Amerika
Thiel, Papa ve Obama’yı “felaket tellallığı” ile suçladı

Peter Thiel, eski Başkan Barack Obama ve Papa XIV. Leo’nun, sırf “kendi popülerliklerini artırmak” amacıyla yapay zeka konusunda halkın korkularını körüklediklerini savundu.
POLITICO’nun elde ettiği yeni “Deccal” derslerinde Thiel, teknolojinin ilerlemesini durdurduğunu ve regülasyona dayalı bir “tek dünya hükümeti”ni savunduğunu düşündüğü Deccal hakkında uyarıda bulunurken bu iki lideri özellikle hedef aldı.
Thiel’in Nashville’de yaptığı konuşmada, “Birçok kişi, yapay zekanın siyasi açıdan popüler olmadığını biliyor ve bunu kendi popülerliklerini artırmak için kullanmak istiyor” dediği bildirildi.
Thiel şöyle devam etti:
“Hem Obama hem de papa bu kategoriye giriyor. Obama, Demokratların hiçbir fikri olmadığını biliyor; fakat en azından yapay zekaya karşı çıkabilirler.”
Obama, geçtiğimiz günlerde Demokratlara yapay zekanın düzenlenmesine yönelik kapsamlı bir yaklaşım geliştirme çağrısında bulunmuştu.
Thiel, Leo’nun yapay zeka konusundaki ilk genelgesine (“Magnifica Humanitas”) atıfta bulunarak, “Kilisenin çocuklara yönelik cinsel istismar skandallarından dikkati başka yöne çekmek için siyasi açıdan popüler bir konuya ihtiyacı vardı ve bunu yapay zekada buldu,” dedi.
Papa konusunda tam olarak şunları söyledi:
“Yapay zeka, geç moderniteye en büyük tehdidi. Papa bunun farkında. İşte bu yüzden ilk genelgesini yazdı… Kilisenin çocuk cinsel istismarı skandallarından dikkatleri başka yöne çekmek için siyasi açıdan popüler bir konuya ihtiyacı vardı ve bunu yapay zekada buldu.”
Son aylarda Papa Leo, yapay zekaya karşı saldırıya geçti. Katolik dünyasının lideri, kısa süre önce bu teknolojinin insanlığı tehlikeye atabilecek bir “makineler cenneti” yaratabileceğini söyledi.
Thiel’in Katolik Kilisesi ile ilişkisi oldukça sorunlu. Bu bahar, büyük ölçüde Thiel’in daha önce verdiği “Deccal” konulu konferanslara tepki olarak, Vatikan danışmanı Rahip Paolo Benanti, “Amerikan Sapkınlığı: Peter Thiel’i Yakmalı mıyız?” başlıklı bir makale kaleme almıştı.
Derslerde Thiel, tanıdık teknoloji tartışmalarını dini terimlerle ele aldı.
Örneğin Matta 24:24’e atıfta bulunan yatırımcı şunları aktardı:
“Çünkü sahte mesihler ve sahte peygamberler ortaya çıkacak ve büyük mucizeler ve harikalar gösterecekler; mümkünse, seçilmişleri bile aldatmak için.”
Bu ayetle ilgili olarak Nashville’de şu soruyu sordu: “Peki ya Deccal’ın psikolojisi ne olacak? Kendisini Mesih olarak görüyor olabilir mi?”
Nashville’deki konferanslarında ayrıca, 2. Selanikliler mektubunda geçen ve Deccal’in gelişini ve iktidara yükselişini engelleyen “Katechon” fikrini de derinlemesine ele aldı.
Tarih boyunca Katechon rolünü kısa süreliğine üstlenmiş olabilecek kişiler arasında Şarlman ve Klemens von Metternich de dahildi.
Thiel, “Eğer anti-komünizm, komünist tek dünya devleti kurmaya çalışan komünistleri engelleyen Katechon ise, o zaman neoliberalizm, komünistlerin kalmadığı bir dünyada anti-komünizmdir,” dedi.
Thiel, hem San Francisco’da hem de Nashville’de ilk konferansının önemli bir bölümünü “efektif altruizm”i ele alarak geçirdi.
Bu ideoloji, insanların her zaman türün varoluşsal riskini en aza indirgemek ve uzun vadeli olumlu etkileri en üst düzeye çıkarmak için hareket etmesi gerektiği kavramına dayanıyor.
