Bizi Takip Edin

Amerika

‘Seçimlere hazırlanan Biden İsrail’i yüzde yüz desteklemezse siyasi açıdan tehlikeli olur’

Yayınlanma

Eski Pentagon Ortadoğu danışmanı Jasmine El-Gamal Harici’ye konuştu. Mevcut duraklama sonrası İsrail’in Gazze’de sivillere yönelik saldırılarının devam edeceğini söyleyen El-Gamal, “Başkan Biden’ın gelecek yıl yeniden seçilmek için yarışacağı göz önüne alındığında, onun İsrail’i yüzde yüz desteklemediğinin görülmesi siyasi açıdan tehlikeli olacaktır” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) eski Ortadoğu danışmanı (2008 – 2013) olan Jasmine El-Gamal, ayrıca 2013-2015 yılları arasında üç Savunma Bakanlığı Müsteşarının Politikadan Sorumlu Özel Asistanlığını yapmıştır.

Atlantik Konseyi’nde Ortadoğu programında Kıdemli Araştırmacı olarak görev yapan El-Gamal, burada özellikle ABD’nin Ortadoğu politikaları ve Suriye üzerine odaklanmıştır.

Yorumları The Washington Post, USA Today, The Atlantic, Newsweek, Time Magazine, CNN, Al Jazeera, Al Hurra, L’Orient du Jour, Sawt al Azhar, Al Masry Al Youm, Le Figaro ve diğer uluslararası yayın organlarında yer almıştır.

Gazeteci Esra Karahindiba’nın sorularını yanıtlayan Jasmine El-Gamal, Gazze’deki ateşkes sürecini, ABD’nin İsrail ve Ortadoğu politikasını, Biden yönetiminin Tel Aviv’e desteğinin iç politika ve başkanlık seçimleri süreci ile ilişkisini ve ABD siyasetinde Ortadoğu ve Müslümanlara yönelik kökleşen ırkçılığı değerlendirdi.

‘Mevcut duraklama bitince İsrail sivillere saldırmaya devam edecek’

*İsrail’in Gazze’de uyguladığı toplu cezalandırma yöntemi ve 6 bini çocuk olmak üzere 14 binden fazla kişinin ölümüne yol açan saldırıları, uluslararası toplumun Tel Aviv’e yönelik tavrının değişmesine neden oldu. Arap ve Müslüman ülkelerin liderleri kalıcı ateşkes çağrısıyla ziyaretler yapıyor. Avrupalı liderler ziyaretlerde bulunuyor. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar sivillere yönelik saldırıların durdurulması yönünde çağrılar yapıyor. Küresel Güney liderleri ateşkes çağrısında bulunuyor. Sadece Doğu’da değil Batı ülkelerinde de yüzbinlerce insan İsrail’in eylemlerini kınıyor ve Gazze’ye destek yürüyüşü yapıyor. Peki Tel Aviv nasıl bu kadar pervasızca davranabiliyor? ABD desteği sayesinde mi? Ayrıca, sonunda Katar’ın arabuluculuğunda geçici bir ateşkes ilan edildi. Sonrasında ne bekleniyor?

İsrailli liderler, İsrail’in Hamas’ı dağıtmak ve yok etmek için ne gerekiyorsa yapacağını söyledi. ABD Hükümeti destek verirken, diğer yandan İsrail’in uluslararası hukuka uyması gerektiğini de ifade etti. ABD ayrıca perde arkasında İsrail’e uyguladığı baskının, Başbakan Netanyahu’yu çatışmalar ve rehine değişimindeki mevcut duraklamayı kabul etmeye ikna ettiğini söyledi. İsrailli liderlerin söylediklerine göre, mevcut duraklama sona erdiğinde İsrail’in Hamas’a yönelik saldırılarına devam etmesini ve daha fazla sivil kaybı yaşamasını bekleyebiliriz.

