilen tescillendi. Dün gece aldığım bilgilere göre, boğazı geçen yaklaşık 30 gemiden İranlılar tarafından ‘sigorta bedeli’ adı altında ücret tahsil edilmeye başlandı ve bu uygulama mutabakat zaptının sınırları dahilinde yapılıyor.”

Varoufakis, İran’ın ürettiği çok ucuz insansız hava araçları ve füzeleri düşürmek için kullanılan Amerikan ve İsrail hava savunma sistemlerinin yüz kat daha pahalı olduğunu ve bu asimetrik askeri gerçekliğin Körfez ülkelerini alternatif savunma arayışlarına ittiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın Çin’in ara buluculuğunda İran ile yakınlaşma başlattığını, son haftalarda Fransa ve Kanada ile silah alım anlaşmaları müzakere ederek ABD’ye olan bağımlılığını azaltmaya çalıştığını ekledi Kurumların petrol dolar sistemine dayalı entegrasyonu sürse de Körfez ülkelerinin artık askeri alanda ABD’ye güvenmediğini belirtti.

“Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi koşuyor”

Avrupa Birliği’nin küresel çatışma alanlarındaki etkisizliğini sert sözlerle eleştiren Varoufakis, kıtanın ucuz Rus doğalgazı bağımlılığından vazgeçip Teksas ve New Mexico’dan gelen aşırı pahalı Amerikan sıvılaştırılmış doğalgazına bağımlı hale geldiğini ifade etti.

Avrupa’nın hiçbir enerji planının, enerji birliğinin ve vizyonunun olmadığını vurgulayan Varoufakis, şu benzetmeyi yaptı:

“Avrupa liderliğinin ne Ukrayna’da ne İran’da ne de Filistin’de herhangi bir ağırlığı kalmıştır. Liderliğimizin artık hiçbir işe yaramayan Atlantikçi zihniyetten çıkma konusundaki yetersizliği ortadadır. Tüm bunları bir araya getirdiğinizde ortaya çıkan manzara, kafası kesilmiş, nereye gittiğini bilmeden kan kaybederek sağa sola koşan bir tavuk resmidir.”

Trump’ın İran’daki diplomatik yenilgisini unutturmak için Grönland veya Küba gibi alanlarda yeni maceralara atılabileceğini, bunun da Avrupa için yeni güvenlik krizleri doğurabileceğini sözlerine ekledi.

“Alman egemenlerinin tarihten ders aldığına dair kanıt yok”

Ukrayna savaşının gidişatına dair de değerlendirmelerde bulunan Varoufakis, ABD’nin bu savaşı Avrupalılara tamamen devredemeyeceğini, çünkü Avrupa ülkelerinin ne uydu verisi sağlayacak istihbarat kapasitesine ne de bunu finanse edecek ekonomik güce sahip olduğunu belirtti.

Avrupa Birliği bütçesinin ciddi bir borç yükü altında olduğunu ve üye ülkelerin Brüksel’de yedi yıllık yeni bütçe üzerinde uzlaşamadığını aktardı.

Fransa ve Almanya’nın savaşı bitirmek istememesinin arkasında iki temel neden yattığını savunan Varoufakis, analizi şu şekilde detaylandırdı:

“İlk olarak, Fransa ve Almanya’nın artık bir ekonomik büyüme modeli kalmadı. 2019 yılında ilan edilen yeşil dönüşüm programı çöktü. İki ülkenin elinde kalan tek büyüme sektörü savunma sanayiidir. Yatırımların şirketlere akmasını sağlamak, halkı sosyal harcamalardan kısıp bütçeyi silahlara aktarmaya ikna etmek için arka bahçelerinde bu savaşın sürmesine ihtiyaçları var. İkinci olarak ise Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri ile Finlandiya gibi yeni militarist yönetimler, Rusya ile NATO arasındaki gerilimi canlı tutarak Avrupa Birliği içinde kendi ağırlıklarının üzerinde söz sahibi olmak istiyorlar ve olası bir barış planını anında veto edeceklerdir.”

Diesens’ın “Alman egemen sınıfının askeri büyümecilik konusunda tarihten hiç mi ders almadığı” sorusu üzerine Varoufakis, “Alman egemenlerinin tarihten ders aldığına dair bugüne kadar herhangi bir kanıt görmedim” yanıtını vererek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English