Pek çok etkili altruist ve bu akıma yakın grup San Francisco’da bulunuyor ve yapay zeka araştırmaları üzerinde çalışıyor.
Nashville’de ise Thiel, bu kişilerin fikirlerini eleştirdi. Bu durum, son zamanlardaki yapay zeka güvenliği tartışmalarının büyük bir kısmını onların domine ettiği gerçeğini yansıtıyor ve Thiel’in bu grubun etkisini artırmasından endişe duyduğunu gösteriyor.
Thiel şunları söyledi:
“[Efektif altruistlerin] stratejisinin işe yaramasının nedenlerinden biri, elbette, kıyametin geri alınmasının imkansız olması. Elinizde sadece tek bir gezegen var. Bu konuda Greta [Thunberg] bile haklıydı. … Dolayısıyla riskleri öylece göz ardı edemezsiniz. Ama şunu da ciddiye almak gerekir ki, tüm tehlikeli bilimsel çalışmaları durdurma gücüne sahip, neredeyse totaliter bir tek dünya hükümeti kurduğunuzda, bunu ortadan kaldırmak da kolay olmayacaktır… İnsanlık tarihinde, bu küresel hapishane müdürünün gücünden kendi isteğiyle vazgeçeceğini gösteren hiçbir örnek yok. Efektif altruist ideoloji, yapay zeka üzerine çalışan insanların önemli bir kısmının beynini yıkamıştır.”
Thiel’in 28 Eylül’de ve Pazartesi günü verdiği konferanslarda dile getirdiği yorumlar, bu muhafazakâr teknoloji milyarderinin zaman içinde değişen siyasi öncelikleri hakkında nadir bir bakış açısı sunuyor.
Thiel’in regülasyonlara karşı tutumu yeni değil. Bu görüş, Silikon Vadisi’ndeki risk sermayedarları arasında yaygın olarak paylaşılıyor.
Thiel’in muhafazakâr teknoloji sektöründeki arkadaşlarından farkı, siyasi anlaşmazlıkları dini terimlerle ele alma kararı alırken, aynı zamanda Katolik Kilisesi’nin liderine de saldırması.
Bu değişim, siyaset dünyasında bir etki yaratabilir. Thiel, Başkan Donald Trump’ın ilk destekçilerinden biriydi ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in risk sermayesi dünyasından siyasete girişinde önemli bir finansal destekçiydi.
POLITICO, Thiel’in kiliseye yönelik saldırılarının, Katolikliğe bağlanan Vance için işleri zorlaştırabileceğine dikkat çekti.
2028 başkanlık seçimleri için pozisyon almaya çalışan Demokratlar, Vance’i milyarder yatırımcıyla olan bağları nedeniyle şimdiden hedef almaya başladı.
Amerika
Şirketler Venezuela petrolü için eski ABD bürokratlarını topluyor

Washington Post’un haberine göre Venezuela petrol sektörünün Washington’ın denetimine girmesiyle birlikte şirketler, temasları ve mevzuat bilgileri nedeniyle Trump yönetiminin eski çalışanlarını istihdam etmeye başladı. Donald Trump, Karakas yönetimiyle 65 milyar varili aşkın rezervi kapsayan tarihi bir petrol anlaşması yapıldığını duyurdu.
ABD yönetiminde görev yapmış olmak, Venezuela enerji sektöründeki yeni kazanç arayışında kapıları açan en değerli unsurlardan biri haline geldi.
Uzun süredir kriz yaşayan Venezuela petrol sektörünün Washington’ın kayda değer ölçüde denetimine girmesinin ardından yatırımcılar, ülkeye yönelik politikaları yakından tanıyan ve resmi temasları olan eski hükümet yetkililerini kadrolarına katıyor.
The Washington Post’un (WP) haberine göre enerji şirketleri ve yatırımcılar, Donald Trump yönetiminde çalışmış eski bürokratları istihdam etmeye başladı.
Eski yetkililer özel sektöre geçiyor
Eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Batı Yarımküre Kıdemli Direktörü Michael Jensen, bu isimler arasında öne çıkıyor.
Jensen, mayıs ayında yönetimdeki görevinden ayrılmasından yalnızca üç gün sonra kripto para milyarderi Fred Ehrsam ile birlikte Venezuela’ya gitti.
Jensen, 1 Haziran itibarıyla Ehrsam tarafından kurulan Primavera adlı enerji şirketinde operasyon direktörü olarak çalışıyor.
Primavera, geçen ay Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA ile üretim anlaşmaları imzaladı.
