Avrupa
Max Otte: Alman ekonomisinde bir gerileme değil, çöküş yaşanıyor

Mali krizlere dair doğru tahminleriyle tanınan Profesör Max Otte, Alman ekonomisinin bir gerileme değil, çöküş yaşadığını belirtti. Vedomosti’ye konuşan Otte, Almanya’nın sistematik olarak sanayisizleştirildiğini, egemenliğini yitirdiğini ve ABD’nin çıkarlarına hizmet eden politikalar izlediğini vurgulayarak, Rus gazına ve nükleer enerjiye dönüş olmadan toparlanmanın on yıllar alacağını ifade etti.
2008 mali krizini doğru tahmin etmesiyle ünlenen profesör, politikacı ve finans üzerine çok satan kitapların yazarı Max Otte, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu öncesinde Vedomosti‘ye verdiği mülakatta, Alman ekonomisinin mevcut durumunu “çöküş” olarak nitelendirdi.
Otte, Almanya’nın ekonomik ve siyasi bağımsızlığını kaybettiğini ve sistematik bir sanayisizleşmeyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
‘Almanya artık egemen değil’
Otte, Alman-Rus ilişkilerinin geleceğine dair karamsar bir tablo çizerek, “Ne yazık ki şu anda ilişkilerin iyileşmesine dair pek umut görmüyorum,” dedi.
2019’da Çin ve Batı blokları arasında yeni bir soğuk savaş öngördüğünü hatırlatan Otte, “Egemen Rusya bu iki blok arasında yer alıyor. Şu anda Çin bloğuna daha yakın olsa da kesinlikle bağımsız, egemen bir rota izliyor. Almanya ve mevcut yönetici elitleri ise ABD’ye sıkı sıkıya bağlı durumda,” ifadelerini kullandı.
Donald Trump’ın durumu ve Rus-Amerikan ilişkilerini iyileştirebileceğine dair küçük umutlar olduğunu, ancak Almanya’nın Amerikan yörüngesinde sıkışıp kaldığı ve Brüksel ile ABD politikalarının bağlantılı olduğu sürece bunun Almanya için olumlu bir gelişme getirmeyeceğini belirtti.
Transatlantik politikanın Almanya için dezavantajlarına dikkat çeken Otte, şunları söyledi:
“Ne ekonomik, ne güvenlik politikası ne de iç politika açısından bağımsız değiliz. Aslında hiçbir açıdan artık egemen değiliz. Şu anda Amerika’dan gerilimi azaltma sinyalleri gelse de bazı AB devlet ve hükümet başkanları gerilimi tırmandırma, savaş rotasını sürdürme kararı aldı. Kendi vatandaşlarımızın çıkarlarına göre hareket etmeyip yabancı çıkarlara hizmet eden politikalar yürütmeye devam edersek bu, Almanya için çok ama çok dezavantajlı olacaktır. Maalesef bu, 1871’e kadar Almanya’nın kaderiydi ve şimdi yeniden —en geç 2022’den beri, aslında daha da öncesinden beri— egemen değiliz. Tıpkı 1800’de, kısmen 1850’de olduğu gibi yeniden yabancı devletlerin çıkarlarına hizmet eden politikalar yürütüyoruz. Kendi çıkarlarımıza yönelik bir politikaya nasıl dönebileceğimizi şu an için göremiyorum.”
‘Alman ekonomisine karşı savaş uzun süredir devam ediyor’
ABD’nin oluşturduğu tehditlere de değinen Otte, “Alman ekonomisine karşı savaş uzun süredir devam ediyor. Almanya planlı ve sistematik bir şekilde sanayisizleştiriliyor. Bu, Donald Trump ile başlamadı. Şirketlerin ABD’ye taşınması çağrısı Joe Biden döneminde, oldukça açık ve agresif bir şekilde başladı,” dedi.
2011’deki dizel skandalını örnek gösteren Otte, bunun bir skandal olarak pazarlandığını ancak aslında Alman otomotiv endüstrisi ve diğer sektörlere karşı bir ekonomi politikası tedbiri olduğunu savundu. Otte, “Amerika her zaman kendi çıkarlarını gözetir, sadece Trump bunu daha agresif bir şekilde yapıyor. Bazen çok, çok agresif bir şekilde. Örneğin, Grönland’ı satın almak istediğini ve Kanada’nın da ABD’ye katılması gerektiğini söylediğinde olduğu gibi. Önceki yönetimlerde bu daha gizli, işbirliği kisvesi altında yapılıyordu ama elbette Amerika her zaman Amerika’yı ilk sıraya koydu,” diye ekledi.