‘Biden kendi partisinin tam ateşkes uygulaması yönünde artan baskısıyla karşı karşıya’

*Biden’ın İsrail’e verdiği sonsuz desteğe ABD’ye yakın Arap ülkeleri bile tepki gösteriyor. Washington, Orta Doğu’daki ilişkilerinin daha da kötüleşmesi, Batı’da çatlaklar oluşması ve hatta Pekin’in arabuluculuk çabaları yoluyla bölgede daha fazla nüfuz kazanması riskine rağmen neden İsrail’in eylemlerini maddi, manevi ve askeri olarak destekliyor? Bunun ülkedeki Yahudi lobisinin etkisiyle ve Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle bir ilgisi var mı?

İsrail’e destek ABD’de her zaman iki partinin de meselesi olmuştur ve öngörülebilir gelecekte de öyle olmaya devam edecektir. Dolayısıyla, Başkan Biden’ın gelecek yıl yeniden seçilmek için yarışacağı göz önüne alındığında, onun İsrail’i %100 desteklemediğinin görülmesi siyasi açıdan tehlikeli olacaktır. Ayrıca Başkan Biden geçmişte İsrail’e karşı derin bir empati beslediğini ve 7 Ekim’de yaşananları “İsrail’in 11 Eylül’ü” olarak gördüğünü, dolayısıyla kişisel olarak teröre karşı savaşlarında onları destekleme eğiliminde olduğunu söylemişti. Ancak bu destek artık birçok Demokrat seçmen, özellikle de gençler ve Arap ve Müslüman Amerikalılar tarafından eleştirildi ve bunların birçoğu gelecek yıl Demokrat Parti’ye oy vermeyeceğini söyledi. Biden, savaş boyunca sivil ölümlerindeki endişe verici oran nedeniyle artık kendi partisinin tam ateşkes uygulaması yönünde artan baskısıyla da karşı karşıya.

‘Batı Şeria’daki yerleşimlere destek, iki devletli çözümü daha da karmaşıklaştırıyor’

*ABD, Filistin’in geleneksel ve kâğıt üzerindeki ‘iki devletli çözüm’ politikasından ne anlıyor? İsrail, Oslo Anlaşması’nın ardından İkinci İntifada’ya giden süreçte ve bugün, işgal ettiği topraklarda herhangi bir yaptırıma maruz kalmadan yasa dışı yerleşim birimleri inşa etmeye devam ediyor. Washington İsrail’in sadece Gazze’de değil tüm Filistin topraklarındaki yayılmacılığını önlemek için neden Tel Aviv’e karşı herhangi bir adım atmıyor?

ABD, İsrail’e yerleşim inşası konusunda tarihsel olarak önemli bir baskı uygulamamış olsa da, yerleşim inşasının barış görüşmelerine yardımcı olmadığını her zaman kamuoyuna açıklamış ve İsrail hükümetlerini oranı düşürmeye veya yerleşim inşasını durdurmaya çağırmıştır. Ancak İsrail, Batı Şeria’da yerleşim yerleri inşa etmeye devam etti ve mevcut Başbakan ve Bakan Ben-Gvir gibi aşırılıkçı koalisyon ortakları da dahil olmak üzere pek çok sağcı İsrailli, dönemin Başbakanı Ariel Şaron’un 2005’te Gazze’de yerleşimleri kaldırmasının bir hata olduğunu söylüyor. Bu seslerin birçoğu bugün, Başkan Biden ve Anthony Blinken’ın ABD’nin kabul etmeyeceğini belirttiği, Gazze’nin yeniden işgali çağrısında bulunuyor.

