Bizi Takip Edin

Dünya Basını

Zengin bağışçılar “Trump’tan sonra Trumpizm”i hazırlıyor

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Aşağıda okuyacağınız makale, Trumpizmin gelip geçici bir fenomen olmaktan ziyade emperyalist dünyanın merkezinde kendisine yer edinen ve geleceğe uzanan bir hareket olduğuna işaret ediyor. Milyarderlerin Trumpizme biçtiği misyondaki çelişkiler, makale okundukça hemen fark edilecektir: Örneğin “orta sınıfı yeniden inşa etmek”ten bahseden Buskirk, bir yandan da “aristokrasi ile işçi sınıfı” arasındaki bir ittifaktan bahsetmektedir. Ama bunun da ötesinde, “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) koalisyonunun “aristokratik isyan” boyutu gitgide daha da öne çıkmaktadır: Teknoloji milyarderleri ve onların şu anki gözdesi Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD’de ve dünya çapında, yer yer biyolojik tınıları da olan, yeni bir egemen sınıf koalisyonu oluşturmak için harekete geçmiş görünmektedir. Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.


JD Vance’i yükselten gizli bağışçı çevresi şimdi MAGA’nın geleceğini yeniden yazıyor

Elizabeth Dwoskin
Washington Post
4 Kasım 2025

2019 yılında, küçük bir grup sağcı bağışçı, MAGA [Amerika’yı Yeniden Büyük Yap] hareketinin geleceğini güvence altına almak için Ohio’nun 100 kişilik Rockbridge kasabası dışında bir tatil köyü kiraladı. Amaçları, tek bir adayı –Başkan Donald Trump’ı– Cumhuriyetçi Parti’nin radikal dönüşümünü pekiştirecek seçmen, bağışçı ve adaylardan oluşan bir şebeke aracılığıyla kalıcı bir siyasi koalisyona dönüştürmekti.

Silikon Vadisi milyarderi Peter Thiel ve o zamanlar en çok satan bir anı kitabı yazmış olan yatırımcı JD Vance tarafından düzenlenen toplantıya, hedge fon mirasçısı Rebekah Mercer, o zamanlar Fox News sunucusu Tucker Carlson ve iktisatçı Oren Cass da katıldı. Kaynaklar, daha önce ayrıntıları bildirilmemiş olan bu özel toplantıyı anlatmak için isimsiz kalmak koşuluyla konuştu.

Fakat odadaki, grubun hedeflerini sağlamlaştıracak kişi, kesinlikle daha az tanınan biriydi: Arizonalı bir sigorta girişimcisi ve muhafazakâr medya figürü Chris Buskirk.

Bugün Buskirk, hafta sonu toplantısından doğan ve Cumhuriyetçi Parti siyasetinde en etkili güçlerden biri haline gelen gizli organizasyon Rockbridge Network’ün başında bulunuyor. Siyasi stratejistler, iş adamları ve bağışçılardan oluşan bu sıkı sıkıya bağlı şebekenin, geçen yıl başkanın yeniden seçilmesine katkıda bulunduğunu ve kendi üyelerinden biri olan Vance’i başkan yardımcılığına taşıdığını düşünüyor.

Teknoloji liderlerinden önemli miktarda fon alan Rockbridge, MAGA’yı Trump’tan daha uzun ömürlü hale getirmeyi hedefliyor. Grubun bir internet sitesi veya halka açık bir yapısı yok, fakat anketörler, veri analistleri, çevrimiçi reklamcılar ve hatta bir belgesel film kolu oluşturdu. Grup, 2026 ara seçimlerinde ve Rockbridge üyelerinin çoğunun Vance’in aday olmasını umduğu 2028 başkanlık seçimlerinde, cephanesini kullanmaya hazırlanıyor. Gruba yakın bir kaynağa göre, grup, açık hava grupları ve kiliseler dahil olmak üzere, siyasi olmayan üyelikler aracılığıyla potansiyel seçmenlerin ayrıntılı profillerini içeren bir veritabanı oluşturdu.

Buskirk’ün Trump’ın çevresiyle olan bağları Rockbridge’in ötesine geçiyor. Yatırımcı Omeed Malik ile birlikte kurduğu risk sermayesi şirketi 1789 Capital, ortakların “vatansever kapitalizm” olarak adlandırdığı şeye odaklanıyor ve şu anda Donald Trump Jr. da ortakları arasında yer alıyor. İkili, yönetim yetkilileri ve arkadaşlarıyla birlikte, Trump’ı destekleyen iş liderlerinin Washington’da bir araya gelmesi için kişi başı 500.000 dolarlık üyelik isteyen kulüp Executive Branch’i kurdu.

Buskirk’e göre, bu kuruluşların ortak bir hedefi var: Ülkenin geleceği için hayati önem taşıdığını düşündüğü iş adamlarına, hükümeti ve kalıcı siyasi gücü şekillendirme rolünü vermek.

Çabaları, tartışmalı bir toplumsal ilerleme teorisine dayanıyor: Buskirk’ün MAGa popülizmine aykırı olduğunu düşünmediği, seçilmiş bir grup elitin, ülkeyi ileriye taşımak için tam da doğru kişiler olması. Endüstri liderlerini iktidar pozisyonlarına getirmek, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’ten teknoloji devi Elon Musk’a kadar Trump’ın başkanlığının bir özelliği ve Buskirk, MAGA hareketinin ülke için yeni nesil yöneticilere enerji verdiğini söylüyor.

Buskirk ve onun yakın çevresindeki dokuz kişiyle yapılan mülakatlara göre, Buskirk’ün çeşitli projeleri, sağcıların “aristopopülizm” olarak adlandırdığı şeyi yansıtıyor ve zengin kapitalistler ile temsil etmeyi amaçladıkları işçi sınıfı arasında bir köprü kurmayı, ülkeyi kârlı bir şekilde yeniden sanayileştirmeyi ve kendi çıkarlarını tabanlarının çıkarlarıyla bağlamayı hedefliyor.

Scottsdale, Arizona’daki ofisinde verdiği röportajda, “Her toplumda ya sömürücü bir elit –oligarşi– ya da üretken bir elit –aristokrasi– vardır,” dedi.

Buskirk, tarihteki birçok yenilikçi dönemin bu tür bir aristokrasi tarafından yönlendirildiğini savunuyor ve bu görüşünü 2023 tarihli “Amerika ve Mümkün Olanın Sanatı” adlı kitabında da dile getiriyor. “Klasik Yunan anlamında” bu terim aşağılayıcı değil, diyor; tersine, “ülkeyi koruyan ve herkesin refahı için iyi yöneten uygun bir elit” anlamına geliyor.

Buskirk’in görüşüne göre, o siyasi piyasaya bir iş adamı olarak yaklaştı, bir boşluk tespit etti ve bunu kapatmak için bilinçli adımlar attı. Sağ, onun “koordinasyon sorunu” olarak adlandırdığı bir soruna sahipti: Beklenmedik bir şekilde Trump’ı seçen seçmenler ve ilerici sol tarafından dışlanan yeni ortaya çıkan zenginler grubu. Fakat her iki taraf da organizasyon altyapısından yoksundu.