‘Alman iktisadi modeli tehlikede’
Alman ekonomik modelinin geleceği hakkında ciddi endişelerini dile getiren Otte, ABD’nin uzun zamandır stratejik endüstrilerin kontrol altında olması gerektiğini söylediğini ve bunun doğru olduğunu belirtti.
Ancak Almanya’da endüstrilerin birbiri ardına yok olduğunu ifade eden Otte, “Kaynak işletmeleri yabancılara satıldı, bilgisayar endüstrisi 1970-80’lerde kaybedildi. Uzun vadeli bir sanayisizleşme, yoksullaşma ve Alman modelinin yıkımını gözlemliyoruz,” yorumunu yaptı.
Friedrich Merz’in kısa süre önce Alman modelinin tükendiğini söylediğini ve ardından “Askerlere, askerlere, askerlere ihtiyacımız var,” diye eklediğini hatırlatan Otte, bunun nasıl bir bağlantısı olduğunun belirsiz olduğunu ancak modelin gerçekten tehlikede olduğunu vurguladı.
Bilim ve teknolojide geri kaldıklarını belirten Otte, “Almanya’daki durum kasvetli görünüyor. En sevdiğim ekonomist Friedrich List, bir ülkenin zenginliğinin üretici güçler sistemi tarafından yaratıldığına inanıyordu. Bizim modelimiz ise her zaman eğitimli, çalışkan bir ulusa ve inovasyona dayanıyordu, çünkü az kaynağımız var. Ve tüm bunlar şimdi tehlikede,” şeklinde konuştu.
‘Durgunluk değil, çöküş’
Almanya’daki mevcut ekonomik durumu değerlendiren Otte, “Durgunluk normal bir döngüsel olgudur. Ancak şu anda bir gerileme değil, bir çöküş görüyoruz. Otomotiv sektörünü, kimya sanayisini tasfiye ediyoruz, alternatifimiz olmadan güvenilir enerji kaynaklarından vazgeçiyoruz. Şu anda her şeyi durdursak bile zarar zaten verildi. Bu, sıradan bir durgunluktan daha fazlası; bu yapısal bir kriz,” dedi.
Bu krizden çıkmak için Rus gazını yeniden satın almak, iş hukukunu reforme etmek, gaz ve nükleer santralleri yeniden devreye almak gerektiğini savunan Otte, “Sivil nükleer enerjide liderdik. Her şey doğru yapılırsa toparlanmak 20-30 yıl sürer. Ama korkarım her şey yanlış yapılacak,” öngörüsünde bulundu.
Rus gazı tedarikinin yeniden başlaması olasılığına değinen Otte, “Böyle bir olasılık var. Ancak Amerikalıların inşa etmedikleri bir altyapıdan para kazanma riski bulunuyor. Bu neredeyse sömürgeci bir yaklaşım. Eğer Rusya ve ABD başkanları anlaşırsa, gaz tekrar akabilir. Bu yine de durdurulmuş bir boru hattından daha iyidir. Ancak bu, bir süper gücün müdahale ettiği bir Rus-Alman projesiydi – bu endişe verici bir sinyal. Yine de hiç gaz olmamasından iyidir,” dedi.
‘Yeşil ekonomi gerçekçi değil’
“Yeşil ekonomi” kavramını da eleştiren Otte, ekonominin “yeşilleştiğini” görmediğini belirtti.
Ottte, “‘Yeşil’ ne anlama geliyor? Bu kavram Almanya’da 18. yüzyılda ortaya çıktı. Aslında şu anda ‘yeşil’ olan şey bürokrasi ve sertifikalardan ibaret. Gerçekten ekolojik üretim, yerel düzeyde, küçük ve orta ölçekli işletmelerde yapılandır. Gazdan, petrolden, nükleer enerjiden vazgeçmek çıkmaz bir yoldur. Yenilenebilir kaynaklar temel yükü karşılamıyor: Rüzgar türbinleri ülkeyi çoktan kapladı, güneş ise yetersiz. Gaza, petrole ve nükleer enerjiye ihtiyacımız var. Geri dönüş olmadan ilerlemek mümkün değil,” diyerek sözlerini tamamladı.
Avrupa
Euroclear dondurulan Rus varlıklarından 3,6 milyar euro gelir sağladı

Belçikalı menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, dondurulan Rus varlıklarından 2026’nın ilk dokuz ayında 3,6 milyar euro faiz geliri elde etti. Faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle geçen yıla göre yüzde 6 gerileyen bu gelirlerden kesilen 2,4 milyar euroluk olağanüstü katkı payı Ukrayna’ya destek mekanizmasına aktarılıyor.