Bununla birlikte, yerleşimler ABD’nin tercih ettiği iki devletli çözümün önünde her zaman büyük bir engel olmuştur. Batı Şeria’daki yerleşimciler, 7 Ekim saldırılarından bu yana Batı Şeria’daki Filistinlileri giderek daha saldırgan bir şekilde taciz ediyor, yerlerinden ediyor ve onlara saldırıyor; bu da Başkan Biden’ın, Batı Şeria’daki “aşırılıkçılara” yaptırım uygulayacağını duyurarak alışılmadık bir hamle yapmasına yol açtı. Ancak bunun tam olarak ne anlama geldiği ve nasıl uygulanacağı belli değil. Bakan Ben-Gvir, Batı Şeria’daki yerleşimcileri son derece destekliyor ve bu da iki devletli çözüm olasılığını daha da karmaşık hale getiriyor; çünkü Başbakan Netanyahu’nun iktidarda kalabilmek için, iktidardaki koalisyonunu sürdürebilmesi için Ben Gvir’e ihtiyacı var ve bu nedenle bunu yapması pek olası değil. Dolayısıyla Ben-Gvir’in yoluna taş koymayacak. Bununla birlikte, ABD hükümetinin son haftalarda yerleşimci şiddetine ilişkin olarak gördüğümüz dil ve yaptırım duyurusu, İsrail’in en yakın müttefikinden şimdiye kadar gördüğümüz en güçlü dil.

*Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, Şifa Hastanesi’nin altındaki tünel meselesiyle ilgili CNN’den Amanpour’a açıklama yaparak “40-50 yıl önce o sığınakları kendimiz yapmıştık” dedi. Bugün Tel Aviv, Hamas’ın bu tünelleri bodrum olarak kullanmak için inşa ettiğini iddia ediyor. Üstelik İsraillilerin Filistinlilerin kayıplarıyla alay ettiği pek çok görüntü var. BBC ayrıca IDF’nin Şifa Hastanesi’ndeki sözde tespitlerinin kurgulandığını iddia etti. Bu gelişmeler ABD’nin gerçekte ne olduğuna dair başka bir bakış açısına sahip olmasının önünü açacak mı?

Ehud Barak’ın İsrail’in El Şifa Hastanesi altındaki tünellerin inşasına dahil olduğuna dair açıklamaları ışığında bile ABD, hastanelerin altındaki Hamas tünelleri konusunda kararlı bir şekilde İsrail’in safında kaldı. ABD özelde Gazze’deki sivil ölüm oranından dolayı alarma geçti ancak İsrail’in Hamas’ı yenme hedefini kararlı bir şekilde desteklemeye devam ediyor ve de kamuoyu önünde 7 Ekim öncesi statükoya geri dönülemeyeceğini söyledi.

‘Onlar için Orta Doğu insanlarla dolu bir bölge değil, çözülmesi gereken bir sorun’

*Obama’nın danışmanlarından Stuart Seldowitz, New York’taki bir helal gıda satıcısını “terörist” olarak nitelendiren ve Gazze’de 4.000 Filistinli çocuğun ölümünün “yeterli olmadığını” söyleyen bir videoda görüntülendi. Bu kişi daha önce ABD Dışişleri Bakanlığı İsrail ve Filistin İşleri Ofisi’nin müdür yardımcısı olarak görev yapıyordu. ABD’nin Filistinlilere yönelik nefretinin ya da İslamofobik yaklaşımının daha üst düzeyde benzer örneklerinin olduğunu anlayabilir miyiz? Bu olayı yorumlayabilir misiniz?