Eski bir diğer hükümet çalışanı Brittany Caelm ise ağustos ayında Beyaz Saray Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyi’ndeki görevinden ayrılarak Sable Offshore şirketine geçti.
WP ve Financial Times’ın aktardığı haberlere göre şirket, petrol sahalarının işletilmesi konusunda Venezuela hükümetiyle müzakereler yürütüyor.
Dışişleri Bakanlığı eski danışmanlarından Micah Thomas Ketchel de yönetimden ayrılmasının ardından lobi şirketi Ballard Partners bünyesine katılarak Venezuela dosyası üzerinde çalışmaya başladı.
ABD yasaları eski yetkililerin kamudan ayrıldıktan sonraki faaliyetlerine çeşitli kısıtlamalar getiriyor.
Şirket temsilcileri Jensen, Caelm ve Ketchel’in etik hukukçularına danıştığını ve yürürlükteki kurallara uyduğunu açıkladı.
Eski Beyaz Saray Etik Başhukuk Müşaviri Richard Painter da Jensen’ın özel sektöre geçişinin, söz konusu kısıtlamalara uyulduğu sürece yasaları ihlal etmediğini belirtti.
Trump’tan petrol sahaları için dev anlaşma açıklaması
Ocak ayında, seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılarak alıkonulmaısnın ardından ABD Başkanı Donald Trump, ağır petrol üretimini ve ABD rafinerilerine sevkiyatı artırmak amacıyla Amerikan petrol şirketlerine Venezuela’ya yatırım yapma çağrısında bulunmuştu.
Şirketler bu çağrının öncesinde güvenlik garantileri ile ülkedeki yasal ve ticari mevzuatta değişiklik talep etmişti.
Maduro ve eşi, ocak ayında düzenlenen bir ABD operasyonuyla kaçırılarak ABD’ye götürülmüştü. Venezuela makamları yaşananları askeri saldırı olarak nitelendirmiş ve yaklaşık 100 kişinin öldüğünü açıklamıştı.
ABD’de Maduro’nun yargılandığı davada ocak ve mart aylarında iki duruşma yapıldı; Maduro duruşmalarda suçsuz olduğunu savundu.
Karakas ile Washington arasındaki yakınlaşmayla birlikte Amerikan petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela’daki faaliyetlerini genişletme hazırlıklarına hız verdi.
The Wall Street Journal (WSJ), 28 Ağustos’ta şirketlerin milyarlarca dolarlık yatırım anlaşmalarına imza atmaya yakın olduğunu yazdı.
Ülkede faaliyetini sürdüren tek büyük Amerikan petrol şirketi Chevron, iki ağır petrol sahasını daha devralmayı değerlendirirken Halliburton ekipman tedariki için temaslarda yer aldı.
Trump yönetimi bu süreçte Venezuela’nın en verimli petrol sahalarına doğrudan erişim konusunu da ele aldı.
WSJ’ye göre bu görüşmeler, kanıtlanmış toplam rezervi yaklaşık 90 milyar varil olan 17 petrol sahasını kapsıyordu.
Trump, 29 Ağustos’ta Venezuela ile bir mutabakata varıldığını duyurdu.
Trump, anlaşmanın ülkedeki 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin ABD denetimine geçmesini öngördüğünü belirterek “ABD, Venezuela ile dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını az önce imzaladı” dedi.
Amerika
Brezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?

Brezilya’da ikinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.
Micaela Ovelar, São Paulo
Brezilya’da cumhurbaşkanlığı seçimi, Liberal Parti (PL) Senatörü Flávio Bolsonaro ile İşçi Partisi (PT) mensubu Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva arasında yapılacak ikinci turda karara bağlanacak. Tüm oy verme makinelerindeki oyların sayılmasıyla birlikte Bolsonaro, 4 Ekim’de yapılan ilk turu geçerli oyların yüzde 47,03’ünü alarak tamamladı ve yüzde 45,16 oy alan Lula’nın önüne geçti. Hiçbir aday seçimi ilk turda kazanmak için gereken çoğunluğu sağlayamadığından, iki aday 25 Ekim’de ikinci turda karşı karşıya gelecek.
Bolsonaro 56 milyon 104 bin 503 oy alırken Lula 53 milyon 879 bin 538 oyda kaldı. İki aday arasındaki fark 2 milyon 224 bin 965 oy, yani yaklaşık 1,87 yüzde puan oldu. Böylece Bolsonaro, ikinci tura ilk turun birincisi olarak giriyor.