Belçika merkezli merkezi menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, dondurulan Rus varlıklarından Ocak-Eylül 2026 döneminde 3,6 milyar euro faiz geliri elde ettiğini açıkladı.
Şirketin yayımladığı finansal rapora göre bu tutar, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6 azaldı. Moskova yönetimi ise hem dondurulan varlıkların hem de bu varlıklardan doğan faiz gelirlerinin iadesini talep ediyor.
Euroclear raporunda, faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle gelirlerin geçen yıla göre yüzde 6 gerilediği belirtildi. Şirket ayrıca şu değerlendirmeyi paylaştı:
“Gelecekteki faiz gelirleri, faiz oranlarının seyrine paralel olarak değişmeye devam edecek.”
Verilere göre kuruluş, eylül ayı itibarıyla 2,4 milyar euro olağanüstü gelir (windfall contribution) kaydetti.
Söz konusu varlıkların getirileri üzerinden hesaplanan bu olağanüstü katkı payı, Avrupa’nın Ukrayna’yı destekleme mekanizması kapsamında aktarılıyor.
Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve karşı tedbirler ise şirketin 27 milyon euro gelir kaybına uğramasına ve 233 milyon euro doğrudan maliyetle karşılaşmasına yol açtı.
Bu tutarın 162 milyon euroluk kısmını Rus mahkemelerinde açılan davalara ilişkin ayrılan karşılıklar oluşturdu.
Euroclear verilerine göre, Eylül 2026 sonu itibarıyla şirketin bilançosunda toplam 244 milyar euro değerinde varlık yer alıyor. Bunun 204 milyar euroluk kısmı dondurulmuş Rus varlıklarından oluşuyor.
Kuruluşun dondurulan Rus varlıklarından elde ettiği faiz geliri, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 26 düşüşle 5 milyar euro seviyesinde gerçekleşmişti.
Euroclear, o dönemdeki gerilemeyi de faiz oranlarının düşmesine bağlamıştı.
Şirket, 2025 yılı genelinde olağanüstü gelirlerden kesilen katkı payı olarak toplam 3,3 milyar euro karşılık ayırdı.
Bu meblağın 1,6 milyar euroluk dilimini Temmuz 2025’te Avrupa Komisyonu’na devreden kuruluş, yaklaşık 1,4 milyar euroluk kısmını ise 2026’nın başında ödemeyi planlıyordu.
Tüm bu kaynaklar Ukrayna’ya destek amacıyla yönlendiriliyor.
2025 döneminde Rusya yaptırımları ve karşı önlemler, Euroclear’ın 34 milyon euro faaliyet geliri kaybetmesine ve 113 milyon euro doğrudan gider yazmasına neden oldu.
Buna ek olarak şirket, Rusya bağlantılı riskleri gözeterek 342 milyon euro karşılık ayırdı ve toplam doğrudan faaliyet giderleri 455 milyon euroya ulaştı.
Aralık 2025 sonu itibarıyla Euroclear Bank bilançosunda bloke edilmiş 222 milyar euro tutarında varlık yer alıyordu. Bu meblağın 195 milyar euroluk bölümü yaptırım kapsamındaki Rus varlıklarına aitti.
Rusya Merkez Bankası ile yargı süreci
Avrupa Birliği, Aralık 2025’te 210 milyar euro tutarındaki Rus varlığını süresiz olarak dondurma kararı aldı.
Bu adımın üzerine Rusya Merkez Bankası, ülkenin uluslararası rezervlerinin bloke edilmesinden doğan zararın tazmini talebiyle Euroclear’a dava açtı.
Moskova’daki mahkeme, Mayıs 2026’da verdiği kararla Rusya Merkez Bankası’nın Belçikalı kuruluşa açtığı davayı tamamen haklı buldu ve 18,17 trilyon ruble (yaklaşık 200 milyar euro) tutarındaki zararın tahsil edilmesine hükmetti.
Avrupa
Beretta CEO’su: AB fonlarını AB silahları satın almak için kullanın

Beretta CEO’su Carlo Ferlito, AB tarafından finanse edilen savunma kredilerinde ateşli silahlar için %100 Avrupa tercihinin uygulanması çağrısında bulundu.
Venedik merkezli silah üreticisinin yöneticisi, Avrupalı üreticilerin Amerikan tedarikçilere bağımlı kalmadan talebi karşılayabileceklerini savundu.
Ferlito’nun bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu’nun ilk turdan sonra tahsis edilmemiş 21 milyar avrodan fazla SAFE kredisi için ek alıcılar bulmak üzere koşturduğu bir dönemde geldi.