Bu olay çok talihsiz ama tanıdıktı. Kendi hikayemi sosyal medyamda yazdım ve burada da anlatmak istiyorum. ABD hükümetinde çalıştığım süre boyunca ve ondan önce Irak ve GTMO’da (Guantanamo Kampı) genç bir tercüman olduğum dönemde, Stuart Seldowitz’e benzer temelde ırkçılık/insandışılaştırmaya sahip çok sayıda insanla tanıştım. 11 Eylül olduğunda 20 yaşındaydım. Birçok Arap ve Müslüman Amerikalı için bu, korkutucu bir dönemdi. Kimliklerimizin ve bağlılıklarımızın sorgulandığını, dinimizin ve mirasımızın güvenlikleştirilip askerileştirildiğini izledik. Bu başlangıçtı. Irak savaşı başladığında, kısmen neden savaşa gittiğimize kendi başıma tanıklık etmek ve ayrıca iletişim eksikliğinin veya yanlış iletişimin savaşın sisini daha da kötüleştirmemesini sağlamak için üzerime düşeni yapmak için tercüman olarak hizmet etmeye karar verdim. Bu militarizasyonun etkisini ilk kez orada gördüm. Aynısını 2004’te GTMO’da da yaptım; Donald Rumsfeld, ABD’nin “kötünün en kötüsünü” orada tuttuğunu söylediğinde, bunu kendi gözlerimle görmek istedim. O zamana kadar bize yıllarca yalan söylendiğini biliyordum. Daha sonra Pentagon’da yine Stuart gibi insanlarla karşılaştım. O zamana kadar “teröre karşı savaş” neredeyse on yıldır sürüyordu. Orta Doğu’ya yönelik tutumlar da buna göre şekillendi. Pek çok kişi bölgeye kesinlikle askeri bir mercekle bakmak üzere eğitildi.

ABD’li yetkililere göre Orta Doğu, ABD’yi çatışmaya “sürükleyen” ve “baskının azaltılması”, “gerginliğin azaltılması” veya tercihen kaçınılması gereken “bataklıktı”; ta ki bugüne kadar, ki Biden ekibinin görevi, Orta Doğu’yu onun masasından uzak tutmaktı. Pentagon’daki amirim için Orta Doğu’yu tarihi bir “Sünni-Şii” çatışması olarak tanımlayan Müşterek Kurmay strateji belgesini incelediğimi hatırlıyorum. Bu dili ortadan kaldırmak için savaştım (sonunda başardık). Ancak bu tür bir düşünce devam ediyor. Yani Stuart gibi insanların bu terimlerle konuştuğunu, “Muhaberat”, işkence ve benzeri şeyler hakkında konuştuğunu gördüğümüzde, bu durduk yere ortaya çıkmış bir şey değil. Politika ve askeri çevrelerde Orta Doğu’ya büyük ölçüde bu şekilde bakılıyor.

O halde Brett McGurk gibi birinin, rehineler serbest bırakılana kadar Gazze’de herhangi bir insani yardım dalgasının veya aranın olmayacağını bu kadar gelişigüzel ifade edebilmesi şaşılacak bir şey değil. Parçası olduğu ortam, Orta Doğu’yu insanlarla dolu bir bölge olarak görmeye hazır değil; ‘yalnızca çözülmesi veya kaçınılması gereken sorunlar var’. Bunu değiştirmenin yolu elbette bölgeye bakış açısını değiştirmekle başlıyor; farklı bakış açıları sunacak liderlik çeşitliliğinin daha fazla olması ve Stuart ve onun eylemleri gibi şeyler yapan insanları en üst düzeyde kınayarak mümkün. Az önce hatırladığım bir başka örnek de, GTMO’daki bir ABD Ordusu albayının, tercümanlar hariç tüm askeri personele Müslümanlarla ilgili ırkçı bir e-posta göndermesiydi. Birisi bunu bana iletti. Komutanımıza bir mektup yazdım ve tüm tercümanlar imzaladı. Albay, tüm çevirmenlerden özür dilemek zorunda kaldı (ki hepsi de Amerikalıydı) ve İslam ve Arap kültürü hakkında bilgi edinmek için bizimle zaman geçirmek zorunda kaldı… O akşam meslektaşımın tabbule’sini yedikten sonra piknik masasının üzerinde oryantal dansla sona erdi.

Amerika

Petrol fiyatlarındaki artış Pentagon bütçesini zorluyor

Yayınlanma

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan ABD Savaş Bakanlığı, askeri seyahat ve eğitim bütçelerinde kesintiye gidiyor. Kara Kuvvetleri onlarca eğitim programını iptal edip helikopter uçuş saatlerini düşürürken, Deniz ve Hava Kuvvetleri de Ortadoğu’daki operasyonel maliyetler sebebiyle bütçe sınırlarına yaklaşıyor.