Buskirk, çabalarını tek cümleyle özetliyor: “Beyin artı para artı taban.”

Diğerleri onun etkisini daha güçlü bir şekilde anlatıyor. Muhafazakâr düşünce kuruluşu American Compass’ın baş ekonomisti Cass, insanlar hâlâ Trump’ın desteğini “kişilik kültü” olarak görse de, MAGA hareketini artık güçlü bir ekosistemin desteklediğini söylüyor.

“Chris, bu ekosistemin kurucusudur,” diye ekliyor.

Buskirk Rockbridge’in kuruluş etkinliği hakkında yorum yapmayı reddetti. Thiel yorum yapmayı reddetti. Mercer yorum talebine yanıt vermedi.

İş dünyası liderleri ve taktisyenlerden oluşan güzide çevresi dışında nispeten tanınmayan Buskirk, bir zamanlar Koch kardeşlerin hakim olduğu bir role adım atan sıra dışı bir figür. Koch kardeşler, Trump’ın ticaret politikalarının çoğuna karşı çıkan, kodaman Cumhuriyetçi mega bağışçılar. O, memler atan bir MAGA ateşleyicisi değil; arkadaşları Buskirk’i, son derece zeki ve azimli bir taktikçi olarak tanımlıyor. Buskirk’in ortağı ve 1789 Capital’in kurucu ortağı Omeed Malik, “Demokrat Parti’de artık kendilerini evlerinde hissetmeyen” binlerce varlıklı insanın olacağını fark eden “ilk hareket eden” kişi olduğunu söyledi.

Vance, The Post’a yaptığı açıklamada, Buskirk’in “neredeyse herkesten önce” “fikirlerin, organizasyonun ve finansmanın doğru kombinasyonunun Cumhuriyetçi Parti için kalıcı siyasi başarıyı nasıl sağlayabileceğini” gören “özgün bir düşünür” olduğunu söyledi.

Seçim siyasetinin dışında, Buskirk’in projeleri, sınırsız kapitalizmi Amerikan yaşamına sokmayı amaçlıyor. 1789 Capital, yerli inovasyonun Amerika’nın endüstriyel tabanını canlandırabileceği fikrinin bir test alanı olarak hizmet ediyor, diyor Buskirk. Firmanın ortakları, bunu internet sitelerinde “Amerikan istisnacılığının bir sonraki bölümü” olarak tanıtıyor. Yaklaşık 30 şirkete yatırım yapan firma, “duyar karşıtı” [anti-woke] siyasetiyle ve Trump yönetiminin iktisadi gündemiyle bağlantılı startup’lara fon sağlıyor. Bunlar arasında nadir toprak mineralleri çıkaran, savaş için yapay zeka fabrikaları kuran veya 3D yazıcıyla roket yakıtı üreten şirketler bulunuyor.

Buskirk’in ağı Trump yönetimi ile iç içe geçtikçe, bu grup Washington’un yeni güç simsarları için bir parti çevresi oluşturdu. Rockbridge’in nisan ayında Florida’nın Key Biscayne kentindeki Ritz-Carlton’da düzenlenen ve “Amerika’yı Yeniden Sağlıklı Hale Getir” temalı nefes egzersizleri ve yoga seanslarının yer aldığı altı aylık konferansına, Hazine Bakanı Scott Bessent, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard ve Orta Doğu özel elçisi Steve Witkoff katıldı. Buskirk’in arkadaşı, Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Robert F. Kennedy Jr., haziran ayında Executive Branch’in açılışına katıldı. Bu mekanda yüksek kaliteli şarap ve suşi servis edilirken, tohum yağları servis edilmiyor.

Buskirk’in ağındaki kişiler, artan nüfuzlarını, hükümetin nihayet toplumun yenilikçilerini cezalandırmak yerine desteklemeye başladığının kanıtı olarak görüyorlar. Biden yönetimi sırasında bastırıldığını söyledikleri, birikmiş iktisadi gücü serbest bırakıyor.

Fakat Rockbridge ve 1789 gibi kuruluşlarda, bazı eleştirmenler daha zararlı bir şey görüyor: Trump’ın çalışanlara fayda sağlama vaatlerini baltalayan, seçilmemiş bir grup Amerikan oligarkının yükselişi. Trump yönetimi, göreve geldiğinden bu yana, yapay zeka teknolojisine yönelik ihracat kontrollerinin kaldırılması ve kripto para birimini teşvik eden yürütme emirleri ve yasaların imzalanması da dahil olmak üzere, teknoloji girişimcilerine fayda sağlayan bir dizi yeni politika uygulamaya koydu. Beyaz Saray sözcüsü Kush Desai yaptığı açıklamada, “Başkan Trump’ın ilk ve tek odak noktası, onu Beyaz Saray’a geri seçen işçi sınıfından Amerikalılara refahı geri kazandırmaktır,” dedi.

Trump Jr. geçen kasım ayında 1789’a ortak olarak katıldığından beri, şirkete yakın iki kişiye göre, şirket yüz milyonlarca dolar topladı ve şu anda 1 milyar dolardan fazla varlığa sahip. Bu yaz hükümet, 1789’un yatırım yaptığı ve Trump Jr.’ın şu anda danışma kurulunda yer aldığı blok zinciri tabanlı bahis startup’ı Polymarket’e yönelik Biden döneminden kalma iki federal soruşturmayı düşürdü.

Koch’ların hayırseverlik ağından fon alan sağ eğilimli American Enterprise Institute’un ekonomi politikası araştırmaları direktörü Michael Strain, “Genel olarak iş dünyası için iyi olan Amerika için de iyidir, fakat başkanın çevresindeki kişilerin Amerikan iş dünyasını temsil ettiğini düşünmüyorum” diyor: “Hükümetin görevi, zengin bireylerin, kurucuların ve yöneticilerin refahını değil, ulusun refahını artırmaktır.”

Buskirk’e göre bu eleştiriler asıl noktayı kaçırıyor. Bu şehri pek sevmese de, Trump’ı Beyaz Saray’a geri getiren iş adamlarını Washington’a getirmekte kararlı olduğunu söylüyor. Siyaseti “rüşvetçi” ve Washington’daki düşünce kuruluşlarını “her türlü klişenin karesi” olarak tanımlayan Buskirk, kültürün baştan aşağı yeniden inşa edilmesi gerektiğini söylüyor.

“Bu, vakit geçirmek için çekici bir yer değil, ama aynı zamanda gerçekten gerekli,” diyor. “Öz yönetim, aslında yapmak istemediğiniz bir şeye dahil olmanız gerektiği anlamına gelir.”

‘Bir koordinasyon sorunu’

Buskirk’e herhangi bir günde nerede olduğunu sorarsanız, 56 yaşındaki dört çocuk babası yedi farklı şehir sayabilir. Zamanını Scottsdale’deki aile ofisi, 1789 Capital’in genel merkezinin bulunduğu Florida’nın Palm Beach kenti, Dallas, San Francisco, Austin ve isteksizce de olsa Washington D.C. arasında bölüştürüyor. Uyandığından yatana kadar telefonda olduğunu ve başkan yardımcısının programı izin verdiğinde her zaman Vance için zaman ayırdığını söylüyor.

