Bizi Takip Edin

Amerika

‘Seçimlere hazırlanan Biden İsrail’i yüzde yüz desteklemezse siyasi açıdan tehlikeli olur’

Yayınlanma

Eski Pentagon Ortadoğu danışmanı Jasmine El-Gamal Harici’ye konuştu. Mevcut duraklama sonrası İsrail’in Gazze’de sivillere yönelik saldırılarının devam edeceğini söyleyen El-Gamal, “Başkan Biden’ın gelecek yıl yeniden seçilmek için yarışacağı göz önüne alındığında, onun İsrail’i yüzde yüz desteklemediğinin görülmesi siyasi açıdan tehlikeli olacaktır” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) eski Ortadoğu danışmanı (2008 – 2013) olan Jasmine El-Gamal, ayrıca 2013-2015 yılları arasında üç Savunma Bakanlığı Müsteşarının Politikadan Sorumlu Özel Asistanlığını yapmıştır.

Atlantik Konseyi’nde Ortadoğu programında Kıdemli Araştırmacı olarak görev yapan El-Gamal, burada özellikle ABD’nin Ortadoğu politikaları ve Suriye üzerine odaklanmıştır.

Yorumları The Washington Post, USA Today, The Atlantic, Newsweek, Time Magazine, CNN, Al Jazeera, Al Hurra, L’Orient du Jour, Sawt al Azhar, Al Masry Al Youm, Le Figaro ve diğer uluslararası yayın organlarında yer almıştır.

Gazeteci Esra Karahindiba’nın sorularını yanıtlayan Jasmine El-Gamal, Gazze’deki ateşkes sürecini, ABD’nin İsrail ve Ortadoğu politikasını, Biden yönetiminin Tel Aviv’e desteğinin iç politika ve başkanlık seçimleri süreci ile ilişkisini ve ABD siyasetinde Ortadoğu ve Müslümanlara yönelik kökleşen ırkçılığı değerlendirdi.

‘Mevcut duraklama bitince İsrail sivillere saldırmaya devam edecek’

*İsrail’in Gazze’de uyguladığı toplu cezalandırma yöntemi ve 6 bini çocuk olmak üzere 14 binden fazla kişinin ölümüne yol açan saldırıları, uluslararası toplumun Tel Aviv’e yönelik tavrının değişmesine neden oldu. Arap ve Müslüman ülkelerin liderleri kalıcı ateşkes çağrısıyla ziyaretler yapıyor. Avrupalı liderler ziyaretlerde bulunuyor. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar sivillere yönelik saldırıların durdurulması yönünde çağrılar yapıyor. Küresel Güney liderleri ateşkes çağrısında bulunuyor. Sadece Doğu’da değil Batı ülkelerinde de yüzbinlerce insan İsrail’in eylemlerini kınıyor ve Gazze’ye destek yürüyüşü yapıyor. Peki Tel Aviv nasıl bu kadar pervasızca davranabiliyor? ABD desteği sayesinde mi? Ayrıca, sonunda Katar’ın arabuluculuğunda geçici bir ateşkes ilan edildi. Sonrasında ne bekleniyor?

İsrailli liderler, İsrail’in Hamas’ı dağıtmak ve yok etmek için ne gerekiyorsa yapacağını söyledi. ABD Hükümeti destek verirken, diğer yandan İsrail’in uluslararası hukuka uyması gerektiğini de ifade etti. ABD ayrıca perde arkasında İsrail’e uyguladığı baskının, Başbakan Netanyahu’yu çatışmalar ve rehine değişimindeki mevcut duraklamayı kabul etmeye ikna ettiğini söyledi. İsrailli liderlerin söylediklerine göre, mevcut duraklama sona erdiğinde İsrail’in Hamas’a yönelik saldırılarına devam etmesini ve daha fazla sivil kaybı yaşamasını bekleyebiliriz.

‘Biden kendi partisinin tam ateşkes uygulaması yönünde artan baskısıyla karşı karşıya’

*Biden’ın İsrail’e verdiği sonsuz desteğe ABD’ye yakın Arap ülkeleri bile tepki gösteriyor. Washington, Orta Doğu’daki ilişkilerinin daha da kötüleşmesi, Batı’da çatlaklar oluşması ve hatta Pekin’in arabuluculuk çabaları yoluyla bölgede daha fazla nüfuz kazanması riskine rağmen neden İsrail’in eylemlerini maddi, manevi ve askeri olarak destekliyor? Bunun ülkedeki Yahudi lobisinin etkisiyle ve Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle bir ilgisi var mı?