Seçimlerde yasama organı üyeleri ve eyalet valilerinin büyük bölümü de belirlendi. Brezilya’nın en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti São Paulo’da Vali Tarcísio de Freitas (Republicanos), ilk turda yeniden seçilmeyi başardı. Ülke genelinde 20 eyalette valilik seçimleri ikinci tura kalmadan sonuçlandı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçları
Önde gelen iki aday, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanılan geçerli oyların toplam yüzde 92,19’unu aldı. Diğer adaylar ise oyların yüzde 7,81’ini paylaştı.
Avante partisinden Augusto Cury, yaklaşık yüzde 2,89 oyla (3 milyon 448 bin 569) üçüncü sırada yer aldı. Onu yüzde 2,24 (2 milyon 675 bin 887) oyla Missão partisinden Renan Santos ve yüzde 2,18 (2 milyon 605 bin 148) oyla Sosyal Demokrat Parti’den (PSD) Ronaldo Caiado izledi. Novo partisinden Romeu Zema ise yüzde 0,27 (326 bin 488) oy aldı. Bu adayların hiçbiri ikinci tura kalamadı.
Cury ve Santos daha sonra ikinci tura kalan iki adaydan hiçbirini desteklemeyeceklerini açıkladı. Ancak bu açıklamalar, destekçilerinin 25 Ekim’de nasıl oy kullanacağını belirlemiyor. Elenen adaylara verilen oyların otomatik olarak Bolsonaro’ya veya Lula’ya aktarılacağı varsayılamaz.
Kesinleşen oy sayımı, seçim öncesindeki son anketlerden de farklı bir tablo ortaya koydu. Söz konusu anketlerde Lula yüzde 45, Bolsonaro ise yüzde 42 oyla gösteriliyordu. Seçim sonuçlarında ise Bolsonaro küçük bir farkla öne geçti.
Oyların coğrafi dağılımı, Lula’nın ülkenin kuzeydoğusunda önde olduğunu, Bolsonaro’nun ise güneydeki üç eyalette, Paraná, Santa Catarina ve Rio Grande do Sul’da üstünlük sağladığını gösterdi. Ülke genelinde Bolsonaro 14 eyalette ve Federal Bölge’de, Lula ise 12 eyalette ilk sırada yer aldı. Ancak bu sonuçlar, eyaletlerdeki zaferlere ayrı ayrı seçici kurul oyları kazandırmıyor; bütün oylar ülke çapındaki tek bir cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.
Seçim sistemi nasıl işliyor?
Brezilya’da cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı, iki turlu seçim sistemiyle ortak bir aday listesi üzerinden seçiliyor. Bir aday listesinin ilk turda kazanabilmesi için geçerli oyların yarısından fazlasını alması gerekiyor. Boş ve geçersiz oylar bu hesaplamaya dahil edilmiyor. Hiçbir aday bu eşiği aşamazsa en fazla oy alan iki aday ikinci tura kalıyor.
4 Ekim’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığının yanı sıra eyalet valilikleri, Temsilciler Meclisi, Senato ve eyalet ya da Federal Bölge yasama organları için de oy kullanıldı. Temsilciler Meclisi’nin 513 sandalyesinin tamamı ve 81 sandalyeli Senato’nun 54 sandalyesi için seçim yapıldı. Senato üyelerinin üçte ikisinin yenilendiği seçimlerde, her eyalette ve Federal Bölge’de seçmenler iki farklı senatör adayı için oy kullandı.
Brezilya topraklarında oy verme işlemi Brasília saatiyle 17.00’de sona erdi. Bunun ardından seçim yetkilileri oy sayım sonuçlarını yayımladı. Portekizce kısaltması TSE olan Yüksek Seçim Mahkemesi, sonuçları resmî seçim sonuçları internet sitesi ve mobil uygulaması üzerinden kamuoyuyla paylaşıyor.
25 Ekim’de yapılacak ikinci turda cumhurbaşkanlığının yanı sıra ikinci tur gerektiren eyalet valiliği seçimleri de sonuçlanacak. Yasama organı seçimleri ise ilk turdaki oylarla belirleniyor ve ikinci tura taşınmıyor.
Seçime katılım ve sandığa gitmeyenler
Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 125,3 milyon kişi oy kullandı. Bu sayı, yüzde 78,92’lik bir katılım oranına karşılık geliyor. Yaklaşık 33,5 milyon kayıtlı seçmen sandığa gitmedi ve seçime katılmama oranı yüzde 21,08 olarak gerçekleşti.