Fakat Buskirk’in erken yaşamı neredeyse tamamen Arizona’da geçti. Soğuk Savaş sırasında babasının orduda görev yaptığı Almanya’daki bir askeri üssünde doğmuş olsa da, Scottsdale’de büyüdü. Hafta sonlarını, eyalet genelinde evleri ve küçük işletmeleri sigortalayan aile şirketinde çalışarak geçirirdi. Buskirk, evlerinin “son derece vatansever” olduğunu ve muhafazakâr dergi National Review’un sadık aboneleri olduklarını hatırlıyor.

Genç bir yetişkin olarak Buskirk, siyaset teorisi alanında yüksek lisans yaptı ve siyaset felsefecisi Leo Strauss’tan esinlenen sağcı düşünce kuruluşu Claremont Institute’ta staj yaptı.

Fakat akademi dünyasını çok pratik bulmadığı için hem düşünce kuruluşundan hem de yüksek lisans programından ayrıldı. Scottsdale’e dönerek bir sigorta şirketi kurdu ve ambulans satıcıları ve diğer alışılmadık işletmeler için sigorta poliçeleri düzenledi. Sonraki yirmi yıl boyunca, sigortacılıkla ilgili dört şirket daha kurdu ve sattı.

Ailesi siyasetten uzaklaşmıştı. Buskirk ailesi, ülkeyi yanlış yola soktuğuna inandıkları Cumhuriyetçi kurumsal yapıdan tiksinerek 2000’lerin ortasında National Review aboneliklerini iptal etti. Buskirk, Irak Savaşı’nın “bir sis perdesi” haline geldiğini ve dikkatleri gözlerinin önünde ortaya çıkan ciddi iktisadi sorunlardan başka yöne çektiğini söyledi.

Michigan’daki yakınlarını ziyaret ederken, ülkenin 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmasıyla “fabrikaların kelimenin tam anlamıyla toplanıp 40 fitlik konteynırlara konarak Çin’e gönderildiğini” gördü. Amerikalılar, düşük ücretli hizmet işlerinde çalışmaya başladılar: McDonald’s’ta saatte 8 dolar, Ford fabrikasında ise 25 dolar. Sonra yasadışı göçmenler gelip bu işleri de aldılar, diyor.

Arkadaşlarına, “onurlu bir hayat yaşamak için olağanüstü bir şey yapmanıza gerek olmadığı” Amerikan Rüyası’nın giderek zorlaştığını, ama kendini güçsüz hissettiğini söyledi. “Ben sadece Arizona’da yaşayan sıradan bir adamdım,” diye hatırlıyor: “Ne yapabilirim ki?”

Barack Obama 2000’lerin sonunda sahneye çıktığında, Buskirk onun kültürü canlandırmasını izledi. Buna karşılık, Cumhuriyetçi Parti ve kurumlarının otomatik pilotta çürüdüğünü hissetti.

O yıllarda Buskirk, babasıyla birlikte kurduğu sigorta şirketlerinin sonuncusunu da satmıştı. 2015 yılında Trump, Trump Tower’daki altın merdivenden inerek başkanlık adaylığını açıkladığında, Buskirk’in elinde [bu sefer] daha fazla zaman vardı.

Arizonalı girişimci, başkanlığı bir reklam hilesi olarak gören New Yorklu reality şov sunucusuna başlangıçta şüpheyle yaklaştı. Fakat Trump’ın eski mülakatlarını izlediğinde, Amerikan liderlerinin Amerikalıları öncelikli görmediklerine dair bir vurgu işitti.

“Düşündüm ki, o aslında 40 yıldır aynı şeyi söylüyor!” diye hatırlıyor Buskirk. “O zaman anladım ki, tamam, o gerçek. Onun ciddi olmadığını söyleyenler yalan söylüyor.”

Temmuz 2016’da Buskirk, muhafazakârlığın yeni bir şekilde ifade edilmesinin “inkar edilemez” bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan American Greatness adlı bir çevrimiçi dergi kurdu. Dergi, Trump’a yaptığı milyon dolarlık bağışla liberal Silikon Vadisi’ni şok eden ve kısa süre önce bir arkadaşı tarafından Buskirk’e tanıtılan Thiel’den finansman aldı. Editörler açılış manifestosunda “Muhafazakâr hareketin toprağı verimsizleşmiş durumda,” diye yazıyorlardı: “Tekrar gelişmesi için gübrelenmesi, yeniden ekilmesi ve özenle yetiştirilmesi gerekiyor.”

Thiel, Buskirk’i, “Hillbilly Elegy” kitabının yazarı Vance ile tanıştırdı. Vance ve Buskirk kısa sürede iyi arkadaş oldu.

Buskirk, bu adamların bir buçuk yıl boyunca “sadece ineklik yaptıklarını”, belirli bir amaçları olmadığını, sadece “bir şeyler yaratmalıyız” hissi içinde olduklarını hatırlıyor.

2019’da Vance ve Thiel, bir düzine kadar kişiyi, örgütün adını aldığı küçük kasabanın hemen dışındaki Ohio kırsalındaki bir hanede bir araya getirdi. Bazı katılımcılar Buskirk gibi kararlı Trump destekçileriydi. Diğerleri ise şüpheciydi. Fakat o hafta sonu Buskirk ile tanışan yatırımcı Blake Masters, hepsinin Trump döneminde elde edilen başarıların, Demokratlar Beyaz Saray’ı geri alırsa kolaylıkla tesadüf eseri elde edilmiş bir başarı haline gelebileceğini düşündüğünü söyledi.

Masters, “Solun etkinliğini eleştirmekle çok zaman harcadık” diye ekliyor: “Oldukça kötü bir gündemleri vardı… ama örgütlenme konusunda çok etkiliydiler. … Sağ uzun süredir yerinde sayıyordu ve kurumları çürümeye başlamıştı.“

MAGA’nın bir şebeke sorunu olduğu, bazı katılımcılar için açık hale geldi. Kochlar gibi sağdaki bağışçılar yıllarca örgütlerini kurmak için uğraşırken, Trump’ı ve onun temsil ettiği yeni sağ görüşlerini destekleyen zenginler “birbirlerini gerçekten tanımıyorlardı” diyor Buskirk. Trump’a oy verenler de, işçi sınıfı da dahil, organize değildi.

“Koordinasyon yok. Yönetim yok. Planlama yok. Her şey bir anda oldu,” diye hatırlıyor: “Diyelim ki, tamam, bakın, bunlar çözülürse her şeyin daha iyi ve daha etkili çalışmasını sağlayacak iki sorun. Hadi bunları çözmeye başlayalım.”

Bir hareketin oluşumu

Buskirk zirveden enerjik bir şekilde döndü ve siyasi örgütlenme konusunu öğrenmeye başladı. İlk ilkelerden başlayarak, 80’li yılların etkili bir solcu örgütlenme kılavuzu olan “Roots to Power”ı [İktidarın Kökleri] okudu.