Ferlito, Avrupa’ya öncelik verme şartlarının sektöre göre değişmesi gerektiğini savunuyor.
Ona göre Avrupa, talebi karşılayabildiği alanlarda kendi üreticilerine öncelik verirken, yetkinlik eksikliği olduğu alanlarda daha fazla esneklik sağlamalı.
Avrupa Savunma ve Güvenlik Konferansı’nın kenarında Rapporteur’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti ve Belçika, dünyanın önde gelen ateşli silah üreticilerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Avrupalı vergi mükelleflerinin parasını bu ürünleri ABD’den satın almak için kullanmak tamamen anlaşılmaz ve haklı gösterilemez.”
Geçen Nisan ayında Beretta, AB’nin SAFE savunma kredisi programı kapsamında Romanya için tüfek, tabanca ve el bombası fırlatıcıları üretmeyi önermiş ve şeffaf, rekabetçi bir seçim süreci çağrısında bulunmuştu.
Romanya ise daha sonra, SAFE fonlu piyade silahları programı için ABD kontrolündeki SIG Sauer ile bir anlaşma yolunda ilerlemişti.
Ferlito ayrıca, Avrupa’nın silahlı kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yetenekleri geliştirmeden önce standartlaştırma peşinde koşarak askeri inovasyonu yavaşlatma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti:
“Önce yetenek, sonra standartlaştırma. Herkes için tek bir ortak çözüm belirlemeye çalışarak başlarsak, standartlar üzerinde anlaşmak için on yılımızı harcarız. Şu an hız gerektiren bir dönem.”
Ferlito, NATO’nun belirlemiş olduğu kalibre sınırlarının ötesine geçmesine rağmen, delme gücü ve öldürücülüğü artırmak amacıyla ABD ordusunun yeni bir 6,8 mm mühimmat sistemine geçişini örnek gösterdi.
“Mevcut mühimmatın sağlayamadığı bir yeteneğe ihtiyaçları olduğu için bu adımı attılar,” diyen Ferlito, Avrupa’nın önce operasyonel eksiklikleri gidermesi ve ardından çözümleri standartlaştırması gerektiğini savundu.
Ferlito’ya göre bu, birlikte çalışabilirlikten vazgeçmek anlamına gelmiyor. Fakat silahlı kuvvetlerin daha etkili teknolojileri hızla benimsemesini engelleyen bir süreçten kaçınmak anlamına geliyor.
Beretta CEO’su, robotlar ve otonom sistemlerin askerlere giderek daha fazla destek sağlayabileceğini ama askerlerin askeri operasyonlar ve sivil nüfusa yardım etme gibi görevler açısından vazgeçilmez olmaya devam edeceğini savundu.
Ferlito, “Ne kısa ne de uzun vadede askerlerin savaş alanından kaybolacağını düşünmüyorum,” dedi.
Bu ilke, Beretta’nın insansız hava araçlarına (İHA) yaklaşımını da şekillendiriyor. Grup, öncelikle İHA geliştirmeye odaklanmak yerine, hava hedeflerini vurmak için tasarlanmış özel mühimmat da dahil olmak üzere, askerleri İHA’lara karşı korumak için çeşitli yöntemler üzerinde çalışıyor.
Şirket ayrıca bir insansız hava aracı üreticisiyle ortaklık kurarak, askeri eğitim için ucuz ve onarılabilir hedef insansız hava araçları geliştiriyor.
Böylece birlikler, sürekli yeni ekipman satın almak zorunda kalmadan hareket halindeki hava tehditlerine müdahale etme tatbikatları yapabiliyor.
Ferlito, “İnsansız hava aracının bulunduğu yere değil, bulunacağı yere ateş edersiniz,” diyerek, yörüngeleri öngörülemeyen hızlı hareket eden hedeflere eğitimi uyarlama ihtiyacını vurguladı.
Son olarak Ferlito, Ukrayna’daki savaşın Avrupa’nın gelecekteki savunma duruşunun tamamını belirlemesine izin verilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu:
“Ukrayna, Avrupa’nın savunmasını şekillendiriyor fakat bir sonraki savaşın mutlaka Ukrayna’daki gibi olması gerekmez.”
Ferlito, gelecekteki tehditlerin niteliğinin belirsizliğini koruduğu için “hiçbir alandan vazgeçemeyeceklerini” vurgulayarak, Avrupa’nın kara, hava, deniz, uzay, siber ve sualtı alanlarında yeteneklerini sürdürmesi çağrısında bulundu.