İsrail’e destek ABD’de her zaman iki partinin de meselesi olmuştur ve öngörülebilir gelecekte de öyle olmaya devam edecektir. Dolayısıyla, Başkan Biden’ın gelecek yıl yeniden seçilmek için yarışacağı göz önüne alındığında, onun İsrail’i %100 desteklemediğinin görülmesi siyasi açıdan tehlikeli olacaktır. Ayrıca Başkan Biden geçmişte İsrail’e karşı derin bir empati beslediğini ve 7 Ekim’de yaşananları “İsrail’in 11 Eylül’ü” olarak gördüğünü, dolayısıyla kişisel olarak teröre karşı savaşlarında onları destekleme eğiliminde olduğunu söylemişti. Ancak bu destek artık birçok Demokrat seçmen, özellikle de gençler ve Arap ve Müslüman Amerikalılar tarafından eleştirildi ve bunların birçoğu gelecek yıl Demokrat Parti’ye oy vermeyeceğini söyledi. Biden, savaş boyunca sivil ölümlerindeki endişe verici oran nedeniyle artık kendi partisinin tam ateşkes uygulaması yönünde artan baskısıyla da karşı karşıya.

‘Batı Şeria’daki yerleşimlere destek, iki devletli çözümü daha da karmaşıklaştırıyor’

*ABD, Filistin’in geleneksel ve kâğıt üzerindeki ‘iki devletli çözüm’ politikasından ne anlıyor? İsrail, Oslo Anlaşması’nın ardından İkinci İntifada’ya giden süreçte ve bugün, işgal ettiği topraklarda herhangi bir yaptırıma maruz kalmadan yasa dışı yerleşim birimleri inşa etmeye devam ediyor. Washington İsrail’in sadece Gazze’de değil tüm Filistin topraklarındaki yayılmacılığını önlemek için neden Tel Aviv’e karşı herhangi bir adım atmıyor?

ABD, İsrail’e yerleşim inşası konusunda tarihsel olarak önemli bir baskı uygulamamış olsa da, yerleşim inşasının barış görüşmelerine yardımcı olmadığını her zaman kamuoyuna açıklamış ve İsrail hükümetlerini oranı düşürmeye veya yerleşim inşasını durdurmaya çağırmıştır. Ancak İsrail, Batı Şeria’da yerleşim yerleri inşa etmeye devam etti ve mevcut Başbakan ve Bakan Ben-Gvir gibi aşırılıkçı koalisyon ortakları da dahil olmak üzere pek çok sağcı İsrailli, dönemin Başbakanı Ariel Şaron’un 2005’te Gazze’de yerleşimleri kaldırmasının bir hata olduğunu söylüyor. Bu seslerin birçoğu bugün, Başkan Biden ve Anthony Blinken’ın ABD’nin kabul etmeyeceğini belirttiği, Gazze’nin yeniden işgali çağrısında bulunuyor.

Bununla birlikte, yerleşimler ABD’nin tercih ettiği iki devletli çözümün önünde her zaman büyük bir engel olmuştur. Batı Şeria’daki yerleşimciler, 7 Ekim saldırılarından bu yana Batı Şeria’daki Filistinlileri giderek daha saldırgan bir şekilde taciz ediyor, yerlerinden ediyor ve onlara saldırıyor; bu da Başkan Biden’ın, Batı Şeria’daki “aşırılıkçılara” yaptırım uygulayacağını duyurarak alışılmadık bir hamle yapmasına yol açtı. Ancak bunun tam olarak ne anlama geldiği ve nasıl uygulanacağı belli değil. Bakan Ben-Gvir, Batı Şeria’daki yerleşimcileri son derece destekliyor ve bu da iki devletli çözüm olasılığını daha da karmaşık hale getiriyor; çünkü Başbakan Netanyahu’nun iktidarda kalabilmek için, iktidardaki koalisyonunu sürdürebilmesi için Ben Gvir’e ihtiyacı var ve bu nedenle bunu yapması pek olası değil. Dolayısıyla Ben-Gvir’in yoluna taş koymayacak. Bununla birlikte, ABD hükümetinin son haftalarda yerleşimci şiddetine ilişkin olarak gördüğümüz dil ve yaptırım duyurusu, İsrail’in en yakın müttefikinden şimdiye kadar gördüğümüz en güçlü dil.

*Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, Şifa Hastanesi’nin altındaki tünel meselesiyle ilgili CNN’den Amanpour’a açıklama yaparak “40-50 yıl önce o sığınakları kendimiz yapmıştık” dedi. Bugün Tel Aviv, Hamas’ın bu tünelleri bodrum olarak kullanmak için inşa ettiğini iddia ediyor. Üstelik İsraillilerin Filistinlilerin kayıplarıyla alay ettiği pek çok görüntü var. BBC ayrıca IDF’nin Şifa Hastanesi’ndeki sözde tespitlerinin kurgulandığını iddia etti. Bu gelişmeler ABD’nin gerçekte ne olduğuna dair başka bir bakış açısına sahip olmasının önünü açacak mı?

Ehud Barak’ın İsrail’in El Şifa Hastanesi altındaki tünellerin inşasına dahil olduğuna dair açıklamaları ışığında bile ABD, hastanelerin altındaki Hamas tünelleri konusunda kararlı bir şekilde İsrail’in safında kaldı. ABD özelde Gazze’deki sivil ölüm oranından dolayı alarma geçti ancak İsrail’in Hamas’ı yenme hedefini kararlı bir şekilde desteklemeye devam ediyor ve de kamuoyu önünde 7 Ekim öncesi statükoya geri dönülemeyeceğini söyledi.