Vance ile birlikte, sol ve sağdaki siyasi örgütlerin vaka çalışmalarını oluşturmaya başladı ve başarısızlıklarını ve başarılarını belgeledi. Ulusal Tüfek Derneği (NRA) öne çıktı. Buskirk ve ortaklarının vardığı sonuca göre NRA, iki seçmen grubundan birini, yani Anayasa’nın 2. Maddesi’nin savunucularını organize etmede çok başarılı olmuştu. Fakat diğer seçmen grubu, avcılığı seven doğa severler, o kadar iyi organize değildi ve oy kullanmak için kayıt yaptırmaları olası değildi.

Fakat 60’lı yıllardan kalma bir Demokrat koalisyonu olan doğa severler, Trump’a oy veren demografik gruplarla önemli ölçüde örtüşüyordu.

“Bu aslında doldurulması gereken bir boşluk olacak,” diyor, eğer “onların dikkatini çekmeye değer bir şey” bulabilirse.

Buskirk, Rockbridge’in faaliyetleri hakkında çok fazla ayrıntıya girmiyor, ama genel olarak, insanları bağlı oldukları gruplara göre sosyal medya gruplarına katılmaya teşvik etmek için klasik bir çevrimiçi satış borusu tasarladığını söylüyor. Buna küçük işletme sahipleri, doğa severler ve kiliseye gidenler de dahildi.

Buskirk, bunun, seçimlerden hemen önce reklam bombardımanı yaparak insanları “kaba kuvvet”le kendi tarafına çekmeye çalışan siyasi örgütlerin işleyişinin tam tersi olduğunu söylüyor. Rockbridge ise daha kademeli bir yaklaşım benimsiyor: “Güven ilişkisi kurun ve insanlara bir tür fayda sağlayın. Ancak o zaman onlardan bir şey yapmalarını isteyebilirsiniz.”

Nisan 2022’ye gelindiğinde, Vance siyasi makam için ilk kez, başarı şansı düşük bir girişimde bulundu. Malik, Palm Beach’teki bir restoranda onun için küçük bir bağış toplama etkinliği düzenledi. Yatırımcı, koronavirüs kısıtlamaları ve teknoloji platformlarının koronavirüs hakkındaki konuşmaları denetlemesi nedeniyle Demokrat Parti’den ayrıldıktan sonra, bir önceki yıl New York’tan taşınmıştı. Buskirk, Don Jr. ile birlikte etkinliğe katıldı.

Grup, Buskirk’in Rockbridge konferansı düzenlediği Mar-a-Lago’ya geçti.

Erkekler, çevrimiçi sansür olarak gördükleri şey ve sürdürülebilirlik ve çeşitlilik girişimleri gibi liberal öncelikler lehine yeniliklerin engellendiği hissi üzerine öfkelerini paylaşarak bir hafta geçirdiler.

“Çoğumuz da yaklaşık aynı yaştayız,” diyen Malik, grubun “nesilsel bir değişimi” başlattığını hissettiğini belirtti.

Malik ve Buskirk ertesi yıl birlikte iş hayatına atıldılar ve Haklar Bildirisi’nin önerildiği yılın adını taşıyan 1789 Capital’i kurdular. Başlangıçta Malik’in “duyar karşıtı şirketler” olarak adlandırdığı şirketlere odaklandılar. İlk yatırımları, Fox News’ten kovulan Tucker Carlson tarafından kurulan yeni bir medya ve eğlence şirketi olan Last Country Inc. oldu. Ortaklar daha sonra çevrimiçi silah pazarı GrabAGun’a, sporcuların performans artırıcı ilaçlar almasına izin veren Enhanced Games’e ve savunma için yapay zeka fabrikaları üreten startup Hadrian’a yatırım yaptı (Ortaklar ayrıca Elon Musk’ın üç şirketinde de pozisyon aldılar: SpaceX, Neuralink ve xAI).

Dallas merkezli startup Firehawk Aerospace’in kurucusu Will Edwards, füzelerde kullanılacak 3D baskılı katı roket yakıtı konusunda uzmanlaşmış bir şirket. Edwards, birçok Silikon Vadisi risk sermayedarı, sadece orduya satış yapan şirketlere fon sağlamak istemedikleri için tekliflerini reddetmiş.

Edwards, “Chris bunun saçma olduğunu düşündü,” diyor.

O zamandan beri Firehawk’a 60 milyon dolarlık bir finansman turu yöneten Buskirk, bu konuya özel bir ilgi gösterdi ve Dallas’a giderek Edwards’ın fabrikasını gezdi. Buskirk, bu fabrikada üniversite diploması olmayan işçilerin altı haneli gelirler elde edebildiğini söyledi.

Buskirk, Edwards’ın şirketinin, yatırımcıların siyasi argümanlarının iktisadi kanıtı olduğuna inanıyor: ABD’nin tekrar iPhone ve Nike ayakkabıları üretmesi olası değil, diyor. Fakat endüstriyel tabanını, özellikle ulusal savunma alanında canlandırabilir ve orta sınıfın yeniden oluşmasına yardımcı olabilir.

Bu hedef, Başkan Joe Biden’ın 2022’de 52 milyar dolarlık CHIPS Yasasını imzalarken de gerçekleştirmeye çalıştığı bir hedefti. Yasa, bir nesildir en büyük destek paketi ile yerli çip üretimine yönelik ileri imalat istihdamını yeniden ülkeye getirmeyi amaçlıyordu. Trump, bu hibeleri israf olarak eleştirdi ve fonların bir kısmını geri aldı.

American Enterprise Institute ekonomisti Strain, MAGA hareketinin siyasi retoriğinin ülkenin gerçek iktisadi durumunu yanlış yorumladığını söylüyor. İmalat istihdamının kaybının ana nedeninin dış kaynak kullanımı değil, teknolojik yenilikler olduğunu belirten Strain, yerli imalatın Amerika’yı canlandıracağını savunanların çoğunun, yapay zeka yoluyla büyük çaplı işgücü yerinden edilmesini destekleyen yatırımcılar olduğunu ekliyor.

American Compass’tan Cass, işçi sınıfı topluluklarını yeniden inşa etmek için gereken yatırımın ölçeğinin, 1789 veya diğer benzer görüşlü yatırımcıların harcayabileceğinden çok daha büyük olduğunu söylüyor. Fakat Buskirk ve ortaklarının finanse ettiği deneylerin, “yeni bir yol açtıkları” için önemli olduğunu belirtiyor.

Rockbridge ve süper PAC’lerin [Siyasi Eylem Komiteleri] 2024 seçimleri üzerindeki etkisi henüz tam olarak anlaşılmamıştır. Rockbridge’e bağlı süper PAC Turnout for America, Charlie Kirk’ün Turning Point Action’ı da dahil olmak üzere, Trump kampanyası adına salıncak eyaletlerde seçim kampanyası yürüten birkaç gruptan biriydi. FEC kayıtlarına göre, Turnout for America 2024 döngüsünde 34,5 milyon dolar harcadı, bu rakam Elon Musk’ın AmericaPAC’ının 261 milyon dolarlık harcamasının çok altında.