Ona göre Avrupa, yalnızca Ukrayna’da etkili olduğu kanıtlanan teknolojilere odaklanmak yerine, farklı operasyonel ortamlara uyarlanabilen ve bu ortamlarda kullanılabilen çözümler geliştirmeli.
Ferlito, asıl zorluğun, savaşın Avrupa’nın askeri hazırlık düzeyinin sınırlarını belirlemesine izin vermeden bu savaştan ders çıkarmak olduğunu savundu.
Avrupa
Avrupa başkentleri Moskova ile kimin konuşacağı konusunda bölündü

Financial Times gazetesinin haberine göre Avrupa ülkeleri, Ukrayna müzakerelerinde ABD ve Rusya’nın kendi güvenliklerini ilgilendiren kararları AB olmadan alabileceği endişesiyle Vladimir Putin ile nasıl temas kurulacağını tartışıyor.
Financial Times’ın (FT) diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, Avrupa ülkeleri Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek amacıyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki görüş ayrılıkları yüzünden bir “ikilem” yaşıyor.
Avrupa başkentlerindeki kaygılar, Rusya, ABD ve Ukrayna’nın Abu Dabi’de yürüteceği üçlü müzakereler öncesinde arttı.
Gazetenin vurguladığı üzere Avrupa’da, Washington ile Moskova’nın НАТО’ya kısıtlamalar getirilmesiyle sonuçlanabilecek Rusya’ya güvenlik garantileri meselesi dahil, Avrupa Birliği’nin (AB) güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda AB’nin katılımı olmadan anlaşabileceği endişesi hakim.
FT’ye konuşan kaynaklara göre yaptırımlar, 200 milyar avrodan fazla dondurulmuş Rus varlığı ve Ukrayna’nın AB’ye üyelik perspektifi gibi kozlara rağmen Avrupa hükümetleri şimdilik müzakerelerin dışında kalıyor.
Bu kaygı, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ile Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’yi, öncesinde Avrupa Birliği’nin desteğini almadan Putin ile telefon görüşmesi yapmaya yöneltti.
İki liderin girişimi Danimarka, İtalya ve Litvanya dahil bir dizi Avrupa ülkesinin eleştirilerine yol açtı.
Rusya Devlet Başkanı ile temas kurmanın gerekliliğini açıklayan Støre, “[Putin’in] fikrini değiştireceğini sanmıyorum ama bizim tutumumuzu çok net duyacak. Amerikalılar onunla konuşurken bu sinyallerin bazılarının kendisine ulaşmamasından endişe duyuyorum” dedi.
Buna karşılık Litvanya Dışişleri Bakanı Kęstutis Budrys, Rusya ile kurulacak her türlü temasın ortak bir Avrupa tutumuna, gerçek kozlara ve somut bir talep listesine dayanması gerektiğini söyledi.
Budrys, “Putin ile tek başına ve net bir gündem olmadan temas kurmak Avrupa’ya hiçbir zaman fayda sağlamadı. Bir kez bile” diye vurguladı.
Kıtayı kimin temsil edeceği konusunda da çatlak var
FT’ye konuşan dört Avrupalı diplomat, ABD ve Ukrayna’nın müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu gördüğünü anlattı.
Ancak gazetenin belirttiğine göre küçük devletler kendi çıkarlarının gözetilmeyeceğinden endişe ettiği için bu seçenek Avrupa içinde anlaşmazlık yaratıyor.
Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını daha önce The Guardian da yazmıştı.
Gazete bu tabloyu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurmanın gerekliliği konusunda değil, kendi adlarına kimin konuşması gerektiği üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Politico’nun ocak ayındaki haberine göre AB ülkeleri, Ukrayna konusunda Moskova ile müzakereler için özel bir temsilci atanmasını tartışıyor.
Bu girişime Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni destek verdi.
Daha sonra ekim ayında The Telegraph, Avrupalı müzakereci rolü için beş olası adayın adını sıraladı: Meloni, Stubb, Støre, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen.
Kremlin ise barışçıl çözüme odaklıysa Avrupa Birliği’nden bir müzakereci atanmasını Moskova’nın destekleyeceğini açıkladı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov ise yalnızca Rusya, Ukrayna ve ABD temsilcilerinin katılacağı üçlü müzakerelerin yeniden başlatılması konusunda mutabakat sağlandığını, Avrupa’nın bu görüşmelerde yer almasının öngörülmediğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha önce Moskova’nın Avrupa ülkeleriyle teması reddetmediğini söylemişti.
Putin, tercih ettiği Avrupalı müzakereci olarak eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in adını vermişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi5 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi7 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı







