Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD barış planı kapsamında Rus gazının Avrupa’ya dönüşünü önerdi

Yayınlanma

ABD yönetiminin Ukrayna’daki savaşı bitirmeye yönelik yeni barış planında, Avrupa’nın Ukrayna üzerinden Rus doğalgazı alımına yeniden başlaması öngörüldü. Müzakerelerde Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın taşıdığı teklifin bir parçasını da hasar gören su altı boru hatlarının devreye alınması ve Rus gazı ihracatından pay alma planı oluşturuyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye yönelik yeni barış planı, Avrupa’nın Rusya’dan yüksek hacimli doğalgaz alımına yeniden başlamasını öngörüyor.

The New York Times gazetesinin müzakere sürecine yakın kaynaklara dayandırdığı habere göre Washington, Rus gazını Avrupa’ya taşıyan Ukrayna’daki boru hatlarının tekrar işletmeye alınmasını teklif etti.

Haberde, Amerikalı yetkililerin bu adımı Moskova’yı çatışmayı bitirmeye teşvik edecek bir araç olarak sunduğu aktarıldı.

ABD Başkanının Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner’ın, Ukrayna ve Avrupalı yetkililerle yaptıkları görüşmelerde bu öneriyi gündeme getirdiği, konunun geçen ay Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de ele alındığı kaydedildi.

Washington su altı boru hattını da değerlendiriyor

Amerikan yönetiminin su altı boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesi seçeneğini de masada tuttuğu belirtildi. Gazeteye konuşan bir kaynak, olası bir barış mutabakatı halinde bu adımı kolay erişilebilir bir fırsat olarak nitelendirdi.

Müzakerecilere göre Rusya’nın Avrupa’ya gaz ihracatına tekrar izin verilmesi, Kushner ve Witkoff’un ele aldığı uzun vadeli bir planı oluşturuyor.

Temsilciler bu ihracatı; Rusya-NATO ilişkilerinin geleceğini, Ukrayna için güvenlik garantilerini ve toprak düzenlemelerini kapsayan geniş bir uzlaşının parçası ve ekonomik teşvik unsuru olarak görüyor.

Görüşmelere yakın çevreler, bazı Avrupalı ve Ukraynalı yetkililerin Washington’ın Rus gazı ihracatından pay almaya çalışacağını düşündüğünü aktardı.

Bu yaklaşıma göre ABD yönetimi, Amerikan şirketlerine veya federal bütçeye kardan pay sağlamayı hedefliyor.

Kuzey Akım için yatırımcı arayışı

Üst düzey Rus ve Amerikalı temsilcilerin Kuzey Akım boru hatlarına ABD’den yatırımcı çekilmesi konusunu da görüştüğü, Reuters tarafından bu ay beş kaynağa dayandırılarak duyurulmuştu.

The New York Times, ekim başında yayımladığı haberde iki ülke arasındaki Ukrayna müzakerelerinin genişlediğini ve milyarlarca dolarlık bir petrol anlaşmasını da kapsadığını yazmıştı.

Söz konusu müzakerelerin Lukoil’in Doğu Avrupa’daki rafinerilerini, ABD’deki akaryakıt istasyonlarını, petrol sahalarını ve rafinerilerini içeren yurt dışı varlıklarını kapsadığı belirtildi.

Gazete, Washington’ın bu anlaşmayı Ukrayna’daki çatışma bitmeden imzalamayı önerdiğini aktardı.

Üç kaynağın anlatımına göre petrol anlaşması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in eylül ayında Witkoff ve Kushner ile yaptığı görüşmede de gündeme geldi.

Potansiyel katılımcılar arasında ABD’li finansçı Todd Boehly ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’dan iş insanlarının isimleri geçti.

Bir ABD hükümet yetkilisi, Witkoff ve Kushner’ın federal yatırımların mali koşullarının belirlenmesine doğrudan katıldığını açıkladı.

Öte yandan Rusya’da 20 yılı aşkın süre iş yapan ABD’li yatırımcı Stephen Lynch, Kasım 2024’te Washington’dan lisans talebinde bulunmuştu.

The Wall Street Journal gazetesine göre Lynch, açık artırmaya çıkarılması halinde Kuzey Akım 2 boru hattını satın alma ihalesine girmek istiyor.

Monte Valle Partners şirketinin kurucusu olan Lynch, sorunlu varlıklarla ilgileniyor.

Amerikalı yatırımcı 2007’de Promneftstroy şirketi üzerinden, Yukos’un Hollanda’da kurulu iştiraki Yukos Finance’ı devralmıştı.

Kuzey Akım’ın iki hattı ile Kuzey Akım 2’nin bir hattı, Eylül 2022’de Baltık Denizi’nde, İsveç ve Danimarka’nın münhasır ekonomik bölgelerinde düzenlenen sabotajlarla patlatılmıştı.