‘Onlar için Orta Doğu insanlarla dolu bir bölge değil, çözülmesi gereken bir sorun’

*Obama’nın danışmanlarından Stuart Seldowitz, New York’taki bir helal gıda satıcısını “terörist” olarak nitelendiren ve Gazze’de 4.000 Filistinli çocuğun ölümünün “yeterli olmadığını” söyleyen bir videoda görüntülendi. Bu kişi daha önce ABD Dışişleri Bakanlığı İsrail ve Filistin İşleri Ofisi’nin müdür yardımcısı olarak görev yapıyordu. ABD’nin Filistinlilere yönelik nefretinin ya da İslamofobik yaklaşımının daha üst düzeyde benzer örneklerinin olduğunu anlayabilir miyiz? Bu olayı yorumlayabilir misiniz?

Bu olay çok talihsiz ama tanıdıktı. Kendi hikayemi sosyal medyamda yazdım ve burada da anlatmak istiyorum. ABD hükümetinde çalıştığım süre boyunca ve ondan önce Irak ve GTMO’da (Guantanamo Kampı) genç bir tercüman olduğum dönemde, Stuart Seldowitz’e benzer temelde ırkçılık/insandışılaştırmaya sahip çok sayıda insanla tanıştım. 11 Eylül olduğunda 20 yaşındaydım. Birçok Arap ve Müslüman Amerikalı için bu, korkutucu bir dönemdi. Kimliklerimizin ve bağlılıklarımızın sorgulandığını, dinimizin ve mirasımızın güvenlikleştirilip askerileştirildiğini izledik. Bu başlangıçtı. Irak savaşı başladığında, kısmen neden savaşa gittiğimize kendi başıma tanıklık etmek ve ayrıca iletişim eksikliğinin veya yanlış iletişimin savaşın sisini daha da kötüleştirmemesini sağlamak için üzerime düşeni yapmak için tercüman olarak hizmet etmeye karar verdim. Bu militarizasyonun etkisini ilk kez orada gördüm. Aynısını 2004’te GTMO’da da yaptım; Donald Rumsfeld, ABD’nin “kötünün en kötüsünü” orada tuttuğunu söylediğinde, bunu kendi gözlerimle görmek istedim. O zamana kadar bize yıllarca yalan söylendiğini biliyordum. Daha sonra Pentagon’da yine Stuart gibi insanlarla karşılaştım. O zamana kadar “teröre karşı savaş” neredeyse on yıldır sürüyordu. Orta Doğu’ya yönelik tutumlar da buna göre şekillendi. Pek çok kişi bölgeye kesinlikle askeri bir mercekle bakmak üzere eğitildi.

ABD’li yetkililere göre Orta Doğu, ABD’yi çatışmaya “sürükleyen” ve “baskının azaltılması”, “gerginliğin azaltılması” veya tercihen kaçınılması gereken “bataklıktı”; ta ki bugüne kadar, ki Biden ekibinin görevi, Orta Doğu’yu onun masasından uzak tutmaktı. Pentagon’daki amirim için Orta Doğu’yu tarihi bir “Sünni-Şii” çatışması olarak tanımlayan Müşterek Kurmay strateji belgesini incelediğimi hatırlıyorum. Bu dili ortadan kaldırmak için savaştım (sonunda başardık). Ancak bu tür bir düşünce devam ediyor. Yani Stuart gibi insanların bu terimlerle konuştuğunu, “Muhaberat”, işkence ve benzeri şeyler hakkında konuştuğunu gördüğümüzde, bu durduk yere ortaya çıkmış bir şey değil. Politika ve askeri çevrelerde Orta Doğu’ya büyük ölçüde bu şekilde bakılıyor.

O halde Brett McGurk gibi birinin, rehineler serbest bırakılana kadar Gazze’de herhangi bir insani yardım dalgasının veya aranın olmayacağını bu kadar gelişigüzel ifade edebilmesi şaşılacak bir şey değil. Parçası olduğu ortam, Orta Doğu’yu insanlarla dolu bir bölge olarak görmeye hazır değil; ‘yalnızca çözülmesi veya kaçınılması gereken sorunlar var’. Bunu değiştirmenin yolu elbette bölgeye bakış açısını değiştirmekle başlıyor; farklı bakış açıları sunacak liderlik çeşitliliğinin daha fazla olması ve Stuart ve onun eylemleri gibi şeyler yapan insanları en üst düzeyde kınayarak mümkün. Az önce hatırladığım bir başka örnek de, GTMO’daki bir ABD Ordusu albayının, tercümanlar hariç tüm askeri personele Müslümanlarla ilgili ırkçı bir e-posta göndermesiydi. Birisi bunu bana iletti. Komutanımıza bir mektup yazdım ve tüm tercümanlar imzaladı. Albay, tüm çevirmenlerden özür dilemek zorunda kaldı (ki hepsi de Amerikalıydı) ve İslam ve Arap kültürü hakkında bilgi edinmek için bizimle zaman geçirmek zorunda kaldı… O akşam meslektaşımın tabbule’sini yedikten sonra piknik masasının üzerinde oryantal dansla sona erdi.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English