Oy sayımında ayrıca yaklaşık 2,3 milyon boş oy ve 3,67 milyon geçersiz oy kaydedildi. Bu iki kategori birlikte kullanılan oyların yaklaşık yüzde 4,77’sini oluşturdu. Böylece cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 119,3 milyon geçerli oy kullanılmış oldu. Bolsonaro’nun yüzde 47,03’lük ve Lula’nın yüzde 45,16’lık oy oranları, kullanılan bütün oylar ya da kayıtlı seçmenlerin tamamı üzerinden değil, bu geçerli oy toplamı üzerinden hesaplanıyor.
Sandığa gitmemek, boş veya geçersiz oy kullanmaktan farklıdır. Sandığa gitmeyen seçmen oy kullanmamıştır. Boş veya geçersiz oy veren seçmen ise seçime katılmış, ancak herhangi bir aday lehine geçerli bir tercih yapmamıştır. Bu iki gruptaki seçmenlerin de otomatik olarak kararsız seçmen şeklinde tanımlanmaması gerekir.
4 Ekim’de oy kullanmayan seçmenler, ikinci turda yeniden sandığa gitme fırsatına sahip olacak. Ancak ilk tur sonuçları, bu seçmenlerden kaçının ikinci turda oy kullanacağını veya hangi adayı tercih edeceğini ortaya koymuyor.
São Paulo ve eyaletlerdeki sonuçlar
São Paulo, seçime yaklaşık 34,1 milyon kayıtlı seçmenle girdi. Bu sayı, Brezilya’daki toplam seçmenlerin yaklaşık yüzde 21,5’ine karşılık geliyor. Ülkenin en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti olan São Paulo, Rio de Janeiro, Minas Gerais ve Espírito Santo ile birlikte Güneydoğu bölgesini oluşturuyor. Ulusal seçmen kitlesi içindeki ağırlığı, São Paulo’yu cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde özellikle önemli hale getiriyor.
Eyaletteki valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Republicanos partisinden Tarcísio de Freitas, geçerli oyların yaklaşık yüzde 63’ünü (14 milyon 491 bin 874) alarak yeniden vali seçildi. De Freitas, İşçi Partisi’nin (PT) adayı Fernando Haddad’ı (8 milyon 423 bin 656 oy) geride bıraktı. İki aday arasındaki fark yaklaşık 26 yüzde puan oldu.
Brezilya genelinde 4 Ekim’de 20 eyalette valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Bu, 1994’ten bu yana yapılan seçimlerde ilk turda sonuçlanan en yüksek valilik seçimi sayısı oldu. Böylece 2022’de ilk turda sonuçlanan 15 valilik seçimi ve daha önce 2010’da kaydedilen 18 seçimlik rekor geride bırakıldı.
İlk turda kazanan diğer adaylar arasında Minas Gerais’te Cleitinho Azevedo, Paraná’da Sérgio Moro ve Rio Grande do Sul’da Luciano Zucco yer aldı. İşçi Partili mevcut valiler Jerônimo Rodrigues, Elmano de Freitas ve Rafael Fonteles de sırasıyla Bahia, Ceará ve Piauí eyaletlerinde yeniden seçilmeyi başardı.
Altı bölgede valilik seçiminin ikinci tura kaldığı kesinleşti: Acre, Amazonas, Espírito Santo, Rio Grande do Norte, Tocantins ve Federal Bölge.
Rio de Janeiro’daki durum
Rio de Janeiro’da Douglas Ruas yüzde 49,27, Eduardo Paes ise yüzde 42,76 oy aldı. Anthony Garotinho’nun, adaylığının reddedilmesine ilişkin itirazını geri çekmesi, geçerli oy hesabına hangi oyların dahil edileceğini değiştirebilir. Bu durum Ruas’ın oy oranını ilk turda kazanmak için gereken eşiğin üzerine çıkarabilir.
Rio de Janeiro’daki seçim henüz kesinleşmiş değil. Çünkü seçim makamlarının vereceği bir karar, toplam geçerli oy sayısını etkileyebilir. Seçim yetkililerinin resmî işlem yapması gerektiğinden, yarışın ilk turda sonuçlandığı henüz söylenemiyor.