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş, ABD Savaş Bakanlığında (Pentagon) mali baskıyı artırarak bütçe planlamalarını zorlaştırıyor. Ordu genelinde oluşan bütçe açığı nedeniyle askeri eğitimlerin iptal edildiği, helikopter uçuş saatlerinin düşürüldüğü ve birliklerin seyahat faaliyetlerinin kısıtlandığı bildirildi.

ABC News’in Savaş Bakanlığı kayıtlarına dayandırdığı verilere göre, ordunun benzin ve jet yakıtı dahil 24 farklı yakıt türü için ödediği ortalama varil fiyatı, geçen yılın ekim ayında 154,14 dolar iken nisan ayında 195,72 dolara yükseldi. Altı ay içinde gerçekleşen yaklaşık yüzde 27’lik bu artış, yılda ortalama 80 milyon varil yakıt tüketen Pentagon’a bu yıl en az 1 milyar dolarlık öngörülemeyen ek mali yük getirdi.

Komutanlar, yakıt fiyatlarının yanı sıra personelin eğitim alanlarına taşınmasında kullanılan sivil akaryakıt ve ticari uçak bileti maliyetlerindeki artışla da mücadele ediyor. Bütçe baskısı nedeniyle nisan ayından bu yana birliklerin seyahatleri incelemeye alınırken, birçok birimin eğitim seyahatlerini azalttığı veya iptal ettiği belirtildi.

ABD Kara Kuvvetleri Sözcüsü Yarbay Orlando Howard, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, enerji piyasasındaki dalgalanmaların nakliye maliyetlerini doğrudan etkilediğini ifade etti. Howard, “Kritik operasyonları ve savaşa hazırlık seviyesini koruyabilmek adına personel ve ekipman seyahatlerinde tasarruf tedbirlerine öncelik veriyoruz” dedi.

Bütçe açığı askeri eğitim programlarını durdurdu

Sızan iç yazışmalar ve ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre, 30 Eylül’de sona erecek mali yıl için 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan Kara Kuvvetleri, eğitim programlarında kesintiye gitti. Bütçe açığının nedenleri arasında Orta Doğu’daki operasyonlar, ABD’nin güney sınırındaki askeri misyonlar ve yaz aylarında asker sayısının iki katına çıkarılarak 5 bine ulaştırılması planlanan Washington’daki Ulusal Muhafız görevleri gösterildi.

Bu durumun bir sonucu olarak, aralarında sağlık personeli, istihkam birlikleri ve topçu sınıflarının da bulunduğu onlarca eğitim programı ve kurs iptal edildi. Helikopter uçuş saatlerinde kısıtlamaya gidilirken, iç yazışmalar birçok uçuş mürettebatının artık sadece yasal olarak zorunlu olan asgari uçuş sınırında kalabildiğini gösteriyor.

Yapılan iç değerlendirmeler, bütçe kesintilerinin önümüzdeki yıl Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan ve Teksas’ta konuşlu 70 bin askerden oluşan 3. Zırhlı Kolordu gibi büyük birliklerin yetersiz eğitimle konuşlanmasına yol açabileceğini ortaya koyuyor. Hazırlanan raporda, etkilenen birliklerin savaş öncesi eğitim seviyesine dönmesinin bir yıldan fazla sürebileceği uyarısı yapıldı.

Deniz ve Hava Kuvvetleri de bütçe sınırlarına yaklaşıyor

Bütçe darboğazı sadece Kara Kuvvetleri ile sınırlı kalmıyor. Deniz Operasyonları Şefi Amiral Daryl Caudle, mayıs ayında Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’ne verdiği brifingde, Orta Doğu’daki yoğun askeri varlık nedeniyle donanmanın bütçesinin temmuz veya ağustos aylarında tükenmeye başlayacağını duyurdu. Caudle, “Orta Doğu’da büyük bir deniz gücümüz var. Çok güçlü şekilde operasyon yürütüyoruz ama bunun operasyonel bir maliyeti var. Yaz aylarında bütçe tükeneceği için temmuz ayından itibaren eğitim, operasyon ve sertifikasyon süreçlerini değiştirmek zorunda kalacağım” ifadelerini kullandı.

Hava Kuvvetleri de bütçe tahminlerinin üzerinde yakıt tüketimi kaydediyor. Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Kenneth Wilsbach, mayıs ayında senatörlere yaptığı açıklamada, bölgedeki operasyonel hareketlilik sebebiyle uçakların öngörülenden yüzde 10 daha fazla yakıt tükettiğini, bunun da ek yakıt maliyeti anlamına geldiğini belirtti.

Yıllık ortalama 227 milyon galon dizel ve 2,2 milyar galon jet yakıtı tüketen Pentagon, federal hükümetin en büyük enerji tüketicisi konumunda bulunuyor. Diğer askeri birimlere kıyasla daha küçük bir ölçeğe sahip olan Deniz Piyadeleri (Marines) ise şu an için dikkate değer bir bütçe açığı yaşamadıklarını ve eğitim kesintisine gitmediklerini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, kömür sektörüne 700 milyon dolarlık yeni destek planlıyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, kömür santrallerini desteklemek üzere yaklaşık 700 milyon dolarlık bir kaynak aktarmak için Soğuk Savaş döneminden kalma ulusal savunma yetkilerini kullanmayı planlıyor.

Konu hakkında bilgi veren bir ABD’li yetkili, Trump’ın bugün (4 Haziran) başkanlara ulusal güvenlikle ilgili endüstriler üzerinde geniş yetki veren 1950 tarihli Savunma Üretim Yasasını yürürlüğe koyacağını duyurabileceğini söyledi.

Yetkili, bu yasa kapsamında bir düzineden fazla kömür santralinin modernizasyonu, Batı Kıyısında devasa bir kömür ihracat terminali inşa edilmesi ve yeni santrallerin inşası için kurumsal fonlarla eş finansman sağlanmasının planlandığını belirtti.

700 milyon doların yarısından fazlası 13 kömür santralinin modernizasyonuna ayrılacak, 185 milyon dolar Alaska, Maryland ve Batı Virginia’daki kömür tesisleri için kurumsal fonlara eş finansman sağlayacak ve 75 milyon dolar ise uzun süredir gündemde olan Kuzey Kaliforniya’daki West Gateway ihracat terminalini destekleyecek.

Söz konusu kişi, başkanın açıklamasını önceden bozmamak için isminin açıklanmaması şartıyla konuştu ve ayrıntıların hâlâ değişebileceği konusunda uyarıda bulundu.

Trump yönetimi, enerji tüketimi yüksek yapay zeka veri merkezlerini ayakta tutmak için iç talebi göz önünde bulundururken ve büyük fosil yakıt rezervlerine sahip yabancı rakipleri marjinalize etmeyi hedefliyor.

Fakat kömürün ABD’deki kullanımı sürekli bir düşüş eğiliminde. ABD Enerji Enformasyon İdaresine göre, bir zamanlar ABD’deki elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşılayan kömür, son yıllarda bu oranın beşte birinin altına düştü.

Elektrik üreticileri, fosil yakıtların küresel ısınmaya olan etkisinden ve kırılgan küresel tedarik zincirlerine artan bağımlılıktan endişe duyarak, büyük ölçüde daha ucuz doğalgaza ve yenilenebilir kaynaklara geçiş yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.

Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.

Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.

Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”

ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.

Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.

Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.

Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.

Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.

Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.

Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.

Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.

Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.

Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.

Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.

Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.

Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.

Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.

Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu. 

İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.

Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.

Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.

Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.

Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English