Avrupa Birliği Rus gazından çıkış takvimini koruyor

Avrupa Birliği (AB) ise Rus gazını aşamalı olarak terk etme politikasını sürdürüyor. Birlikte haziran ayında yürürlüğe giren kararla bazı kısa vadeli boru hattı sözleşmeleri yasaklandı.

Brüksel, Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını 1 Ocak 2027’de, boru hattı gazı alımını ise 30 Eylül 2027’de sonlandırmayı planlıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ay başında yaptığı açıklamada AB’nin 2027 sonuna kadar Rus gazı ithalatını sıfırlayacağını söyledi.

Rusya, Gazprom ile Naftogaz arasındaki beş yıllık transit sözleşmesinin süresinin dolmasıyla 1 Ocak 2025’te Ukrayna üzerinden Avrupa’ya gaz sevkiyatını kesti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Kiev yönetiminin transit anlaşmasını uzatmayı reddettiğini kaydetti.

Ukrayna güzergahının kapanmasının ardından Rus boru hattı gazının Avrupa’ya ulaştığı tek rota TürkAkım kaldı. Bu hat üzerinden gaz Türkiye’ye, ardından Macaristan ve Sırbistan başta olmak üzere Güney ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine iletiliyor.

Avrupa Komisyonu’nun ön verilerine göre AB, gazı bırakma hedefine rağmen 2025 yılında Rusya’dan boru hattı ve LNG dahil toplam 36 milyar metreküp doğalgaz satın aldı.

Diplomasi

Rubio, UCM’ye karşı kampanya için Yunanistan’ın desteğini arıyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı yürüttüğü kampanyada Yunanistan’ın desteğini istedi.

Bir diplomatın Rapporteur’e verdiği bilgiye göre Rubio, Yunan mevkidaşı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede UCM konusunu gündeme getirerek, mahkemenin “aktivist” yaklaşımını eleştirdi.

Diplomatın verdiği bilgiye göre, Rubio, Yunanistan’ın UCM’nin kuruluş antlaşması olan Roma Statüsü’nden çekilmesini istiyor.

Lahey merkezli mahkeme, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.

Fakat diplomat, AB’nin UCM’ye yönelik yasal taahhütleri göz önüne alındığında, Atina için böyle bir adımın imkansız olacağını belirtti.

Tüm AB üye devletleri UCM’nin tarafı. Geçen ay AB dışişleri bakanları mahkemeye olan desteklerini yeniden teyit etmişti.

Bununla birlikte diplomat, ABD’nin UCM’ye karşı gerginliği daha da tırmandırması durumunda Yunanistan’ın sessiz kalmayı tercih edebileceğine dikkat çekti.

Rapporteur’ün konuyla ilgili olarak ulaştığı ABD Dışişleri Bakanlığı, olayı yalanlamadı.

Washington’un UCM’ye karşı tutumu yeni değil. Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Roma Statüsü’nü imzalamış olsa da, halefi George W. Bush, 2002 yılında BM’ye ABD’nin bu antlaşmaya taraf olmayı planlamadığını bildirmişti.

O zamandan beri Washington, UCM’nin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini, bu yetkinin meşru olmadığını düşündüğü durumlarda reddediyor.

Ne var ki Donald Trump daha da ileri giderek, “haydut” olarak nitelendirdiği UCM’ye karşı kapsamlı yaptırımlar uyguladı.

Rubio, geçen cuma yaptığı açıklamada, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’yi ortadan kaldıracağız” demiş ve şöyle devam etmişti:

“Çoğu UCM üyesi olan ve savunmaları için ABD’li askerlere güvenen müttefiklerimizi, mahkemeyi dizginlemeye çağırıyoruz.”

ABD’nin kararı Brüksel’den sert bir tepki gördü. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 10 Ekim’de yaptığı açıklamada, “AB, UCM’nin temel bir parçası olduğu kurallara dayalı uluslararası düzene olan sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit eder,” demişti.

Öte yandan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, konunun görüşüldüğü iddiasını yalanladı.

Atina, Rubio’nun ziyaretini olumlu bir ışıkta sunmuştu; zira Rubio, Yunanistan’ı bölgedeki güvenilir bir müttefik olarak övmüştü.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da askeri Starlink terminallerine hız kısıtlaması getirildi

Yayınlanma

Ukrayna semalarındaki Starlink askeri terminallerinde hız sınırı getirilmesi nedeniyle ordunun operasyonları aksadı. Saatte 160 kilometreyi aşan hareketlerde başlayan bağlantı kesintisinin daha sonra 60 kilometre seviyesine kadar genişletildiği öne sürüldü.

Ukrayna semalarında uydu interneti sağlayan Starlink terminallerinin çalışmasının 14 Ekim gecesi sınırlandırıldığı ortaya çıktı.

Uygulanan kısıtlamanın ardından Ukrayna ordusunun yürüttüğü bazı önemli askeri görevlerin sekteye uğradığı kaydedildi.

Gelişmeyi Ukrayna Savunma Bakanlığı eski Danışmanı Serhiy Sternenko kendi Telegram kanalından duyurdu.

Sternenko, araç ve teçhizatların hareket hızının saatte 160 kilometreyi aşması halinde bağlantının kesilmeye başladığını ifade etti.

Kısıtlamanın arka planına değinen Sternenko, SpaceX şirketinin bu adımı ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin talebi doğrultusunda atmış olabileceğini dile getirdi.

Sternenko, sivil kullanım amaçlı standart uydu haberleşme terminallerinin ise kesintisiz çalışmayı sürdürdüğünü aktardı.

Eski danışman ayrıca, Trump’ın Ukrayna’nın savunma kabiliyetine darbe vurmak için her fırsatı kolladığını ve bu adımla bunu gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Starlink terminallerine yönelik kısıtlamayı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savunmada teknolojik gelişmelerden sorumlu kadrosuz danışmanı Serhiy Beskrestnov da doğruladı.

Beskrestnov, kısıtlamanın askeri, istihbari ve hükümet ihtiyaçları için geliştirilen daha korunaklı Starshield sistemini kapsadığını ve hız sınırının saatte 100 mil, yani yaklaşık 160 kilometre olarak belirlendiğini açıkladı.

Ukrayna savunma kuvvetlerinin söz konusu hız kısıtlamaları hakkında önceden uyarılmadığını belirten Beskrestnov, bu durumun bir dizi kritik operasyonun aksamasına yol açtığını bildirdi.

Beskrestnov, yaşanan bu gelişmenin bir tesadüf olamayacağını ve doğrudan mevcut siyasi tabloyla bağlantı taşıdığını savundu.

Kısıtlamanın saatte 60 kilometreye kadar düşürüldüğü iddia edildi

Sternenko daha sonra Ukraynalı askerlerin beyanlarına dayandırdığı yeni bir paylaşımda, terminal operatörlerine yönelik kısıtlamaların daha da sıkılaştırıldığını aktardı.

Yeni bildirimlere göre bağlantı kaybı hızının saatte 60 ila 70 kilometre seviyesine kadar indiği öne sürüldü.

Kiev ile Washington yönetimleri arasındaki kriz, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılardan Trump’ın rahatsızlık duymasıyla derinleşti.

Axios’un 10 Ekim’de Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD özel temsilcilerinin Kiev yönetimini uyardığı aktarılmıştı.

Haberde, Kiev’in Washington’ın taleplerine kulak asmaması durumunda ABD liderinin Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını tamamen durdurabileceği uyarısında bulunulduğu kaydedilmişti.

Trump ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat verilerini aktarmayı sürdürdüğünü ifade etti. Buna karşılık Zelenskiy aynı gün içinde yaptığı açıklamada, füze fırlatmalarına ilişkin istihbarat bilgilerini ortaklarından yine alamadıklarını dile getirdi.

Starlink sistemi, 2022’de başlayan çatışmaların hemen ardından Ukrayna genelinde faaliyete geçti.

Uydu ağı, cephe hattındaki Ukrayna haberleşme omurgasının temelini oluşturuyor ve özellikle insansız hava araçlarının yönlendirilmesinde yaygın şekilde kullanılıyor.

SpaceX CEO’su Elon Musk, Starlink’in Ukrayna ordusunun omurgası haline geldiğini belirterek “Bağlantıyı kesmem durumunda cephe hatlarının tamamı çöker” ifadelerini kullanmıştı.

11 Ekim’de Zelenskiy’nin haddini aştığını savunan Musk, Trump’a destek vererek Ukrayna’nın yeni bir devlet başkanı seçmesi gerektiğini kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman istihbaratının 2 bin belgesi ve Mossad bağlantılı şirket trafiği

Yayınlanma

Eski BND Başkanı August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi sızdırdığı iddiasıyla tutuklanırken sızan e-postalar, Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki para karşılığı bilgi paylaşımı ve ticari ortaklıkları ortaya çıkardı.

Almanya Federal İstihbarat Teşkilatını (BND) 1998-2005 döneminde yöneten August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi ele geçirdiği ve bunları yabancı bir ülkenin istihbarat görevlileriyle yürüttüğü temaslarda kullandığı iddiasıyla 6 Ekim’de tutuklandı.

Vatana ihanet ve yabancı bir istihbarat kuruluşu adına casusluk yapmakla suçlanan eski istihbarat şefinin, belgeleri eski BND çalışanı Manfred D.’den temin ettiği ileri sürülüyor.