Bununla birlikte, seçim yargısının, Bolsonaro’nun partisi PL’nin de adayı olan Douglas Ruas’ın ilk turda kazandığını ilan etmesi oldukça muhtemel görünüyor.
Yurt dışındaki Brezilyalı seçmenler
TSE verilerine göre, yurt dışında kayıtlı Brezilyalı seçmenler de cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı. 186 şehirde yaklaşık 341 bin 800 kişi oy kullandı. Yurt dışında oy kullanma hakkına sahip seçmen sayısı ise yaklaşık 916 bin 500’dü.
Ülke genelindeki sonucun aksine, yurt dışındaki oy sayımında Lula öne çıktı. Lula 157 bin 387 oyla yurt dışında kullanılan geçerli oyların yüzde 47,57’sini alırken Bolsonaro yaklaşık 143 bin 900 oyla yüzde 43,49’da kaldı. Lula 64 ülkede, Bolsonaro ise 37 ülkede birinci sırada yer aldı.
Oyların dağılımı ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterdi. Bolsonaro, ABD’de yüzde 61,10, Japonya’da ise yüzde 71,76 oy aldı. Lula ise Portekiz’de yüzde 52,45, Arjantin’de yüzde 64,44, Kanada’da yüzde 57,75 ve Almanya’da yüzde 71,93 oyla öne geçti.
Yurt dışında kullanılan oylar ayrı bir seçim olarak değerlendirilmek yerine, ülke genelindeki cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.
Brezilya, ilk turda Bolsonaro’nun önde tamamladığı seçimlerin ardından 25 Ekim’de yapılacak ikinci tura hazırlanıyor. Ancak cumhurbaşkanlığını kimin kazanacağı henüz belli değil. İkinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.
Amerika
Trump İran füzesi üzerinden Los Angeles ve San Diego sözlerini yineledi

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Los Angeles ve San Diego’yu hedef alabileceğine ilişkin ifadelerini Teksas’taki mitinginde yineleyerek böyle bir senaryoya izin vermeyeceklerini savundu. Eyalet yöneticileri Trump’ın görevden alınması için anayasal süreç çağrısı yaparken Beyaz Saray açıklamaların arkasında durdu.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef alabileceği yönündeki sözlerini Teksas’taki seçim mitinginde yineledi. Trump, böylesi bir senaryonun gerçekleşmesine izin vermeyeceklerini savundu.
San Antonio kentindeki mitingde konuşan Trump, “Travma mı görmek istiyorsunuz? Sorun mu görmek istiyorsunuz? Geçen gün de söyledim, bırakın gelirken San Diego’ya ya da Los Angeles’a bir füze atsınlar. Bir korku filmi mi görmek istiyorsunuz? Bırakın San Diego’yu vursunlar. Bırakın Los Angeles’ı vursunlar” dedi.
Trump sözlerini, “Kötü şeylerin yaşandığını mı görmek istiyorsunuz? Bir ülkenin serbest düşüşe geçtiğini mi görmek istiyorsunuz? Bunun olmasına izin vermeyeceğiz” diye sürdürdü.
Kaliforniyalı yöneticilerden sert tepki geldi
Trump, pazartesi günü Nebraska’daki seçim etkinliğinde İran’ın Los Angeles ve San Diego’yu “yok edebileceğini” öne sürmüş, bu açıklamalar Kaliforniya eyaletindeki yöneticilerin tepkisini çekmişti.
Demokrat Partili Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, The Hill’e yaptığı açıklamada Trump’ın “akıl hastası” olduğunu ileri sürerek ABD Anayasası’nın 25. Ek Maddesi’nin işletilmesi çağrısında bulundu.
Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass sözleri “tehlikeli ve güvenliğimizi tehlikeye atabilecek nitelikte” diye nitelerken, San Diego Belediye Başkanı Todd Gloria kentin “ikincil hasar olmadığını” belirtti.
Beyaz Saray eleştirileri reddetti
Beyaz Saray yönetimi ise açıklamalara yönelik tepkilere karşı çıktı. Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, X hesabından yaptığı paylaşımda medyadaki tepkilerin gerçeği yansıtmadığını savundu.
Cheung, “Başkan Trump nükleer silaha sahip bir İran durdurulmasaydı ABD kentlerinin tehdit altında kalacağını açıkça ifade etti. Başkan sayesinde Amerika daha güvenli bir yer. İran’ın nükleer gücü, donanması, hava kuvvetleri ve parası yok” değerlendirmesinde bulundu.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya1 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı










