Bizi Takip Edin

Diplomasi

Mısır “tampon bölge” seçeneğini değerlendiriyor

Yayınlanma

İsrail ordusu Gazze’nin güneyine doğru ilerlemeye devam ederken, halka yüz binlerce Gazzelinin daha önce kuzeydeki hava saldırılarından korunmak için sığındığı Han Yunus kent merkezini terk etmelerini emrediyor. Birleşmiş Milletler yetkilileri, İsrail saldırısı ve tahliye emirlerinin 2,3 milyonluk nüfusun yüzde 85’ini güneye itmesi nedeniyle Refah’ın bunaldığı konusunda uyarıyor. Sınır kasabası Filistinlilerin kaçabilecekleri en uzak nokta, ancak Mısır sınırı kapalı ve gidecekleri başka bir yer yok.

Mısır, 2008’de İsrail yine Gazze’ye saldırdığında binlerce Filistinlinin Sina’ya kaçmasına göz yummuştu. Her ne kadar 7 Ekim’den beri kitlesel göçe müsaade etmeyeceğini duyursa da aynı senaryo karşısında Mısır’ın başka seçeneği kalmayabilir. Bu gerçek karşısında Mısır ordusunun tüm seçenekleri araştırdığı kaydediliyor.

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makaleye göre o seçeneklerden biri, Gazze’nin güneyinde bölge sakinlerinin İsrail saldırılarına karşı korunacağı bir tampon bölge oluşturulması:

***

Gazze’de mülteci akını gerçek bir olasılık haline gelirken Mısır seçeneklerini değerlendiriyor

AMR EMAM

Yüz binlerce kişi şu anda Mısır sınırından sadece birkaç kilometre uzaklıktaki küçük bir alana sıkışmış durumda.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik aralıksız bombardımanı sadece yerinden edilmiş Filistinliler için değil, güvenlik, gıda, su ve tıbbi bakım eksikliği nedeniyle Sina’ya kitlesel bir mülteci akınından korkan Mısır için de bir kâbus haline geldi.

İsrail saldırılarının başlangıcından bu yana Gazze’deki Filistinlilere güneye gitmeleri yönünde uyarılarda bulundu. Pek çok Filistinli bu çağrıya kulak verdi, ancak güneyde de bombalandılar. Ancak İsrail askerî harekâtını sürdürdükçe Filistinlileri daha da güneye itmeye devam ediyor.

Kuzey ve orta Gazze’yi moloz yığınına çeviren İsrail savaş uçakları şimdi de dikkatlerini güneye çevirerek Filistinlilerin savaşın ilk gününden bu yana söylediklerini doğruladı: “Gazze’de güvenli bir yer yok.”

Yüz binlerce kişi şu anda Mısır sınırından sadece birkaç kilometre uzaklıktaki küçük bir alana sıkışmış durumda. Gazze’deki vahim durum her geçen gün daha da kötüleşirken Mısır’ın en kötü kabusunun gerçekleşmesine günler olmasa da muhtemelen haftalar kaldı.

Mısır, yaklaşık iki ay önce İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonunun başlamasından bu yana bu senaryoya karşı uyarılarda bulunuyordu. Ancak şimdi bu yalın ve mevcut gerçekle doğrudan yüzleşiyor gibi.

İsrail’in hedefi Refah sınır kapısı mı?

Zor sınav

Gazze sakinlerinin Sina ve Gazze arasındaki ortak sınır üzerinden Mısır’a kitlesel göçü, Filistin topraklarıyla sınır paylaşan Mısır’ın kuzeydoğu topraklarında sınırlı bir varlığa sahip olan Mısır ordusu için zorlu bir sınav olacak.

Mısır ve İsrail arasında 1979’da imzalanan barış anlaşması Mısır’ın Sina’daki -özellikle de kuzey kesimindeki- asker varlığını asgari düzeyde tutuyor.

Gazze sakinlerinin Sina’ya akınını püskürtmek için gerekli askeri güce sahip olsa bile Mısır ordusu bunu yapmakta isteksiz davranacaktır.

İsrail’in Gazze’ye yönelik mevcut saldırısına son vermek için elindeki tüm imkânları kullanan Mısır, İsrail’in son iki aydır yaşattığı dehşetten kaçan yüz binlerce Filistinliye karşı güç kullanan bir Arap ülkesi olarak görülmek istemiyor.

İsrail’in 2008’de Gazze’ye açtığı savaş sırasında binlerce Filistinli Mısır ile Gazze arasındaki güvenlik duvarının bazı bölümlerini yıktıktan sonra Sina’ya girmeye çalıştığında Mısır güçleri onları durdurmadı. Bu kez de durdurmaları pek olası değil.

Yerel düşünce kuruluşu Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde araştırmacı olan Emad Gad Majalla’ya yaptığı açıklamada, “Gazze sakinlerinin fiili göçü gerçekleştiğinde Mısır bunu durduramaz” dedi: “Mısır korkunç bir durumdan kaçan Filistinlileri öldüren bir güç olarak görülmeyecektir.”

Gad, Mısır’ın bu göçün gerçekleşmesini önlemek için kararlı bir şekilde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Mısır şimdiye kadar iki yönlü bir politika izledi ve önemli ölçüde başarı elde etti.

Kahire, Filistin bölgesiyle ortak sınırdaki Refah geçiş noktasından Gazze’ye insani yardım girmesi için baskı yapıyor. Şimdiye kadar gıda, su ve tıbbi malzeme taşıyan yüzlerce kamyonu içeri sokmayı başardı.

Kasım ayı sonunda Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda sağlanan bir haftalık ateşkes sayesinde İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim’de çatışmaların başlamasından bu yana ilk kez kıyı bölgesine yakıt girişi oldu.

Mısır da Gazze sakinlerinin yerlerinden edilmesini reddettiğini Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi aracılığıyla net bir şekilde ortaya koydu ve Avrupalı liderlerle yaptığı basın toplantılarında Filistinlilerin topraklarından atılmasına yönelik herhangi bir planı reddettiğini ve bunun Filistin davasına yıkıcı bir darbe vuracağını birçok kez tekrarladı.

“Mısır bu tasfiyenin kendi zararına olmasına izin vermeyecektir” dedi.

İsrail’in Refah’a sürdüğü Filistinliler hayata tutunmaya çalışıyor

Güçlü dava

Mısır’ın Gazze’deki 2 milyon 300 bin Filistinli nüfusun yeniden yerleştirilmesini reddetmek için iyi bir nedeni var. Filistinlilerin devlet kurma haklarının sadık bir destekçisi olan Mısır, böyle bir hamlenin İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da da aynı stratejiyi izlemeye ve orada yaşayan Filistinlileri Ürdün’e sürmeye teşvik edecek bir emsal oluşturacağına ve böylece Filistin-İsrail çatışmasına nihai bir çözüm getireceğine inanıyor.

Es-Sisi 18 Ekim’de Kahire’de Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile düzenlediği basın toplantısında “Bu, bir halkın var olacağı ama kendi devletlerini kurabilecekleri bir toprağın olmayacağı anlamına gelecektir” dedi.

Mısır’ın Gazze sakinlerinin Sina’ya yerleştirilmesini reddetmek için meşru güvenlik gerekçeleri de var ve böyle bir hareketin İsrail ile olan barış anlaşmasını tehlikeye atacağı uyarısında bulunuyor.

Sisi aynı basın toplantısında Filistinlilerin Sina’ya yerleştikten sonra Sina’yı İsrail’e karşı saldırılar düzenlemek için kullanabileceklerini söyledi.

8 Kasım’da Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şükri de Filistinlilerin topraklarından zorla çıkarılmasının intikam ve radikalizmi körükleyeceği, bunun da sadece İsrail’e karşı saldırılar düzenlemekle kalmayıp aynı zamanda Sina’ya yakın olan ve uluslararası ticaret için hayati bir deniz geçidi konumundaki Süveyş Kanalı’nın güvenliğini de tehdit edebilecek terörist grupların ortaya çıkmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Bu yıl Mısır, İslam Devleti’nin (IŞİD) bir kolunu yenilgiye uğrattığı 60 bin kilometrekarelik Sina’yı terörden arındırdığını ilan etti.

Çaresiz değil

Mısır şimdiye kadar siyasi ve diplomatik kartlarını kullanarak İsrail ve uluslararası destekçileri üzerinde baskı kuruyor ve Filistinlileri sürmesini engelliyor.

Şükri, etkili Amerikan kurumları ve düşünce kuruluşlarında bu olasılığa karşı lobi yapmak ve Amerikan medyasına bu senaryonun Mısır, bölge ve dünya için içerdiği tehlikeler hakkında konuşmak üzere Washington’u ziyaret etti. Sisi aynı zamanda ziyarete gelen her yabancı yetkiliyle aynı konuyu gündeme getirmeye devam ediyor.

Mısırlı lider, bu yer değiştirmenin Mısır ve bölge için yaratacağı olumsuz etkileri açıklığa kavuşturmayı başararak bu yetkililer arasında bir fikir birliği yaratmış gibi görünüyor.

Bu bağlamda gözlemciler Mısır’ın çabalarının sonuç verdiğini ve bazı etkili dünya liderlerini bu senaryonun tehlikeleri konusunda ikna ettiğini düşünüyor.

Kahire Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Akram Badr Eddine, Majalla’ya yaptığı açıklamada “İsrail’i destekleyen liderler Gazze’deki Filistinlilerin kendi topraklarının dışına taşınmasına karşı olduklarını ifade etmeye başladılar” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden geçen haftalarda birkaç kez bu yer değiştirmeye karşı konuştu.

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris de 2 Aralık’ta COP28’e katıldıkları Dubai’de Sisi’ye ABD’nin Filistinlilerin yerlerinden edilmesine izin vermeyeceğini söyledi.

Bununla birlikte, 4 Aralık’ta Mısır’ın Gazze’ye ilişkin söyleminde önemli bir değişiklik oldu. Mısır Savunma Bakanı Muhammed Zeki, Filistin topraklarında devam eden savaş hakkında ilk kez konuştu.

Filistin cephesinde ‘hesapsız bir tırmanış’ olarak tanımladığı bu durumun Filistin davasını ortadan kaldırma tehdidi oluşturduğunu söyledi.

Arap ülkelerinin en önemli savunma fuarı olan Mısır Savunma Fuarı’nın açılışında yaptığı konuşmada “Bugünün dünyasında zayıflara yer yok” dedi.

Bazı gözlemciler Zeki’nin yorumlarını askeri kurumun kendi seçeneklerini araştırdığının bir işareti olarak görüyor. Bu durum, Gazze’nin güneyinde bölge sakinlerinin İsrail saldırılarına karşı korunacağı bir tampon bölge oluşturulması için Mısır’ın Filistin topraklarında askerî harekâta girişmesi çağrılarının arttığı bir döneme denk geliyor.

Elbette bu durum, iki ülkenin 1979’da barış imzalamasından bu yana Mısır’ı ilk kez askeri olarak İsrail’le karşı karşıya getirebilir ve Mısır Cumhurbaşkanı’nın geçen haftalarda defalarca uyardığı gibi barışın çökmesine yol açabilir.

Diplomasi

NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.

NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.

Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.

Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.

Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.

Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.

Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.

Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.

Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor

Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.

The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.

Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.

Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.

Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.

AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.

Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.

Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English