Savcılık, sızdırılan evrak arasında üst düzey Alman yetkililere sunulan kurum içi bilgilendirme notlarının da yer aldığını aktarırken, söz konusu gizli verilerin hangi ülkeye aktarıldığı Berlin yönetimi tarafından henüz kamuoyuna açıklanmadı.

The Cradle’dan Jake Green’in özel haberine göre, ele geçirilen elektronik posta yazışmaları, tutuklanan Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki kapsamlı ilişkileri açığa çıkardı.

Yazışmalar, iki eski istihbarat yöneticisinin kamu görevlerinin ardından ticari faaliyetler, siyasi nüfuz arayışları ve istihbarat bağlantılarını bir araya getiren süreklilik arz eden bir temas ağı kurduğunu ortaya koyuyor.

Bu durum, kişisel bağlantıların ve resmi yetkilerden kaynaklanan bilgi erişiminin özel kazanç amacıyla kullanılmasının Alman istihbarat mekanizmasını savunmasız bıraktığı tartışmalarını beraberinde getiriyor.

Yazışmalarda 10 bin avroluk istihbarat notu ve seçim kampanyası teklifleri yer alıyor

İncelenen e-postalara göre Hanning, 2018 yılında Yatom’a gönderdiği iletide, kimliği açıklanmayan bir aday hakkında “üst düzey Alman yetkililerden ve istihbarat kurumlarından edinilen bilgilere dayalı genel bir değerlendirme” hazırlayabileceğini iletti.

Eski BND başkanı, bu raporu 10 bin avro karşılığında 13 Temmuz tarihine kadar tamamlama taahhüdünde bulundu.

İki isim arasındaki temaslar sonraki süreçte Almanya’daki siyasi süreçleri de kapsayacak biçimde genişledi. Yatom, Eylül 2021’deki Almanya federal seçimleri öncesinde Hanning’den önde gelen adaylarla temas kurmasını talep etti.

Eski Mossad şefi, bir “siyasi kampanya şirketi” diye nitelediği CIY Global’in imkanlarını Alman siyasetçilere tanıtmayı hedeflediğini kaydetti ve aynı yazışmada bir siber güvenlik şirketine ilişkin belgeleri aktarma niyetinden söz etti.

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Siber güvenlik şirketindeki ortaklık ve Avrupa’daki gözetim operasyonları

Yatom ve Hanning arasındaki ortaklık siyasi lobi girişimlerinin ötesine geçerek siber güvenlik sektörüne de uzandı.

Hanning’in, Yatom’un ilişkili olduğu World Health Energy Holdings adlı siber güvenlik şirketinde danışman olarak görev yaptığı belirtiliyor.

Eski istihbarat mensuplarının kurduğu veya yönettiği bu tip şirketler, İsrail menşeli gözetim, siber istihbarat ve siyasi nüfuz kabiliyetlerine uluslararası pazarda ticari bir zemin kazandırıyor.

İsrail merkezli özel gözetim teknolojilerinin Avrupa’daki operasyonel varlığı, son dönemde Polonya, İspanya ve Yunanistan’daki skandallarla adli kayıtlara girdi.

Polonyalı savcılar, 12 Ekim’de yaptıkları açıklamada, önceki hükümet döneminde siyasi muhalifleri hedef alan Pegasus casus yazılımıyla toplanan verilerin ülke dışına aktarıldığını ve üretici NSO Group’un teknik altyapıya erişimi sürdürdüğünü duyurdu.

İspanya’da ise 2022 tarihli CatalanGate araştırmasıyla aralarında siyasetçi, avukat ve sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı en az 65 kişinin Pegasus veya Candiru yazılımlarıyla hedef alındığı saptandı; Citizen Lab araştırmacıları operasyonu İspanyol makamlarıyla ilişkilendiren kuvvetli kanıtlar yayımladı.

Yunanistan’da gazeteci Thanasis Koukakis ile Avrupa Parlamentosu üyesi Nikos Androulakis’i hedef alan dinleme sürecinde de eski İsrail istihbarat mensubu Tal Dilian’ın kurucusu olduğu Intellexa bağlantılı Predator yazılımının kullanıldığı belirlendi.

Almanya’da yürütülen casusluk soruşturmasında, Hanning’in Yatom ile kurduğu ücretli raporlama, seçim adayı temasları ve ticari ortaklık trafiği, yaklaşık 2 bin gizli belgenin nihai varış noktasına dair henüz kesin hukuki bir kanıt sunmuyor.

Bununla birlikte ortaya çıkan yazışmalar, Alman soruşturma makamlarına gizli devlet sırlarının İsrail istihbaratıyla ilişkili ticari ağlara ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek adına somut bir inceleme alanı sağlıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English