Fakat Rockbridge’in iç verileri, bir dereceye kadar etkinliği olduğunu gösteriyor ve içeriden gelen bilgiler, bunu yıllardır süren seçmen profilleme ve mobilizasyon çabalarına bağlıyor. Süper PAC, yedi salıncak eyaletteki düşük eğilimli seçmenlerden oluşan birkaç milyon vatandaşı, sandığa gitmeleri için teşvik edilirse Trump’a oy vereceklerine inandıkları kişiler olarak belirledi. Grup, bu seçmenlerin yüzde 40’ını sandığa gitmeye motive edebilirlerse Trump’ın bu eyaletleri kazanacağını hesapladı. Sonuçta, iç istatistikleri doğrudan bilen iki kişi söylediğine göre, Rockbridge’in 3.000 seçim kampanyacısı yüzde 50’lik bir katılım sağladı.

Bugün, grubun havası coşkulu. Buskirk’e göre, seçimlerden bu yana ilgi arttı ve yeni üyelerin yaklaşık yarısı teknoloji sektöründen geliyor. Grubun birkaç üyesi milyarder; önde gelen yatırımcılar Marc Andreessen ve David Sacks zaten üye.

Yine de, Buskirk’in daveti üzerine Rockbridge’e katılan Firehawk’ın kurucusu Edwards, etkinliklerin “birbirlerinin arkadaşlığından keyif alan yakın bir grup insan” gibi sıcak bir atmosferde geçtiğini söylüyor. Edwards, dubleks bir evde yaşadığını ve Toyota marka bir araba kullandığını belirtiyor. Grupta geniş bir yaş aralığı temsil ediliyor, Buskirk’in üniversiteden yeni mezun olan oğlu Chris’in de dahil olduğu 30 yaş altı NextGen [Bir Sonraki Nesil] bölümü de dahil.

Minnesota Üniversitesinde şirketler hukuku profesörü olan ve Bush yönetimi sırasında Beyaz Saray’da baş etik avukatı olarak görev yapan Richard Painter, Rockbridge, 1789 ve Executive Branch’e olan bu ilgi akınının, yönetim yetkililerine veya Trump ailesine erişim sağlamak için para ödeyen insanlardan oluşan bir “para öde, oyna” şebekesi izlenimi yarattığını söyledi (Ayrıca, bu toplantılar kendi döneminde gerçekleşseydi, yönetim yetkililerine bu toplantılara katılmamalarını tavsiye edeceğini de söyledi).

Buskirk bu eleştiriye yanıt vermeyi reddetti.

Yurtdışında iş seyahatindeyken gönderdiği bir mesajda, Amerika’nın büyüklüğünün ancak “yüksek güven ortamında birlikte çalışan, yetenekli ve yüksek iradeye sahip kişilerin kasıtlı olarak yetiştirilmesi” ile başarılabileceğini söyledi.

Kitabında, Rönesans dönemindeki Floransa, yüzyıl ortası Amerika ve Sanayi Devrimi dönemindeki İngiltere’nin Lancashire ilçesi gibi, elit ağların toplumu ileriye taşıdığı tarihi anları listeliyor. İskoç Aydınlanması’nın aslında “birkaç düzine insanın eseri” olduğunu belirten Buskirk, bu insanların Select Society adlı özel bir sosyal kulüpte “uzun süreli dostluklar” kurduklarını belirtiyor.

Buskirk’e göre, olağanüstü yenilikçi tarihsel dönemlerle paralellikler oluşmaya başlamış olsa da, “Amerika’nın gizil potansiyelinin tam olarak ortaya çıkması” garanti edilemezdi.

“Öyle olmasını diliyorum” diyor, “Yapılacak çok şey var.”

Dünya Basını

Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Yayınlanma

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.

Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.

Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.

Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.

Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”

Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.

Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.

Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.

Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”

“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”

Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.

Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.

Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.

“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”

Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.

Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”

“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”

Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.

Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan

Yayınlanma

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek; ortak planlama, ortak üretim ve ortak caydırıcılık gerektiriyor.

David Santoro, Nikkei Asia

David Santoro, merkezi Hawaii’de bulunan Pacific Forum’un başkanı ve CEO’sudur. Kuruluş, Hint-Pasifik bölgesinde ABD ile müttefiklerinin caydırıcılığını güçlendirmek amacıyla kamu ve özel sektör temsilcileri arasında diyaloğu kolaylaştıran yıllık Honolulu Defense Forum’u düzenlemektedir.

***

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan

Guam açıklarında kısa süre önce gerçekleştirilen Valiant Shield tatbikatları sırasında hedef alınan bir gemi Filipin Denizi’nin sularına gömülürken Pasifik genelinde sessiz bir zaferin yankısı duyuldu. ABD kuvvetleri ile bir Japon denizaltısı arasındaki kusursuz ve gerçek zamanlı hedef takibi sayesinde gerçekleştirilen saldırı, yalnızca bir ateş gücü gösterisi değildi. Aynı zamanda, dünyanın en vazgeçilmez ittifaklarından biri hâline gelen savunma ortaklığının ulaştığı düzeyi ortaya koyuyordu.

ABD-Japonya ittifakı onlarca yıl boyunca “kalkan ve mızrak” şeklindeki bir iş bölümüne dayanıyordu. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ana adaların savunma kalkanı görevini üstlenirken, ABD kuvvetleri taarruz mızrağını kullanıyordu. Ancak çok sayıda kriz noktasının aynı anda ortaya çıkmasıyla bu çerçeve değişmeye başladı. Özellikle Başbakan Sanae Takaichi döneminde Tokyo tarihî bir yön değişikliğine giderek savunma bütçesini gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2’sine doğru hızla artırdı, savunma ihracatına ilişkin düzenlemeleri gevşetti ve uzun menzilli karşı saldırı kabiliyetleri edinmeye başladı.

Bu değişim temel bir gerçeği ortaya koyuyor: ABD ile Japonya’nın güvenliği artık birbirine sıkı biçimde bağlı. Japonya, giderek daha düşmanca hâle gelen bir bölgede ayakta kalabilmek için ABD’nin savunma şemsiyesine güveniyor. ABD ise Tokyo’daki dayanak noktası olmadan güç yansıtamaz, müttefiklerini savunamaz ve özgür ve açık bir Hint-Pasifik düzenini sürdüremez.

İki ülkenin tam anlamıyla sağlam bir caydırıcılık oluşturabilmesi için artık altı adım atması gerekiyor.

İlk olarak, Japonya’da konuşlandırılacak kalıcı ve birleşik bir müşterek görev kuvveti kurulmalıdır. Modern çatışmalar bunu zorunlu kılıyor. Hipersonik silahlar, siber savaş veya elektronik karıştırmadan kaynaklanan tehditler, perde arkasında yürütülecek koordinasyona zaman bırakmıyor. Bu nedenle ittifak, Japonya’nın yeni Müşterek Harekât Komutanlığı ile ABD’nin Japonya’daki Kuvvetlerini birleştirerek müşterek kuvvet harekât karargâhına dönüştürmelidir. Bu komutanlık ayrıca pasif savunmadan taarruzi bir duruşa geçmeli; ABD Siber Komutanlığı’nın “ileri savunma” operasyonlarını, Japonya’nın gelişmekte olan Aktif Siber Savunma yetkisiyle uyumlu hâle getirerek bir çatışma başlamadan önce yabancı ağlar içindeki düşman yazılımlarını etkisizleştirmelidir.

İkinci olarak ittifak, Japonya’nın yerli savunma sanayisinin kapasitesi ve dayanıklılığı üzerine inşa edilmelidir. ABD’nin sanayi altyapısı tedarik kısıtlarıyla karşı karşıyayken ittifak, Japonya topraklarında ortak üretimi artırmak için Savunma Sanayii İşbirliği, Tedarik ve İdame Forumu’ndan yararlanmalıdır. İlk aşamada üretim, Patriot ve SM-3 füzelerinin ötesine taşınarak taarruz amaçlı Gelişmiş Orta Menzilli Havadan Havaya Füzeleri ve “işbirlikçi muharip hava araçları” olarak adlandırılan insansız hava araçlarını da kapsamalıdır. İttifak ayrıca ABD’nin hedefleme kapasitesini Japonya’nın karşı saldırı yetenekleriyle birleştiren ve fırlatma platformlarını ateş açmadan önce vurmayı amaçlayan “okçuyu vur” stratejileri aracılığıyla entegre bir hava ve füze savunma sistemine yönelmelidir. Dahası, ilk saldırıdan sağ çıkabilmek için eski üsler güçlendirilmeli ve güneybatıdaki Ryukyu Adaları boyunca dağınık, çift kullanımlı limanlara ortak yakıt ve mühimmat önceden konuşlandırılmalıdır.

Üçüncü olarak Pentagon, Japonya’nın dünya standartlarındaki tersanelerini ABD Donanması’nın lojistik sistemine entegre etmelidir. Yıpranmış veya savaşta hasar görmüş ABD savaş gemilerinin bakım için binlerce kilometre uzaktaki ABD ana karasına geri gönderilmesi ciddi bir zafiyet yaratıyor. Japonya’daki özel tersanelerin ABD savaş gemilerinin bölgede bakım ve onarımını yapmasına izin verilmesi, müttefik kuvvetleri harekâta hazır tutacak ve ön cephedeki varlıklarını artıracaktır. Bu adım aynı zamanda kapasitesini aşmış ve iş yükü birikmiş ABD tersaneleri üzerindeki baskıyı da azaltacaktır. Bunun işleyebilmesi için Washington, ABD’de ana limana bağlı gemilerin yurt dışında onarılmasını sınırlayan eski yasal kısıtlamaları kalıcı olarak ortadan kaldırmalıdır.

Dördüncü olarak, rakipler nükleer cephaneliklerini genişletirken ABD’nin güvenlik garantisi yeniden sağlam bir zemine oturtulmalıdır. Genişletilmiş Caydırıcılık Diyaloğu kapsamında, hızlı gelişen ve çok alanlı tırmanma senaryolarını canlandıran giderek daha karmaşık masa başı tatbikatları yapılmalı; böylece Washington ve Tokyo’daki karar alıcıların tam bir uyum içinde hareket etmesi sağlanmalıdır. Bu ikili çekirdek daha geniş bir ağa da bağlanmalı; Güney Kore ile ortak bir cephenin temelini oluşturmalı, Japonya’nın AUKUS’un ikinci ayağındaki teknoloji paylaşımına katılımını genişletmeli ve ABD-Japonya-Filipinler deniz cephesini sağlamlaştırmalıdır.

Beşinci olarak askerî hazırlık, güçlü bir ekonomik güvenlik çerçevesiyle desteklenmelidir. İttifak, kritik mineraller, yarı iletkenler ve yapay zekâ ile kuantum bilişim gibi ileri düzey çift kullanımlı teknolojiler için güvenli ve entegre tedarik zincirlerini birlikte geliştirmelidir. Bu sektörlerde risklerin azaltılması, ortakları yıkıcı ticaret uygulamalarından ve uzun süreli bir savunma sürecinde kararlılığı aşındırmayı amaçlayan silahlaştırılmış karşılıklı bağımlılıktan koruyacaktır.

Son olarak ittifak, uzun vadeli düşünme kültürünü kurumsallaştırmalıdır. Washington ile Tokyo arasındaki bugünkü uyum, yeni ve öngörülemeyen sınamalar ortaya çıktığında iki başkentin aynı çizgide kalacağının garantisi değildir. Caydırıcılık birden fazla kuşağı kapsayan bir proje olduğundan ittifak, yeni nesil stratejistleri ve saha uygulayıcılarını yetiştirmelidir. Bugünden stratejik diyalog mekanizmalarının kurulması, ikili burs programlarının ve ortak simülasyon merkezlerinin genişletilmesi, geleceğin insan kaynağının yarının askerî donanım kapasitesine denk olmasını sağlayacaktır.

ABD-Japonya ittifakı, eşitler arasında daha dengeli bir ortaklığa dönüşüyor. Tokyo artık küçük ortak değil, bölgesel güvenliğin mimarlarından biridir. Washington ve Tokyo bu ilave adımları kalıcı hâle getirerek Hint-Pasifik’te saldırganlığın maliyetini göze alınamayacak kadar yükseltecektir.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2

Avatar photo

Yayınlanma

Putin’in eski ekonomi danışmanı, meşhur Rus iktisatçı Sergey Glazyev’in Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenlerini ele aldığı yazı dizini Hazal Yalın iki bölüm halinde çevirdi. İkinci bölüm:

Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1

Şunu da belirtmek gerek: dost-olmayan ülkelerdeki toplum bilincinde, Dostoyevski’den Danilevski’ye ve Prohanov’a ve Naroçnitskaya’ya[1] kadar, insan ruhunu ve Rusya ile Avrupa arasındaki karşılıklı ilişkilerin tarihini en iyi bilenlerimizin teşhis koymaya çalıştığı tuhaf bir patolojiyle de karşılaşıyoruz. Belki de, açıklaması ancak Bilimler Akademisi’nden Fomenko’nun tarihi rekonstrüksiyonlarında veya Klyosov’un[2] DNA-soykütüğünde bulunabilecek türden, batı Avrupa’nın son derece derin arketipleriyle karşı karşıyayızdır. Ancak, nedenlerin açıklanmasından bağımsız olarak, Anglosaksonların ve Katoliklerin örtük rusofobisi, Rusya’yı ezme fırsatı gördükleri her defasında kendisini ortaya koyar. Bu nedenle, siyasi ilişkilerin en yüksek seviyesinde bizi aldatmaya çalışmalarına şaşırmamak gerekir. Bu makale dizisinin daha önceki bölümlerinde gösterilmiş olduğu gibi, yalan, Anglosaksonların en sevgili silahıdır ve onun yardımıyla düşmanlarının davranışlarını, hatta reflekslerini yönlendirecek derecede manipüle ederler. Ayrıca bizi bile isteyen yanılgıya sevk ettiklerini de kabul etmek gerekir; çünkü bize baktıklarında bilinçaltında, yok etmeyi arzuladıkları bir tehdit görürler. Batı ülkelerinde toplum bilincinin bu hususiyeti ve iktidardaki elitin niyetlerini dikkate almak gerekir; bu elitin her temsilcisi koynunda hep bir taş saklar ve cezasız kalacağını hissettiği anda bu taşı indirmeye hazırdır. Dört yıldır kendi menfaatleri ve zevkleri için bunu yapıyorlar, Ukrayna’da kendi yetiştirdikleri Rus-düşmanı nazi rejimine para yağdırıyor, silahlandırıyor, navigasyon sağlıyor, Rus nüfusuna karşı soykırım için teşvik ediyorlar.

Ne yazık ki bu analizden çıkan sonuçlar iç açıcı değildir. Hibrit dünya savaşı, objektif nedenlerinin aşınmasına rağmen, esas itibariyle, dost-olmayan ülkelerin iktidardaki elitlerinin zayıflık olarak algıladığı bizim itidalimiz yüzünden devam ediyor. Kendi halklarının objektif menfaatlerine aykırı olarak Ukrayna çatışmasına yaptıkları harcamaları artırıyorlar ve militarizasyon siyaseti yoluna da girmiş bulunuyorlar. Bunlarla aklıselimle ve uluslararası hukuka dayanarak anlaşmaya çalışma girişimleri yararsız olmakla kalmıyor, bunlara bizi manipüle etme ve bir sonraki darbeyi indirmek için durumumuzu zayıflatmak amacıyla yanılgıya sürükleme fırsatı da veriyor. Demek ki savaşın devam etmesinin temel nedeni, bizim barışı ve uluslararası hukukun yeniden tesisini hedeflememiz, düşman tarafından bizi aldatma ve kapitülasyona zorlama fırsatı olarak algılanan uzlaşma arayışlarına hazır oluşumuzdur. NATO stratejistleri ve onların Ukraynalı kuklaları ceza görmeyeceklerinden eminler ve artık kırmızı çizgileri aşmaktan korkmuyorlar. Bunları, Rusya halkına karşı işlenen suçlara hak ettikleri cevabı vermeden durdurmak mümkün değil. Bizim yumuşaklığımız ve anlaşma çabalarına hazır oluşumuz, batı ülkelerinin liderlerini, bize karşı son Ukraynalıya varıncaya kadar, ölenlerin yerini de dünyanın dört bir yanından toplanan paralı askerlerle doldurarak savaşmak için kışkırtıyor. Bu savaşın mantığı giderek daha sert bir hale geliyor: ya onlar Rusya’yı yok edecekler, ya da biz onları ezeceğiz. Bunu ne kadar geç yaparsak kayıplarımız o kadar büyük olacak. Bu yüzden, düşman, Rusya’ya karşı işlediği her bir suç için asla geri adım atılmadan cezalandırılmalıdır.

Bu cezalar neler olabilir? Örnek olarak İran’ın Amerikan-İsrail saldırganlığına “göze göz dişe diş” prensibine göre verdiği cevap gösterilebilir. Bu seçenekte, dost-olmayan ülkelerde üretilen ve bize karşı kullanılan her dron ve füze saldırısına karşılık onların askeri ve altyapı tesisleri vurulmalıdır. Rusya’ya ait her batırılan yahut el konulan tankere karşılık da simetrik cevap verilerek AB’ye enerji kaynakları ithalatı bloke edilmelidir. Elbette, korsanlık ve terörizm bizim yolumuz değildir, bunlar bizim geleneksel değerlerimizle bağdaşmaz. Ama Anglosaksonların neandertal bilinçaltı, öyle görünüyor ki, sadece bu tür arkaik etkileşim yöntemlerinden anlıyor.

Diğer bir örneği de İsrail ve ABD gösteriyorlar: karar alma merkezlerinin ve düşman elebaşılarının yok edilmesi. Bu seçenekte, Rusya’ya düşman bütün güçlerin liderleri, uyruklarına bakılmaksızın, vurma menzilimize girer girmez hedef alınmalıdır. Bu meyanda kendimizi aldatmamalıyız; esas karar alma merkezleri Ukrayna sınırlarının dışındadır. Almanya’daki meşum Amerikan askeri varlığı, esas olarak, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin hedeflerini tayin eden ve operasyonel eylemlerini yöneten bilişimcilerden oluşmaktadır. Batıda eğitilmiş Ukraynalı gazeteciler, yabancı küratörlerin rehberliği altında, Ukrayna’nın toplumsal bilincinde Ruslara karşı nefreti körüklüyorlar; terörize edilmiş öğretmenler ise NATO ülkelerinde yazılmış ders kitapları ve müfredat kılavuzları doğrultusunda Rus düşmanlığını büyütüyorlar. Bize karşı savaşı planlayan ve yönlendiren inanmış rusofoblar ile zorla seferber edilmiş, ahmaklaştırılmış, korkutulmuş ve boğazlanmaya gönderilmiş Rus insanlarının oluşturduğu dağınık sürüye karşı farklı tutumlar takınmak gerek. İnsan kendisine vuran değneği değil onu idare eden kafayı ısırmalı.

Üçüncü seçenek, düşmanın enformasyon teknolojileri ve iletişim sistemlerindeki üstünlüğünü nötralize etmek için elimizdeki etkili silahların kullanılmasıdır. Bu, karadaki ve deniz dibindeki iletişim hatlarının kesilmesini, veri merkezlerinin çalışmasının tahrip edilmesini, düşmanın uçan istihbarat ve keşif cihazlarının ülke menşeine bakılmaksızın vurma menzilimizde imha edilmesini, düşmanın telekomünikasyonunun temelini teşkil eden meşum Starlink grubu da dahil olmak üzere uydu bağlantılarının devre dışı bırakılmasını içerebilir. Amerikalı ve Britanyalı hedef belirleyicilerden, planlamacılardan ve analistlerden yoksun kalacak Ukrayna silahlı kuvvetleri kör olacak ve sistematik muharebe harekatı düzenleme kabiliyetini kaybedecektir. Bunun için gerekli silahlar tam olarak konvansiyonel olmayabilir. Ama ABD, füzeleri ve dronları Rusya’yı vurmak için yönlendirmek üzere kendi kozmik sistemlerini zaten sunuyor ve böylelikle, uluslararası yükümlülüklerini ihlal ederek, bize karşı askeri eylemler için uzayı da fiilen kullanıyor.

Burada, kimi pervasız kafaların ve keza uzmanlarımız ve medya grupları arasındaki herkes tarafından bilinen batı nüfuzu ajanlarının boyuna çağrısını yapıp durdukları, Ukrayna topraklarındaki hedeflerin vurulması için nükleer silahların kullanılması seçeneğini mülahaza ediyor değiliz. Belki de bu provokasyonlar, düşmanın Ukrayna’ya benzer imha vasıtaları yahut bunların üretilmesi için teknolojiler sağlamasını haklı çıkarmak için yapılıyordur. Ukrayna topraklarında nükleer enerji tesisleri bulunduğunu ve bunun için de yeterince kalifiye mühendisler ve bilim insanlarının çalışmakta olduğunu unutmayalım. Belli ki Rus Dünyasının düşmanları, bu dünyanın nükleer bir iç savaşta yok olması için can atıyorlar.

NATO’nun içeriden çökertilmesi ve AB ülkelerinde aklıselim sahibi, sorumlu ve kendi devletlerinin milli menfaatlerini savunan insanların iktidara getirilmesi seçeneğini mülahaza ediyor da değiliz. Başka ülkelerin iç işlerine müdahale, uluslararası hukuk tarafından engellenir. Ancak müdahalesizlik de, birçok sosyalizm-sonrası ülkede ve bir dizi post-Sovyet cumhuriyetinde yeterince açıklıkla görüldüğü gibi, taraftarlarımıza karşı baskı ve Rus nüfununa karşı soykırıma yol açıyor. Bu yolu seçerken, AB ve NATO’da milli egemenliğe sahip hiçbir devlet olmadığını akılda tutmak gerekir. Bunların Avrupalı üyelerini, Amerikan istihbaratının ve ABD’den kontrol edilen medyanın manipüle ettiği sorumsuz bir Avrupa bürokrasisi yönetiyor. “Derin devletin” iktidar organlarını ezme stratejisine devam ettiği ABD dahil batı ülkelerinin iktidardaki elitlerinin çekirdeğini teşkil eden büyük sermaye ve mali oligarşiden ise bahsetmeye bile gerek yok.

Bu makalenin başına dönersek, küresel ekonomik ve teknolojik yapıların barışçıl yer değiştirmesi umutlarının gerçekleşmediğini kabul etmeliyiz. Bugün artık son bulmakta olan yüzyıllık sistemik sermaye birikim döngüsü boyunca dominant olmuş bir ülkenin iktidardaki eliti, tıpkı daha önce olduğu gibi, bir dünya savaşı başlattı. Bu savaş, tıpkı geçtiğimiz yüzyıl 1930’lardaki büyük depresyon veya 1970 ve 1980’lerdeki resesyon dönemlerinde olduğu gibi, yeni teknolojik yapının üretiminin ve bu temelde ekonominin modernizasyonunun hızlandırılmış gelişmesi karşısında ekonomik aktivitedeki düşüşün üstesinden gelinmesinin vasıtası olarak hizmet ediyor.

Öyle görünüyor ki batı ülkelerindeki liberal-demokratik yönetim modeli, yeni bir uzun ekonomik dalgaya binmek üzere yeni bir teknolojik yapıya geçiş için kaynakların mobilizasyonunu savaş-dışı yollarla sağlamayı başaramıyor. Bizse her halükarda bu noktadan yola çıkmalıyız ve bir yanda dünya ekonomisindeki yapısal değişikliklerin objektif yasalarının, diğer yanda ise bize karşı NATO’da birleşmiş olan batı ülkelerinin yeni bir savaşına yol açmış bulunan sübjektif sosyal ve psikoloji faktörlerin karşılıklı çatışan etkileşimini tespit etmeliyiz.

Yürütülen para-kredi siyasetinin neden olduğu teknolojik geri kalmışlığımızı da hesaba katarsak, bu savaşta zamanın bizden yana olduğunu düşünmek saflık olur. Yeni teknolojik yapıya geçmek için en uygun dönemi kaçırmış bulunuyoruz; enerji kaynakları ve diğer hammadde emtiasından elde edilen ve bir trilyon doların üzerindeki kısmı dost-olmayan ülkelerde kalan süper kârı da bunun için kullanamadık. Onlar şimdiden bu yapının yükseliş fazına girdiler ve bize karşı savaşı da yeni teknolojileri geliştirmek, bunlara olan talebi teşvik etmek için kullanıyorlar. Bize karşı savaşın her bir günü, bu savaşın başlıca kundaklayıcılarının (ABD ve NATO yönetimin gerçek siyasetini yönlendiren bilişimci teknokratlar) kudretini artırıyor. Batı ülkelerinin gücünün bize karşı savaşta tükeneceğini sanmak yanlıştır. AB’de geleneksel sektörlerin ve eski üretimlerin durumu kötüleşiyor, ancak Amerikan bilişim devleri bu savaştan kazanç sağlıyor.

Yürütülmekte olan para-kredi siyaseti çerçevesinde ülkede bulunan kaynakların zafere erişmek için seferber edilmesi mümkün değildir; bunun sonucu, dış ticari ilişkilerimizde eşitsizlik de büyüyor. Parça ve teçhizat ithalatı için gitgide daha çok ödeme yapmak gerekiyor. Reel sektörden mali sektöre sermaye çıkışı artıyor, yurtdışına sermaye ihracı da devam ediyor. Bunun sonucu olarak yatırım aktivitesi düşüyor ve teknolojik geri kalmışlık büyüyor, bilimsel-teknik potansiyelimiz değersizleşiyor. Hiçbir şekilde mazur görülemeyecek sert ve ilkel para-kredi siyaseti yüzünden iş faaliyetlerinin bloke edilmesi, savunma kabiliyetimizi de olumsuz etkiliyor.

Dost olmayan ülkelerin iktidardaki elitinde, Ukrayna’da yürütülen savaşın onları güçlendirdiği bizi ise yıprattığı görüşü hasıl oluyor. Bu da onların saldırganlığını körüklüyor. Bu saldırganlığı söndürmek için, öncelikle, yukarıda söylendiği gibi, Rusya’ya karşı savaş suçlarında ve Ukrayna’daki Rus nüfusunun soykırımında suçluları cezalandırmak şarttır. Ve ikincisi, yeni küresel ekonomik düzen kurumlarını esas alarak çağdaş bir yönetim sistemini kurmak yoluyla yeni teknolojik yapı temelinde ileri bir ekonomik kalkınma siyasetine geçmek gereklidir. Bu konuda, serinin diğer makalelerinde birçok şey söylenmişti.

Ama diğer taraftan, İran körfezindeki savaşın yol açtığı enerji krizinin halihazırdaki devasa türev balonunu ve dolara dayalı mali sistemin çöküşünü tetikleyeceği umuduyla hiçbir şeyi değiştirmeyebiliriz de. Bunun nasıl olacağını dizinin diğer bölümlerinde ele alacağız. Ama bu “devekuşu pozisyonu”, Rus Dünyasını kurtarmak için zaruri olan ve önerdiğimiz ileri ekonomik kalkınma stratejisine geçmeden mümkün olamayacak zaferi kazanmamıza izin vermeyecek.

[1] Dostoyevski, malum. İgor Danilevski, tarihçi (1953 doğumlu); Aleksandr Prohanov tarihçi ve yazar (1938 doğumlu); Nataliya Naroçnitskaya tarihçi (1948 doğumlu).

[2] Anatoliy Fomenko, 1945 doğumlu; Anatoliy Klyosov (1946 doğumlu).

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English